|
ÇAĞIMIZIN SOSYAL MÜCADELELER ÖĞRETİSİNİN YARATICISI
PARTİ GENEL BAŞKANIMIZ, ULUSAL ÖNDERİMİZ BAŞKAN APO'YA!
1971 Ağrı doğumluyum. Parti içinde Leyla ve Serhıldan
kod isimlerini kullandım. Geçmişte Kürt feodalitesi
içinde belli bir yeri olan, ancak TC tarihi boyunca ne
tam anlamda rejimle buluşan, ne de Kürt kimliğini
korumaya dönük ciddi bir öncülük yaratan, giderek sistem
içinde eriyen, maddi olduğu kadar, manevi olarak da
zayıf düşen bir ailenin çocuğuyum. Ailem, belli bir
bölge insanları içinde dini vasıfları nedeniyle ve
şeyhlik kurumuna dayanarak moral merkez rolünü oynamışsa
da, günümüzde toplumsal bir iddiaya sahip olmayan,
vasatlaşan bir ailedir. Bu aile içinde yetişen altı
çocuktan biriyim. Ailemde belli bir yurtseverliğin
olması, medrese eğitiminin aile içindeki uzantıları,
aile içinde büyük amcamın bana Leyla Qasım diye hitap
edişi, '70'li yılların belleğimde sınırlı kalan, ancak
derin izleri beni mücadeleyle, '90'lı yılların
kitleselliğiyle buluşturdu.
Küçüklüğümden bugüne kadar ailemin şahsında şahit
olduğum Kürt gerçekliğinin tüm çatışmalarını,
çelişkilerini yaşadım. Son olarak Kemalizm'in eğitim
kurumlarında gördüğüm eğitim ile bu daha da boyutlandı.
Özellikle de üniversitede emperyalist kültür ve onun
kadına sunduğu seçeneklerin üzerimdeki etkileri sonucu,
çocukluk hayallerime karşıt yaşam arayışının içine
girdim. Kendimi doğru temellerde örgütlemediğim,
Önderlik kavrayış düzeyimi zamana ve mekana
uyarlamadığım için kişiliğimdeki gerilikleri aşamadım.
Aynı zamanda toplumda, mücadele saflarında köleliğe
karşı büyük öfkeme, inadıma rağmen, erkek egemen
toplumun dayatmalarına karşı güçlü bir duruşu
sergileyemedim. İsyan adına attığım her adımda
bağımlılık duruşuna yol açtım. Bir anlamda bu toplumla
bütünleşen ve onun üreticisi olan bir konuma geldim.
1988'de üniversitede mücadeleyle tanıştım. Bu on yıllık
mücadele yürüyüşümde yukarıda özetlemeye çalıştığım
kişilik duruşumun tüm ayrıntıları söz konusudur. Geriye
dönüp baktığımda bir Kürt kızı olarak, özgürleşme yoluna
giren her Kürt insanının ve kadınının, hatta her insanın
yaşayabileceği bir çok beşeri zaafı, kişilik
sorunlarını, siyasal ve örgütsel eksiklikleri yaşamış
olduğumu görüyorum. Fakat asla yerinde saymadım. Başkan
APO ve O'nun önderliğinde gelişen özgürlük öğretisi,
beni hep ayakta tutan bir güç kaynağı oldu. Gelinen
noktada kişiliğimde Kürt toplumunun ve yine Kürt egemen
sınıflarının tüm çelişkilerinin bir kadın kişiliğinde
ulaşabileceği son noktaya geldiğini ve bunun aynı
zamanda aşma noktası olduğunu görüyorum. Mübalağasız,
kişiliğimde yaşanan çatışma düzeyinde bin yılların bir
çatışmasını hissediyor, duyumsuyorum. Bu, aynı zamanda
kendimi aştığım AN'ı ifade ediyor. Bunun tesadüf
olmadığını biliyorum. Bu durum Başkan APO şahsında Kürt
gerçekliği içinde verilen insanlaşma, sosyalleşme ve
özgürleşme mücadelesini, "Savaşta Zafer, Yaşamda
Özgürlük" aşamasına gelmesiyle yakından ilişkilidir.
Mücadelenin geldiği düzey, bunun alanımızda yürütülen
Partileşme çalışmalarında bulduğu ifade sonucu şu
gerçeği daha iyi kavrıyorum: Nasıl ki gökyüzünde iki
güneş yoksa ve olmayacaksa, bir insan için, özgürleşmek
isteyen bir kadın için, iki yaşam seçeneği, iki moral
merkez olamaz. Bu satırları yazdığım AN, kendimde
düşünsel, moral ve yaşamsal açıdan Başkan APO'yu tek
merkez haline getirdiğim, kendimdeki tüm iç engelleri
aştığım AN'dır.
Bu dönemin bir emridir. Bu dönem, mücadelenin geldiği bu
aşama, tükenmiş bir toplumun tüm öfkelerini, inadını,
sabrını ve acısını kendinde biriktiren, büyük intikam
savaşını, peygamberlerde dahi görülmemiş bir sabırla
yürüten Başkan APO'nun emeklerinin bir ürünüdür.
Gelinen aşamada düşman, büyük insanlık yürüyüşümüzü
durdurmak istemektedir. Türk Genel Kurmaylığı bir
süredir mücadelemize "Marjinalleştirme" adı altında
tasfiyeyi dayatmaktadır. Bu plan emperyalist merkezlerde
hazırlanmış, bölge gericiliğini yanına almış ve Türk
sömürgeciliği eliyle uygulanan, uygulanırken de iç
ihanete dayanan bir plandır. Kürt işbirlikçiliğini ve
onun mücadelemiz içindeki uzantılarını, kendisi için
sosyal zemin kabul eden bu planın özü, insanlığın beşiği
Mezopotamya'dan başlayan çağdaş insanlaşma yürüyüşünü
Kürdistan'da, hatta Kürdistan içinde de dağlarda, tek
tek şehirlerde, insan beyni ve yüreklerinde
sınırlandırma, daraltma, içten içe çürüterek düşürme
planıdır. Bu planın temel zemini köle Kürt gerçeği, onun
sosyalite düzeyidir. Düşman, Kürtler'i çağın Lut kavmi
haline getirmek, onları açlıkla, cinsellikle teslim
alarak tüketmek istemektedir. Bunun için ülkeyi
insansızlaştırmakta, gemilerle kendi merkezlerine
taşıdığı sürgün Kürtler'den, kendi Kürt gettolarını
oluşturmakta, bu gettolara topladığı Kürtler'in
kişiliğinde özgür yaşam seçeneğini boğmak istemektedir.
Köylerini yaktığı insanlarımızı metropol varoşlarında
çöplüklerden ekmek toplar hale getirerek, açlıkla
terbiye etmek istemekte, buralarda biriken gençleri
yaşam sınırlarında tüketmektedir.
Partimiz'in Zap'ta, Etruş'ta, Ninova'da yaşama geçirmeye
çalıştığı özgür yaşam seçeneğini tecrit ederek, imha
ederek Kürtler'e tek tercih olarak düşkün bir yaşamı
sunmaktadır. Emperyalist istihbarat birimlerinde
üretilen binbir planla özgürlüğün teminatı olan gerilla,
kitleden kopartılmak ... öncülüğü düşürmek için her
türlü politika ve imkan devreye sokulmakta, gerillayı
karşıtına dönüştürerek, özgürlüğü değil düşkünlüğü ...
getirme hesapları güdülmektedir. Ulusal iktidarlaşmanın
yolu işbirlikçi Kürt güçleri olan başta KDP ve onun
uzantılarıyla kapatılarak, kendi denetimlerinde bir Kürt
bölgesi yaratılarak, bölge halklarının kurtuluş umudu
olan çağdaş MED hareketi boğulmak istenmektedir. Güney
Kürdistan'da başlayan iktidarlaşma hamlemiz ile, Anadolu
dağlarında başlatılan kardeşleşme, halklarla,
kültürlerle buluşma, devrim ateşini yaygınlaştırma
hamlemiz kirli politikalarla boğulmaya çalışılmaktadır.
Düşmanın bu politikasının zindan ayağı,
rehabilitasyondur. Zindanda "Marjinalleştirme",
Mazlumlar'ın, Hayriler'in, Kemaller'in ve Dörtler'in
yaktığı yaşam ateşini söndürmek, tek tek bireylerin
beyninde ve yüreğinde duvarlar örerek dağların
doruklarında yanan mücadele ateşiyle buluşmasını
engellemek, Partimiz'in çözümleme silahını, düşmanın
ideolojik, kültürel kuşatmasını tersine çevirmek,
atomlarına dek çözerek düşkünleştirmektir. Zindanlarda
birikmiş olan onbinleri, kendi kendini içten içe tüketen
bir yapı haline getirerek, tüm moral değerlerimizden
kopartma ve kendi işbirlikçi seçeneklerini sosyal
dayanağı haline getirmektir.
"Marjinalleştirme" politikasının her alandaki değişmez
silahı, geleneksel kadın ve erkek egemen kişilik
yapılarıdır. Bu silah kaba cins eğilimlerinden, egemen
örgüt ve politika anlayışlarına dek her açıdan
kullanılan bir malzemedir. Sömürgecilik bitip tükenmek
üzereyken, tek dayanağı yarattığı insan tipi kalmıştır.
Başkan APO öncülüğünde yürütülen mücadelemiz, şehitler
ordumuz, bu politikayı erkenden fark etmiş,
çözümlenmesini gerçekleştirmiş ve yurtsever halkımıza
maletmiştir. MED TV ekranlarında yayınlanan Parti içi
tartışmalar, bu süreci halkımıza kavratmıştır. Bu
açıklık politikası güncel olarak düşmanı püskürttüğü
kadar, gelecek toplumun inşası açısından da önemli bir
dinamik olarak gündeme gelmiştir. Parti Önderliği'nin
anlık çabalarıyla bu süreç tersine çevrilmiştir.
Gerillanın Güney'de ve Anadolu dağlarındaki hamleleri
kadar emperyalizmin merkezlerinde yürütülen devrimci
diplomasi, Erzurum odaklı zindan direnişleri ve son
olarak 8 Mart ve 21 Mart kitlesel kutlamaları bunun
ispatıdır.
Mevcut durumda düşman politikalarında sonuca ulaşmak
için son bir hamle hazırlığındadır. Türk Genel
Kurmaylığı'nın son hareketliliği bunu ifade ediyor. Açık
ki yine kirli politikalarının merkezinde Başkan APO'yu
etkisiz kılma, sınırlandırma, O'nun politik çizgisini
O'na rağmen işlevsiz kılma vardır. Bu politikalarındaki
ısrarlarının nedeni, yine Parti içinde bir türlü özgür
yaşam seçeneğine, doğru bir merkezileşme ve kurumlaşmaya
gelmeyen erkek ve kadın kişiliklerine duyulan güven
vardır.
Ancak Kürt kadını Başkan APO'nun emrini almıştır.
Kendini düşmana, onun kirli emellerine alet etmeyeceğini
göstermiştir. Başkan APO'nun 8 Mart'ta tüm kadınlara
seslendiği konuşmasında ifade ettiği "kadın eksenli bir
kurtuluş ideolojisi"nin geliştirilmesi gerektiği,
böylesi bir öğretinin savaş sorunlarından kalıcı bir
barışa özgür insana kadar bir çok soruna çözüm olacağı
temelindeki açıklamalarını Kürt kadını kavramıştır. 8
Mart'la başlayıp 21 Mart'ta doruğa çıkan eylemli
yürüyüşünde bunu ispatlamıştır.
Başkanım!
Bu temelde beynimi, yüreğimi ve bedenimi 8 Mart'tan 21
Mart'a ulaşan ateşten bir köprü yapmak istiyorum. Çağdaş
Kawa Mazlum Doğan'ın ve diğer tüm şehitlerimizin iyi bir
öğrencisi olabilmek için Zekiye gibi yanmak, Rahşan gibi
Newrozlaşmak istiyorum. Diğer Newrozlaşan Berivan,
Ronahi, Mirza Mehmet ve Eser yoldaşların izinde
kararlıca yürümek istiyorum. Kadının yaşam gücünün,
zafer gücünün olduğunu, kadının da yoldaş olabileceğine
olan inancımı soylu bir eylemle taçlandırmak isteğimin
nedeni; soyluluğu bilinen tüm tanımlarından arındırarak,
kendisi basit düşleri büyük insanın erdemi olduğunu
haykırmak isteyişimdir.
Öğrencisi olmaya çalıştığım şehitlerimizin eylemleri
üstünde çok düşündüm. Her gün, her an devrim ateşinde
yürüyerek yanmayı, bunun sırrını kavramayı çok istedim.
Gördüm ki bu kendini aşan insan eylemidir. Bu kararı
verdikten sonra tekrar tekrar büyük bir iç savaşı
yaşadım. Kendimde bütün beşeri zaafların ayartıcı gücünü
son bir kez gördüm ve yendim. Özgür yaşam, özgür kadın
tutkum bana bunu emrediyor. Başkan APO'ya bağlılık
andımın, bu tutkunun ateşinde kül olmak ve bu küllerden
yeniden kendini yaratmak olduğunu şimdi daha iyi
kavrıyorum.
Kendimde yaşamı yaratmak kararımda en önemli güç
kaynaklarımdan biri de kadının Partileşme silahı olan
YAJK'tı. YAJK, hem Başkan APO'nun kadınla yoldaş
olunabileceğine inancın eseridir, hem de inanıyorum ki
Başkan APO öğretisinin kurumlaşmasının, yayılmasının ve
derinleşmesinin önemli silahlarından biri olacaktır. Bu
yüzden YAJK'ı daha da büyütmek her Kürt kadınının, hatta
bölge halklarının kadınlarının asli görevidir.
Başkanım
Zafer tanrıçamız Zilan yoldaşın vasiyetine bağlılığımla,
O'nun görkemli eylemine sadece özüyle değil, biçim
itibariyle de cevap olmak isterdim. Fakat zindan
koşullarında bu mümkün değil. Bu Newroz'da ayağa kalkan
binlerce çocuk yüreğinin masumiyetiyle buluşmak, bu
vasiyetin takipçisi olmakla mümkündür. Özgürlük tutkum
çok büyük. Bu tutkuyu yaşam gücüne dönüştürebilmek için
tek varlığımı, kendimi Başkan APO'ya adıyorum. Kadınlar,
küllenen Kürt ateşinin kıvılcımlarıdırlar. Küllerinden
yeniden doğmayı başaran bunun kıvılcımı olan her kadın,
özgür Kürdistan'ın dokuyucusu olacaktır. Ancak bu bile
Başkan APO'ya cevap olmaya yetmez. Cevap olabilmek için
karartılan her yüreğin ateşte arınması gerekir. Ben
ancak kendi yüreğimi verebilecek güçteyim.
Kendimi Newrozlaştırırken, beynimi ve yüreğimi,
bedenimin her hücresini bu öğretinin yoluna adadığımı
bir kez daha belirtiyor, bağlılık andımı yineliyorum.
Yaşasın Başkan APO ve O'nun Özgürlük Öğretisi!
Yaşasın PKK, ERNK, ARGK!
Yaşasın Özgür Ülke, Özgür İnsan!
Kahrolsun Her Türden Egemenlik ve İşbirlikçiler!
Devrimci Selam ve Saygılarımla
Sema Yüce
21 Mart 1998
YURTSEVER KÜRDİSTAN HALKINA!
Kürdistan tarihini öğrenmek, bu tarihten doğru dersler
çıkarmak, bu temelde PKK gerçeğini kavramak, her Kürt
bireyinin görevidir. Tarihimize baktığımızda zayıf,
parçalı ve örgütsüz olanın direniş bağımsız bir yaşam;
güçlü örgütlü olanın ise ihanet olduğunu görüyoruz.
Bunun nedeni; Kürtler'in kendi içlerinde birlik
olmayışları, hep dışarıdan beklemeleridir. Bu kara
tarihi bir tek parçalamayı, tersine çevirmeyi başaran
PKK ve onun yaratıcısı Başkan APO'dur.
Bugün halk olarak bir kez daha çok kritik bir aşamadan
geçiyoruz. Düşman, nasıl ki her Kürt isyanını kendi
içinde parçalamış ve çıktığı alanla sınırlamışsa ve
nasıl ki her Kürt önderinin en yakınında bir ihanet
çıkışı yaratmışsa, bugün PKK öncülüğündeki direnişe de
bunu dayatmaktadır. Başta KDP olmak üzere, işbirlikçi
Kürtlüğü halkımıza bir seçenek olarak sunmakta, KDP
eliyle PKK içinde işbirlikçi güç odakları yaratmak
istemektedir. Başkan APO'nun yıllardır uğruna mücadele
ettiği Kürdistan'ın ulusal birliğini boğmak için,
engellemek için her türlü politikayı dayatmaktadır. Bunu
yaparken biz Kürtler'i sürgünle, açlıkla ve daha bir çok
yöntemle mücadeleden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Buna
karşılık Başkan APO, Barzani ihanetçiliği ve onun
uzantılarının tüm engellemelerine rağmen, dünya
gericiliğine karşı bizlerin umutlarının, özlemlerinin ve
özgürlük arayışlarımızın her açıdan öncülüğünü
yapmaktadır.
Bugün her Kürt, içinde geçtiğimiz aşamanın bilincine
varmalı ve kendini bu savaşa katmalıdır. Yoksulluk,
sürgün, asla engel değildir. Yurtsever Kürdistan Halkı
bu Newroz'da gerçekleştirdiği büyük ayağa kalkışla bunu
ispatlanmıştır. Bu ayağa kalkışı yaşayanlar, emeklerini
büyütmeli ve yanı başında sessiz kalan herkesin sesini
kendi seslerine katmalıdırlar. Her Kürt ailesi bir
gerilla üssü haline gelmelidir.
Unutmamalıyız ki ulus olarak tarihte belki de tek
şansımızı yaşıyoruz. Bu şansı iyi değerlendiremezsek,
insanlığın serserileri olacağımızdan, oradan oraya
herkesin elinde basit bir piyon olacağımızdan kimsenin
kuşkusu olmasın. O halde insanlık ailesi içinde onurlu
ve şerefli bir yer elde etmek için, yediden yetmişe
Başkan APO'nun taşıdığı özgürlük meşalesinin altında
toplanalım. Anadolu ve bölge halklarıyla özgürlük
kardeşlik temelinde büyük buluşmak için savaşalım ve
yurda dönüş seferberliğini kendimizde başlatalım. Buna
mahkumuz, başarımızın sırrı budur.
SÖMÜRGECİ FAŞİST REJİMİN BASKILILARI ALTINDA SOLUKSUZ
KALAN EMEKÇİ ANADOLU HALKINA!
Kemalizm, Anadolu'yu bir halklar mezarlığına
çevirmiştir. Bugün Anadolu'da geçmişte büyük
uygarlıkları yaratan halkların neredeyse izi bile
kalmamıştır. Türk halkı ise, kendi egemenlerinin elinde
tüm insani değerlerini yitirmekle yüz yüze kalmıştır.
Buna karşılık öfkeler, acılar hep içe gömülmektedir.
1998 yılında Birleşik Halklar Ordusu'nun Karadeniz
Amanos hamlesi Anadolu'da yaşayan tüm halklara,
emekçilere Kürdistan devrimiyle, halkıyla buluşma ve
kardeşleşme çağrısını yapmıştır. PKK ve DHP'nin ortak
yürüyüşünde halklarımız ortak öncülüğüne kavuşmuştur.
Şimdi artık Partiniz, cepheniz ve ordunuz vardır.
Harekete geçmek için tüm koşullarınız mevcuttur. Şunu
bilmelisiniz ki sizlerin kendinize ait hissettiğiniz her
şey büyük bir yanılsamadır. Sizler de özünde özgür
değilsiniz. Kürt halkı kardeşlik iddiasında samimidir.
Elini uzatmış, Anadolu halklarının da elini uzatmasını
beklemektedir. Başkan APO en az Kürt halkı kadar Türkiye
halklarının da acılarının çözüm gücü olma iddia ve
çabası içindedir. Sizler de kendinizi faşist rejimin her
türlü etkisinden arındırır ve bu çabaya katarsanız
Kürdistan Anadolu Birleşik Devrimi tüm dünya
insanlığının umut güneşi haline gelecektir.
Artık askere değil, gerillaya koşmalı, sokakları,
şehirleri, dağları kendi özgür geleceğiniz için
fethetmelisiniz. Sizler de Newroz ateşinde kendinizi
yeniden yaratmalısınız.
TÜM DÜNYA İLERİCİ İNSANLIĞINA!
Tarihin görkemli bir aşamasına tanıklık ediyorsunuz.
Adını bile bilmediğiniz bir halk kendini küllerinden
yaratıyor. Bu görkemli yaratılış destanına sizler de
katılmalısınız. Kendi ülkenizde devletlerinizin bu kirli
savaşa kattığı desteği protesto etmeli, Kürdistan
halkıyla kardeşlik ilanınızı gerçekleştirmeli,
Kürdistan'da doğan ve yükselen güneşin ışınlarıyla
ülkelerinizi aydınlatmalısınız.
Gözlerinizin önünde cereyan eden sadece bir yükseliş
değildir. Yükselişe katıldığınız kadar, Kürt insanı
şahsında insanlığa dayatılan büyük düşüşe karşı
vicdanlarınızı, beyinlerinizi barikat haline
getirmelisiniz. Bu topraklardan yükselen insanlık
çığlıklarını duymuyorsanız, durun ve insanlığınızı bir
an için sorgulayın. Göreceksiniz ki kaybeden sadece
Kürtler değil, bir bütün insanlıktır.
Sizleri bir ahtapot gibi saran medyadan bile
baktığınızda ve takip ettiğinizde Newrozlaşan çocukların
bedenlerinde patlayan bombaları, umutlarına vurulan jop
darbelerini görebilirsiniz. Evinizde bir kuşa verdiğiniz
değeri ve karısında her an işlenen bu insanlık suçuna
karşı tarzını bir an karşılaştırın ve sorun: Bizim için
insan neyi ifade ediyor? Bu soruya kaçmadan,
emperyalizmin sunduğu maskeleri kullanmadan cevap
verirseniz, büyük insanlık yürüyüşünde buluşacağımız an
yakındır demektir.
KÜRDİSTAN VE ANADOLU ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI KADIN
YOLDAŞLARA!
Başkan APO'nun öğretisi ve Zilan yoldaşın vasiyeti
bizlere yürümemiz gereken yolu göstermiştir. Bize düşen
görev anlamak, kavramak ve uygulamaktır. Bunun yolu
günlük Parti içi sınıf mücadelesini yürütmek, kadın
savaşçılar olarak bu mücadelenin öznesi haline
gelmektir. Bu savaşta temel silahımız YAJK'tır. YAJK'ı
büyütmek, kurumlaştırmak için her kadın savaşçı bugüne
kadar gelişen deneyimleri iyi özümsemeli, şehitlerin
öğrencisi olmalı, günlük yaşam içinde kendini her an
yaratmanın savaşımını vermelidir. Kadının öncüleşmesi,
cins kurtuluşunun basit bir gerçekleşmesi değildir.
Sistem bunun binlerce düşkünleştirici seçeneğini
sunmaktadır. Başkan APO, her şeyden önce kadının ve
erkeğin hareket ettiği zemini değiştirmek iddiasındadır.
Bunun pratik öncülüğünü her an Parti Önderliği'nin
şahsında görmek mümkündür. Bu anlamda her YAJK üyesi,
Parti zeminini farklı yaşam anlayışlarının, ideolojik
politik örgütlenmenin fırsatı olarak gören ve
değerlendiren tüm anlayışlar karşısında mücadele
etmelidir.
Kadın şehit yoldaşlarımız bunun mümkün olduğunu soylu
eylemleriyle ispatlamışlardır. Onlardan öğrenmeyi
bilelim, büyük tutkuların savaşçısı olalım!...
Özgür Kadın; Özgür Ülke ve Özgür İnsanlık Olacaktır!
Yaşasın Başkan APO ve O'nun Özgürlük Öğretisi!
Yaşasın Özgürlük Savaşçısı Kadın Kahramanlarımız!
Kahrolsun Her Türden Egemenlik!
Devrimci Selam ve Saygılarımla,
Sema Yüce
21-22 Mart 1998
İÇ
KOORDİNASYON'A
Raporumda kadın-erkek ortak yönetim anlayışı
çerçevesinde bir yıllık pratiğimi, MB içindeki duruşumu,
ilişkilerde konumlanma düzeyimi ve biçimimi, bu
pratiğimin ideolojik-politik-örgütsel mücadelenin
ulaştığı düzey ve bunun içinde kadın öncülüğünde yaşanan
sorunların çözümlenmesinde açığa çıkan gerçeklerden de
güç alarak alanımız özgülünde açığa çıkan pratiğimi
niyet ve duygularla değil, politikanın yasaları
kapsamında ele almaya çalışacağım.
Bu açıdan bakıldığında pratiğim kadın-erkek ortam
yönetim anlayışını ve YAJK öncülüğü iradesinin tasfiye
eğilimlerini ön biçiminin güçlü biçimde yaşanmasıdır.
Eğer bu duruş tam anlamıyla bir tasfiye pratiği olarak
tanımlanmıyorsa bu partinin tedbirleri, yaklaşımı ve
yöntemi sonucu gelişen parti kazanımlarındandır. Bende
açığa çıkan ben-merkezciliğin kendini merkezileşmeye,
kurumlaşmaya dayatması, kendini merkez üstü görme ve bu
dürtü doğrultusunda konumlanma arayışıdır. Bu mümkün
olmadığında da her yönelim çarpılmaya, geri düşüşe,
bunalıma ve çözülmeye yol açmıştır. Pratiğimin
ideolojik-politik-örgütsel tahliline kapsamlıca girmeden
önce bu noktalarda ulaştığım sonuçların daha iyi
netleşmesi için yıl boyu yaşanan bazı çarpıcı örnekleri,
bu örnekler özgülünde MB üyeleriyle ilişkilere hangi
ölçüler üzerinden girdiğimi açmaya çalışacağım.
Birinci örnek: Yılın başında MB sekreteri arkadaş
şahsında partiye karşı bir direniş vardır. Bunu
tasfiyeciliğin yedeğine düşme diye tanımlamıştım.
Kendine yanılgılı ve abartılı yaklaşımın eşitlik
yarışına girme dürtüsü açığa çıkabildi. Burada
dayattığım herhangi örgütsel bir sorun karşısında
partiyi koruma amacıyla politikanın yasalarıyla
gerçekleşen bir savaş değil, ben-merkezci zorlanmasıdır.
Geleneksel kadının adeta kendini bela haline getirip
insanın üstüne atması, inatlaşması, haksız, yersiz ve
tamamen bireysel hak arayışının dayatılması o dönemde
dile gelen tüm davranış ve sözlerde ifadesini buldu. Bu
eğilimlere MB üyesi diğer bayan arkadaş objektif olarak
ortak edildi. Küçük-burjuva özgürlük anlayışı ile
feodalizmin güdümlediği iktidar iktidar anlayışı yine
aynı çizgilerin sözcülüğünü yapan komplocu-tasfiyeci
pratiğin yedeğine düşürdü. Bu süreç parti karşısında
yürütülen sinir savaşının bir doruğu oldu ve yöntemler
yukarda saydığım geleneksel yöntemlerdi.
Daha sonra partinin tedbirleri, inat ve sabırla yönelimi
karşısında bu tersine savrulma durduruldu. Ancak bu
sürecin açığa çıkardığı dürtü ve eğilimler kendini başka
biçimler altında sürdürdü. Belki aynı şiddette, aynı
biçimde, aynı yoğunlukta ve aynı öfke-tepki-inat
duygularının ağır baskıları altında yaşanmadı, ancak MB
içi ilişkilerde güç olma, küçük-burjuva eşitliği eğilimi
ve dürtüsü kendini sürdürdü. Aslında MB sekreteri, DHP
koordinatörü ve temsilci arkadaşla gerçekleşen dörtlü
görüşmeler, bu zeminde verilen sınıf savaşı, üretilen
örgütsel düzey içinde hem dışında kalmama isteği, hem
bunun sorumlulukları karşısında zorlanma ve altında
ezilme duyguları, hem de bu üçlü platformu aşarak
merkezi iradenin üstüne çıkma eğilimi yılın başından
beri yaşandı. İkinci örnek bu zeminde yaşandı.
İkinci örnek: Kadınlar koğuşu ile ilişkiler (MB içinde)
esas olarak MB sekreteri arkadaş tarafından yürütülüyor.
Temsilcilik ise diğer günlerde ve zamanlarda koordineyi
sağlıyordu. Bendeki duruşsuzluk, bir merkeze bağlanmama
bu ilişkilerde oradan oraya savrulmaya yol açtı. MB
sekreteri arkadaşın fiilen bulunduğu bir zeminde onu
aşarak temsilcilikle ilişkilenme merkezi parçalama
eğiliminin tipik bir örneği olarak ortaya çıktı. Feodal
terbiyenin tipik bir yansıması olan bu duruş içinde
eşitler ilişkisini zorlama, erkek arkadaşların
birbiriyle ilişkilerini zorlama, adeta birbirine
kışkırtma ve tahrik potansiyelini içeriyordu. Bu durum
eleştirildiğinde ve anlamı ortaya konulduğunda ise
subjektif ve kaba bakış açısı ile yaklaşınca öbür uca
savrulma yaşandı. Bu kez de MB sekreteri ile ilişkileri
teknik boyuta indirgeme, MB sekreterini ayrıntılarla
uğraştırma, temsilcilik kurumunu işlevsizleştirme
yaşandı. O süreçte apolitik, yüzeysel ve keyfi
yaklaşımlarımın bir sonucu olarak gelişen bir hatam
tahrik edici duruşu derinleştiren bir etken
olabilmiştir. Zorunluluklar ile rastlantılar arasındaki
dialektik ilişkiyi gözetmeden temsilci arkadaşı
bilgilendirmeye diğer birim üyesi arkadaşı gönderme ve
kendimin de başka komite işlerine yönelmem objektif
olarak temsilci örgüt ilişkilerinde öncelikler
konusundaki ölçülerimi ortaya çıkarmıştır. (Öncelikler
noktasında bir diğer örnek ise önceden örgütlenen bir
tartışma ile sekreteri bulunduğum komitenin toplantısı
arasında tercih yapmak durumunda kaldığımda önceden
örgütlenmiş bir görüşmeye öncelik tanımam örneği
verilebilir). Bunu takip eden bazı ilişki biçimi ve
olayları da çözümlemek merkezi parçalama, dağıtma veya
merkez üstü güç olma eğiliminin gelişim çizgisini
incelemek açısından önemlidir.
Üçüncü örnek: İK'a yazdığım bir kişilik çözümlemesi
raporu vardı. Bu raporu oldukça keyfi ve örgüt
terbiyesine aykırı bir anlayışla "nasılsa kendi
isteğimle yazılan bir rapordur" diyerek izinsizce bir
bayan arkadaşa okuttum. Daha önce de aynı anlayışla MB'e
yazdığım özeleştiri raporunu bazı bayan arkadaşlara
okutmuştum. Bir yönden bu yapılırken, diğer yönden İK
üyesi arkadaşın raporumu temsilci arkadaş ve DHP
koordinatörü arkadaşla aynı platformda
gerçekleştirmesini ise böyle bir paylaşıma hazır
olmadığımı söyleyebildim. Aslında burada paylaşma ölçüsü
ve zemini açısından da nasıl bir ölçü üzerinden hareket
edildiği açığa çıkıyor. Kiminle, ne zaman, nerede ve
neyi paylaşacağına kendim karar verme ve kendini örgüt
yerine koyma yaşanabildi. Aslında burada da kadın
arkadaşları kendi platformu olarak görme, güçlü olan
bayan arkadaşı ve temsilci arkadaşı erkek platformunda
görme, yine tam da kulluk kültürünün bir yansımasıyla İK
üyesi arkadaş ise iki platformun da üstünde tutarak
sözde kutsallaştırma özde ise özünü boşaltma,
platformsuz ve tanımsız bırakma vardır. Dikkat edilirse
bu biçimde yine bir çatıştırma, provoke etme, "diğer
arkadaşlarla paylaşmaya hazır değilim" diyerek birbirine
karşı örgütleme söz konusudur.
MB sekreteri (ve de İK üyesi) arkadaşı bu kadar
tanımsızlaştırma kadar her üç arkadaşın konumları
arasında sınırları silme, üç arkadaşı da özdeşleştirme,
dolayısıyla bir gelişmeyi DHP koordinatörü arkadaşla ya
da temsilci arkadaşla konuşup tartıştıysam MB
sekreterini bilgilendirmişçesine rehavete girme, kendi
kendime yarattığı bir meşruluk anlayışı ve zemininde
hareket etme gelişti. Böyle olunca da hem kendim her
konuda bu arkadaşlarla çok rahat konuşma, hem de bu
ilişkilerdeki her konudaki her konuşmayı hiç
sorgulamadan dinleme, bu değerlendirmelerin geçebileceği
ve yönlendirebileceği bir duruşu yaşadım. Her üç
ilişkide de bir bağımlılaşma ve giderek kendinin her üç
kurumla özdeşleştirme ve aşma eğilimine götürdü. Öyle ki
bu üç arkadaşın dile getirdiği her düşünceyi kendi
düşüncem veya ulaştığım sonuçlarmışçasına adeta yutma,
sonra da beynimde alt yapısı, maddi temeli olmayan bu
düşüncelerin yarattığı önyargılarla boğuşma, enerjimi bu
boğuntularda tüketme gelişti. Sınırları sildiğim için bu
üç arkadaşın bulunduğu platformda ya da her birinin tek
tek diğer MB üyesi arkadaşlara ait değerlendirmeleri
sanki benim de yapma hakkım varmış gibi sorgulamaksızın
benimsedim. Bu değerlendirmeler benim pratik içindeki
yüzeysel gözlemlerimle buluştukça öncelikle aynı
komiteyi paylaştığım MB üyesi arkadaşla ilişkilerde
beğenmeme, arkadaşı yeterince ciddiye almama sonucuna
yol açtı. Bu durum giderek çalışmalara yansıyabildi.
(Bunu aynı komiteyi paylaştığım iki bayan arkadaşın MB
üyesi arkadaşa yaklaşımları açığa çıkınca
gerçekleştirdiğim iç sorgulamada gördüm. Benim arkadaşa
yaklaşımımdaki gayri ciddiliğin diğer iki arkadaşın
geleneksel eğilimlerini beslediğni görünce hem kendimde,
hem komite içinde bunun eleştirisini ve mücadelesini
sürdürerek aşmaya çalıştım. Burada kendimdeki duruşu
bayan arkadaşların kendilerine ilişkin tespitlerinden
sonra kavradım. Pratikte aşma kararı ile soruna
yöneldim. Fakat bu kez de görev alanında yüklenme,
gerekleri yerine gelmeyince de tepkisel yaklaşım
yaşandı). Yine aynı şekilde değerlendirmelere
yaklaşımımın bir sonucu olarak yılın başında bir MB
üyesiyle ilişkilerde daha doğrusu ilişkisizlikte
somutlaşan güvensiz yaklaşımlarımı derinleştirdi. Bu
durum duruşuma, yaklaşımlarıma çelişkili, tepkisel bir
tarzda yansıdığı için muhatap olduğum her MB üyesi
arkadaşta yaşadıkları kişilik sorunlarına göre,
partileşme düzeylerine göre etkide bulundu. Bir MB
toplantısında ilişkilerin yeterince geliştirilmediği
yönünde yaptığım değerlendirme (ki bu doğru temellerde
yapılan bir yoğunlaşmanın ürünü olarak gelişen bir
değerlendirmeydi. Ancak) aynı nedenlerden dolayı
arkadaşlara güç veren değil, tahrik eden bir yaklaşım
oldu. Nitekim bu toplantıdan hemen sonra MB üyesi
arkadaşlarla yaptığım tartışmalarda söz konusu
değerlendirmeye ne denli tepkisel yaklaşıldığını,
buradaki cins psikolojisini görmüş ve MB sekreterine
rapor etmiştim.
Bendeki güç olma ve merkezi parçalama eğilimi son olarak
DHP koordinatörü arkadaşla ilişkilerde yaşadığım sıkışma
temelinde açığa çıktı. Aslında MB+DHP koordinatörlüğü
ilişkisinin önemini kaba da olsa bir algılama vardı. Yıl
boyuncada bu konuda belli bir çabamın olduğuna ve
karşılıklı bir biçimde sonuç aldığımız yönlerin olduğuna
inanıyorum. Ancak bu denli hassas bir ilişkide yaşadığım
sıkışma, arkadaşın duruşunda yıl içinde gözlenen,
biriktikçe zihnimde daha da biçim kazanan boşluk olarak
tanımladığım sorunlar ile benim duruşumdaki eğilimlerle
örtüşünce açığa çıktı. Bu boşluklar üzerinde güç olma
eğilimi çok yıkıcı olabilecek bir çatışmanın ilk
biçimlerini açığa çıkardı. Bu noktada çatışmayı örgüt
zemininde örgütlü bir duruşla çözmek yerine iki uca
savrulmalar yaşandı. Bir yandan "yine ben eleştirilirim,
doğru olan tespitlerim görülmez" önyargısı ama mutlaka
da yaşananları bildirme kendi haklılığını da açığa
çıkarma dürtüsü diğer yandan ise kendi yanılgılarını
görme ve aşma düşünce ve çabasının yoğunca yaşandığı bir
iç çatışma oldu. Bu çatışmanın bir yüzü MB sekreterine
yaşanan bir olay üzerinden özeleştiri vererek diğer yüzü
temsilci arkadaşa yöntem konusunda yardım isteme
biçiminde bildirme var. Geleneksel kadının, doğruları
kendi yasaları ve zemininde değil de birilerini ya da
bir şeyleri kendine köprü yaparak amacına ulaşma dürtüsü
burada çok açık yaşandı. Son derce stratejik bir ilişki
tipik kadın duygusallığı ve hak arayıcılığı içinde
merkezin dengelerini zorlayan bir zemin ve biçimde ele
alınarak neredeyse parçalanacaktı.
Bütün bu olaylardaki savrulmaların özünde ben-merkezci,
kendini merkez üstü gören eğilim ve dürtülerin olduğunu
açıklamıştım. Yalnız bu eğilimler bir bakış açısının,
yaşam, ilişki ve iktidar anlayışının ürünüdür. Bu
boyutları daha anlaşılır kılmak için de tek tek
arkadaşlarla ilişkilerdeki bakışımı çözümlemeye
çalışacağım. Şu sorulmuştu: "Bizi nasıl anlıyorsun,
yaklaşımlarımızı nasıl değerlendiriyorsun?"
Kişiliğim stratejik bir duruşa kavuşmadığı için,
kişiliğimde strateji kazanma düzeyi parçalı ve eklektik
olduğu için birçok duruş, davranış ve yaklaşım
niyetlerden de öte ruhumda taktik yansımalar buluyor. En
stratejik ilişkiyi bile taktik düzeyde algılama, taktik
yaklaşma yaşanabiliyor. (Bu kemalizmin somut bir
yansımasıdır denilebilir). Birçok yaklaşım küçük
boşluklarla, insani bazı zayıflıklarla karşılaştığımda
güvensizlik yaratabiliyor ve gelecek kaygısı yaratıyor.
Ufak bir duruş boşluğu, insani bir zaaf ya da herhangi
bir sınıf eğiliminin yansımasını kişiliğin tümüne mal
etme ilişkilerde hep dengeleri gözetmeye yol açıyor.
(Doğru dengeleri gözetmek, buna göre politika belirlemek
politik kazanımlara yol açabilir. Ancak kaba materyalist
bakış açısı ile yaklaşıldığında bu durum ilişkilerde
kaygıları ve korkuları besliyor, derinleştiriyor).
Ayrıca ya üste çıkıp kendi dengelerini yaratma dürtüsünü
kamçılıyor ya da bağımlı kılıyor. Bu genel duruşun her
üç arkadaşla ilişkilerde nasıl yansıdığını tek tek
incelemeye çalışacağım.
Örneğin MB sekreteri arkadaşın döneme, ihtiyaçlara,
kişiliklerin, eğilimlerin gelişme diyalektiğine göre
olay ve olgulara yaklaşımı doğal olarak bir sorunun
aylar önce ele alınış biçimi ile aylar sonra ele alış
biçimini değiştirebiliyor. Bu tür durumlarla
karşılaştığımda önyargılı ve subjektif yaklaşımlarım
gelişebiliyor. öyle ki en basit sorunun bile arkasında
bir şeyler arama gelişiyor. Bu tür durumların ruhumdaki
yansıması taktik bir yaklaşım, politik bir hesap
biçiminde olabiliyor. Elbette bunun arka planını da
arkadaşın kendi iktidarını sağlamlaştırma mantığına
kadar dayandırmanın zemini yaratılmış olunuyor. Oturup
bu böyledir diye düşünülmese de son tahlilde ruhtaki
yansımaların tercümesini bu biçimde yapmak mümkündür.
Merkez üstü eğilim ile bu yansımalar birleşince buluşma
yerine rekabet, eşitlik dürtüleri doğuyor. Var olan
iktidar anlayışı hep en merkezdekini rakip görme ve asma
dürtüsünü yaratıyor. Bu açıdan yıl boyunca içine
girdiğim duygusal dayatmaların tümünü (sinirleri
zorlama, ağlama, tepkisellik, öfke patlamaları vb.)
merkezi delip geçememenin yarattığı ruhsal yansımalar
olarak değerlendirmek gerekir. Esasta bu duruş ve
yaklaşım merkezi ciddiye almama, işletmeme,
bilgilendirmeme ve giderek tanımsızlaştırmaya yol
açmıştır.
Temsilci arkadaşla ilişkilerdeki duruşumu, yaklaşımlara
nasıl baktığımı incelemeye çalışınca şu sonuçlara
ulaştım: Bu ilişkide de son tahlilde çıkan sonuç önce
uçtan uca gidip gelme sonra merkezi delip geçmenin bir
köprüsü haline getirme eğilimidir. Bu ilişkide doğru bir
sınıf mücadelesi anlayışı tutturulamamıştır. Çatışma öne
çıkmıştır. Arkadaşla ilişkilerde arkadaşın yaptığı
değerlendirmelere (bazılarında tepki, abartı vb.
hissedilse de) gözlemlediğim kadarıyla katıldığımı
söyleme, abartı ve tepki gibi gelen noktalarda ise
eleştirmeme sadece gözlemlemediğini belirtme derken ise
kendimle arkadaş arasına bir mesafe koyma yaşanmıştır.
Bunun temsilci arkadaştaki yansımalarını şimdi
düşündüğümde aslında kışkırtma ve tepkilerini
örgütlemeye çalışmadır. Bunda başarılı olunmuş mudur?
Bunun sorgulamasını şu açıdan doğru bulmuyorum: Böyle
bir başarı hesaplanmamış veya planlanmamıştır. Ancak bu
çözümlemenin bütünü açısından da sorup cevaplandırma
önemlidir. Aslında MB sekreteri ile yakın ilişkilerin bu
arkadaşın duruşunda da olumlu izler bıraktığı için
benimle ilişkideki ters yansımalar böyle olumsuz bir
örgütlemeyi engellemiştir. Ancak var olan kişilik
zayıflıkları açısından ele aldığımda başarılı olmasının
potansiyelini görme de söz konusudur. Ancak arkadaşın
kişiliğinde bu yıl ki kazanımlar birçok kez benim yanlış
duruşlarımın merkezi bir zeminde ele alınıp
tartışılmasına katkı sunmuştur. aslında şimdi dönüp
baktığımda benim duruşuma ilişkin arkadaşın MB
sekreterine yaptığı bilgilendirmelerin son derece
yerinde ve doğru-olumlu sonuçlara yol açtığını
görüyorum. Ancak bu bilgilendirmelerde ne kadar örgütü
koruma ne kadar bu arkadaşta çok güçlü bir şekilde
yaşanan kendini garantiye alma dürtüsü rol oynamıştır
bilemiyorum. Neden ve etkenler ne olursa olsun burada
önemli olan benim duruşundaki parçalı, çelişkili
dayatmaların arkadaşın kişiliğinde sonuç almamış olması
ya da sınırlı zararlarla bu sürecin atlatılmış
olmasıdır. Bu arkadaşla ilişkiyi biraz daha çözümlemekte
yarar görüyorum. Bu arkadaşa yönelik eleştiri ve
değerlendirmelerimin havasının MB sekreterinin
değerlendirmelerindeki havayla çeliştiğini son iki aylık
toplantıda hissetmiştim. Orada örgütsel olarak bir
rahatsızlık ya;adım. Niye ben yoldaşlarımda aynı
kazanımca etkiyi, havayı yaratan bir eleştiri gücünü
yaratamıyorum biçiminde hayıflanmıştım. Bu toplantıdan
sonra sözde politik yaklaşıyorum ve MB sekreterinin
arkadaşa biçtiği role göre ilişkileneceğim adı altında
uzlaşma eğilimleri açığa çıkmıştır. Burada yine kendini
en merkezdeki arkadaşla özdeşleştirme, onun yarattığı
dengeleri kendi heline kurma eğilim vardır. Aynı
arkadaşın bana dönük eleştirmeme ya da sadece yapılan
eleştirilere katılıyorum biçimindeki tavrında örgüt
duruşu yanında önemli bir etken olarak cins zayıflığını
sezme, buna tepki duyma ve bir gurur sorunu haline
getirme ve bu nokta eleştirerek adeta düelloya davet
ederek geleneksel çatışmaya çekme de tespit edilebilecek
bir noktadır. Bu arkadaşla ilişki üzerinde bu kadar
durmamın nedeni şudur: Görünüşte çıkan örgütsel işleyiş
ihlallerimden sanki bu arkadaşı MB sekreterinin önüne
çıkarma, geçirme vardır. Özde ise yine MB sekreteri
arkadaşa dönük yaklaşımların buradaki somutluk kazanması
vardır. Buraya ve DHP koordinatörü arkadaşa yaklaşımda
yaşanan aslında MB sekretereri arkadaşın kendini daha
güçlü üretmeye dönük biçimde hazırladığı platformu
parçalamak anlamındadır.
DHP koordinatörü bayan arkadaşın duruşu ve yaklaşımının
bendeki yansımasını ele almaya çalışacağım. Gördüğüm
kadarıyla bu ilişkide açığa çıkan eğilimler bende yılın
son aylarında olgunlaşan noktalardır. Belki de bunu
merkezi platformda yönelinen son nokta olarak tanımlamak
daha doğru olacaktır. Bu tespitten henüz emin değilim.
Bir yandan öykünme, beğenme öte yandan da zayıflıkları
giderek daha çıplak görme merkezi başka bir ilişkide
ancak son derece stratejik bir ilişkide delme dürtüsünü
açığa çıkardı. aslında bir süredir gözlenen kendine göre
yorumlanan noktaların kişilikte belli bir yoğunluğa
ulaşması ama önyargılı yaklaşımlarımdan dolayı "nasılsa
yine ben eleştirilirim" arkadaşla ve genelde MB ile
paylaşmamayı yaşadım. Çok basit ama örgütsel sonuçları
çok ciddi olan bir güdüyü tatmin için yani kendini haklı
çıkarmak için böyle bir kaçak dövüşün ortaya çıktığı da
görülüyor. Burada da sorun hangi nedenlerden
kaynaklanırsa kaynaklansın benim boşluklar üzerinde güç
alma, haklılığımı mutlaka kabul ettirme dürtümün rol
aldığı açıktır. Aslında burada merkezde yer alan
arkadaşlarla tipik bir hesaplaşma da var. Yani "madem
benim kişilik özelliklerim her düşüncemin, davranışımın
yanlışlığı sonucuna götürüyor, madem kendimi ifade etme
olanaklarım daraltılıyor, ben de kendimi meşru olmayan
zemin ve yöntemlerde örgütlerim" dayatması açığa
çıkıyor. İlginç ama ortaya bir çete anlayışı çıkıyor.
Arka planında ise çeşitli mesajlarla konuya dikkat
çekme, kendimin bilgilendirmem gereken bir noktada
örgütün bana soracağı bir duruşu dayatma söz konusudur.
Kısacası merkezin tüm ilişki biçimlerine yönelim,
parçalama, tanımsızlaştırma bu pratiklere hakimdir.
Ayrıca DHP koordanitörü arkadaşın cins kimliğinin
(bilinçli bir şekilde hiçbir zaman olmadı) kişilikteki
geleneksel kalıntıları besleyen nesnel bir neden olma
olasılığı üzerinde de düşündüm. Yılı yeniden gözden
geçirdim. aslında bu tersine dönüşte bağımlılaşmanın
sonucu olarak eleştirilerimi somutlaştıramama ve
kendisine aktarmamanın önemli bir rol oynağını
düşünüyorum. Çünkü eleştirdiğim ya da en azından bende
olumsuz iz bırakan bazı örneklerin kişiliğimdeki
yansıması zaten hazır olan birçok eğilim ve dürtümü
beslemiş oluyor. Bu nokta içinde bazı örneklere
başvurabileceğimi düşünüyorum. arkadaşın yılın başından
itibaren "ürkeklik" diye tanımladığı noktayı zaman zaman
benim duruşumla bağlantılı açıklamaya çalışması gerçekçi
görmeme, ilişkilerde dengeyi sürekli kılamama sorununa
ve ihtiyat ile kaygıların sınırlarının karşımasına
bağlama yaşayabildim. Yine MB içindeki arkadaşlarla
ilişkilerde genelde bir eksikliğim olduğunda arkadaş
eleştirileri ve çıkardığı sonuçları gerçekten de birçok
kez anlamlı bir şekilde paylaşarak güç veriyordu. Ancak
benim MB içindeki DHP'li erkek arkadaşa ilişkin en ufak
bir izlenimimi veya değerlendirmemi aktarmam, ya da bu
arkadaşla yaptığım bir tartışmayı paylaşmaya çalışma
durumunda kaygıyla dinlediğini, adeta onay vermeyen bir
ruhsal pozisyona geçtiğini hissetmem; yine DHP
örgütlemesi içinde önemli sorunlara güç getirme
durumunda yaşanan aşırı gerginlik, bunun yaşama ve
ilişkilere yansıması: DHP'li bayan arkadaşlara ilişkin
bilgilendirmelerde de benzer ruhsal pozisyonda karşılama
ya da "yanlış sonuç çıkarmışsın, düşündüğün gibi
değildir" diye karşılama ardından kısa bir süre sonra
benzer tespitler üzerinden bu arkadaşların sorunlarını
ele alma; herhangi DHP'li arkadaşın benimle ilişki
üzerinde partiye bir sorunu açması durumunda sık sık
bunu kendisinin zaten olgunlaştırdığını, bu arkadaşın
kendisine söyleyemedikleri için bana geldiklerini
belirtme; yine DHP'li arkadaşlardan bazılarıyla yapılan
konuşmaların bende bıraktığı etkiyi arkadaşla
paylaştığımda bunu zayıflık olarak tanımlama, ilgili
arkadaşlara "neden S. arkadaşla böyle konuşuyorsunuz?
Arkadaş kaldırma gücünü neden hesaplamıyorsunuz?"
denilse vb. dorumların benim ruhumda geleneksel
duyguları besleyen noktalar olduğunu görüyorum. Bu
örneklerin her birisi konusunda eminim M. arkadaşın
makul örgütsel cevapları olacaktır. Esas sorun bunların
bendeki yansıma biçiminin yarattığı sıkışma, açığa
çıkardığı tepkiler ve yaşanan kırılmalardır. bütün
bunları kendi içimde doğru bir tartışma ile
sonuçlandırmaya çalıştım. Bütün bu süre içinde bu konuda
İK'ya ve MB'e bir bilgilendirmede bulunmadım. Bir-iki
kez bazı küçük şeyleri İK'ya aktardığımda "kendi
aranızda konuşur çözersiniz" denilmesini kendime göre
anlama ve bireysel tarzımın meşru zemini haline
getirerek bilgilendirmeme yaşanmıştır. Fakat içte
çözmeye güç getiremediğim noktaya gelecek biçimde bu
ayrıntılar yoğunlaşınca tüm bireysellikler patlamalı
biçimde açığa çıkmıştır. Böylece arkadaşla bir kaçak
dövüş, partiye ise dolaylı bilgilendirmelerle bu
dövüşten haklı çıkma dayatılmıştır. Kendi içimde
çözememe, sorunu aşarak paylaşma gücünü yaratamama benim
için zayıflıklarımın, bilinçaltımın örgütsüzlüğünün ve
ters duruşlarımın ürünüdür. Bu pratik İK ve DHP
koordinatörü şahsında halklarımızın ortak iradesini
temsilde oluşturulmaya çalışılan anlamlı bir halkayı
tehdit eden bir duruş olmuştur. Bunun kendisi bile
halklarımızın özgür geleceği için bu kadar yüklenen
önderliğimizin emeklerine, yoldaşların emeğine karşı bir
suçtur.
Bütün yıl boyunca MB ilişkileri içinde doğru yapılanlar
da yine kendi parçalı, çelişkili, üstenci ve
ben-merkezci durum nedeniyle boşa çıkabilmiştir. MB
üyeleri arasında buluşturan bir halka olma hedefi (bu
hedef abartılı ve sorgulanması gereken, ruhsal duruşumu
önemli oranda etkileyen bir hedeftir, yaptığı kişilik
değerlendirmesinin somut bir sonucudur) dağıtıcı bir
role doğru kayma yaşanmış, DHP koordinatörü arkada;la
kurulan ilişkiye doğru katılma hedefi ise geleneksel
duyguların etkileri altında tersine dönme tehlikesi ile
yüz yüze kalmıştır. Bu duruş ise geleneksel duyguların
etkileri altında tersine dönme tehlikesi ile yüz yüze
kalmıştır. Bu duruş YAJK raporunda gerçekleştirmeye
çalıştığım değerlendirmelerde de belirttiğim gibi kadın
özgürlük platformu üzerinde bireysel hakimiyeti kurma
eğilimlerinin bir ön biçiminin yaşanmasına, cinsinden
uzaklaşma ve farklılaşmaya, hemcinsinin dışında ve
üstünde konumlanmaya, yine ortak yönetim anlayışı
temelinde iki cinsin doğru buluşmasının değil, giderek
uzaklaşmasının, ilişkilerdeki tarihi önyargıların ve
güvensizliklerin derinleşmesinin ve kadın yapısının içe
büzülmesini, çözülmesinin önemli bir nedeni
olabilmiştir. Kadın öncülüğünü kendinde yaratması
gereken YAJK birimi kolektifleşememiş aksine birçok
açıdan parçalanmıştır. Cinsiyetçi ideolojinin etkileri
önemli oranda ruhsal duruşlara hakim olmuştur. Bu duruş
YAJK koğuşu içindeki ilişki ve yaşam biçimimden sürekli
beslenmiştir. Gıdasını parti dışı yaşam biçiminden
almıştır. Plansız-programsız, günübirlik ve keyfi yaşam
biçimi, rehabilitasyonun kişilikte yol alması, aykırı
siyasal eğilimleri ve dürtüleri beslemiştir. Bunları
aşmanın iradesini yaratmayı engellemiştir.
Bu duruş sınıf, cins ve halklar ilişkisine ideolojik bir
saldırıdır. İşbirlikçi egemen ve ara sınıfların
ideolojik temsilidir. Bunun bendeki biçimlenişi kaba
materyalist ve subjektif bakış açısından beslenen
sekterizm biçiminde yaşanmıştır. Dolayısıyla yoldaşlık
ilişkilerinde temsil eden ruhsal duruş korkuları,
kaygıları derinleştirebilmiştir. Genel iradenin değil,
bireyciliğin temsil yapılmıştır. Savaşı tahrik eden bir
güç odağı olma yerine sivilleşmenin, birbirine
düşürmenin tahrik edici bir gücü olunmuştur.
Küçük-burjuva özgürlük anlayışlarının bileşkesi ve
öncülüğü gerekleştirilmiştir. Politik olarak bu duruş
dengeleri doğru gören, doğru tanımlayan ve proleter
sınıf çizgisi üzerinde konumlanan bir duruş değil,
dengeleri dağıtan ve kendi dengelerini yaratmaya
yönelen, bunun ön biçiminin pratiğini yaşayan bir gerçek
söz konusudur. Yine esasta stratejiye parçalı ve
eklektik bağlanma partinin en değerli çabalarının
kişilikte taktik yansımasına yol açmıştır. Bağımlılık,
kulluk duruşu içselleşmiş, bunu aşmaya yönelinen her
nokta -çıkış ben-merkezci temelde olduğu için- karşıta
dönüşmeye yol açmıştır. iktidar anlayışında bu duruş
açık ki işbirlikçi sınıfların iktidar anlayışına
yönelmeyi ifade etmektedir. Siyasetin süreklilik olduğu
bunun yolunun da örgütlenmeden geçtiği derinden
kavranmamış, ciddiyeti derin yaşanmamıştır.
Örgütsel olarak merkezileşmeye, kurum kişiliğine
gelinmemiş, tüm örgütsel imkan-olanak ve ilişkiler keyfi
bir içimde "ben" olgusunun tatmini için kullanılmıştır.
Parça-bütün ilişkisin doğru kurmak yerine özerklik
dayatılmıştır. Kuralsız-keyfi yönetim anlayışı temel
eğilimlerden biri olarak süre gelmiştir. Tüm bunlar özde
merkezi, merkezde yaratılmak istenen ilişki ve dengeleri
parçalama, merkez üstü konumlanma eğilimini öne
çıkarmıştır. Partiyi alanımızda en üst düzeyde temsil
eden arkadaş sözde yüceltilerek örgütsel zeminlerden
kopuk ele alınarak tanımsızlaştırılmaya,
anlamsızlaştırılmaya ve konumu muğlaklaştırılmaya
yönelmiştir. Tüm örgütsel sınırlar ya silinmiş ya da
kendince yorumlanarak muğlaklaştırılmıştır. "Hiçbir
kurala gelmiyorum" anlayışı objektif olarak dayatılmış,
böylece ara sınıfların temsiline gidilerek örgüt
dayatıcılığına yönelinmiştir. Bu da yaşamın
dağıtılmasıdır, inkar edilmesidir. Dolayısıyla ilkeler,
ortak yönetim anlayışının gerektirdiği hassaslıklar göz
ardı edilmiş, bugüne kadar erkeğin alanı olarak bilinen
yönetim zeminin sorumlu ve ciddi bir yaklaşım değil,
ilkesiz, biçimsiz bir yaklaşımla girilmiş, hatta bu
alanda bir erkekten daha gözü kara biçimde
konumlanılmaya çalışılmıştır.
Cins eşitlikçiliği, sahte özgürlük iddiası ve hak
arayıcılığı ideolojik-politik ve örgütsel bir sapmanın
zeminini açığa çıkardığı kadar devrimci ahlakta aşınmayı
da ifade ediyor. Partinin, yoldaşların ve halkımızın
emeklerine doğru sahiplenme, büyütme, yüceltme ve bu
temelde yoldaşlık ilişkisi kurmak yerine bağımlılık,
kulluk ya da egemenlik, yarenlik anlayışı ve pratikleri
yaşanabilmiştir. Küçük-burjuva özgürlükçü çizginin
zemininden çıkılamadığı için cinsiyetçi ideolojik,
kültür, üslup, hitabın temsili yaşanmıştır. Bu duruş
kendi içinde uçlara savrulmalara, ruhsal parçalanmalara
yol açmıştır. Tempo ve tarz egemen sınıf ve ara sınıflar
tarafından güdümlenen geleneksel kadının tempo ve tarzı
olarak ifadesini bulmuştur. Her işe koşturma, gelişimin
de sorunların da kaynağını dışsal olgularda arayan
duruşun tempodaki yansımalarıdır. Bu konularda ya aynı
güdümlenişle hareket sonucu ortaya çıkan tempo ya da
mutlak hareketsizlik içi uç olarak yaşanmıştır.
Kendimdeki potansiyeli kavrama ve harekete geçirme,
bunun temposunu yaratma değil hep dışsal gelişmelerden
ümit bekleme yaşanmıştır. Tüm bunlar kendime abartılı
yaklaşma, kendi içinde mutlak yaratmaya, kendi kendine
abartılı roller biçmeye yol açmıştır. Kadın arkadaşların
kişiliğime bir temsil gücü olmayı dayattığı görülmüş,
ancak bunun gelenekselliğin temsili olduğu kavranmamış,
bu dayatma kendine abartılı rol biçme ile buluşunca MB
zemininde -hem de ben gelenekselliğin temsilini
yapmayacağım diye diye- geleneksel kadın duruşlarının
temsili gerçekleşmiştir. Bu abartılılık korku ve kaygıyı
derinleştirmiş, kendine güvensizliği beslemiştir. Öbür
uçta ise önemli biri olma düşü kendini sürekli
kılmıştır. Alanımızdaki ideolojik-politik-örgütsel
üretimin en üst düzeyde gerçekleştirdiği İK ve MB ilişki
zeminleri bencil, ben-merkezci isteklerin, dürtü ve
eğilimlerin üretildiği bir alan haline getirilmiştir.
Zaman zaman bu duruş gerçeklerle kurguların iç içe
geçmesine yol açmıştır. Aslında burada çözümlenen egemen
sınıf kadınının güç olma eğilim, dürtü ve yöntemleridir,
diyebilirim.
Bu raporda bir yıllık pratiğimi değerlendirmeye
çalışırken daha önce İK'Ya sunduğum rapor temelinde
önüme konulan sorulara, yine yıl boyunca MB zemininde
önüme konulan sorulara gücüm oranında cevap geliştirmeye
çalıştım. Nasıl ki partileşmeye dönük niyet, istek, çaba
ve planlarıma coşku ve moralle sahip çıkıyorsam yine
benim gerçekliğimin bir ürün olan hiçbir şekilde dıştan
dayatılmayan bu eğilim ve dürtülerimin anlamı, yol
açtığı sonuçları da aynı samimiyetle sahiplendiğimi ve
bunu kendini militanlaştırmanın gerekçesi yapacağımı
belirtmek istiyorum. Aslında tüm bu yazılardan
önümüzdeki süreç MB çalışmalarının ve ilişkilerinin
örgütlendirilmesi içinde önemli sonuçlar çıkacağı
kesindir. Benim açımdan ise elbette paha biçilmesi bir
tecrübe, birikim kaynağı olmuştur. Ancak tüm bu
rahatlatıcı öğelere rağmen bu pratik bir suç pratiğidir.
Partinin harcadığı emeklere cevap olma zorunluluğu,
görevi olmasa ve yine İK'nın önümüzdeki dönem MB
çalışmalarına ilişkin planlaması olmazsa benim b çizgi,
eğilim ve dürtülerle MB görevine talip olmam beli söz
konusu olamazdı. Ancak bu nedenler hesabı görevlere
sahip çıkarak vermeyi zorunlu kılıyor. Bu noktada İK'dan
kendimi düzeltmem, dönemi kavramam ve iç engellerimi
aşmam için pratik iradeyi yaratma, bu raporda ulaşılan
sonuçlara mutlaka pratikte anlamlandırma için konferansa
katılım biçimimle başlamak hedefimdir. Gerek kendi
özeleştirim, gerekse MB üyesi arkadaşların
eleştirilerine ulaştığım bu sonuçları gerçekçi bir
temelde uyarlayarak katılmaya, eleştiri ve özeleştiri
hakkımı merkezileşme sorunlarımızın çözümüne katkı
temelinde değerlendirmeye çalışacağım. Bunun dışında anı
kazanma hedefiyle güne yükleneceğim. Her türlü keyfiyeti
aşarak ilkeli ve kurallı devrimciliği kendimde
yaratacağım. Bütün bu çözümleme ve hedeflere bir öğrenci
psikolojisiyle katılacağımı belirtiyor, gereğini yerine
getireceğime söz veriyorum.
Devrimci selam ve saygılarımla
Sema Yüce
20.2.1998
İK'YA
İK'ya Orta Yönetim Deneyiminde konumlanışıma ilişkin
özeleştiri raporumdur. Hazırlanan sorular ve verilen
taslak doğrultusunda kendimi ele almaya çalışacağım.
Egemen olmak isteyen kadının Parti içinde konumlama
biçimine ilişkin ulaştığım genel sonuçları kısaca şöyle
aktarabilirim. Kadının Parti saflarına gelişi, ne kadar
olumsuz bir noktadan çıkmış olursa olsun özgürlük isteği
ile gelişiyor. Gelinen sınıf, sosyal yaşam koşulları ve
bireysel özellikler bu özgürleşme sürecini çeşitli
biçimlerde etkiliyor. Kadın kendi gerçeği ile arasında
uçurumun olduğu bir politik zemine gelince çarpılıyor.
Gücün rolünü giderek hissediyor (bilinç demiyorum, çünkü
bilinç ögesi kadında çok sancılı süreçlerin sonucunda
gelişiyor. Gerçekliğin en basit bir yasasını bile
kavramak, kadın açısından büyük düşüş-kalkışların sonucu
açığa çıkıyor) ve buna ulaşarak özgürleşeceğini görüyor.
Güce yönelim biçimleri ilk planda kaba oluyor. İlk
yöneliş karşı-cinse yönelim, erkeğin bir eklentisi
olarak kendine yol açma oluyor. Çünkü yerinin
olmadığını, Partinin büyük özgürlük çağrısına rağmen
gerçeğin erkeğin zemini olduğunu duyumsuyor. Böylece o
güne kadar erkek egemenliğin onun eline verdiği tüm geri
silahları kullanarak erkeğe hakimiyet biçiminde bir yer
arayışı gelişiyor. Bu süreçte aslında kadının erkeğe
egemen olduğu ya da eşit ilişki kurduğu yanılsamasını
yaşıyor. Gerçekte ise çok kötü bir biçimde kendini
erkeğin kullanımına açmıştır. Kürt gerçeğinin geri
sosyalitesi daha ileri ilişki zeminini kapatmıştır.
Yoldaşlık ilişkisinde buluşmak her iki cinsin de tarihle
olan uçurumu, yani insanlığın ulaştığı sosyal düzey ile
Kürt gerçeğinin sosyal düzeyinin arasındaki uçurumu
kendi kişiliğinde savaşla açması gerekiyor. Bu da
geleneksel ilişki zemininden çıkmakla mümkündür.
Çoğunlukla erkek bunun ihtiyacını bile duymamaktadır. Ne
kadar geri düzeyde olursa olsun zemin ona aittir. Buna
karşılık kadının pratik olarak yeri yoktur. Dolayısıyla
kadın ilk savruluşu bu biçimde yaşıyor. Bu dönemde
Partileşmenin doğru temellerde geliştiği bir zemine
kavuşulsa aslında oldukça sağlıklı çıkışlar
gerçekleşebilecektir. Ama genelde Parti dışılıklarda
buluşma zemininin güçlü ve hakim oluşu kadının yönünü
erkeğe ve kendini daha da nesneleştiren bir güç
arayışına götürüyor. Bunun sonuçlarıyla karşılaşan kadın
büyük parçalanmalar, dağılmalar yaşıyor. Bu süreçler
genelde yargılama süreçleriyle sonuçlanıyor. Yargılama
süreçleri kadın Partiyi kavrayacak durumda olmadığı için
geleneksel cins psikolojisini derinleştiren, kadını
kendi içine kapatan, çelişkiyi bilimsel çözmek yerine
kendinde düğümleyen, bastıran bir noktaya itebiliyor.
Kendine geleneksel toplum gözüyle bakan kadının yaşam
karşısında ürkekliği daha da besleniyor. Güvensizlik
derinleşiyor. Bu noktada kadın için iki yol var. Ya
geleneksellikte ısrar, bitiş, çözülüş ya da özgürlük.
Ama özgürlük tercihi teorik olarak hep olsa da gerçekten
çok daha uzun, karmaşık, sancılı bir sürecin sonucu
gelişebilecek bir olgudur. Bu gerçeklikle kadın
gelenekselliğin yeni biçimlerine yöneliyor. Bu yöneliş
özgürlük adınadır. Parti teorisinde yetkinleşme çabası,
özgürlük teorisiyle buluşma arayışı, gelişiyor. Bu süreç
her kişiliğin özelliklerine göre değişebiliyor.
Özgürlüğün kollektif kadın gücüyle oluşacağı teorisi bir
çok kadında değişik yansımalarını buluyor. Bu süreç bir
çok yanılsama ve sapmayı getiriyor. En tipik görünen
yönlerin kadın üzerinde hakimiyet eğilimi (bu, bazı
durumlarda kişilerin sosyal gerçekliği ile buluşunca
güdüsel buluşmalarla daha sonuçlandığı görülmüştür),
özgürlük ve güç yanılması, erkekle özgürlük, eşitlik
yarışı, hak arayıcılığı, giderek erkeğe benzemede
erkekle özdeşleşmeye varabiliyor. Bunun da örgütsel
yansımaları da tabi olmaktan dağıtıcılığa kadar
gidebiliyor.
Genel üzerinde bir çok açılım yapmak mümkündür. Ben bu
sürecin kendi kişiliğimde gerçekleşen boyutlarını
inceleyeme çalışacağım. Benim '97 pratiğimin özünü bu
alandaki Partileşme mücadelesinin benim kişiliğimdeki
yansımaları, geçmişin, şekillenişin çözümlenme,
yargılama sürecinin bende sonuçlanış biçimi, onun
bıraktığı derin izler, yeniden özgürlük iddiasının
gelişimi ve bu iddiaya yüklenirken kendimde cins
çelişkisini ele alış biçimim, bütün bunların uzun savaş
sürecini ifade ediyor.
Bu alana geldiğimde Parti Önderliği'nin öğretisinin
özgürlüğün garantisi olduğunu hissediyordum. Bu anlamda
manevi bağlılığımın beni yaşamda tutan tek bağ olduğunu
bilince çıkarmıştım. Çünkü gözaltında kişiliğimin
parçalılığının bütün boyutlarına rağmen beni ayakta
tutan Başkan'a bağlılık olmuştu. Ama pratik gerçekliğim
bu öğretinin karşısındaydı. Zindana bu çelişkiyi aşma
rolü biçmiştim. Fakat geçmiş pratiğimin hem maddi planda
hem de ruhsal planda tutsağı idim. Geçmiş her açıdan
kuşatmış ve nefes aldırmıyordu. Sorumluluk benimdi, ama
hareket ettiğim maddi zemin kendimdeki bu geriliği aşma
ve çıkış gücü vermiyor, bunu besliyordu. Ben ise tüm
niyetlerime rağmen kendi esirim olmuştum, bu zemini
üretenlerden birine dönüşmüştüm. Yani artık erkek egemen
anlayış ve yaklaşımları suçlayacak durumda değildim.
Böyle bir manevi soluklanma şansım da yoktu. Çünkü bu
egemen yaklaşımların uygulayıcısı haline gelmiştim.
Üreteni de olmuştum. Bu pratiğin tüm ayrıntılarını
'94'te rapor etmiştim. Bu yüzden tekrara girmektense
bugünkü bilinçle bu şekilde tanımlayabileceğime
inanıyorum.
İnandığım Parti çizgisiyle pratiğim arasındaki çelişkiyi
çözmek, bu pratiğin sırtımdaki yükünden kurtulup doğru
bir özgürlük yürüyüşçüsü olmak için Partiye rapor
yazdım. Kendi isteğimle yazmış olmak güç veriyordu.
Bugüne kadar şahit olduğum, duyduğum tüm yargılama
yöntemlerini karşılamaya hazırdım. Bunu da Başkan'a
bağlılığın bir göstergesi olarak kabul ediyordum. Fakat
hakkımda hiçbir karar alınmayınca kendimi örgütleme
gerekçem tersine döndü. Bu, beni parçaladı, daha doğrusu
bu parçalamayı daha da derinleştirdi. Bu kararı MB üyesi
Keskin arkadaşa ilişkin gözlemlerimle de buluşunca
kararı tamamen kendi subjektif, önyargılı duruşumla
değerlendirdim ve beni Partiye bağlamak için alınan
karar bende güvensizliği derinleştirebildi. Bu ruh hali
beni örgüt karşıtı bir pratiğe götürdü. Yanılgılarım
oldukça derindi. Güvensizlik, kaygı, korku, tüm
pratiğimin arka planını oluşturan ruhsal duruştu, bu da
daha da derinleşti. Deyim yerindeyse kurumlaştı. O
dönemde bunun sonucu olarak bir anlamda kendimi dayata
dayata ama kendimce haklı olduğuma inandığım için de
öfkeyle karşıladığım uygulama kararı, tecrit kararları
alındı ve uygulandı. Bu süreçte Bursa sevkiyle alana
gelen arkadaşların yaklaşımlarını (bu arkadaşlardan da
özellikle MB sekreteri arkadaşın yaklaşımlarını) partiye
daha yakın buluyordum. Bilincim oranında bu arkadaşların
yaklaşım ve yöntemlerini partiye yakın buluyordum. Bu
düşüncem ile ruhsal planda erkeğe güvensizlik bende uzun
bir tartışma, çatışma konusu oldu. Ancak bu çatışmanın
güven noktasında sonuçlanması ile yaptırım sürecine daha
doğru katılma (ki çok da yeterli düzeyde değildi)
sonucuna ulaştım. Bu güven bende o süreci aşma gücü ve
çabası yarattı. Ama bu aşmanın kendi özgücümün
olmadığını bilmek minnettarlık duygusunu oldukça
derinleştirdi. Bu, benim geleneksel egemen sınıflar
içinde şekillenen kulluk kültürümün bir ürünüydü. Aynı
zamanda bu duygunun tam tersi olan gururuma yedirmeme de
yaşanıyordu. Karar "istenen çabayı, bilince çıkarmayı
yaşamamıştır. Ancak attığı bazı adımlara cevap
vereceğiz" biçimindeydi. Bilincimde Parti kararıdır
diyor, saygıyla karşılıyordum. Ruhumda ise minnettarlık
ile aşağılanmışlık duyguları arasında gidip geliyordum.
Bu ruhsal duruşun tüm izleri pratiğimin ayrıntılarında
gizlidir.
Bu çatışmalar bende teorik bilinçte geliştikçe
özgürleşmeyi erkeği aşma yanılgısına götürdü. Yanılgı
oluşu şöyleydi. Minnet duygusunu kolay aşamıyordum.
Aşmak inkarla (Partinin, yoldaşların emeğini)
özdeşleşiyordu. Öfke duyunca da Partinin teorisinin
dışına düşüyordum. Çok karmaşık bir iç çatışmayı o
dönemin örgütsel-eğitsel çalışmaların yarattığı güvenle
buluşturdum. Asla kendimi erkeğe kullandırtmayacağım,
örgüt gücü olacağım, erkeğin elindeki silah örgüttür, bu
yüzden eziyor, bastırıyor, bağlıyor, kullanıyor. Ben
bunu aşmak için örgüt gücü olmalıyım bilinci ve kararı
gelişti. '95 başlarında benim açımdan kendimi bazı MB
üyelerinin geleneksel (yedek üyeleri de dahildi)
yaklaşımlarına karşı ihtiyat adına örgütleme (aslında
karşıya alma, tepki toplama pratiğiydi bu), Partiyi MB
sekreteriyle sınırlandırma, bu ilişkide ise kayıtsız bir
bırakmaya yol açtı. Yine MB sekreterinin öncülük ettiği
tartışmalar sonucu bu kayıtsız bırakmanın çok bağımlı
bir ilişki olacağını bilince çıkardım. '95 başlarında bu
bilinç bende ilişkiye doğru katılma düşünce ve kararını
geliştirdi. Bu kararım doğrultusunda daha mesafeli bir
duruşu esas aldım.
Ancak bu kez de o güne kadar bilincinde olmadığım bazı
eğilimlerim açığa çıktı. Özgürleşmenin kaçışla
olmayacağını, bunun bir iç savaş olduğunu giderek
bilince çıkardım. Dolayısıyla ilişkide mesafeyi,
ölçüleri korumayı kendime bir iç savaş, yavaş yavaş
yeniden şekillenen bir eğilim geliştiğini görünce bunu
gelişmenin bir dinamiği, kendimde yeni bir kadın
yaratmanın gerekçesi bilincine ulaştım. Gelişen
eğilimlerim, geçmişte cins ilişkilerinde yaşadığım
güdüsel eğilimlere, duygusal sorunlara benzemiyor,
ruhumda bu tür yansımaları olmuyordu. Bu yeni durumu
tanımlayacak bir kelime dağarcığım da yoktu. Ruhumdaki
yansımaları birçok kez tartıştım, ölçtüm, biçtim,
kavramaya çalıştım. Defalarca eskisi gibi mi, değil mi?
Sorusunu sordum. Değildi. Bu eğilim beni Partiye,
özgürlük iddiasına çekiyordu. Ama geçmiş kişilik
alışkanlıkları bu eğilimleri geleneksel zemine çekme
gücündeydi. Bunu kendimde bu duruş ve ilişkilerde savaş
gerekçesi yaptım. Bir kadın olarak gücümün, bilincimin,
ruhsal, sosyal ve kültürel donanımın çok çok üstünde bir
savaşa girdiğimi şimdi daha iyi kavrıyorum. Bu savaşı
kendimde yürütmenin bedeli çok ağır oldu. Açığa
çıkardığı bir gelişme çizgisi var. Partinin değer
verdiği gelişim çizgisidir. Bir de yanılgıları,
sapmaları var. Bu da Partinin savaştığı bir boyut oldu.
Kısacası kendi için savaşımın, iç sorgulamalarımın,
kendimi yeniden yaratmanın odağında MB sekreteri
arkadaşın bendeki yansımaları vardı. Bu iç savaşı hiçbir
zaman hiçbir geleneksel duygu ya da düşünce ile
tanımlamadım. Bu savaşı kazanırsam Partileşeceğim dedim.
'96 sonuna kadar bu bende Koğuş Birimi pratiğimde birçok
parçalı, istikrarsız yürüyüşe yol açtı. Bu savaşın
fiziğim üzerindeki baskısı ağır hastalıkları açığa
çıkardı. Giderek hastalığın kendisi fiziğimin
kaldıramayacağı boyutlara ulaştı. Ancak hastalığı çözüp
siyasal yaşamda bir rotaya kavuşma isteği, zorunluluğu
bende içimdeki eğilimlere teslim olma boyutunun ağır
basmasına yol açtı. İstanbul'dan döndüğümde bu
durumdaydım. Sonrasına geçmeden önce şunu da eklemek
istiyorum. Sultan arkadaşla ilişkimde iyileşmelerin
başlaması kendimdeki bu iç savaşın başlamasıyla eş
zamanlıdır. Daha doğrusu bir biçim ve yön kazanması ile
eş zamanlıdır.
Pratiğimin bu dönemlerinin siyasal çözümlenmesi '95-96
yılı konferansları için hazırladığım raporlarımda
mevcuttur. Bir kez daha tanımlamak gerekirse şunu
belirtebilirim: Bu savaşın kadın-erkek ilişkilerinde
doğru bir iç savaşın örgütle buluşma, örgüt gücü
kazanmayla mümkün olacağını kavradım. Pratiğimde
Partiyle buluşma isteği, iç savaşı ile sınıf karakterim,
bilinç düzeyim, bir kadın olarak gelişen duruş, davranış
ve alışkanlıklarımın açığa çıkardığı düşünce ve
davranışlar, yöntemler hep bir çatışma halinde oldu.
Cinsiyetçi bakış açısı biçim değiştirmişti. Kaba anlamda
aşılmıştı. Ancak çelişkinin yönü de doğru çözümlenmiş
değildi. Doğruyu yakalama isteği, çabası ile gerçeklik
arasındaki büyük uçurum pratikte sürekli yanlış yapmaya,
yanlışlardan öğrenme gibi en geri öğrenme biçimine
götürüyordu. Feodal küçük-burjuva sınıfın duruşu,
eğilimleri ve bilinç etkileri pratiğimi derinden
etkiliyordu. Bu savaşı illa kendim kazanacağım inadı ve
gururu, bir daha kendini asla geleneksel erkek
ilişkilerin bulunduğu platformlarda ele almama kararı ve
bu kişiliklerin parti gücüyle yarattıkları geleneksel
psikolojik baskıya öfke beni içime kapatıyordu. Sadece
MB sekreteri ile konuşma isteğim ise zarar verme
kaygısına, arkadaşın kendi iç savaşına, gelişim sürecine
tersten, olumsuz bir giriş yapma kaygısına, yine "acaba
niye?" sorularına muhatap olma kaygısı içime
kapatıyordu. 96 sonunda "bu arkadaştan zarar vermez,
gelmez. Ben tamamen bu arkadaşın belirlediği örgütsel
çerçevede hareket edeceğim" kararına, ruhsal duruşuna
ulaşmıştım. İstanbul'dan böyle bir psikolojiyle geldim.
Geldiğimde konferans sürecinin hazırlıkları sürüyordu.
MB içinde bazı kişiliklerin duruşu ele alınıyordu. Bu
dönem bu kişiliklere ilişkin tüm düşünce ve görüşlerimi
anlatmak istedim. Ama zaman çok sınırlıydı. Sürecin
gelişimini kavrama gücüm yoktu. Kendimi hangi düzeyde
katabileceğimi, söyleyeceklerimin nasıl karşılanacağını
hesaplayacak durumda değildim. Bu yüzden "fırsatçılık
yapıyor" denilmesi ihtimali gururumu zedeleyici olacak
diye, onurumu kıracak diye sessiz kaldım. MB yedek
üyeliği için düşünüldüğüm söylenince hem isteme, hem
kendini hazır hissetmeme arasında sıkıştım. Fakat
gelmeden ulaştığım kararı esas aldım. Bu bana zarar
vermezdi, böyle isteniyordu. Ben de gereğini yapardım.
MB içi sınıf savaşının düzeyinin bilincinde değildim. O
zeminde kadının konumlanmasının nasıl bir savaş konusu
olacağını kavrayacak durumda değildim. Bana ütopik ve
romantik bir düzenleme gibi geliyor ve haz veriyordu.
Yine kadının özgürleşmesinde bir şanstı. Gerçi kota
uygulaması biraz onurum üzerinde ezici etkiler
yaratıyordu. Yapılan tartışmalar ikna edici oldu. Bu
olumsuz etkiyi bir süre için aştım.
***Konferansta Keskin ark. şahsında açığa çıkan
tasfiyecilik, iddiaları hiç gerçekçi görmedim. Verileri
çok aksız, önyargılı ve sübjektifti. Ancak benim kendi
içi savaşımın teslimiyet yönünün ağır baktığı bir
süreçle buluşması ciddi bir kırılmaya yol açtı. Parti
içinde kadının düşürücülüğünün erkek egemen kişiliklerin
dilinden ifadesinin ağır ruhsal baskısını daha gerillaya
ilk katıldığım günden beri dehşetle yaşamıştım. Yine en
değer verdiği ilişkilerde bile kadının nasıl tersine
çevrildiğini, zarar verici öge haline geldiğini
görmüştüm. O zamandan bilinç altına kazınan bir şey
vardı. "Asla düşüren kadın olmayacağım." Bu, güzel ve
anlamlı bir hedefti. Ama ayakları havada, yasaların,
toplumun yasalarının gücünün bilincinde olmadan alınmış
bir karardı. Benim gerçekliğimin de dışındaydı. Sadece
özgürlük isteğime denk düşüyordu. Bu iddiaların bendeki
çatışma düzeyi adının doğru bir yoldaşlık ilişkisine
ulaşabileceği inancım kırıldı. Kadın, işte yine
erkeklerin iktidar savaşının bir aracı halinde
kullanılıyordu. Bu onların dünyasıydı. Ya kullanırlardı
ya da bir diğeri için kullanılırdı. Sağduyumu ve
soğukkanlılığım biçimde ne kadar korumak istesem de
kaybettim. biçimde divan üyesi olmanın sınırlayıcılığı
hakim oldu. Hemen ardından Can arkadaşın kendisine dönük
eleştirileri öfkeyle ele alışının amacını kavrayamadım.
Kavrayacak bir ruhsal duruş itibariyle güvenilir hale
gelmişti. O da artık benim açımdan bir yanılgı haline
geldi. Bir kez daha aslında örgüt gücü olmak için erkeği
hiçe saymanın gereğini düşündüm ve inandım.
Kaybettiklerimin tüm öfkesi, acısı, inadı bu süreçte bir
kez daha gündeme geldi. Bütün bunlar ise Can arkadaşla
ilişkilerde peş peşe patlamalı bir biçimde çıktı.
Yeniden geleneksel kadının baş belası haline gelen
duruşu bende açığa çıktı. Can arkadaş ve yakın
çevresindeki tün arkadaşlarla ilişkilerime ve şirazeden
çıkmış bilinç ve bilinçaltı parçalanması yansıdı. Bir
kadın olmam bütün kişilik sorunlarımın çıkış noktası
olmasını engelliyor, aksine çözülmeye yol açıyordu. O
güne kadar kendimde sürdürdüğüm, bunda olumlu sonuçlanan
boyutlar sanki bu savaşı hiç aşamamışçasına yeniden
ortaya çıktı. Konferans sonrası oluşan psikolojik
ortamın hiçbir hassaslığını gözetecek durumda değildim.
Harekete geçiren dinamikler bilinçten yoksundu.
Duygular, önyargılar, yanılgılar, bilinç altında pusuya
yatmış bütün eğilimler harekete geçti denilebilir. Bu
eğilimlerin özünü erkeği dışlayan, erkekle hiçbir
zeminde ilişkiye inanmayan, güvenmeyen eğilimlerdi. Bu
eğilimlerim, öfkelerim Can arkadaşın olmadığı zeminlerde
Sultan ark.'a yansıdı. Bu noktada bilinçli bir yönelme
yoktu. Bir kadın tarafından anlaşılacağına inanma istek
ve eğilimi var mıydı? Bilmiyorum ama bir süre sonra
arkadaşı olumsuz etkilediğimi gördüğümde kontrolü ne
kadar kaybettiğimi fark ettim. Sultan ark.'ın Can
arkadaşla aynı şeyleri düşünmediği tek zamandı. O zaman
da aslında Can arkadaştan ne kadar uzaklaştığımı fark
ettim. Bu kez bir daha asla buluşmama kaygısına
kapıldım. Sultan arkadaşa bana paralel davranmaya
başladığını, yanlış yaptığını, haklı olanın Can ark.
olduğunu, benim bu savruluşumun tüm nedenlerinin benden
kaynaklandığını söyledim. Kendimi toparlama kararına
ulaştım. Aslında bu karar kendimdeki çelişkileri çözme
değildi. Kadere boyun eğme kararı idi. Güvenilen tek
halkanın da güvensizlik haline dönüşmesinden korkma,
kaygılara gömülmenin sonucu teslimiyetti. Tam bu dönemde
tekrar hastalık nedeniyle İstanbul'a gittim.
Hastanede yattığım süreç tüm bu yaşananları soğukkanlı
bir temelde ele alma, değerlendirme süreci oldu.
Kendimdeki savaşı kendiliğindenciliğe bırakmanın çok
kötü bir bitiş olacağını bir kez daha kavrama gelişti.
En büyük ilişkinin yoldaşlık ilişkisi olduğu, bunun da
savaş ilişkisi olduğunu yeni bir bilinç düzeyi ile
kavradım. Kendimdeki savaşı yeniden sürdürme, toparlama,
kendini örgüt gücü haline getirme kararına ulaştım.
Dönüşümdeki pratiğim bu kararın özgüveni ile MB
ilişkilerine giriş oldu. İlk başlarda belli bir ihtiyat,
temkin vardı. Örgüt gücü olma kararı doğruydu. Ancak
bunun arka planındaki ruhsal duruş sağlıksızdı.
Geçmişte, '95'te açığa çıkan eğilimlerin konf. sonrası
tartışmalarda parçalanıp gittiğini düşündüm. Fakat bu
durum MB içinde ilişkilere girince ve YAJK toplantısına
hazırlanırken başka bir biçimde açığa çıktı. Gelişme
isteği ve dinamiği zayıflamıştı. Bir yerlere sığınma
eğilim ve dürtüleri, düşünce ve duyguları harekete
geçti. Hiç savaşılmayacak, boyun eğebileceğim ve
dokunulmayacak bir ilişki isteği gelişti. Bu hiç kimsede
hiçbir biçimde somutlaşmadı. Ancak sorulduğunda
davranışlarıma yansımış olması olasılığını o zaman da
belirtmiştim. Bu yaşadıklarımı ciddi gördüm. Hemen gidip
söylemek istedim. daha sonra benden bunu kendimin aşmam
istenileceğini düşünerek kendi kendime bu süreci aşma
kararına ulaştım. Bu psikolojiyi YAJK örgütlenmesi
üzerinde yoğunlaşarak aşmaya çalıştım. Aştığıma
inandığım zaman da gidip Partiye açtım. Bunu samimiyetim
açısından önemli gördüm. Aşmadığım ve anlatmadığım
taktirde, kendimde yarattığım özgürlük istemine ters
düşeceğime inanıyor, bunu bir özsaygı nedeni olarak
görüyordum. Fakat bu süreçten sonra hırsla çalışmalara
yöneldim. Tüm işleri yapma girişimi, eğilimi, bunu
yaparken örgütsel sınırları gözetmeme yaşandı. Ancak
zamanla yeniden Can ark.'la ilişkilerde '95'te gelişen
eğilimin aslında çok derin olduğunu, geçici bir süre
içinde yitip-gitmiş gibi göründüğünü anladım. Hatta bir
anlamda benim için bir çok özelliği, boyutu yeniden
tanıma, deyim yerindeyse yeniden keşfetme yaşanıyordu.
Aslında alana ilk gelinen günden bugüne yaklaşımlar
çekici geliyordu. Bu, bu yıl daha da arttı. Fakat bu
savaşı sürdürme iddia ve inancımı kaybetmiştim. Bu beni
kendimi farklı ifade etme biçimine yöneltti.
Bağımlılaşma korkusu, kaygısı derinleşti. Örgütsel
çalışmalara yüklenme kendi içinde hem bu çelişkiyi aşma
yöntemi, hem de kendi başına var olma, özgünlüğü,
niteliği gözetmeksizin her türlü ilişkiden kopuş olarak
algılama gelişti. Bu mümkün değildi. bir örgütsel pratik
içindeydim. Emeğe saygılı bir yoldaş olmak gerekirdi. Bu
kez kendimi bu çekim merkezinden çıkarma arayışı
gelişti. Tüm MB'ye yayılan bir ilişki dengesine kavuşma
gereğine inandım. Buna yönelirken şu gerçekle
karşılaştım. Can arkadaş, Meral arkadaş ve Ümran
arkadaşla ilişlerde sınırları kaybetmiştim. Can
arkadaşın dediğini yapayım, bu ilişkilerin uyumlu bir
öznesi olayın derken sınırları sildim. Can arkadaşa
bağımlı olmayayım diye attığın her adımda merkezi
parçalayan, merkezini kaybeden bir duruşum çıkmaya
başladı. Bu platform dışındaki ilişki zemini daha
tehlikeliydi. Geçmişte geleneksel ilişkileri yaşadığım
dönemde bu özellikleri belli oranda görme gücü
gelişmişti. Bu durum diğer MB üyesi arkadaşların
(özellikle Nihat arkadaşın) gelişen dörtlü görüşmelerden
rahatsızlık düzeyini fark ettim. Ürküntüye kapıldım.
Bendeki etkilerini anlatmasam da o dönem Nihat ark.'taki
tepkeleri Can ark.'a anlatmıştım. yeniden sonucu ne
olursa olsun Can ark.'la ilişkilerde doğru bir duruş
savaşına yöneldiğimde çok kötü parçalanmış olduğumu,
karmakarışık bir sorgulama içine girdiğimi fark ettim.
Bunun üzerine Kasım sonu Aralık başında nasıl yaşıyor,
düşünüyorsam böylesine rapor ettim. O an ilk karşıma
çıkan ilk arkadaşla paylaşacak kadar sıkışma içindeydim.
Nursemin ark.'a okuttum. Okuturken yanılgımı fark ettim
ama iş işten geçmişti. Can ark. okursa yaşadıklarımı
anlar, ben de daha rahat paylaşırım diyordum. Duruşum
diğer iki arkadaşla paylaşılan bir zeminde ele alınınca
yeniden soğukkanlılığımı yitirdim. Aslında
kendiliğindenci bir rapordu. Niyette olmasa bile
arkadaşı geleneksel bir zemine çekme anlamına geliyordu.
Bunu fark ettiğimde, kendi kendime yorumladığımda gidip
özür diledim. Özeleştirimi sundum. Çünkü içimdeki
çelişkileri asla geleneksel bir zemine taşımak
istemiyordum. Bütün bu gel-gitler her girdiğim ilişkiyi
parçalayan, dağıtan, tepkileri örgütleyen bir biçim
aldı. Bu noktada çözümsüz kaldıkça pratiğe yönelme, ama
pratiğe fazla gömüldüğümü görme daha önce tempomun
kaynağını sorgulamaya itmişti. Orada da iç dengelerimi
doğru oturtmamanın etkili olduğunu görmüştüm, ama
kabullenemiyordum. Geleneksel bir güdümleniş içinde
olmak istemiyordum. Fakat kadın olarak gerçeğimin bunu
ifade ettiğini de hissediyordum. Aşmak istiyor,
aşamıyordum. Pratiğe gömüldükçe bu yaşadıklarım, örgüt
olma isteğimin ardındaki sınıfsal eğilim ve dürtüler
derinleşiyordu. Neredeyse her üst komitenin bir çalışanı
haline gelmişti ve MB inisiyatifini de kullanıyordum.
Kendi başına bir MB haline gelmiştim.
Bütün bunlar yaşanırken MB pratiği ve ilişkileri içinde
Ümran arkadaşı tanıma da yavaş yavaş gelişti. Ümran
arkadaşla bir cins hesabı, duygusu ya da dürtüsü biçimde
tek bir anda bile buluşmadım. Ne ruhumda ne de
bilincimde bir tek bu biçimiyle ize rastlamadım. Fakat
sürekli ilişki içinde olduğum için benim tüm
gel-gitlerim, tepkilerim o arkadaşa yansıdı. Bunun
dışında Can ark.'la ilişkilerde yaşadığım tüm ruhsal
duruşların sonuçları bu arkadaşla ilişkilerde uzlaşma ya
da tepki biçiminde çıktı. Aslında arkadaşın kadın
karşısındaki konumlanışının geleneksel olduğunu, MB
ilişkilerine girdikten bir süre sonra şahit oluyor,
gözlüyor ve düşünüyordum. Bu geleneksellik kadından
kaçış, dikkate almama, emek harcamama biçiminde
somutlaşıyordu. Eleştiren ama değişmesini inanmayan,
eleştiren ama aşması için hiç baça harcamayan, sadece
çabayı eleştiri ile sınırlayan, eleştiriyi ise erkek
bakış açısıyla gerçekleştiren bir duruştu. Beni
eleştirmeyişini de bu duruşun bir parçası olarak
görüyordum. Kabullenemiyordum. Burada kabullenemeyişimin
nedeni şuydu. Can ark. böyle bakmıyor, bu arkadaşı kendi
platformuna alıyor, değer veriyor, ama o en çok çaba
harcanan noktada kendi duruşunu düzeltmiyor, kendini
kaymıyor. Bunları yaparken de örgüt kaygıları arkasına
saklanıyor diyordum. Tepkiler bu düşüncelere denk gelen
duruşlarla karşılaşınca açığa çıkıyordu. Bu duruşa sahip
bir erkeğin kadına değer vermeyeceğini, doğru yoldaşlık
ilişkisine çekmeyeceğini düşünüyordum. Uzlaştığım
zamanlar ise Can arkadaş bu arkadaşa değer veriyor, güç
vermek istiyor, ben bununla çelişen, bu ilişkiyi bozan
olmamalıyım dediğim zamanlardı. Başarı potansiyeli görme
de bu anlamdadır. Yani Parti değer veriyor, ben de
vermeliyim anlayışı. Özde ise bir çok konuda abartılı
bir kişilik olarak değerlendirme vardır. Bu ilkesizliğe
götüren yaklaşım ve merkezdeki ilişkide yaşadığım
savurmalardır.
Merkezi parçalamanın bir halkası haline bu ilişkinin
gelmesi, diğer raporda ele alıp da eksik kalan boyutu
budur. Bu ilişkiye böyle ilkesiz katılım yeni
siyasal-örgütsel seminde bağımlılaştırmış, güdümleyen
noktaya getirmiştir. Örneğin arkadaşın Hasan arkadaşa
ilişkin görüşlerinin sözcülüğünü benim yapmam, yine
tekrarlayan bazı davranış biçimlerini bunun dışında
değerlendirmiyorum. Bir anlamda deyim yerindeyse
örgütsel ilişkilerde ikinci sekreter gibi, yaklaşma
yaşanmıştır. Bu tanım MB sekreteri arkadaşın yapması
üzerinden yapmıyorum. Ben daha önce de bu tanıma
ulaşmıştım, "benim merkezim kim, ben bu örgütlenmede
kimden emir alıyorum" sorusu beni bu sonuca
ulaştırmıştı. Çünkü arkadaşın üstenci yaklaşımlarını,
zaman zaman ciddiye almama biçiminde yansıyan
davranışlarını sindiremiyor, tepki duyuyor, "bu arkadaş
herhalde kendini Can arkadaş sanıyor" diyordum. (Bu, Can
ark. böyle yapıyor anlamında değil.) Fakat bilinçte
parçalı gözlemler güvensiz kılıyor, fazla karşıya almayı
göze alamıyordum. Bu zamanla bağımlılaşma, bu arkadaşın
anlattıklarını, bir konudaki görüşünü sorunları bağlayan
son söz olarak algılamaya yol açıyordu.
Açık görüşte yaşanan sorundan sonra Can ark.'ın
eleştirisi beni bir süre rahatlattı. Arkadaşla idare
dışında bir sorunu konuşmuyordum. Dolayısıyla
görüşlerinin etkisine girmiyordum. Sonra bu da
eleştirilince dengeler bir kez daha bozuldu. Bütün
bunlar çok masum sorunlar değildi. Çünkü bir yandan da
adeta bir erkekten daha fazla bu zemini kendi hakkı
görme ve giriş söz konusuydu. Bu eğilim sınıf
karakterinin yansımasıydı. Bir yandan bu kadar gözü kara
ilişkilere girme, bir yandan da yönetmeyi, yönetici
olmayı doğal bir hak olarak görme, öte yandan kadın
olarak kendini bir bütün çizgiye oturtamama, ruhumdaki
gidiş-gelişler tersten ifadelere yol açıyordu. Bu
ilişkinin üzerimdeki baskısı arkadaşın benimle
ilişkilerde ya uzaklaşması, ya da rahatlıkla tepki
vermesi gibi bir duruşun benim rapor boyunca dile
getirdiğim sıkışmalarla buluşunca açığa çıkıyordu. Belki
çok uç gelecek, ben de siyasal olarak tanımlayacak
verilere sahip değildim, ama bendeki yansıması Keskin
arkadaşın geleneksel egemen duruşuyla yarattığı ruhsal
baskıya benziyordu. Fakat arkadaşın duruşunda hiç bir
duygusal dayatmayla karşılaşmadım. Yine bu soru bana
soruncaya dek kendimde, ilişkilerde bir kez olsun
düşüncemden, duygularımdan böyle bir olguyu geçirmedim.
Aksine çok uzağımda gördüğümü şu an rahatlıkla
belirtebilirim.
Koğuşta yaşananlar, Sultan ark.'ın görevden alınışı, bir
kadın olarak MB'deki tüm hassaslıkların bende
yoğunlaşması, yine koğuştaki arkadaşların peş peşe
çözülmeleri, benim konf. sonrası yaşadığım çözülmeyle
ilişkilidir. Ancak belirleyici değildir,
düşüncesindeyim. Aksine bu tür duruşlar benim kendi iç
savaşımı hep olumsuz besleyecek nitelikteydi. Enerjimin
büyük çoğunluğunu arkadaşların dayatmalarının bendeki
savruluşu, geleneksel ilişki, güdüsel arayışlara
çekmemesi için kendimle savaşta harcadım. Arkadaşlarla
da uzlaşmadım. Bunu çok kaba yaşadım. Ama bu benim
açımdan aşılması gereken bir durumdu. Geriye çeken
dayatmalardı. Zaten kendi duruşum istikrarlı değildi, bu
duruşlara güç veren tek davranışım kendimin bitişi
olacaktı. bunu erkenden fark ettim ve uzlaşmadım. Ama
çok kaba savaştım. Fakat baştan beri yazdıklarım örgüt
olamadığım, yönetemediğimi, özgürlük ilkesine
çekemediğimi, çözüldüğümü zaten ortaya koyuyor. Bu
duruşumun arkadaşların çözülüşüne hız kattığına
inanıyorum. Çünkü benim MB'deki tüm sancılarım koğuşa
yansıyordu, Sultan ark. görev dışında kalmıştı. Kısacağı
özgürleşme, öncüleşme pratiği arkadaşlara başarı güveni
vermiyordu. Bunun onlardaki geleneksel, bastırılmış
yönleri beslediğini, kendiliğindenciliğe ittiğini
düşünüyorum. Önemli bir etkileme düzeyi olabileceği
olasılığını dıştalamıyorum. Yine sorunlarla mücadele
yöntemimin kaba oluşu da güvensizliği, gelenekselliğe
kayışı beslemiştir. Çünkü bir çekim noktası değil, itim
noktası idim. Partiye çekemeyen her bireyin kendi içinde
çalışma alanları olan üst komitelerde yer almanın da bir
baskı unsuru olduğunu düşünüyorum.Kısacası erkeğin
zeminine bir erkekten daha rahat girme, kadın
platformunda erkek sözcülüğünü en kaba erkekten daha
fazla yapmayı ifade ediyor. Böyle bir temsil düzeyi
özgürlüğe çekemezdi. Var olan geleneksellikler bu
zeminde beslendi ve saldırıya geçti.
Sonuç olarak kendimdeki iç savaşın adını, kadın olarak
özgürleşme isteği, iddiası ile birçok geleneksel dürtü
ve eğilim arasında gidip-gelen bir kadının iç savaşı
olarak tanımlıyorum. Çelişkinin adını tam koymadığım
için de raporlar gerçekliğimin belli yönlerini önemli
oranda ifade etse de çıkış noktası olamadı.
Meral ark.'la ilişkilerde olumlu olması açısından hep
çabam oldu. bu ilişkide bir önceki raporda yaşadığım
sorunlar dışında bir sorun yaşamadım. bilincimde bir
kadın olarak hiç karşıma almadım. Duyguda da bunu
yaşamadım. Fakat daha çok güç verecekken veremediğini
düşünme, zaman zaman kırılmalara yol açtı. Çok kez işte
yaşadığım savrulmaların kaynağını paylaşmak istedim. Ama
zarar veririm düşüncesi, dile düşürürüm, doğru
anlatamazsan sıradan, basit bir kadın arayışı olarak
algılanır korkusu beni engelledi. Bir süre sonra ise
örgütsel olarak yanlış bulduğum için paylaşamam
gerilmişti. Yüzeydeki gelişmeleri de arkadaş fazla
paylaşma taraftarı değil. Her şeyi kendi başıma aşmamı
isteme var. Bu teorik olarak doğru, ama pratikte ben
bunu başaramadım. Son yazdığım rapor bana kısmen olsun
çözüm gücü oldu. Ancak iç çelişkilerimi tam olarak
tanımlamayışım bir süre sonra kaçışlara yol açtı.
yeniden yıl boyunca örgütlemede oluşan davranış, ilişki
alışkanlıkları gündeme geldi. Bu süreçte kendimi aşma
kararım ile gerçekliğim hem beni, hem de örgütsel
ilişkileri aşırı derecede zorladı, hassaslaştırdı. Ancak
alınan yeni kararların boyutun kavradıkça sorunlarımın
önüne hitap ettiği için benim üzerimde onur kırıcı
yönleri olabildi. Böyle yansıması kendi duruşumdan
kaynaklıdır. Son olarak Can ark.'la gerçekleşen üç
saatlik tartışma, aslında benim açımdan büyük bir
buluşmaydı. Fakat esas yaşadığım çelişkiyi arkadaşa
açmadım için de kendimi, samimiyetsizliğimi sorgulattı.
Yoldaşlıkta bu kadar ısrarın cevabı samimiyetsizlik
olmamalı düşüncesine götürdü. Sonra kesin cevap olma
kararına ulaştım. Saygıyı koruyacağım dedim, ama ertesi
gün aynı zayıf, basit noktalarda ilişkileri zorlayan
duruşum açığa çıktı. Bunun üzerine kesinlikle kendimde
yaşadığım tüm bu savrulmaları açma kararına vardım. Bu
rapor aslında Konf. sürecinde yazdığım raporda ifade
ettiğim pratiğin ruhsal çözümlemesidir.
Bu pratik, ideolojik-siyasal olarak, bir kadın olarak
geleneksel ideoloji-politika anlayışlarının zemininden
kurtulmamak, bu anlamda Parti zemininde gelişen bilinçle
bu anlayışların karmaşası olan bir ideolojik duruşa
kavuşmaktır. parti ideolojisiyle teorik bir tanışma
yaşansa da, bu ideolojiye ruh katılmamış, pratik
politikanın gerekçesi yapılamamıştır. Özgürlük adına,
özgürleşme adına tüm kölelik ideolojilerinin bir
karmaşası gelişmiştir. Kadın özgürlüğü savaşında ilkeli,
istikrarlı bir savaşçılık değil, bireysel kurtuluş,
bireysel olarak kendini güvenceye alma, bunun yolunu da
her türlü ilişkiyi parçalama, ilişkisizlikte arama
yaşanmıştır. Bu duruş sınıf dürtüleriyle de buluşunca
benmerkezci, örgütü dağıtan bir ilişki biçimi açığa
çıkmıştır.
Kendimdeki eğilim bugün de beni Partiye, özgürlüğe çeken
bir eğilimdir. Pratiğim bu eğilimimin ruhundaki
yansımalarının tersine dönmesi biçiminde yaşandı. Kadir
bilmek, vefalılık bu savaş ilişkisi dışında çok kolay,
kendini bir köşeye çekerek, etkisizleştirerek insan bunu
başarabilir. Esas başarmak savaş ilişkisi içinde
olmalıydı. Ben '97 başından yaşadığım kırılma ve
savulmayı aşamadım. Diğer raporumda aldığım kararı
uygulamak için hala zamanım var mı? Buna Parti karar
verir. ben geçen hafta sonu gerçekleşen tartışmadan
sonra tüm duvarları aştığıma inanıyorum. Bu yetmiyor.
Bir de geçmişin alışkanlıklarını, eğilimlerini,
dürtülerini aşmam gerek. İçinde Can ark.'la ilişkilerde
yaşadığım eğilimi tanımlayacak durumda değilim. Pratik
sonuçları geleneksel sınırları aşmadıysa bu, benim
duruşumdan, kendimi aşma savaşında güçlü bir irade
yaratamayışımdan kaynaklıdır. Fakat bir kadın olarak
bilincimde ve duygularımda beni Partiye, özgürlüğe çeken
bu eğilimi yeniden kendim için bir gelişme dinamiği,
özgürleşme gerekçesi yapmak istiyorum. bu da büyük bir
yoldaşlık savaşına karar kılmaktır. Özgürlüğe, özgür
geleceğe, özgür kadın ve özgür erkeğin yaratılacağına,
özgür ilişkilerin yaşanacağı bir geleceğe hep inandım,
hala da inanıyorum ve inanacağım. Bugün bu raporumu
yazışımın temel nedeni, kendimi aşma iradesini yeterince
yaratamayışımdır. Bunu başardığım zamanlar da oldu.
Ancak kendimde çelişkiyi doğru tanımlamama, siyasal bir
güç olamamanın önünde engel oldu. Karşıta dönüşen,
kendini tersten ifade eden bir duruşu yarattı. Özgürlük
mücadelesinin zorluklarını, acılarını her düzeyde
yaşadım. Bu anlamda gelişim süreçlerinde yoldaşlarımı da
çok zorladım. Onları da çok üzdüm. Her şeyden önce
Partinin, yoldaşların beklentilerine cevap olamayışının
hep yaşadım. Bugün kendimi geleneksel bakış açıları ile
değerlendirmiyorum. Bu anlamda yaşadığım ezilmede
devrimci duyguların, sorumluluğun rolü var. Bir kadın
olarak cins psikolojisini, cins çelişkisini doğru
temellerde aşmak yarın da, bugün olduğum gibi yaşanacak.
Öz itibariyle biçiminin bu zeminde bu ilişkide açığa
çıkması benim için bana reğmen, niyetlerime, içimde
kazanma iddiama rağmen, bana rağmen kazanılan bir
süreçtir. Ancak kendi çelişkilerimin beni aşan toplumsal
bir gerçek olduğunu, etkileri ve sonuçlarının benimle
sınırlı kalmayacağın bugün daha iyi kavrıyorum.
Kendimdeki duruş özelliklerini, alışkanlıkları, gururu,
hemen etki altında kalan her türlü siyasal-örgütsel
bağımlılığa açık yönleri, yine hemcinslerimle
ilişkilerdeki egemen duruş ve üslubu, davranışları,
karşı-cinsle ilişkilerdeki istikrarsız duruşu hızla
aşmam gerekiyor. Partinin örgütsel konumlanışında her
türlü kararını sonuna kadar saygıyla karşılayacak ve
irademi ve irademi katacağım. Bu raporun bendeki tüm
engellerin aşılması anlamına geldiğine inanıyorum.
Kendime ilişkin öneri veya görüş belirtmekten ziyade
Partinin kararını esas alacağım. Bu yılı kazanacağım.
Özgürlük yolunun öğrencisi olacağım. Hangi biçimde ve
konumda olursa olsun erkek yoldaşlarımla ilkede
buluşacak ve bunu pratiğimde ispatlayacağım.
Özgürleşme isteği bende hep tutku düzeyinde yaşandı.
Belki de bu yüzden hiçbir sorunu sıradan yaşamadım.
Birçok şeyi derinden yaşama, bende uçlara savrulmayı da
beraberinde getirdi. Çok zorlandım, parçalandım, deyim
yerindeyse ağır bir hasta kadar kan kaybettim. Gelinen
noktada bendeki bireyci yönler çok zayıf düştü. Ölümcül
haldeler. Bu raporun bu bireysel, geri yönlere son bir
darbe olacağına inanıyorum. Özgürlük savaşçısı olmak
istiyorum. Bunun için her türlü zorluğa göğüs germeye
hazırım. bir daha asla Partiyi basit sorunlarla
uğraştırmayacağım. Kendimde bir özgürlük savaşçısının
iradesini, bilincini ve eylemini yaratacağım. Bu ateş
Newroz ateşi gibidir. yeni bir Newroz sürevine girerken
kendimi bu Newrozun ateşinde arındırırcasına
arındırmaya, aklamaya ve kendi küllerinden yeniden
yaratvmaya her açıdan hazırım. Bu kararımı verirken yine
en büyük güç kaynağım Partidir, örgüt ve kurum
ilişkileridir, yoldaşlık emeği, sevgisi, saygısıdır.
Geleneksel bakış açılarıyla kadını bir daha asla
değerlendirmeyecek, kadındaki yaşam ve zafer gücünün
varlığına inancım maddi bir ürüne dönüştüreceğim. Burada
belirttiklerim ömür boyu kendimde ve dışımda bir savaş
gerekçesi olacaktır.
Bir kez daha Partinin her türlü kararını saygıyla
karşılayarak, irademi katacağımı belirtiyor, bağlılık
andımı tekrarlıyorum.
19 Mart 1998
Devrimci selam ve saygılarımla
Sema YÜCE
ÇANAKKALE VII. ZINDAN DİRENİŞ KONFERANSI'NA
Final yılının başarıyla tamamlandığı, Partimizin savaşta
ZAFER, yaşamda ÖZGÜRLÜK yılı olarak tanımladığı 1998
yılının sorumluluklarını kavrama temelinde sürece
katılmaya çalışacağım. Bunun yolu da elbette pratiğin
hesabını doğru vermekten geçiyor. Geçen yıl zindan
duvarlarını aşma, emekçi bir kişiliğe ulaşma, partinin
sosyal ölçülerine kavuşma, parti yaşamını esas alma ve
kadın özgürlüğü mücadelesinin zindanda oturtulmasında
aktif bir biçimde yer alma hedeflerini önüme koymuştum.
Hedeflerime bir bütün ulaşamadım. Mücadelede yürümede
hiçbir zaman kararsızlık sorunu yaşamamakla birlikte,
esas olarak, mevcut kişilik yapım hedeflerime ulaşmamı
engelledi. Bir de yılın tümü aynı düzeyde yaşanmadı,
kendi içinde bazı farklılıklar oluşabildi. Konferansta
kota uygulamasının bir sonucu olarak MB yedek üyeliğine
seçildim. Daha sonra MB üyesi bir erkek arkadaşın
görevden alınması sonucu MB üyeliğine getirildim. Bu
süre içine MB üyeliği yanı sıra AİB ve MYK sekreterliği,
Kadınlar Koğuşu ve YAJK Birimi Üyeliği, sekreterliği
görevlerini yürüttüm. Yine KB içinde eğitim, diğer
siyasetlerle ve idare ile ilişkiler çalışmalarını
yürüttüm. Yıl boyunca yaşanan pratiğim esas itibariyle
görev içindeki duruşumdur. Bu anlamda MB ve YAJK
raporunda belirtilen tüm eksiklikler, anlayış ve
sorunlar benim de özeleştirimdir.
Her ne kadar konferansta göreve seçildiysem de yıla
sorunlu ve borçlu giriş yaptım. Konferansta öncülük
noktasında yaşanan sorunları kendime yanılgılı
yaklaşımın bir sonucu olarak doğru karşılayamadım.
Tasfiyeciliğin iddiaları karşısında geleneksel kadının
özgüven yoksunu ve kaygılı yaklaşımları sonucu
tepkiselliği ve sıkışmayı yaşadım. Dolayısıyla bireysel
raporların değerlendirildiği gündem maddesinde İK üyesi
arkadaşa dönük eleştirilerde oldukça tepkisel, öfkeli
bir ruhsal duruşla sorumsuz yaklaşarak tasfiyeciliğin
yedeğine düşmüş oldum. Bu pratiğimi kavramakta tutucu
davrandım. İK ve DK'na özeleştiri raporu sunmama rağmen
MB karşısında kötü bir direniş sergiledim. Bu durum
gelişmelere subjektif, kuşgucu yaklaşımımı açığa çıkardı
ve değerler karşısında bir savrulmaya yol açtı. Parti
karşıtı eğilimlerim ciddi düzeyde açığa çıktı. Tutucu ve
tersten bir direnişe geçtiğim için öncülük görevine
sorumlu değil, sorunlu bir katılım sağladım. MB üyesi
diğer bayan arkadaşla özgürlük olanaklarının doğru
temsilcisi olacağıma, yarenlik diyebileceğimiz geri bir
ilişki zemininde buluştum. Objektif olarak arkadaşı da
kendi geriliklerimin zeminine çekim. Bu pratiğimi henüz
anlamaya çalıştığım bir süreçte tedavi nedeniyle
İstanbul'a gittim. Bir ay hastanede yattım. Döndükten
sonraki pratiğim ise MB'e verdiğim özeleştiri temelinde
tüm faaliyetlere eksik yanlarıma rağmen aktif bir
katılım biçiminde gerçekleşti. Yılı kısaca böyle
özetleyebilirim. Bu pratiğe damgasını vuran kişiliğimi
ise şöyle izah edebilirim:
MB ve üst komitelerdeki görevim ile YAJK Birimi içindeki
görevimi yerine getirirken açığa çıkan kişilik duruşum
en genel tanımıyla feodalizmin ve kemalizmin etkileri
altında şekillenen ve kollektivizme gelmeyen kişiliktir.
Bu da yoğun bir bireycilik ve ben-merkezciliktir. Bu
duruş göreve doğru katılımı engelledi. Görev alanında
özerk, merkezileşmeye ve kurumlaşmaya gelmeyen,
parça-bütün ilişkisini yeterince gözetmeyen eğilimler
sıkça açığa çıkabildi. Kaba materyalist bakış açısı
parti ideoloji-politika ve örgüt anlayışını kaba
alğılama ve kaba uygulamaya yol açtı. Bu kabalık da
bireysel tarzın bir ifadesidir. Yine değerler karşısında
emek olgusundan uzaklık, resmiyet ve samimiyet dengesini
tutturamama, politik olma ve politik olgunluğu her zaman
ve her zeminde yakalayamama önemli zaaflarım olarak
yaşandı. Böyle olunca da sorunlara ya abartılı, ya da
ciddi olmayan bir tarzda yaklaşma yaşanabildi. Yıl
boyunca en önemli sorgulama noktası yönetme-yönetilme
ilişkilerinde yaşandı. Egemen tarz, üslup ve ruhsal
duruş ilişkilerde önaçıcı olmayı engelledi. Egemen
anlayışın kalıntıları sürekli bir iç dengeleri oturtma,
özgüven sorununu yaratabildi. Kişilikteki parçalı ve
çelişkili yönler öz-biçim sorunu olarak varlığını
sürekli koruyan bir durum olabildi. Parçalılığın kaynağı
da düzenin kazandırdığı anlayışları, alışkanlıkları
aşmamış olmaktır.
Göreve yaklaşırken hakkını verme, daha sorumlu katılma
istek ve çabam oldu. Ancak ayrıntılarla uğraşmam, esası
kaçırmama yolaçtı. Esas olan MB ve YAJK Birimi içinde
doğru bir kadın devrimciliğinin temsilini yapmak, ortak
yönetim anlayışının esaslarına gelmekti. Ben ise MB
içinde sürekli cins psikolojisiyle hareket ettim. Yani
kadın olmaktan kaynaklanan kaygılar, "acaba ne kadar
kabul ediliyorum, ne kadar güveniliyorum, görevi yüzümün
akı ile bitireyim, bir an önce Konferans gelsin görevi
devredeyim" anlayışı hakim olabildi. Pratiğimin
başarısız olmaması gerektiğinin baskısı kadar kadın
arkadaşlar olarak yaşadığımız ve MB'e yansıyan her
sorunun baskısını üstümde hissederek ilişkilere girmek
yıpratıcı oldu. Belirttiğim öz-biçim çelişkisi en çok da
bu alanda ortaya çıktı. Yıllardır içselleştirilmiş olan
güçlü kadın olma imajı kendimi kandırdığım temel bir
nokta oldu. Çünkü bırakalım güçlü olmayı, parçalı ve
çelişkili kişilik özelliklerim en doğal ilişkilerde bile
oldukça güçsüz duruşlara, eleştiri kaldırma ve tartışma
gücü yaratamamaya yol açabildi. Öz-biçim çelişkisi, iç
dengeleri oturtamama ama her şeye de güç getirme
zorunluluğunu duyma, soruna bilimsel değil gurur
meselesi biçiminde yaklaşma en ciddi handikapım oldu.
Kendi geriliğimi güçlülük gibi kanıksama yanılgısı,
olduğum gibi yansımamı çoğu zaman engelledi. Örgütsüz ve
plansız yaşam biçimim hem kadın arkadaşlarla, hem de
erkek arkadaşlarla sistemli ve verimli ilişki kurmamı
engelledi. Genel yapının sorunlarına karşı duyarlı
olmaya çalışsam da bunu pratikte örgütleme zayıf kaldı.
Bu duruş kadın arkadaşlarla ilişkilerde ise
"farklılaşma", giderek kendini bu gerçeğin dışında
görme, eksikliklere sürekli yönelme ama aynı oranda
kaldırma gücünü yaratamama, kendini bu zeminde yaşatmaya
yolaçtı. MB içinde yoğun biçimde sürdürülen sınıf
savaşımı aslında önemli oranda benim kişiliğime dönük
yaşandı. Buna karşılık YAJK platformu benim bu savaştan
uzaklaşıp soluklandığım bir zemin olabildi. Koğuş içinde
eleştiri cesareti kazandıran bir duruşu yaratamamak
arkadaşların yönelimini engelleyince bu zemin kendimi
yaşatmanın zemini haline gelebildi. Pratiğim YAJK
toplantımız çerçevesinde belirlediğim eylem planını
sağlıklı uygulamamı engelledi. YAJK Birimi içinde de
birimi işleten, güç veren ve kollektivizmi çeken bir
duruştan ziyade kaygıları besleyen bir duruşum oldu.
Birimde yaşanan tüm sorunların birinci dereceden
sorumluluğu bu kişilik dayatmalarımdan dolayı bana
aittir diyebilirim. Çekici, toparlayıcı ve partiyle
buluşturan bir tarz yerine dağıtan, harcanan, emeklerin
ürüne dönüşmesini engelleyen bireysel tarzı yaşatma daha
ağır basabildi.
YAJK Birimi ve YAJK örgütlenmesinde geri, geleneksel
kadın duruşlarının çıplak görüntülerine karşı kendimde
geçit vermemeye özen ve dikkat gösterdim. Ama bu özen
bir süre, bu tür duruşları kendi gerçekliğimde de görme
ve savaşmayı engelledi. Yine benim parçalı, çelişkili,
sekter, belli bir olgunluğa ulaşmamış kişiliğim
arkadaşların daha özgüvenli bir duruşa ulaşmasını
engelleyebildi. Tepkisellik, duygusallık ve hastalığımın
giderek daha da kronikleşmesi bu kişilik özelliklerimin
bir sonucudur. Görevlerim, hastalığım, kişilik
dayatmalarım ve günlük yaşamın plan-programı arasında
sıkışıp kalma, bir türlü hepsini dengeli yürütememe,
zaman zaman dağılmalara yol açabildi. Bu tür durumlarda
MB'den uyarı da aldım. Ancak günübirlik çalışma tarzı ve
hamal pratiği aşamadım, YAJK'ın özgürleştirici günücü
yeterince değerlendiremedim. Belli bir savaş gücüm
gelişti. Yaşamımızdaki tüm ilişkilerin bir savaş
ilişkisi olduğu gerçeğini pratikte az da olsa kavradım.
Ama şunu görüyorum ki önümdeki en büyük engel
kollektivizme gelmeyen, benmerkezci, üstenci kişilik
özelliklerimdir.
Başta da belirttiğim gibi kişiliğimde yıl boyu önemli
bir sınıf savaşımı verildi. Bu savaş bendeki düzene ait
yönleri daha çıplak bir biçimde açığa çıkardı. Devrime
ait yönlerimi ve hangi noktada zayıf kaldığımı da daha
iyi gördüm. Özgür Kadın Hareketi'nin emekçi, mütevazi ve
iddialı bir neferi olma kararım tamdır. Yıl boyu verilen
savaş beni önemli bir noktaya getirmiştir. Bu, kişilikte
geçmiş yılların ve bu yılın kazanımlarını nitel bir
sıçramaya dönüştürmek ya da çok gerilere savrulmak
biçiminde ifade edilebilecek kritik bir noktadır. Geri
düşme tehlikesi yukarda aktardığım kişilik özellikleri
ve egemen kültürün-ruhun yarattığı davranış, duruş ve
tarz sorunlarından kaynaklanabilir. İleriye sıçrama ise
Partinin kazandırdıkları temelinde yaratılacak bir irade
ile gelişebilir. Bu konudaki iç çatışmaların zamana
yayılması, uzun süredir aynı noktada oluşum kişilikte
rehabilitasyonun etkilerini, iradedeki zayıflamayı da
gösteriyor. Belirttiğim kritik noktayı aşma hedeflerimin
özünü de belirliyor. Hedefim kararlı bir şekilde
kendimde kollektif ve demokratik bir kişiliği yaratmak,
benmerkezciliği aşmak ve Parti merkezine daha sıkı ve
bilinçlice bağlanmaktır. Bu yıl MB ve YAJK platformunda
Partinin, yoldaşlarımın iyi bir öğrencisi olamadım.
Bundan sonra iyi bir öğrenci olmanın anlık savaşını
kendimde yaratmak, iddiamı geliştirip, yüksek katılım ve
alçakgönüllülükle beslemek, bende içselleşen bireyci,
egemen kadın anlayışını aşarak kollektif bir yönetme ve
yönetilme anlayışını kendimde yaratmak, parti kültürüyle
ve ruhuyla buluşmaktır. Tüm bunların anahtarı kendimde
devrimci eylem ve yaşam iradesini yaratmaktır. Bu açıdan
içimdeki tüm engelleri ve zindan duvarlarını aşmak
hedefimdir. Bu temelde yükleneceğime, şehitlerin
öğrencisi ve izleyicisi olacağıma söz veriyorum.
Parti Önderliği'ne, Partiye, şehitlere, dağ ve zindan
direnişçilerine, halklarımıza ve halklarımın ortak
devrim-ortak kurtuluş özlemine bağlı kalacağıma and
içerim.
19.2.1998
Devrimci Selam ve Saygılarımla
Sema YÜCE
|