GAZİ ZİLAN AGİRİ ARKADAŞ

 
 

.

  

“Savaştığımız Halde Savaşı Hiç Bir Zaman Sevmedik.”zilan agiri

diyor Gazi Zilan arkadaş. Kürdistan’da bir kadın olarak savaşta yaşadığı zorlukları anlatıyor. O da henüz 17 sinde katılıyor mücadeleyle, o süreçlerde Kürdistan’da  mücadeleyle sosyal yapıda feodal kırılmalar yaşanırken kadının da özgür yaşam ütopyası gerçekleşiyordu. Gazi Zilan arkadaş katılımdan 4 yıl sonra mayına basarak ayağını kaybediyor ve gaziler kervanına katılıyordu. Gazi Zilan arkadaş röportajında; Bir kadın olarak zaten şiddete karşı olduklarını, karekterlerine de uymadığını, hiç savaşçı olmayı tahmin etmediğini, savaştığımız halde savaşı hiçbir zaman sevmediklerini, fakat karşılarındaki gücün bize iğne ucu kadar yaşam hakkını tanımadığını, adeta savunmada olduklarını ve bunun da kendileri için meşru olduğunu belirtiyor. Sizlere Gazi Zilan arkadaşla yaptığımız röportajımızı sunuyoruz.

 1-Bize kendinizi tanıtır mısınız?
İsmim Zilan Agiri. 1972 Zaho doğumluyum. Ailem feodal özelliklere sahip bir ailedir. Her türlü Kürt etkisi yoğun olan bir ailedir. Bu özelliklerle Güney Kürdistan’a yerleşmiştik. 25 yıla yakın güney alanında kaldık. Daha önce ailece KDP sempatizanıydık. 25 yıl babam bu hareket içerisinde aktif yer aldı. Merkezi düzeyde görev aldı. Oldukça tanınan bir insandır. Biz 9 çocuklu bir aileydik. Doğduktan 1 yıl sonra tekrar Uludere’ye geldik ve burada ilkokulu okudum. Başka da okumadım. Şu an ailem geçimini ticaretle sağlıyor. Yine tarım ve hayvancılıkla da uğraşıyorlar. Bunun ticaretini yapıyorlar.

 2-Mücadeleye ne zaman ve nasıl katıldınız?
1988 yılında Uludere’den gerillaya katıldım. İki kişiyle katılmıştık. Mücadeleye ailemin ne kadar KDP’yle geçmişte ilişkileri olsa da yurtsever özellikleri de olan bir ailedir. 1982 yılından itibaren KDP’den ilişkilerimiz kopmuştu. Abimin PKK’yle ilişkileri vardı. Arkadaşların alanımızdaki şehadetlerinden etkilenmiştim. Abimin PKK’yle ilişkisi yüzünden ailemde baskı görüyordu. Bu sebeple abim 1 sene cezaevinde kaldı. O da çıktığında PKK’ye katılmak istiyordu. Bir bayan arkadaş o sıra cezaevinden çıkmıştı ve bizde kalmıştı. Ve bende ondan çok etkilenmiştim. Böyle katılmıştım PKK’ye. Akrabalarımızdan da mücadelede şehadetler de vardı.

 3-Hangi tarihte ve nerenizden yaralandınız?
1992 yılında Zagros alanında mayına basarak yaralandım. ayağım topuğu kalacak şekilde kesildi.

 4-Mücadeleye katılmadan önce yaralanacağınız hiç aklınıza gelirmiydi?
Evet aklımdan yaralanacağım geçiyordu. Ama en çok şehadeti düşünüyordum ama yaralanacağımı da aklıma getiriyordum. Çünkü mücadeleydi bu.

 5-Yaralanma anını ve sonrasını anlatır mısınız?
Biz eyleme gidiyorduk. Oldukça stratejik bir eyleme gidiyorduk. Ben o sıra saldırı grubunda yer alıyordum. Tabi hemen savunma için yerimi almıştım. Eylem saati geldiğinde ben arkadaşların hazır olması için aralarında dolaşıyordum. Bende takım komutanıydım. O sıra üç mevziyi denetlemiştim. Bir de dördüncü mevziye gideyim dedim. Mevziye giderken orada bir duvar vardı. Duvar üzerinden atlamam gerekiyordu ve atladım. İşte o sıra yere, aslında mayına basmıştım. Ben ilk defa bu alanda mayına basan kişi olarak tanındım. Herşey bir anda olmuştu. Sabahın ilk saatleriydi. TC ordusu da havan atışlarına başlamıştı. Bende o sıra mayına bastığımın bile farkına varmamıştım henüz. Zannediyordum ki düşmanın attığı havanların basıncı bunu yapmıştı. Elimi duvara dayayıp kalkmaya çalıştım, fakat yere düşmüştüm. Ama yine de ayağımın başına gelenlerden habersizdim. Fakat yere düştüğümde anladımki ayağım yerinde yoktu. Tabi ben mayına basar basmaz eylemimiz de başlamıştı. Bisiwinglerimiz çalışmaya başlamıştı bile. Yani ayağımda patlayan o mayın saldırı eylemimizin startı olmuştu. Böylece eylem de sabote olmamıştı. Ben o sıra o haldeyken henüz yeni katılan bir arkadaş yanıma geldi. Ve bana “ne oldu heval?” dedi. bende “sen mevzine gidebilirsin, bir şey yok” dedim. Daha sonra Veli isminde bir arkadaş daha yanıma geldi. Ayağımı o bağladı. İlk müdahaleyi o yapmıştı. Sonrasında ise ben hemen o halle savaşmak istedim ve bixiyi istedim. Herkese bağırarak mevziye gitmek istediğimi söyledim. Psikolojim gayet yerindeydi. Ama söylediklerimi ciddiye almamışlardı arkadaşlar. Bende tekrar yere oturmak zorunda kalmıştım. O sıra bütün hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmişti. özellikle çocukluk anılarım gözümün önüne geldi. Artık geçmişimle başbaşaydım. ..daha sonra iki arkadaş bana yardım için seçildi. O sırada yanımızda doktor arkadaş da vardı. İsmi doktor Orhan’dı. Yine bu esnada da düşman havan saldırılarının yanında uçaklarla hava saldırılarına, bomba atmaya da başlamışlardı . Bulunduğumuz yere 4 defa havan saldırısı olmuştu. Yani ilk tedavimde havan saldırıları altında yapılmıştı. Sonrasında bir arkadaş beni bir noktaya getirdi. Geç kalmıştık. Artık arkadaşlarda geri çekilmiyordu. Biz o arkadaşla aynı noktada kalmıştık. Su verilmesi yasaktı bana. Şehit düşme olabilirdi. Çok istememe rağmen sonunda su verdi o arkadaş, bende suyu içtim. Ve bayıldım. Ayıldığımda arkadaşa bir daha bana su vermemesi konusunda uyardım. Tabi arkadaş bu durumu bilmiyordu. Ve hata yapmştı. Tabi benim uyarımdan sonra bana “niye su içtikten sonra bana söylüyorsun? Önce söylesene” diye cevap verdi. Bende bunun üzerine gülmüştüm. Burada bir gün arkadaşlardan kopmuştuk. Onu da göndermek istedim ama gitmedi yanımdan, hatta hemen tepeye çıkıp bana bir şey olmasın diye nöbetimi tutmaya başladı. Hava da çok sıcaktı ve arkadaşda fiziki olarak zayıftı. Her ihtimale karşı yanımda da bomba vardı. Teslim olmamak, intihar etmek için bombayı yanımda taşıyordum, ama arkadaşlar akşama gelmişti. Beni doktorun yanına getirdiler. Orada 12 gün kaldıktan sonra tedavim için farklı alana geçtim ve orada tedavimi tamamladım.

 6-Savaş dışı kalıp savaş gazisi olma psikolojisini nasıl yaşıyorsunuz?
Bu çok kötü bir psikolojiydi. Bir türlü yaralandığımı, savaş dışı kaldığımı kabul edemiyordum. Askerlikte iyiydim. Ve kopmak da istemiyordum. Ben yaralanmayı kabul ediyordum ama daha çok şehadet aklıma geliyordu. Şunu söylemem gerekirki Önderliği düşünmeseydim intihar ederdim. Psikolojim Önderliği görünceye kadar böyleydi. Artık “ne yaparım? Nasıl çalışabilirim?” diyordum. Artık protezimi de takmıştım. Önderlik bana “herşey fizik değildir. İnsanın beyni, gözü, dili varsa herşeyi daha çok yapabilir”dedi. Tabi bir taraftanda bizleri eleştiriyordu. Daha sonraki yıllarda özellikle bugünde ben inanıyorum ki Önderliğin dediği gibi herşey fizik değildi. Her işi insan yapabilir. Sadece gurur meselesi yapmamak gerekir, yeterki kararı ve isteği olsun. Her işi yapabilirdik aslında. Hatta Önderliğin bu fikrini ben burada pratikte daha iyi uygulayıp geliştirdim.

 7-Bir kadın olarak yaşamda fiziki olarak  zorlandığınız noktalar nelerdir?
Bir kadın olarak bu emeğe daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Fiziki olarak zorlanıyorum ama düşünce olarak buna sahip çıkamıyorum. Belki de fazla destek bulamıyorum. Ama düşüncede bu zorlukları ve engelleri aştım. Fiziksel engelliliğimi düşüncemle aşıyorum. Aşamadığımda engellere takılıp zorlanıyorum. Yoksa öyle çok fazla fiziki zorlanmam yoktur. Bu oldukça da azdır.

 8-Bir gazi olarak insanlardan beklentileriniz nelerdir?
Bir gazi olarak daha çok anlayış istiyoruz. bir merhaba bile insanı etkileyebiliyor. Tabi acıma duygusuyla yaklaşanlara da tepki duyuyoruz. “o gazidir, bir işe yaramaz.”sözünü sıkça eleştirip mahkum ediyorum. Önderliğin dediği gibi “insanın beyni ve dili varsa bir çok şey yapabilir.” Buna inanıyorum. İnsan değişime hazır bir varlıktır ve yanlış yaklaşımları önlemek içinde adeta düşünce ve dilimizi öne koyarak kendimizi korumaya çalışıyoruz.

 9-Yine bir kadın olarak savaş hakkında ne düşünüyorsunuz?(barış ve gazilikle ilişkisini değerlendirilmesi)
Ben savaşı da yaptım. Öğrendiğim, ders çıkardığım şeylerde oldu. Aslında biraz yaşayan bilir ama herkesinde savaşın yaşamasını da istemem. İnsan emeğine sahip çıkmalı. Eşit bir yaşamı istiyoruz, egemen bir yaşamı değil; barışı istiyoruz, savaşı değil. Tüm insanların yaşama hakkı vardır. Öldürme hakkı yoktur. Bir kadın olarak zaten şiddete karşıyız. Bizim  karekterimize de uymuyor. Hiç tahmin etmezdim savaşçı olmayı. Savaştığımız halde savaşı hiçbir zaman sevmedik. Fakat karşımızdaki güç bize iğne ucu kadar yaşam hakkıtanımıyordu. Adeta savunmadaydık ve bu da meşruydu bizim için. Kadının doğasında savaşsız güzel bir dünya var. Doğaya çok yakın duruşu vardır. İyi yaşam, iyi koşullara daha uygunuz ama kirli yaşamı da kabul etmiyoruz. Barışı çok istiyoruz ve onun hayaliyle yaşıyoruz.

 10-Gaziler için söyleyeceğiniz bir mesajınız varmı?
Her gazi bedeninden bir parça verip yaralanmıştır. Ben istiyorum ki her gazi arkadaş fiziksel ve düşünsel olarak kendilerini eğitip geliştirmeli, vermiş oldukları müçadeleyi yaşamın her alanına taşırmalarıdır. Düşünsel ve ruhsal olarak birbirleriyle dayanışma içinde olmalarını bekliyorum.  Birbirlerini anlayan, düşünce gücüyle hareket eden bir gazi gercekliğinin yaşamsallşmasını istiyorum.

 11-Kürt ve Türk halkına bir mesajınız varmı?
Bir gazi olarak mesajım ise; Kürt halkı tarihte hep mücadele etmiş bir halktır. Büyük emek sahibidir. Ama artık Kürt halkı mücadeleyi yeterli görmemeli. Daha fazla devam ettirmelidir. Türk halkı da zaten duyarsızlığını hala yaşarken öte taraftan kısmi olarak bazı katılımlarla bunu aşmaya çalışıyor ama oldukça yetersiz bir durumdadır. Kürt halkı Türk sistemi gibi “herşey benimdir” mantığından ziyade eşit yaşamda çok ısrar ediyor. Bu eşit yaşam isteğine ve mücadelesine Türk halkı da katkıda bulunmalıdır.

 12- Şimdiki uğraşılarınız nelerdir. (kültür sanat sportif vb)
Daha çok sağlık işleriyle uğraşıyorum. Yine siyasal çalışmaları da aksatmıyorum. Bu arada boş zamanlarımda da kitap okuyorum.

 

 

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com