GAZİ ŞERNAS ŞANSSTER ARKADAŞ

 
 

.

“Kürt Halkı Bu Süreçte Mücadelenin Zaferini Her Yönüyle Elde Etmenin Büyük Adayı Olacaktır”

Sernas

         Gazi Şernas arkadaş henüz o da 14 yaşında mücadeleye katılıyor, 15 yaşında da ayağını kaybederek gaziler ordusuna katılıyor. Gazi Şernas  “Savaşla Türkiye’nin  karartılmak ve bir geleceğin bitirilmek istendiğini, Sadece dar, elit bir kesim bu savaştan menfaat gördüğünü, bunun içinde var olan sorunların ancak barışçıl-demokratik mücadeleyle çözüleceğini, bunun içinde Türk halkının, Kürt halkına destek vermesi gerektiğini, ST֒lerinde, siyasal yaşamda da Kürtleri yalnız bırakmaması gerektiğini, her türlü barış aktivitelerinde yer almalarını, şiddet mentalitesini kafalarından yıkmalarını, imha ve inkar düşüncesinden kendilerini sıyırmalarını” belirtiyor.
       
1-Bize kendinizi tanıtırmısınız?
      
1-1978 Şırnak doğumluyum. 8 çocuklu bir aileden geliyorum. Klasik, orta halli, yaşamını hayvancılık ve çiftçilikle sağlayan, aile bağları sıkı, aşiret usulu feodal yapılanmanın hakim olduğu bir sosyal yapıyla şekillenmiş bir aileden geliyorum. İlkokul mezunuyum.
      2-Mücadeleye ne zaman ve nasıl katıldınız?
     
1992 yılında mücadeleye katıldım. Yöremiz 15 Ağustos atılımının yapıldığı bir yöreydi. 1990’lı yıllarda mücadelenin en yoğun olduğu bir dönemde, yapılan halk serhıldanlarının  sonucunda yakın akraba ve aileden katılımların olduğu bir süreçte 1992 yılında bende bu sımsıcak rüzgarlardan etkilenen bir Kürt genci olarak mücadelede aktif yer almak için bir grup arkadaşla birlikte saflara katıldım.
        3-Hangi tarihte ve nerenizden yaralandınız?
      
1993 yılının Haziran ayında mayına basmak süretiyle yaralandım. Sol ayağımı diz kapağımın bir karış altından itibaren kaybettim.
       4-Mücadeleye katılmadan önce yaralanacağınız hiç aklınıza geliyormuydu?
       
1993 yılı gerlilla açısından kapsamlı bir yıldı. Bir ordulaşma sürecini yaşıyorduk. Düşman staretejisini boşa çıkarma planlamaları vardı. Ateşkesimize bir türlü cevap verilmiyordu, umutlarda gün be gün kesiliyordu. Gerillalar da beklentilere girmişti. Biz o süreçte hareketli bölükteydik. 3 takımdan oluşuyorduk ve 90 arkadaş vardı. Ben o zaman manga komutan yardımcısı ve bölük muharebecisiydim. Bölgenin o dönem gücü çoktu. Herkes eylemlere katılmak istiyordu. Her gün çok aktif bir durumumuz vardı. Herkes aynı zamanda çok da heyecanlıydı. O süreçte bizim bölüğün iki eylem planı vardı. Ben muharebeci olduğum için herketen önce bütün bilgilere sahip olabiliyordum. O iki eylem planı haberini alınca çok sevinmiştim. Bende bu eylem planlamasında yer almak istiyordum. Pusu eylemine girmek istiyordum. Pusu eylemi çok kapsamlıydı. Düşmanın lojistik konvoyuna pusu atacaktık. Bu eyleme katılmak için çok ısrar etmiştim ama olmamıştı , ancak sonrasında bu pusuyu destekleyecek bir grup eylemci olacaktı ve bende bu sızma eylemine katılacaktım. Çok sevinmiştim. Kendi eylemimize gitmek üzere yola çıktık. 4 arkadaştık. Düşman tepesine sızma yapacaktık. Önce keşfe gittik. Tabi burada mayınların olduğunu biliyorduk ve çok tedbirli gidiyorduk. Eylem konumlanma keşfimizi yaptık ve harekete geçtik. Eylem saatinden önceydi. Sabah vakti iki eylem yapacaktık. O sırada düşmana yakın mesafedeyken o anda mayına bastım. Yanımda bir arkadaş daha vardı, ancak mayına basarken bastığımın bile farkında değildim, çünkü ben düşman saldırdı zannediyordum. Üzerime gelen lav silahı zannetmiştim. Ayağa kalkmak istedim, ama düştüm. Yanımdaki bir arkadaş beni hemen uyararak mayına bastığımı söyledi ve bana müdahale etti. Düşmana yakın olduğum için ayağımı bağlamadan beni sırtladı. Tepe de bu sırada taciz ateşine tutuldu ve arkadaşlar sürekli düşman tepesini taradılar. Beni de olay yerinden uzaklaştırdılar. Eylem bu biçimiyle sabote olmuş, ayağımda gitmişti. 15 dakika yürüdükten sonra arkadaşlara ulaştık. Ben ise kendime kızıyordum, çünkü eylem sabote olmuştu. Ayağımı unutmuştum artık. Eyleme bende katılmıştım. Artık bundan sonra da kendimi hep savaş dışı kalmış gibi hissedecektim. Bu olay başıma çok erken geldi ve beni çok etkilemişti. Bir saatlik yarama yapılan tedaviden sonra biz esas bölüğümüze geldik ve doktor bir arkadaş yarama bir tıbbi müdahale daha yaptı. Sonrasında tedavimin devamı için karargaha gittik ve Ortadoğu alanında da tedavim bitirmiş oldum.
       5-Yaralanma anını ve sonrasını anlatırmısınız?
      
Mücadeleye yabancı değildik. Köyümüzde silahların sesiyle yatıp kalkıyorduk. Çatışmalar, şiddet, gerilla arkadaşların şehadetleri, düşman askerlerinin öldürüldüğü bir bölgede, yani savaş bölgesinde yaşıyorduk. Herşey burada çok açıktı. Katılmadan öncede bu yaralanma ve ölümlerin içindeydik. Daha öncede de gerillada yaralanmıştım. Hafif yaralardı bunlar. Tabi bunlar beni askeri yaşamdan koparamamıştı. En çok şehadet ve yaralanmayı beklerdim ama böyle ağır bir yaralanma ve bunun düşüncesini beklemiyordum. Yaralanma ve ölüm düşüncemdeydi, ama bu mayın olayı beni gerilla ortamından koparmıştı. Yıllar sonra bile bu zorlama hep var olacaktı.
      6-Savaş dışı kalıp savaş gazisi olma psikolojisini nasıl yaşıyorsunuz?
     
İlk yıllar olumsuz psikoloji oluştu tabi. Bir organımı kaybetmiştim sonuçta. Şimdi ise bunu kaybetmekten ziyade psikolojik olarak gerillaya katılamamanın üzüntüsü bende başladı. Katılımım en aktif sahada olmuştu ve orada hep yer almak istemiştim. Yaşamımın en güzel yıllarıydı bu yıllar ve bunu sürdürmek isterdim. İşte gazilik psikolojisi beni en çok bu noktada zorladı. Değişik çalışmalarda bile yer alırken hep bunu düşünüyordum. Yine Önderlik sahasında epey kaldım. Nihayet Önderlik çözümlemelerini, gazilere yaklaşımı ve perspektifleri benim için büyük bir güç ve moral oldu. Bu zorlanmaları böylece aşmış oldum. Gazilik bütün bir mücadeleyi kapsadığı için bu mücadelede yer almak bunun içinde net bir kararlılıkla mümkün oluyordu. İdeolojik olmak, mücadeleyi yaşamak, bir gazi inasanımız için öncelikli bir meseledir. Böyle bir yaşamdan hareketle bütünleştiğinde benim organım eksik, ben sakatım, işe yaramam psikolojisine girmez. Bu mücadelenin başarıya ulaşması için daha çok mücadele yapılabilir düşüncesiyle ideolojik bakış açısı yakalanmalı ki objektif gerçeğe girilsin. Böylece gazilik olumsuz psikolojisini aştırabiliyor, üretimle birlikte moral alınıyor. Gerilla saflarında kayıplara gelince, bende içinde yer alsaydım diyesim geliyor. İntikam eylemleriyle de sevincim doruğa çıkıyor ve kendimle barışabiliyorum. Tabi bu duygusal yaklaşımdır aynı zamanda.
       7-Yaşamda fiziki olarak zorlandığınız noktalar nelerdir?
     
Yaşamsal yönde öyle zorlandığım hususlar yoktur. Normal aktivitelerde bir kısıtlama oluyor ama çok temel değil. Yaşamsal ihtiyaçların aktivitilerini yapabiliyoruz, ancak mücadelenin ön cephelerinde yer alamamanın üzüntüsü var. Bu nedenle gerilla arkadaşları ziyaret etmeyle bu sorun kısmi olarak gideriliyor. Yine protez konusunda zorlanıyoruz. Bunun dışında zorlanacak bir husus yoktur.
       8-Bir gazi olarak insanlardan beklentileriniz nelerdir?
      
Gaziler olsun, özürlü insanlar olsun, her insanın bir gücü, bir enerjisi ve yapabilirliği vardır, yaşam katılımı vardır. Yaşamın her yönüne katılım insanlaşmanın temel özelliğidir. Genellikle üretim katılımda belirleyicidir. Katılım düzeyi her insanda vardır. Özürlü insanlarda daha çok yoğun katılım vardır. Bu kendi başına bir yaklaşımdı, ancak başkalarıda görsün anlayışıda yanlıştır. Genel olarakta özürlü insanlara yakalaşım, yani beklentimiz şudur. İnsanlar bize doğal olmalı, ne de destekleyici, ne de onlara acıma olmalıdır. Yaşamın doğal akışı içinde özürlü insanlara yakalaşılmalıdır. Özürlü insanlar nazik ve hassastır. Bu yaşamın içinde gelişiyor. Bu insanları güçlendirmek için doğal yaklaşım çok önemlidir. Onları eksik görecek, ayrıksı yakalaşımlar öz itibariyle onları üzüyor . Paylaşım ve ilişkilenme tüm insanlardan temel beklentimizdir.
       9-Savaş ve barış hakkında ne düşünüyorsunuz?
      
Kuşkusuz en büyük savaş verenlerle, sömürgecilerde, en gaddar zulmü yapan imparatorluklarda mutluluk, refah getireceğim diye insanlığı aldatmışlardır. Ancak demokrasi, insanca yaşam hiç bunların aklına gelmemiştir. Bunun mücadelesini günümüzde PKK yapıyor. Mutluluk, refah gibi hedeflenen kavramlar toplumsal düzeye ulaşmada söylenen olgulardır. Dünya gerçekliğine bakıldığında şu var ki, savaş pozisyonunda bir çok ülke var. Herkes kendi cephesinde bir barış olgusundan bahsediyor. Daha iyi yaşanabilir kriterlerden bahsedebiliyor. Bu mücadele hep savaşlarla yaratılmış, barış ise hep hayallerde, umutlara bırakılmıştır. İnsanların birarada ortak yaşamı bir hayal olarak kalmıştır. Mevcut gerçeklik insalık sorunlarıyla alakalı olanlar, var olan savaşların nedenlerini sorgulayacak düşünsel kapasiteye sahiptirler. İyi ve kötü savaşı yürütenler sonuçta insanlardır. O halde var olan sorunlara duyarlı, daha iyi neler yapılmalı düşünceside insanlarda vardır. Sonuçta genel insanlık sorunları için bazı girişimlerde bulunulmalıdır. Sonuç olarak savaşın kötü olduğu, ezilen halklar açısından, ellerinde hiçbir seçenek kalmadığı noktada meşru savunma temelinde bir savunmaya başvurması anlaşılırdır, ama diğer savaşların çıkar dışında başka anlamı yoktur. Böylesi çıkar ve menfaatlerin kabul edilir, insani, hukuki bir anlamı yoktur. Önemli olan mücadelenin verilmesidir. Bir gazi olarak savaşın acısını çok ağır yaşadık. Savaşların durdurulması, teşhir edilmesi, sorunların diyalog yollarıyla çözülmesi gerekir. Kürt mücadelesi gerçeği var. Bir savaş durumu mevcuttur ve büyük acılar yaşanmaktadır. Bu soruna çözüm getirilmezse bu acılar sürecektir. Kürtlerde diğer halklarda bunun acısını yaşıyor. Diğer çıkar sistemleride halkları bu savaşın içine sokmaktadır. Halklarımızı ve haklarımızı elde etme mücadelesinde diğer halklardaki insanlarda kendi haklarını nasıl doğal görüyorsa bize de öyle yaklaşımlarını ve bu savaşa alet olmamasını ve bizlerle dayanışmaya girmeleri istemek en büyük temennimizdir.
       10-Ülkede ve tüm dünyadaki gazilere mesajınız nedir?
      
Kürt halkının çok uzun bir tarihi ve kültürel geçmişi vardır. Diğer halkların diğer halkların toplumsal deneyimini yakalamasalarda hep köle olma durumuda beklenmemelidir. Her zaman isyan ve başkaldırıda olmuştur. Bu nedenle onlarca katliamı yaşamışlardı. İdeolojik ve örgütsel Önderliksel bir örgütlülüğe kavuşmadığından dolayı bir başarıya da ulaşamamışlardır. Her zamanda başarıyı hedeflemiştir, ama bu bir türlü gerçekleşmemiştir. Kürt halkı PKK öncülüğündeki mücadeleyle çok yönlü kahramanlıklar ve fedakarlıklarla serkeftin halkı olmayı başarmıştır. Kürtler imha konseptleriyle mücadeleden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu mücadelede şimdi büyük bir Önderleride var. Reber APO’yu büyük bir sahiplenme vardır. Kürt halkı bu süreçte mücadelenin zaferini her yönüyle elde etmenin büyük adayı olacaktır. Bu temelde de Kürtlerin daha yoğun katılımını bekliyoruz. Var olan Kürt dinamizminin çözüm için ortaya konmasını bekliyoruz. Türk halkından beklentimiz ise Kürt halkını kardeş halk olarak gerçek anlamda görmelerini, Kürtlerin uzun bir tarihi, kültürel geçmişi olduğunu kabullenmesini  bekliyoruz. Etle tırnak gibiyiz. Tüm savaşları omuz omuza verdik anlayışıyla ortak yaşam arayışının olması gerektiğini belirtmek istiyorum. Kürt demokratik mücadelesi Türk halkınında demokratik mücadelesidir. Kürtlerin özgürleşmesi Türklerinde özgürleşmesi olacaktır. Türk halkına eleştirilerimizde vardır. Onlardan beklentilerimiz çoktur. Kirli savaşa alet olmak bir yana ona katkı sağlama olmamalıdır. 1970’lerdeki süreç kadar bu süreçte Kürtlere yakınlık yok, çok uzaklık vardır. Ortak yaşamın iki halkı olarak bir yaklaşım geliştirilmelidir. Savaşla Türkiye karartılmak isteniyor. Bir gelecek bitirilmek isteniyor. Sadece dar, elit bir kesim bu savaştan menfaat görüyor. Var olan sorun demokratik mücadeleyle çözülecektir. Barışçıl, demokratik temelde sorun çözülecektir. Türk halkı, Kürt halkına destek vermelidir. ST֒lerinde, siyasal yaşamda da Kürtleri yalnız bırakmamalı, her türlü barış aktivitelerinde yer almalıdır. Şiddet mentalitesini yıkmalı, imha ve inkar düşüncesinden kendilerini sıyırmalıdır.
        11-Kürt ve Türk halkına bir mesajınız varmı?
       
Biz Kürt halkı olarak toplumsal şekillenmişlikten ve ideolojik bakış açısından kaynaklı duygusal, insancıl bir toplumsal gerçekliğe sahibiz. Kürt sorununa yaklaşımda şiddete, savaşa karşıyız. Var olan her türlü sorunlar çevre, kadın, ekmek gibi sorunlarda savaş karşıtlığı temelinde yapılmalıdır. Sadece şiddete, savaşa karşı olmak yetmiyor. Bunun arayışına girmek gerekiyor. Yol ve yöntemde bu arayışarda bulunacaktır. Bu konuda önerimiz dünya gazilerini, şiddetin savaştan kaynağını alan en çok insanı olarak toplantılar, konferanslar gereçkleştirilmelidir. Ayrımcılıktan, sınırcılıktan ziyade savaşı, şiddeti görüp, yine şiddete karşı olunmalıdır. Bizim gibi başka ülkelerde de ayrımcılığı, şiddeti yaşayanlar vardır. Toplumsal değer yargılarını bitiren savaşları ortadan kaldırma bilinciyle insan olarak bu görevi acilen yerine getirmeliyiz. Bu mentaliteden hareketle bazı çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyoruz.
       12-Şimdiki uğraşılarınız nelerdir?
      
Kürdistan gaziler örgütlülüğümüz vardır ve kurumlaşmaya gidilmiştir. Bu kurumlaşma içinde yer almaktayım. Aynı zamanda kitle çalışmaları içinde bulunuyorum. Yaşamımı demokratik kurumlaşmaya dayalı hem kurum çalışmaları ve hemde kitle çalışmaları olarak sürdürmekteyim.

 

 

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com