GAZİ MAZLUM SİİRT ARKADAŞ

 
 

.

mazlum siirt

 

Gazi Mazlum arkadaşta  da henüz 17 yaşındayken saflara katılmış. Yine aynı yaşta mayına basarak bir ayağını kaybetmiş. Gazi Mazlum arkadaş röportajında; karşı tarafın yürüttüğü savaşın devlet ikitidar endeksli bir savaş olduğunu, kendilerinin yürüttüğü savaşın ise imha ve inkara karşı verilen onurlu bir mücadele olduğunu, buna Önderliğin deyimiyle meşru savunma savaşı dediklerini, böyle bir şey yapmadığımız durumda da bunun teslimiyet anlamına geleceğini belirtiyor. Gazi Mazlum arkadaşla yaptığımız röportajı sizlere sunuyoruz.

 

 1-Bize kendinizi tanıtırmısınız?
İsmim Mazlum. 1975 Siirt Eruh doğumluyum. Feodal köylü bir aileden gelmekteyim. Ailem geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlıyor. Toplumsal örgütlenme biçimimiz kabile şeklindedir. Şeyh kabilesindendir. İslam ağırlıklı bir aileden geliyorum. Baskılarla birlikte 1984’le ilk nasibi alan bir ailedir. Babam muhtardı ve ilk baskıyı o gördü. “Ya koruculuk ya göç” diyen devlet tehdidiyle Siirt’e göçmek zorunda kaldık. İlk ve ortaokulu Siirt merkezde okudum.

 2-Mücadeleye ne zaman ve nasıl katıldınız?
Orta sınıftayken ortaokulu terkedip mücadeleye katıldım. Ailenin yurtseverliği, göç olgusunun etkisi bilincimi büyüttü. 90’larda kitle mücadelesi bunda daha fazla etkili oldu. İmha ve inkar dayatmaları da buna eklenebilir. Yine Hizbullah adıyla halka karşı devlet tarafından yaratılan kontra örgütün halka yaptığı zulümler beni daha sonra çok etkileyecekti. Bir an önce gerillaya katılmamda büyük bir etki yapacaktı. 1992’de artık gerilladaydım.

 3-Hangi tarihte ve nerenizden yaralandınız?
1992 Güney savaşından sonra Çukurca’da göreve giderken, düşman taburun döşediği mayına bastım. Bir arkadaş daha yaralanmıştı. Sonbahar mevsimiydi. Yaralanan yer, sol ayağımın dizden bir karış alttan itibaren kaybetmiştim.

 4-Mücadeleye katılırken yaralanıp gazi olacağınız hiç aklınızdan geçtimi?
Mücadeleye katılımım benim için büyük bir onur ve şereftir. İnkarcılığa karşı gerçeğimizi haykırmak ve buna karşı fiili tutum almak en temel amacımızdır. En ideali de şehit olmaktı. Bu bizde hakim bir düşünceydi. Yaralanma ve savaş dışı kalmak aklımızdan hiç geçmiyordu. “En fazla 1-2 ay yaşarız” diyorduk. 2 aylığı hedefleyen bir şehadet planlaması vardı aklımda. Yıllarca mücadele ettiğim gerçeklik olarak gazilik gerçekliği karşıma çıkmış, başıma gelmişti. Savaşa katılmıştık. Bunun siyasal, sosyal türüne değil, askeri savaş gerçeğine katılmıştık. Yani kaba savaş katılımcılığı vardı. Bütün planlar bunun üzerine gelişince kaba fizik ön plana çıktı. Yaralandıktan sonra fiziki yan kaybolunca hayal kırıklığına uğradım. Hiç beklemediğim bir şeydi. Bu beni yaşamda çok zorladı. Bunu aşabilmek için yıllarca mücadele ettim. Ama Önderlik sahasında bunları aşttım. Bunu telafi etmek kolay olmadı. Fiziki eksikliği hep kapatmaya çalıştım. Fiziki anlamda hiçbir şeyden çekinmedim. Ve hızla diğer çalışmalara katıldım. Önderlik sayesinde bende olan bu ağır etkiden kurtuldum. Önderlik çok ilgileniyordu. “Önemli olan fizik değil “diyordu Önderlik. “Kürtlerin yüzlerce yıl fiziğini kullandığı halde başarılı olamadığını” söylüyordu. Düşünce olarak bunu yapmak gerekiyordu. Kitle çalışmaları bunun ardından geldi. Siyasal çalışmalarda yer alıp şehitlere olan borcumuzu ödemeye çalıştık. Bunun rahatlığına kavuşmuştuk.

 5-Yaralanma anını ve sonrasını anlatırmısınız?
10 kişilik bir gruptuk. Ben ikinci sırada yürüyordum. Birden patlama oldu. Kendimi bir anda havada buldum. Hiç unutmuyorum, küfür etmiştim. Havan geldi zannetmiştim. O basınçla yere düştüğümde yaralandığımı hissettim. Sol ayağıma baktığımda ne çorap, ne de ayağım vardı. Adeta tüm kanım çekilmişti. Ayağım bileğimden kopmuş, damarlar dışarıya fırlamıştı. Arkadaşlar beni alandan çıkardı. Beni götürürlerken çok acı çekiyordum. Tarif edilmez acılar icinde kıvranıyordum. Yine dokuzuncu sırada yürüyen bir arkadaşta da mayın patlamıştı. Bu anti- personel bir mayındı. Bizlerle çok ilgileniliyordu. Moral verilmeye çalışılıyordu. Bize “Önderliği göreceğimiz” söylendi. Bu söz üzerine morel kazanmıştık, ama savaş sahasından ayrılma  ezikliği yaşıyordum. Artık savaş alanını terkediyorduk. Acılarımızı hafifletmeye çalışıyorduk.

 6-O anki duygularınız nelerdi?
Yalnızca havan patlayışını düşünmüştüm. Oysa patlayan ayağımdaki mayındı. O an o acıyı unutmak için bayılmayı istemiştim. Ama o da olmadı.

 7-Savaş dışı kalıp savaş gazisi olma psikolojisini nasıl yaşıyorsunuz?
Uzun süre psikolojik bir durumu yaşadım. İkna edilmem çok zordu. Mücadelenin amacı konusundaki telkinler beni ikna etmeye yetmiş, bu ağır psikolojiyi üstümden atmıştım. Bu durum Önderlik sahasında gerçekleşmişti. Hiçbir zaman “ben yaralandım, zayıf düştüm, eskisi gibi olamam” düşüncesini dışa yansıtmadım ve fiziğime aşırı yüklendim. Buna özenle yaklaştım ve bunu genele yansıttım. Çalışırken bana yönelik bir özgün yaklaşım istemedim. Sağlam arkadaş gibi hareket etmeye çalıştım.Ayağımda patlayan düşman mayınına inat, tüm alanları  dolaşma isteğiyle totuşuyordum.

 8-Yaşamda fiziki olarak zorlandığınız noktalar nelerdir?
Şüphesiz mücadeleyi güclendşren iki temel faktör, teori ile pıratiğin birbirini tamamladığıdır.Birinin olmayışı ötekinin sendelemesine yol acar ve zayıf düşmesine neden olur. Hele hele pratik çalışmaların ağırlık kazandığı alanlarda fiziksel gücün önemi artıyor . Bu acıdan kendimi ele aldığımda. Bütün  görev ve pratik çalışmalara tüm yoldaşların katılım sağlaması ve benim bunun dışında kalmam, bu yönüyle yoldaşlara destek olamamam, vicdanen rahatsız olduğum ve zorlandığım  noktalardır. Oysa bu çalışmalara arkadaşlardan daha fazla katılmak istiyorum. Ayağımın sakatlığı elbette zorlayıcı oluyor.Düşünün normal bir insanın hakı olan koşamaktan, yüzemekten, gece gündüz demeden dağlarda yürümekten kopuyorsun,bu oldukça acı verici oluyor, bunları özlediğimi söylemek sorunuzun cevabını neçe ortaya koymaktadır sanırım.

 9-Bir gazi olarak insanlardan beklentileriniz nelerdir?
Bireysel açıdan kendime ilişkin insanlardan özel bir yaklaşım istemiyorum. Hatta bu zararda verebilir.Benimsemediğim bir yaklaşımdır. Acınma olmamalı. Buna  karşıyım,  Özgün yaklaşım istemiyorum, saygı sevgi ilişkilerinde herhangi bir sorun göremiyorum. Ayrıcalıklı yaklaşımlara karşıyım. Fiziki durumu da göz önüne alan ama eksiklik olarak görmeyen bir yaklaşım tercihimdir. 

 10-Yaşadığınız ortamda ihtiyacını duyupta gereğinin yerine getirilmesini istediğiniz şeyler nelerdir?
En çok ihtiyaç duyduğumuz şey mücadeleye nasıl yararlı olacağımızdır. Bunu  anı anına düşünüyorum. Çalışmalara katılımın daha kolay olması diğer ikinci isteğimdir. Örneğin insanın atıl kalmadığı, kendisini değerlendirmede sıkıntı çekmeyeceği  kolaylığa kavuşma diğer bir isteğimizdir.

 11-Geriye dönüp baktığınızda en çok neye sahip olmak isterdiniz?
 Mazlum halkımın özgürlük mücadelesi içinde  askeri bir komutan olmak isterdim. Ama genc yaşta yaralanıp bir parcamı kaybetiğim için bu isteğime ulaşamadım.  Savaş o sıralar sıcak ve yoğundu.Haklı ve kotsal amacımız yolunda  şahadete erişmek bile güzel bir şeydi.

 12-Savaş hakkında ne düşünüyorsunuz? Türk ve Kürt halkına bir mesajınız varmı?
Savaşın yorumlanması gerektiğine inanıyorum. Geçmiş ve şimdiki zamanda yorumlama çok farklı olacaktır. Savaşı ilk başta kutsallık olarak ele alıyorduk. Mutlaka yapılmalıydı. Dünya tarihinde de en iyi soyluluk, erdemlilik ve güç savaşlardaki üstünlüğüne bağlıydı. Savaş o zamanlarda çok kutsanıyordu. Mücadeleye katılırken de bu temelde bir katılım oldu. Savaş karşıtlığı değil, inkara ve imhaya karşı savaşı derinleştirme tek ve son çareydi. Sorgulamaya zaman yoktu. Önderlik savunmalarından sonra savaş olgusu daha gerçekçi değerlendirildi. Savaşa bir gereklilik ve kutsanmış bir gözle bakılamazdı. Savaşta talan ve imha vardı. Buda aile ve hanedan çıkarları için yapılıyordu. Bizim yürüttüğümüz savaş yeni bir bakış açısı yarattı. Mücadelemizde bunun özeleştirisi de verildi. Devlet-iktidar-güç konusunda özeleştiriler verildi. Devlet-iktidar-güç endeksli savaş topluma egemen olma ve onu sömürme biçimindeydi. Oysa Önderlik meşru savunma çizgisinde Devlet-iktidar ve güç üçlemine yeni bir bakış açısı getirerek savaş olgusuna daha net bir açıklık getirdi. Savaş kutsanmamalıydı. Uluslararası yasa da geçerli olan meşru müdafaa hakkıdır. Saldırılara karşı müdafaa meşrudur. Gaspedilen Kürtlerin haklarına karşılık mücadele etmemek, meşru müdafaa hakkını yürütmemek teslim olmak anlamına gelir. Tek onurlu yaklaşım zulmü kabul etmemek bunun mücadelesini vermektir. Bu da meşru savunmadır. Önderlik son savunmalarıyla bunu daha net ortaya koymuştur. Bu çerçevede mücadele edilmelidir. Bizlerin yürüttüğü mücadele savaştan ziyade gaspedilen haklarımızı koruma kanıtlama mücadelesidir. Buna meşru savunma diyoruz.

 13-Gaziler için söyleyeceğiniz bir şeyler varmı?
Gazi gerçekliği savaş durumuyla bağlantılıdır. Meşru savunmanın en yalın gerçekliğidir. Mücadelemizin bir meyvesidir. Savaşta kültürel yaşamımızın bir parçasıdır. Gazilerde acınılması ve bakılması gereken bir yapı olarak ele alındı. Son tasfiyecilikte bunu kullandı. Genel yaklaşımımızda buna zemin oldu. Ama gazi arkadaşlarımıza yaklaşım netleştirilmelidir. Bu gücün mücadelede nasıl konumlandırılmasının tartışılması yapılmalıdır. Bu tasfiyeciliği önleyecektir.
İkincisi bu arkadaşların ihtiyaç olunan yerlere yerleştirilmeleri ve çalıştırılmaları gerçekleştirilmelidir. Böylece katılımları daha da artacaktır. Bunun dışında gazilerden kaynaklı katılımı engelleyen yaklaşımlar var. Yani bireysel arayışlardan ziyade örgütsel arayışların olması gerekir. Bireysel kurtuluş toplumsal kurtuluştan geçer. Örgütlü toplumun kurtuluşu bizimde kurtuluşumuzdur. Bu şiyarla sınırsız katılım olmalıdır. Bizlerinde zayıf noktaları var. “bir parçamı verdim, artık örgüt bana baksın, benden bu kadar” anlayışı bizi mücadeleden koparır. Bunu atmak gerekir. Önderlik “herkes gitse bile bu durumun nişanesi biziz ve başarısı ve şerefini de biz savunacağız.” Gaziler 1.konferansında söylenmişti. 1988’de söylenen bu söz bugün içinde geçerlidir ve ölçümüz bu söz olmalıdır. Bende bunu esas alıyorum. Mücadelede hiçbir gazi arkadaş gerekçe sunmamalıdır.
Yine gazilerin doğru konumlandırılması ve gazilerinde kendilerini tam katması mücadelede belirleyici rol oynayacaktır. Gazilerin sağlam katılımı veya katılımsızlığı devrimi etkileyecektir.

 14-Şimdiki uğraşılarınız nelerdir? (kültür, sanat, sportif)
Şu an önümüzdeki görevim için yoğunlaşmalarım var. Aktif katılım için bu gerekli. Araştırma, incelemelerim var. Ağırlık olarak sosyal ve siyasal alana ilişkindir.

 15-Spora ilginiz varmı? Varsa hangi takımı tutuyorsunuz?
Futbola ilgim var. Eskiden Galatasarayı tutuyordum. Futbolu çok seviyordum fakat Önderliğe yönelik uluslararası komplodan sonra futbolunda milliyetçi dalgaya kurban edilmesi futbola ilgimi azalttı. Yani bir karşı ilgimde gelişti. Artık maç seyretmeye de tahammül edemiyordum. Çünkü futbol klüpleri de Kürt halkına karşı örgütlendiriliyordu. Bunun yanında voleybol, masa tenisini de seviyorum. Fiziğimde buna el veriyor. 

 

 

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com