|
.
Biz savaşa Değil, Yaşama Sevdalıyız.
Gazi Mahir Cudi arkadaş, henüz 16 yaşında askeri
faaliyetlere katılıyor. Çok küçük
yaşında olmasına rağmen hiç zorlanmadan 15 senedir
mücadelesini sürdürüyor. Gazi Mahir arkadaş henüz 19
yaşında mayına basarak ayağını kaybediyor. 12 senedir de
bir tek ayakla yaşamını sürdüyor. Kendisiyle yaptığımız
röportajda; savaşın zaten insan doğasına aykırı
olduğunu, ama zulum ve baskılar yüzünden bu savaşı
vermek zorunda kaldıklarınıı, asıl böyle bir savaşı
vermemenin haksızlığı ve adaletsizliği doğuracağını
belirtiyor. Sizlere Gazi Mahir arkadaşla yaptığımız bu
röportajımızı sunuyoruz.
1-Bize
kendinizi tanıtır mısınız?
Adım Mahir Cudi. 1975 Maraş Pazarcık doğumluyum.
Ortaokul mezunuyum. Hem okumak, hem çalışmak için
Avrupaya geçtim. Ama Avrupa ortamıyla bir türlü
bütünleşemedim. Oldukça soğuk bir ortamdı. Kültürel
farklılıklardan dolayı bir yabancılaşmayı yaşıyordum.
Aile çevremde oradadır. 1989da ailemle Avrupaya
geçtim. Ailemle Avrupaya hem okumak, hemde ekonomik
anlamda yaşadığımız zorlanmalardan dolayı gittik. Aslında ben hiç gitmek
istemiyordum. Hatta o zaman havaalanından geri
dönmeyi düşünmüştüm. Oraya gittiğimde sıkıntılarım
mücadeleye başlayana kadar devam edecekti. 3 yıl
Avrupada kalmama rağmen hiçbir zaman oralı olmayacağımı
ve olamayacağımı anlayacaktım. Sürekli ülkeyi
düşünüyordum. Burada kalıcı olmayacağım
düşüncesini sürekli aklımda tutuyor ve kendimi böyle
rahatlatıyordum. Burada ülkeden diğer arkadaşlarla
ilişki içerisindeydim. Arayışlarım çoktu. Küçük yaşta olmama rağmen bir çok şeye anlam
verebiliyordum. Gelişkin bir bilince sahiptim.
Arkadaşlarla okuyup tartışma beni gittiğim okuldan daha
fazla geliştiriyordu. Giderek artık kurtuluşumun genelin
kurtuluşuna bağlı olduğunu çok geçmeden anlamıştım.
Duygu ve düşünce boyutuyla bu böyleydi. Kültürel
farklılık okumamı engelliyordu. İlişkilerde sıcaklık ve
manevi boyut ve ülke gerçekliğini yaşayan arkadaş
ortamıyla kendimi daha rahat hissediyor ve
derinleşiyordum.
2-mücadeleye
ne zaman ve nasıl katıldınız?
1990da Avrupa da gençlik faaliyetlerinde bulundum.
Sportif, kültürel, folklor gruplarında yer aldım. fakat
yine de bunlarla tatmin olamıyordum. Tek noktada
yoğunlaşmaya çalışıyorudum, orada da arayışıma fazla
cevap bulamadım, bir süre sonra mücadeleye katılmaya
karar verdim. 1991de bu kararım netleşti. Zaten 1990da
ilişkilerim vardı. Daha sonra direkt ülkeye gelmek
istedim ama olmadı. 1 yıl çalıştıktan sonra Önderlik
sahasına geçtim. Daha sonra oradan Botana geçtim.
3-hangi tarihte ve nerenizden yaralandınız?
1994te Uluderede mayına basarak sağ ayağımı diz
kapağının bir karış altından itibaren kaybettim.
4-Mücadeleye
katılırken yaralanıp gazi olacağınız hiç aklınıza
gelirmiydi?
Mücadeleye katılırken bunun kolay olmadığını,
zorlukların olduğunu ama iradeyle her şeyin üstesinden
gelineceğine inancımda hep vardı. Bu bizlere ne kadar
öğretilemeye çalışılsa da en iyi öğretici yaşamın
kendisiydi. Zaten yaşayarak bunun öğrenecektim. Gazi
olacağım hiçbir zaman aklıma gelmemişti. Bir çok sefer mayınlı
araziden geçmemize rağmen, mayınla ayağımı
yitireceğimi düşünmedim. Gidip savaşırız direnerek şehit
oluruz düşüncesi vardı sadece. Kendimi bu yaralanma dışında her şeye
hazır hissediyordum. Duygu ve düşünce boyutuyla bu
böyleydi. Ama düşmanın mayınına basmıştım, bir kere.
Düşman geri
çekilirken buralar mayınla doldurulmuştu ve biz bundan
habersizdik.
5-Yaralanma
anını ve sonrasını anlatır mısınız?
Patlamayla birlikte büyük bir gürültü kopmuştu. Başka
bir yerden saldırı gerçekleşti sanmıştık. Akşam vaktiydi
ve etraf oldukça karanlıktı. Yaralandığımı hissettim bir
an. Silahımı tutun dedim arkadaşlara. Ayağa kalkmayı
denedim. Fakat yere düştüm. Sonra anladım ayağımın
gittiğini. Hemen ayağımı bağladım, fazla kan gitmesin
diye o ana kadar epey kanım gitmişti. Yavaş yavaş
halsizlik bende baş göstermeye başlamıştı. Canım çok su
istiyordu. O sırada Şilan arkadaş beni noktaya kadar
taşıdı. Gelene kadar sürekli düşüp yuvarlanıyorduk.
Sınıra ulaşana kadar çok kan kaybetmiştim. Ayağım telle
bağlandığı için bu durum zehirlenmemede neden olmuştu
6-O
anki duygularınız nelerdi?
O an paniğe girmedim, soğukkanlı davranmıştım. Önce yapılması gereken bir
görevimiz vardı. Fakat birkaç aksilik yüzünden
yapamadık. Zaten yerimizde güvenceli değildi, o
sıra mayın patlamıştı. Bende onlara gidin, silahımı
alın demiştim. Ben silahıma çok bağlıydım.
Yaralanırken silahımı getirin demiştim. Önce o
haldeyken silahıma bir şey olup olmadığına baktım.
Silahıma bir şey olmasından korkuyordum. Kendimi de
unutmuştum, o sıra bacağımı kesti
arkadaşlar, acısını ilk
başta çok fazla hissetmedim, ama daha sonra acılara
dayanmakta oldukça zorlandım. Bir an intihar etmeyi
düşündüm. Ve gitmelerini söyledim. Çünkü arazi çok
sarptı ve kurtulacağımıza ihtimal veremiyordum. Sınırdan
çok uzaktı. Arkadaşlar seni götürmeden buradan asla
gitmeyeceğiz dediler bana. Ben de kabul etmek zorunda
kaldım. İçlerinden uzun boylu bir bayan arkadaş beni
yol boyunca taşıdı. Benimde boyum uzun olduğu için onun
taşıması daha uygun olmuştu. Bu arada çok susuyordum.
Ama su içmemem gerekiyordu. Noktamıza ulaştığımızda bulunan arkadaşların hepsi bu durumuma çok
üzülmüşlerdi. Yaşım o zamanlar çok küçüktü, ama beni çok
seviyorlardı. Avrupadan gelmeme rağmen burayla
bütünleşmem kısa zamanda olmuştu. Genelde Avrupadan
gelenler bu tür zorlanmaları yaşıyorlardı.
7-savaş
dışı kalıp savaş gazisi olma psikolojisini nasıl
yaşıyorsunuz?
Ben gazi olurken savaş dışı kalmanın örgüt dışı olma
gibi anlıyordum. Zaten 2-3 ay komalık durumu yaşadım.
Bende daha fazla çocuklaşma hali kendini gösteriyordu.
Kendime acıma yoktu. sadece mücadeleden uzaklaşma beni
üzüyor ve nasıl yararlı olabilirim? Diye düşünüyordum.
Siyasal çalışma çok fazla kafamda yoktu. hissediyordum.
Bazen ayağımın durumunu unutup yere basıyor ve
arkasından hemen düşüyordum. Değnekleri aldığımda kendi
gerçeğimi anlamaya başlıyordum. İlk önceleri çok ilgi
beklemiştim. Sorunlara bilimsel değil duygusal
yaklaşıyordum. Bunu giderek daha fazla yaşadım. keşke
bende sağlam bir arkadaş olsaydım diyordum daraldığım
zamanlarda. Pratiğe çıkmayı çok istiyordum. Ama ne
gidebiliyordum ne de isteyebiliyordum. Yani fiziki
anlamda özgür olamıyordum. Acınması gereken, düşmüş biri
gibi görünmek istemiyordum. Bu durumda insan kompleksli
olur. Fakat ideolojik olarak amaçlarımız bu düşüncelerin
önüne geçiyordu. Sonuçta halk ve toplum için bedel
ödemiştik. Sakat kalmış olsak da halkın bir
militanıydık. Bir amaç uğruna ödenen bedel elden ayaktan
düşmemizi önlüyordu.
8-Yaşamda
fiziki olarak zorlandığınız şeyler nelerdir?
Tabiki ayak noktasında zorlanıyordum. Zaten sol
ayağımda yara da vardı ve beni zorluyordu. Çok yürümek
ve yorulmak istiyordum ama bu olmuyordu. Bu durum bende
stres yaratıyordu. Daha fazla katılım sağlamak
istiyordum. Fakat durumum buna engel oluyordu.
Aktifleşemiyordum. Her arkadaşı yitirdiğimde bu bana
büyük bir acı veriyor, boğazım düğümleniyordu. Engelli
de olsam ben yine bu durumumu bir sorun haline
getirmedim. Yakınmacı hiç olmadım. Ama yine de mevcut
durumumun olmamasını da isterdim. Çünkü en
çok sevdiğim
şey olan yürümek ve fiziki çalışmalarda
zorlanıyordum.
9-Bir
gazi olarak insanlardan beklentileriniz nelerdir?
Bir gazi olarak beklentilerim; her şeyden önce
bizlere doğru yaklaşımın olmasıdır. Öncelikle aldığım
bilinç, benlik, duygu boyutu bizi bir düzeye kavuşturdu.
İnsanlaşmıştık. Ama yine de borçluyuz diyorum. Sıradan
insanlar için yaşadığım durum anormaldir. Fakat benim
için bedel ödenecek diğer parçalarım da var. Yani Hayri
arkadaşın dediği gibi mezar taşıma boçludur diye yazın
sözü benim için esastır. Ben buna inanıyorum. Bunu
sadece bir fiziki olay olarak görmüyorum. Bu bence
felsefik, ilkesel bir olaydır. Bedelin düşünsel boyutu
da buna eklenebilir.
Tabi bunun yanında fiziki
durumumdan dolayı daha iyi hareket edecek, daha fazla
beni çalışmalar içinde rahat ettirecek, randımanımı
arttıracak iyi bir protez en azından biz gaziler için
daha fazla aktifleşme, daha fazla hizmet için
rahatlatıcı olacaktır. Yine gazi arkadaşların
özgünlükleri anlamında çevrenin doğru yaklaşımlarının
olması gerekir. Gazileri işlevsel hale getirmek değer
vermek anlamına gelir. Gazilerin yetenekli kılınması,
işsiz bırakılmaması gerekir. Şunu da dememek gerekir
bizler açısından ayağımı verdim, her şeyimi verdim,
örgüt bana borçludur yaklaşımı karşısında Hayri
arkadaşın o anlamlı sözü ile Önderliğin durumunu
hatırlamak ve gereklerini yerine getirmek
gerktiğini, düşüncemi belirtmek
istiyorum.
10-Yaşadığınız
ortamda ihtiyacını duyupta gereğinin yerine
getirilmesini istediğiniz şeyler nelerdir?
Savaşın kaynağını iyi bilmek gerekiyor. Neden ve
nasıl çıktı. Haksızlığı ve adaletsizliği, zulmü, yalanı
sevmeyen bir aileden geliyordum. Bu beni de etkilemişti,
bir çok insan gibi. Kürtlerin yaşadığı baskı ve zulüm
benim toplumsal kurtuluşa ilgi duymamı sağladı. En çok
savaşlardan zarar gören Kürtler olmuştur. En çok savaşa
karşı olan da Kürtlerdir. Egemen sistemin kendisi
halklara açılmış bir savaştır. Bunların ortadan
kaldırmanın mücadelesini vermek savaştan ziyade kendini
koruma ve savunma anlamına geliyor. Bir yılanı öldürmek
istediğinde yılan kendini savunmazsa yılan türü diye bir
şey kalmayacaktır. Bütün canlılar için bu geçerlidir.
İnsanın savunma sistemleri doğal savunma refleksleridir.
Örneğin gözüne gelen bir cisme karşı bir insan doğal
reflekslerini harekete geçirir.
Önderliğimizin yürüttüğü Ulusal Kurtuluş Mücadelesi
yalnızca bir savaş olarak algılamak bence yanlış olur.
Buna meşru savunma savaşı demek daha doğru olacaktır.
Sadece kaba anlamında bir savaş değildir. Hakların
verilmediği yalnızca alındığı bir dünyada bütün
dünyadaki halkların yaşadığı bir gerçeği bizlerde
tarihlerden ve bugün yaşadığımız mücadeleden öğrendik.
Biz savaşa değil, yaşama sevdalıyız. Ama onurlu bir
yaşam olmalı bu. Kendi kimliğimizle, kendi kültürümüzle,
kendi dilimizle bizde halk olarak diğer halklar gibi
her insanın doğal sahip olduğu, insanı haklara sahip
olmak istiyoruz. Özgür yaşamak, insan
gibi muammele görmek istiyoruz. Yoksa savaş zaten insan
doğasına aykırı olan bir olgudur. Bizimde
yanlışlıklarımız oldu. Ama meşru savunma savaşı insan
doğasında var olduğu için buna baskılara ve zulme
tepkisiz kalmak doğru olmazdı. Örneğin Kürtlerin en doğal
savunma mekanizması dil ve kültürdür. Fakat ellerinden
alınmıştır. Buna karşı mücadele etmemek bence en büyük
haksızlık, adaletsizliktir. Bunu doğal bir durum gibi
kabul etmek meşru savunma refleksini göstermemek,
kurbanlık bir koyun gibi yaşamayı kabul etmektir.
11-Geriye dönüp baktığınızda en çok neye
sahip olmak isterdiniz?
Şu an halk çalışmaları içerisindeyim. Onları
bilinçlendirmek şu an bizler için uygun bir çalışmadır.
Bu uzmanlaşmayı da beraberinde getiriyor.
12-Spora
ilginiz varmı? Varsa bir takım tutuyormusunuz?
Futbola ilgim var ve tuttuğum takımda Fenerbahçedir.
|