GAZİ İSMET BAŞKALE ARKADAŞ

 
 

.

 “Kinin Nefrete, Nefretin Düşmana Dönüştüğü Toplumların Tek İlacı Barıştır”
Ismet Baskale

diyor gazi İsmet Başkale arkadaş ve ekliyor; “barışta doğayı, insanı sevmenin, sevgiyi inşa etmenin, bunu Önder APO’da temsil etmenin tek çıkış yolu olduğunu, halkça ve toplumca nefretin tepkinin tedavisinin sevgide olduğunu, tedavisinin bu şekilde yapılacağına inandıklarını, barış bayrağını yükseltmek için savaşmak gerekiyorsa bu savaşta sevgi ve özgürlük uğruna verilecek her bedelin ölümsüzleşerek kutsallaşacağını” belirtiyor.

 

1-Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Ben 1964 Van Başkale doğumluyum. 10 çocuklu bir aileden geliyorum. Ailem dindar, feodal bir yapıya sahiptir. Babam çiftçilikle uğraşarak ailemin geçimini sağlıyor. Annem ise dindar, kadere inanan, klasik bir Kürt kadınıdır. 7 kız, 3 erkek çocuktan oluşan ailemin en son çocuğuyum. Okur yazarlığım var. İlkokul 3.sınıfa kadar okudum.

2-Mücadeleye ne zaman ve nasıl katıldınız?

1971 askeri faşist darbenin aile üzerindeki etkisinden kaynaklı ailem şehire göç etmek zorunda kaldı. Aynı yıl ben ilkokula başladım. 3 yıl Başkale ilkokulunda okudum. 1974 yılında aşiret ve aile kavgalarından kaynaklı bu sefer Van merkezine göç etmek zorunda kaldık. Ailem Ertuşi aişretine bağlı feodal değer yargıları ağır basan bir aileydi. O süreçte ben Van merkezinde serbest ticaretle iş hayatına başlamıştım. Bu sebeple okul hayatımıda bitirmek zorunda kaldım. 1976-77 yıllarında Kürdistan’da çeşitli fraksiyonlarda devrimci hareketlere katıldım. 1978-79 yıllarında bu hereketlerden etkilenerek ezilen, sömürülen halk olan Kürt halkının yaşadığı çelişkilerinden dolayı bir arayışa girdim ve “ben kimim” olgusuna kapıldım. Devrimci hareketlere sempati duymaya başladım. Bu hareketlerde düşünsel ve örgütsel anlayışları kendimde bulmaya çalışıyordum. Bulunduğum yerde PKK’de isim olarak vardı ama kitlesel değildi. Özgürlük Yolu daha güçlüydü. Yaş itibariyle herhangi bir dernek ve örgüte üye olamadım. Kürt ve Kürdistan sözcüklerine sempati duyuyordum. Yine emek, eşitlik, özgürlük düşünceleri bende Kürt sol hareketlerine ilgi duymama neden oldu. 1980 askeri faşist darbeyle yaşanan boşlukta devrimci arayışım yine de devam etti. Bu arada çeşitli inşaat işlerinde çalışıyordum. Yakalanan devrimciler benim üzerimde büyük bir etki yaratıyordu.  Bizim aşiret içi  kavgalarımızdan kaynaklı benim infaz edilmem  kararı alınmıştı. Beni silahla vurmaya çalıştılar. Bir kurşun kafama isabet edip gözümü kör etmişti. Şans eseri ölümden dönmüştüm. Bir sene tedavide kaldım. Buna rağmende devrimci arayışım devam ediyordu. O süreçte  15 Ağustos atılımıyla tekrar Kürt halkında bir umut belirmişti. Arayışım yine de devam ediyordu. Ailem tarafından baskı altında değildim. Düzen içerisinde bu farklılığımı anlamıştım. Kürt oluşumundan kaynaklı başka biriydim. Kamu kurum ve kuruluşlarında gördüğüm horlanmalar başka biri olduğumu hatırlatan bir ulusal bilincin bende  gelişmesine sebep oluyordu. Benim felçliğim o yaralanmamda vardı ama yine de o süreçte iş görebiliyordum. Bir gün bir dergide PKK hakkında bir yazı okurken birden partiye ilgi duymaya başladım ve yavaş yavaş mücadeleden kendime bir yer almaya doğru gidiyordum. Mücadeleyle fiziksel anlamda temas kurarak cephe düzeyinde faaliyetler içerisine girdim. 1993 15 Ağustos atılımı yıldönümü için komitemiz bir kaç eylem yapmıştı. Bir itirafçının içimizden çıkmasıyla ben evimde yakalandım. Ekim ayında gece 03’te ben ve annem işkenceli sorguya alındık. Annem 90 yaşındaydı. O 90 yaşındaki haliyle işkenceye alındıktan sonra şuurunu kaybetmişti. Bense 23 gün işkencede kalmıştım. Gözümün önünde anneme yapılan işkenceyi bana seyrettiriyorlardı. Bunu anlatırken bile tüylerim diken diken oluyor. Bense 23 gün işkencede kalmıştım. Mide kanaması geçirmiştim. Felç olan sol kolumun sinirleri artık tamamıyla tahrip olmuştu. Sonrasında mahkemeye çıkarılarak ben ve 5 arkadaş tutuklanarak cezaevine gönderildik.

3-Hangi tarihte ve nerenizden yaralandınız

Filistin askısı, tazyikli su, elektrik verme, falaka, cop sokma gibi işkence yöntemlerini bana uyguladılar. İşin ilginç yanı işkenceyi yapanda sağlıkçı adı altında görev yapan bir bayandı. Bu işkencelerden sonra zaten özürlü ama iyileşebilecek vücudumun artık iyileşemeyeceği kesinleşmişti. Doktorlar işkence sonrası tedavimde bana “artık iyileşemeyeceğimi” söylediler. Artık bu işkencelerden sonra iyileşmem mümkün değildi. Anneme de yoğun işkenceler yapılmıştı. Çok ağır işkenceler yapılmıştı anneme. Annem çok yaşlı olduğu için her cop yiyişinde yumuşak derisinden kan atıyordu. Öyleki üstündeki gecelik bile kandan kıpkırmızı olmuştu. İşkence ekipleri bizleri çözmek için aralarında bahse giriyorlardı. Annem ağır işkenceler yüzünden şuurunu iyice yitirmişti. Artık bende bu duruma dayanamayarak örgüt üyesi olduğumu ve faaliyetlere katıldığımı kabul etmek zorunda kalmıştım. Annem işkence sonrası serbest bırakıldı ama evine gittiğinde ölü gibi olmuştu. Ben ise 12,5 yıl bir özgürlük mahkumu olarak zindan yolunu tutacaktım. 1993 yılındaki esaretim 2003 yılına kadar sürecekti. Sonrasında da 2 yıl daha yakalanarak zindana gönderilecektim. Savunmamı mahkemede ERNK adına yapmıştım. 11 yıllık zindan sürecinde fiziğim tamamen iflas etmişti. İlaç tedavisini de ağır yan etkilerinden dolayı kabul etmemiştim. Mide, barsak ve böbreklerim ağır zindan koşullarında iflas etmişti.  

 4-Yaşamda fiziki olarak  zorlandığınız noktalar nelerdir?

Fiziki olarak zorlandığım durum yürüyüş halimdir. Yine bir ağır iş yapamıyorum. Fiziğim bu yönlü uzun yürüyüş ve işçilik gibi faaliyetleri yapamıyor. Şu an sol tarafım felçtir. Kafatasımın sağ tarafında 21 tane av tüfeğinin saçması halende var. Yine mide, böbrek ve barsak sorunlarından dolayı fiziki anlamda zorlanmam oldukça fazladır.

5-Bir gazi olarak insanlardan beklentileriniz nelerdir?

Ben kendimi bir zindan gazisi olarak görüyorum. İnsanlardan beklentim acıma duygusuyla yaklaşmamalarıdır. Bizleri mücadelenin maddi ve manevi değerleri olarak görmeleridir.

6-Savaş ve barış hakkında ne düşünüyorsunuz?

Her toplumun, her halkın inandığı şeyler için bir mücadele yönteminin  olması gereklidir. Kürdistan koşullarına göre hareketin  ilk çıkışında esas aldığımız yöntem  silahlı mücadeleydi. Tabiri caizse savaşmak var olmaktı. Her halkın tarihinde kan dökülmüş, savaşlar olmuştur. Savaş sadece savaş olsun diye yapılmıyor, her savaş aslında barış olsun diye de yapılmıyor. Gerektiğinde yapılıyor, zaten aksisi cinayetlere, katliamlara sebep oluyor. Kinin nefrete, nefretin düşmana dönüştüğü toplumların tek ilacı barıştır. Bu barışta doğayı, insanı sevmenin, sevgiyi inşa etmenin tek yol olduğu ve bunu Önder APO’da temsil etmenin tek çıkış yolu olduğunu söylemek gerekiyor. Halkça ve toplumca nefretin tepkinin tedavisinin ve inacının  sevgide olduğunu, tedavisinin bu şekilde yapılacağına inanıyoruz. Barış bayrağını yükseltmek için savaşmak gerekiyorsa bu savaşta sevgi ve özgürlük uğruna verilecek her bedel ölümsüzleşerek kutsallaşacaktır. İnsanca yaşamak, yaşatmak için kendinden önce başkasını da insan görüp onun değer yargılarına saygı göstermek gerekir. Bu duygu ve düşüncelerle okuyan ve mücadelede yer almş ve demokrasiye inanmış bütün herkesi saygıyla selamlıyorum.

7-Gaziler için söyleyeceğiniz bir mesajınız varmı?

Önder APO’nun 21.yy.ın manevi dervişleri olarak herkes kendisini maneviyatla donatmalıdır. Ölümsüz Önderlerimizin borçluluk ilkesini esas alarak, bu yönüyle bütün gaziler ideolojik donanımla ruhsal bütünlüğü sağlamalı, tarihin bütün acıları ve izlerini hergün yaşayan ve kendisinde gören gazi arkadaşların toplumda manevi bir değer olarak görülmeli ve bunu göre hareket etmeleri gereklidir. Bu görünüm bizleri herhangi bir sapma ve saplantıya götürmesin. İslamiyetin inananları gibi halkı manevi olarak doyurmakta borçluluk ilkesi içinde biz gazilerin görevidir. Paradigmanın demokratik ölçülerine ve kriterlerine göre kendini şekillendirip sürece cevap olma gazilerin başta gelen görev ve sorumluluğudur. Bu yönüyle tüm gazilere “serkeftin” diyorum. Yüzyılımızın gereği ve isteği tüm dünyadaki gazilerin barış elçileri haline gelmeleridir. Savaşta bedeninden bir parça vermelerinden dolayı barışın ve demokrasinin en çok isteyenleri ve bunun elçileri olmaları gaziler tarafından bir hedef haline getirilmelidir.

8-Kürt ve Türk halkına bir mesajınız varmı?

Halklar kardeştirler. Türk ve Kürt halkları tarihten beri halk olarak aynı kültürü, aynı dini duyguları yaşamış, günümüze kadar gelmiştir. Türk halkı yabancı, egemen düzenin ve sürecin diline cevap olmayan eski felsefelerinden vazgeçip, 21.yy paradigması çerçevesi içerisinde, kardeşlik, birliktelik felsefesi doğrultusunda bu çağda demokrasi çatısı altında kardeşçe yaşamanın vesilesi olarak barış bayrağını Kürt halkıyla birlikte yükseltmelidir. Kürtler bir çok barış şehidi verdiler. Bu manevi değer sadece Kürtlerin değildir. Şehitler hayallerinde halkların birlikte yaşamalarının gerçekleşmesinin bedellerini canlarıyla ödediler. Şehitlere saygısı olan herkes kansız, savaşsız bir dünya, bir Türkiye, bir Kürdistan için mücadele etmeyi kendine bir görev olarak görmelidir. Bir zindan gazisi olarak zindanlar kapanmalıdır. Barış ve demokratik bir çatı altında halkların meşru haklı mücadelesinde birleşmeli, ölümsüz devrimcilerin istem ve talepleri doğrultusunda halkça cevap olmalıdır. Bu bir insanlık onurudur. Onur çiğnenmemelidir. Onurun ırkı, dini, dili olmaz. İnsan insandır. Önce insan olarak görülmelidir.

9- Şimdiki uğraşılarınız nelerdir. (kültür sanat sportif vb)

Şu an içinde bulunduğum faaliyet Şehit Aile Kurumu bünyesindeki  halk çalışmalardır. Genelde   şehitlerin sicillerini çıkarma çalışmalarını yapıyoruz. Yine halkla ilişkiler çalışmalarında da bulunuyorum. Zamanımın büyük bölümünü halkla ilişkilerde geçiriyorum. Boş zamanlarımda sosyal faaliyet olarak bilgisayar kursuna gidiyorum ve kitap okuyorum. Süreç içinde yoğunlaşmalarımda mevcuttur.

 

 

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com