|
.
Savaşı destekleyenlerin rantçı kesimler
olduğunu, barış isteyenlerinde aydın yurtsever-devrimci
insanlar olduğunu iyice bilince çıkardım

Gazi Hogır, 1987
yılında mücadeleye katılıyor ve 1995 yılında bir bomba
parçasıyla sol gözünü kaybediyor.
gazi Hogır: Türk halkınında mücadelemize katılması
gerektiğini, binlerce yıl Kürt halkıyla birlikte
kardeşçe yaşadıklarını, kan bağlılığımızın yanında
düşünsel bağlılığımızında var olduğunu, bir asker ölünce
Kürtlerin artık lanetlenmemesini, Kürt analarının zaten
her gün ağladıklarını, bu sebeple Türk halkının devleti
desteklemekten vazgeçmesi gerektiğini belirtiyor.
1-Bize kendinizi tanıtırmısınız?
1977 Ağrı Diyadin ilçesi doğumluyum. Ortaokul 2 terkim.
Okulumu Diyadinde okudum. Ailem 11i çocuk 13 kişilik
bir ailedir. Yurtsever özelliklere sahip bir ailedir.
Çocukların yarısı öğrenimlerine devam ediyorlar. Ailem
geçimini ticaretle sağlıyor.
2-Mücadeleye ne zaman ve nasıl katıldınız?
Mücadeleye 1987 yılında katıldım. 1991yılında da kırsal
alanda mücadeleye Serhat alanından katıldım. Babamda
eski solcuydu. Cezaevi çıkışlıydı. 1987de ben
arkadaşlarla tanışmıştım. Bu süreçte Kürt mücadelesine
arkadaşlardan da etkilenerek bir sempatim gelişti. Tabi
bende bu arada mücadeleyide araştırıyor, daha fazla
bilgi edinmek istiyordum. Bu böyle devam edince artık
yavaş yavaş milislik yapmaya başlayacaktım. Milislik
çalışmam bir sene sürdükten sonra 1991 yılında
kırsal alanda mücadeleye katıldım. Zaten 8 ay Türkiye
cezaevlerinde kalmıştım. 1992 sonlarında tekrar
şehirlere çıkıp mücadeleyi orada yürüttüm. 1993
baharında bir grup arkadaşla Ağrı dağı kırsalına tekrar
çıkış yaptım.
3-Hangi
tarihte ve nerenizden yaralandınız?
1995 yılında 2. Güney savaşında Zağros alanında
yaralandım. Sol gözümü kaybettim. Şu anda bir
gözüm protezdir
4-Mücadeleye katılmadan önce yaralanacağınız hiç
aklınıza gelirmiydi?
Tabiki aklıma geliyordu. Herşeyi kendim için düşünmüş ve
göze almıştım. Bu mücadeleydi ve şehadette dahil herşeye
hazırdım.
5-Yaralanma anını ve sonrasını anlatırmısınız?
1995 yılının Nisan ayıydı. Bir saldırı eylemine
gidiyordum. Saldırıdan bir gün önce bir epeye
çıkacaktık. Peşmergler bizi farketti. Bizlerde hemen
geri çekilmek zorunda kalmıştık. Ertsi akşamda saldırıya
gittik. Biz bir taburduk. Sonra tekrar tepeye çıktık.
Saldırımızı yaparak tepeyi ele geçirdik. Ben ve Bahoz
arkadaş bir mevziyi ele geçirip çatışmaya girdik.
Stratejik boğazda düşmanın elindeydi. Çatışma sırasında
düşman yakın mevziden bize bomba atmıştı. Bahoz
arkadaşta buna silahla karşılık vermişti. Fakat bomba
aramıza düşmüştü. Aramıza düşen bombayı tam atacağım
sırada bomba patladı. Bahoz arkadaş şehit
düşmüştü. Ben ve diğer arkadaşlar ise yaralanmıştık.
Gözümden o esnada
yaralanmıştım. Bomba parçasından göz perdem tahrip
olmuştu. Bahoz arkadaşın şehadeti bu yaralanmayı bize
unutturmuştu. Yaralanma sonrası arkdaşlar biz yaralıları
ve şehit düşen arkadaşın cenazesini alıp bizi Avaşine,
hastaneye gönderdiler. Hastane gerillaya ait bir
hastaneydi. Daha sonra bizler şehre tedaviye 13 gazi arkadaşla
birlikte tedaviye gönderildik.
6-Savaş
dışı kalıp savaş gazisi olma psikolojisini nasıl
yaşıyorsunuz?
Ben 1999 yılına kadar buna rağmen pratikte kaldım.
Defalarca tek gözümler savaşa katıldım. 1998 yılında bu
sefer başımdan yaralandım. Bu sürece kadar 8 defa
savaşta yaralandım. Yaralanma sonrası bir fiziksel
zorlanmada oldu. Keşke gözüm gitmeseydi de güçlü bir
askeri komutan olabilseydim diyordum. O zaman bir bayan arkadaş moral
vermişti. Savaştan
kopmadım. Sonrasında da kurumlarda çalışmaya devam
ettim. Şu anda öyle olumsuz bir psikoloji yaşamıyorum.
Örgütün her alanında her türlü çalışma yapabileceğime
inanıyorum. Her türlü fiziksel eksikliğe insanın
kendisini hazırlaması gerekiyor.
7-Yaşamda fiziki olarak zorlandığınız noktalar
nelerdir?
Fiziksel olarak tabiki zorlanma var. Bazen protez göz
beni rahatsız ediyor. Zaten diğer sağlam gözümde de
parça var ve bu da beni oldukça rahatsız ediyor. Tabiki
iki gözü sağlam insan gibi olamayacağım
bilincindeyim.
8-Bir gazi olarak insanlardan beklentileriniz nelerdir?
Ben daha çok gaziliğin Önderliğin bir kurumu olduğunu
belirtmek istiyorum. Bu
kuruma ciddi yaklaşılmalı. Yoldaşlık ilişkileri sağlam
olmalı. Biz bu halk için canımızı da veririz. Önderliği
sahiplenme gazilikte esas olmalıdır. İnsanlarla
illişkilerde çıkarcı ve bencil olunmaması gerekir.
Bağlılık herşeyi yüceltecektir. Benim insanlardan
beklentilerim bunlardır.
9-Savaş ve barış hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kürtlerin kimliği verilseydi bu savaşta, PKKde olmazdı.
Bu halk PKKyle yaratıldı. 1984 atılımıyla Kürt halkı
ayağa kalktı. Daha önceleri Kürdistanda Kürt
halkı imha ediliyordu. Bu duruma karşı halkı biliçli
kılmayı esas aldı. Kürdistanın
sömürgeleştirildiğini ortaya koydu ve bunun için savaşın
verilmesi gerektiğini söyledi. 1990larda serhıldanlarla
mücadele gelişti ve özgür Kürdistan kurulması amaçlandı.
Buna rağmen Önderlik defalarca ateşkes ilan etti ve hep
barışı istedi. 1993 ateşkesi barışı getirecekti. Ancak
TC ve içteki çeteler bu barışı engelledi. 1995 ve 1998
yılında yine Önderlik barış için ateşkes yaptı ve
değişim stratejisini geliştirdi. Yıllarca biz
savaşmıştık. Ama savaşımız Önderliğin istediği düzeyde
gerçekleşemedi. 1999 yılında Önderliğimizin esaretiyle
birlikte bende, ateşkeslere de antipatim gelişti. Savaşmayı çok
istiyordum. Bu da ideolojik zayıflığımdan
kaynaklanıyordu. Ateşkeslere anlam veremiyordum. Hep
ölmeyi ve öldürmeyi düşünüyordum. Daha sonra Önderliğin
savunmalarıyla aldığım eğitimlerle Önderliği
anlayabildim. Artık herşeye askeri mantıkla
yaklaşmıyorum. Önderliğin ilan ettiği ateşkeslere anlam
vermeye çalıştım. Darlıklarımı ve yüzeyselliklerimi
açığa çıkartıp düzeltemeye çalıştım. Stratejik değişimin
demokratik yükseliş çizgisini daha iyi kavramaya
çalışıyorum. Artık savaşı destekleyenlerin rantçı
kesimler olduğunu, barış isteyenlerinde aydın
yurtsever-devrimci insanlar olduğunu iyice bilince
çıkardım. Demokrasinin güzelliğini keşfedemeyenler
savaştan her zaman çıkar umarlar ve savaşı isterler.
Rantçılığı önlemek, kâr hırsını dizginlemek için savaş
çığırtkanlarına ve savaşa karşı bir duruşu
gerçekleştirmeliyiz. Asker kanadında ve siyasi kanatta
da düşman saflarında da barışı isteyen kesimlerin
olduğunu biliyoruz. Tük halkının çoğu zaten barışı
istiyor.
10-Ülkede ve dünyadaki gazilere mesajınız nedir?
Gaziler Önderliğin bir kurumudur. Ancak tasficilerde
gazilerimizle çok oynamaya çalıştılar. Onlar Önderliğin
yarı şehitlerimizdir dediği gazileri kendi oyunlarında
da kurban etmeye çalıştılar. Bazı bireyler bu oyuna
kurban gitmiş olabilir. Ama bizlerde Önderliğimize layık
olmaya çalışmalıyız. Bir parçamızı şehitlerimizle
birlikte toprağa verdik. Gaziler Önderliği ve örgütü
daha çok sahiplenmelidir. Birbirimize daha çok bağlı
olmalı ve sevgiyi, saygıyı geliştirmeliyiz. En büyük
değerimiz Önderlik ve örgüttür. Onu iyi temsil etmek
gerekir. Önderliğe ve örgüte kaygılı yaklaşmamalıyız.
Onlardan hak istememeliyiz. Örgütsel ve ideolojik
boyutta kendimizi geliştirmeliyiz. Düşmanın imha ve
inkar politikasını boşa çıkaralım. Böyle çizgi
öncülüğünü yapabiliriz. Önderlik ve örgüt için canımızı
vermekten çekinmemeliyiz. Tasfiyeciliğe karşı nasıl
tavır gösterdiysek bugünde örgütün ve Önderliğin
çizgisini en iyi şekilde temsil etmek gerekir. Gazilere
çağrımda budur.
11-Kürt ve Türk halkına bir mesajınız varmı?
Kürt halkına mesajım şudur. Hem barışa hemde savaşa
hazırlıklı olmalıdır. Fiziksel ve psikolojik olarak
kendilerini savaş ya da barış serhıldanlarına
hazırlanmalıdırlar. Önderlik için mücadele tabiki
hedefimizdir. Önderliğimizin tecritten alınıp
arkadaşların içine verilmesi mücadelesini halkımız
yürütmelidir. Serhıldanlarına ara vermemelidirler. Hem
kendi özgürlüğü hemde dünyadaki ezilen halkları için
mücadele etmelidir. Önderliğe bağlılık böyle mümkün
olacaktır. Türk halkıda bu mücadelemize katılmalıdır.
Türk halkı da binlerce yıl Kürt halkıyla birlikte
kardeşçe yaşadılar. Kan bağlılığımızın yanında düşünsel
bağlılığımızda var. Bir asker ölünce Kürtleri artık
lanetlemesinler. Kürt anası her gün ağlıyor. Oysa Türk
anası her gün ağlamıyor. Türk halkı devleti
desteklemekten vazgeçmelidir. Bizlere insan olarak
bakmıyorlar. Biz zaten ölmeye ve öldürmeye karşıyız. Biz
sadece onlardan kimliğimizi ve kültürümüzü onlar gibi
eşit ve özgür bir şekilde yaşamak istiyoruz. Haklarımız
verilmelidir. Yoksa biz almak zorunda kalacağız. Kemal
Pir ve Haki Karer arkadaş Türktüler, ama PKKnin içinde
yer aldılar. Mahirlerde bu mücadelemizin öncü güçleri
oldular. Türk halkı Kürtlerin bu trajedisini görmelidir
ve Kürtlere destek vermelidir. Onbinlerce şehidimiz ve
binlerce zindanlarda yoldaşlarımız var. Devlete karşı
durmalı ve bizlerle birlikte sisteme karşı mücadele
etmelidirler.
12-Şimdiki uğraşılarınız nelerdir?
Ben şu anda yine Kürdistanın özgür dağlarında bir
kurumda çalışıyorum. Lojistik işlerini görüyorum.
Yoldaşlarıma hizmet ediyorum. Bana uygun,
zorlanmayacağım bir çalışma içerisindeyim.
|