| |
ÊDÎ
BESE HAMLESİ İÇİN
ÇAĞRI
Bilindiği üzere Özgürlük Hareketimiz yeni bir
hamle sürecini başlatmıştır.
Hamlenin adından da
anlaşılacağı gibi niye EDİ BESE?
Ve nelere karşı
artık yeter demek ? Tüm bu hususları uzun bir geçmişe gitmeye de gerek
duymadan, son bir yıllık zaman zarfında siyasi ve politik alanla ilgili,
dünya sorunlarıyla alakalı, insanlık değerlerinden yana tüm insanlıkla
alakalı böyle bir hamleninin Kürt Özgürlük Hareketi tarafından neden
başlatıldığı, herkesin kendi çapında cevaplaması ve karşılıksız
kalınmaması gereken vijdani bir sorudur. Neden “Artık yeter” denildiği
andan itibaren hangi
kutsal ve tarihi misyonlara dayanarak
başlatıldığı da anlaşılacaktır.
Kürt halkının bir halk olarak var olmasından kaynaklı
en doğal haklarından dil, kültür ve diğer alanlardaki haklarınının
vazgeçilmezliğidir. Bu haklarından vazgeçmemekle, varlık anlamında insan
olmanın en hukuki yaşam gerekçesidir. Kendi özgürlüklerini herşeyin
merkezine koyan soylu dünya halklarından bir tanesi de kadim bir geçmişe
sahip olan Kürt halkıdır. Dünyanın gözleri önünde Kürt
halkının en doğal
hakları dünyanın en geri kalmış sistemleri
tarafından inkar ve imha siyasetlerinin her türlüsü uygulanılmakta, hem
bölge çapında hem de uluslararası nezdin de bu kirli politikalarına
herkesi belli ölçüde kendi suç ve çirkinliklerine ortak
etmektedir. Kürt halkının var olma hakkından
doğan
bu hakları istemek, kendi diliyle
konuşmak, kendi kültürüyle yaşamanın suç
sayıldığı, kendisine bu hakların çok görüldüğü, bugün
bunu yaşasa yarın
bilmem neyi talep edeceği kaygısıyla ve korkusuyla komple bir inkar ve
imhayı geliştirmekteler. Bu gibi bir korku üzerine büyük önyargılar
besleyen, beslediği yargılar üzerinden politikasını kuran
bu mantığın ne kadar dar, geri, demokrasi
kültüründen mahrum olduğu bellidir.
Bu yaklaşım ve politikaların çok kültürlülük, zenginlik, renklilik
olmaktan uzak, demode olmuş, zamanı
geçmiş kapitalizmin
türettiği milliyetçilik hastalığından ileri
gitmeyen uygulamalardır.
Bu hastalıklı mantıkla, Kürt
halkı üzerinde fiziki olarak soykırım duzeyine
vardırılan katliamlar, toplu kıyımlar, her bir Kürt isyanının niyet
ötesine geçmeyen başkaldırılarıyla
uğradığı felaketler bilinmektedir. Bir iki yüz yılı alan ve ard arda
sönen 28
Kürt isyanı bunun en trajik ve açık
göstergesidir. Tüm bu uygulamaların özet olarak anlamı şudur; sen kendi
ekseninde değil de, kendi ulusal ve demokratik birliğin için değil de,
senden istenildiği kadar varlığını sürdüreceksin. Eğer bunun ötesine bir
adım geçilse soykırım, imha ve inkar gündeme girecektir. Bu komple
yabancılaştırmanın öngördüğü gerçekler, ağrılıklı olarakta kültürel
anlamıyla her yönlü asimilasyonun tarihte eşine
ender rastlanan
kirli yöntemlerle asimle etmek, yasaklamak,
kökündenden uzaklaştırmak yöntemleri belkide gelecek insanlığin açığa
çıkaracağı en büyük ayıbı olacağı kuşku götürmez bir gerçek olacaktır.
Rêber APO öncülügünde gelişen PKK hareketi bu inkar ve imha siyasetine
karşı hepsinin toplamı bir isyan olarak çıkması ve 35 yıla varan bir
mücadele, onur bir halk direnişi verilmektedir.
Bilindiği gibi 15 Şubat komplosuyla birlikte
9 yıldır Rêber APO İmralı adasının en ağır
koşularında tutulmakta,
imrali adasının nemli ve hastalıklı havası,
bu hastalığı objektif ve subjektif yaklaşımlarla ağırlaştırıp
geliştirmekle bu da Kürt halkına yapılan en büyük hakarettir.
Normalde bir insanın yaşamaya güç getiremeyeceği bu koşulda birde
üzerine tecrit uygulaması yapılmaktadır bir
insanın bu koşullarda nasıl yaşayabileceği anlaşılmaktadır. Böylesi
ağır bir koşulda yaşak yetmiyormuş gibi
havadan
sudan gerekçelerle tecrit içinde tecrit uygulamaları,
avukatları ile görüştürmeme ,aile ziyaretlerinin engellenmesi, dünyanın
hiç bir yerinde görülmemiş böylesi bir durum
hiç bir ahlaka, hukuka sığmayan,
insan mantığının alamayacagı tarzda bir halkın
Önderine
zehir verilmektedir. Bu iddiamizı açık bir
şekilde doğrulayan, Rêber APO’ nun sağlığını kontrol etmek için giden
CPT heyetinin hiç bir açıklamada bulunmamasıdır. Bu durum bizim kaygı ve
endişemizi dahada arttırmaktadır. Bu kurum kendisini böylesi kirli bir
oyuna ortak
etmemek için, kendini
kuşku altında
birakmamak için net ve somut belgelerle bir açıklama yapmaktan
kaçınmaktadır.
Yine hareketimizin; sorunun barış, diyalog, siyasal bir zeminde çüzüm
bulması için fazlasıyla cesaretli adımlar atmış,
fedekarlıklar yapmış, kendini siyasal çözüm için her zaman çözüm
yollarına açık tutmuştur. Barış amaçlı yapılan ateşkesler olsun, tüm bu
olumsuzluklara karşı dürüst yaklaşarak, gerektiği kadar kendisini
katmış. Çeşitli tarihlerde kamuoyuna çözüm projelerini deklare etmiş, en
son KCK’nin 1aralık 2007 de,7 maddeden oluşan çözüm projesi bunların
çok açık ifadesi olmaktadır.
Bütün
bu girişimler için yapılan fedekarlıklara
ve çabalarımıza karşılık faşit Türk devletinin yaklaşımıda Rêber APO
şahsında bir halkın özgürlük umudunu zehirletmiş, ağır tecrit
koşullarıyla sürece yanıt vermiş ve bir kere daha düşmanlığını ilan
etmiş. Bu çılgın barbarlığın boyutları giderek , legal alandaki Kürt
kurum ve kuruluşlarına yönelik tam bir terör uygulanmakta, Kürt halkının
resmi temsilcileri olan
miletvekilerine yönelik rencide edici, onur kırıcı
yaklaşımlar yapılmakta, bu her nereye kadar gidecekse rafları dolduran
davalar açılmaktadır. Yine
DTP üzerindeki baskıların her türlüsü, kapatmaya
yönelik davaları genel olarak Kürt halkına yönelik linç girişimleri, bir
bütün Kürtleri potansiyel bir tehdit görülmekte, çözüme yönelik
bırakalım olumlu bir yaklaşımı, ordusuyla, muhalefetiyle tam bir konsept
içinde, adeta Kürtleri kim bitirirse
Türkiyenin fatihidir mantığıyla topyekun savaş
seferberliği içerisindedirler. Bunun somut planlamasını yapan
dış
güçerle, Kürtler üzerindeki pazarlığı
geliştirenlerle, şimdi olduğu gibi Medya Savunma alanlarımıza yönelik
hava saldırılarını düzenleyen güçlerin ortaklığıyla önümüzdeki baharda
karadan bir operasyonun yapılması planlanmaya alındığı, tüm bunları
yaşanan gelişmelerden de çıkarabiliyoruz. Tabiki bu sadece evdeki
hasaptır. Evdeki hesap çarşıdaki hesaba ne kadar uyar uymaz bunu yakın
tarihte görecegiz. Şimdi bütün bunlar ne anlama geliyor
anlaşılırdır.Yani seni yok sayan, bir halkın tarihini, kültürünü yok
sayan, inkar eden,
en doğal
haklarının talebine bu kadar acımasız, bu kadar çağın gelişmiş
normlarına kendini kapatmış, kendi komuoyuna da saptırmalarla,
çarptmalarla farklı gösteren, kandırmaya dayalı bu politikayı nereye
kadar sürdüreceği belli olmayan bütün bu yaklaşımlara karşı Kürt halkı
olarak ÊDÎ BESE diyoruz.
Bu
hamlenin özünde geniş, zengin ve sınırları
çizilmediği gibi sadece öyle Kürt halkıyla
da sınırlı
olmadığı da bilinmelidir. Yine bu hamlenin
hedefi de sadece faşist Türk devleti değildir.
Her ne kadar bu hamle bir, iki, üç aşamalı
olsa da bunun
dozajını,
süresini, karşı
tarafın
olumlu ya da olumsuz yaklaşımı
belirleyecektir.
Bu
temelde ÊDÎ BESE
hamlesine başta Kürt gençleri olmak üzere yediden
yetmişe bütün halkımızı
en
güçlü bir biçimde katılımsağlamaya
davet
ediyoruz. Biz Kürt halkı olarak bize
karşı
yapılan bütün bu anti-demokratik uygulamalara karşı, bizi yok sayan,
inkar eden her türlü ulusal değerlerimize karşı yapılan bu kirli
uygulamalara karşı ÊDÎ BESE diyoruz. Rêber APO’nun dediği gibi
“Ya onurlu yaşayacagız ya da hiç yaşamayacağız.”
Kürt
Özgürlük Hareketi’nin 35 yıllık vermiş olduğu
mücadeleyle yaratmış
olduğu ulusal değerlerimize sahip çıkalım ve
özgür yaşama yakışır bir şekilde yaşayalım. Rêber APO bizim için yeniden
dirilişin adı olduğu gibi, hem savaş hem de yaşam gerekçemiz olarak
sınırsız ve sonsuz bir iradenin kabulüyle ulusal Önderimizdir. Kendi
Önderliğine sahip çıkmak, kendine sahip çıkmaktır. Önderliğimizi koruma;
onurunu ve gurunu korumakla eş değerdir. Bir halk olarak madem varsak, o
zaman bir halkın doğal haklarına sahip olma en doğal haklarımızdır ve
bunu bize yakıştıramayan sistemlere
karşı
da net anlaşılır
cevabımızın ne olacağını
bu hamleyle gösterme günüdür. Başta Kürt halkının
özgürlügünün teminatı olan HPG saflarına katılım olmak üzere; en
demokratik eylem tarzından tutalım, Amed Newroz’unun görkemli kitlesel
katılımının ve öfkesinin aynısıyla bir eylem tarzına ulaşana kadar
mücadele etmek zorunluluğu içerisindeyiz.
Yine
seni yoksayan, inkar eden bir düşman gerçekliği
karşısında kendini korumanın, haklarını savunmanın vermiş oldugu
meşruiyete dayanarak, çok zengin eylemsellikle PKK hareketinin yaratmış
olduğu
direniş
geleneğini temsil ederek, onun tarihi tecrübelerine dayanarak
ulaşılamayacak bir hedef olamaz. Bu temelde APO’cu ruhla içinde
olduğumuz hamleye görkemli katılım sağlayalım ve
mücadelemizi zafere ulaştıralım.
Tüm
ilerici, Aydın, Demokrat ve Yurtsever kamuouyuna!
Mezopotamya’nın en eski halklarından olan,
neolitik devrimin öncülüğünü yapan, kültürüyle renkleriyle dünya
medeniyetine büyük katkıları olan bir halkın varlığı karşısında, sizleri
ve ilgili tüm insanlığı daha duyarlı olmaya ve tanımaya davet ediyoruz.
Böylesi bir halkı, zorba yöntemlerle en doğal haklarından mahrum
bırakmak bir insanlık ayıbı olmaktadır. Kürt halkının buna inancı ve
yüreği sağlam bir potansiyel dinamik elde etmiştir. Kendi tarihin belli
dönemeçlerinde uygarlık için başat roller üstlenen ama son bir asırdır
özgürlüğe susamış ve her fırsatta onurluca yaşamaya kendi kültürüyle,
diliyle, özbenliğiyle
katılım
gösterme çabalarını göstersede, düşmanları tarafından başarı şansı
verilmemiştir. Son PKK hareketiyle beraber yaşama olan inancı, iradesi,
kararlığı ve bununla diriliş devrimizi gerçekleştirmiş; özgür,
iradeli, özvarlığıyla, üretkenliğiyle çağın demokratik karekteriyle
örgütlülüğünü yaratmış ve özgürlükten başka yaşamın kendisine kabul
edilemiyeceği onurlu bir yaşam tercihinde bırakılmiş bir halk gerçekliği
sözkonusudur.
Bu halk
gerçekliği karşısında,
Kürtlerin çok haklı davalarını desteklemeye, ona karşı saygılı olmaya,
dayanışma içerisinde olunmaya sizleri devet ediyoruz.
Bu
kiritik süreçte, 15 Şubat uluslararası
komplonun 9.cu yılına sayılı günler kalırken, komplo içinde yer almış
bütün güçleri şiddetle kınıyoruz. Zafer Kürt halkının haklı davasının
zaferi olacağına inanıyoruz.
Yaşasın
Kürt Halkının Haklı Davası
Yaşasın
Kürt Halk Önderi Rêber APO
Yaşasın
Kürdistan Gaziler Birliği
07.02.2008
|
|