| |
|
KADINDAKİ
ANLAM DOĞURGANLIĞI! |
Kadın
doğurganlığı genelde bedensel bir gerçeklik olarak ele alınır. Bu
doğrudur tabii ki. Ancak kadın kendi beyninin ve duygularının içlerine
doğru keşfe gittiğinde görür ki, sadece bedensel değil, beyinsel ve
duygusal olarak da doğurgan bir cinstir. Dezavantajı, toplumsal
cinsiyetçiliğin kadının kendi iç dünyasına keşfe izin vermeyecek bir
örgütlülükte olmasıdır. Özellikle Ortadoğu dünyasında, kadın rutinleşmiş
işler dünyasında ezildikçe ezilmekte, beyni ve duyguları sıkıştıkça
sıkışmaktadır. Ezilen ve sıkışan kadının iç dünyası, bedensel
doğurganlığının dışındaki yaratıcılığını, yeteneğini tanıyamamaktadır.
Oysa her kadın, öylesine zengin ve çok yönlüdür ki! Tam bir keşfetme,
keşfederek heyecanlar yaratma ve anlam kazanma güzelliğidir.
Bir gül düşünün. Gülün dikenlerini. Gül ve diken
ikilisinin diyalektiğini.
Neden güzelliğiyle bizi kendinden geçiren bir gül, aynı
zamanda elimize battığı zaman canımızı yakan bir diken taşır? Gül, kendi
doğasınca kendini korumanın bir uzantısı olarak dikenlerini de
yaratmıştır. Bu dikenler size durup dururken saldırmaz, sadece ve sadece
ona birileri dokunma eyleminde bulunduğu zaman batarak kendini savunmak
ister. Bu, çok anlamlı bir savunma diyalektiğidir. Aslında kadın da
biraz böyle. Kendine saldırı olmadığı müddetçe erkek karakterine
bürünenleri dışında tutuyorum- nedeni olmaksızın bir zararı olmaz, ancak
saldırıya karşı savunma mekanizmalarını kendinde yaratmıştır. Erkek
egemenlikli sistem kadına her açıdan saldırdıkça, onu soluksuz bırakmaya
çalıştıkça, kadınlar da dikenlerini çoğaltmış. Saldırı ne kadar yoğunsa,
kadının dikenleri o kadar çoğalmış. Öyle ki bazen dikenlerden içindeki
gülü göremeyebilirsiniz, ama gül oradadır. Dikenlerin koruması
altındadır.
Sonuçta bu dikenler hem eril sisteme ve hem de genel
anlamda kadınlara batar. Özgürlük ve mücadele bilinci gelişmedikçe,
kendi beyninde ve duygusal dünyasında keşif yapamadıkça bu dikenler
yönsüz batar ve özünde bir başarı da yaratmaz. Fakat ruhsal bir savunma
mekanizması olarak da bu vardır. Beyinsel, duygusal ve bedensel
dünyalarımızın maruz kaldığı saldırılar, buna yol açar. Ve biz kadınlar
gerek kendimizde ve gerekse de hemcinsimizde var olan beyinsel-duygusal
doğurganlığı fazlaca göremeyiz. Göremedikçe yaşamlarımız kısırlaşır,
kararır ve anlamsızlığa doğru gider.
Önemli olan kendimizi, içimizdeki gülü görebilmek, ona
ulaşabilmektir. Yine dikenlerimizi neye karşı, kimlere karşı
kullanacağımızı bilebilmektir. İşte duygusal ve düşünsel
doğurganlığımızın bilincinde ne kadar olursak, kendimizi neye karşı
savunmamız ve neyi aşmamız gerektiğini bilirsek, o kadar çeşitliliğimizi
ortaya koyabilir ve esas egemenliğe karşı ortak ve güçlü mücadele
yürütebiliriz.
Kadının özgürleşme mücadelesi için elbette bir çok şey
söylenebilir. Ama kadın için özgürlük mücadelesi her şeyden önce kendi
ve kendi gibi olanın anlamına varabilmek ve bununla birlikte kendi
dışındaki olumlu-olumsuz gerçekliği ayrıştırabilmek, olumsuza karşı
mücadele gücünü doğurabilmektir.
Zilan yoldaş, bir 30 Haziran gününde eylemini, hem de
bir hamile kadın kılığına girerek gerçekleştirdiğinde, esasta kendi
anlamını doğurmuştu. İçindeki dikenleri düşmanı olduğu egemen gerçekliğe
yöneltmiş ve herkese, özellikle de biz kadınlara dikenlerin koruduğu o
güzel gülü, anlam gülünü göstermişti. Onun mektuplarındaki anlam
arayışı, kendini keşfediş, bu keşfin eyleme yönelişi gerçekten heyecan
vericidir. Anlamını, anlamımızı doğuran Zilan yoldaşın anısını sevgiyle
selamlıyoruz.
MÜCADELE ARKADAŞLARI
|
|