MUTLULUĞUMUZ PAYLAŞTIĞIMIZ ANDA SAKLIDIR…

 

 

 


                                      (Şehit Beritan Şemzinan ve Şehit Ali Gever arkadaşların anısına) 

Mevsimler  değişiyor  ve her mevsim yeni olmayıp ama alışmak istemediğimiz bir çok şey getirir beraberinde. Bir mevsim daha dayandı kapımıza. Geceleri uzundur bu mevsimin. Bir bir uzarken geceler, gündüzümüze karalar yağar. Haberi yayılır dört bir yana. Acı, keder, gözyaşı…  Nedendir bilinmez ağlar taşı toprağı ülkemin. Sevdasının göz bebeklerinde hapsolmuş tebesümler ürkek bakışlara bırakır kendini. Dağlarda yankılanır hıçkırık sesi derelerin, isyan halayıdır tuttukları ve bir türküdür dillerde:
‘’ Emanetindir yüreğimizde saklı kalan
   Yansada yüreğimiz
   Dökülse de bir bir gözlerden yaşlar
   Dil tutulur söyleyemesede bir söz
   Emanetindir bizi yarınlara taşıyan.
   Bizi sana yakınlaştıran
   Bizi sen yapan…’’
Ölüm döşeğinde tek tek toprağın yüzünü öpen yoldaşlarımın fotoğrafları beliriyor karşımda. Televizyonlar yine felaket telallığı yapıyor bu akşam vakti. Gözlerimden akan yaşların farkında olmadan geçmişten anılar tazelenir benliğimde. Zorluklarıyla anlam bulan o güzel günler, hep birlikte yaşanılan duygu selleri ve sevinçler, gözler kırpılmadan ölümlere meydan okumak ve ölümlerden canları sıyırıp almak… Unutulur mu sınırları aşan bu duygular? Unutulmaz, unutulmamalı…


Hiç birimiz daha önce birbirimizi görmemiş ve her birimiz farklı yerlerde doğmuş, büyümüş buralara aynı mücadelenin çatısı altında aynı amaç uğruna yan yana gelmişiz. Ve şimdi aynı mevziyi paylaşıyoruz. El tetikte gözler usulca uzanan arazide çoğu zaman göz göze gelerek tadına varmaya çalışırdık o anların. Sanki bu an son an olacakmış gibi ve bir daha birbirimizi göremeyecekmişiz gibi… Her şey bir kurşuna ya da şarampel parçasına bağlı kalmış ya da başka bir şey. İfadesi yoktu belki de bu anın ama mutluluğumuz paylaştığımız bu an da saklıydı.

Heval Beritan’ı ilk kez Mava da görmüştüm. Ben ve Mervan arkadaş Botan’a bağlı bir grubu buradan alıp Amed’e götürecektik. Biraz şaşkınlık vardı üzerimde çünkü ilk defa kuzey gruplarında bir bayan arkadaşı takım komutanı olarak görüyordum. Son geri çekilme sürecinden bu yana bayan arkadaşlar Amed’te bulunmamışlardı. Yüzlerindeki o coşku, heyecan ve sevinç bizlere de yansıyordu. Toplam üç kişiydiler. Beritan, Dılbırin ve Devrim arkadaşlar. Devrim  arkadaşı güneyde Garê alanından tanıyorum. Grup gece Mava’ya vardığı gibi ben heval Devrimi sesinden tanıdım. Sabahı görüşmek ve diğer arkadaşlarla tanışmak için sabırsızlıkla bekledim. Sabah beni karşısında gördüğünde şoka uğramış gibiydi. Yıllarca birbirimizden uzak olmamız ve yılların fiziğimizde uğrattığı değişikliği şaşkın gözlerle süzüyordu. ‘’portatif dediğimiz Mazlum arkadaş şimdi bizi Botan’dan Amed’e kadar kurye olarak götürecek. Hem de bizi Beşiri ovasından geçirecek…’’ diye takılıyordu arasıra. Önümüzde dört gecelik bir yol vardı. Heval Berîtan benim ve  heval Devrimin daha önce tanışıyor olmamızdan kaynaklı sevinmişti. Bu sayede diyalog zemini oluştu. Yolculuk için gereken her tür bilgiyi paylaştık. Bizim soğuk kanlılığımız yolun çok rahat olduğu konusundaki tavrımız onları baya şaşırtmıştı. Çünkü birçok kişi Beşiri ovasının çok zor olduğunu ve birçok grubun geçerken imha olduğunu dillendire dillendire ve biraz da abartı işin içine girince herkesi kaygılandırıyordu. Biz anlattıkça onlar daha da rahatlayıp yolda Amed karpuzu yiyip yurtsever evlere gideceğimiz onları sevindirmişti. Ve artık onlarda Amed’in bir grubuydular. Tabi gelen grup içinde Şehit Sipan ve Poyraz arkadaşlar Erzurum’a geçeceklerdi. Şehit Sipan yolda o kadar kusuyordu ki çok korkmuştuk. Öncü olmasına rağmen bu durumundan kaynaklı onu artçı yapmıştık. Tabi bu grup öncesinde Amad’e gelen iki bayan arkadaş vardı. Şehit Dicle(17,07,2008) ve Şehit Avaşin(26,07,2008). Onları da biz Amed’e götürmüştük. 1 Hazirandan sonra kuzeye gelip burada savaşmak onların en büyük hayaliydi. Tek korkuları ise Amed’e yetişemeden şehit düşmeleriydi. Her zaman dile getirdikleri tek şey ‘yerimize ulaşalım ondan sonra ne olursa olsun ’ du. İstedikleri yere ulaştıklarından sonra bir defasında bir tartışmalarına tanık olmuştum. ‘acaba geri çekilmeden sonra şehit düşecek ilk bayan arkadaş hangimiz olacak’ diye. Bu tartışma çok tuhafıma gitmiş aynı zamanda inanılmaz bir coşku da almıştım.

İstedikleri yere ulaştılar, beraber aynı mevzide mermi patlattılar ve aynı mangada aramıza sadece bir perde çekerek bir kış geçirdik. Ve en son vedalaşmamıza kadar hiçbir bayan arkadaş şehit düşmemişti.  Ama savaş yine en çirkin yüz ifadesiyle karşımızda belirmişti. Garzan’dan güneye yol alırlarken Heval Dicle ve Heval avaşin’in şehadet haberlerini aldık. Ve şimdi yaralarıma bir yara daha katılıyor. Heval Beritan, Heval Sema ve Heval Ali’nin şehadet haberlerini alıyorum ilerlemeyi unutan bir zaman vaktinde.

Heval Ali ile en son iki aylık bir güney yolculuğundan sonra yerimize varmamızla büyük cihazda konuşmuştuk. Sağlam ulaşma haberimiz onları da çok sevindirmişti.

Bir insan başka bir insanın kişiliğini yorumlama ve anlatma konusununda ne kadar başarılı olabilir ki? Bu yorumlama ister yazılı olsun ister dille aktarımla olsun mutlaka eksik kalan yanları olmaktadır. Hele hele bu şehit bir arkadaş üzerine gerçekleşen bir anlatımsa bu konuda kaygılar bir başka artmaktadır. Defterle temas kuran kalem titrer, dil tutulur ve bazen insanın yutkunmakta zorlandığı anlar gelişir. Her kaygının kendi içinde başka bir kaygıyı taşıdığı anlardır. Ve en çok ta bu konuda tam olarak hakkını verebilirmiyimin kaygısı yaşanır. Mutlaka her ne şekilde olursa olsun bu şehit yoldaşlarımızı birkaç cümle yada söze sığdıramayız. Her seferinde eksik bir yanı kalır. Ama bizim onlara karşı minnettarlığımızı ve boynumuzdaki borcu hafifletmek için bu yöntem çoğu zam denenmektedir. Mutlaka her bir arkadasın farklı bir yaşam hikayesi vardır. Ben de böylesi bir cesareti gösterip yukarıda isimlerini saydığım şehit arkadaşlarımın kişilik yapılarını Heval Berîtan ve Heval Ali sahsında somutlastırma gereksinimi duyuyorum.

Bizim kişilik tanımımız burjuvatik tanımlamaya benzemez, bir roman karakterinin tarifnamesine benzemez. Anlatılacak her şeyin öze dayandırılmasıyla aktarılabiliniyorsa ne mutlu bize. Bu topraklardan göçüp giden herbir arkadaş kendisiyle beraber bizden de birer parça alıp götürmüşlerdir. Bunun yanında bizlere biraktıkları bir miras bir gelecek ve hiçbir zaman yerde kalmayacak silahları vardır. Bizler şimdilik o mertebeye ulaşmamış olsakta ölümsüzleşen yaşamlarını yarınlara taşımak bizim boynumuzun borcudur. Onların kendilerine belirlediği hedeflerine ve kutsal amaçlarına ulaşma uğruna ne olursa olsun verebileceklerini Zilan felsefesinden öğrenmişlerdi. Ve ‘’canımdan başka verebileceğim bir şey olsaydı onu da verirdim’’ aynı zamanda ‘’mezar taşıma borçlu yazın’’ diyen kahraman yoldaşarımızın izinde giden kişiliklerin takipçileri olma yükümlülüğümüz vardır…

Beritan arkadaş yıllarca savaş içinde ve PKK ocağında yetişmiş bir komutandı. En belirgin özelliği ise yaşam içerisinde çok mütevazi  olması ve yapı yönetim arasına hiçbir zaman ayrım koymamasıydı. Etkinliğini aldığı görevden ziyade sergilediği tavır ve davranışlarıyla, kişiliğiyle her şahsın üzerinde biraktığı tesir ve yönlendrici yaklaşımıyla insanları derinden etkilemekte buna tecrübe de eklenince müthiş bir etkileme olayı gerçekleşmekteydi. Bu kadar senedir savaş içerisinde olmasına rağmen duygusal yönünüde yitirmemişti ama bu duygusallığı hiçbir zaman kararlarının önüne geçmemişti. Gerektiği yerde tereddüt etmeden karar vermesini bilen ve bu kararını pratikleştirinceye kadar rahat olamayan bir arkadaştı. Cins mücadlesinde hiçbir zaman polemik yaklasımlara gimemiş aksine eski klasik kadın kişiliğini aşmış ver her fırsatta çantasından hiç eksik olmayan önederliğin savunmasını arkadaşlarla tartışıyordu. Şervan yapısının gündemini boş bırakmayarak gereksiz bazı tartışmalara girilmemesi ve yaşamda boş durulmamsı için her dakkasını bir eğitim dakkası olarak geçirir ve yapısınada bunu benimsetmişti. Ortaya çıkan yanlış yaklaşımlara karşı örgütsel tavır almaktan çekinmez yalnız kalma pahasına bile olsa örgütsel yaklaşımından taviz vermez ve bu yaklaşımlara teslim olmazdı. Bundan kaynaklı yapısı tarafından benimsenen bir kişiliğe sahipti. Bu olay sadece örgütsel anlamda değil aynı zamanda askeri konularda da geçerliydi. Örneğin bir grup eyleme, keşfe ya da herhangi bir göreve gidecekse ve bu grupta Heval Beritan’da varsa bu grup başka bir güvenle bu görevine giderdi. Bir kadın olarak askeri taktiklerde güçlü olan bunun yanında halkla ilişki düzeyi gelişkindi. Önderliğin yeni paradigmasındaki derinliği bizlere anlatması kadar halklada paylaşması çok hoşuna gitmekte bazen saatlerce oturup konuştuğu olmuştu. Halkımızın uzun süreden beri kadın arkadaşlarla bir arada olmama ve içlerindeki bu özlemi giderdiğine inanıyorum. Özellikle paradigmayı benimsetme ısrarı bizi çoğu zaman şaşırtır biz askeriz diye sıyrılmaya çalışırdık. Ama her şeye rağmen ısrarlarından vazgeçmez bunu her seferinde benimsetmeye çalışırdı. Karizmatik yani heybetli duruşu da buna eklenince kendimizi anlatımına kaptırırdık. Yılların yüzünde oluşturduğu yorgunluk hatları belli olsa da ruhen hiçbir zaman bunu bize yansıtmamış bir çok defa yaralanmasına rağmen daha yeni katılmış gibi coşkulu ve heyecanlı bir hali vardi. Bir bayan olarak Kürdistan’ın dağlarında yıllarca silah omuzda savamak basit bir şey değildi. Ama ona bu mutluluğu, coşkuyu ve gençlik ruhunu veren şey arkadaşlarıyla savaşmak, yaşamak ve gerektiği yerde ölmesini bilmekti.

Evet gerektiği yerde ölmek… İşte gerektiği yerde ölmeyi Heval Ali’den öğrendim. Heval Ali fiziksel olarak zayıf, geceleri yürümekte ve görmekte zorlanıyordu. Ama bu hiç bir zaman onun azminin önüne geçmedi aksine bu hırsını dahada artırdı. O’nu ilk gören ‘bu arkadaş fazla bir şey yapamaz’ kaygısına düşer. Ama daha sonra nasıl yanıldığını ifade eden bir çok arkadaşla karşılaştım. Özellikle öz savunma çalışmalarındaki rolü asla unutulamaz. İkna gücü ve bütün birikimi birleştiğinde her genci eğitiyor ve örgütleyebiliyordu. Ali arkadaşın olduğu yerde parti yaşamı hakimdi. Gever’in yurtseverlik ruhunu hiç kaybetmeyen asi ve isyankar kişiliğiyle tanınırdı. Bu da aileden ve o yöreden gelen bir özellik olsa gerek. Her zaman moralli, coşkulu, herkesle alıp veren bir arkadaştı.

Sonuç olarak; bu iki arkadaşın yönetimdeki uyumları ve yapıcı olmaları çok ilginçti. Aslında bir arkadaştan bahsederken diğer arkadaşıda dile getiriyor gibiyim. Bunun sebebi her iki arkadaşın ayni yörede doğup büyümelrinden kaynaklımıdır bilemem –Heval Ali Gever’li, Heval Beritan Şemzinan’lı- ama her iki arkadaşın beraber şehit düşmeleri sanki bu sezgisel belirsizliği belirginleştiriyordu. Ve şimdi bizler onların yaşam felsefeleriyle yarınlara merhaba diyeceğiz. Hoşçakalın demeden görüşeceğimiz güne kadar bir ayrılıktır bu. Katlanılması zor bir ayrılık olsa da görüşeceğimiz günün yakın olduğu bilinciyle sizleri en içten duygularımla saygıyla selamlıyorum.

                                                                                  

 

                                                                                                                                 D.S.S

                                                                                                                    MAZLUM MAKO

 


 

 
    ygk.gaziler@googlemail.com