|
O KÜÇÜK YÜREĞİNE DÜNYAYI VE EVRENİ SIĞDIRAN
MİLİTAN!
O şehitler ki, gerçekten tarihimizde en soylu direnişi gösterdiler.
Onlar ölünmesi gereken yerde öldüler. Bize nasıl savaşacağımızın ve
nasıl teslim olamayacağımızın derslerini muazzam öğrettiler. Kendi
bedenlerini tarihe ve halka armağan ettiler, Partiye sundular. Biz de
onların anılarına, o şahadetleri doğuran yetmezlikleri yerle bir ederek,
onları yaşama çevirerek, umutlarını amansız başarı nedeni yaparak
karşılık verirsek, bu onlara iyi bağlı olduğumuzu gösterecektir. (Rêber
APO)
Şehitleri yazmak hiç kolay değil. Tam hakkını verememekten kaynaklı
sanırım. Şehitlerin amaçlarını, umutlarını, ütopyalarını, acılarını,
sevgilerini
doğru anlamak ve anlamlandırmak gerekir.
Aslında bizimkisi bu Hakikat Arayışçılarının zaman dışına çıkışlarının
serüvenlerinin ne kadar anlam derinliğine vardığımızın, ne kadar
gereklerini yerine getirip getirmediğimizin ahlaki ve vicdani
sorgulanmasının yürek sancısıdır
Hele bir de tarih yapıcılığın geleneğini özlerinde ve köklerinde
emmeleri; doğanın ve onun parçası olan insanlığın değerlerini,
umutlarını gerçekleştirerek sırtlarında taşımaları
Hele kutsal direniş ve dirilişin ANA bakir topraklara kanlarıyla
karışmaları ve özgürlük tohumu olarak ekilmeleri... Sevgiye, güzele,
doğruya, iyiliğe ve dostluğa çiçeğe durmaları
Hele kavgaya durmaları. Hakikat Arayışçılarıdır ya, kavgalarının özü
bellidir: ANLAMLI VE ÖZGÜR YAŞAM, HEM DE AŞK TUTKUSUNDAN OLANINDAN
Bir de İLKlerin içinde yerlerini almaları. Adeta gül ve çiçek
bahçelerindeki renk cümbüşünde ahenge durmuş, tüm renkler içinde nergis
edasında selvi boylu durmaları
İLKler aslında ilk olanı yaratmanın, zorlukların üstesinden gelmenin,
karanlıklara ışık olmanın adıdırlar. Aslında kendimizi bulmanın anlamı,
en büyük erdemi, çabası ve özverisidirler
Ş.Battal arkadaş İLKlerin içinde yerini alan nergislerdendir.
Battal arkadaş 1977de Antepte mücadeleyle tanışır. Emeğin ve yüreğin
sesi, yüce insan HAKİ KARER arkadaştan ilk yeni yaşam derslerini
almıştı.
Parti literatüründe Güney-Batı Eyaleti olarak geçen yer Kuzey Kürdistan
ile Türkiye sınırında yer alır. İklim ve coğrafik olarak önemli
özelliklere sahip olup, önemli tarihi bir geçmişe de sahiptir. Önderlik
doğal çevre ve tarihsel gelişmelerin, birey kişiliğinin oluşmasında
belirli rol oynadığı, bilimsel bir tespittir der. Yine bu bölge ve Ş.
Battal arkadaşın doğup büyüdüğü mekân (Pazarcık) önemli yollara sahip
olup adeta uygarlıkların beşiği ve geçişine tanıklık etmiştir.
Yine Önderlik Komagene Krallığın da merkezidir. MÖ. 2000lerde
uygarlıkla tanıştığı kesindir. Daha önceki neolitik toplumun muhtemelen
doğuşundan, günümüze kadar gelen 15.000 yıllık ömrünü yaşaması da güçlü
bir olasılıktır. Asur, Med, Pers, Sasani, Helen, Komagene, Roma, Bizans,
Arap- İslam ve Osmanlı-Türk uygarlığına tanık olmuştur. Yine alandaki
tarihin diğer önemli bir özelliği, çeşitli etnik topluluklar, kavimlerin
adeta geçiş kapısı niteliğinde olmasıdır. Saf bir etnik toplum ve kavim
yoktur. Hepsinin karışmasında bir mozaiğin halen süren güçlü izleri
hakimdir. diyor.
Ş.
Battal arkadaş mücadeleyle Antepte tanışmış, Pazarcık ve Adıyamanda
mücadelesini sürdürmüştür. Bu mekânların ne kadar belirleyici ve
stratejik önemde olduğunu, Önderliğin belirlemelerinden de çok iyi
anlıyoruz. Adeta bir kavşak rolünü oynamaktadır. Her dört yöne de
kapılarını açan bir konumdadır. Halklar mozaiğinin kültürel renk
cümbüşünü görmek mümkündür. Verimli iklim ve topraklara sahiptir.
Pazarcık ovası ve diğer birçok yerin verimlilikleri dillere destandır.
Ş. Battal arkadaş böylesi çok önem arz eden bir bölgenin parçası olan
Pazarcıkın Musolar köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak 1959da
dünyaya geldi.
Ş.
Battal arkadaş çocukluk yıllarını köyde geçirir. Köyün doğa ile
içiçeliğinin verdiği huzur, arkadaşta da bir doğallığı yaratmıştı. Çok
genç yaşlarda, yaşamın zorlukları ve güzellikleriyle tanışır. Çocuk
yaşında bile evin geçimine katkılarını fedakârca sundu. Kendini bu
sorumluluktan hiçbir zaman geri çekmedi. Ailede sevilen, arkadaşları
içinde ise erkenden özelliklerinden kaynaklı öne çıkan ve sevilip saygı
duyulan bir arkadaştı. Olgunluğu, girişkenliği, işleri becermesi,
sorumluluktan kaçmadan üslenmesi, arkadaş grubu içerisinde güvenilir bir
duruş sergilemesi, belirgin bir şekilde hissedilir ve görülür. İlkokulu
köyde okur, köydeki koşullar arkadaşta bir olgunluğu erkenden ortaya
çıkartır. Öğreniminin kalanını ise Antepte yapar. Liseyi burada
bittirir. Antepteki yılları artık olgunluğunun perçinlendiği ve yeni
arayışlarının da filizlendiği yıllar olur.
Yaşadığı yıllarda 12 Mart faşist askeri cunta olmuş, Kıbrıs işgal
edilmiş, sosyal ve siyasal gelişimler artık Antep ve birçok yerde de
kendini hissettirir durumdadır.
Battal arkadaşın arayışlarının ilk anlam bulduğu mekân, Önderliğin
tanımını yaptığı bölgedir. Burası birçok uygarlığa, kültüre beşiklik ve
ANAlık yapmıştır. Bu açıdan da zemin, böylesi yeni sosyal ve siyasal
oluşumlara açıktır. Devrimci hareketler artık bu yeni oluşan zeminde
varlıklarını hissettirmeye başladılar. (Ağırlıklı Türk solu ve kısmi
Kürt solu olarak varlık göstermeye başladılar)
Battal arkadaşın kaldığı tarihi Antep şehrinde, halkların kendi emek ve
çabalarıyla onursal yaşamı yeniden kurmanın soylu mücadelesini, şafak
vaktinde güneşin karanlığı yırtmasıyla yaşamaya başladılar.
İlk tanıştığı Türkiye devrimcileri, yani Türkiye halkları adına mücadele
edenlerdi. İlk bunları tanıdı. Yine bu yıllarda, ulusalcı, yani
Kürdistan adını kullananları da -cılız da olsa- tanıdı. Emeğiyle
kendini var eden Battal arkadaş, bu devrimci ve ulusalcı temelde
mücadele eden örgütlerle organik bir bağ içinde olmadı. Fakat takip
ediyor, tartışmalarına katılıp dinliyordu. Yine bu yıllarda temel
bildiği kaynakları alıp okuyor ve anladığı kadarıyla da tartışmalara
katılıyordu.
Bir süre sonra Battal arkadaş, yaşama ilk adım attığı köyde
anlamlandırmaya çalıştığı yaşama, yeni çağdaş bir işlerlik kazandırır.
Yaşam serüveni yolculuğuna ve kervanına APOCULAR diye adlandırılan
-başta küçük ve kararlı olan- grupla devam eder. Adeta yeniden dünyaya
gelmiş gibi kendini hisseder. İkinci doğuşu gibidir. APOCULAR Antepte
çok kısa bir sürede güçlenir ve taban bulurlar. Adeta Antep APOCULARın
kalesi olur.
Battal arkadaş ilk çağdaş yaşam derslerini çok değerli ve yüce
yoldaşlarından alır. Haki, Kemal, Ş. Erdal (Mustafa Yöndem)
arkadaşlardan
Önderliğin yaptığı Antep toplantısının sonucunu da canlı
canlı yaşadı. Kısaca bu Hakikat Arayışçısı ilk derslerini kaynağından,
Özgürlük Hareketinin yaratıcısı mimarlarından almıştı. Bu yüzden de çok
şanslıdır. Tabii şanslılığının yanında, yükünün ve sorumluluğunun ne
kadar ağırlaştığının da farkındadır. Hemen gençlik faaliyetlerinde
yerini alır. Gençliğin vermiş olduğu tez canlılık, coşkulu ve emekçi
yanlarıyla bütünleşince, erkenden ortama bir güven verir.
Battal arkadaş artık Kürt halkının tarihinin, kültürünün, toplumsal
gerçekliğinin farkındadır. Bu halkın, insanlığın beşikliğini yapan
MEZOPOTAMYANIN nelere maruz kaldığının farkına vardıkça, daha fazla
çalışmalara katılır, kendini her şeyiyle adar. Kendisine verileni özlü
bir şekilde anlamaya ve özümsemeye çalışır. Battal arkadaş, yitik ve
avukatsız kalan bu halkın, bir an önce dili ve avukatı olmanın anlam
derinliğini yaşamaya çalışır. Bunun yoğun çabası içerisine girer.
Tabii ki insanlık değerlerinin ilk maya bulması ve toplumsallaşmaya
evirilmesi öyle kolay olmadı. APOCU Hareketin çıkışı ve gelişimi de öyle
kolay bir seyir izlemedi, önünde bir sürü kara çalılar vardı. İşte o
karaçalılardan biri de Haki Yoldaşın komployla şehit düşürülmesiydi.
1977nin 18 Mayıs gününde işbirlikçi-ajan ve komplocu örgüt Beş
parçacılar tarafından Haki KARER Yoldaş şehit düşürüldü.
İlk emek ve yaşamı, sevgi güzelliğini duygu ve düşüncesinde yeşerten,
Emeğin ve Yücelliğin sarsılmaz abidesi yoldaşını, Haki KARER yoldaşını
kaybeder. Telafisi çok zor olan kaybın yaratığı etki, tüm yoldaşları
gibi Battal arkadaşı da sarar ve mücadele kararlılığını daha da
perçinler. Artık bu şahadetten sonra tüm varlığıyla kendisini mücadeleye
adar.
APOCU Hareket Kürdistanın sınır bölgesi dediğimiz (Türkiye-Kürdistan)
mekânda örgütlenmeye başlamış ve daha sonra da tüm Kürdistana
yayılmıştı. Bu yayılmada yine en büyük fedakârlılığı, özveriyi ve
öngörüyü Önder APO yaptı. Önder APO ülke genelinde yaptığı gezilerle,
özgürlük tohumunu halkın yüreğine ekmeye başlamıştı. Bu gezilerinin
duraklarından birisi de Antepti.
Battal arkadaş artık doğup büyüdüğü mekândadır. Artık Pazarcıkın
birinci derecede sorumlusudur. Ta ki 6 Şubat 1981de Türk sömürgeci
güçlerle girdiği çatışmada ve şehit düştüğü ana kadar. Şehit düştüğünde
daha yirmi iki yaşındadır.
Şehitleri yazmak, anmak, yaşamsallaştırmak elbette öyle kolay olmuyor.
Denizler daha yirmi beşindeydi. Erdal Eren 17sindeydi. Ve emek
kervanında adlarını tarihe altın harflerle yazan nice genç bedenler,
yüreklerini yumruk yaparak, tüm dünyaya bu kokuşmuş sistemin
pisliklerini bir bir hakikattin duvarına vurdular
Kolay olmadı, bu köhnemiş ve genç yüreklerin beyinleriyle beslenen bu
çağdaş deccatların kurmuş olduğu sisteme karşı, çağdaş İbrahimi
Hareketini başlatmak. Ve çağdaş Kawa Mazlum Doğanı yaratmak. Tüm
yaratımları Ana-Kadında somutlaşan çağdaş Ninhursakların özünde
Zilanları yaratmak.
Pazarcık, Özgürlük Hareketiyle 1975-76 yılarında tanıştı. Pazarcıktaki
halkımızın ağırlığı Alevi inancındadır. Geçmişte Suni ve Alevi
mezhepleri arasında çatışmalar çok çıkmıştı. Yine her ne kadar ulusal
bilinç zayıf da olsa, Kürt-Türk çatışması da çıkmıştı. Burada
devrimcilik yapan çeşitli örgütler daha önce de vardı. Ağırlıklı olarak
Alevi halkımızın içinde örgütlendiler. Geçmişleri öyle uzun değildi.
Fakat halk arasında bir etkileri olmuştu.
Pazarcıkta daha önce CHPye dayalı sosyal demokrat bir kimlik
dayatılmak istendi. Bunun yanında da devrimci ve demokrat Alevi
halkımızın devrimci oluşumlardan uzaklaştırmak için TBPyi kurdular. Bu
parti işlevini gördükten sonra kapatıldı. Tabii daha sonraları anlaşıldı
ki bunlar ve bunların uzantıları bizzat devletten, sistemden
besleniyorlar.
Özgürlük Hareketinin düşünceleri bu mekânda hemen taban buldu. Tabi öyle
kolay da olmadı. Önceleri çok gizli sabırlı oldu. Örgütlenmesini ilçeye
bağlı köylerde de aynı anda başlattı. Halkımızın büyük bir kesimi içinde
örgütlülüğünü sağladı. APOCULARIN birçok özelliği diğer devrimci
örgütlerden farklıydı. Adeta fırtına gibi esiyorlardı. Yılların yaratmış
olduğu susuzlukla yarılmış toprağa adeta yağmur oldular. Düşünceleri bu
zeminde, halkının yüreğinde ve beyninde, toprakla hemen buluştu.
Mücadeleleri hep KAVGAYLA geçti. Nasıl da tartışırlardı! Bu
tartışmaların başını birçok arkadaş çekerdi. Fakat Ş.BATTAL, Ş.MEHMET
İNAN (Bürokrat ), Ş.BESEY ANUŞ, Ş. İSMET ÖMÜRCAN
Arkadaşlar çok farklı
çekerdi.
APOCULAR alanda belirdiği andan itibaren, daha önce aralarında hep
çatışma olan sol örgütler, APOCULAR karşısında bir olmaya başladılar. O
dönemlere tanıklık edenler şunu çok iyi görürler: Önceleri sağ ve sol
birbirleriyle amansız mücadele ederlerdi. Yine mezhep ve inançların
çatışmaları vardı. İnsan bir taraftan bunları doğal görürdü. Çünkü orta
yerde yeni-eski, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen vardı
Fakat daha sonra
açığa çıktı ki hiç de böyle değildi. Haklı bir temelde Kürt-Kürdistan
denilince hepsi bir oldular. Aralarında ayrı-gayrı kalmadı. Günümüzle
karşılaştırıldığında insan geçmişte yaşanılanlara daha iyi anlam
verebiliyor. APOCULAR kısa bir zaman sonra, karşısında başta Kürt
işbirlikçileri olmak üzere devletin dışında sol ve sağı da gördü. Tarifi
çok zor bir KAVGANIN içinde kendini buldu. Aslında APOCU GERÇEKLİKTE
budur. Kavga ede ede kendini kökleştirmesini bildi.
Battal arkadaş bu ilçede ve ilçeye bağlı köylerde mücadeleye başladı.
İlk derslerini ana kaynaktan almıştı ya. Burada önce halk ve halklar
adına mücadele edenler gibi yapmıyordu. Önce örgüt nasıl kurulur ve
nasıl yaratılırı belletiyordu. Yoldaşlığın kutsallığına büyük önem
veriyordu ve halkın değerlerine (maddi ve manevi) bağlılığını hep
yaşamsallaştırmanın çabası ve uğraşı içerisindeydi. İlk komün yaşamını
kurdu ve ilk toplulukça işlerde çalışıp örgüte yardım etmenin adımlarını
da attı. Sosyalizm ve ulusal gerçeklik temelinde gerçeklerin
anlatılmasının amansız bir öğreticisi oldu. Sosyal-şoven ve faşistlere
karşı mücadeleyi hem şiddet yoluyla ve hem de ideolojik yolla yürütmenin
ilk öğretmenliğini yaptı. İlk kırköy-şehir örgütlemesini geliştirmenin
öğreticisiydi. Bu gencecik fidan boylu insan, bunları ve daha
sayamayacağım İlkleri bu ANA topraklara, gelecek yarınlara tohum
olarak ekti. Tıpkı alın terini topraklara akıtan ve mevsimi geldiğinde
hasadın tadını bayram coşkusunda yaşayan çiftçinin edası gibi
Battal arkadaş Pazarcıkın ilk şehididir. Pazarcıkın, kanını toprağa
ilk akıtan PKKlisidir. Genç, dinamikti ve emeğiyle kendisini var
etmişti. Dürüst, sade, olgundu ve sorumluluklarının bilincindeydi. Çok
genç olmasına rağmen, dünyayı ve evreni o küçük yüreğinde tutmasını
bilendi. Bundan kaynaklı da bu ağır yükün üstesinden geleceğinin
bilincindeydi. Düşman, arkadaşın şahadetine bayram etmişti. Fakat bu
sevinci uzun sürmedi. Kursağında kaldı. Düşman tarihi hep tekerrürden
ibaret sanırdı. Hâlbuki biraz ders alsaydı tekerrür sanır mıydı?
Ş.Battal ve ardıllarının yaratmış olduğu bu yeni halk gerçekliği, hiç de
düşmanın sandığı gibi değildi. PKK tarihi ve kahramanlığı bunu açık
olarak kanıtlamıştır.
12
Eylül faşist askeri cuntaya öyle sıradan yaklaşılmamalıdır. Türkiye
halkları adına özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi büyük bir
sekteye uğratıldı. 12 Eylül karabasanı genelde Türkiyeyi, özelde
Kürdistanı bir kara bulut gibi kaplamıştı. O dönemleri yaşayanlar
anımsarlar. Düşman ve işbirlikçileri adeta devrimci avına çıkmış ve
dost, demokrat, yurtsever halkın üzerinde terör estiriyorlardı. Bunlar
eksikmiş gibi bir de yozlaşmayı, maddi ve manevi değerlerden uzaklaşmayı
geliştirmek için bin bir çeşit hile ve oyuna başvuruyordu.
Önce Maraş katliamı ve daha sonra 12 Eylül faşist askeri cuntanın
amansız baskı, işkence, katliamları, halkı yerlerinden-yurtlarından
sürgüne zorladı. Tabii bazı hile ve dolaplarla gönüllü boşaltmanın
zeminini de yarattı.
Bu
baskılarla adeta halka şu söylendi, eğer siz özgürlük hareketine
yanaşırsanız, sizleri katliamlardan geçiririz. Ve tabii halkı
katliamdan geçirdiler. Katliam koordinatörlüğünü de sosyal demokrat ve
Alevi halkın dostu olarak geçinen CHP yaptı. Battal arkadaş böylesi bir
sürecin devrimci sorumluluğunu yaptı.
Peki, bu şehidin ve şehitlerin vasiyetlerini nasıl anlamamız gerekiyor?
Şehidin ve şehitlerin vasiyetlerini yerine getirmenin en önemli yanı,
insani gerçekliğimizi ve bu gerçekliğimizin nasıl ters yüz edildiğinin
anlaşılmasıdır. Başta böyle bir anlam derinliğimizin olması gerekir.
Güney Batı şeridi, Türkiye ile Kürdistan arasında sınırdır, tampon bir
özelliği vardır. Bu şeritte asimilasyon yoğun yaşatılmıştır, Kürtlük
gerçeğinden, hata insanlık gerçekliğinden uzaklaştırılmıştır. Yürütülen
özel savaş rejimi bu sınır şeridini Kürdistandan saymama ve oradaki
halkı yutma gibi çok tehlikeli, haince bir özel savaş politikasını
yürütüyor. Bu yörelerimiz çok erkenden boşaltıldı. Tüm bunlar kadermiş
gibi algılanamaz. Tam tersine kapitalist sömürgeciliğin ve bunların
işbirlikçi uzantılarının tahribatlarıdır. İşte bunun için bu köklerinden
ve özlerinden uzaklaştırmanın panzehiri, insanlık için, onurlu bir
yaşamın yaşanması için, genç bedenlerini toprağa veren bu Hakikat
Arayışçılarının umutlarını ve yarım kalmışlıklarını doğru anlamak ve
gereklerini yerine getirmektir.
Yine yöreye dayatılan katliamlarla (Antep, Maraş, Adıyaman ve Malatya)
bir boşaltma hareketi başlattılar. Özellikle genç erkek nüfusu
bırakmamacasına ya metropollere ya da Avrupaya yollandı. Boşalan bu en
verimli topraklara, insanlığa beşiklik yapmış bu ana coğrafyaya ne idüğü
belirsiz kendi ajanlarını yerleştirdiler ve ajan örgütlerini kurdular.
Sümercede bir kelime vardır AMARGİ, yani ANAYA, DOĞAYA dönüş
anlamındadır. Bu yerlerinden ve yurtlarından çıkartılan diasporaya tabi
tutulan halkımız, şehit ve şehitlerimize ancak kendi öz topraklarına
dönmeyle ve bu topraklar üzerinde özlerine yakışır bir yaşamı yaratmayla
sahiplik etmiş olur. Yoksa bu cennet topraklar hep kan ağlayacaktır.
Çünkü bu ANA TOPRAKLAR Önderliğimizin de belirttiği gibi nice
uygarlıklara beşiklik etmiş ve özlerinde doğayla dost ve iç içe bir
yaşam kurmuşlardır. Komagene uygarlığı sadece bunlardan bir tanesidir.
Yine mücadelemizin geldiği aşamada şehide ve şehitlere verilecek en
anlamlı sahip çıkma sözü, bugüne kadar süre gelmiş geleneksel insani
değerlerin bileşkesi olan EMEK ve SEVGİ İŞÇİSİNİN insanlığa sunduğu
eserleri özümseyip kendi öz örgütlemelerini kurmaktır. Nerede olursak
olalım yönümüzü kıble diye tanımladığımız ülkemize çevirip insanca ve
onurlu bir yaşamanın mücadelesini vermemiz gerekiyor.
Halkların farklılıklarıyla bir arada kardeşçe yaşayacağı ve insanlığın
özgürce boy vereceği günler uzak değildir. Bunu, Özgürlük Hareketi kendi
yaşam, mücadele ve ideolojisiyle büyük bir oranda başarmış durumdadır.
Adeta bir halklar ve inançlar mozaiğini bağrında taşıyor. Kurucuları ve
şu ana kadar verdiği şehitler (Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Laz, Alman
)
bunun en iyi örneğidir.
Ülkenin dört bir yanında şehit kanıyla sulanmayan bir karış toprağı
kalmamıştır. Hele sürgünde yaşayan halkımızın yanı başında da ESERLER,
MURATLAR, RONAHİLER VE BERİVANLAR VE TAYLANLAR
Kahramanca eylemleriyle
tarih sahnesine çıkmıştır. Bedenlerini kelebek dansında ateşe verdiler.
Ve yaşamı bu genç bedenlerinde yakılan küllerinde yarattılar. Halkımız
nerede, şehidimiz de oradadır. Nedeni halkımızın, Önderliğimizin ve
mücadelemizin üzerinde çok yönlü, sinsi bir saldırı, tasfiye ve yok etme
girişimlerinin hiçbir zaman durmamasıdır. Bunun için
kapitalist-sömürgeci güçler kendilerine engel gördükleri her şeye
saldırıyorlar ve engel istemiyorlar.
Tarihin başından günümüze kadar yaratmış olduğu insani değerleri
kendinde somutlaştıran ve ezilen, sömürülen, horlanan halklara ve
insanlığa ışık, umut olan bu hareketin Önderliğine, halkına ve
kadrolarına karşı amansız bir saldırı gerçekleştiriliyor.
Şehit ve şehitlerin vasiyetleri, bu gerçekleri bir bütün olarak
(tarihsel-toplumsal) anlamlandırmak ve bilince çıkarmaktır.
Artık tüm enerji ve gücümüz vicdanlarımızın yürek derinliklerinde
sızlanmayacağı, ahlaki ve politik bir toplum inşasının çabası içinde
olmalıdır.
Bu
temelde görev ve sorumluluklarımıza sahip çıkarsak, ancak şehit ve
şehitlere karşı borcumuzu ödemiş oluruz.
Devrimci Selam ve Saygılar
Mücadele arkadaşları adına
PİRO CAN PAK
|