NERELERDESİN

11.Nisan.2006’da Botan-Besta’da şehit düşen Şehit Rozerin Andok (Songül Salman) arkadaşa…

Dilzar Dîlok

güneşi dağbaşlarına bağışlamış uçurumların soluğundan geçiyorum

her soluğunda sevgiyi saklayanların kalplerinden

sen

nerelerdesin

 karşımda dağ dağ güne durmuş bir dünya

adım adım yükseliyorum

ardımda bırakıyorum eskiyen kendimi

dağlardan öğreniyorum her şeyi

ve sevdiğim ne varsa dağlara ekliyorum

çünkü her dağ bir göğe uzanıştır

 bu bahar

yaprağın yeşerişidir dağlarda hüzün

yağmur buğusu bir mevsimde

çiçeklenişidir toprağın

sen gibi özlediğimin

sen kadar kucaklamaya gün batımları saydığımın

damarlarında dolaşan ılıklığı paylaştığı toprağın

bu baharda gelincikler açışıdır

 nerelerdesin

tut şimdi gözyaşlarımın ellerinden

düşmesin sensizliğin uçurumlarından

kendi uçurumunun tanıdık kıyılarında gezdir

tut hadi

sensizlik doğmasın sabahlarıma

nasıl ki güneş

geceyi yırtarak doğuyorsa

bebek parçalıyorsa ana rahmini çıkmak için

onun gibi işte

seni anlatan sözcükler de

darmadağın ediyor içinden koptuğu yüreği

 

büyütüyorum kalbimdeki rüzgarı ve dağı

senin için 

aşkın okyanus dalgalarında

yüreğimi bağışladığım sularda arıyorum seni

meğer hüzünler adasıymış bu baharın konağı

nerelerdesin

 

sensizliğin kış gibi

boran gibi yağdığı bu baharın ortasında

sensiz üşüyorum

 

 

Rozerin’e

 

İçimin derinliklerinde özlemlerin bu kadar saklandığı ve apansız yollarıma çıktığı bir geceyi soluyorum. Özlemler yetmez diyorum. Bu özlem değil diyorum. Birlikteliğin yetmediği, zamanın bir çelmesine takılıp düştüğüm… Sensizliğe…

Bu gece öyle ağır, koyu bir gurbet doğdu ki yüreğime. Roja me şarkısının ezgisi çalarken başladı ve her satırla bir damlayı aldı yüreğimin özlemlerden yanan çorak toprağı. Unutulmasa da anı anına hatırlanan anlar öyle dokunuyor, ağır bir yük koyup gidiyor yine uzaklara. Senin ah çekişini, uykuda sayıkladığın Sorani mısrayı dinlerken sendin gördüğüm. Ve elinde B-7 silahından yapılmış ritmiyle Axin, bal gözlü can parçası geldi, durdu gözlerime. Sonra Gülistan Perwer misali sesiyle Eser’i dinler gibi oldum. Ve beceriksiz ezgileri mırıldanıp şarkıyı bozma eğilimi gösteren Ömer’i düşündüm Garısa’da, yüksek bir basıncın orta yerinde. Ardından bir Rênas’ın dolu, ağlamaklı gözlerini, dünyaya kendini kapatan duyuşunu ve parmağından kopan parçaları bırakmıştı. Duyar ve görür oldu şimdilerde ama hep yüksek bir basınç oldu yüreğinin ortasında Garısa.

Ve senin şahsında düşünüyorum birçok şeyi. Aslında yol arkadaşlarımızı daha derin tanıyabilmeli, daha derin paylaşımlar yapabilmeyiyiz. Sadece sonsuz vedaların bir vicdan serinlemesi olsun diye değil. Yaşamlarımıza hükmeden o sizsizliği silebilmek için, o duyguyu hiç yaşamamak için. Sen olsun bir Dilzar, bir Newroz’da gülümsesin artık Axin. Ve ben, seni duyumsayabilmenin, senin yoldaşlığına layık olabilmenin onurunu yaşıyor, ona layık olmanın çabasını veriyorum. Her günüme seni ekleyerek, sizleri zamana işleyerek bunu yapmaya çalışıyorum. Hep söylediğim o lanet olası cümle, keşke burada olsaydın, son bir kere konuşabilseydim seninle. Ve yüreğimden kopup gelenleri sana akıtabilseydim… Seninle düzenleme sonrası karşılaşmalarımız gibi ansızın, bir daha karşılaşsak… bir operasyonun ortasında selamlaşsak…

Razıyım.

 

Şahadetinin 1.Yıldönümünde

 

Tarih atacak olduğumda seninle olan zamanlar tutuyor elimi. Parmaklarımın arasından 2004’ü yazmaya zorluyor beni. Ama biliyorum ki zamanın karşısında akıp gidiyor ömürlerimiz, şimdi sizlersiz ve uzak…

Yine 2004 yazacaktım. Sen aramızdan ayrılalı tam bir yıl oldu bugün. Ve senin günlüğün olan defteri, o sana Besta’da yaptığım küçük defteri buldum. Sorup duruyordum ve kaybolmasından korkuyordum. Şahadetinin ardından arkadaşlar güneye göndermişler, bense birkaç gün önce ona ulaştım. Diyorum ki benim defterim şehit oldu bense şehitlerin yanına, o onursal yücelişe ulaşamadım. Sense defterini yaşattın ve kendini feda ettin. Hep onurlu ölmekten söz ederdin. Bir gerillanın mevzide, savaşırken, düşmana karşı direnerek ülkesine karışmasının gurur verici olduğunu söylerdin. Ve sen düşmana karşı savaşarak, çağımızın tüm maneviyatsızlaştırmalarına karşı en güçlü maneviyatı yaşatarak kendini feda ettin. Arkandan göz pınarlarıma çok ırmaklar hücum etti. Çok kez irkilerek uyandım uykularımdan ama biliyordum ve kabullenemiyordum gidişini. Seni Axin’i, Adar’ı ve Sorxwin’i. Senin Dersim toprağına karışan kızkardeşin Serkeftin için hissettiklerini tam anladığımı söyleyemem. Ama şuna inanıyorum ki senin yokluğunun bende ve benim gibi seni mütevazılığınla, hoşgörü ve sakinliğinle tanıyabilen yoldaşlarda bıraktığı izlere benziyorlar.

Seni bir gerillada buluşmayı istediğim kızkardeş özleminden öte, seni yol arkadaşlığının sıcaklığıyla seviyor ve özlüyorum.

Defterini ve yazdıklarını, şehitlere ve ülkene bağlılığını senin dilinden aktaracağım. En azından o çok sevdiğin annen için… Yurtseverlik ruhunu sana öğreten, sana onurlu bir evlat olma yolunda bir anlayış kazandıran, o acılı, çileli ve fedakâr gerilla annesi için, Serkeftin’in ve Rozerin’in, onurlarıyla şehit düşen iki Kürt kızının, iki kadın gerillanın, iki kızkardeşin elleri öpülesi annesi için…

Sen rahat ol. Yüreğimiz seni taşıyabilirse ne mutlu bizlere, yeter ki sen rahat uyu.

 

Yakardığım zamana, evrene rağmen gelip kalbimin üstünde konakladı o soğuk haber. Sana hep yaşarken yazdım hep özlemlerin dilini bulmaya çalıştım sana yazarken, her seferinde biraz daha güneye yol alırken mesafeleri yüreğimle kapatmaya ve yüreklerimizde birlikteliklerin ardından oluşan boşluğu özlemlerini yücelterek doldurmaya çabaladım. Sana ulaşmak, seni ve oradaki yoldaşları solumak, o sıcaklığı duymak, içine çekmek istercesine kabına sığmadı kalbim. Şimdi hangi harfler gelir de yan yana, yokluğunu, sana olan özlemleri, hiç bitmeyecek, hiçbir zaman kalbimi serinletmeyecek olan özlemleri anlatacak sözcükleri oluşturabilir ki, hangi rüzgâr dindirebilir bu yürek yangınını… Kim söz verebilir ellerimizin birleşeceğine, yeniden sımsıkı sarılıp saatlerce, bitimsiz zamanlarca birbirimizi dinleyeceğimizi. Gözlerini o adanmış, hesapsız sımsıcak yoldaşlığını hangi yaşam alır götürür gözlerimin önünden. Seni özlüyorum Rozerin, hem de çok. Geçmişteki özlemlerimin çocukluğuna öfkelenir gibi özlüyorum seni. Gittiğine inanmak seni tanıyan, yüreğindeki o akışı az da olsa hissedenler için zor, çok zor. Kız kardeşin Serkeftin ile gerillada buluşup paylaşamamanın acısını duyduğunu, bunu hiç dile getirmesen de biliyorum. Ki günlüklerin, yüreğinin sesini verdiğin yazılarında bunları gizlememişsin. Ki sen her yoldaşında o sıcaklığı, o özü yaratmaya çalışıyor, o ulaşamadığın paylaşımları yoldaşlarında yaşamak istiyordun.

Ölüm hayal edilmez ki, henüz geldiğim yeni birliğimde bir gece kalmışken sadece, hayal edemezdim ölümün bu defa senin kapını çalacağını. Hiçbir yüreğin kaldıramayacağı, dünyalar da gelse ölümün doğallığına insanların inanamayacağı sözler, isimler ve karanlık bir zaman başlangıcı… Ne olursa olsun seni tekrar görmek, saçlarını taramak, sen banyo yaparken üzerine soğuk su atmak, közlerin yanı başında uzun uzadıya anlattığında anılarını ya da küçük Mazlum’un konuşmalarını taklit edişini ya da bir türkünün notalarında senin yoldaşlığını duyumsamak istiyordum.  Roja me şarkısı çalıyor şimdilerde sen geliyorsun aklıma. Halepçe’yi seslendiriyor Şivan, bense senin sesinden dinliyorum halkımızın o içli ezgisine eşlik eden sözleri. Gönderdiğin resimler ve yazma ulaştı elime. Kullanmaya kıyamamıştım uzun bir süre ve yazın gelmesini beklemiştim. Ama artık zamanın kıydığı can parçalarımızın yanında ona kıymamak olmaz diyorum.

Her şeye rağmen senin kendi iradeni her şeyiyle açığa çıkaran, yaşama dair her şeye direnen ve düşmana karşı halkın için Önderliğimiz için savaşırken şahadete ulaşman bizler için onurdur. Sana layık olmak yaşamımızın derin ve anlamlı olma çabasına yerleşiyor şimdi. Her şeyin şehitlerimizi hatırlattığı bu yaşamımızı her şeyiyle ifadelendirmek, ancak seni ve şehit yoldaşlarımızı anlatabilmekle mümkündür. Dersim özlemiyle yanıp tutuşan ve Botan gerillacılığını bırakamayan Sorxwin arkadaşın yüreğini bil ki yoldaşları serinletecek. Axin’in, Adar’ın, senin ve Sorxwin’in birlikte şahadetinize anlam vermek, Kürt kızlarının yüreğinde yanan özgürlük ateşini yükseltmektir. Dağlarda o ateşi söndürmemektir.

 

“Kadın yaşamını aydınlatan ve yaşama bağlılığını eylemiyle ifade eden Zilan çizgisi bizim için her zaman esas olacaktır. Cesaretinizle PKK içinde kadına yüce değer düzeyinde yer vermeniz yine perspektiflerinizden kadın olarak aldığımız güç ve moral…” diye bitiyor Rozerin’in güncesi. Önderliğe yazdığı son yazısını tamamlayamadan, en sevdiği, O’nu mücadeleye ideolojik olarak bağlayan Önderine son sözlerini söyleyemeden, kendinde gördüğü ve aşmaya çalıştığı geri özelliklerle mücadelesinde yaşadığı zorlukları tam olarak dile getiremeden bitiyor.  Son istemini dile getiremeden, kalbinin duyumsayışını son kez mısralara dökemeden ve kendisine bir ifade biçimi olarak seçtiği şarkı söylemeyi son bir kez gerçekleştiremeden, son kez özgürlük özlemleriyle dolu Kürt ezgilerini haykıramadan bitiyor. Her ölümün erken olduğuna artık daha da inanıyorum. Hiçbir ölümün zamanı gelmemiştir yüreğimizdeki takvimde. Ve Rozerin de bu zamansız gidişlerin en acılı, en yarım, en hüzünlü ve yarım hasretli örneğidir. Şehit kızkardeşi Serkeftin’in gerillacılık yaptığı Dersim’i görememek, Şehit olduğu bilinen ama son aylarda esir olarak düşmanın eline geçtiğini öğrendiği erkek kardeşi Brusk ile yeniden karşılaşamamak O’nun yüreğinde kabuk bağlayan bir yara olmuştu. Onlarla kardeş olmanın, aynı odada yaşamanın ve günlük yaşamın kavgalı gülmeli paylaşımların ötesinde bir de gerillacılık yapan bir Kürt kızı olarak paylaşmak O’nun en büyük isteğiydi. Paylaşımlarını hasretlerle yoğurarak yüreğine işleyen Rozerin arkadaş özgürlük mücadelesinde verdiği çaba, karşılaştığı fiziki ya da ruhsal zorlanmalar, mücadelenin zorlukları karşısında Önderliği anlama çabası ve anladığı kadarıyla bu öğretiyi kendine güç ve moral kaynağı yapması ve sabırla yürüyüşüne devam etmesiyle bir mücadele, sabır ve özgürlük arayışının en mütevazı örneğidir. en mütevazı örneğidir çünkü O hiçbir zaman özünün uzağında bir duruşu tercih etmedi. Hiçbir zaman kendini yetkiyle büyüterek, abartarak ve şekilsel yönelimlerle ifade etme arayışına girmedi. Rozerin’in her zaman için tercih ettiği ifade biçimi köklü bir yurtseverlik, halk sevgisi, gizlilik düzeyinde yüreğinde yaşattığı şehitlere bağlılık, Önderlik sevgisi ve Önderlik öğretisini en yalın biçimiyle anlama çabası, yoldaşlık esaslarını yaşamın her anına işleyerek yaşamın her anını anlamlandırmada gösterdiği süreklileşen emektir. Yoldaşlık ilişkilerindeki hoşgörülü, sabırlı ve dönüştürmeye çalışan yaklaşımı ve savaşın kızgınlaştığı an’da da eski bir gerilla olarak rolünü oynamak için gösterdiği doğal komutan yaklaşımı O’nun kişiliğinde doğallaşan özelliklerdi. Sıcakkanlı sayılabilecek her birey için şaşılacak düzeyde bir sabra sahiptir O. Yaşarken aceleyle yaşayıp bitirmez yaşadığı anı. Her şeyi zamanın içinde yoğurarak, sakin, yavaş, sindire sindire yaşar her anını.

Benim yüreğime de öyle girdi Rozerin. Yavaş yavaş, sindire sindire ve hiç dikkat çekmeden. Onu katıldığım süreçte tanımıştım. Ama o dönemin etkilerinden de kaynaklı fazla iyimser bir gözle bakmıyordum O’na. Aradan yıllar geçmişti ve geri çekilmeden sonra kuzeye ilk kez kadın gerillanın mevzilendirilmesi sürecinde, 2003 yılının ilk aylarında onunla karşılaştık. Kuzey için toplanan grup eğitiminin sonuna gelmiştik. Rozerin arkadaş ise HPG bünyesinde oluşturulan Şehit Gulan özgün eğitim devresini bitirmiş ve bize katılmıştı. Bu kez uzaktan değildi karşılaşmamız. İkimiz de Botan’ın Besta alanına gidecek gruptaydık ve o benim tim komutanımdı. O zaman eski yargılarla yaklaşmaktan kaynaklı O’na çok olumlu bakmamıştım ve paylaşımlarımda bunun etkisi oluyordu. Sonra kendi kendime onunla birlikte kalmadan bu kadar negatif yaklaşmamın önyargılı bir bakış açısından kaynaklandığını itiraf ettim. Ve bu süreçten itibaren O’nunla yaşayarak onu tanımaya çalışacak ve paylaşımlarımı bu doğruya göre düzenleyecektim. Bu süreç o kutsal yürüyüşün, o dağlara çıkma coşkusunun yıllar sonra yeniden yaşandığı, o acının ve sevincin iç içe girdiği kutsal yürüyüşün başladığı günlerdi. Eğitimimiz bitmiş ve bizler yolculuk hazırlıklarımızı tamamlamış, çantalarımızı sırtımıza almış ve yola çıkmıştık.

 

O yolculuk her birimizin hayatında yeni bir sayfa açmıştı. Yeni sayfalara yeni şekiller çizilmiş, yeni anlamlar yüklenmişti o yolculukla. Yaşanan her anın mücadele zerrecikleriyle dolu olduğu müddetçe zaferin kesinleşeceğini öğretmişti. Direnmeyi yani… gerillacılığın tadına o yolculukta biraz daha varmıştık. Dağbaşlarında yaşamanın güzelliğini o yolculukta soluduğumuz rüzgarla duyumsamıştık.

Yolculuğumuz Besta’ya kadardı ve uzun bir yorgunluğun ardından dinlenmiş ve Botan topraklarının güzelliğini, o yüreğimizden taşan anlamını solumaya başlamıştık. Rozerin arkadaş kısa bir süre sonra yapılan düzenlemede Herekol’e Heval Resul’un takımına gönderildi. Newroz, Rojbîn ve Zinarîn arkadaşların tim komutanıydı. O pratikte Herekol’de kalan Rozerin arkadaşla kış üstlenmesinde de birlikteydik. İki ay gibi kısa bir süre olan üstlenme sürecinde Önderliğimizin Atina savunmaları gelmişti ve eğitimimiz bu eksendeydi. Örgütsel anlamda karmaşık bir yıl olmasına rağmen örgütsel gelişmeler bizlere gecikerek geldiğinden dolayı eğitimimiz bitmişti ve imkânlarımıza oranla güçlü bir yoğunlaşma düzeyi yaratmıştık. Ağırlıklı olarak birlikte kuzeye geldiğimiz arkadaşlar vardı. Bir iki arkadaş sonradan gelmişti ama yine de hepimiz birbirimizi tanıyorduk ve bu, eğitim ve yaşamın daha doğal ve eğitsel olmasın sağlamıştı. Tabi bunda değerli komutanımız Resul arkadaşın büyük çabaları, katılımı ve yoğunlaşması belirleyicidir. Çünkü Resul arkadaş her şeye rağmen yaşam mücadelesini veren, aldığı her soluğa anlam katmaya çalışan, Önderliğe bağlılığını yoldaşlarına hizmet anlayışıyla somutlaştırmaya çalışan bir komutandır. Ve örgütsel anlamdaki yetkinliği sayesinde kampımızda yaşanan sorunlar kördüğüm olmadan çözümlenmiş, bu da daha tutarlı bir yoğunlaşma yaşanmasına yol açmıştı. Baharla birlikte pratiğe çıktık ve Rozerin arkadaş Risor takımına geçti. Orada kısa bir süre kaldıktan sonra Masiro alanına tim komutanı olarak gitti. O dönemdeki yaklaşımı ona verilen görevi ne olursa olsun yerine getirmek, yetkiyi bir politik araca dönüştürmeden, hesapsızca katılmak ve mütevazılığını bir daha sergilemek olmuştu. 2004 pratiğinde neredeyse hiç karşılaşmadık. Ara sıra haberleşip birbirimize selam gönderiyorduk ama görüşememiştik. Sonbaharda bir süre karargâhta kaldı. Çünkü o dönemde öz savunma çalışmaları örgütlendirilmişti ve Rozerin arkadaş da tecrübeli oluşu, halk gerçeğini tanıması ve halka karşı duyarlılığı güçlü olması, halkın dilini anlaması ile bağlantılı olarak bu çalışmaya geçmişti. Bundan bir süre sonra üstlenme çalışmalarına geçtik ve aynı kampta kalmak üzere kamp yerimizi yapmaya başladık. O süreç benim için onu tanıma, onun yoldaşlık anlayışının derinliğini yakalayabilme ve yüreklerimizi birleştirme anlamında önemli bir dönemdi. Çünkü yaşarken yoldaşlarımızın ruhunu anlayabilme, onların yaşama yaklaşımlarını bizlerden sonsuz aralıklarla uzaklaşmadan önce kavrama bizler için anlamlı yaşamanın bir gereğidir. Şahadetin bizleri yürüten, bizlere mücadele kararlılığı veren ve verilen bedelleri her an hatırlayarak onlara layık olma çabasını süreklileştirme gücü sağlayan anlamı bizlerin manevi ordusudur. Bunu yaşarken arkadaşların şahadet düzeyine ulaşmaya çabalayan, yaşamı her gün bir mücadeleye dönüştüren ve kendini yenme savaşında düşmanı yenerek bunu kazanabilen yaşam doğrultularını dolu dolu yaşamak ve anlamlandırmak, her gerilla için değer olgusunun süreklileşmesidir. İşte bu dönem de benim Rozerin arkadaşı tanıma ve anlama sürecimdir.

Kış sürecinde onunla paylaşımlarımız daha da derinleşti. Bir Halkı Savunmak kitabı elimize ulaşmıştı ve eğitimimizi bu çerçevede hazırlamıştık. Her ne kadar kütüphanemiz, sayısız kitabımız, çağın ileri teknolojik bilgi iletişim sistemleri elimizde olmasa da Önderliğimizin büyük araştırma ve çabalarla anlamamızı gerektiren savunmasını anlamak için elimizde sadece Önderliğimizin öğretisi ile yoğurduğumuz beynimiz ve bu yolda arındırarak yüceltmeye çalıştığımız yüreğimiz vardı. Bir de yoldaşlığımız…

Bu varlıklı durumumuz 2004-2005 kışında Şehit Resul kampında kalan her arkadaş için unutulmayacak paylaşımları yarattı. O kış yürek ve beyin paylaşımlarımız belleğimize kazınan zamanları işledi. Yeni paradigmanın yeni açılımlarını anlama çabası, tartışmalarla demokrasiyi, ekolojiyi ve toplumsal cinsiyetçiliğin aşılmasını tartışmamız, kuantum üzerine yoğunlaşmalarımız ve bunlar yoluyla Önderliğimizi ve kendimizi anlamaya çalıştığımız anlar bizler için yüreğimizin en temiz yerine kazınan yaşantılardır. Yaşamımızın içinde kimi eksiklikler ya da yanılgılar yaşansa da komutan arkadaşların mütevazı öncülükleri ile bu sorunları aşmak zor olmamıştı. Ve her arkadaş birbirine verdiği emekten dolayı onur duyuyordu. Kamp sürecinde Rozerin arkadaş tim komutanımdı ve yine o sakin, duyarlı ve anlayışlı duruşuyla katılımıyla bana Kürt kızlarının gerilla yaşamıyla bütünleşmelerini düşündürüyordu. Belli zorlanmaları olsa da bunların katılımının üzerine etki yapmasına izin vermedi. Eğitim tartışmalarına katılmak için hazırlanıyor ve birikimini güçlendiriyordu. 8 Mart kutlaması için moral çalışmaları yaptığımız günlerde Rozerin arkadaş yine güçlü bir katılım gösterdi ve güzel sesiyle bir koro hazırlanmasına öncülük etti. Koro çalışmasındaki çabası sonucunda uyumsuz seslerimizde belli bir uyum yaratmıştı. Tiyatroda da yer almış ve büyük bir yoğunlaşmayla rolünü oynamıştı. Newroz ve Şehit Axin arkadaşın hazırladığı skeç her ne kadar koğuş yaşamımızda çıkan eksikliklerin özeleştirisi olsa da arkadaşları gülmekten kırıp geçirmişti.

 

O kış yaşadığımız ve öğrendiğimiz şeyleri kısaca anlatmak zordur. Çünkü kısa anlatımlara sığdırılacak paylaşımlar değildi yaşadıklarımız. Ama sonunda bitti ve düzenlemelerimiz yapıldı. Rozerin arkadaşla tüm paylaşımlarımıza rağmen onunla derinleştirmek istediğim konular vardı ve bunu biraz daha zamana bırakmıştım. Ayrılığın havası esince içimde bir burukluk oluştu. Büyüdü, çoğaldı ve benden taştı. Genel olarak arkadaşlardan ayrılmanın hüznü yanında Rozerin arkadaşa anlatmak isteyip de anlatamadıklarımın hüznü içimi kaplamıştı. Pratiğe hazırlanma anlamında kendimizi düşünsel olarak yenilemiştik ve bu hüznümün bunu aşmasını istemiyordum. Rozerin arkadaş yine öz savunma çalışmalarına geçti. Onunla vedalaşarak alanımıza geçtik. Sonra gelen arkadaşlarla ona bir not göndermiştim. Aslında kendi vicdanımda geçen zamanın telafisini vermeye çalışıyordum. 2005 baharını Rozerin arkadaş bana yazdığı mektupta anlatmış. Ondan daha özlü, sade ve anlamlı anlatmak sanırım biraz zordur.

Operasyon sürecinde onunla yine bir araya geldik ve yedi arkadaşımızı şehit verdiğimiz gün birlikteydik. Rozerin arkadaş çatışma başlamadan önce hemen hazırlanmış, arkadaşların mevzilenmesinde rolünü oynamış ve çatışmada düşman karşısında direnişe geçmişti. O gün farklı bir gündü. Silahlar konuşmaya başladığında tüm hayvanlar birer birer çıkarak gizlendikleri yerden kaçmışlardı. Terk ettikleri savaş alanında sadece insanlar, kobralar ve silahlar kalmıştı. Günün ışıkları azaldıkça silah sesleri de azalmıştı ve karanlık kendisiyle birlikte derin ve sinsi bir sessizliği getirmişti dağlarımıza.

Sonrasını anlatmak belki de benim için biraz daha zor. Onu en son yaralıların kaldığı yeri değiştirdikleri zaman geldiğimiz karargâhta gördüm. Espriler yapıyor, yine anılarını, arkadaşların komikliklerini anlatıyor ve bana moral veriyordu. O dönemde Rozerin’e biraz da naz yapıyordum. Bir yandan güneye gelmemin tartışılması bir yandan yarım bırakılanlar beni derin bir hüzne sürüklüyor, yüreğimin yarası durmadan kanıyor, kanıyordu. Onunla en son ayrılırken yine tecrübelerinden yola çıkarak bazı öğütler verdi. Sonra… Sonrası ayrılık. Bitmez tükenmez bir mesafenin açıldığı anların başlangıcı ve veda…

 

 
    ygk.unur@googlemail.com