|
Ne özgürlükle
tanışmamız, buluşmamız, ne de onunla yol alışımız kolay
gerçekleşmediği gibi, sınırsız emek, çaba ve mücadele ile
yaratıldığı bilinmektedir. Bu çaba ve mücadelenin en zirvede
yaşandığı yer ve zaman da 14 Temmuz Amed Zindan Direnişidir.
14 Temmuz 82 Amed Ölüm Orucu Direnişi,
Kürdistan coğrafyasında özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren her
birey, her cins, her sınıf açısından bir yaşam soluğu olmuş,
özgür yaşam gerçekleşmesinin ancak ve ancak büyük bir direniş
ile mümkün olabileceği doğrusunu açığa çıkarmıştır. 14 Temmuz
direnişi bu yönüyle Kürdistan devriminin, Kürdistanda gelişen
özgürlük ahlakının temel yapıtaşını oluşturur. Dayatılan tüm
soysuzluklara karşı soylu insanın, yani özgür insanın sesi ve
eylemi olmuştur. Eril sistem her türlü kirli ve çirkin
yöntemlerle bedenlere hükmetmeye çalışsa da, Yüreğin ve beynin
hükmü bizde diyerek insanlaşma yolunda özgürlüğe kararlı
adımlarla yol almanın eylemi olmuştur. Karanlıklarla çepeçevre
kuşatılınca bedenler adeta Aydınlık bizde, yüreklerimizde diye
haykırarak ışığın yani gerçeğin sesi olmayı başardılar. İçte ve
dışta karanlık kol gezerken, kendini eril pazarlarda can havli
ile satanlar çoğalırken, Özgür insanın ruhu ve bedeni satın
alınmaz diyerek özgür iradenin temsili oldular. Amed
zindanlarında 12 Eylül faşizminin en acımasız ve en çirkin
saldırıları, vahşet yaşanırken, bu vahşete, kimliksizliğe,
onursuzluğa, anlam cinayetine karşı insan ve toplum ahlakını
büyük bir direnişle savunmanın en kutsal eylemini
gerçekleştirdiler. Bu görkemli büyük direniş Mazlum Doğan
yoldaşın Amed zindanını Newrozda bir kibrit çöpüyle aydınlatışı
ile başladı, Dörtlerin yangına dönen yürekleri ile bir adım daha
ilerledi ve 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişi zirveye taşıdı.
İhanetin anlamsızlığına ve lanetine, direnişin görkemli anlamı
ve kutsallığı ile cevap verildi. Bu, düşmanın tam da Kürdü,
insanlığı, bireyi iradesizleştirerek bitirmeyi amaçladığı
politikasının en can alıcı yerinden darbelenmesi, Kürdistanda
yeniden doğuşun, dirilişin yaratılması oldu. Bu açıdan 14 Temmuz
Direnişi, yeniden ve özgürce var olmanın, yaşamın sözü ve
eylemidir.
İnsanlık tarihinde insanın var olma mücadelesi
tüm zorluklar, acılara, katliamlara rağmen sürüp gelmiştir.
Belki az belki de yetersiz, ancak insan olmanın, insanca yaşamın
mücadelesi hep var olmuştur ve insanın insana, insanın doğaya,
insanın yaşama hükmü devam ettikçe, bu mücadele hep var
olacaktır. Tarihin derinliklerine inip insanlığın çocukluğun ilk
evrelerindeki gibi aşkı, özgürlüğü, adaleti ve emeği yeniden
kendi anlamında yaratma mücadelesi her zaman en köklü ve çirkin
yönelimlere maruz kalmış, sindirilmek, yok edilmek istenmiştir.
Özgürlük yolunda köleliğe, egemenliğe baş kaldırının bedeli de
büyük olmuştur. Özgürlük bir çok mekan ve zamanda kendini bu
bedellerle yeniden tanımlayarak anlamlandırmıştır. Ezilen her
halkın, sınıfın ve cinsin tarihinde bu yönlü eşsiz bir çok örnek
bulunmaktadır. Özgürlük tarihimiz de böylesi oldukça büyük ve
görkemli direniş mirasına sahiptir. Bu mirasın temel yapı
taşlarından birini de 14 Temmuz Amed Direnişi oluşturmaktadır.
Ya kazanılacak ya da kaybedilecekti Süreç, yönelim ve karar bu
kadar keskin ve netti. Bir halkın, bir tarihin sorumluluğunu
üstlenen militanlar, öncü olmanın gereklikleriyle hareket
ettiler. Bu makus tarihi tersine çevirerek, var olan başaşağı
gidişi durdurarak, dayatılan tüm soysuzluklara dur diyerek,
ölümle de sınanarak, ölümden yaşamı yeniden yarattılar. Tarihin,
anın bilincinde özgürlük öğretisinin izinde ve zamanın ruhuna
denk bir yaklaşım gösterdiler.
Binlerce tutsak Amed zindanında en aşağılık
yöntemlerle Türk milliyetçiliğinin köleleştirme cenderesinden
geçirilip terbiye edilmeye çalışıldı. Tek ulusçu faşist
zihniyet, Amed zindanını tek tip insan yetiştirmenin merkezi
haline getirmeyi amaçladı. Bu nedenle eşi benzeri görülmemiş
uygulamalar, tek tip insanda kölelik ahlakını kurumsallaştırmak
için acımasızca hayata geçirildi. Zaten 14 Temmuz direnişinin
büyüklüğü de buradadır. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve
Ali Çiçek yoldaşların bu vahşete karşı kendi bedenlerini tam bir
direniş alanı haline getirerek tarihi Ölüm Orucu eylemini
gerçekleştirmeleri, tarihi bir aydınlatma eylemidir. Bu tarihi
eylemle faşist sistemin kölelik ahlakına karşı, halkların ve tüm
ezilenlerin özgürlük ahlakını dayattılar ve bu dayatış Kürdistan
devriminin mücadele çizgisini, azmini, gücünü büyüten bir anlam
taşıdı.
14 Temmuz direnişini bir çok boyutuyla ele alıp
değerlendirmek mümkün. Özgürlükleşme yolunda hayati derecede
öğretici derslere sahiptir. Bu süreci doğru kavramak, doğru
okumak, dönem militanlığını doğru ve yetkin yaşamsallaştırmak
açısından da oldukça önemlidir. Genel olduğu kadar kadın
açısından öğretici gerçeğe sahip olan 14 Temmuz direnişini, bu
yazımızda kadın partileşmesi açısından bizlere nasıl görev ve
sorumluluk yüklediğini değerlendirmek istiyoruz.
Tarihi eylemler, gerçekleştirildikleri zaman ve
mekanda, toplumların en hayati, en can alıcı sorunlarına işaret
ettikleri ya da bu sorunlara çözüm oldukları için tarihi nitelik
taşırlar. Her eylem bir milad özelliğinde değildir, yeni bir
aşamaya sıçramayı ifade etmez. Doğru zaman, doğru mekan ve
toplumsal sonuç alıcılığın bütünleştiği tarihi eylemler, bu
nitelikleriyle normal eylemlerden ayrışır ve bir ruh, bir çizgi
olurlar. İşte 14 Temmuz eylemi, bu özellikleriyle bir ruhtur,
bir çizgidir.
Bu ruhu, çizgiyi esas almak hem genel
hareketimize ve hem de kadın hareketimize, her koşul altında
direnmeyi esas alma ve bunu süreklileştirme karekterini
kazandırmıştır. Direnmenin yaşam olduğu, yaşamın direnme ile
anlam ve aydınlık kazandığı bir gerçekliktir sözkonusu olan. Bu
gerçeklik, Kürt halkı gibi yok oluşun eşiğine getirilmiş bir
halkın yeniden diriliş, kurtuluş ve kuruluş mücadelesini
verebilmesi açısından çok büyük değer taşır. Özgürlüğe, direnişe
büyük bağlılık, anlam katline ise büyük düşmanlık sözkonusudur.
Bu, öylesine derindir ki, sadece Kürt ulusal özellikleri
açısından değil, bunu da içermek üzere Kürt kadını açısından da
direniş değerlerini tetiklemiş, açığa çıkarmış, geliştirmiş ve
zamanla da kitleselleştirmiştir. Elbette ki Kürt kadınının
geçmiş isyanlarda da bir direniş geleneği vardır, ancak bu
direniş, isyan ideolojik ve örgütlü bir özgürlük-eşitlik
mücadelesine dönüşememiştir. İşte 14 Temmuz direniş ruhu,
çizgisi, kadın mücadelesi açısından örgütlülüğü ve sürekliliği
olacak bir gelişmeye yol açtı ve kadın mücadelesi bu yoldan
aşama aşama kadın partileşmesine doğru ilerleme sağladı.
Düşman tarafından tüm imkanların yok edildiği,
insanı tamamen teslim almak ve kendi amaçlarına ihanet ettirmek
için en akıl almaz işkence yöntemlerinin uygulandığı bir
durumda, canlarını gün be gün, an be an eritmek üzere eylem ve
direniş alanı haline getirmeleri, bu ruhun temel bir
özelliğidir. Yani asla koşulumuz yoktu, olmaz, başarılamaz
gibi yaklaşım içerisine girilmeden, büyük bir yaratıcılık ve
kararlılıkla eylemlerini gerçekleştirdiler. İşte bu özellik
kadın partileşmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü
kadın mücadelesi, neresinden bakılırsa bakılsın büyük zorluklar
ve engellerle dolu bir mücadeledir. Kadın da eril sistem
tarafından çepeçevre kuşatılmıştır. Bir yandan sistemin, diğer
yandan geleneksel toplumun yasaları, deyim yerindeyse kadını tam
bir cendereye almıştır. Tüm bu kuşatılmışlıklara, egemenlikli
sistemin zihniyetsel ve sistemsel tüm boyutlarına karşı mücadele
verirken, birey olarak da örgüt olarak da güçlü bir kadın
duruşunun ortaya çıkması çok önemlidir. Çünkü egemen sistem
tamamen kadını pes ettirerek teslim almaya, kendi özüne ihanet
ettirmeye dönük örgütlenmiştir. Bu nedenle kadın isyancılığı ve
mücadelesi, binbir zorlukla, binbir engelle karşı karşıyadır. Bu
engeller, erkekçi-devletçi-savaşçı-iktidarcı sistemden ve yine
onun mikro iktidar biçimi olarak erkek ve kadın bireylerden
kaynaklı olarak çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Her bir
engelin aşılması, büyük dirayet, sabır, bilinç ve kararlılık
gerektirir. Kadın Kurtuluş İdeolojisi ekseninde partileşmeyi
esas alan kadın partileşmesi, PKK içerisinde büyüyüp gelişirken
işte böyle bir ruh ve bilinçle büyümüştür.
Toplumsal yapının özgürlük ve eşitlik temelinde
yeniden inşasında, kadının özgürlük mücadelesi, kadın
partileşmesi ve kadın sisteminin yaratılması çok önemlidir.
Binlerce yılın iktidarcı, cinsiyetçi, dinci, milliyetçi, bilimci
egemenlikli sistemini çözmek ve onu aşmak, elbette ki zorlu bir
mücadeledir. Böyle bir mücadelede olmaz demeden, imkanların
yokluğundan ya da azlığından şikayet etmeden, hiçbir şeyle
kendini gerekçelendirmeden mücadele gücünü geliştirmek ve
güçlendirmek, 14 Temmuz ruhunu yaşatmak demektir. Çoğunlukla
şikayet edilegeldiği gibi erkek şöyle kaba yaklaşıyor, kadının
şu gerilikleri var, mevcut zihniyetler bir çok şeye hazır değil
gibi söylemler, aslında olmazcılığın dayatılmasından başka bir
şey değildir. Bu olmaz dayatması, aynı zamanda partileşmeme,
ideolojikleşmeme, özgürleşmeme anlamına da gelmektedir.
Özgürlükle doğru ve yetkin bir buluşmayı sağlayan kadın, hiçbir
engeli tanımaz. Bu açıdan özgürlük nasıl ki bir bilinç işi ise,
bir o kadar ruh ve inanç işidir de. Bu bilinç ve inançla
donanmış kadın, tüm ortam ve koşullarda özgürlük dokuyucusudur.
Militan odur ki yeri geldiğinde koşullara da hükmedebilsin.
Koşulların ve ortamın sürüklediği, belirlediği bireyden zaten
doğru bir militanlık beklenilemez. En sade biçimde olduğu kadar
özgürlükle en derinden bir sözleşme ve bunun gereklilikleriyle
hareket etme, anın da gerekli anlamı bulmasında, başarıya yol
alınmasında en temel yandır. Amed Zindanında somutluk kazanan
büyük gerçekte bu, yani Özgür olmak, özgürce yaşamak. Bunun da
büyük bir emek ve mücadele ile yaratılacağını bilerek ve bu
konuda gerekli değişim-dönüşümleri gerçekleştirerek özgürleşme
yolunda uzun soluklu bir yürüyüşün sahibi olacağımız kesindir.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini aşmak, özgürlük
mücadelesi için öncelikle beyinlerimize nakşedilen iktidarcı
düşünsel mekanizmalarımızı yok etmemiz gerekir. Bu yok
edilmediği taktirde hiçbir zaman hiçbir koşulda özgür kadın
yaratımını güçlü gerçekleştiremeyeceğimiz gibi erkekleşmeye de
engel olamayız. Eğer özgürlük bir anlamda anda var olmayı
başarmaksa, bunun da süreklileşen özgürlük bilinci ile de
ilerleyip derinleşen bir mücadele istediği de kesindir. Önderlik
tüm özgürlük abidelerini ele alırken en temel nokta olarak
onlar kendilerini özgürlüğe adadılar belirlemesini yapmıştır.
Biz bu adamayı bugün vesilesiyle 14 Temmuz direniş eyleminde tüm
görkemiyle görmekteyiz. Bir davada yer almak ya da yıllarını
vermek yetmiyor. Önemli olan dava insanı olmak, yani
militanlaşmaktır. Bu kendini özgürlüğe adamakla mümkündür. Bu
gerçekleştiği taktirde özgürlükle aramıza hiçbir gücün, engelin
girmeyeceği kesindir. Bu açıdan bir kez daha özgürlükleşme
yolunda iddia, kararlılık ve inanç düzeylerimizi ele alarak
sorgulamak ve yeniden daha güçlü yapılandırmak önemlidir.
Ölüm Orucu şehitlerinde değerlendirmemiz gereken
temel boyutlardan bir diğeri de Başkan APOya bağlılıkları ve bu
güçlü direniş mirası üzerinden büyük atılımların sahibi
olacağına dair olan güvenleri ve inançlarıdır. Mücadelemizin
daha yeni yeni filizlendiği bu süreçlerde, mücadelemize dönük
içte ve dışta dayatılan çirkin ve sinsi yönelimlere, geleceğin
belirsizliği altında Önderliğe olan büyük güven ve inanç,
böylesi bir eylemin kararında büyük rol oynamıştır. Önderlik
gerçeğine doğru bağlılık, şüphesiz onu doğru uygulamaktan geçer.
Anlamanın ve uygulamanın eylemcisi olan bu yoldaşlar bunu her
koşul ve ortamda en üst düzeyde temsil ettiler. Düşmanın
zindanda Önderliği karalama kampanyasına karşı, Önderlik gücü
etrafında bu kadar büyük kenetlenme, ancak büyük anlam gücü ve
sınırsız inançla mümkündür. Güzel ve doğru olanı sevmek,
sahiplenmek ve büyütmek ancak onu güçlü yaşamsallaştırmakla
mümkündür. Yaşanılmayan, anlamı güçlü konulmayan hiçbir olgu,
insanı büyük bir eyleme sevk etmez. Eğer bir yerde büyük bir
eylem varsa, bilinmeli ki orada büyük bir anlam ve inanç gücü
vardır. Bu güçle yaratılan tüm ilişkiler özgürleşme yolunda
başarılı olmaya yol açar. Önderlikle bu yoldaşların
ilişkilerinde bunu görmek mümkündür. Yoldaşlık bağlarında
birbirine sevgi, güven, inanç ve emek önceliklidir. Yeni ilişki
tarzının özü, bu yoldaşlarımızın Önderlikle olan ilişkilerinde
çok net görülür. Kemal Pir yoldaşın Önderlikle ilişkisi, özgürce
ve kardeşçe yaşamın eylemidir. Şahadetinden kısa bir süre
öncesinde Önderlik açısından Fatma konusunda yaptığı uyarılar,
Önderlik gerçeği karşında duyarlılığının ve sorumluluğun bir
göstergesidir. Kemal Pir çizgisi de budur; inanç, iddia,
kararlılık ve irade. Bunu yaratmada gösterilen büyük mücadele.
Önderlikle kadın ilişkisi de bir çok açıdan
büyük anlamlara sahiptir. Beritanlar, Zilanlar, Semalar ve
ardılları gerçeğinde tarihte eşi-benzeri görülmemiş bir özgür
ilişki sözkonusudur. Kadının da Önderlikle yoldaşlığı her şeyden
önce büyük çaba, mücadele ve bağlılıklar sonucu gerçekleşmiştir.
Bu kadar büyük gerçekleşmelerin yanında kadın militanlar olarak
bir bütünen gerekli anlamı yeterince yaratamadığımız bir
gerçektir. Önderlikle kadın arasındaki bağ, büyük duygular,
sezgiler kadar düşüncelerle de örülmüştür. Kadının Önderlikle
ilişkisi tarihi olduğu kadar toplumsal ve güncel bir çok anlam
ve öneme sahiptir. Özgürce yaratımı esas alan bu ilişkilenme,
maskeli-maskesiz tüm tanrıların en fazla yönelim içinde olduğu
bir alandır da. Bugün bile İmralıda uygulanan tecrit ve
izalosyon politikalarıyla en fazla vurulmak istenen kadın
olmaktadır. Bu açıdan Önderliği sahiplenmenin kendi
özgürlüğümüzün ve örgütlülüğümüzün sahiplenilmesi olduğu
kesindir. Özgürlük yoldaşımızı tüm koşul ve ortamda soluyabilmek
ancak özgürlükle sürekli bir ilişki içinde olmamızla mümkündür.
Özgürlükle derinden bir ilişki içinde olmamak, Önderlikle
aramıza mesafe koymak demektir. Bu açıdan özgürlükle ne kadar
ilgili ve ilişkili olduğumuz gerçeği üzerinde derinlikli durmak
gerekir. Bu güçlü yaratıldığı oranda Önderlikle yoldaş olmanın
gerekliliklerine bağlı kalınabilinir, onun uygulayıcısı
olabiliriz.
Bağlılıklarımız güçlü bir eyleme dönüştürüldüğü
oranda bir değer ifade edebilir. O açıdan yaşamda ve savaşta ne
kadar eylem gücüyüz, ideolojiden siyasete, siyasetten askerliğe
kadar ne kadar üreticiyiz, ne kadar yaratıcıyız sorgulamasını
derinlikle yapabilmemiz önemli. Önderlik, ilişkilerinde hep
yaratımı esas aldı. Bunu büyük bir aşk, tutku ve emekle de
sağladı ve sağlıyor. Gerek kendi içimizde, gerekse de Önderlikle
olan ilişkilerimizde aşk, tutku, emek ve mücadele ne kadar
baskın gelebiliyor? Emeğin öğreticiliği, aşkın
güzelleştiriciliği ve mücadelenin geliştiriciliği olmadan hangi
özgür ilişkiden bahsedebiliriz? İlişkilerimizi ne kadar özgürlük
ilkeleri temelinde yapılandırabiliyoruz? En fazla kaybettiğimiz,
doğru yaklaştığımız taktirde daha fazla kazanım sağlayacağımız
bir alan olan ilişki gerçeğine, her şeyden önemlisi ne kadar
ideolojik yaklaşabiliyoruz? İdeolojik yaklaşım arayışı, arayış
sorgulamayı, sorgulama da yeniyi yaratmayı geliştirir.
Bir çok açıdan ele alınıp
değerlendirebileceğimiz bu alanda, öncelikle Önderlikle olan
ilişkilerimizde yeniden düzeltmelere giderek daha güçlü
anlamları yaratarak yenilenmeyi daha güçlü sağlayabiliriz. Tıpkı
Kemal Pir inancı, Hayri Durmuş iddiası, Akif Yılmaz ilkesi ve
Ali Çiçek özüyle kadın partilileşmemizin bir çok özgürlük
abidesinde somutlaşan özgürlük mücadelesiyle, Önderlikle yoldaş
olmanın kurallarına bağlı kalarak, tüm zaman ve mekanlarda onun
uygulayıcıları olalım.
Özgürlük mücadelesinde yer alan ve ilerleyen
militanlar olarak çok güçlü bir belleğe sahip olmamız
gerektiğinin bilincindeyiz. Bellek bir anlamda Kendini
Bilmektir Bu da güçlü bir tarih, toplum ve cins bilincini
gerekli kılar. Biz böylesi tarihi günler şahsında tekrardan
güçlü bir belleğe sahip olduğumuzu görüyoruz. Görmek kadar
hissetmek, hissetmek kadar yaşamak, temel mücadele ilkelerimiz
olmaktadır. Bir kez daha bize belleksizliğin dayatıldığı bu
süreçlerde kendi belleğimize sahip çıkmak, şüphesiz özgürlük
değerlerini güçlü sahiplenme ve yaşamsallaştırma ile mümkündür.
Özgürlükle en yalın ve derin bir buluşmayı yaşamak isteyen
kadın, bir kez daha kendi belleğine güçlü sahip çıkarak, kadın
partilileşmesini bulunduğu her alanda güçlü temsil
edebilmelidir. 14 Temmuz direniş ruhuyla, Kemal Pir çizgisinde
ilerlemenin gücünü her zamankinden daha fazla
yaşamsallaştırmanın inancı ve kararlılığıyla süreç ve
görevlerimize yüklenebilmeliyiz. İçten ve dıştan tekrardan bir
kuşatma hareketiyle karşı karşıyayız. Bu kuşatılmışlıkları büyük
bir irade, kararlılık, inanç ve mücadele ile aşmanın eylemcisi
olarak, tüm özgürlük değerlerimizi yaşamsal kılalım. Direnişin
görkemiyle tüm teslimiyetlere, ihanetlere son vererek
Tanrıçalarımızın soylu kızları olma gerçeğine bağlı kalmanın
adımlarıyla ilerleyelim.
Çiğdem Doğu
|