HAKKI VERİLMİŞ BİR YAŞAM ÜZERİNE

 

HPG basın bünyesinde Erdal Arkadaşın yaşamını ve mücadelesini konu edinen “Hakkı Verilmiş Bir Yaşam” adıyla hazırlanan değerli çalışmaya ilişkin görüşlerimi yazmak istedim. Bağlılıklarımızı, yoldaşlıklarımızı, bizi var eden, bizi oluşturan zamanların akışı içindeki öz benliğimizi yeniden sorgulatan ve bize özgürlükten ibaret bir ayna sunan bu çalışmayla, Ekim ayının ilk günlerinde karşılaştım.

Erdal yoldaşı anlatan Hakkı Verilmiş Bir Yaşam adlı sade ama yüce çalışmaya emeği geçen tüm yoldaşlara, başta bu duyumsamayı bana yaşattıkları için, aynı zamanda bu aynadan bakmayı, özgürlükten oluşan bu ışımanın içinden kendimi görme imkânı yarattıkları için, ilk olarak bireysel bir gerekçeyle şükranlarımı sunuyorum. Şükran duymak, teşekkür etmek ile aynı kökenden olsa da bende teşekkürü aşan anlamlara tekabül eder. İçinde bir borçluluk taşır. Şükran oluştuğunda borçluluk doğar. Fazlasıyla ödenmiş bir karşılığın öteki karşılığı olarak oluşan bir borçlanma gelir aklıma. Bu şükranın sebebi salt bu kitabın hazırlanmış olması değildir. Kendimden yola çıkarak, bende yarattıkları, canlandırdığı duygulanımlardan ve hafızamın derinliklerinden yola çıkarak yoğrulan düşüncelerden dolayı bu şükranı sunuyorum. Bireysel gerekçeler dediğim de bu anlamda, beni kendimle yüzleştiren, içimde çırılçıplak bir karşılaşma yaratan ve derin bir iç sorgulamaya yönelten bu atmosferi benim mekânıma taşımasındandır. Devrimsel gerekçeler mi, onlar zaten hepimize aittir ve hepimiz bu gerekçelerin içinde kendimizi buluruz bir parça. Ve kendimizi bulduğumuz nispette, tekilliklerimizin toplamı olarak biz oluruz.

 

PKK’nin gizli ruhunu uzak, çok uzak diyarlardan ülkeye taşıran, Önder Apo’nun yaşam öğretisiyle mayalayıp Bekaa Vadisinde militan gerilla kararlılığına dönüştüren, Botan topraklarında bu inancı demleyen ve özgür ülkenin, özgür insanının yaratılmasının hamuruna katık eden Şehit Erdal (Engin Sincer) yoldaşı hissetmek, bugünde, onun ülke toprağının bağrında olduğu bu zamanda, onun eksikliğini kendi soluk alışında duyumsamak PKK’lileşmenin bir boyutudur diyorum. Çünkü PKK, herhangi bir zaman ya da mekanda, yüreğin derinliklerine emekle yoğrulan ve vicdanını yitirmeyen herkesin içinde, kendini var hissettiği zamanların tam ortasında yeşeren bir varoluştur. İşte bu çalışmayla, Erdal arkadaşın, bu varoluşu vareden bir gerçeklik olduğunu anladım.

Şeker gibi diyor çoğu arkadaş onu anlatırken. Çünkü insan özünü en derinden yaşayan ve yaşatan yönleriyle insanın içine işleyen, kanına giren bir havası-ruhu var. Şeker gibi deyince, eriyip insanın kanına karışan, kalbe doğru giderek yüreğin derinliklerinden benliğin bütününe karışan bir anlam oluşuyor. Şeker gibi tatlı ve sıcacık… Hemen hemen her arkadaş bu sıfatı dile getirmiş Erdal arkadaşı anlatırken. Kitap boyunca “Erdal weki şekireki bû” deyişi olmasına ve doğalında şekerimsi anlamlar yaratmış olmasına rağmen, kalbimin çeperine her değişinde bu söz, acı, çok acı, içimi yakacak kadar acı bir duyumsayışı yaratıyor.

Erdalların Kürdistan’ın batısında ortalarına doğru sıcak yönelişlerini okudukça, anlamaya çalıştıkça yüreğimizde ülkemizin ortalarına doğru, ülkemizden yüreğimizin ortalarına doğru bir akış oluşuyor. Onun Botan’ı sevdiği kadar Botan da onu sevdi. Sevdi ve korudu. Alnını yere değdirmedi. Erdal’ın alnı Botan’da hep göklerdeydi.

Erdallar, ne çok yer işgal ettiler hayatımda. Duygu haritamda ne çok toprağı yeşerttiler. Erdal Andok arkadaşın mektubunu her okuyuşumda içimdeki sınırların paramparça edilişini duyumsarım. Her bir cümle sınırları titreten bir eylem olur. Ve ben böyle zamanlarda belki de bir tek bu konuda keşke derim. Mantıklı olmak iyidir derdim eskiden ya, şimdilerde bu görüşüm sarsıldı ve ben genelde mantıklı düşündüğümden olacak, hiçbir zaman keşke dememiştim. Tüm bedellerime rağmen… 

Onunla aynı zamanı, aynı ülke toprağını, aynı mücadele bayrağı altında buluşmanın coşkusunu taşıyor olmanın onurunu yaşıyorum işte. Bu onuru, şeker gibi bir yoldaşın gidişi ardından oluşan acı bir anlamla, bir buruk zaman parasıyla ve keşke dediğim bir derin yalnızlıkla yaşıyorum.

Zaman tüneli ya da solucan deliği vs gibi bir şansım olsaydı, en zor zamanlarından, en ağır hatalarımdan bile vazgeçmeyi düşünmez, bu hakkımı Onu, Erdal arkadaşı tanımak için kullanırdım. Erdallar, belki de hayatımı eksik bırakanlardır. Onlarsız eksildiğim anlamlar… Erdal arkadaşı henüz yaşarken duymuştum. Her gerilla gibi bende Botan gerillasına imreniyordum. Botan gerillalarından, onlara ait zamanları dinleyerek kendimde bir anlam yaratmaya çalışıyordum. İşte o anlatımlardan en çok adı geçen militan Erdal arkadaştı.

Onun hakkını verdiği yaşamın ve özgür soluk aldığı varoluşun hakkını, onun ardılları olma iddiasında olan bizler nasıl vereceğiz? Bizi özgürlük mücadelesine bağlayan sağlam bir bağdır tarih. Tarih derken okuduğumuz tarihten ziyade, işte böyle hakkı verilmiş yaşamların bize kattıklarıyla oluşturdukları güncel tarihtir kastım. Bizde geçmişle geleceği bütünleştirerek oluşturdukları an. İşte bu bağlamda, Erdal arkadaş, bizim hepimizin tarihidir. Kendi tekilliklerimizi bulduğumuz tarihimizdir.

Şehit Erdal ile arkadaşlık, kendi çarmıhını sırtına alıp Golgotha tepesine tırmanmakla olur diyor bir yoldaşı. Kendi çarmıhımızın farkında olduğumuz kadar, bu çarmıhı taşıma gücünü de kendimizde yaratabiliriz. Ve bu gücü göstermek de, yüreğindeki acılara basa, basa göklere yürümek, alnını bulutlara değdirmenin yolunda olmaktır.

Hakkı verilmiş bir yaşam adlı çalışmada anlatabileceğim birçok güzel ve anlamlı yan var. Bunların yanında eleştiri babında da bir noktayı belirtmeden geçemeyeceğim. Kitap boyunca Şehit Erdal arkadaşın kadına, Önderliğimizin ortaya koyduğu kadın ideolojisine ve kadın yoldaşlara yaklaşımı oldukça sık vurgulanmış. Ama kadın arkadaşların onu nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, onunla nasıl ilişkilendikleri, ilişkilerinde onun karşısında ne duyumsadıkları, özgürleştiren bir ilişkinin eşiğinde olup olmadıklarını ne kadar anlayıp anlatabildikleri konusu eksik kalmış. Bu konudaki eksikliğin giderilmesi, bu kitabın hakkını daha yerinde verecek bir boyut oluşturacaktı. Tüm bunlara rağmen, bu çalışmadan dolayı HPG-BİM emektarı arkadaşlara başarılar diliyorum ve bu vesileyle bu çalışmaları yapma şansını bizlere veren, Erdallar yaratan ve bizlere, bu yaratımları anlama gücü veren Önder Apo’ya sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

Dilzar Dîlok

 

 

                                                                                                     

 

 


 

 
    ygk_unur@hotmail.com