|
Yol
arkadaşlığı
Amaç arkadaşlığı
Hakikat arkadaşlığı
Armanç arkadaşlığı
Biri diğerinden
ayırt edilemeyen, biri diğerinin önüne konulamayan
Ahiret kardeşliği
denilen bağlara benzeyen yol arkadaşlığı, gerilla yaşamının pusulasıdır.
Toplumsallaşmayla evrende kendi farkını ortaya çıkaran ve buna bir ifade
oluşturan insanın ilişkileri onun toplumsallığının en belirgin
göstergesi olduğundan PKKdeki insan perspektifi yüce bir mertebededir.
İlk ve öz olana verilen anlamı gösterir bu. Hakiki olana verilen değeri
anlatır. Birlikte yürümenin içsel coşkusunu, paylaşmamanın acısını ve
paylaşmanın kıvancını gösterir. İnsan-ı kâmil olmanın bir mertebesini
gösterir.
Her bir
gerillanın yüreğinde insanların dokunduğu izlerden oluşan duygu
haritaları vardır. Ve yüreğe her dokunuşta bu haritalara yeni izler
eklenir.
Yüreğimize
dokunan bir insan güzelidir Armanç Kerboran.
Yol arkadaşım
diyebildiğinizdir. Arkadaşlıklarını ilmek, ilmek devrim ateşiyle
yüreğine işleyen bir Çağdaş Kawa. Bir yürek işçisi
Yüreğinde yarattığı
sevgi okyanusunu her bir arkadaşıyla büyüten bir derya yürekli gerilla
Birlikte kaldığı her bir gerillada derin izler bıraktı Armanç. Bu izlere
sahip çıkmasını, layık olmasını bilen arkadaşları Kürdistanın her bir
yerine götürdüler Armançtan izler taşıyan yüreklerini. Kimi şehit
düştü, kimi ülkenin dört bir yanına ulaştırdı yüreğini. Kimi arkadaş
olamayacağını gösterircesine kopup gittiyse de karanlık kara deliklere,
Armanç en yüce anlamları büyütmesini bildi. Kadir Usta, Heval Avareş,
Heval Hêzil ve karşısında durup resmini çektiği her gerillaya yüreğinde
bir yer yaptı hiç dokunulmamış. Koca bir gerilla ordusunu sığdırdı
yüreğine. Her arkadaşın paha biçilmez albümlerinin oluşmasına bir damla
armanç kattı.
Öyle çok
arkadaş vardı ki onun yüreğine dokunan. İşte bunlardan biri Zekiye
Elbistan diye tanıdığımız eski bir gerilladır. Yaşama katılımıyla her
zaman herkese örnek olmayı başaran, doğrulardan hiçbir zaman taviz
vermeyen ve bunun bedeli ağır da olsa razı olan, bu bedeli militan
olmanın bir şartı bilen bir Zekiye. Zekiye arkadaş, öyle çok
eleştirmişti ki Armanç arkadaşı, Armanç, kendi yaşamına, yaşamının
ayrıntılarına bir yol arkadaşının eleştirileriyle yön verebilmenin
gücünü, zorluğunu, anlamlı sonucunu ve acılarla örülen yüceliğini
derinden yaşamıştı.
Tabi bu
arada Zekiye arkadaşa sert eleştirilerinden dolayı Zalım Zeko adını
vermişti. Aldığı eleştirileri boşa çıkarmıyor, üzerinde duruyor ve kendi
kişiliğinde bu yönlü yaklaşımlar da geliştiriyordu. Ama bir yandan da
Zekiye arkadaşa bu sert eleştirilerinden dolayı kızıyordu. Öyle böyle
derken Zalım Zeko diye dilimize düşürüverdi. Zalım Zeko bu mahlasa hiç
kem gözle bakmadı. Armancı eleştirdiği kadar onun yüreğinde varolan
Apocu militanlığın derin yansımalarını görüyor ve yaşamının her anına bu
izlerden parçalar yerleştirdiğini biliyordu. Biliyordu ve kızmıyordu
Armanca. Bu zalımlığın terk etmemiz gereken özelliklere karşı olduğunu
kendi kişiliğine kat kat fazlasını gösterdiğinden olacak, hiçbir zaman
öfkelenmedi bu adlandırmaya. Armanç da Zalım Zekoyu her şeye rağmen
sevdi.
Yüreğinde
her zaman Zekiyeye dair izleri taşıdı ve o izleri, hakikatin
ilmekleriyle örülen o yürek izlerini kendisiyle birlikte götürdü kuzey
ülkesine.
Yolculuğu
uzundu. Uzun, zorlu ve zorlukları kadar anlam yüküyle doluydu. Aslında
tekmil hayat bir yolculuktu Armancın nazarında. Yolculuk her an ve her
yerde sürmekteydi. Hiç durmamacasına devinen bir evrende bulunmak, bu
devinime katılmak demekti. Durduğumuzu sandığımız anlarda dahi, süren
yolculukların en sakin biçimini yaşadığımıza inanırdı ve bu inancını her
an hareketli, coşkulu ve akışkan olan duruşuyla yansıtırdı. Her zaman
yeni yolculuklara hazır bir yürekle dururdu yaşamın karşısında. Çantası,
matarası ve fotoğraf makinesi her zaman hazırdı. Her zaman yaşamın
yolculuklarına hazır olan bir yüreği taşımanın yerleşikleşmeye direnen
süreğen duygu evrenselliğini yaşardı. Kürdistanlı olmanın, Kürdistanda
özgür yaşamanın bedelinin büyük bir lanetten kurtulmak gibi zor bir
görevle mümkün olduğunu bilmişti. Bu bilgiyi yüreğiyle bilmişti üstelik.
Hukuk fakültesi
öğrencisiyken gençlik çalışmalarında yer almış, bir süre sonra
gerillalaşma kararı vererek PKK saflarına katılmıştı. Balkan ülkelerinde
iki yıla yakın eğitim ve çalışma sürecinden sonra ülke sahasına
geldiğinde ideolojik olarak belirgin bir donanım sağlamıştı. İlk
geldiğinde ülkede gördüğü eğitimle de bu donanımını gerillalaştırmanın
ilk profesyonel adımını atmıştı. Kürdistan özgürlük mücadelesine, Önder
Abdullah Öcalanın öğretileri doğrultusunda bir katılım göstermeyi her
zaman için esas almış, bunun hangi koşul ve çalışma sahasında olursa
olsun temel bir militanlık şartı olduğuna inanmış ve inancını
pratikleştirmişti.
Güney
Kürdistanda uzun yıllar mücadele yürüttü Armanç arkadaş. Güney
Kürdistanda dokunulmadık toprak parçası bırakmadı. Kürdistan özgürlük
hareketi içerisindeki adalet anlayışının gelişmesinde ve bugünkü KCK
adalet ilkesinin oluşturulmasında büyük çabalar harcadı, büyük emekler
verdi. Üniversitede okuduğu hukuk anlayışına rağmen komünal, politik ve
özgür toplum olmanın tek şartının hukukun ulus devlet eksenliliği
yerine, ahlakın toplum yararlılığının esas alınması ilkesini her
adımında yaşadı ve yaşatmanın savaşını verdi.
Çantası,
kamerası, fotoğraf makinesi sırtında dağ dağ dolaştı. Ülkesinin
ırmaklarında yıkadı yüreğini. Sert yayla rüzgârlarına verdi, özgürlük
ruhunu dokudu yüreğine o rüzgârlarda. Her dağ çıkışında, çıktığı dağ
kadar büyüttü yüreğini, yüreğindeki sevgiyi. Yol arkadaşlarını, yürek
yoldaşlarını, yorulmadan taşıdı dağ doruklarına. Her dağa bir yoldaş
ruhu verdi yüreğinden süzerek. Her dağ yamacına bir damla terini verdi,
kendi bedeninden süzerek. Sevdiklerinin yükü onun yüreğini hiçbir zaman
ağırlaştırmadı. Yüreğinde taşıdığı sevgi zerrecikleri ağır bir yük
değil, tam tersine onun yüreğinde uçma istemi yaratan bir hisse
dönüşüyordu. Bu yüzden tüm ağırlıkların altından büyük bir emekle,
çabayla kalkmasını biliyor, hiçbir şekilde kırıp dökmeden, mücadele
onuruyla başı dik yürüyordu.
Ona bu gücü
Önder Abdullah Öcalana olan sevgisi, Öcalan öğretisine olan inancı ve
bu doğrultuda kazandığı ideolojik donanımı veriyordu.
Bir de
yüreğinden süzdüğü şiirleri
Kürtçe ve Türkçe yazdığı şiirleri onun
yüreğinde büyük bir moral merkez oluşturuyordu. Ve sadece ona değil tüm
arkadaşlarına yolda yürümenin gücünü ve yeni anlamlarla her gerillanın
yüreğine dokunmanın esinini veriyordu bu dizeler.
Kendisi bir
Armanç (hedef-amaç) olacak kadar anlamlı yaşadı. Yolun aydınlığını
gördü, o aydınlıkla yürüdü. En karanlık zamanlarda, tasfiyeciliğin büyük
tahribatlar yarattığı zulmet anlarında dahi ışığı görecek yüreğe
sahipti. Işığı gördü ve yürüyerek ışığın çoğalmasına verdi kendini.
Tüm ömrünü
hakikati aramaya adadı. Hak, adalet, hakikat olgularını yaşamının
merkezine alarak insanın anlamlı yaşamasının bu kavramlarla olan
ilişkisiyle ölçülebileceğini her zaman ortaya koydu.
Armanç,
ülkesinin kuzeyinde, Amed-Piranda işgalci Türk ordusuyla girdiği bir
çatışmada can verdi ve doğduğu topraklara, Kerborana omuzlar üstünde
döndü. Üzeri sarı kırmızı çiçeklerle ve renklerle süslenerek,
zılgıtlarla ve özgürlük şiyarlarıyla, intikam sloganlarıyla uğurlandı.
Kürdistanlı gençler onun gençlik ruhuna, komutanlık gücüne ve Apocu
militan özelliklerine günlerce süren eylemlerle, anmalarla ve büyük bir
serhildan ruhuyla layık olma sözleri verdiler.
Armanca layık
olmak armançlaşmaktır, Armancın yol arkadaşı olabilmektir.
Armançlaşmak,
uğruna canını adadığı anlamın ışığıyla yaşamaktır.
O ışığı hiçbir
zaman yüreğinden çıkarmamak, onun gibi yaşamayı her koşulda
başarabilmektir.
Armançlaşmanın
yolu gerillalaşmaktan geçer. Armanç gibi Apocu militan olmaktan ve
gerilla komutanı olarak ülkesini özgürleştirme mücadelesine katılma
azmini göstermekten geçer.
Armançlaşmak,
hakikat yolunu kendi ışığıyla aydınlatmaktır.
Armancı yazmak,
onu bir yazıya sığdırmak, yüreğine onun ardından yazmayı kabullendirmek
zor. Zor olduğu kadar Armancın yol arkadaşı olabilmenin bir emri.
Armançlaşmanın bir yolu da Armancı anlatabilme çabasını
gösterebilmektir.
Dilzar Dîlok
|