Ağrı’nın Savaşkan Gerilasına

 

                                                                   Nesrin Doğan Nucan
Bizler bazen böyle yoldaşları yazmayarak, onların anılarını canlı tutmayarak unuttuğumuzun farkına varmıyoruz. Oysaki onların amansız yürüttüğü mücadeleye ve bugün bize bıraktıkları mirasa sahip çıkmak, anlam katmak ancak onları yazarak, dillendirerek ve canlı tutmakla sağlanır. Özgürlük mücadelemiz şehitlerimizin kaygısız emekleriyle taçlanmaktadır. Onların mücadelesi özgürce yaşamanın ve yaşatmanın eylemine yürüyüşün mücadelesidir. Bu bağlamda zafer bayrağını en ön saflarda tutan, tereddüt etmeden her türlü fedakârlığı yapan şehitlerimizin anılarına bağlılığın gereği yaşamda uygulamak kadar yazarak tarihe mal etmektir de. İçimin aşınmayan yanlarında bir yolculuğa çıktım yine. Bir gerçeğin izdüşümünü yazmak…
Bir vadinin bir mağaranın sessiz toprak döşeğinde yatan bir gerillayı… Her şey belirsizdir önceki akşamda, sabah henüz oluşmamız bir gelecektir, ta ki yağlı kurşunlar bedeni bulana dek. Tedirgin hayallerle kafasını şutiğe koyduğunda, “Ha bugün ha yarın almaya gelirler” diye beklemeye başlamış. Lakin 3 ay 8 gün 5 saat sonrasına kadar öylece kalakalmıştır. Başı taş yastıkta, son sözleri havada kalakalmış…
“Demek geldiniz. Her nefesimde özgürlüğü, özgürce esen havayı tutkuyla soluyorum.
Ölümden korkum yok. Hem korksam silahsız cepheye gider miydim?
Yaşamı seven ölümü de tanımıştır.
Zaten ölümden değil, yoldaşları bir daha görememekten korkuyorum.”
Adar Serhat. Gerçek adı Saime. Iğdırlı. Örgüte nişanlısıyla beraber katılmıştı. Nişanlısı olan arkadaş Serhat eyaletinde şehit düştü. Adar yoldaş 1995 yılında Önderlik kadın yoldaşları Serhat’tan çekince Güney Kürdistan’a geldi. Zagros’ta özgün kadın bölüğüne girdiği zaman birlikteydik. Uzun yıllar beraber kaldık. Aynı bölüklerde, birlikte mücadele yürüttük. Ta 1997 yılına kadar. Adar arkadaş savaşçılığıyla tanınan güvenilen sevilen bir duruşun sahibiydi. Yaşam anlayışı kadar savaşa katılımında da bir o kadar etkiliydi. Herkes onunla eyleme gitmek istiyordu. Her savaşçının sırtını dayayabileceği sağlam bir kişiliği vardı. Şiddetin salt fiziksel olmadığını, kültürel ve ahlaki boyutta hatta duygularda da olduğunun farkındaydı. Bundan olacak örgüte katılım gerekçeleri güçlüydü. Bir nesne olmak istemiyordu. Daha küçük yaşta nişanlanmıştı ama bedenini ve ruhunu düşüncesini cinsiyetçi sisteme teslim etmemek için bu yolu seçmişti. Ve nişanlısıyla birlikte, içlerinde özgürlüğe dair bir kıvılcımla kopmuşlardı köleci sistemden. Bir gece vakti el ele verip Kirekor’un yolunu tutmuşlardı. Ağrı’nın alnında batan güneş özgürlük ruhu olup çekmişti onları. Ya şimdi ya da asla diyerek koşmuşlardı Ağrı’nın her gün batımında özgürlüğü kucaklayan dağlarına doğru. Onlar neye ve nereye koştuklarının farkındaydılar.

Bazen O’nun evde çektiği fotoğrafa bakıyorum. Capcanlı ve tertemiz saf yüzünde insanın yüreğine dokunan bir tebessümü var. Keskin, yalın, kaygısız ve içten bakışlarını gören bu kirli egemen sistemin ona hiç uğramadığını düşünürdü hemen. Yalan bilmez kin gütmez bir yürekti O. Hani “asi kız” derler ya, Adar arkadaş işte böyle tam asi bir kızdı. Ele avuca sığmaz, kabından taşardı. Her şeyi olduğu gibi kabul etmez, anlayıncaya kadar sorgular ve ikna olduğu zaman kabul ederdi. Bazen ağız dolusu güler, sesine müdahale olunca da kızar “ya heval biz bu dağlarda özgürce gülemeyecek miyiz” diye karşı koyardı. Haklıydı. Çünkü o bir tabuyu kökten sarsarak katılmıştı ve bunun bilinciyle dağları adımlıyordu.

Yaşamı severek, inanarak, dolu dolu yaşardı. Geleli daha 3 yıl olmuştu. Ama sanki hep bu yaşamdaydı. Sivil yaşama çok yabancıydı. Bu yönü, yaşamın her bir anına tüm yüreğiyle ve beyniyle katılmasından anlaşılırdı. Sesi çok güzeldi. Özlem kokan bir Serhat havası söylerdi ki dinlememek, duyduktan sonra dalıp dalıp gitmemek ne mümkün. İnsanın yüreğine dokunan o içten gelen ses eskimeyen bu ezgileri ancak bir Şakiro torunu böyle güzel söylerdi. Tertemiz bir ses, Aras nehri gibi akışkan, çağladıkça güzelleşen... Mizah yönü zengin, renkli bir kişilikti. Kişiliğinin renkliliği erken gelişmesini sağladığından kısa dönemde manga komutanı olmuştu. O zamanlar “Ben mangamı güçlendirip Serhat eyaletine müdahale giden güç olacağım.”  diyerek her fırsatta savaşma ısrar ve iddiasını ortaya koyuyordu. 

Ağrı’nın zirvesinde tanımıştı gerillacılığı. Her gün güneş Ağrı’nın alnında batarken izlemişti Iğdır’ı, Bazid’i, Ermenistan’ı. Kirekor’da çarpışmıştı düşmanla. Susuzluğu, açlığı, zor koşullarla da savaşmayı orada öğrenmiş, orada temelini sağlam almıştı gerillacılığın. İrade sınamasını güçlü yapmış olan Adar yoldaş tam bir inanç, güven, sorumluluk örneğiydi. Aras’ta yüzünü yıkarken Aşkdede dinlemişti en eski hikâyeleri. Güneşe giden bir köprüydü Ağrı dağı.

Siz de geçecektiniz o köprüden aşarak tüm köhne engelleri, hızlı adımlarla yol alacaktınız parmağınızdaki yüzükleri iki ağrı dağının buluştuğu yamaca gömecektiniz. Biriniz küçük ağrı diğeri büyük ağrı olacaktınız ve şahsınızda bir destan tarihte tekerrür edecekti. Destan olmayan aşk zaten aşk değildir ya. Sizleri de alarak sinesine bir türkü tutturacaktı tarih:

Mem nelere gark olmadı Zin’in ateşi için

Ferhat dağı delmedi mi Şirin’in düşü için…

Ezilenlerin sevdası çekingen olur, sevince yüzü tutmaz, söyleyemezmiş. Bizde sevdalar özgürce yaşanır, destan olur Ağrı’da yankılanır. İbadet olur İshak paşada. Akdamar’da göle dönüşür. En güzel aşk, destan yaratandır. Uzağı yakın kılan, acıyı sevince dönüştürendir. Ömür kısa olsa da aşk uzundur. Üzülmeyin, mevsim kış olsa da okyanus sıcaktır.

Adar arkadaş 1997 yılında Kurejaro’da çatışmadayken yaralanıyor. Tabur geri çekilirken yaralıları götüremiyorlar. Yaralı bir grup arkadaşı yamaçta saklıyorlar. Onları savunmaları için bir grup arkadaş bırakıyorlar. O gece tabur geri çekiliyor. Sabaha kadar düşman gelmiyor. Sabah düşmanın bir kolu onlara yakın olan çeşmenin yanında konumlanıyorlar. Orada kalan kan izlerini görüyorlar. Arkadaşlar da onların ne yapacağını anlamak için takip ediyor. Düşman gelince ele geçmemek için patlatmak amacıyla ellerinde bombalarını hazırlıyorlar. Kısa bir süre sonra düşmanın geldiğini birbirlerine haber veriyorlar. Düşman avcı kolu aramaya başlamadan önce özel bir timi yaralıların olduğu yöne doğru gönderiyor. O tim yaklaşıyor. İlk önce 8 yaralı arkadaşı görüyorlar ama görmezden gelip “komutanım bir şey yok” diyerek uzaklaşıyorlar arkadaşlardan. Bu tekmil üzerine düşman güçleri o yöne doğru ilerlemiyor.

Kürt halkı için ne utanç vericidir ki, peşmergelerden biri o kan izini sürüp arkadaşların yanına geliyor ve anons ediyor. “Buldum, buradalar, gelin, buraya gelin!” O zaman yaralıları savunmak için kalan arkadaşlar çatışmaya başlıyor. Zaten üç arkadaştırlar. Biri bazı yaralıları uzaklaştırmaya çalışırken diğer iki arkadaş da çatışıyor. O esnada düşman yaklaşınca 3 arkadaş bombasını patlatıyor. Bu patlama düşmanın hızını kesiyor ve diğer arkadaşlara fırsat yaratıyor. Adar arkadaş ve diğer iki arkadaş oradan uzaklaşıyorlar.

Operasyon geri çekilince arkadaşlar gelip kontrol ediyor. Savunmada olan ve saklanan yaralı arkadaşlardan bazıları kurtulmuş, üç arkadaş şehit olmuş. Ama Adar arkadaşın grubunu bulamıyorlar. Üzerinden üç ay geçtikten sonra bir mağaraya giden bir grup arkadaş üç arkadaşı mağarada uzanmış, kafalarını şutiklerinin üzerine koymuş bir şekilde buluyor. Birilerini, bir şeyi beklerken uykuya dalmışlar gibi.

Evet Heval, belki çok yoruldunuz. Biraz dinlenelim dediniz. Ve kafanızı şutiklerinizin üzerine koyup uzandınız. Nasıl olsa şimdi arkadaşlar gelir umuduyla beklemeye koyuldunuz. Ya da dinlenelim, ortalık kararınca şu tepe bu tepe derken arkadaşlara ulaşırız dediniz. Közlerin başında çay yudumlarken Kürt ihanetini en çıplak haliyle nasıl karşılaştığınızı anlatacaktınız. Düşmanı gündüz gözü nasıl aştığınızdan söz edecektiniz. Belki yaralanırız sızladı, bağıramadınız. Açlık susuzluk mu kan kaybı mı nasıl bir şahadet… Kim bilir o kapıdan gelecek olan “Heval” sesini ne kadar beklediniz. Böyle ayrılmak senin yüreğini nasıl parçalardı biliyorum.

 

Ayrılık nedir bilir misin?

Nerden bileceksin ki

Sen hep seninlesin

Hani mordem hep dermiş ya

Ayrılık zor gülüm

Senden

Memleketten

Ve yoldaşlardan

Yaklaştıkça ayrılık vakti yüreğim yanar

Senden el çekemem

 

Hiçbir şey uzaklaştıramazdı seni bu ülke aşkından. Sen özgürlük şarkısını beynine nakşetmiştin. Zilanlardan inanılmaz cesareti, inancı, fedakârlığı öğrenmiştin. Ararat’ın kızı Sema’dan küllerinden yeniden yaratmayı kendini...

Devrimcilik atom gücüne erişmekti, öğrenmiştin işte. Öğrenmiştin kadın gerillaların özgürlük saçan Beritan gülüşlerini…

Şu an oturmuşum yüksek bir kayalığın üzerine. Yıldızları tüm çıplaklığıyla gösteren şeffaf bir gökyüzü, saman yolu etrafında serpilen yıldızlar… Şimdi ay yırtacak karanlığı ve şavkıyla aydınlatacak geceyi. Bir gerillanın saçlarında yakalayacağım güzel ve esrarengiz geçmişi.

Bazı anları övgüyle yazabilir insan. Bazı anlar var ki, ne kalemi tutabilir parmağı insanın, ne hatırlamak isteyebilir yürek. Yaşam tek güzel şeylerle yaşanmıyor. Acılar da var anlatılamayacak ölçüde ruhunu sızlatan ve yazmaya cesaret edemediği yüreğin. Çünkü kalbin kaldırmayabilir her şeyi. Kolların kırılıp kalkmayabilir, beynin sarsılabilir. Bense sana layık olanı ve hak ettiğin güzellikleri esas alıp onları anlatmaya çalıştım. 

Çok acele ettin güzel insan. Keşke bir anı daha seninle yaşasaydım. İnsan bazen bazı anları yeniden yaşamak için neleri vermez değil mi. Hani beraber dilan tutacaktık silahların gölgesinde. Çarçela’da dört mevsimi yaşayıp Serhat’tan Zagros’a uzun bir nefes ile “Loo miho” klamını söyleyecektik. Hani sen Önderlik sahasına gidip Tetmur’da tarihe bir iz bırakacaktın. Bana resim yollayıp “Efsane başladı, özgürlükle yeni bir efsane” diyordun ya. Çiyayê Sipî’yi geçince Dicle’ye benim adıma bir dağ çiçeği bırakacaktın. Nafile gülüm. Ne sen gidebildin suyun öbür tarafına ne de ben. Halen varım, hayallerini gerçekleştirmek umudundayım, hayallerin hayallerimdir, gerçekleştirilecek muhakkak.

Eşine az rastlanır bir aşktır bu sendeki inanç. Mevlana’nın aşkında da öte. Öyle bir inanacaktınız ki geleceğe, özgürlük eseriniz olacaktı. Öyle bir sevmiştiniz ki yaşamı, aşk türküsü sizin adınızla söylenecekti. Milyonlar ardılınız olacaktı. Sizler yaşamı ölesiye sevdiniz ki, tanımadığınız, görmediğiniz, ismini bilmediğiniz insanlar uğruna, insanlık adına canınızı feda etmeye tereddütsüz koştunuz. Siz de inancı, coşkuyu, sadakati ve özgürlük ateşinde halaya durmayı sevdik.

Adar yoldaş, anlamlı yaşamların hakkı tam olarak nasıl verilebilir ki! Tam hakkını veremedim ama anlayacağından eminim yoldaş. Ağrı’da adınızı altın harflerle yazacağız. Biriniz Ağrı’da biriniz de Zagros’ta tarihin beşiğinde efsaneleştiniz. Sevgiyle kucaklarım sizleri.

 

 

 

 

 

 

.

 
    ygk.gaziler@googlemail.com