| |
|
ÖZÜNDEKİ DOĞURGAN EVRENİ AY-DINLIĞA
DÖNÜŞTÜREN SOYLU KADIN KAHRAMANLAR! |
Aydınlanma belki de toplumsal
hafızanın en kutsal ve anlamlı kavramlarından biri. Türkçede bu kavram
ay kelimesinden türetilmiş. Ve ay karanlık gecelere ışık olan, görünmezi
görünebilir kılan, mitolojide de hep kadınla ilişkili olan, güzelliğin,
bereketin, yaşam ve kadın döngüsünün kimliği haline gelen, hem bilinen
ve hem de gizil olandır. Kavramın kaynağına baktığımızda dişil karakteri
çok belirgin görürüz. Nitekim insanlığın ilk aydınlanması, kadın
yaratıcılığının, doğurganlığının, emeğinin ve tüm bunların kutsallığının
öncülüğünde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla ay ile özdeşleşen kadın,
toplumsal ve bireysel boyutta insanın düşüncede ve duyguda daha üst
boyutlarda bilinç kazanmasında, yani aydınlanmasında çok büyük
atılımların sahibi olmuştur. Egemen tarih ne kadar kadını, tarihini,
kültürünü belleklerden, toplumsal hafızadan silmeye çalışsa da, kendi
tarihimizi öğrendikçe, kadın tarihinin kıpır kıpır yaşayan bir tarih
olduğunu, dilden, hafızadan tümüyle silemediklerini görüyoruz. İz süre
süre anda yaşayan kadın tarihini, kültürünü, kutsallığını yüreğimizin
heyecanlı çarpışlarıyla buluyoruz ve daha bir kendimiz oluyoruz.

Tabii ki bu arayış ve buluşma, uğruna büyük bedeller ödemek üzere çok
zorlu mücadelelerin evrimsel ve devrimsel süreçlerin ürünü olarak
gelişmiş, gelişmektedir. Ataerkil ideolojinin tüm baskıcı, yıkıcı, imha
edici karakterine rağmen, adı konulamasa da, resmi belgelere geçmese de
inadına yaşayan, hep tüm canlılığı ve renkliliği ile direnen bir
gelenektir. Tarihin başlarında tanrıçalarımızın, ortaçağda cayır cayır
yakılan cadı (bilge) kadınlarımızın ve yine kendini boğan bu ataerkil
sistemi canı pahasına kabul etmeyen, sessizce ölümüyle protesto eden
kadınlarımızın seslerini, direniş ve özgürlük çığlıklarını duyumsamamak
mümkün mü? Bu yaşam ve direniş abideleri egemenlikli sistemin yaşamda,
kadın ve erkekte, doğada varolan çelişkileri kördüğüme çevirerek
yarattığı karanlığı aydınlatan esas bir boyuttur. Şimdi tarihimizi
bildikçe daha güçlü günümüzü anlıyor, kadın ve insan sevgisini daha
büyütüyor ve geleceğe, özgürlüğe doğru daha sağlam adımlar atabiliyoruz.
Tarihin bu gür sesi, günümüzde de tanrıça kimliğiyle yeniden yeniden
diriliyor, gözlerimizi kamaştıran beyin ve ruh güzelliği ile, ay-dınlığı
ile. Tıpkı Zilan gibi, Sema gibi...
Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum
diyordu Zilan arkadaş mektuplarında. Anlamlı bir yaşam ve büyük bir
eylem. Yani anlamlı yaşamın bedeli büyük bir eylem. Peki anlamlı yaşam
ne? Bunun uğruna gerçekleşecek büyük eylem ne? Ya da bu cümlenin ardını
oluşturan gerçeklik ne? Keşke canımdan başka verecek bir şeyim olsaydı
dedirten fedai ruh nasıl bir ruh?
Zilan arkadaşın bir yakını bir söyleşide şunları söylüyordu: O
dışarıdan geldiğinde sanki içeriye on kişi girmiş gibi bir doluluk,
enerji, canlılık gelirdi eve, Bahçeye ekilen çiçekler kurumuştu. Ama O
inadına her gün onlarla ilgilenir, besler, yaşam gücü olmaya çalışırdı.
Ve en sonunda onları yeniden yeşertmeyi, canlandırmayı başardı Bu
sözleri dinlediğinde insan, Zilan arkadaşın yaşam ve bereket dolu
yüreğini, kişiliğini çok net duyumsuyor. Yaşam doluydu ve hep doğurmak
istiyordu. Bildiğimiz anlamda çocuk değil, anlamlı yaşam, güzel ve özgür
bir kimlik, büyük bir eylem doğurma istemiydi. Ana tanrıça Kürdistan
topraklarında yeniden ve görkemlice Onun şahsında böyle diriliyordu.
Hayır soyut değil, mistik de değil. Çok somut, yanımızdan, içimizden
çıkan biri olarak ve çözüm gücünü ortaya koyarak.
Bir halk kimliğiyle, kültürüyle, felsefesi, ahlakı ile yok sayılırken,
bir cins en onursuz, kimliksiz kalıplara sıkıştırılmaya çalışılırken,
bir savaş en acımasız ve kirli biçimleriyle halka, halklara karşı
yürütülürken, buna sessiz kalarak anlamlı yaşanabilir miydi? Yaşanamazdı
ve bu nedenle mücadele yolunu tercih etti, orada yerini aldı. 96da
fedai eylemini, hem Önderliğe karşı geliştirilen 6 Mayıs komplosuna
karşı, hem Kürt ve Türk halklarına karşı uygulanan kirli savaş
politikalarına karşı ve aynı zamanda içimizde gelişen çeteci
tasfiyeciliğe karşı tavrını koyma temelinde gerçekleştirdi. Anlamlı
yaşam, bu egemen sisteme karşı canı pahasına mücadele etmek,
eylemselleşmekti. Sözü buydu, özü de, pratiği de bu oldu. Dürüstlüğün,
sadeliğin, cesaretin, kadın derinliğinin, bilinçle ve yürekten
bağlılığın, iddialı ve zafere inanan militanlığın, kadın inceliği ile
buluşan zafer komutanlığının ifadesi oldu ve bu temelde tanrıçalık
mertebesine ulaştı. Başarısızlığa ihtimal verecek tüm detayları ortadan
kaldırdı, kendisi amaç oldu ve eylemleşti. Gerek genel hareketimiz ve
gerekse de kadın mücadelemiz açısından etkileri çok yoğun oldu. Önderlik
Zilan arkadaşın mektuplarını defalarca ve satır satır okuyor,
yorumluyor, Onun zafer ve tanrıça kişiliğinde derinleşiyordu. Bu
derinleşme hem genel harekete taktik ve komutanlık esaslarına ve hem de
kadın özgürlük mücadelesine ilişkin perspektife dönüşüyordu. Önderlik ve
Zilan ilişkisi, birbirini besleyen, doğuran, özgür bir ilişkiydi.
Militanlaşma ve özgürleşme mücadelesinde doğru ve anlamlı olanı çok
çarpıcı ortaya koyan bir ilişki biçimi. Yani Zilan arkadaş anlamlı
yaşayarak, büyük bir eylemin sahibi olarak tanrıçalaştı, tanrıçalaşarak
bizleri ay-dınlattı.
Ve Sema arkadaş. 98in Newrozunda bedenini ateşe vererek eylemini
gerçekleştirdiğinde 8 Marttan 21 Marta köprü olmak istiyorum diyordu.
Yani kadın mücadelesi ile ulusal-toplumsal mücadelenin kopmaz bağını,
bedenini ateşe vererek ifade ediyordu. Eylemin diliyle, ateşin
yakıcılığı ile konuşuyordu. Mazlumların, Dörtlerin, Zekiyelerin, Berivan-Ronahilerin,
Zilanların ardılı olarak böyle bir eylemi, iç ve dış düşmana,
tehlikelere karşı eylemini gerçekleştirdi. Sema arkadaşta da büyük bir
sadelik, dürüstlük, incelik, cesaret, bilinç yoğunluğu ve anlam arayışı
çok belirgin. Gerek eylem biçimi, gerekse de bıraktığı rapor ve
mektuplardaki kendini, toplumu, süreci ele alış, yorumlama, eleştirme
tarzı çok cesaretlice ve bilimsel. Ve Sema arkadaşın eylemi, 8 Mart
98de Önderlik tarafından belirtilen kadın kurtuluş ideolojisi
teorisinin gelişiminde belirleyici rol oynadı. Önderlik her şahadete
mutlaka bir gelişme ile cevap verdi. Sema arkadaşın şahadetine cevap da
kadın hareketi açısından böyle bir gelişmeye yol açtı. Kadın özgürlük
mücadelesi daha derinlik kazandı, bireyler açısından da örgütsel gelişim
açısından da. Kadın kurtuluş ideolojisi giderek kadın partileşmesi
biçimini aldı ve bugünlere dek geldi.
Haziran şehitlerimizden Gulan arkadaş da yolumuzu aydınlatanlardan. 7
Haziran 2002de sinsi bir komplo ile şehit düşürüldüğünde, düşmanın
başta kadın hareketi olmak üzere genel hareketimize de verdiği mesaj
özgürlük amaçlarınızı ve mücadele azminizi yaşatmayacağım, boğacağım
idi. Fakat mücadele gücümüz bunu da tersine çevirmeyi başardı. Gulan
arkadaşın kişiliğini, yaşam ve mücadele çizgisini yaşatmak, Onun
aydınlatıcılığında yürümek, özgür yaşamda ve mücadelede ısrarı getirdi.
O bir fedaiydi, uğrunda ölecek kadar yaşamı sevenlerin soyundan
gelmişti. Kişiliğindeki azim, bilinç, ısrarcılık ve çizgiye bağlılık
gibi karakterler, şahadeti ile düşmanın amaçladığı amaçları boşa
çıkardı, özgürlük mücadelemiz açısından daha fazla ısrarı, inadı ve
bağlılığı getirdi.
Kadın özgürlük mücadelesi ateşi ve ışığı kendi olan bir mücadele
geleneği ile büyüdü, büyüyor. Tabii ki salt eylem biçimleri açısından
değil, eylemleri gerçekleştiren karakterlerin içinde barındırdığı
özgürlük ateşi, insan sevgisi ve bilinç yoğunluğu açısından. Bu bir
aşktır. Buradaki aşk, özgürlüğe, toplum sevgisine, kendi olmaya, anlamlı
yaşamaya, onurlu bir kadın olmaya ve zafer bilincine odaklanmış bir aşk.
Sıradan aşkların ötesinde. Egemen ataerkil sistemin iradesizleştirdiği,
kendi olmaktan uzaklaştırdığı ve küçük dünyalara hapsettiği kadın
soyundan, kendi olan, toplumsal sorunlardan cins sorunlarına kadar
kendini çözüm gücü haline getirerek irade olan, özündeki doğurgan evrene
büyük bir aşkla yönelen yeni bir kadın soyuna dönüşümdür. Tarihte örnek
verilebilecek bir çok kadın öncü gibi, mücadelemiz içindeki kadın
şehitleri de bu özgür ve aşkın kadın soyunun temsilcileri, tanrıçalığın
diriliş sembolleridir. Bu güzel ve anlamlı kadın soyluluğunda yaşamak
da, mücadele etmek de, uğrunda ölmek de en onurluca olanı. Mücadelemizin
gelmiş olduğu bu süreçte de Zilanca, Semaca, Gulanca yaşamak, mücadele
etmek, kimlik olmak başarıyı getirecek olandır. Zaferin ve özgürlüğün
ipuçları bu karakterlerde gizli. Yeter ki bu yürekleri yüreğimizle
dinleyelim, bu beyinleri ince zekamızda kavrayalım. Böyle olduğunda
özgürlüğü ve zaferi yaşanabilir kılmak, karanlıkları ayın güzelliğinde
ay-dınlatmak bizlerin ellerindedir.
Çiğdem Doğu
|
|