| |
|
Temmuz
Sıcağında Pervaride Ölümsüzleşenler |
Hakikat ehillerinin vasıl
oldukları bir gerçek, topraktan gelip toprağa gideceğimiz şeklindedir.
Zamanın vahşetinde, topraktan geldiğimiz gerçeği karşısında toprağa
gideceğimiz, şüpheli bir ihtimal olarak durmakta. Çünkü, vahşet öyle
bir düzeye gelmiş ki, ölülerimizi yakıyor, en gelişmiş insan aklının
ürünü olan silahlarla eritiyor ve bir avuç kül dahi kalmamacasına
korkuyorlar cesetlerimizden. Lakin her eylemin karşıtını oluşturacağı
hakikatinden habersiz gibiler.
Ölüm ve yaşam tanımlarının
yeniden sorgulandığı zamanlardayız.
Nedir yaşamak? Ölmek hangi
zamanın hükmünde var olmaktadır? Ölmenin olmakla bağlantısını kurmaya
başladığımız zamanlardan beri, ölümsüzlük kavramının üzerinde duruyoruz.
Gılgameşin düşürdüğü ölümsüzlük otunu bulduğuna inandığımız, bunu anı
anına hissettiğimiz şehitlerimizin, ölümsüzlerimizin zamanlarını
solumak, tüm algılamaları yeniden tanımlamaya yöneltiyor. Kalplerin
kıyısında, heplik ve hiçlik algılamalarına yeniden yönelerek yok
edilişlere odaklanan vahşet zamanlarını reddediyoruz,
ölümsüzleşenlerimizi yüreğimizin toprağına ekerek. Her red, yeniyi
yaratmanın da ilanıdır. Bu redler vahşetin, barbarlığın, cansız gerilla
bedenlerine işkence eden tecavüzcü sistemlerin dışında, onların tamamen
tersine bir özgürlük ve yaratım algısıyla yeniye yönelme istem ve
iddiamızın göstergesidir. Bu iddiadaki gücümüzü, şehitlerimizin direniş
geleneğinden, ölümsüzleşme gerçeğinden almaktayız.
Şehitlerimizin ölümsüzlüğü,
bizlerde yaşayan direniş ve özgürlük gerçeğidir.
Uzaklardan yine bize yakın
geldi karanlık zamanlara ilişkin havalar. Temmuz sıcağında yüreğimizi
yaktı her zerresi o havaların. Yaktı kavurdu bu sıcakların yüreğimize
değen soluğu. Pervaride yaşanan çatışmalarda şehit düşen gerillaların
bedenlerine yapılan işkenceler, tacizler ve her türlü insanlık dışı
uygulamalar, erkek egemenlikli tecavüzcü kültürün sistemik
gerçekliğidir. Gerçeklik olmasına rağmen kirli, geri ve barbardır. Ve bu
nedenle bu dünyaya ve evrene ait bir hakikat değildir. Bize ait
değildir. Dünyamızdaki hiç kimseye-hiçbir şeye ait değildir.
Pervaride şehit düşen yol
arkadaşlarımız, yüreğimize hücum eden yol algılamalarını yeniden yeniden
sorgulatıyor bize.
Kahraman, yüreği gözlerinde
ışıldayan bir Kahraman. Kahraman, yeni özgür insan modeli. Yüreği
avuçlarında, güven saçan bakışlarıyla geleceğin özgürlüğünden haber
veren bir yol ehli. Yolu güzel eyleyen bir yolcu, aynı zamanda yol
açıcısı. Önderliğe yürek vermiş, Önderliğin yüreğiyle yüreğini bir
etmiş, Önderlik gerçeğinde yüreğini katre katre eritmiş bir yol ehli.
Kendini yaratmanın zorlu yürüyüşünde anlamlı zamanları yakalamış, anlamı
kendi nefesinden, kendi yüreğinden süzüp getirmiş ve hakikati kendi
gözlerinde yola katmış bir yol ustası
Yoldaşımız
Her adımında
gözlerinde özgür yaşama cesaretle yönelişi gördüğümüz bir ön saf
militanı...
Hebun, kayıp kızların
tarihinden çıkıp kendini var kılmış bir dolu yürek. Kayıp tarihin izini
darmadağın etmiş, yüreğinde yeni özgür kadın tarihini tel tel dokumuş,
kendini yol etmiş Munzur çağlayışı. Ateşten tarihe bir kelebek koşması.
Özgürlüğe bir soluk kala, nefes nefese bir çığlığı zamana işleyen bir
kalp sağaltıcısı. Anlamlı yaşama ciddiyetini kendi yaşam adımlarında
militanca gösteren Dersimli bir kadın gerilla. Yaşamından süzdüğü uçurum
feryadına kanatlanmayla cevap veren ve kendi cevabıyla kendi varlığını
oluşturan, kendine ad olan bir özgür var oluş. Gülmenin, ağlamanın,
sevmenin, hüzünlenmenin, savaşmanın ve barışmanın, yazmanın ve okumanın,
yaşamı okumanın en zamanındasını gerçekleştiren bir mâşuk. Önderliğin,
Önderliğin yarattığı yolun, özgür ve anlamlı yaşamın âşığı
Ve Sılav
Botanın kalbinden
sökülüp çıkarılan sürgün zamanların dumanında tüten bir sevdadan kendini
süzen ülke sevdalısı Sılav. Yarım kalan sevgilerin yüreğinde, yarım
kalan yaşamların kor ateşinde, tam ortasında alevlerin, insana, toprağa,
havaya, suya ve özgür soluklara özlemle, sevgiyle yoğurarak kalbini,
yakılan köyünün dumanından süzülüp yaratmış kendini. Sılav bir özgür
ülke âşığı
Sevmeleri seven bir yürek yapıcısı. Kendi soluğunun uzağına
düşmüş bir zamanda, öyle bir zamanın özgür solumalarında kendini arayan
bir yol arkadaşı. Köyünün üzerinde dumanı tüten yakılmış zamana sitemli,
o göğe yükselen zamana yetişme telaşında, bir kanatlanma eğilimi Sılav.
Ali Çiçek, doğulu bir
özgürlük açılması. Bir gonca gül, bir şafak kızıllığı. Zamanın bir
erkeni işte
Gencecik bir yürek Ali Çiçek. Doğu Kürdistanın özgürlüğe
susamış bir avuç toprağı, el değmemiş, özgürlük kokan... Ahlakı
haykırarak tanrılara meydan okuyan Zerdüştün mekânından ilham alıp
Önder Aponun yolunda özgürlüğe yürüyen bir yeşeriş: Ali Çiçek. Temmuz
direnişçilerine özenmiş bir filinta. Kemal Pire yoldaş olmak istemiş
bir özgürlük öğrencisi. Temmuzun bedenine yazılmış, çiçeği burnunda bir
özgürlük açılması, bir gonca gül
Ve gonca güllerin anlamlı
zamanlara açılması
Özgürlüğün taç yaprakları
Kemal, Havin, Mahsum,
Herekol, Azad, Şahin
Her birini yüreğimde ince kan
kızıl bir sıcaklıkla duyumsuyorum şimdi.
Çocuk sesleri duyuyorum bu
satırları yazarken. Slogan atan, Biji Serok Apo demeyi her şeyden önce
öğrenen ve hayatlarının besmelesi bilen çocukların yürek atışlarını
duyuyorum. Ve ölümsüzleşen her bir yoldaşın şahsında, özgürlük iradesini
çoğaltma ve özgürlük güllerini tüm zamanlarda, bedenlerinden süzdükleri
kendileriyle, ter ve kanla sulayan özgürlük âşıklarının yolundan gitme
kararlılığıyla, çocuk seslerini yüreğime katıyorum. Onurlu evlatlarını
omuzlarında taşıyan babaları, onlar için zılgıt çeken anaları, halkımın
onuruna sahip çıkan tüm bireylerini gururla sahipleniyor ve
yüreklerindeki özgürlük çiçeğini kanlarıyla sulayan PKK gerillalarının,
Önderliğimize yol arkadaşı olma iddiasında olan yoldaşlarımızın anıları
önünde saygıyla eğiliyorum.
Dilzar Dîlok
5.Temmuz.2010
|
|