| |

Adı, soyadı: Hüseyin ŞENGÜL
Kod adı: Şerif
Doğum yeri ve tarihi: Silopi, 1973
Mücadeleye katılım tarihi: 1988
Şehadet tarihi ve yeri: 19 Kasım 1997, Mila Kêrê-Şırnak
Görevi: Tabur komutanı
Şehit Şerif yoldaşın anısına...
Bir ezgidir söylenen, esintidir sezilen, çağlayandır akan ve durmayan...
Baharda açan, filizlenen fidanlar gibi, tomurcuklanan çiçekler misali,
yeniye haberci şen öten kuşlar gibi...
Zozanlar böyledir sürekli. Uçsuz bucaksız, yemyeşil, rengarenk, gözlerin
alabildiği kadar saf ve sade. En güzel kokan otlarıyla, serin
esintisiyle tertemizdir hep. Her gün apak giysilerini bırakıp yeşiller
giyinerek baharı yaşar, yaşatır. Her gün baharı yaşamak, yeniden yeniden
yaşamak insanı heyecanlandırır, yüreklendirir, cana can katar.
Duygularını ayaklandırır, şaha kaldırır. Kürdistan'da oluşu anımsatır.
Kürdistan'ın tarihini hissettirir. Ve insanın öfkesini kabartırken
sömürgecilere karşı, daha bir bağlar vatana, vatanın insanlarına.
Bu satırlar zozanlarla iç içe büyümüş, yaşamış, esintisinde serinlemiş,
soğuğunda pişmiş, sıcağında kavrulmuş, hep karışında düşmanla savaşmış,
zozanların özgürleştirici enginliklerinde hep özgürlüğün tutkunu ve
savaşçısı olmuş bir kahramanın hayat hikayesini dile getirmek
istemektedir. Şehadetiyle bu zozanlara adını veren bu kahramanı tüm
yönleriyle satırlara sığdırmak mümkün değil. Ama dayanıklılığını,
özverililiğini, sadeliğini, ataklığını, amaca bağlılığını dile getirmek
için, satırların altın harflerle beyaz tarih sayfalarına işlenmesine
ihtiyaç vardır. Zozanlara adını veren bu kahramanları, gelecek nesiller
bilmeli, bilip değer biçmeli, değer biçip korumalı ve yaşatmalı. Bunun
için satırlara dökmek gerek...
Zozanlar Botan'ın sevgilisidir. Botan zozanlarla daha bir güzelleşir,
genişler, ferrahlık kazanır. Tarih boyunca direnişlere merkezlik eden
Botan, özgürlüğü zozanların doruklarında yaşatabilmişir ancak.
Kana bulanmış tarih sayfaları aralandığında, bir bir çevrildiğinde;
yaşanan direnişler, gösterilen kahramanlıklar, istila, işgal, kan,
gözyaşı, ihanetler ve her şeye rağmen özgürlük yaşatan dağ dorukları
beliriverir hemen. İnsan Botan'da görür yeni yeni yaşamları,
kahramanlıkları, isyanları, ayaklanmaları ve insan yeniden yaşar
Kürtlüğün özünü; anımsar Zerdüşt'ü, Kawa'yı, Mem
?
Zîn'i.
Uygarlığın şafak vaktinden bugüne Kürt insanı Botan'ın dağ doruklarında
savaşım vermiş, Kürtlüğünü, insanlığını korumaya, sahip çıkmaya
çalışmıştır. Düşmanları rahat bırakmaz Kürdü. Kürdistan güzeldir,
zengindir. Bu yüzden çeker bütün istilacıların iştahını. Her işgal ve
istilada, dağlarda korur kendisini Kürt. Kimisi Düzenin sömürgecileriyle
uzlaşıp ihanet ederken, dağlardakiler direnir inadına. Özgürlüğü
bırakmaz elinden. Kopsa da medeniyetten, vazgeçmez dağ doruklarının
özgür esintisinden.
Yücedir Botan'ın dağları. Engin, uçsuz bucaksızdır zozanları.
Zozanlarında yüksektir tepeleri. Başı dumanlı olur hep. Erişilmez,
zaptedilmez, geçilmezdir ve korur Kürdü, sarmalar, yaşatır, getirir
günümüze dek...
Hala aşiretler, kabileler vardır Botan'da. Kapitalizm girememiş,
parçalayamamıştır şehirlerde olduğu gibi. Her aşiretin yeri, yurdu,
otlağı vardır, gelenek ve görenekleri vardır. Her aşiretin ayrı bir
özelliği, bir yiğitliği vardır. Feodal gururla bağlıdır Kürtlük
geleneklerine. Misafirperverdir. Merttir. Sözünün eridir. Gözüpek ve
cesurdur. Kürtçe konuşur sadece. Başka dili konuşmak ayıptır onlarda.
Ama bazı aşiretleri de gericiliğin, ihanetin temsilcisidir. Sadece kendi
aile ve aşiret çıkarları için satmıştır ülkeyi, halkı. Geçmişten bu yana
hem ihanetin hem de direnişin kalesi olmuştur Botan, Kürt tarihi gibi...
İşte Şerif yoldaş böyle bir ortamda dünyaya gelir. Kürtlüğün bitti
dendiği bir dönemde, gelişen Ulusal kurtuluş mücademizin ilk nüvelerinin
atıldığı '73 yılında Silopi'nin Başak köyünde yoksul bir ailenin çocuğu
olarak doğar. Ailesi koçerlik yapmaktadır.
Bu alanda koçerlik yaygın görülen bir yaşam tarzıdır. Küçükbaş hayvan
besleyen koçerler, baharla birlikte sürüleriyle birlikte cümbür cemaat
zozanlara taşınırlar. Kışa kadar sürer bu iş. Kışa yakın dönemlerde ise
tekrar köylerine dönerler. Bu yüzden "koçer" denir onlara. Ovalarda
otların kurumaya başladığı süreçlerde zozanlar yemyeşildir. Eriyen
karların altında diz boyu uzanır otlar. Her aşiretin bir otlağı vardır
zozanlarda. Öyle rastgele giremez kimse otlağa. Eğer girilecekse ücreti
verilir. Bu, zozanlarda yazılmamış bir kuraldır. Bu kurala herkes uyar.
Ve bu kural ihlal edildiğinde silahlar çekilir, mevziler kurulur,
çatışma, vuruşma başlar. Ortalık kan gölüne döner. Aşiretler birbirine
girer.
İşte böyle bir ortamda büyür Şerif yoldaş. Tüm bu çelişkileri,
çatışmaları yaşayarak, görerek büyür.
Daha küçük yaşlarda içinde bulunduğu bu çelişkili durumu
değerlendirmeye, düşünmeye başlar. Kendi kendisine sorular sorar, yanıt
aramaya çalışır. Okul okumadığından siyasal çözümler üretemez. Zihni
yoruluncaya kadar böyle sorup cevap bulmaya çalışır.
Ailesi yurtseverdir, ancak hiçbir şeyi çözecek güçte değildir. Alanda
ilkel milliyetçi KDP'nin etkisi ve örgütlemesi vardır. Bu nedenle
insanlar yeni düşüncelere fazla açık değildir. İlkel milliyetçilik ve
aşiretçilik, düşüncelerini geri bırakmıştır. İnsanları bilinçlendirmeyen
bu zihniyet sadece kendi geriliklerini dayatmıştır halka. Bu yüzden
çözüm gücü olamamaktadır halkın kapsamlı sorunlarına. Salt bir gelenek
olmaktan öteye de gidemez bu yüzden.
Botan insanı, yurtseverliğinin bir gereği olarak yıllarca her Kürt
örgütüne, Kürtlük adına yola çıktığını iddia eden herkese hizmet etmiş,
yardım ve destek sunmuştur. İşte KDP'nin burada zemin bulması bundandır.
Melle Mustafa Barzani'nin Irak sömürgeciligine karşı savaşım yürüttüğü
yıllarda bilinçsiz de olsa "Kürtlük davasıdır" diyerek destek vermiş,
katılım göstermiştir. Bunu yıllarca sürdürmüş, ancak sonuç alamamıştır.
PKK'nin '80'li yıllarla birlikte silahlı mücadeleye burada başlaması
sayesinde, Botan modern bir ideoloji ile tanışmış ve kısa süre içinde
bunu desteklemeye başlamıştır. İlkel milliyetçiliğin bütün engelleme
çabalarına rağmen gerçekleştirilen 15 Ağustos Atılımı'yla da bu bölge
PKK'nin denetimine girmiştir.
Agit (Mahsum Korkmaz) yoldaş Botan'a ilk gelen gruplar arasındadır.
Bestler, Herekol, Kato, Masiro... derken Botan'ın tamamına ulaşır.
Burdaki halka Ulusal kurtuluş siyasetini götürür, günlerce anlatır,
toplantılar düzenler, kavratır, bilinçlendirir.
Şerif yoldaş ve ailesi de zozanlarda gerilla ile tanışır. Kürdistan
adına silahlanmış insanlarla ilk kez karşılaşırlar. Onların
konuşmalarını can kulağıyla dinler, kurtuluşun bu ideolojide olduğunu bu
sayede öğrenirler. Ve gönülden bağlanarak mücadelenin kopmaz
destekçileri olurlar. Şerif yoldaş da küçük yaşına rağmen gerillalardan
etkilenir. Bu korkusuz, kendini halkına adamış, her şeyiyle etkileyici
insanlara büyük bir sempati besler.
Yıllar tez akar... 15 Ağustos 1984'te adım adım geliştirilen örgütlenme
büyük bir atılıma dönüşür. Kürtlük adına her şey bitti denildiği bir
noktada, böyle bir atılım etkisini çabuk gösterir. Yeni bir isyan
başladı düşüncesine kapılan herkes silahını kaparak dağların yolunu
tutar. Öyle ki, birçok insanı tekrar evlerine göndermek için saatlerce
dil dökülür, propaganda yapılır. Her tarafta bir isyan, bir serhildan
havası vardır. Ama gerilla hazırlıksızdır. Parti Önderliği'nin
uyarılarına rağmen, atılımın etkisini hesaplayamamıştır gerilla
komutanları. Bu yüzden birçok insan evlerine dönmek zorunda kalır.
Bu ayağa kalkış, sömürgecilerin dikkatinden kaçmaz ve büyük bir panik
içine düşerler. Bu yüzden önce büyük operasyonlar, ardından OHAL, daha
sonra da koruculuk politikaları devreye sokulur. Suç işlemiş birçok
aşiret ve aşiret reisi, korucu olmaları ve gerillayla savaşmaları
karşılığında affedilir.
Savaş her geçen gün genişler, coğrafyayı öğrenen, halkın desteğini alan
gerilla adım adım bütün Botan'a yayılır.
1988 yılına gelindiğinde Botan'da savaş bir hayli gelişmiştir. Eski
isyanlar gibi kısa sürede bastırılacağı düşünülen ve "son isyan" olarak
nitelendirilen Ulusal kurtuluş mücadelesi, söylenenlerin aksine alanını
genişletmiş, ordulaşma, serhildan, kurtarılmış bölge planları yapılmaya
başlanmıştır. III. Kongresini yapan PKK, Askerlik Kanunu, Vergilendirme,
Ordulaşma ve kurtarılmış bölgelerin yaratılmasını karar altına almış ve
çalışmalar bu temelde yürütülmüştür.
Bu yıl henüz 15'inde olan Şerif yoldaş, özel savaş güçlerinin baskıları
nedeniyle artık zozanlara çıkamamanın acısını derinden yaşar; zozanlarda
gördüğü, birlikte oturup sohbet ettiği, sıcak süt, taze peynir ikram
ettiği gerillaları özler hep. Çobanlık yaptığı yaylaları, soğuk
sularından içtiği pınarları, dağların serin esintisini arar durur.
Bunlara kavuşabilmenin tek çaresini de gerillaya katılmak olarak görür.
Bunun için hemen karşısında bütün ihtişamıyla yükselen kutsal Cudi
dağına gitmesi gerekmektedir. Çünkü Cudi dağı şimdi sadece Nuh'un
gemisini değil, gerillaları da bağrında taşımaktadır.
Ve yola çıkar Şerif yoldaş... Adım adım, kaya kaya, vadi vadi tanıdığı
Cudi dağında gerillaları arar. Ve sonunda onları bulur. Daha önceden
tanıdığı gerillalara geliş sebebini açıklar. Gerillalar, yaşı küçük
olduğu için önce almak istemezler. O kadar ısrar eder ki, O'nunla baş
edemeyeceklerini anlayınca yanlarında kalmasına müsade ederler.
Koçerlik yaşamı zaten bir gerilla yaşamı gibidir. Dağlarda gezilir,
soğukta, sıcakta kalınır, doğanın zorluklarına, sömürgeci ordunun
acımasızlığına karşı direnilir... Bu nedenle gerilla yaşamına uymada
zorluk çekmez Şerif yoldaş. Gerilla giysilerini ilk giydiğinde, silahını
ilk kuşandığında çok mutludur. İlk göreve gidişinde sevinçten uçacak
gibidir. Hele ilk eyleme gidişinde bir kaplan kadar çeviktir; atak ve
cesaretle mevzilerin üzerine yürür. O artık halkının özgürlüğü içi
savaşan bir gerilladır. Bunun önemini derinden kavramaktadır. Yaşama ve
pratik çalışmalara da bu temelde katılım göstermektedir.
Okul okuma imkanı olmadığı için öğrenmeye açtır Şerif yoldaş.
Eğitimlerde iyi bir performans sergiler. Ne anlatılırsa hemen kapar.
Bazen bıktırıcı düzeyde soruları olsa da, güçlü bir gelişim gösterir.
Zamanla okuma yazmayı da öğrenmeye başlar.
Yoğun eğitimlerden sonra Cudi alanından Gabar alanına gönderilen Şerif
yoldaş, '90 yılında manga komutanlığına getirilir. Bu görevini başarıyla
sürdürür. Daha büyük görevlere talip olduğunu gelişimiyle herkese
gösterir ve '91'de takım komutanlığına yükselir. Arkadaşlarıyla
kaynaşmasını bilen, sorumluluk duygusu güçlü, yönetim özelliklerinde
yetkin, savaşa hükmedebilen, sorunlar karşısında tıkanmayarak çözüm
bulan, inisiyatifli bir komutandır. Zaten savaşçılığı da, komutanlığını
da yaşayarak öğrenmiştir. Nerede nasıl davranması gerektiğini önce
komutanlarını izleyerek, sonra komutası altındaki savaşçıları kendisinin
ilk katıldığı süreçleri göz önüne getirerek eğitecek bir yöntem
zenginliğine ulaşmıştır. Savaş tecrübesini de en zorlu eylemlere
katılarak kazanmıştır.
1992 baharında Çatak alanına takım komutanı olarak gönderilen Şerif
yoldaş, sağlam bir kadro eğitiminden geçmiş, kendisini yenileyerek
eksiklik ve yetmezliklerinden büyük oranda arınmış, ideolojik
yetmezliğinden dolayı girdiği eksiklikleri, duygusallıkları aşarak, daha
bilinçli, daha kararlı bir düzey kazanmış olarak pratiğe yürümektedir.
Bu yıllarda Çatak alanı henüz gerilla faaliyetine tam anlamıyla açılmış
değildir. Dolasıyla zorlu bir dönem yaşanacaktır. Azimle, fedakarca
süren çabalar sayesinde alan adeta yeniden fethedilir, halka gidilerek
ulusal kurtuluş siyaseti yeniden anlatılır, özel savaş güçleriyle yoğun
bir savaşa tutuşulur. Ve alan Şerif yoldaşın ismiyle anılır hale gelir.
1989 yılında Botan'da kendini hissettiren feodal komplocu anlayışın
kontravari yaklaşımları sonucu çeteciliğe itilen ve gerillaya neredeyse
kapalı hale getirilen Çatak alanının yeniden Ulusal kurtuluş güçlerine
açılması için, sabırlı, cesaretli, kararlı ve savaşkan komutanlara ve
savaşçılara ihtiyaç vardır. İşte Şerif yoldaş kendi birliğiyle birlikte
bu iradeyi gösterir. Alana girişiyle birlikte müthiş savaşarak Türk
ordusuna ağır darbeler vurur. Çeteciliğe büyük darbe indirir ve alanda
gerillanın otoritesini tesis ederek alanın kördüğüm haline gelmiş
sorunlarını bir bir çözer, köy köy, ev ev gerillanın hizmetine açar.
Daha sonra '92 Güney Savaşı'na Kuzey'den takviye olarak gider ve KDP
ihanetçiliğine karşı savaşır, bu savaşımda önemli yararlılıklar
gösterir. Savaş sonrasında bir kısım gerilla gücü ile birlikte tekrar
Güney'den Kuzey'e geçer. Kış mevsimi başlamıştır ve güçlerin üslenme
hazırlığı yoktur. Bunun için epey zorluk çekilir. Ancak Şerif yoldaş bu
zorlukları aşmasını bilir. Yaratıcı özellikleriyle yapısını korumayı
başarır. Bu süreçte bölük komutan yardımcılığı görevini yapan Şerif
yoldaş, devrimciliğin engel tanımaz, zorluklara boyun eğmez iradesini
kendi şahsında temsil edebilmiş ve zorluklar içinde pişerek, onlar
karşısında geri çekilmek, yılmak yerine, çözüm gücü olarak devrimci
iradesini geliştirip çelikleştirmesini bilmiştir.
Baharın gelişiyle birlikte Şerif yoldaş, Çatak mıntıka sorumluluğu ile
görevlendirilir ve Beytüşşebap bölge yönetiminde yerini alarak yeniden
zozanlara yönelir. Bu yıl pratiğinde en çok eylem yapan birlik olarak
ödüllendirilen Şerif arkadaşın komutasındaki birlik, Narê karakol
eyleminde 14 silah kaldırarak yılın gelişmelerinde büyük pay sahibi
olur. Başarılı pratiğinden dolayı bölük komutanlığına getirilen Şerif
yoldaş, bu yıldaki kapsamlı birçok eylemde birliğiyle birlikte yer alır.
'93 yılında bilinen Hosyan kuşatması ve Bestler'e yönelik kapsamlı
operasyonların karşılanmasında, başında bulunduğu hareketli birlik ile
önemli roller oynar.
1994 yılında Önderlik sahasına gönderilir Şerif yoldaş. Burada Parti
Önderliği'nin denetiminde güçlü bir eğitimden geçer. Kendisini baştan
yaratmayı esas aldığı bu süreçte Şemdin Sakık unsuruyla da karşı karşıya
gelmekten çekinmez. Bu nedenle 1996 yılında Zeki unsuru Botan eyaletine
geldiğinde hedeflediği kişilerden birisi de Şerif yoldaş olmuş, komplo,
entrika ve dolaylı yönelimlerle bu arkadaşı işlemez kılmaya çalışmıştır.
Akademi eğitimi dönüşünde Parti Önderliği'nden aldığı büyük moral güç ve
desteği başarılı bir pratikle hayata geçiren Şerif yoldaş, en az kayıpla
en başarılı eylemlerin altına imzasını atar. Bu arada Beytülşebap bölge
komutan yardımcılığı görevine getirilir. Yine Çatak alanındadır ve
başarılı bir pratiğin sergileyicisidir. Bu başarılı pratiğinin sonucunda
'95 yılında bölge sorumluluğuna getirilerek, tabur komutanlığına atanır.
Çatak alanını genişliğine açmak için Gevaş'a doğru seferler düzenler. Bu
arada Dimê karakol baskını eylemini planlayıp gerçekleştirerek karokolu
koruyan üç tepeyi kaldırır ve karakolu ele geçirir.
'96 kışını Bestler alanında eğitim faaliyetleriyle geçiren Şerif yoldaş,
pratik sürece Miks, Gürpınar, Gevaş sorumlusu olarak başlar. Bu yılda
Zeki unsuru Botan eyaletine gelmiş, artık inanmadığı mücadeleyi geriye
çekerek tasfiye planlarını hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bu
tasfiyecilik iç yüzünü henüz açığa vermemiş olduğundan, dikkatleri
üzerine çekmeden çalışmalarını sinsice yürütmektedir. Şerif yoldaş gibi
partiyi pratikte kavrayan, doğru ile yanlışı ayırt edebilen ve savaşın
içinde pişerek savaşla yoğrulmuş bir komutanın bu tasfiyeciliği
sezmemesi mümküm değildir. Nitekim tasfiyecilikten rahatsızlık duyan,
onunla uyuşmayan, emirlerine uymayan bir pratiğin sahibi olduğu için
tasfiyeciliğin boy hedefi haline gelir. Şerif yoldaşı yapı içinde
oldukça sevilip sayılması nedeniyle görevden almayı göze alamayan
tasfiyecilik, "yoğunlaşmaya ihtiyacı var" biçiminde bir gerekçeyle O'nu
karargah bünyesine çekerek alandan uzaklaştırır.
Tasfiyeciliğin iç yüzünün ortaya çıktığı '97 yılında tekrar tabur
komutanı olur ve hareketli birlikle pratiğe çıkar. Bu yılın başlarında
Kîrya Reş tuburu on güne yakın bir süreyle kuşatmaya alınır. Ağır
silahlarla dövülen taburun yardımına hiçbir askeri güç ulaşamaz. Bu
eylemin yürütücüleri arasında Şerif yoldaş vardır. Böylece bu yılın
mücadelesinde partinin döneme dayattığı taktiği hayata geçirmede Şerif
arkadaşın rolü başlar ve giderek belirginleşir, yıla damgasını vurur.
1996-97 kış sürecinde geliştirilen taktik eğitim devresinde Eyalet
Koordinatörlüğü'ne en büyük desteği sunan, bu devrenin bizzat
sorumluluğunu üstlenmiş olan, güvenliğinden lojistiğine kadar tüm
ihtiyaçlarının karşılanmasından sorumlu olan Şerif arkadaşın kendisidir.
Bu sürecin sonunda geliştirilen IV. Eyalet Konferansı'na katılır ve
yeniden eyalet yönetimine seçilerek pratikte aktif yer alır. Daha sonra
bazı çalışmaları için Haftanin alanına geçer ve baharla birlikte, dönem
için önem arzeden lojistik ve cephane hazırlık çalışmalarını
sürdürdükten sonra tabur gücüyle birlikte Botan'a, Bestler'e gelir. Daha
sonra zozanların açılmasıyla yeniden Beytülşebap-Van zozanlarına uzanan
Şerif yoldaş, bu süreçte Deşta, Elkik, Alan vadisi ve birçok yerde
önemli eylemler geliştirmiştir. Yine Hakkari şehir baskınında da önemli
yararlılıklar göstermiştir.
Sonbahar yaklaşıp da zozanlar karla kaplandığında ve güçler artık burda
hareket edemez olduğunda çoğunluk eğitim kamplarına çekilirken, Şerif
yoldaş başında bulunduğu tabur gücüyle bu kez Batı cephesine yönelir.
Batı cephesinde mevsim koşulları hala eylem yapmaya elverişlidir.
Hareketli tabur gücünü alarak buradaki yoldaşlarına güç, moral, destek
vermek, eylemlerde birlikte yer almak amacıyla Gabar'a yürüyecektir. Bir
süre Bestler alanında kalarak Eyalet Koordinatörlüğü ile gerekli
planlamayı yaptıktan sonra bu alandaki arkadaşlarıyla vedalaşır ve
Garısan üzerinden yola koyulur.
Bu yolculuk esnasında bir savaşçı birlikten kaçar. 'Düşmana gidip bilgi
verebilir' endişesiyle yol güzergahını değiştiren Şerif yoldaş,
kendisine oradan gitmemesi söylendiği halde Rusor hattından geçmeye
çalışır. Oysa birlikten kaçan savaşçı kısa süre sonra başka bir gerilla
birliği tarafından yakalanacak ve sorgulanmak üzere Eyalet Karargahı'na
getirilecektir. Bundan habersiz olan Şerif yoldaş Rusor hattında
ilerlerken, Mila Kêrê taburunda bulunan tankların termal kameralarınca
görülür ve tankların yoğun ateşiyle topa tutulur. İlk ateşle birlikte
birlik hemen tedbirlerini alarak siperlere yatar. Ancak Şerif yoldaş,
dört savaşçı yoldaşıyla birlikte bu ilk ateş sırasında yaşamını yitirir
ve yüce şehadet mertebesine ulaşarak vatan topraklarıyla bir daha
kopmamacasına birleşir, bütünleşir.
Şerif yoldaşın cenazesi diğer yoldaşlarıyla birlikte görkemli bir
törenle kutsal vatan topraklarına teslim edilirken, bütün savaşçıları
O'nun anısına bağlılık sözü verir.
Okumayı, yazmayı toplantılar düzenlemeyi, saatlerce konuşmayı,
savaşmayı, mevzilenmeyi, yüzlerce insana komuta etmeyi parti içinde
öğrenen Şerif yoldaş, sağladığı bu gelişmelerle hiç kendini kaybetmemiş,
sürekli mütevazi, sürekli dürüst, emekçi, fedakar ve uyumlu olmasını
bilmiştir. Kimseyi incitmeyen üslubu, çalışkanlığı, olgun kişiliğiyle
herkesin saygı ve sevgisini kazanmış, herkesle birleşip bütünleşmiş,
parti dışılıklara karşıysa amansız savaşarak gelişmenin sırrını
yakalamasını bilmiştir.
Biz de bu kahraman komutanımızın anısına bağlılığın bir gereği olarak,
uğrunda canını verdiği mücadelesini yükselteceğimize söz veriyoruz.
Mücadele arkadaşları
|
|