ZOZANLARIN KAPLANI

 

MÜCADELE ARKADAŞLARI

Serif Sperti

Adı, soyadı: Hüseyin ŞENGÜL

Kod adı: Şerif

Doğum yeri ve tarihi: Silopi, 1973

Mücadeleye katılım tarihi: 1988

Şehadet tarihi ve yeri: 19 Kasım 1997, Mila Kêrê-Şırnak

Görevi: Tabur komutanı

 

Şehit Şerif yoldaşın anısına...

Bir ezgidir söylenen, esintidir sezilen, çağlayandır akan ve durmayan... Baharda açan, filizlenen fidanlar gibi, tomurcuklanan çiçekler misali, yeniye haberci şen öten kuşlar gibi...

Zozanlar böyledir sürekli. Uçsuz bucaksız, yemyeşil, rengarenk, gözlerin alabildiği kadar saf ve sade. En güzel kokan otlarıyla, serin esintisiyle tertemizdir hep. Her gün apak giysilerini bırakıp yeşiller giyinerek baharı yaşar, yaşatır. Her gün baharı yaşamak, yeniden yeniden yaşamak insanı heyecanlandırır, yüreklendirir, cana can katar. Duygularını ayaklandırır, şaha kaldırır. Kürdistan'da oluşu anımsatır. Kürdistan'ın tarihini hissettirir. Ve insanın öfkesini kabartırken sömürgecilere karşı, daha bir bağlar vatana, vatanın insanlarına.

Bu satırlar zozanlarla iç içe büyümüş, yaşamış, esintisinde serinlemiş, soğuğunda pişmiş, sıcağında kavrulmuş, hep karışında düşmanla savaşmış, zozanların özgürleştirici enginliklerinde hep özgürlüğün tutkunu ve savaşçısı olmuş bir kahramanın hayat hikayesini dile getirmek istemektedir. Şehadetiyle bu zozanlara adını veren bu kahramanı tüm yönleriyle satırlara sığdırmak mümkün değil. Ama dayanıklılığını, özverililiğini, sadeliğini, ataklığını, amaca bağlılığını dile getirmek için, satırların altın harflerle beyaz tarih sayfalarına işlenmesine ihtiyaç vardır. Zozanlara adını veren bu kahramanları, gelecek nesiller bilmeli, bilip değer biçmeli, değer biçip korumalı ve yaşatmalı. Bunun için satırlara dökmek gerek...

Zozanlar Botan'ın sevgilisidir. Botan zozanlarla daha bir güzelleşir, genişler, ferrahlık kazanır. Tarih boyunca direnişlere merkezlik eden Botan, özgürlüğü zozanların doruklarında yaşatabilmişir ancak.

Kana bulanmış tarih sayfaları aralandığında, bir bir çevrildiğinde; yaşanan direnişler, gösterilen kahramanlıklar, istila, işgal, kan, gözyaşı, ihanetler ve her şeye rağmen özgürlük yaşatan dağ dorukları beliriverir hemen. İnsan Botan'da görür yeni yeni yaşamları, kahramanlıkları, isyanları, ayaklanmaları ve insan yeniden yaşar Kürtlüğün özünü; anımsar Zerdüşt'ü, Kawa'yı, Mem ? Zîn'i.

Uygarlığın şafak vaktinden bugüne Kürt insanı Botan'ın dağ doruklarında savaşım vermiş, Kürtlüğünü, insanlığını korumaya, sahip çıkmaya çalışmıştır. Düşmanları rahat bırakmaz Kürdü. Kürdistan güzeldir, zengindir. Bu yüzden çeker bütün istilacıların iştahını. Her işgal ve istilada, dağlarda korur kendisini Kürt. Kimisi Düzenin sömürgecileriyle uzlaşıp ihanet ederken, dağlardakiler direnir inadına. Özgürlüğü bırakmaz elinden. Kopsa da medeniyetten, vazgeçmez dağ doruklarının özgür esintisinden.

Yücedir Botan'ın dağları. Engin, uçsuz bucaksızdır zozanları. Zozanlarında yüksektir tepeleri. Başı dumanlı olur hep. Erişilmez, zaptedilmez, geçilmezdir ve korur Kürdü, sarmalar, yaşatır, getirir günümüze dek...

Hala aşiretler, kabileler vardır Botan'da. Kapitalizm girememiş, parçalayamamıştır şehirlerde olduğu gibi. Her aşiretin yeri, yurdu, otlağı vardır, gelenek ve görenekleri vardır. Her aşiretin ayrı bir özelliği, bir yiğitliği vardır. Feodal gururla bağlıdır Kürtlük geleneklerine. Misafirperverdir. Merttir. Sözünün eridir. Gözüpek ve cesurdur. Kürtçe konuşur sadece. Başka dili konuşmak ayıptır onlarda. Ama bazı aşiretleri de gericiliğin, ihanetin temsilcisidir. Sadece kendi aile ve aşiret çıkarları için satmıştır ülkeyi, halkı. Geçmişten bu yana hem ihanetin hem de direnişin kalesi olmuştur Botan, Kürt tarihi gibi...

 

İşte Şerif yoldaş böyle bir ortamda dünyaya gelir. Kürtlüğün bitti dendiği bir dönemde, gelişen Ulusal kurtuluş mücademizin ilk nüvelerinin atıldığı '73 yılında Silopi'nin Başak köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğar. Ailesi koçerlik yapmaktadır.

Bu alanda koçerlik yaygın görülen bir yaşam tarzıdır. Küçükbaş hayvan besleyen koçerler, baharla birlikte sürüleriyle birlikte cümbür cemaat zozanlara taşınırlar. Kışa kadar sürer bu iş. Kışa yakın dönemlerde ise tekrar köylerine dönerler. Bu yüzden "koçer" denir onlara. Ovalarda otların kurumaya başladığı süreçlerde zozanlar yemyeşildir. Eriyen karların altında diz boyu uzanır otlar. Her aşiretin bir otlağı vardır zozanlarda. Öyle rastgele giremez kimse otlağa. Eğer girilecekse ücreti verilir. Bu, zozanlarda yazılmamış bir kuraldır. Bu kurala herkes uyar. Ve bu kural ihlal edildiğinde silahlar çekilir, mevziler kurulur, çatışma, vuruşma başlar. Ortalık kan gölüne döner. Aşiretler birbirine girer.

İşte böyle bir ortamda büyür Şerif yoldaş. Tüm bu çelişkileri, çatışmaları yaşayarak, görerek büyür.

Daha küçük yaşlarda içinde bulunduğu bu çelişkili durumu değerlendirmeye, düşünmeye başlar. Kendi kendisine sorular sorar, yanıt aramaya çalışır. Okul okumadığından siyasal çözümler üretemez. Zihni yoruluncaya kadar böyle sorup cevap bulmaya çalışır.

Ailesi yurtseverdir, ancak hiçbir şeyi çözecek güçte değildir. Alanda ilkel milliyetçi KDP'nin etkisi ve örgütlemesi vardır. Bu nedenle insanlar yeni düşüncelere fazla açık değildir. İlkel milliyetçilik ve aşiretçilik, düşüncelerini geri bırakmıştır. İnsanları bilinçlendirmeyen bu zihniyet sadece kendi geriliklerini dayatmıştır halka. Bu yüzden çözüm gücü olamamaktadır halkın kapsamlı sorunlarına. Salt bir gelenek olmaktan öteye de gidemez bu yüzden.

Botan insanı, yurtseverliğinin bir gereği olarak yıllarca her Kürt örgütüne, Kürtlük adına yola çıktığını iddia eden herkese hizmet etmiş, yardım ve destek sunmuştur. İşte KDP'nin burada zemin bulması bundandır. Melle Mustafa Barzani'nin Irak sömürgeciligine karşı savaşım yürüttüğü yıllarda bilinçsiz de olsa "Kürtlük davasıdır" diyerek destek vermiş, katılım göstermiştir. Bunu yıllarca sürdürmüş, ancak sonuç alamamıştır.

PKK'nin '80'li yıllarla birlikte silahlı mücadeleye burada başlaması sayesinde, Botan modern bir ideoloji ile tanışmış ve kısa süre içinde bunu desteklemeye başlamıştır. İlkel milliyetçiliğin bütün engelleme çabalarına rağmen gerçekleştirilen 15 Ağustos Atılımı'yla da bu bölge PKK'nin denetimine girmiştir.

Agit (Mahsum Korkmaz) yoldaş Botan'a ilk gelen gruplar arasındadır. Bestler, Herekol, Kato, Masiro... derken Botan'ın tamamına ulaşır. Burdaki halka Ulusal kurtuluş siyasetini götürür, günlerce anlatır, toplantılar düzenler, kavratır, bilinçlendirir.

Şerif yoldaş ve ailesi de zozanlarda gerilla ile tanışır. Kürdistan adına silahlanmış insanlarla ilk kez karşılaşırlar. Onların konuşmalarını can kulağıyla dinler, kurtuluşun bu ideolojide olduğunu bu sayede öğrenirler. Ve gönülden bağlanarak mücadelenin kopmaz destekçileri olurlar. Şerif yoldaş da küçük yaşına rağmen gerillalardan etkilenir. Bu korkusuz, kendini halkına adamış, her şeyiyle etkileyici insanlara büyük bir sempati besler.

Yıllar tez akar... 15 Ağustos 1984'te adım adım geliştirilen örgütlenme büyük bir atılıma dönüşür. Kürtlük adına her şey bitti denildiği bir noktada, böyle bir atılım etkisini çabuk gösterir. Yeni bir isyan başladı düşüncesine kapılan herkes silahını kaparak dağların yolunu tutar. Öyle ki, birçok insanı tekrar evlerine göndermek için saatlerce dil dökülür, propaganda yapılır. Her tarafta bir isyan, bir serhildan havası vardır. Ama gerilla hazırlıksızdır. Parti Önderliği'nin uyarılarına rağmen, atılımın etkisini hesaplayamamıştır gerilla komutanları. Bu yüzden birçok insan evlerine dönmek zorunda kalır.

Bu ayağa kalkış, sömürgecilerin dikkatinden kaçmaz ve büyük bir panik içine düşerler. Bu yüzden önce büyük operasyonlar, ardından OHAL, daha sonra da koruculuk politikaları devreye sokulur. Suç işlemiş birçok aşiret ve aşiret reisi, korucu olmaları ve gerillayla savaşmaları karşılığında affedilir.

Savaş her geçen gün genişler, coğrafyayı öğrenen, halkın desteğini alan gerilla adım adım bütün Botan'a yayılır.

1988 yılına gelindiğinde Botan'da savaş bir hayli gelişmiştir. Eski isyanlar gibi kısa sürede bastırılacağı düşünülen ve "son isyan" olarak nitelendirilen Ulusal kurtuluş mücadelesi, söylenenlerin aksine alanını genişletmiş, ordulaşma, serhildan, kurtarılmış bölge planları yapılmaya başlanmıştır. III. Kongresini yapan PKK, Askerlik Kanunu, Vergilendirme, Ordulaşma ve kurtarılmış bölgelerin yaratılmasını karar altına almış ve çalışmalar bu temelde yürütülmüştür.

Bu yıl henüz 15'inde olan Şerif yoldaş, özel savaş güçlerinin baskıları nedeniyle artık zozanlara çıkamamanın acısını derinden yaşar; zozanlarda gördüğü, birlikte oturup sohbet ettiği, sıcak süt, taze peynir ikram ettiği gerillaları özler hep. Çobanlık yaptığı yaylaları, soğuk sularından içtiği pınarları, dağların serin esintisini arar durur. Bunlara kavuşabilmenin tek çaresini de gerillaya katılmak olarak görür. Bunun için hemen karşısında bütün ihtişamıyla yükselen kutsal Cudi dağına gitmesi gerekmektedir. Çünkü Cudi dağı şimdi sadece Nuh'un gemisini değil, gerillaları da bağrında taşımaktadır.

Ve yola çıkar Şerif yoldaş... Adım adım, kaya kaya, vadi vadi tanıdığı Cudi dağında gerillaları arar. Ve sonunda onları bulur. Daha önceden tanıdığı gerillalara geliş sebebini açıklar. Gerillalar, yaşı küçük olduğu için önce almak istemezler. O kadar ısrar eder ki, O'nunla baş edemeyeceklerini anlayınca yanlarında kalmasına müsade ederler.

Koçerlik yaşamı zaten bir gerilla yaşamı gibidir. Dağlarda gezilir, soğukta, sıcakta kalınır, doğanın zorluklarına, sömürgeci ordunun acımasızlığına karşı direnilir... Bu nedenle gerilla yaşamına uymada zorluk çekmez Şerif yoldaş. Gerilla giysilerini ilk giydiğinde, silahını ilk kuşandığında çok mutludur. İlk göreve gidişinde sevinçten uçacak gibidir. Hele ilk eyleme gidişinde bir kaplan kadar çeviktir; atak ve cesaretle mevzilerin üzerine yürür. O artık halkının özgürlüğü içi savaşan bir gerilladır. Bunun önemini derinden kavramaktadır. Yaşama ve pratik çalışmalara da bu temelde katılım göstermektedir.

Okul okuma imkanı olmadığı için öğrenmeye açtır Şerif yoldaş. Eğitimlerde iyi bir performans sergiler. Ne anlatılırsa hemen kapar. Bazen bıktırıcı düzeyde soruları olsa da, güçlü bir gelişim gösterir. Zamanla okuma yazmayı da öğrenmeye başlar.

Yoğun eğitimlerden sonra Cudi alanından Gabar alanına gönderilen Şerif yoldaş, '90 yılında manga komutanlığına getirilir. Bu görevini başarıyla sürdürür. Daha büyük görevlere talip olduğunu gelişimiyle herkese gösterir ve '91'de takım komutanlığına yükselir. Arkadaşlarıyla kaynaşmasını bilen, sorumluluk duygusu güçlü, yönetim özelliklerinde yetkin, savaşa hükmedebilen, sorunlar karşısında tıkanmayarak çözüm bulan, inisiyatifli bir komutandır. Zaten savaşçılığı da, komutanlığını da yaşayarak öğrenmiştir. Nerede nasıl davranması gerektiğini önce komutanlarını izleyerek, sonra komutası altındaki savaşçıları kendisinin ilk katıldığı süreçleri göz önüne getirerek eğitecek bir yöntem zenginliğine ulaşmıştır. Savaş tecrübesini de en zorlu eylemlere katılarak kazanmıştır.

1992 baharında Çatak alanına takım komutanı olarak gönderilen Şerif yoldaş, sağlam bir kadro eğitiminden geçmiş, kendisini yenileyerek eksiklik ve yetmezliklerinden büyük oranda arınmış, ideolojik yetmezliğinden dolayı girdiği eksiklikleri, duygusallıkları aşarak, daha bilinçli, daha kararlı bir düzey kazanmış olarak pratiğe yürümektedir.

Bu yıllarda Çatak alanı henüz gerilla faaliyetine tam anlamıyla açılmış değildir. Dolasıyla zorlu bir dönem yaşanacaktır. Azimle, fedakarca süren çabalar sayesinde alan adeta yeniden fethedilir, halka gidilerek ulusal kurtuluş siyaseti yeniden anlatılır, özel savaş güçleriyle yoğun bir savaşa tutuşulur. Ve alan Şerif yoldaşın ismiyle anılır hale gelir.

1989 yılında Botan'da kendini hissettiren feodal komplocu anlayışın kontravari yaklaşımları sonucu çeteciliğe itilen ve gerillaya neredeyse kapalı hale getirilen Çatak alanının yeniden Ulusal kurtuluş güçlerine açılması için, sabırlı, cesaretli, kararlı ve savaşkan komutanlara ve savaşçılara ihtiyaç vardır. İşte Şerif yoldaş kendi birliğiyle birlikte bu iradeyi gösterir. Alana girişiyle birlikte müthiş savaşarak Türk ordusuna ağır darbeler vurur. Çeteciliğe büyük darbe indirir ve alanda gerillanın otoritesini tesis ederek alanın kördüğüm haline gelmiş sorunlarını bir bir çözer, köy köy, ev ev gerillanın hizmetine açar.

Daha sonra '92 Güney Savaşı'na Kuzey'den takviye olarak gider ve KDP ihanetçiliğine karşı savaşır, bu savaşımda önemli yararlılıklar gösterir. Savaş sonrasında bir kısım gerilla gücü ile birlikte tekrar Güney'den Kuzey'e geçer. Kış mevsimi başlamıştır ve güçlerin üslenme hazırlığı yoktur. Bunun için epey zorluk çekilir. Ancak Şerif yoldaş bu zorlukları aşmasını bilir. Yaratıcı özellikleriyle yapısını korumayı başarır. Bu süreçte bölük komutan yardımcılığı görevini yapan Şerif yoldaş, devrimciliğin engel tanımaz, zorluklara boyun eğmez iradesini kendi şahsında temsil edebilmiş ve zorluklar içinde pişerek, onlar karşısında geri çekilmek, yılmak yerine, çözüm gücü olarak devrimci iradesini geliştirip çelikleştirmesini bilmiştir.

Baharın gelişiyle birlikte Şerif yoldaş, Çatak mıntıka sorumluluğu ile görevlendirilir ve Beytüşşebap bölge yönetiminde yerini alarak yeniden zozanlara yönelir. Bu yıl pratiğinde en çok eylem yapan birlik olarak ödüllendirilen Şerif arkadaşın komutasındaki birlik, Narê karakol eyleminde 14 silah kaldırarak yılın gelişmelerinde büyük pay sahibi olur. Başarılı pratiğinden dolayı bölük komutanlığına getirilen Şerif yoldaş, bu yıldaki kapsamlı birçok eylemde birliğiyle birlikte yer alır. '93 yılında bilinen Hosyan kuşatması ve Bestler'e yönelik kapsamlı operasyonların karşılanmasında, başında bulunduğu hareketli birlik ile önemli roller oynar.

1994 yılında Önderlik sahasına gönderilir Şerif yoldaş. Burada Parti Önderliği'nin denetiminde güçlü bir eğitimden geçer. Kendisini baştan yaratmayı esas aldığı bu süreçte Şemdin Sakık unsuruyla da karşı karşıya gelmekten çekinmez. Bu nedenle 1996 yılında Zeki unsuru Botan eyaletine geldiğinde hedeflediği kişilerden birisi de Şerif yoldaş olmuş, komplo, entrika ve dolaylı yönelimlerle bu arkadaşı işlemez kılmaya çalışmıştır.

Akademi eğitimi dönüşünde Parti Önderliği'nden aldığı büyük moral güç ve desteği başarılı bir pratikle hayata geçiren Şerif yoldaş, en az kayıpla en başarılı eylemlerin altına imzasını atar. Bu arada Beytülşebap bölge komutan yardımcılığı görevine getirilir. Yine Çatak alanındadır ve başarılı bir pratiğin sergileyicisidir. Bu başarılı pratiğinin sonucunda '95 yılında bölge sorumluluğuna getirilerek, tabur komutanlığına atanır. Çatak alanını genişliğine açmak için Gevaş'a doğru seferler düzenler. Bu arada Dimê karakol baskını eylemini planlayıp gerçekleştirerek karokolu koruyan üç tepeyi kaldırır ve karakolu ele geçirir.

'96 kışını Bestler alanında eğitim faaliyetleriyle geçiren Şerif yoldaş, pratik sürece Miks, Gürpınar, Gevaş sorumlusu olarak başlar. Bu yılda Zeki unsuru Botan eyaletine gelmiş, artık inanmadığı mücadeleyi geriye çekerek tasfiye planlarını hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bu tasfiyecilik iç yüzünü henüz açığa vermemiş olduğundan, dikkatleri üzerine çekmeden çalışmalarını sinsice yürütmektedir. Şerif yoldaş gibi partiyi pratikte kavrayan, doğru ile yanlışı ayırt edebilen ve savaşın içinde pişerek savaşla yoğrulmuş bir komutanın bu tasfiyeciliği sezmemesi mümküm değildir. Nitekim tasfiyecilikten rahatsızlık duyan, onunla uyuşmayan, emirlerine uymayan bir pratiğin sahibi olduğu için tasfiyeciliğin boy hedefi haline gelir. Şerif yoldaşı yapı içinde oldukça sevilip sayılması nedeniyle görevden almayı göze alamayan tasfiyecilik, "yoğunlaşmaya ihtiyacı var" biçiminde bir gerekçeyle O'nu karargah bünyesine çekerek alandan uzaklaştırır.

Tasfiyeciliğin iç yüzünün ortaya çıktığı '97 yılında tekrar tabur komutanı olur ve hareketli birlikle pratiğe çıkar. Bu yılın başlarında Kîrya Reş tuburu on güne yakın bir süreyle kuşatmaya alınır. Ağır silahlarla dövülen taburun yardımına hiçbir askeri güç ulaşamaz. Bu eylemin yürütücüleri arasında Şerif yoldaş vardır. Böylece bu yılın mücadelesinde partinin döneme dayattığı taktiği hayata geçirmede Şerif arkadaşın rolü başlar ve giderek belirginleşir, yıla damgasını vurur.

1996-97 kış sürecinde geliştirilen taktik eğitim devresinde Eyalet Koordinatörlüğü'ne en büyük desteği sunan, bu devrenin bizzat sorumluluğunu üstlenmiş olan, güvenliğinden lojistiğine kadar tüm ihtiyaçlarının karşılanmasından sorumlu olan Şerif arkadaşın kendisidir. Bu sürecin sonunda geliştirilen IV. Eyalet Konferansı'na katılır ve yeniden eyalet yönetimine seçilerek pratikte aktif yer alır. Daha sonra bazı çalışmaları için Haftanin alanına geçer ve baharla birlikte, dönem için önem arzeden lojistik ve cephane hazırlık çalışmalarını sürdürdükten sonra tabur gücüyle birlikte Botan'a, Bestler'e gelir. Daha sonra zozanların açılmasıyla yeniden Beytülşebap-Van zozanlarına uzanan Şerif yoldaş, bu süreçte Deşta, Elkik, Alan vadisi ve birçok yerde önemli eylemler geliştirmiştir. Yine Hakkari şehir baskınında da önemli yararlılıklar göstermiştir.

Sonbahar yaklaşıp da zozanlar karla kaplandığında ve güçler artık burda hareket edemez olduğunda çoğunluk eğitim kamplarına çekilirken, Şerif yoldaş başında bulunduğu tabur gücüyle bu kez Batı cephesine yönelir. Batı cephesinde mevsim koşulları hala eylem yapmaya elverişlidir. Hareketli tabur gücünü alarak buradaki yoldaşlarına güç, moral, destek vermek, eylemlerde birlikte yer almak amacıyla Gabar'a yürüyecektir. Bir süre Bestler alanında kalarak Eyalet Koordinatörlüğü ile gerekli planlamayı yaptıktan sonra bu alandaki arkadaşlarıyla vedalaşır ve Garısan üzerinden yola koyulur.

Bu yolculuk esnasında bir savaşçı birlikten kaçar. 'Düşmana gidip bilgi verebilir' endişesiyle yol güzergahını değiştiren Şerif yoldaş, kendisine oradan gitmemesi söylendiği halde Rusor hattından geçmeye çalışır. Oysa birlikten kaçan savaşçı kısa süre sonra başka bir gerilla birliği tarafından yakalanacak ve sorgulanmak üzere Eyalet Karargahı'na getirilecektir. Bundan habersiz olan Şerif yoldaş Rusor hattında ilerlerken, Mila Kêrê taburunda bulunan tankların termal kameralarınca görülür ve tankların yoğun ateşiyle topa tutulur. İlk ateşle birlikte birlik hemen tedbirlerini alarak siperlere yatar. Ancak Şerif yoldaş, dört savaşçı yoldaşıyla birlikte bu ilk ateş sırasında yaşamını yitirir ve yüce şehadet mertebesine ulaşarak vatan topraklarıyla bir daha kopmamacasına birleşir, bütünleşir.

Şerif yoldaşın cenazesi diğer yoldaşlarıyla birlikte görkemli bir törenle kutsal vatan topraklarına teslim edilirken, bütün savaşçıları O'nun anısına bağlılık sözü verir.

Okumayı, yazmayı toplantılar düzenlemeyi, saatlerce konuşmayı, savaşmayı, mevzilenmeyi, yüzlerce insana komuta etmeyi parti içinde öğrenen Şerif yoldaş, sağladığı bu gelişmelerle hiç kendini kaybetmemiş, sürekli mütevazi, sürekli dürüst, emekçi, fedakar ve uyumlu olmasını bilmiştir. Kimseyi incitmeyen üslubu, çalışkanlığı, olgun kişiliğiyle herkesin saygı ve sevgisini kazanmış, herkesle birleşip bütünleşmiş, parti dışılıklara karşıysa amansız savaşarak gelişmenin sırrını yakalamasını bilmiştir.

Biz de bu kahraman komutanımızın anısına bağlılığın bir gereği olarak, uğrunda canını verdiği mücadelesini yükselteceğimize söz veriyoruz.

 

 

Mücadele arkadaşları

 

 

 
    ygk.gaziler@googlemail.com