| |
Yaşamın
anlamı, bir insan olarak ona yüklediğin anlamlarda gizlidir.
Düşüncen, yüreğin ve bedenin hep sana çizilmiş sınırlara mahkum olan,
bir türlü o çemberden çıkamayan bir içe büzülmeyi yaşıyorsa, o zaman
yaşam kendini tekrar eden, mekanikleşen ve ezbere yürünen bir biçim
kazanır ki, bu anlam(sızlık) sana ait değildir. Bir yük gibi bu yaşamı
omuzlarında taşımaya çalışırsın. Bunu fark etmediğinde sürüklenerek,
fark ettiğinde ise katlanarak yaşamaya çalışırsın.
Bunun tersinden, yüklediğin anlamlar sana çizilmiş sınırları aşan, hep
daha ötede daha ötede bir arayış ve yaratım eylemi biçiminde ise, sen
zaman zaman düşüşlerin olsa da kanatlanıp uçuyorsun demektir. Anlamlı
yaşıyorsun demektir. Yeni anlamları yaratmanın heyecanı, coşkusu, zevki
bir aşk gibi sarar seni, adeta uçarsın bedeninde bir ışıltıyla.
Şahadetinin beşinçi yıldönümünde Viyan arkadaşı düşünürken, ilk aklıma
gelen bu sözler oldu. Defalarca mektuplarını okudum, okudum ve en yalın
haliyle kafamda şekillendirdiği sözcükler; özgürlük ve anlamlı yaşam
aşkı oldu. Tabii bu sadece mektuplarının değil, yaşarken insana verdiği
hislerin, düşüncelerin de bir toplamıydı.
Özgürlük Viyan arkadaşta temel bir arayıştı, ancak sadece bir arayış
değildi. Aynı zamanda bu arayış kendinde bir yaratıma dönüşmüştü Onda.
Elbette ki özgürlük dediğimiz işte ulaştım dediğin bir nokta, bir
sınır değildir, sürekli akıp giden bir mücadeledir. Yine hayallerimizi
süsleyen bir rüya da değildir. Aradıkça, buldukça-yarattıkça kendini
sürekli yenileyen bir gerçekliktir. Demek istediğim Onda sürekli bir
akış vardı. Mütevazi duruşu da bundan kaynaklıydı anladığım kadarıyla.
Kendini bilme ve yaratma eylemindeki süreklilik, Onda kendine
sevdalanmayı, yeterlilik hissini ve kendini her şeyin merkezine koymayı
engelliyordu. Bu nedenle de hem öğrenmede ve hem de öğretmede
mütevaziydi.
Meraklıydı bilime, insana, tarihe. Ve yine duygularıyla bilmeyi esas
alıyordu. Mektuplarındaki derin toprak sevgisini, halk, halklar
sevgisini, Önderliğe olan doğal ve güzel sevgisini, yine çocuklara ve
çocukluğa olan aşkını hissettiniz mi? İnsan okuduğunda bile bu sevgiyi
rahat görebiliyor ve hissedebiliyor. Evet, gerçekten de Büyük Güneyin o
bilinen aşiretçi feodal yapılanmasından ve yine çok sınırlı eğitim
düzeyinin içinden gelip de kendini hem bilimle ve hem de ulusallaşmış,
evrenselleşmiş duygu yoğunluğu ile bütünleştirebilmek çok zor bir
eylemdir. Ve bunu o genç ama cesur yüreği ile başardı.
Oldukça genç bir yaşta olmasına rağmen bunları başarabilmek, bunun için
hep mücadele içinde olmak Onu her geçen gün güzelleştirmişti. Siz Onda
doğal bir otoriteyi, doğal bir güzelliği, sadeliğinden gelen güzelliği
hissederdiniz.
Siyasetten, kültüre, ideolojik sorunlardan bireysel, yaşamsal sorunlara
kadar mutlaka kafa yorar ve çözümler üretmeye çalışırdı. Her ortaya
çıkan sorunda mutlaka ama mutlaka bir görüşü, bir düşüncesi vardı.
Düşüncesine güveniyordu, diline güveniyordu. Bu konuda da klasik kadın
gerçekliğini, özellikle de Büyük Güney kadınının geri geleneksel
yanlarını aşmıştı.
Her kadın bildikleri ile yaptıkları arasındaki çelişkiyi bir şekilde
görmüş, hissetmiştir. Viyan arkadaş da bu çelişkiyi en derinden
görenlerdendir. Çoğunluktan farkı, gördüğünü bir mücadele gücüne
dönüştürmesi ve yaptığını bildiğine göre örgütleyebilme yeteneğidir. Bu,
kadın kimliğini yaratma mücadelemizde birçoğumuzun yaşadığı temel
düğümlerdendir. Mektuplarının bizlere vermeye çalıştığı ana temalardan
birinin bu olması çarpıcıdır. Birçok defa bu çelişkiden ve çözüm
boyutundan bahsetmiştir. Söz ve eylem bütünlüğü, Sözün anlamı,
Zerdüştün İyi düşün, güzel konuş ve doğru yap ilkesi, Her eylem de
sözün yeniden anlam bulması ve özgürlük umudunun güçlendirilmesi
içindir, Bildiğimiz ve yaptığımız arasındaki his köprüsü, Bilinçle
hissetmek gibi ifadeler, Viyan arkadaşın birçok yerde kullandığı
ifadelerdir.
Bu ifadelerde, birey olarak ve özellikle de kadın olarak beynimizden
yüreğimize giden parçalanmış köprünün yeniden inşasını görüyorum.
Gerçekten de bizi kendimizle, bizi insanlarla, bizi ölümüne savaştığımız
doğrularla bütünleştirmeyi engelleyen de bu köprüsüzlük değil midir?
Bunun için en çok da yıkılmış köprülerimizi bilme ve duygulanma
diyalektiğini oluşturarak inşa etmeyi öğretiyor bize. Bilinçle hissedin,
bildiğinizle yaptığınız arasındaki his köprüsünü kurun diyor.
Doğal toplumlarda ses, söz, konuşma kutsalmış. Büyülü bir etkisi varmış
toplumun hafızasında. Ataerkil yaşam kültürü geliştikçe, sözler
büyüsünü, kutsallığını ve güzel anlamını yitirmeye başlamış.
Yabancılaşmışız sesin, sözün, konuşmanın büyüsüne, kutsallığına. Dini,
mistik anlamlarından ziyade, yaşamın, toplumun, insanın maddi ve manevi
ihtiyaçlarına uygun, insan onuruna denk yaşamanın getirdiği bir
büyüleyicilik olsa gerek. Sözün yüreğin titreşimlerinde cevap bulması ve
oradan yaşam gerçekliğine dönüşen bir zincirleme eylemselliğin yarattığı
bir kutsallık, anlam olsa gerek.
Evet, ağzımızdan çıkan söz, beynimizin amansız öz düşünme gücünden ve
yüreğimizin titreşimlerinden mi çıkar? Yine duyduğumuz sözler olumlu
veya olumsuz- beynimizin öz doğrularının süzgecinden geçerek ve yine
yüreğimizi titreştirerek mi duyum alır? Ve buna göre mi pratik strateji
ve taktiğini belirler? Bunu yeniden yeniden sorgulama ihtiyacı
duyuyorum, mektuplarını okurken ve Viyan arkadaşı düşünürken.
Yine bir yerde Özgürlük molekülünü geliştirmek için atom olmak
istiyorum diyordu. Fizik kanunlarında olduğu gibi; tüm moleküller
atomların birleşmesinden doğar. Özgürlüğün, toplumsal anlamda bir
gerçekliğe dönüşmesi için, yani toplumsal anlamda özgürlük molekülünü
oluşturmak için bireylerin bir özgürlük atomuna dönüşmesi gerekir.
Burada fiziksel bir kanunu toplumsal bir kanun olarak ortaya koyuyor
Heval Viyan. Ve gerçekten de tarih boyunca özgürlük, eşitlik, adalet ve
sevgi için verilen tüm mücadeleler, bu özgürlük molekülünün atomları
oldular. Viyan arkadaş da bu tarihi gerçekliği toplumsal mücadelenin bir
kanunu olarak formüle etti. Özgürlüğü toplumsallıktan kopartarak bireye
sıkıştıran ya da tersinden bireyden kopartarak toplumsallığa sıkıştıran
egemen erkek zihniyetinin tersine, bu toplumsallığın ve bireyselliğin
anlamlı birlikteliğinde yürütülen mücadelede özgürlüğün gelişebileceğini
ortaya koydu. Zihniyetsel dönüşümün yine en yakıcı sorunlarından birine,
çok yakıcı bir cevap oluşturdu. Özgürlük felsefemizin bu doğrultuda
yürümesi, başarmanın halkasını yakalamak olacaktır.
Büyük Güney halkımızın bağrından yetişen Viyan arkadaşın yurtseverlik
bilinci de çok çarpıcıdır. Toprak sevgisini, parçaları aşan ulus
sevgisini, sınırları da aşan insan sevgisini ne güzel ifade etmiş!
Aslında Onu yaşarken görseydiniz, sözlerin de ötesinde enerjisinde,
ifadesini yansıtan yüz çizgilerinde hissederdiniz. Hiç tanımadan
hissederdiniz. Topraklarını seven insanlar toprak gibi kokarlar kendi
karakterlerinde. O bu toprakların yiğit kızıydı, bu toprakların en
çirkin biçimlerde işgal edilmesine, kirletilmesine karşı mücadele etti.
Önderliğimize yönelik gerçekleştirilen uluslar arası komploya karşı da
zaten başından beri tavır sahibiydi, bunu bir eylemsellikle taçlandırmak
istiyordu. Elbette ki bir eylem biçimi olarak benimsediğimiz,
yaygınlaştırmamız gereken bir eylem biçimi değildir. Ancak bu eyleme yol
açan kişilik gerçekliğini ve toplumsal nedenleri anlamak, çözmek bizim
için bir görevdir. Büyük bir cesaretle gerçekleştirilmiş bu eylemin
ardını ve geleceğe dair bize yüklediği sorumlulukları ve görevleri güçlü
anlamalıyız.
Uluslar arası komplo hala birçok yönüyle aydınlatılması gereken kirli ve
karanlık yönleri barındırıyor. Kaldı ki görünen yanları bile ne kadar
korkunç ve kirli bir politika olduğunu anlatmaya yetiyor. Komployu
gerçekleştiren güçlerin planları, gerçekleştirdikleri işbirliği gün
geçtikçe açığa çıkıyor ve zamanla daha da net olarak açığa çıkacak. Bir
de tabii hareket olarak bizleri, Önderliğin yetersiz yoldaşlık olarak
tanımladığı bizleri ilgilendiren boyutları vardır. İşte Viyan arkadaşın
eylemi uluslar arası komploya karşı bir tavır olduğu kadar, bizdeki
Önderliğe yetersiz yoldaş olan yanlarımıza ve yine özgürlük çizgisi
ile bütünleşmeyen, örgütleşmeyen ve doğru pratikleşmeyen yanlarımıza bir
tavırdır. Sevgi ile, çözüm perspektifi ile dolu bir tavırdır. Dikkat
edilirse, bize yönelik tüm tavsiyeleri partileşmeyen yanlarımızı
sorgulatmaya ve mücadele gücümüzü, umudumuzu daha güçlendirmeye
yöneliktir. Yani komplonun, komploların gelişimine, bireyde objektif
olarak zemin sunan yanlarımızı aştırmaya yöneliktir.
Kadın-erkek ilişkisinden aşkın anlamına kadar, örgütte doğru
pratikleşmeyen yanlarımızdan mücadeleciliğimizi keskinleştirme
sorunlarımıza kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunmuş. Viyan
arkadaşın tanımıyla özgürlük atomu olması gereken bizlerin özgürlüğe
uzak, onunla bütünleşmeyen yanlarımızı sorgulatmaya çalışmış. Aşkın da
atomsal yani bireysel gerçekliğe haps eden, molekülle yani toplumsal
gerçeklikle bütünleştirmekten alıkoyan özelliği ile ne kadar tehlikeli
olduğunu, ama molekülleşen atom gerçekliğinde ise ne kadar anlamlı ve
kutsal olduğunu ortaya koymuş. Gerçek ve anlamlı aşkın karakterini
yaratmayı biz kadınlara vasiyet etmiş. Özgürlük hedefine kilitlenmiş
aşkı yaşamak, bunun toplumsal değerlerini yaratmak, bireysel gelişimini
bu hedefle bütünleştirmek, Viyan arkadaşa kadın yoldaşları olarak
vereceğimiz en anlamlı cevap olacaktır.
Şehit arkadaşlara dair yazılan yazıların en zor yanı, onları yazmada
kullandığın kelimelerin, tanımlamaların sürekli kifayetsiz kaldığı
kaygısını yaşamaktır. Bu defa da bu duyguyu çok derinden yaşayarak
yazıyorum. Viyan arkadaşın ve okuyanların affına sığınarak, Ondan ve
mektuplarından çıkardığım anlamları ancak bu kadar yazabildiğimi
belirtmek istiyorum.
Kendisini seven birçok yürek bıraktı ardında. Ve bu yürekler Onun
özgürlük mesajını anlamaya çalışıyor ve mücadele kararlılığını yaşamda
devam ettiriyor. Onun da yaşama yüklediği anlam gizini çözmeye
çalışarak özgürlük mücadelemizi yükseltmeye çalışıyoruz. Bu da bizim
için anlamlı yaşamın bir ilkesi
Çiğdem Doğu
|
|