|
İnsanlar isimlerini kendi kendilerine koyduklarında, demek ki
arayışlarına, olmak istedikleri ya da ulaşmak istedikleri gerçeğe göre
tanımlarlarmış kendilerini. Elbette ki kendi adlarını koyma şansını
bulanlar ancak bunu yapabilirmiş.

Yıldız arkadaş da PKKlileşme kararına gider iken, kendi adını kendi
iradesiyle koyduğunda Yıldız adını vermiş kendine. Siz onun bir yıldız
güzelliğini ve ışıltısını aradığını, bunu kendinde yaratma savaşımı
içerisinde olduğunu, bir gözlerinden, bir arayışlarından, bir de adından
anlardınız. Bir yıldız gibi parıldardı olduğu yerde.
İlk 93te İstanbulda bir gençlik etkinliğinde gördüm Onu. O zaman DHP
çalışmalarındaydık. Türkiye devrimi için Türkiye zemininde mücadele
yürütüyorduk. Tabii o zaman adını, konumunu vb. bilmiyordum, sadece
üstünkörü bir tanımaydı. Fakat hal ve davranışları ile ortamın
sürükleyicisi olduğu o kadar belliydi ki. Belirgindi duruşu. Sıradan
biri olmadığını hemen anlayabilirdiniz.
Kendisi Erzincanlıydı, yarı Kürt yarı Türk bir aileden geliyordu. Yani
hem Kürt ve hem de Türktü. Kendisi üniversite okuyordu o sıralarda ve
gençlik çalışmalarının sorumluluğunu yürütüyordu sonradan öğrendiğime
göre. O dönem Türkiye devrim çalışmalarında yer alarak hem Türkiye
devrimine ve hem de Kürdistan devrimine hizmet etmeyi esas almıştı.
Sonra örgüte yönelik polis operasyonları ve birçoğumuzun çıkışı gündeme
geldi. Ve bu doğrultuda Yıldız arkadaş da bir süre sonra Türkiye dışına
çıkış yaptı. Bir dönem Avrupada çalışma yürüttü, orada da çalışmasında
parıldayan bir duruşu vardı. Kendini her şeyiyle görevine veren bir
kültür sahibiydi O. Yaptığı işe hakim olmak, en iyisinden yürütmek esas
aldığı bir kültürdü. Başarıyordu da.
Sonra Önderlik sahasına geldi. Orada da görüştük, ancak çok kapsamlı
tanışma imkanına sahip olamadık. Ayrı ayrı yerlerdeydik, kısmi
tanışabildik ancak. Yollarımız bir süre ayrıştı, ancak yıllar sonra
dağda görüşme ve daha kapsamlı tanışma imkanına kavuştuk. İstanbuldan
ve Türkiye devriminden yola çıkmış iki kadın, Kürdistan dağlarında
tanışmış ve kaynaşmıştık. Yıldızdı, yine parlıyordu.
Zorlu süreçler yaşadık tabii örgüt olarak ve her birey de bundan
nasibini alıyordu. Yıldız arkadaş da çeşitli zorlanmaları yaşadı, fakat
zorlanmalara yenilmedi, dik ve direngen, parıldayan duruşundan taviz
vermedi asla. Türkiye metropollerinde büyümüş bir kadın olarak, dağların
farklı koşullarına uyum sağlamakta güçlük çekmedi. Her şeyde ve her
yerde olduğu gibi, iyi bir gerilla olmakta da iddialı ve ısrarlıydı.
Hep HPG çalışmalarında kaldı. Çekirdekten kendini yetiştirip adım adım
komutanlaşmanın evrelerini yaşayarak büyümeyi esas aldı. Sağlıklı bir
büyüme tarzıydı bu. Bir dönem Mahsum Korkmaz Akademisi eğitimine
girdiğinde, devrenin birincisi olarak tamamladı. O dönem bir ilkti bu ve
hepimiz öyle gururlanmıştık ki Onun başarısı ile. Çünkü Onun başarısı
bizim başarımızdı. Gerçekten kadın gerillacılığı için, daha profesyonel,
daha yetkin, daha bilinçli bir katılımı gerçekleştirmenin öncülüğünü
mütevazice gerçekleştiriyordu. Özellikle de kadın arkadaşlar açısından
motive edici ve sürükleyici bir örnek oldu. Etkileyiciliğini mutlaka
belirtmek gerekir.
Bir süre sonra Behdinan yolculuğumuz başladı. Yıldız arkadaş Zağrosa
düzenlenmişti, biz daha ileriye doğru gidecektik. Birlikte yolculuk
yaptık. Özellikle Zağrosların o tılsımlı coğrafyasında yürümek öyle
zevkliydi ki, zorlu olduğu kadar zevkliydi. Yıldız arkadaşla yürümek ise
daha farklı bir zevk katmıştı. Yol arkadaşlığı da güzeldi. Zaten O da bu
coğrafyanın büyüsüne kapılmıştı. Başarılı bir eğitimin ardından,
Zağroslarda göreve başlamak, Onu çok heyecanlandırıyordu. Bu, her
halinden belli oluyordu. Sonra Onu yerine bırakıp biz yolumuza devam
ettik.
Bu
süreçten sonra dönem dönem kısa görüşmelerimiz oldu, bazen de not
gönderirdi. Beş Haziran 2004 tarihli bir notundan bazı kesimleri bu
yazıya aktarmak istiyorum. Her seferinde yanınıza arkadaşlar
geldiğinde bir şeyler yazmak için niyetleniyordum, fakat çok fazla imkan
olmuyordu. Bu kez artık istekle-pratikleştirme arasındaki mesafeyi
kaldırmaya karar verdim. Zağrosa alıştığımı söyleyebilirim. Sevmek ve
emek arasındaki bağı daha da yakıcı hissediyor insan burada. Biraz zorlu
bir alan. Hem fiziki anlamda hem de düşünsel anlamda sana keyfiyet
fırsatı vermiyor. Dağlar çok yüksek ve çok esrarlı. Hele bazı yerlerinde
Neolitiğin yaşanmış olduğunu hissetmek, insana ayrı bir heyecan veriyor.
Özgün bölükteyiz, hepsi cıvıl cıvıl arkadaşlar, oldukça da
istekliler. Yoğun olarak örgütü tanıma sorunları var, her şey komutaya
düşüyor. Bizler de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bu pratik de
başarıyla sonuçlanırsa, kendimi Dersime dayatma hakkını bulabilirim
sanırım. Her anlamda hazır olduğumu söyleyebilirim
Eyalette kadının rolünü daha fazla görüyor insan. Yani yapması
halinde neleri değiştirebileceğini.
Bir süre daha Zağroslarda görev yürüttü, daha sonra da Xakurkeye
geçti. Bu süreçlerde çok göremesem de, iyi haberlerini hep aldım. Ve son
olarak Kuzey düzenlemeleri gündeme geldiğinde, notta da söylediği gibi
kendisini Kuzey alanlarına dayattı. Botana düzenlemesi böyle oldu. En
son Botana giderken Onu gördüm, kampımıza gelmişti. Güzel bir gün ve
akşam geçirdik, anlamlı tartışmalar yürüttük, gözleri yine pırıl
pırıldı, heyecanlıydı. İmrenmiştim o haline. Çok iddialıydı yine.
Notunda bahsettiği o emek ve sevgi arasındaki bağı kendisinde güçlü
yarattığını, kişiliğinin güçlü temellere oturduğunu görebiliyordunuz,
gözlerinden, sesinden ve duruşundan görüyordunuz. Pratik savaş
tecrübesinin fazla olmayışı bende kaygı yaratsa da, Ona güveniyordum.
Ne yapar ne eder yine kendini her şeyiyle verirdi yaptığı işe. Nitekim
de öyle olmuş. Sık sık sordum oradaki arkadaşlara durumunu, güven
yaratan bir pratiğin sahibi olmuş gerçekten de. Hem öğrenip hem de
pratikleşmiş, çabucak kavrayarak.
Ve
geçen yıl 31 Martta şehit düştüğünde Yıldız Yıldız parladı beynimde,
yüreğimde. Düşman kamplarına ani saldırı yaptığında Yıldız arkadaş ağır
yaralanıyor ve diğer arkadaşların da kendisi ile uğraşmaması ve onlara
da bir şey olmaması için bombasını kendinde patlatarak şehit düşüyor.
Ceylan gözlü, yıldız bakışlı Yıldız şehit düşüyor.
Yüreğim bir gökteki yıldızda bir de bizim Yıldızda asılı kaldı.
Sonsuzluktan bize seslenen bir ses, bir yürek şimdi. O, hem Kürdistan
devriminin ve hem de Türkiye devriminin yiğit, fedakar, asil kızıydı.
Topraklarımızın, halklarımızın iç içeliğinin nadide güzelliklerinden
biriydi. Dar bütün sınırları, kimlikleri aşarak, özgürlük ve eşitlik
yolunda emek ve sevgi ile adına layık biçimde kendini yaratan bir
kadındı O.
İyi ki seni tanıdım, seni sevdim Yıldız arkadaş. Yoksa eksik kalırdı
bende, bizde bir şeyler. Seni yitirmek ne kadar acıysa da, seni tanımış
olmak ve senin ideallerine, kimliğine, yiğitliğine layık olmanın
mücadelesini vermek de bir teselli, bir yaşam gerekçesi.
Başa dönersek;
İnsanlar isimlerini kendi kendilerine koyduklarında, demek ki
arayışlarına, olmak istedikleri ya da ulaşmak istedikleri gerçeğe göre
tanımlarlarmış kendilerini.
Siz onun bir yıldız güzelliğini ve ışıltısını aradığını, bunu kendinde
yaratma savaşımı içerisinde olduğunu, bir gözlerinden, bir
arayışlarından, bir adından ve bir de yiğitçe şahadetinden anlardınız.
Bir yıldız gibi yaşadı, parladı ve yıldız gibi aydınlattı bizleri.
Çiğdem Doğu
|