SEN ÖZGÜR DAĞLARIN MELODİSİ

                                                        
           Ş. Zerdeşt   Suskun,ağır ve paramparçaydı geceler, parçalanan bulutlar,ayışığı dolunay, yıldızlar ise sesizdi, amansızdı kara geceler, haksızlığa uğramış ülkem,kana doymayan cellat larla doluydu toprağımın dört bir yanı.Dağlarımız derin vadilerimiz inleme sesleriyle yankılanıyordu,beşikteki çocuklarımız bire bir süngülere hedef kalınıyordu,Anne lerimiz genç kızlarımız bedenlerini namlulara germiş,bire bir uçurumlardan atlayım,onurlarıyla param parça oluyordular.her taraf alev alev cehennem ateşiyle yanıyordu,mavzer sesleri dağlara bir çığlık gibi yapışmıştı,kan ve barut kokusu doğayı esir almıştı,gökyüzündeki kuşlar yerlerini uçaklara bırakmışlardı,Ali Boğazı,Kutu Deresi,Laç vadisi,bombardımanlara terkedilmişti.Yaşanılan bu toplumsal dramın şahitleri bile yok ediliyordu.Çatışmaların tam orta yerinde,ellindeki kanlı bir fotoğrafla ağlıyordu bir kız çocuğu,adını sordum ama konuşamıyordu,beş yaşlarında tombul yüzlü gür saçlıydı,ela gözlü sert bakışlıydı,deli dolu öfkeliydi,kızgıncaydı acılı gözleri,ama umutluydu,umutlarını biriken öfkeleri gibi saklamaya çalışıyordu,yanına yanaştım,öfkeli gözlerindeki cesarete sığınarak,ağlama küçüğüm,sakın ağlama sen,biliyorum baban vurulmuş,abin ise kayıp,en son duydum ki amcanda sürgüne gönderilecekmiş,her şeye rağmen ağlamamalısın,gözyaşların yetmez buna,alışmalısın kavgalara,bunca acı gerçeklere ve karanlık gecelerde yürümeye,hem bilirsin ağlamak çare değil gidenlerin ardından,bu ne ilk nede son olacaktır,daha nicelerin ardından bedel olup gidecez,ve sonra büyüyecez,tüm bu yaşananların bire bir farkına varacaz,Ş.Said in,S.Rıza nın,Ali şer in yolundan yürüyecez.Baksana güneş doğdu URFA dan,bizi ısıtan geleceğimizi aydınlatan,gerçek bir yaşam haline geleceğiz,ve sonra bir rüzgar olacağız,esintisini gücünü dağlardan alacağız,seni beni hepimizi içerisine alıp,BAŞKAN APO öncülüğünde,özgürlük yolculuğuna çıkılacağız,sen ben ve diğerlerimiz,bir ucundan tutup milyonlara karışacağız.

            Tüm bu tarihi gerçeklik içerisinde büyüdün, ve büyüdükçe de sebeplerinin bilincine vardın,bir çok yer dolaştın,bu gerçeklere cevap olacak bir çok insanla tanıştın,bir sürü mekan ve ülke dolaştın,özgürlük uğruna,breysel yaşantını ve onu anlamsız kılan,tüm köprülerini yıktın,günün birinde,içinde olduğun yaşamın,anlamını yitirdiğinin farkına vararak,yönünü özgür dağlara verdin,1999 yıllının ilkbahar ayıydı,her yeni bahar,yeni başlangıçların umudu ve gerçeği olsada,bu umutlar ve gerçekler ters yüz edilmeye çalışılmıştı,Başkan APO esaretinin ilk birkaç ayıydı,her kes patlamaya hazır bir bomba gibiydi,kimisine göre 29 uncu isyanın son çırpınışlarıydı,ama içinde olduğumuz gerçeklik,özgürlük mücadelemizin alevlendiği baharlardan birisiydi,ve sen Gerilla olmuştun özgürlük dağlarında,gabardin elbiselerini yeni giymiş,ellindeki silah ve sırtındaki çantanla ,her cepheye hazır olmanın baharındaydın,artık sen bir Gerilla ydın,bir Gerilla nın zorlu sabahlarında olup,halkına layık olma çabası içerisindeydin,bir çok yeteneğe sahiptin,inanılmaz bir görev ve sorumluluk aşkıyla çalışıyordun,adeta tüm yeteneklerin adresi sende birikmişti,tüm bu yetenek ve fedakarlılıklarını,halkın ve yoldaşların hizmetine sunuyordun,bu yaşam ve çalışma aşkı,sende bir yaşam felsefesine haline gelmişti.

            Bundan iki yıl sonra,Gerilla ortamında oluşan kültür sanat okuluna geçtin,Gerilla ortamında sanat çalışmalarını yürütmek,elbeteki kolay değildi,ama bir Gerilla nın zorlukları nasıl başarıya dönderme yolunun bilincindeydin,onun için tüm zorluklara göğüs geriyor,nasıl olması gerekir konusunda,kendini her gün yeniden yaratıyordun,Dağ ortamı dediğimizde,ilk akla gelen şey savaş oluyor,savaşın anlamıda,ölüm,yıkım ve gözyaşı,ama hiç kimse bu savaşın,neden yapıldığını,bizleri buna mecbur eden olguyu,yada gerçekten bu savaş Kürt halkı için,neyi yaratığını kimse sorgulamıyordu,ama bizler ne yaptığımızı,savaşın içinde ne tür imkanlar yaratığımızı biliyorduk,o halde dağ sadece savaş anlamını taşımıyordu,elbeteki dağlar ve sarp uçurumlar,nice savaşlara gebe oldu,tarifi kelimelerle yapılamayacak kahramanlıklar boy verdi,tüm bu çaba ve verilen bedeller,farklı çalışmaların kapılarını da açtı,eyer Gerilla ortamında bu çalışmalar hayat buluyorsa,verilen bunca bedellerin ürünüdür,hiçbir şey yoktan var olmadı,Başkan APO nun çıkışı ve hiç yoktan var edişi bunun somut ifadesidir,bu gerçekler felsefesi doğrultusunda,sanat çalışmalarına da başlanıldı,sanatsal çalışmaların ilk başlanıldığı dönemlerde,nice zorluklar yaşanıldı,bazı tasfiyeci anlayışlar,Dağ ve Gerilla ortamında sanat olmaz teorileri yürütüyordu,sanatı ezilmiş dili kültürü soykırıma uğramış,bir halkın var oluş gerekçesinde değil,kendi küçük beyni ve sahte dünyalarında arıyordu,sanatı bir türkü okumakla,tiyatro sahnesinde keyif çatmakla anlıyordu,sanatı halkın ihtiyaçlarına göre değil,kendi popüler dünyasının hizmetinde arıyordu,tüm bunlar bir halkın gerçeğinden ne denli uzak oluşların gerçeği olsada,sen tüm bu yanlış sanat teorilere karşı çıkıyor,sanatı halkın temel değer yargıları olduğunu savunuyor,onun doğru mücadelesini veriyordun,asıl sanatın Dağda Gerilla ortamında,olabileceğini savunup,kendi emek ve ürünlerinle,halkın yüreğinde taht kurdun,sen tiyatro nun sahnede ezbere repliklerden ibaret olmadığını,bir halkın gerçek yaşamı olduğunu sahnelerde sergiledin,müziğin sadece türkü okumak olmadığını,bir halkın kendisini özgür ifade etmenin gerçeği olduğu,özgürlük dağların yaşam dili olduğunu,oremar melodisiyle milyonlara duyurdun,Gerilla yaşamının güzelliklerini acılarını sevinçlerini,zorluklarını başarılarını,tüm yaşamın ayrıntı zenginliklerini,sanatsal bir dil ile halkımızın hizmetine sundun,bir Gerilla günlüğünün zorlu sabahlarında olup,bu zorluklar önünde hiçbir şeyin engel olmadığını,doğru yaşam ve sanat felsefesiyle,yarınlara umut olup,gerçek bir gerilla yaşamını yaşadın.

          Sen bir Gerilla,halkı için savaşan,savaştıkça da özgürleşen,gerçek bir yaşamın ürünüydün,Başkan APO nun yetersiz yoldaşlığın bilincinde olup,gerekirse canımı bile veririm deyişine defalarca tanığıyım,Gerilla yaşamı senin için bir aşk tı,sistem gerçekliği kendi aşklarını,iki insan arasındaki duygusal bağda,sahte  bakışların gözlerindeki yalanlarda arasada,sen ise inandığın aşkı,Gerilla yaşamının yüceliğinde aradın,senin için halkın acılarını hisseden,özgürlüğe susamışlığını anlayan,ve bunlara cevap olmak için,neler yapman gerektiğine inanan,yüce bir aşkın gücüne inanıp,doğru aşkı halkına layık olmakta aradın,inandıkça da pratik yaşam duruşunla,milyonlara örnek oldun,Gerilla yaşantında değişik bir çok farklı çalışmalarda yer aldın,girdiğin her çalışma,senin için en güzelini yapma,sonuç almayı esas aldın,tüm bunlar devrimci yaşantında bir ilke haline getirdin.Bir gün gelir Dêrsim,e o güzelim dağlara giderim diyordun,geçmiş yaşantında Dêrsim in bir çok alanını dolaşmana rağmen,bir Gerilla olarak dolaşmam daha farklı anlamlı olacağını diyordun,ve ne olursa olsun bir gün gelir giderim diyordun,Dêrsim den söz ederken,ne denli öfkelendiğini his ediyordum,çünkü sen 38 Dêrsim katliamın sarılmamış yarasıydın,süngülere hedef kalınmış günahsız bebeklerin acısıydın,kan ağlayan,ve kızıla boyanan akar suların,Munzurların çığlığıydın,senin için Dêrsim e gitmek bir Gerilla nın zorlu sabahlarında,bu acıları dindirmek,gitmek için anlamsız bahaneleri sıralamak gerekmezdi. 

            Yazılamsı  gereken öyle çok şey var ki,hangisine öncelik vereceğimi bilmiyorum,sanki tüm anılar birbiriyle yarışıyorçasına önceliği bir diğerine vermemi istiyorlar,kelimelerin tükendiği ve hayatın tutulması bu olsa gerek,ama yok diyorum hayat hep akmalı,onu anlamlı hale getirme ve o akıntıyı lehine dön derme olmalı,yeni kelimeler bulunmalı,alfabelerde bir kelime hatası olmalı veya yaratılmalı,hayata hiçbir olgu çözümsüz olamaz,her şeyin bir çaresi var elbet,nasıl ki özgürlük için bedel veriyorsak,bir şeyi var etmekte bedel gerektirir,işte sende tüm bu emeklerin doruğunda özgürlüğünü yaratın,seni yazmak yarınlara anlatmak,kolay olmadığını biliyorum Heval ZERDEŞT,ama kolaya kaçıp seni anlatmamakta,sana layık olamamın bir gerçeğide olacak,ben hiçbir zaman bu gerçeği kendime layık görmedim ve görmeyeceğimde,çünkü biz seninle yoldaşlık yaparken hiçbir teredüte açık kapı bırakmadık,belki hatırlarsın en son ayrıldığımızda(hatalarımızdan dersler çıkarıp,yeni başlangıçlar yapalım)bu sözlerin karşılığını bulup,ve ona göre cevap yazmak,ne denli zor olduğunu biliyorum,ama bir devrimcinin,zorlukları nasıl başarıya dönderdiğinide biliyorum,çünkü sen ve senin gibi nice yoldaşlarımız,bu gerçekleri bizlere bir miras olarak bıraktı.

          Dağda Gerilla ortamının zorlu koşularında,kar ve tipilerin en amansız gecelerinde,sahneleyeceğin tiyatro oyunlarının,dekor ve kostümlerini sırtında taşıyıp,tabur tabur dolaşıp arkadaş yapısına sunacak oyunun heyecanın hala gözlerimin önünde,halkın acılarını sevinçlerini,ve yiğit evlatlarının gerçek yaşamlarını,sahnede tiyatroyla canlandırmak,senin için inanılmaz bir duyguydu,Gerilla savaşından yaratılan değerleri,bunu sanatsal ürüne dönüştürmek,ne denli anlamlı olduğunu pratik çalışmalarında ispatlıyordun,her zaman bizlere ölümü layık gören,tarihten sildim dediği Kürt halkı,dili sanatı kültürü asimle edilip,soykırıma uğramış halkımızın yiğit bir evladı olarak,buna karşı en büyük cevabını,Gerilla ortamının özgürlük dağlarında sanatın  canlanacağını gösterdin,dağların diliyle sanat yapmak,ve seslerini milyonlara duyurmak,elbet eki kolay değildi,belki hatırlarsın Oremar klıbı yaptığımız süreci,sabahın erken saat leriydi uykunun en tatlı anı olsa gerek,kış aylarının dondurucu soğukları olsada,yüreğinin sıcaklığı bizleri motive ediyordu,yıkılmış bir manganın sol köşesinde,Oremar klibinin ses kaydı yapılıyordu,imkanlarımız yok denebilecek kadar azdı,diğer sanat ortamlarındaki gibi,imkanlarımız ve lüksümüz yoktu,bir iki enstrüman ve eski teknik eşyalarımız dışında bir şeyimiz yoktu,Awazê çiya müzik grubundaki 12 arkadaş,kayıtlara başlama heyecanını yaşıyordu,birkaç arkadaş dışında bir çoğumuzun stüdyo tecrübemiz yoktu,onun için heyecanımızın doruğunu yaşıyorduk,sen mikser in başında aranje görevini yapıyordun,tam son kontrolleri yapıyorduk,bir arkadaş dışında herkesin kulağında müzik sesi vardı,onun için dünya yıkılsaydı o kalabalıkta bir şey duymak mümkün değildi,tam bu ara elerinle bir şey var diye işaret etin,kulaklıkları çıkarmamız ve patlama sesi duymamız aynı anda olmuştu,dışarı fırladığımızda gökyüzü uçaklarla doluydu,her taraf toz duman içerisindeydi,sayısız bombalar sağımıza solumuza düşüyordu,ellindeki sazla yerde sırt üstü sıfır uzanmak,ve atılan bombaların dehşetinin tanığı olup,bizzat içinde yaşamak,ne denli zor olduğunu nasıl anlatabilinirki,her şey an meselesiydi,bir anın ne değeri var ki, ,bırakalım saniye ve bir ömür değerindeki dakikaları,içinde olduğumuz mevcut gerçekler,an meselesinden öteye değildi.

             Evet Heval ZERDEŞT,tüm bunlara rağmen özgürlük türkülerimizden,dağlarımızın melodisinden onurlu bir yaşamın sanatından taviz vermedik,ölüm dediğin nedir ki,hangi ölümler bizleri amacımızdan koparabilirki,hangi bombalar ses tonumuzu değiştirebilirki,hangi uçak sesleri,solfej ve şan seslerimizi detone edebilirki,tüm bu adaletsiz dünyaya karşı,sayısız uçakların bombalarına karşı,Oremar ve Destana Zapê klipleri,bu zorlu koşularda ürüne dönüştü,ve eyer bu ürünlerimiz halkımıza ulaşmışsa bunun mimarı sensin Heval ZERDEŞT,Gerilla ortamında sanat yapmanın zorlukları,ne gibi koşularda bu çalışmaların yapıldığını,hangi sanatçılara anlatabiliriz ki,yada anlatsak ne denli anlam verilirki,Ş Serhat ın Botan yolculuğundaki kahramanlığını,göğsünde patlayan bombaların,onlarca kurşunun deldiği sazının,kandan kızıla boyandığını hangi sanatçıya anlatabiliriz ki,Ş Delila nın mevziden mevziye çığlığını,pusularda sırtından yediği sayısız mermilerin,acısını hangi sanatçı his edebilirki,Ş Xelil in cudi yolculuğunda,kamerasından çekilen kesitlerin,besta nehrine dökülüşünü hangi sinemacıya kavratabiliriz ki,sen Heval Zerdeşt,Oremar klıbının kaydını yaparken,tiz ve bas sesine karışan,bomba seslerinin ekosunu hangi aranjeye analatabilirizki,yada anlatsak ne denli duygularımızı anlayabilirki,ama oysaki sanatçılar,halkın dili ve kültürüdürler,haksızlığa karşı olup,mazlumlardan yanalar,sanatçılar toplumların en önde gelen insanıdırlar,bir sanatçını görevi,toplumun ihtiyaçlarını ve özlemlerini,sanat diliyle dinlendirmektir,bir sanatçı halkın acılarını,sevinçlerini en derinlemesine hissetmektir,sanatçılar toplumun yaşamından özgürlüğünden sorumlu insanlardır,eyer sanatçılar toplumun ihtiyaçlarına cevap olmazlarsa,o sanatçılar tarihe mal olmazlar,eyer bir ülkede bazı sanatçılar çiçeklerle,bazıları da bombalarla dans ediyorsa,orda gerçek sanat yok demektir,tüm bu zorlu koşular altında,Gerillanın yaşamını,halkımızın acılarını sevinçlerini,en zor ortamda bombalar altında,canının pahasına da olsa yapmaya çalıştın,Sen Awazê çiya nın manevi gücü,Oremar klibinin melodisi,Destana Zapê nin notası,sen şekif dağının asi bakışlısı,xınêre vadisinin bahar kokulu doğası,ve sen lolan suyunun kıyısında olup,gönlümüzde her zaman bahar olarak  kalacaksın Heval ZERDEŞT.

  

                               Senin şahsında tüm şehitlerin önünde saygıyla eğiliyorum

                                                  Devrimci selam ve saygılar

                               Gorsê mereto        

                               17 02 2010             

 
    ygk.gaziler@googlemail.com