|
Gerillayı
anlamak, gerillanın dünyasını hissedebilmek ve gerillanın
duyumsayışına dokunabilmek uzak olanlar için
imkânsızlık sınırlarındadır. Ama uzak da olsa yüreğini yakın
etmesini bilmiş olanlar için bu uzaklıklar bir kıvılcımla yanıp
kül olur. Kimi zaman bir an, bir bakış, bir söz ya da bir mimik,
gerillanın yüreğinde bir yangını tutuşturur. Gerilla ne ister,
ne yaşamayı diler, nelerin sahibi olmak ister
Aslında bu
soruların hepsini cevabı benzerdir. Çok şey ister gerilla.
Özgürlük, eşitlik, mutluluk, barış, kardeşlik, emek bilirlik,
ahlakilik ve daha birçok şey. Hatta insan oluşumuna temel
oluşturan her şeyi ister. Çünkü gerillanın kendisi için
istediği, beklediği, sahibi olmayı dilediği şeyler yoktur.
İstediklerinin hepsi, kendisinden dışındakiler içindir, ki
kendisinde bunları yaratmanın onurunu oluşturmaya eğilim
gösterir. Onurlu bir yaşamı yaşamış olmak ve bu onurla, dünyaya
gelmiş olmanın kıvancını yaşamak, gerillanın yaşam adımlarında
gücü oluşturan gerekçedir.
Gerillanın bu onurla
bağlantılı olarak istediği bir diğer şey de şehit düştüğünde,
uğruna savaştığı halkın bağrına basılmak, toprakla buluşmadan
önce, halkının yüreğine gömülmektir. Kürdistan özgürlük
mücadelesinin kritik süreçlerinde yaşanan şahadetleri bu anlam
yoğunlaşmasıyla karşılayan halkımız, törenleriyle,
sloganlarıyla, sinesine bastıkları gerilla cenazeleriyle
halkının bu onurlu evlatlarının alnını göklere değdirdi. Alnını
göklere değdirmek, uçma eyleminin sınırlarında olmak,
kanatlanmanın engin onurunu yaşamakla özdeştir.
Bunu, tüm
farklılıklarımıza, başka başka renklerimize ve ayrı
zaman-mekânların yaşanmışlıklarını yüklenmemize rağmen ortak
atan yüreklerimizle bildiğimiz Mazlum Yoldaşın da istemi yerine
geldi. Mazlum yoldaş, güler yüzü, her şeye rağmen bulunduğu
ortamda esprileri, kahkahaları, sonsuz moral verme çabası,
kendisinden taşan yaşam coşkusuyla, onu benim gibi az tanıyan
arkadaşların dahi belleğinde, yüreğinde ve beyninde yer edinmiş
bir öncü gerilla komutanıdır. Kuzey Kürdistanda gerillacılık
ilmine kendinden bir şeyler kattı. Ve kattıklarıyla kendinden
parçaları, onun ve yoldaşlarının izinde yürüme kararlılığında
olan bizlerin gönüllerine ektiler.
Mazlum yoldaşın
anısına yapılan törenlerde, annesi ve ablası, onu şarkılarla
uğurladılar. Ağıtlar demiyorum, zira ağlamıyordu bu onurlu Kürt
kadınları. Şarkılarla Mazlum yoldaşın Amed dağlarındaki
adımlarını, uzun yıllara sığdırdığı onurlu mücadelesini,
özgürlükteki ısrarını, yeni yaşam umutlarını ve gerillacılık
hayatını anlatıyorlardı. Onların yüreğinden süzülüp benim
yüreğime akan birkaç kelime olduysa da, birçok anlamı taşıdı
dünyama. Ablası Naciyenin ve annesinin yaşadığı onuru bizler
izlerken Mazlumun ardından, yüreğimizde yer edinen Mazluma
gıptayla bakıyoruz. Kürdistan özgürlük mücadelesinde yer edinen
her yücelişte, her direniş toplaşmasında, her yoğunlaşmış
inançta, her yürek büyümesinde, her sonsuzluğa meyilli hakikat
arayışında, aşk düzeyindeki her özgürlük soluğunda Mazlumca bir
şeyler buluyoruz zaten. Bundandır, Mazlum adı yüreğimizde
zalimin zulmüne maruz kalışın ötesinde çağrışımlara denk gelir.
Mazlumca diyorsa bir arkadaşımız, bir direnişten söz ediyordur.
Bir yücelişi, bir inancı, derinliğin anlamında kendini oluşturan
bir insan güzelini anlatıyordur.
Bu sebepten olsa
gerek, Mazlum Amed deyince yüreğimizi titreten uzun bir
PKKlilik anlamı gelip konaklıyor yüreğimizde.
Hissedebildiğimiz, anladığımız, algılayabildiğimiz kadarıyla
yüreğimizin aynasından bu yeni hissedişleri Mazlum yoldaşa
yansıtıyoruz. Ona sunuyoruz, onun onurla karşılayacağı bu
anların duyumsayışlarını.
Kürdistan halkı,
analarımızın öncülüğündeki kadınlarımız başta olmak üzere,
inkârcı, katliamcı, soykırımcı, toplumkırımcı ve tecavüzcü
devlet güçlerine göstermiştir ki, şehitlerimiz, halkımızın
onuru, dünü, bugünü ve geleceğidir. Şehitlerini karşılama ruhu,
özgür geleceğe, özgür yaşama ve özgür ilişkilere yönelme
kararlılığını gösteriyor. Bu kararlılık, her gerillanın
yüreğinde bir yeni yaşam, yeni yaşam uğruna her şeyini feda etme
gücü, feda etme gücü içerisinde yeni anlamlar yaratma ve
yüreğinin rotasını ufuklara çevirmeyi anlatıyor.
Bizler de gerilla
yüreğimizde, Önderliğimizin yarattığı anlam damlasıyla, tüm
mücadele değerlerimizi yüreğimize sığdırabilmeyi kendi
yaşamımızın rotası yapıyoruz. Yüreklerimize aldığımız sevgiler
oranında yüreklerimizin büyüdüğünü bizlere öğreten yaşam
güneşimizin, bu yeni doğum zamanlarına denk sıcaklığıyla
ilerliyoruz ufuklara doğru. Ve her adımda Mazlumca yaşamın tüm
insanlık âşıklarına nasip olmasını diliyoruz. Çünkü Mazlumca
yaşamak, gerçeğe dokunmanın gücüyle, bu dokunuştaki anlamı
hissetmenin yakıcılığıyla ve alevlerden ibaret rüzgârların
yenileyiciliğiyle soluk almak, az da olsa özgürlüğü solumaktır.
Dilzar Dîlok
Ölümün Elinden
Kurtardıklarımız
Yüreklerimizi kendi
toprağı bilen ve kendi toprağına gömülen zaman parçaları vardır.
Onları çıkarıp toprağın altından, gün ışığına sunmak, gerillanın
ufkuna yerleşen arzulardandır. Anlatmaya, paylaşmaya ve hatta
yazmaya yönelten itki de bu olsa gerek. Mekanikleşmenin
uçurumunda yitmeye karşı duran duygularla birlikte bu duyguları
kendinde toplayan insan güzellerini anlatabilmek ve bu
anlatımlarla ölümün elinden bir şeyleri kurtarmak
Gerillanın
ufku kiminde yüreğiyle kalemi arasındaki yolda evrenle buluşur.
Anıların deposu olan belleğimizden taşacak kadar çok ve yüklü
zamanların ve kurgulara meydan okuyacak kadar olağandışı
yaşamların izdüşümü, bizim kadar gerçek olan her şeyin bir aks-i
sedası, bu evreni anlama yolunda yalnızlığımıza dokunan hakikat
zerreleridir. Bizimle soluyan, zamana saplanıp kalmadan bizimle
yürüyen, terleyen, bizimle yorulan, acıkan ve susayan, ve dile
geldikçe kana kana hayat pınarından beslenen bir tarihin
parçaları
Bizim parçalarımız
Yaşananlar,
anlatılanlar, yürekte inceden inceye kızıl izler bırakanlar,
duyulduğu anda kulağa asılıp kalanlar ve sonrası binlerce an
içinde yankılanıp duranlar yanında, bunlardan binlerce kat fazla
olan bilinmeyen, duyulmayan yaşam aralıkları da var. İşte
bunların hepsinin varlığıdır yüreği konuşturan, satırları
yaratan ve ölümle girilen cengin zaferini anlatan. Yaşadıklarını
anlatmak, arşivlerden, kütüphanelerden ya da yaşama-evrene vs
ilişkin araştırmalardan belki de katbekat daha fazla değer
barındırıp kendi mevcudiyetinde sunmaktadır yarına. Örneğin uzak
bir geçmişte yaşayan bir hakikat arayışçısına ilişkin
anlatılanlar kütüphaneleri doldursa da kendi kaleminden yazılmış
bir dize bizleri daha çok o arayışın mecrasına çekmektedir. Bu
gerçek, kendi yüreğiyle hayata dokunmuş olmanın sonucudur. Soyut
denilen hayal ile gerçek denilen hakikatin birleşerek
sonsuzlaşmasıdır. Bundandır, gerillanın kaleminde hayal ile
hakikat birbirinin varlığında eriyor. Nedeni hayatlarımıza
rengini veren, sade olduğu kadar girift olmasıyla bizlerde
yaşanmamış olanlara dair merak uyandıran, cazip gelen ve yaşama
istemini güçlendiren zaman aralıkları
İşte bu kaynaktır
kaybolmuş kentlerin kirli aynalarında kendini göremeyenlerin
kendi siluetini dağlarda aramasına sebep. Paramparça olmuş
bedeniyle kentlerin kaybolmuşluğuna girenlerin yüreklerindeki
duyumsayış da aynı kaynaktandır. Son nefeslere yerleşen yaşam
bilinmezi kadar kiminde tüm nefeslere yerleşen son nefes
hissiyatına tanık olmak da bu zaman aralıklarındandır.
İşte bu zaman
aralıklarının yüreğimizde ve beynimizde oluşturduğu açı, yaşama
bakış açımızı oluşturuyor.
İşte beni bu dağların
ufuklarına tutunup kalmış olmak yaratıyor, her defasında yeniden
bir daha. Bir gökkuşağı olup yüreğimin göğünde, sevinçlerim ve
özlemlerimle birleşiyor. Nazlı seher uykularından el çekip
Zerdeştî bir zamana yerleşiyor. Güneşi karşılıyor benimle. Bir
zaman gün ışığıyla, bir zaman gözyaşıyla yıkıyor yüzümü.
Sınırların birleştiği yerde bir kurşun atımında, hakikatin
içinden sıyrılıp bir masal kahramanı oluyor. Özlem dalgalarını
alıp getiriyor yüreğimin kıyısına. Tüm ırmaklar birleşip bir söz
akışına dönüşüyor. Bir yürek akışına
Bir ırmak olup akıyor
yüreğimden, yüreğimi yıkayarak. Akıyor yüreklerimizden
Anılarımız,
yazdıklarımız, baktığımız zamanın içinden değil de kendi
olgunlaşma zamanında kendini anlaşılır kılan yaşam anları,
yüreğimizi delip geçerek bir iz düşürüyor zamana
Ömrümüzün bir kısacık
anına sıkışan ama hiç yaşayamadığımız, biz olan ama bizi
tanımlayamayan, çok yakınlaştığımız ama yakalayamadığımız,
soluğunu duyumsadığımız ama uzağımıza düşen, elimizde olan ama
dokunamadığımız hakikatlerin içinden bir harmanlanış olma istemi
yapışıyor yakamıza böyle anlarda. Hiçbir söz dağarcığının,
hiçbir kelime hazinesinin gerillaların yürek sarnıcında
biriktirdikleri ve hazinelerden daha değerli olan yaşam
parçalarını anlatmaya yetmeyeceğini bile bile yazmak istemi,
ölüm karşısındaki cenkler ertesinde elimizde kalanlardır.
Tamamlanmak istenecek bir yarım oluşturmak istemidir. Yüreğimizi
her daim ateş hattında tutan ve biz olan gerilimi, bir parçacık
yansıtma gayesidir. Kendimi kavramsallaştırmanın bir yolunun da
sözcüklerin toprağından geçtiğini sezmiş olmaktır bir zaman ve
aramaya başlamaktır. Büyük aşkları başlatan yolculukları ve
yolcuları duyumsama istemidir. Yolu sözcüklerle hissedip
paylaşma ve yolun yolcusu olma gerçeğini anlamlandırma gayesini
yükseltmeye meyletmektir.
Belleğimde, hayal ile
hakikat arasında yer edinen anılara, arkadaşlarımın ve benim
olan anılara dokunmak istemi, her sezinleyişte ve sözcükler
yoluyla da olsa, her paylaşma eğiliminde benim olmaktan çıkıp
bizlerin olmaya gönül akıtmaktadır.
Ölümün elinden
kurtaracağımız çok şey olduğunu bilerek bir parçasını tutmak
istiyorsak bilmeliyiz ki, yaşadıklarımız paylaşıldıkça çoğalıyor
ve çoğaldıkça hayalden hakikate dönüşüyorlar.
|