Dağlara Yüz Sürmek, Yollara Ömür Sürmek
Seyit EVRAN

                                                                                          

Dağlara yüz sürerek yürüyorum. Yollara ömür sürerek yürüyorum. Yıllara meydan okuyarak dağ yollarında, dağlıların ayak izleri üzerinde ve kendi ayak izlerimi de bırakak yürüyorum. Dedemdem devir aldığım ayak izleri üzerine kendi ayak izlerimi bırakarak yürüyorum.

Hesabı tutulmamış bir ömrü böyle sürdürüyorum.

Yolları böyle arşınlıyorum.

Dağ yollarındaki yürüyüşümün yirminci yılına girdim. Bu yirmi yılda yaşadıklarımı anlatmaya çalışırsam bu ömre ne kağıt, nede dünyanın bütün kalemleri yeter. Sadece onlardan kesitler alarak aktarmaya çalışıyorum. Acı çekiyorum anlatmaya çalışırken. Acılar içinde kıvranıyorum. Çünkü bu yıllar hiçte kolay geçmedi. Büyük ve dayanılmaz acılarla iç içe geçti. Özlem ve hasretle dopdoluydu. Özlemden ölünmez diyorlar ama yanlış. Çünkü ben ölmek üzereyim. Sevdiklerime duyduğum özlemden. Arkadaşlarıma duyduğum özlemden. Toprağa emanet ettiğim arkadaşlarıma, can yoldaşlarıma duyduğum özlemden. Bir gün bu özlemden ölecğiğimi biliyorum. Kim ne derse desin. Ben öleceğimi biliyorum. Çünkü zaten ömür denen yolun da bir sonu yok mu?

Dağlar yüz sürerek, yollara ömür sürerek geçirdiğim bu uzun ve anlatılması zor yıllar içersinde sık sık yaptığım bir şey var. Oda yılda bir çantamı açıp bakmaktır. Çünkü çantamda yıllarımı, anılarımı, acılarımı, arkadaşlarımdan yarınlara ulaştırmam için bırakılan emanetleri taşıyorum. Yüreğin bir parçasını bedenimde taşıyorsam diğer bir parçasını da çantamada taşıyorum. O yüzden de hiç yanımdan eksik etmiyorum. Ve yılda bir mutlaka açıp içine bakarım...

Geçen gün yine canım çok sıkıldığı bir anda çantamı açıp baktım. Arkadaşlarımdan bana bırakılan emanetleri tek tek alıp baktım. Ve yine hepsini olduğu yere bıraktım. Çünkü onların her biri bedenimden birer parçayı anlatıyordu. Her yıl onlara yenileri de ekleniyor. Çünkü arkadaşlarım, yoldaşlarım, Kürt dağlarının güzel çocukları her yıl bana bir şeyler gönderirler. Kimi kalem, kimi eşarp, kimi mendil, kimi kefiye, kimi saat, kimi dağlarda yapılmış sigara ağızlığı, kimi taş, kimi bileklik, kimi kuruttuğu bir tutam kır çişeklerini gönderir. Onlara bakıp bakıp iç geçirdikten sonra yeniden yerlerine koydum. Tabii bu arada bu yıl yeni gelenlerde vardı. Bana gelen hediyelerin bir kısmı ülkemin asi dağlarının zirvelerinde ve gölgelerin düştüğü vadilerinde yaşayan çocuklarından olduğu gibi bir kısmı da ülkenin çok çok uzaklarında yaban ellerde yaşamak zorunda olanlardandır.

Bu yıl yine bir sürü şey gelmişti bana uzak olan arkadaşlarımdan. Bir kısmı yine ülkemin dağlarından olurken bir kısmı da yaban ellerden gelmişti. Ülkemin dağlarından gelenlerin sahiplerine birer selam göndererek aldığımı söyledim. Ama yaban ellerden gelenlere henüz hiç bir şey söyleyebilmiş değilim. Yada onların gönderdiklerine karşılık bende onlardan çam sakızı çoban armağını misali bir dağlının hediyesi olarak bir şey gönderebilmiş değilim.

Gelenler baktım. Bir saat, bir kalem, bir çakmaktı. Hepside yaban ellerdeki arkadaşlarımdan gelmişti. Getiren arkadaşı bile görememiştim. Aslında çokta görmek isterdim. Ama dağlarda yaşıyoruz. Bazen çok istemene rağmen yollar sevdiklerini görmene izin vermeyebiliyor. O yüzden onu göremedim. Bana getirdiklerini de kendi elleriyle veremedi. Başka bir arkadaşın aracılığıyla bana gördermişti. Şimdi söylüyorum. Gönnderdiklerinizi aldım. Ağır olan çantamı biraz daha ağırlaştırdınız. Ağırlık gönderiğiniz maddi malzemelerin ağırlığı değil. Gönderdiklerinizle manevi yüküm daha da artı.

Gönderdiklerinizi aldıktan sonra bende size bir şeyler göndermek istedim. Ama ne gönderebilirim diye günlerce düşündüm. Sonunda buldum. Bir dağlının gönderebileceği yüreğinin en sıcak yerinden kopup gelen bir selam olur. Ayrıca size kır çiçeklerini topladım. Hemde çok. Ama gönderemedim. Üzülmeyin gönderemedim diye atmadım. Kuruttum. Ve hala yanımda tutuyorum. Belki bir gün görüşürüz ve o zaman veririm diye. Hepenizle görüşmesek bile bir yada bir kaçınızla görüşürüz ve o zaman veririm diye hala yanımda taşıyorum. Birde size kekik topladım. Hakiki dağ ve kaya kekiği topladım. Oda hala yanımda. Gelen olursa gönderirim. Günlerce tepeleri tırmanıp sarp kayalıkların alt tarafındaki uçurumun dibindeki ölümün üzerinde atlayarak size kekik topladım. Oda hala yanımda ve bir gün mutlaka gönderirim yada veririm size.

İşte sizin gönderdiklerinize karşılık bir dağlı olarak benimde size gönderebileceğim bunlardır. Ve birde bir gün mutlaka bu dağların her hangi bir yerinde birlikte içebileceğimiz bir çay olur. Çünkü bizim dağlarımızda bir selam, bir çayın on yıllar süren hatırı olur. Özlemi dindirir, hasreti hafifletir.

Dağlara yüz sürerek, yollara ömür sürerek yoluma devam ediyorum. Sizlerinde yanımda olmanızı isterdim. Ama hayat bu. Her zaman insanın her istediğinin olmasına olanak vermiyor olabilir bazen. O yüzden sizde yanımda bende sizin yanınızda olamıyorum. Ama sizin bana gönderdiklerinizle siz yanımda benimde size gönederceklerimle bende yanınıza olacağım.

Bir gün olurda görüşürsek size söz veriyorum yollarınıza yıldızları sereceğim. Yıldızlarla birlikte hayatımı, özlemlerimi, hasretimi yollarınıza serecğim.

Ömrü yarınların yollarına serdiğimi gibi...