CİGER-HÜSEYİN YÜREK YOLDAŞIN ANISINA
Baba Abdullah
Ana Nadire
Doğum Yeri Bilehi Köyü Uludere
Doğum Tarihi 1976
Katılım Tarihi 1993 Askeri Kanunla
Özel Bilgi Babası Ve Üç Amcası Şehit
Bir türküdür söylenen,
Dillerden düşmeyen,
Sürüp giden
Bahar yüzünü göstermiş, giderek yazın sıcaklığına
hazırlanıyor tabiat ana. Henüz yeşilimsi perdesini çekmiş değil,
gözbebeği olan ağaçların yaprakları açılmaya devam ediyor.
Verimli ana heybetini hissettiriyor. Bir de bahar yağmurlarının
sonsuz güzelliği ve toprağa bereket vermesi buna eklenince,
tabiat ana bu yıl baharını daha çekici kılıyor. Göz dolduran
renkleri, göğün mavimsi renkleriyle birlikteliği yakalıyor. Bu
uyum ahenk o kadar içseldir ki, tabiatın gözdesi olan sosınlar,
şilanlar, papatyalar, güller ve daha ismini bilmediğimiz nice
çiçek bir bütünlük sergiliyor. Neredeyse rengârenk bitki ve
çiçek yatakları oluşmuş. Öyle ki bu renk cümbüşüne dalmadan
geçip gitmeye gönül el vermiyor. 2001 baharıyla birlikte,
gözyaşı dökmeyen kurumuş pınarlar tekrar patlamış, birer
çağlayan gibi kanayarak akıp gitmeye başlamış.
İşte bahar! Tabiat ananın güzelliği, bağışlayıcılığı ve
kucaklayışı! Tüm sevgisini, kutsallığını tanrıça gibi serpmiş,
yemyeşil renkleriyle parlayan güneşin altındaki masmavi
gökyüzünü sarmalamış.
İşte hayat, işte akan damarlar ve duyguların durmayan akışı!
2001 yılının 24 Mayısı.
Saat 19.00.
Yer; Xantur Tepesi, muhaberecilerin bulunduğu zirve.
Güm! Bir patlama ve haykırış... Bir heyecan, bir
tedirginlik, bir bilinmezlik.
Nice olayları vardır devrimimizin hiç bilinmeyen!
Mücadelemizin çok çetrefilli tarihinde neler yaşanmadı ki...
Acılar, hüzünler, sevinçler, mutluluklar
Mücadelenin en
çetininden, en engebelisinden geçildi. Aç, susuz kalındı; kara
kışa, tipiye yakalanıldı. Ama zorluklara karşı hiç pes edilmedi.
Kelle koltukta yürüyenler zorluklara, acılara Of bile
demediler. Hep, gelecek aydınlık günlerin umudu ve heyecanıyla
yaşadılar. Sömürge bir ülkenin insanları, özgür bir ülkede
yaşamak, ezilmişliğin tahribatlarını gidermek, kendi ayakları
üzerinde yürüyecek, kendi iradesini açığa çıkararak yolunu
çizecek birer halk evladı olabilmek için kelle koltukta
yürüdüler.
Yürüdüler, bilinmeyenin bilinmezliğine
Bildikleri bir şey
vardı; o da eskisi gibi yaşanmayacağıydı. Onları inanılmaz kılan
da buydu.
İnanılmaz bir devrim destanını anlatmaya çalışacağım.
Devrimimizin inanılmaz gerçeklerini ifade edebilmek için büyük
bir edebiyatçı olmak, türküleştirebilmek için ise halkımızın
bağrından çokça çıktığı gibi bir dengbêj olmak gerekiyor. Hatta
daha ince bir sanatla görselleştirmek gerekir. Ben ne bir
edebiyatçı veya dengbêjım, ne de ince bir sanatkâr. Kalemim
zayıf, sesim kısık, hünerlerim neredeyse yok sayılacak kadar az.
Buna rağmen kalemini kullanmaya çalışarak devrimimizin bir
kahramanını zor da olsa yazmaya çalışacağım.
.
Bir patlama!
Çabuk silahlarınızı alın! Patlamaya ilk tepkiler... Xantur
Tepesi. Mayısın sonları olduğu için son bahar pınarı da kurumuş,
birkaç gün önce Xanturdaki askeri birlik alanı terk etmiş,
alanda sadece muhabereciler kalmıştı. En ön cephe sayılmasının
yarattığı hassasiyet ve gerginlik vardı. Kürt halkının umudu
olan gerillanın düşmanları az değildi. Halkının umudu, ilerici
insanlığın göz nuru iken, gerici güçler için korkulu bir rüyadır
gerilla. Patlama ile birlikte ilk düşünülen, baskın ihtimaliydi.
Çünkü bir aydan fazladır, altı kişilik muhabere birimi
Haftaninin en heybetli zirvesi Xanturda bulunuyordu. Silahlara
sarılarak uygun bir şekilde mevzilenmek en doğrusuydu. Havada
uçuşan parçalar görüldüğünde, baskın olduğuna kanaat getirildi.
Haydi! Çabuk, cihazı unutma
Komutan, mevzilendireceği arkadaşları yardımcısına verirken
böyle bağırıyordu.
Heval, bir şey yok, korkma! Mayın patladı. Arkadaşları çağır
gelsinler sözlerini sarf eden Ciğer arkadaştı. Mayın
patlamasıyla bulunduğu yerden yaklaşık üç-dört metre uzağa
fırlamış, bir ayağı yirmi beş-otuz metre uzakta kalmıştı. Ciğer
arkadaş ise hiçbir şey olmamış gibi soğukkanlı bir şekilde
sesleniyordu. Bu acıyı daha önce de yaşamıştı.
Haydi, heyecanlanma. Arkadaşlar gelip beni mangaya
götürsünler
Yavrularıyla dağda özgür dolaşırken ansızın bir aslanla
karşılaşan bir ana ceylan, aslanın saldırısına uğrayıp da
paramparça edildiğinde ceylan yavruları nasıl şaşırır,
donakalırsa, işte Ciğer arkadaşın yanındaki arkadaş da öyle
donakalmıştı. Dili tutulmuş, taş kesilmişti. Bir tarafta Ciğer
arkadaş, diğer tarafta ise metrelerce uzaktaki bacağı. Bütün
bunlar onun hemen yarım metre uzağında olmuştu.
Haydi, Heval, arkadaşları çağır. Bir şey yok, hafiftir
diyerek, Ciğer arkadaş güçlükle şoku atlatmasını sağlamış,
yardım çağırmaya göndermeyi başarmıştı.
Nefes nefese arkadaşların yanına varan genç gerilla, durumu
diğer arkadaşlara anlatır anlatmaz herkes hızla Ciğer arkadaşın
yanına koşmuştu. Ciğer arkadaşın dışındaki bütün arkadaşlar çok
yeni olmasalar da yeterince tecrübeli değillerdi. Arkadaşlar
ulaşır ulaşmaz Ciğer arkadaş, öncelikle yapılması gerekenleri
sıraladı;
Önemli bir şey yok, ayağımı dizin altından ve üstünden
bağlayın. Kanı durdurmak gerekir. Bir de, mangaya götürün beni.
Orada ayağımı yükseltmek için altına bir şeyler koyun
Arkadaşların şok durumunu atlatamadıklarını gören Ciğer arkadaş
ısrar etti; Size bir şey yok diyorum, mayın patladı, o kadar.
Haydi, öyle durmayın, götürün beni.
Genç gerillalar, Ciğer arkadaşın belirttiklerini yaptılar.
Bacağı bağlanırken Ciğer arkadaş, durumdan etkilenen
arkadaşların moralini düzeltmek için şaka yapıyordu.
Arkadaşları, Ciğer arkadaşı kaldırdıklarında bir bacağının
sallandığını, dizin biraz altından itibaren kemiğin parçalanarak
dağıldığını, ayak kopmamışsa da çok ince bir et ve birkaç
damarla bacağa bağlı kaldığını gördüklerinde ürkmüşlerdi. Ciğer
arkadaş, öteki bacağını 1995te kaybetmişti. Onun yerine protez
bir bacakla yaşıyordu. Sağlam ayağı ile mayına basmasına rağmen
patlamanın şiddetiyle protez de fırlamış, kesik bacakta da yarık
oluşmuş, kemik dışarı çıkmıştı. Bu manzaranın ürkütücülüğü
karşısında Ciğer arkadaşın soğukkanlılığı arkadaşları
dinginleştiriyordu. Arkadaşları, onu mangaya getirerek,
anlattığı gibi ayağını yükselterek uzattılar. Şaşkın şaşkın
duran arkadaşlara hemen karargâhla bağlantı kurarak arkadaş ve
doktor çağırmalarını söyledi.
Ciğer arkadaşın etrafında çarpılmışçasına onu izliyorlardı.
Her an yanından uçup gidecekmiş hissine kapıldıklarından kimisi
hıçkırıklarını tutamazken kimisi ise sessiz sedasız çiseleyen
yağmur tanecikleri gibi gözyaşlarını koyuvermişti. Akan her
damla, yüzlerde ince bir çizgi bırakıyordu. Bir de sağanak
yağmurlar gibi dökülen gözyaşları vardı. Kimisi de, içini çekmek
istemiş de olmamış, tıkanmış gibi hüzünlü, düşünceliydi.
Muhabere birimi halen şaşkındı. Ancak arkadaşları en çok
şaşırtan da Ciğer arkadaştı. O, sanki hiçbir şey olmamış gibi
arkadaşlarla konuşuyor, ilgileniyordu. Çünkü o, birimin komutanı
ve en deneyimlisiydi. Bunun için örnek olmayı bilmeliydi. Durumu
gözeterek davranış göstermek militan tutumun gereğiydi.
Ciğer arkadaş, Haydi arkadaşlar, yemeğinizi yapın, aç
kalmayın dedikten sonra nöbeti ihmal etmemeleri gerektiği
yönünde uyarıda bulundu. Neden sonra nasıl göründüğünü
düşünerek; Biraz su verin de yüzümü yıkayayım, biçimim
bozulmuştur herhalde dedikten sonra Ben daha büyük ağrıları
yaşadım, bu patlama beni götürmez. Karadenizde gemisi batmış
kaptan gibi durmayın diye devam etti. Ciğer arkadaş komutan
olmanın gereklerine göre düşünmeye devam ediyordu; İyi ki bende
patladı. Hepiniz gençsiniz, benimse zaten önceden bir ayağım
gitmişti. Sizde patlasaydı partiye nasıl hesap verir, vicdanen
bunu nasıl kaldırırdım? diyerek konuşmasını sürdürdü.
Karargâha haber verilmiş, tüm güçler harekete geçmiş, doktor
yola koyulmuştu. Yakında olan Şeşdara Birlik Komutanı telsizle
irtibat kurmuş Ciğer arkadaşla konuşuyordu. Ciğer arkadaş Ciddi
bir durum değil, bir ayağım kesikti, diğeri de ona benzedi
diyerek takılıyordu. Diğer arkadaşlar, şakalaşmalara rağmen
durumun ciddiyetini kavramışlardı.
Diğer arkadaşlara zorla yemek yedirdikten sonra dişlerini
temizleme ihtiyacı duydu. Çünkü patlamada ağzından kan
fışkırmıştı. Patlamanın yarattığı sarsıntıyla göğsünde oluşan
ağrılar konuşurken onu zorluyordu. Boğazı düğümleniyor,
konuşamıyor, nefes alması zorlaşıyor, bir ara bayılıp
kalkıyordu. Bana bir şey olmaz ama zorlanıyorum. Eğer şehit
düşersem, Parti Önderliğine ve partiye, alandaki tüm arkadaşlara
çok selamlarımı söyleyin. Beni affetsinler, partiye ve
arkadaşlara layık olamadım. Partinin verdiği görevi yerine
getiremedim. Mayın bende patladı, parti bunu kabul etmez.
Önderliğe çok selamlarımı söyleyin dedikten sonra bir kez daha
nefes alıp vermekte zorlandı ve bayıldı.
O sırada doktor yetişmiş ve ilk müdahaleyi yapmaya
başlamıştı. Serum bağlamış, yaptığı anti-biyotik ve ağrı kesici
iğnelerle olumsuz bir durumun önüne geçmeye çalışıyordu. Gece
olduğu için çok kapsamlı müdahale yapamıyordu. Kaldı ki, Xantur
Tepesi farklı bir duruma uygun değildi.
Alan güçlerinin morali genelde bozuktu. Herkes, serseri bir
mayının Ciğer arkadaşta patladığını öğrenmişti. Her bireyin
mutlaka gerekli olduğu, var olmasının düşmanı kahrettiği bir
süreçte bu kazanın ağır geleceği kesindi. Halkın II. Barış
Hamlesiyle gerillaya dayanarak şaha kalktığı bir dönemde kayıp
vermek yoldaşlara ve halka çok zor gelecekti.
Çok ağır sancılarla geçen gece gündüze döndüğünde, arkadaşlar
darbest yapıp Ciğer arkadaşı omuzlarında yükselterek yola
koyuldular. Sıcaklık çok fazla olduğu için Xantur Tepesinden
vadiye inmenin yara açısından iyi olmayacağını bildiklerinden,
ara vermiş, öğleden sonra ancak vadiye ulaşmışlardı. Bu arada
eyalet komutanı, birkaç arkadaşla birlikte Ciğer arkadaşın
getirildiği yere vardıklarında Ciğer arkadaşı heybetli bir
kayısı ağacının altında uzanmış, etrafında da birçok arkadaşla
birlikte buldular. Ciğer arkadaş, eyalet komutanı arkadaşın
yaklaştığını görünce ayağının kesildiğini unutarak ayağa
kalkmak, duruşunu düzeltmek istemişti. Nasıl olur da bir üstünün
karşısında uzanılır düşüncesiyle utanıyordu. Eyalet komutanının
sıcak sarılmasıyla bu duyguyu üzerinden atabildi. Geçmiş olsun
dileği ve olayın gerçekleşmesine ilişkin şakaların ardından
geçmişe dalan sohbetler başladı. Ciğer arkadaş uzanırken bir
arkadaşın ona bir demet gül uzatmasıyla aynı mahcubiyeti bu
arkadaşa karşı da göstererek gülleri kokladı ve bağrına bastı.
Devrim bir şarkıdır; dillerden hiç eksilmeden akıp giden...
Bir çağlayan gibi gümbürdeyip sel olan ve insana yeni bir yaşam,
yeni bir anlayış kazandıran... Devrim; tepeden tırnağa haykıran,
coşan ve her zorluğa güleçlikle tahammül ettiren... En ağır
acıları bir taze su gibi içiren, olamayacak olanı olur yapan,
insanı kendisini yaratacak kadar kat be kat güçlendiren bir
gerçeklik.
Bir sohbettir, derinden başlayan, sürüp giden, hiç durmak
bilmeyen. Bir taraftan acının verdiği üzüntü, diğer taraftan
devrimcilerin irade yüklü morali... Kim durdurabilir ki, bu
gümbürdeyen çağlayanı? Kim tutabilir ki, haykırmış, coşmuş,
delicesine akan seli? Kim yaşanan bu acımasız gerçekliğin
karşısında vurdumduymaz kalabilir ki?
İşte devrim!
İşte devrimcilik!
İşte dağların kahramanlarının yalın öyküsü, çıplak
gerçekliği. Hani derler ya, gerçekler çıplak olmayı sever.
Gerçeklerin çıplak olmasının kim önünü alabilir ki? Devrim zor
olana göğüs germek ise devrimcilik olmayacak olanı
gerçekleştirmektir.
Hani uçurumun kenarından vadide akan masmavi suya bakarken
başın döner, düşecek olursun ama o kadar güzel bir manzaradır
ki, yüreğin elvermez bakmaktan vazgeçmeye ya... İki yamaç
arasına uzun bir ip gerer, o ipin üstünde yürür, yavaş da olsa
emin adımlarla ilerler ve bir an, seker de düşecek olursun ya
Devrimcilik de bir cambaz misali vadinin üzerine gerilmiş ipin
üstünde seke seke yürümeye benzer.
İşte devrim, işte devrimcilik! Gel de bu heyecandan kendini
geri ver.
Ama ne var ki, ipin üstünden baş aşağı vadinin derinliklerine
düşüp kaybolmak ve belki de param parça olmak da var. Kimi zaman
dalarsın o güzelim mavimsi berrak suya ve belki de parçaların
bir daha görülmemecesine akıp gider... Kimi zaman vadinin kuytu
bir köşesine düşersin. Sadece kan kırmızıya boyanmış ve nefessiz
bir beden bulursun. Pek nadiren de olsa kimi zaman kan kızıla
bulanmış, yara bere içinde nefes alan bir canla karşılaşırsın.
Hani o kadar kızıla çalar ki, o kadar paramparça olmuştur ki,
zor nefes alır.
Ciğer arkadaş zor nefes alıyordu.
Nasıl oldu Ciğer arkadaş? sorusu üzerine Ciğer arkadaş
olayı anlatırken zaman zaman derin bir iç çekiyordu. Kimi zaman
nefesi kesiliyor, boğazı düğümleniyor ve kan tükürüyordu. Birkaç
saniyelik hareketsiz ölgün duruş etraftakileri
heyecanlandırıyor, paniklendiriyordu. Ancak aniden aldığı derin
bir nefesle tekrar yaşam emaresi gösteriyor ve tüm canlılığı ile
Ciğer arkadaş oluyordu.
Birden gözleri parlayan Ciğer, Elini ver, ne kadar güçlü
olduğumu göreceksin. Ben ölmem, bana bir şey olmaz diyerek
komutan arkadaşının elini tuttu. Kısmen doğruldu ve komutanın
bileğini bükmeye başladı. İnanılmazdı ama Ciğer arkadaş bilek
güreşinde tüm gücünü harcıyordu. Gözleri parlayarak; Gördün mü,
nasıl az kalıyor götürmeme, bir de bana biraz yemek versinler,
bir de çay ve su, o zaman sen gör bileğimi. Heval ben Ciğerim,
Ciğer... Ben ölmem, altı yıl önce de ölmedim, diyorum doktora. O
sanki pat, ölecekmişim gibi yaklaşıyor. Hâlbuki ben onlara türkü
bile söyledim diyerek gülümsedi. Doktor arkadaşı çok seviyordu
çünkü üç-dört yıldır birlikteydiler. Bir de Doktor, Ciğer
arkadaşın öğrencisi sayılırdı. Mübarek sana o kadar hizmet
ettik, sana misafirperverliği böyle öğretmedim ki! Sen, ben az
bir şey yaralandım diye bir damla su dahi vermiyorsun diyerek
takılmaya devam etti.
Arkadaşlar yeniden gülüşmeye başladılar, çünkü Ciğer arkadaş
tekrar bilek güreşine başlamıştı. O bilek güreşi yaparken
izleyenlerin Kopan ayak benimdir diyesi geliyordu. Böyle
moralli bir yoldaş karşısında, insan küçük bir hastalık ya da
nezle geçirdiğini düşünmekten kendini alıkoyamıyordu.
Hâlbuki Ciğer arkadaşın bacağı dizinin biraz altından
ayağının topuğuna kadar paramparça olmuş, tüm kemikleri dışarı
çıkmıştı. 1995 yılında kopan sağ ayağının protezi de fırlamış,
dizden kopan bu bacağı da ağır zarar görerek kemiği dışarı
çıkmıştı.
Ciğer, Kürdistanın en sert coğrafyasında yaşadıkları için
oldukça sert mizaçlarıyla tanınan, ulusal kurtuluş mücadelesi
Botan alanına ilk girdiğinde yoğun destek veren, yüzlerce şehidi
ve savaşçısıyla mücadelemize yoğun katılım sağlayan, Türk
devletinin yoğun baskısı sonucu partinin talimatı ile 1994
yılında topraklarını terk ederek en zor şartlarda göçmen
yaşamlarıyla mücadelenin yanında kalan Guyi aşiretindendi.
1990lı yıllar, mücadelenin giderek halklaştığı ve halk
içinde meşruiyetinin tartışılmaz hale gelerek ulusal kurtuluş
mücadelesi yasalarının geçerli olduğu yıllardır. Bu yıllarda
gönüllü katılımlar yoğun yaşanırken, her ailenin mücadeleye
destek sunmasının bir ulusal görev olarak benimsetilmesi için
Askerlik Yasası gündeme gelmişti. Ciğer arkadaş da mücadeleye
katılma kararı vermiş, bunu arkadaşlarıyla tartışmıştır. 93te
gerillalar köye gelerek askerlik yasasıyla sekiz genci alırlar.
Ciğer de içlerindedir. O Heval, ben zaten geliyordum dese de
siciline işleyen Askerlik yasasıyla alınmıştır ibaresi olur.
Aktif katılımı göze çarpar. Belirgin özellikleri, atikliği,
enerjisi ve emeğe yaklaşımıdır. Kısa sürede manga komutanı olur.
95 sonlarında birinci manga komutanı, yani takım komutanı
adayıdır.
Bu çok hızlı bir gelişmedir. Savaş pratiğinde hep en önde,
saldırılarda kol komutanıdır. 1995in son aylarında halkın
özlemi olan özgürlük ve demokrasinin önünü alan, bunun yerine
baskıcı, zorba, aşiretsel çıkarlarını halka dayatan işbirlikçi
güçlere karşı silahlı mücadele olmuştur. 1995in son aylarında
tekrar bir eylem planı çıkarılarak Begovanın bazı tepelerinin
basılması kararlaştırılır. Ciğer arkadaş yine en önde, saldırı
kolu komutanıdır. Yer tespit etmek, mevzilere nasıl vurulacağını
belirlemek için keşif yaparken ansızın bir mayın patlar, Ciğer
arkadaşın sağ ayağı kopar. Bunun üzerine grup geri çekilerek
Ciğer arkadaşı noktaya götürür. Peşi sıra gelişen kapsamlı
düşman operasyonunda Ciğer arkadaşı biraz su, erzak ve tütünle
birlikte bir sığınağa bırakmak zorunda kalırlar. Bu ayağıyla
dokuz gün tek başına kalır. Dokuz gün dokuz gece pansuman
edilmeden sığınakta kaldığından yarası iltihaplanmıştır.
Müthiş bir iradi duruşla, tüm acılara rağmen direnir. Umudu
kesilmemiş ancak açlık ve yarasındaki iltihaplanma zayıflamasına
neden olmuş, onu takatsiz düşürmüştür. Kimi zaman bayılmış,
saatler sonra uyanmıştır. Dokuz gün sonra operasyon geri
çekildiğinde arkadaşları, şehit düştüğünü sandıklarından biraz
tereddütlü ve onu tek başına bırakmak zorunda kaldıklarından da
vicdanen rahatsız bir ruh haliyle ilk olarak Ciğer arkadaşın
yanına giderler. Arkadaşları sığınağa girer girmez Ciğer arkadaş
sevinçten hıçkırıklarını tutamayarak yoldaşlarına sarılır.
Arkadaşların şaşkınlığı da çok çabuk sevince dönüşmüştür. Hızla
karargâha getirildikten sonra o da Küçük Güneye gidecek olan
gruba katılır. Birkaç gün içinde grup yola koyulmuştur. Yavaş
yavaş ilerleyerek Dicle suyuna vardıklarında karşıda Derikin
köyleri ve kimi ışıklar görülmüştür. Bir ara kurye arkadaş
karşıda grubun geleceği yeri ışıklara dayanarak tarif eder.
Arkadaşlar yorgun düştüklerinden beş-altı saat uzanıp
dinlendikten sonra randevu yerine gitmeye karar verirler. Ciğer
arkadaş uzanmış gibi yapar ve herkes uyuduktan sonra da gizliden
bir not yazarak kuryenin ayakkabısının içine bırakır ve yola
koyulur. İki üç saatlik yolu yedi sekiz saatte alarak randevu
yerine seke seke kan revan içinde ulaşır. Randevu yerine
ulaştığında karşıda bekleyen kurye tek ayaklı, toz duman içinde
kalmış bir insanı görünce ilk şaşkınlıkla sendeler. Kendini
toplar-toparlamaz gerisin geri kaçmaya başlar. Korkmuştur, Ciğer
arkadaş Heval, Heval diyerek kurye arkadaşı durdurarak kendini
tanıtır. Bu arada diğer grup uyanmıştır. Uyanmıştır, ancak Ciğer
arkadaş yoktur, kayıptır. Acaba kaçmış mıdır? Bir telaştan sonra
kurye ayakkabılarını giyerken notu görür ve sorumlu arkadaşa
uzatır. Ben randevu yerine gidiyorum. Ciğer.
Önderlik sahasına gelir, hastaneye yatırılır ve ayağının
tedavisi yapılır. Hastanedeyken Önderlik çözümlemelerini okumaya
başlamıştır. Bu arada Ciğer arkadaşın sergilediği irade Parti
Önderliğine aktarılmıştır. Önderlik Ciğerin hastaneden çıkar
çıkmaz yanına getirilmesini söylemiş, bu iradeyi gösteren genç
militanı tanımak istemiştir.
Ve tarih 24 Mayıs 2001; Ciğer ağır yaralanmış, sağlam bacağı
da gitmiş ve ilk söylediği; Önderliğime saygılarımı,
selamlarımı, hasretle, sevgiyle, özlemle sarıldığımı söyleyin.
Ciğerin sevgisi bu kadar derindir. Ancak Önderliğe bağlılık,
pratikte buna layık olmaktan geçer. Belki tümden kopuk bir
ayakla savaş pratiğine giremeyecektir. Ancak tek ayakla da olsa
bir ceylan gibi dağların doruklarında yoldaşlarına hizmet
edebileceğine hem inanıyor, hem de Önderlikten aldığı güçle
kendine güveniyordur. Parti Önderliğimizin tüm ısrarlarına
rağmen Ciğer arkadaş ayağına protez taktırdıktan sonra hızla
ülkeye, hem de ayağının koptuğu saha olan Haftanine döner.
Gelir gelmez çalışmalara takım komutanlığına denk bir düzeyde
katılır. Savaş ekonomisini geliştirmek için yoğun çaba sarf
eder. Gücün ihtiyacı olan reçel, pekmez yapar, hummalı bir
çalışma ile ceviz, badem toplar. Değirmeni usta bir değirmenci
gibi çalıştırır. Hâlbuki tüm bunları devrim öncesi hiç
görmemiştir. Önderlik sahasından geldikten sonra bunları öğrenir
ve giderek ustaca uygular. Sebze ekip yetiştirir. Bu yönüyle
bölgenin bir numaralı destekçisidir. Bir de tüm operasyonlarda
tek ayağına rağmen karış karış araziyi tanıdığı için öncüdür.
Hep araziyi dolaştığından ne nerededir, nerede su, nerede oyuk,
mağara, nerede korunaklı bir arazi parçası olduğunu, nerede
gizlenileceğini, nerede düşmana sızma yapılacağını, pusu
atılacağını ve nerede düşmanın izleneceğini, hepsini adım adım
bilir. Çünkü o ülkesinin, toprağının her parçasını karış karış
çakıl taşına kadar hepsine bağlıdır, hem de ölümüne. . .
Bir hıçkırık, bir öksürüş ve hemen ardından iç çekiş
Gözleri tekrar sabitleşiyor, boğazı düğümleniyor, nefes
alamıyor. Acaba gidecek mi? Doktor, doktor çabuk bir iğne, bir
serum gibi farklı sözlerle geçmişten ayrılarak Ciğer arkadaşa
dönüyorum. Solgun yüzüyle upuzun, boydan boya uzanmıştı.
Etrafını saran yoldaşlarının kimisi hüzünlü, kimisi ağlamaklı,
kimisi de düşünceli Ciğer arkadaşla olan anılarını
düşünüyorlardı. Bu sırada Ciğer arkadaş tekrar ayılarak kendine
geldiğinde yine çevresindeki arkadaşlarına moral veriyor,
espriler yapıyordu. Hastaneye gönderileceğini duyduğunda bunu
istemediğini, orada da iyileşebileceğini söyleyerek arkadaşları
ikna etmeye çalışıyordu.
Bu arada bir arkadaş espriyle İki ayağın birbirine benzedi
deyince Doğru, ancak sol ayak biraz uzun diyerek hiçbir şey
olmamış gibi tüm arkadaşlara moral veriyordu.
İleriki bir ay içerisinde alanda kesin bir operasyon olacağı
istihbaratı alındığından güçlerin tümü intişardaydı. Yani herkes
alarma geçmişti. Mayın döşeniyor, arazi geziliyor, uygun-gizli
yerlere erzak kaldırılıyordu. Herkes karınca kararınca
çalışıyordu. Bölgede, alanda hummalı bir çalışma başlamıştı.
Eyalet komutanı alanın tüm birliklerine Hazırlık yapılsın,
operasyonu iyi karşılayalım talimatını vermişti. Herkes buna
uygun hareket ederken, eyalet komutanı ve bazı arkadaşlar
Xantura muhaberenin yanına çıkarak hem araziye bakacak hem de
operasyon hazırlığı için yer bakacaklardı. Gel gelelim ki,
muhaberecilerin yanına çıkıldığında insanın şaşırmaması elde
değildi. Hiç kimse Ciğer arkadaşa hazırlık yapmasını söylememiş
olmasına rağmen o hem eyalet karargâhı, hem bölgenin lojistik
birliği ve hem de bölgenin diğer bir birliği için yer bulmuş,
buralara tek başına erzak ve su yerleştirmişti. Xanturun,
alanın en yüksek tepesi olduğu düşünüldüğünde birkaç arkadaşla
yüz-yüz elli kişinin hazırlığının yapılmasının ne anlama geldiği
kendiliğinden anlaşılır. O kimi zaman elli metre derinlikteki
kayalara kendini şütikle bırakarak yer arıyor, tek ayağıyla
Xanturun en çetin yamaçlarında dolaşıyor, iplerle, şütiklerle
kayalıklardan kendisini sarkıtıyor tabiat ananın bağrının
derinliklerinde, en ücra, kuytu köşelerde mağaralar buluyordu.
Öyle ki, içine daldığı birçok deliklerde insan kemikleri,
iskeletler buluyordu. Durmak yok, dönmek yok, yorulmak yok.
Korkmak dersen o hiç yok. Devrimciliğin verdiği sorumluluğun
yanı sıra bir de maceracı gibi sarılıyordu Xantura, onun
yamaçlarına ve onun rahmindeki derinliklere.
Onlar için hazırladığı yeri gösterdiğinde el fenerleriyle
dağın derinliklerine dalan arkadaşları hayretlerini
gizleyemiyorlardı. Keşke bir kamera olsa da volkanik kütlenin
kirecimsi dokusunu, yıllarca eriye eriye bin bir çeşit görüntü
oluşturan bu doğa harikasını görüntüleyebilseydik diye
düşünmekten kendilerini alamıyorlardı. İnsan dolaşırken
korkmuyor değildi ancak Ciğer arkadaş iki saat boyunca içinde
kâh yürüyerek, kâh sürünerek, kâh eğilerek, kâh çamurda
uzanarak, suyun içinde yürüyerek daha önceden en uç kesimine
kadar gitmişti bile. Yeraltındaki, daha doğrusu Xanturun en
yüksek tepesinin altındaki dağın içinde yüzlerce irili-ufaklı
mağara, mağaracık vardı. Kimisi futbol oynamaya müsaitken,
kimisi de ancak birkaç kişinin oturabileceği genişliğe sahipti.
Daldığım düşüncelerden geri dönüyorum.
Ciğer uzanmış uyuyordu. Hem çok kan kaybetmiş hem de hiç
yatmamıştı. Akşam karanlığına doğru uyandığında doktora ayağını
kesmemesi, tedaviyi pansumanla sınırlı tutması, serum vermesi,
antibiyotik ve ağrı kesicilerin yanı sıra gece yatması için iğne
vurabileceği yönünde perspektifler verdi. Morali iyi olsa da
henüz tehlikeyi atlatmış değildi.
25 Mayıs gecesi
Ciğer arkadaşın durumu kötüye doğru gidiyordu. Sancıları
ağırlaşmış, sabaha kadar çok zor bir gece geçirmişti. Bununla
birlikte yavaş yavaş şuurunu yitiriyordu. Sabah erkenden, doktor
arkadaş başka bir noktadaki arkadaşlara durumun tehlikeli
olduğunu belirtmişti. Ancak tüm müdahalelere rağmen Ciğer
arkadaş ansızın uzun yolculuğa koyulmuştu
Ciğer bir filiz gibi toprağa düşmüş, yoldaşlarıyla buluşmak
üzere uzun bir yolculuğa çıkmıştı.
26 Mayıs Cumartesi
Ciğerin anısına ona layık bir tören yapmak üzere bölgenin
dört Birlik gücü bir araya gelmişti. Son yolculuğuna uğurlanmak
üzere naaşı çiçeklerle donatılmıştı. Kelle koltukta yürüyenlerin
sınırlı imkânları, sınırsız sevgi ve bağlılıkları eşliğinde
askeri törenle yolculanacaktı.
İki tabur, şehitlere saygının gereği, silahlar eğik, boyunlar
bükük, selama durmuştu. Ard arda yirmi bir mermi göğü deldi.
Bayraklar dalgalanırken gelen Selam dur komutuyla Ciğer
arkadaş bir kez daha selamlandı. Anısına yapılan konuşmaların
ardından iki tabur arkadaş Ciğere mezarına kadar eşlik ederek
son yolculuğuna uğurladı.
Ey Haftaninin acılarının tümünü yaşayan genç Mezrabotanlı!
Heyecanlılığını, atikliğin, emeğin ve alçakgönüllülüğün sembolü!
Ey dağlarda durmak, dinlenmek bilmeyen tek ayaklı ceylan!
Senin ardından ağlamayacak, kendimizi yerlere vurmayacağız.
Ama senin çizdiğin iradi duruşun temsilcisi olmak için moralini
paylaşacağız. Seni emeğinle anacağız. Seni yürüyüşümüzde
kendimize rehber edinirken Önderliğe ve Partiye bağlılığın bir
kez daha şehitlerden geçtiğini görerek ve bilerek Önderliğimize
bir Kâbe gibi sarılacağız.
Sen üzülme tek ayaklı ceylan yoldaş!
Yolun yolumuzu aydınlatacak.
Aydınlatıyor. . .
Mücadele
arkadaşları adına Kasım Engin
1. 7. 2001
|