|
TARİH OLMAYI BAŞARMIŞ BİR KADIN YOLDAŞ |
BESE
ANUŞ
Cesaretimi
toplayıp, senin huzuruna çıkma kararı aldım.
Sizi anmak, sizinle tarihin derinliklerine inmek, inan ki çok zor
bir iştir.
Bizler için anlam verip içselleştirdikçe daha da zorlaşıyor.
Önemli olan uzun yaşamaktan ziyade, bir militanın yaşamına hangi
başarıları sığdırdığıdır.
Ki sizler
şahadetinizle yoldaşlarınızın ve halkınızın yüreğinde büyüttüğünüz
özgürlük umutlarının derin izlerini yarattınız.
Birçok kere bana
Şehit Bese ANUŞ için bir şeyler ya yazmamı, ya da sözlü söylemem
istenmiş. Fakat ben hep kaçınmışımdır.
Hep biriktirdim. Hep
içime attım. Erteledim. Bunu neden yaptığıma, ben de fazla anlam
veremiyordum. Bir suçluluk, bir koruma ve namus anlayışının bende yer
edindiğini önceleri hep yaşıyordum. Fakat bunu nasıl çözer, bunu nasıl
yaşamla bütünleştirir ve davanın bir parçası yaparım. Bunları fazla ne
irdeledim ne de doğru çözebildim.
Hep kaçmak ama,
nereye kadar.
Eğer biz
gerçeklerin aşkın da ve ateşin de yanmak istiyorsak, başta
gerçekliğimizden kaçmayacağız. Yüzleşmeyi başarmak gerekir. Başta doğru
anlamaya ve çözmeye çalışmalıyız. Doğru ve gerçekçi olanıda budur.
Bu gerçeği de
sizlerden öğrendik. Eğer doğru bir buluşma yapılacaksa, bu ilke
üzerinden yapılmalıdır.
Şehitleri anmak,
Şehitle birlikte yaşamak,
Ancak böyle insan lanetliliklerinden arınır.
Şehidin yapmak istediklerini
Ve yapamadıklarını doğru anlamak, Ve
Doğru bir takipçisi,
Tamamlayıcısı olursan,
Şehidin anısına bağlı kalmış olursun.
Vasiyetlerini bu gerçekler bağlamında yerine getirmiş
olursun.
Heval Bese,
Pazarcıka bağlı Esma Puru köyünde, 1961 yılında, orta halli bir ailenin
çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi erken yaşlarda Pazarcıka yerleşmiş,
ortaokul bire kadar burada okumuş. Evliydi. Fakat çocukları yoktu.
Mücadeleyle
burada tanışır. Ancak 1978 yılının sonlarında ise tümden katılır.
Heval Bese,
ikinci doğuşun sancıların ağrılarını bu mekânda yaşar.
Denilir
ya, KÜRT, KÜRDİSTAN gerçeği
Öyle bir gerçekliktir ki;
Ne adı belli ne de sanı.
Viraneye çevrilmiş.
Kervan geçmez, kuş uçmaz.
Birilerine göre de mezara gömülmüş ve üzeri
betonlanmıştı.
Dilsizdi.
Konuşmazdı.
İnkâr edilmişti.
Rüzgârı eser.
Fakat kımıldanacak bir yaprağı yoktu.
Bir yaşamı vardı.
Devam eden.
Herkes halinden memnun gibi görünürdü.
Ve
Bazen güzel şeyler de söylenirdi.
Kulağa hoş geliyordu.
Fakat bunlar derde derman olamıyordu.
Var olan yaşamı fazla etkilemiyordu.
Adeta var olan bu yaşamın duvarlarına çarpıp,
Kör deliklerine geri dönüyordu.
Heval Bese
yaşamını artık şehirde geçiriyor. Köy yaşamı dardı. Fakat buranın köy
yaşamında belli farklılıkları vardı. İnsanların çokluğu, idari biçimi,
dil, kültür, yaşamı idame etmek, ilişkiler
Heval Bese
burada başta pek anlam vermese de, bazı durumlarla da karşılaştı. Burada
şehirle köyün yaşamının aynı olmadığını(fakirlik-zenginlik, Alevi-Sünni,
Sol-Sağ, Kürt-Türk
) çeliksisiyle erkenden tanışır.
Bu pek
anlaşılmayan, ancak belli oranlarda rahatsızlık yaratan farklılıklar,
cılız olsa da bazı çevreler tarafından dillendiriliyordu. Bu
dillendirenler kendilerine devrimcidiyorlardı. Bunlar mevcut sistem
partilerinden, bazı açılarda farklı düşünüyordu. Zamanla tabanda
buldular.
Heval Bese bunu
dillendiren çevreleri tanıyordu. Fakat bunlara fazla umut bağlamadı.
Ancak olup bitenler Heval Beseyi de rahatsız ediyordu. Kendini hiçbir
zaman da ilgisiz bırakmadı. Heval Beseyi bu süreçlerde rahatsız eden ve
yüreğinin ta derinliklerinden gelen bir huzursuzluğu da vardı.
Arayışları erken yaşlar da başlamıştı. Tabii ki yaşadığı mekân ve
çevreninde bunda etkisi vardı.
Bir de yaşadığı
toplum da kadın olmak! Bunun yükü toplumda daha da ağır oluyordu.
Yaşadığı toplum içinde erkenden evlendiği için, sorumluluğu da
artıyordu. Bu sorumluluk ve çevresinde olup bitenlere anlam yüklediğin
de, arayışların da ne kadar haklı olduğunu da görüyordu. Başta yaşadığı
rahatsızlıklar (çelişkiler):yaşamın zor kazanıldığı, kadın olmak, Alevi
mezhebinden olmak, Kürt(cılızda olsa) olmak
Heval Bese iyi
bir gözlemciydi. Yaşamını kendi emeği ile kurmanın çabası içerisindeydi.
Düzenliydi. Kendini disipline ederdi. Birçok işte çalıştı. Bunların
yanında belirgin olarak da terzicilik yapardı. Oldukça yaşama hâkimdi.
Kendine güvenir ve hep örnek teşkil ederdi. Karşısında saygı ve sevgiyi
emeğiyle yaratmasını bilirdi.
Halkın yaşamını
ve bu yaşamın kendisi üzerinde nasıl etkiler yaptığını anlamaya
çalışıyordu. Erken yaşlarda kadının tümden düzen ve töresel geleneklere
çakılı kalmasını hiç hazım edemedi. Toplumsal cinsiyetçi zihniyettin
kadını içine aldığı sınırlara karşı, erkenden isyanını başlatmıştı. Bu
konuda kararlı ve cesurdu. Müthüş bir yaşam tecrübesi edinmişti. Okuyor,
araştırıyor ve tartışıyordu.
Toplum da kadın
ve evli olmak, bir de Kürt Özgürlük mücadelesinin bir neferi olmak.
Peki, o sürçte
Heval Besenin bu durumu, halk tarafından nasıl anlam buldu ve
karşılandı? Sıraladığım bu kavramların o ilk zamanlar da
anlamlandırılması nasıldı? Anlama derinliği, amaca ve davaya hizmeti
hangi inanç ve düşünceyle gerçekleşti? Bu ve buna benzer sorular
önemlidir. Şimdi ve birkaç yıl öncesine bu kavramlara anlam biçmek ve
tanımlar yüklemek kolaydır. Bir halk değişi vardır: Açılmış yolda
yürümek kolaydır.diye.
Fakat
ilk sancıların yaşanıldığı ağrılar zamanında,
Sisten ayaklarının ucunun bile görülemediği,
Evrenin kara bulutlar tarafından örtüldüğü,
o ilk zamanlarda
Bu kavramlar ne anlama geliyordu,
Ve
Ne çağrıştırıyordu.
İşte tam da
burada,
Bazı gerçekler vardır ki;
Öğrenilmez yaşanılır,
Bilmek için
.
Bu yüzenden
şehit ve şehitlerin neyi temsil ettiğinin izahı öyle kolay olmuyor.
Hakkını verememenin hep eksikliğini; beyinde ve yürekte yaşarsın. Bu da
insanın ruhsal dünyasını duyguda ve düşüncede zorlar. Çünkü vicdan
devreye girer. Eğer hakkını verememe yaşanırsa, bu yürekte derin yaralar
yaratır. Hele de kendini lanetliliklerden arındırmamışsan.
Arınma da öyle
kolay olmuyor. Hele kendi gerçeğinle nefs savaşın da cenge
durmadıysan
Dağların, ormanlıkların derinliklerinde ömürlerinin
yarısını ya da çoğunu inzivada geçiren dervişler misali sabrı bir onun
kadar da amaca bağlılık da kararlılık gerektirir.
Bunun mücadelesini vermeye çalıştım. Bunun verdiği vicdan
rahatlığıyla ancak, bunca yıl sonra huzuruna çıkabildim.
Bu
insan olmanın temel vasiyetidir.
Doğruda, iyide ve güzelde buluşmak
Yanlışla, kötüyle ve çirkinle savaşmak
ÇAĞDAŞ İBRAHİMİ HAREKETİN
Tohumları,
Gerçek çifçilerin,
O narin elleriyle,
Toprak anayla buluştuğunda;
Sisli,
Kara bulutlu,
} Ve
Ölü topraklı mekânlar,
Adeta yaşama,
Güneşin o ısıtan
sıcaklığında,
Gözlerini açan,
Filizin,
Işığa doğru,
Sürgün vermesi
gibi,
En coşkulu
bayramlarını yaşadılar.
Bu şanslı
mekânlardan biride Pazarcıktır. Pazarcık, Ögürlük Hareketinin insanlık
değerlerinin mücadelesinin verildiği mekânlardan biridir.
APOCU Hareketin
tarihinde yerini altın harflerle yazacak kadar da sahiplenen ve bedel
ödeyendir.
Pazarcıka,
Özgürlük Hareketinin ilk tohumları; başta bu hareketin kurucu mimarı,
SEVGİNİN VE AŞKIN İŞÇİSİ tarafından atıldı. Sonrada havarileri
İlk tohumları atan
şehit ve sağ olan yoldaşların nasıl bir eser yarattıklarını, çok iyi
görülmesi ve anlaşılması gerekiyor. Başta Haki KARER ve Kemal PİR
arkadaşlar, Ş. Battal EVSEN, Ş. İsmet ÖMÜRCAN, Ş. Mehmet İNAN, Ş.
Mustafa YÖNDEM (Erdal)
Ve ardılları
Şehit Bese ANUŞ
da bu ilklerin ulaştığı mertebede yerini alanlardandır.
APOCU Hareket bu
mekân ve çevresinde kısa bir sürede çok etkiler bırakacak bir düzey
yakaladı. Bu durum Kürdistanın genelinde kendisini hissettiren bir
gerçeklikti. Bu yüzden de düşman ve işbirlikçileri çok tedirgin oldular.
Tabii düşman da
boş durmadı. Halkın değerleriyle oynuyor, mezhepler arasında çelişkiler
yaratıyor, sağ ve sol çatışmasını körüklüyor ve katliam provaları
geliştiriyordu. Bunun yanında da baskı ve tutuklamalarını arttırıyordu.
Maraş katliamı ve 12 Eylül faşist askeri darbesi, bunların zirvesi
oldu.
Mücadele bir
gerçeği gün yüzüne çıkardı. Artık Kürt, Kürdistan gerçekliğinin
üzerindeki betonları parçaladı. Hilecinin, yalancının, inkârcının,
asimilasyoncunun, yüzüne gerçekliğini haykırdı.
Bu öyle kolay
olmadı. Öncüleri, nice zorlukları, fedakârlığı, inaçlılığı ve her türlü
engeli aşmanın kararını göstererek, ancak bu halkın gönlünde taht
kurdular. Ve gelişmesini de böyle sağladılar. Kürdistana böyle kök
saldılar.
Heval Bese de bu
öncülerden biriydi. Heval Besey, çok sevilen ve hep örnek gösterilen
biriydi. Çalışkanlığı, girişkenliği, insanları etrafında
toplaması(çekiciliği) ve etrafına güven vermesi
Çalışmalarını
başta ilçe de ve çevre köylerde sürdürdü. Genellikle kadın ve halk
çalısmalarında bulundu. Kırsala çıkmadan öncede; kırsalda bulunan
arkadaşlarla ilişileri vardı.
Kırsala çıktığın
da fazla zorlanmadı. Çalışkanlığı ve fedakârlığını, halkla olan
ilişkilerini burada da yüksek bir moral ve özveriyle yürüttü. Birlikte
olduğu arkadaşlarıyla hemen bütünleşti. Kırsal da ilk gününe tanık olan
bir arkadaşın izlenimi şöyledir: Sabah karşı dörtte Heval Beseyi ilk
kez sığınakta gördüm. Yaş olarak benden büyüktü, gelip beni öptü.
Gözlerinin büyüklüğü dikkatimi çok çekmişti. Çok güzeldi. O an çok cana
yakın olduğunu düşündüm.
Sorumluluklar
üstlendi: Özellikle güvenlik hususunda ve köylere gidişlerde halkla
ilişkilerde. Halk çok severdi. Halkın içine indiğinde önce nöbetçilerini
çıkartır, yapmak istediklerini halka tek tek anlatırdı.
Grupta yaşça
diğer bazı yoldaşlarında büyük olduğu için, edindiği yaşam tecrübesini
bir annenin şefkatiyle yoldaşlarıyla paylaştı. Yine ilk tanık olan
arkadaşın başka bir izlenimi şöyledir: Heval Beseyin yaşama
hâkimiyetinden çok etkilenmiştim. Bu yeni yoldaş, adeta daha önceden
gerillacılık yapmıştı. Heval Bese yaşamın dağda da güzelleştirilmesi
gerektiğini gruba anlatan, dizen ve temizliğine önem verdiği gibi,
yoldaşlarında bu konuda uyaran konumundadır.
Yine kadın ve
erkek arkadaşların arasındaki ilişkilerin de daha ilkeli olmasına çok
dikkat erderdi. Sığınaklarda birlikte kalınıyordu. Artık birlikte değil
de ayrı kalmanın daha uygun olacağını söylerdi. Köyde getirdikleri
portatif kazma ve küreklerle kendilerine sığınak yaptılar.
Heval Bese eğitsel
çalışmalara çok önem verirdi. Bunu yoldaşları ve halkala da paylaşmasını
bilirdi. En büyük dileği devrimden sonra kadınları eğitmektir.
APOCU Hareketin
ilk kadın kadro ve sempatizanları halkın ve diğer devrimci-sol grupları
üzerinde yarattığı etki dillere destandır. Adeta bir model yaratıldı.
Yeni bir irade ve kişilik yaratıldı. İnançlı ve kararlı
Kendini halkın
gerçekleriyle yoğuran
İnsan şunu kendine sormadan edemiyor; acaba APOCU
Hareketin yaratığı ahlak ve kültür insanların beyninde ve yüreğinde
nasıl kısa bir süre de ruhsal çiçeklenme açtı?
KADIN ÇALIŞMASI
BENİM ÜÇÜNCÜ DESTANSI ÇALIMANDIR diyen YAŞAM PINARIMIZın bu kutsal
insani düşünceleri, bu insanlara nasıl taşırıldı? Belki birçoğu ismini
duymuştu, fakat böyle birinin yaşayıp yaşamadığından haberi bile yoktu.
Bu insanlar içinde bulundukları gerçeği ve muazzam güç dengesizliğini
nasıl anladılar ve karşısında durdular? Bu gerçeğin sırrı;
ÖZGÜRLÜK GÜNEŞİN yaratığı, özgür yaşam bilincinin Evren, Dünya ve
Mezopotamyayı aydınlanmasında aranmalıdır.
Eğer APOCU
Hareketi ve Önderlik Gerçeğin yaratığı şehitler ve halk gerçeğini
anlamak istiyorsak; başta bu gerçekliğin, tarihsel ve toplumsal
dayanaklarından koparmadan ve insanlığın doğuşunda ANA KADININ; doğayla
kurduğu dostça ilişki, doğuruculuğu, üretimi, eşitlikçi paylaşımıyla
kurduğu toplumsallaşmada aranmalıdır.
Şehit Bese bu
değerlerin abidesi oldu. Küllerinde arınmanın ve yeniden doğuşun sembolü
oldu. Temsiliyetinin ve kutsallığın en onurlu mertebesin de yerini aldı.
Ardıllı ve temsiliyeti gururla yaptığı ve tarihte insanlığın toplumsal
değerleriyle bütünleşen OLİMPİA DE GEAUGES, JAN DARK, 8 MARTI,
yaratanlar, MİRABAL KARDEŞLER(25 KASIM), ROSA LUKSEMBURG, CLARA ZETKİN,
LEYLA KASIM gibi, insanlığa beşiklik yapmış MEZOPOTAMYA da kadın
renginde tekrardan doğuşun temsiliyetini yaptı.
Kara günler,
uğursuz tanırların bir gerçeğiydi. 12 Eylül de bu kara günlerden bir
gündü. Halkın üzerine bir karabasan gibi çöktü. Yaşamı adeta bir kâbusa
çevirdi. Dört mevsimi griye boyadı. Karalar bağladı. Köy, şehir, dağ,
taş demeden, her tarafa operasyonlar gerçekleştirdi. Talan, baskı,
tutuklama, yaralama ve şehit düşürmeler birbiri ardın da gerçekleştirdi.
Bunlar yetmiyormuş gibi insanları ihanete zorluyor ve ihbarcılığı
dayatıyordu. Yapılan ihbarlar sonucunda, başta Heval Bese olmak üzere
bir çok sempatizan ve yurtseverin adı verilmişti.
Şubat 81de
Battal EVSEN arkadaş çatışarak ve daha sonra İsmet ÖMÜRCAN arkadaş
işkence de şehit düştüler. Yurtseverlerden de yaralanan ve şehit
düşenler oldular.
Düşman çok
acımasızca yöneliyordu. Heval Besenin kırsala çıkması uygun görüldü.
Heval Bese,
kırsala çıkamadan önce, bir grup arkadaşla görüşmüştü. Çıkacağı
biliniyordu. Fakat gizli tutuluyordu. Düşmanın bu görüşen gruptan birçok
arkadaşı da alacağı biliniyordu. Ancak ne zaman ve kimleri. Sanki bu
grubun son görüşmesiydi. Heval Bese kırsala çıktı. Görüşmede hazır
bulunan gurubun birçoğu da kısa aralıklarla tek tek gözaltına alındılar.
Gözaltına
alınanlar önce Pazarcıka ve sonra da Maraşa götürüldüler. Biz
gözaltındayken halktan birçok yurtseveri de gözaltına aldılar.
Gerillada(yani karsalda) olan arkadaşları da getiriyorlardı.
Maraşta
gözalıntındayken, Heval Besenin şahadet haberini duyduk. Tarih 17 Mart
1981di. Şahadet haberini çok çirkince verdiler. Sömürgeci, faşist
güçlerle çıkan bir çatışma sonucun da şehit düşmüştü. Bu çatışmada
yakalanan arkadaşların tek tek isimlerini de sıraladılar.
Şahadetini
duyduğumuzda şok olduk. Çok zorumuza gitti. Tüm acılarımızı unuttuk.
Şehidin anısına, kadınlı erkekli, ne pahasına olursa olsun direnmeye bir
daha and içtik.
Gözaltındaki
arkadaşlar belli bir süre sonra toplanılan yerde bir durum
değerlendirmesi yaptılar. Tabii, bu durum düşman tarafından anlaşıldı.
Hemen baskın yapıp APOCULAR tekrar toparlanıyor, dediler. Bu
örgütlenmenin başını, Şehit SABRİ( Şıho BİRLİK) arkadaş çekiyordu.
Aylar sonra,
büyük çoğunluğumuz gözaltında Maraş cezaevine götürüldük. Gözaltında
yapılan durum değerlendirme çalışmaları burada da devam etti. Bazı
hayati kararlara da gidildi.
Arkadaşların
ağırlıkta bulunduğu koğuşlara Şehit Bese ANUŞun siyah beyaz çizilen
resmi asıldı. Manevi komutan ilan edildi. Şahadetine sebep olan
onbaşının da vurulması kararı alındı. Düşman, başta resimlere bir şey
demedi. Ancak bir süre sonra el koydu. Asmamıza engel oldu. Çatışma
çıktı. O onbaşıyı da cezaevin de bir daha göremedik.
Fakat Şehit
Bese hiçbir zaman ölmedi. Yoldaşları ve halkının kalbin de taht kurdu.
Yeni bebelerin adı ve gelecek umudu oldu. Bunun için dedim ya; bu başka
bir ölümdür.
O şahadet
zamanında, nara atanlar ve terfilendirilenler; bir gerçeği hiçbir zaman
anlayamadılar ve alayamacaklar da. Bu uğursuz tanrılar tarihi hep
tekerürden ibaret sayarlar. Ancak tarih hiçte onların sandığı gibi, hep
tekerürlerden ibaret değildir. Tarih de tanıktır ki, GÜNEŞ Mezopotamya
da şimdi; bambaşka doğuyor. Fakat o bir zamanlar nara atanlar şimdi bu
GÜNEŞİN sıcaklığın da erim erim eriyorlar.
Hâlbuki Hakikat
ve Özgür Yaşam yolunda toprağa düşen tohumlar, gür çınarlar misali;
toprak ananın bağrına kök salmış ve bir daha sökülmemesine gurulu bir
şekilde çağdaş Med ülkesinde yeşermesini bilmişlerdir. Tıpkı ZİLANLAR,
NUDALAR, ZEKİYELER, RONAHİ VE BERİVANLAR, ŞİLANLAR, VİYANLAR, SORXWİNLER,
ZEYNEPLER, NUCANLAR
Gibi ÜLKENİN dört bir yanında filizlenip özgürlük
bahçesinin en güzel çiçekleri oldular.
Mücadele Arkadaşları Adına
Piro Can PAK
|