Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
  O, AGİTLERİN, ERDALLARIN, BEDRANLARIN SAVAŞÇISIYDI  


AHMET RAPO ANISINA
CAFERİ SORİ
Ahmet Rapo
 

 Kürdistan’lı olup da bu topraklardan uzak yaşamak olur mu? Tarihin derinliklerinden süzülerek gelen bu toprakların insanları hep biraz da buralara bağlı yaşamasını bilmiştir. Hani var ya “kuş uçmaz, kervan geçmez” diye memleketler, öyledir Kürdistan diye tabir edilen topraklar.

Botan ülkesi genelde böyle olmakla birlikte Botan’da Besta daha fazla bu böyledir. Adeta dağların rahmine çekilerek, bu olup biten her şeyden uzaklarda yaşamak, bu medeniyet denen dişi dökülmüş canavarın kirinden pasından ırak kalmak demektir. Öyle ki hep biraz da kendi kendiyle’yetinen bir kültürleşmeyle ayakta kalma direnişinin de ötesinde, bir yaşam geleneği yaratarak, biraz da tarihin özgün yerleşikleri olarak yer almak, bura insanının özelliğidir.

Besta öyle bir yerdir ki, kuzeyi Herekol’la örülü, doğusu Kato’larla çevrili, güneyi Kela Meme ile surlu, batısı ise Çela Nimeja silsilesiyle dört tarafı çepeçevre dağlarla nakşedilmiş bir mekândır. Buna bir de Besta’nın göbeğinden akan Hezil'i katın, mavi-yeşilimsi suyuyla Avyan çayını ekleyin, Geli Tırşine de Kela Meme eteklerinde tüm şiddetliyle akan suya Besta’nın daha kuzeyinde bulunan Besta Blucina'yla Çalan çayların yanı sıra isimlerini vermekte zorlanacağımız birçok su dere yataklarını sayabilirsiniz. İsterseniz Piro dağının labirentli çıkıntılarına çıkarak yukarılardan Besta “ovasına” bakın, göreceğiniz tümden bir su cennetidir. Olurda ikna olmazsanız, o zaman çıkın Serki Deryana ve yahut Serki Mehemede Uso'ya orada Kani Gundik’te ve Deryan köyünde bir bardak su içerken Besta'ya bakın. Diyeceksiniz ki bu kadarı başka yerde de vardır. O zaman deriz ki çıkın Kaplan’a, çıkın Gıre Meşe’ye, çıkın Serki Hiryana, çıkın Gıre Eşet'e, çıkın Gıre Sevo'ya, çıkın Mergumar'a, Mevişke'ye eğer halen ikna değilseniz gidin çıkın Kor Kandile-yani Bedirxanların-direniş kalesine.

Evet, Besta bir su cennetidir. Bunun yanı sıra da kendilerini zulmün şerrinden korumak isteyenlerinde memleketidir. Mehre de kayalıklara oyulmuş yaşam mağaralarının yanında, daha yüksekte dağa işlenmiş Kiliseyi gördüğünüz de, insanların yaşamak ve inançlarını korumak amacıyla neleri göze aldıklarını göreceksiniz.

Evet, Besta gizlenenlerin yurdudur. Direnişçilerin yeridir. Egemenlerin hükmünden kaçanların diyarı ve mekânıdır. Boynu bükük yaşamak istemeyenlerin de yurdudur buralar. Başı dik ve onurlu yaşamak isteyenlerin ve tabii ki kendi kimliklerini koruyarak yaşayanlarında yeridir.

Sorun sadece işgalcilere karşı bir direniş geleneği yaratmanın da ilerisinde, her türlü baskıya ve egemenlerin hükmetmesine karşı başkaldırış ve boynunu bükmeme gerçekliğidir.

Kürdistan tarihinde belki de direnişlerin kesintisiz olarak sürdüğü yerlerin başında Botan gelir. Mezra Botan diye tarihe geçen bu direniş kaleleri, aşiret yapılanmalarına geçişle birlikte hep dış işgalci ve istilacılara karşı ayakta kalma direnişleriyle de anılırlar. Belki de Biz Kürtler açısından en eski olan belgelerinden biri “On Binlerin Dönüşü” yani “Anabasis”’tir.

Anabasis kitabında Ortadoğu ya, Dariyus'un kardeşinin peşine paralı askerler olarak takılan yunan askerleri, esas olarak Dariyus'u devirerek onun kardeşini iktidarın başına getirmek isterler. Ancak talihleri iyi gitmez ve çok kötü bir şekilde Dariyus gelenleri yener ve teslim olmalarını ister. Yunanlar teslim olmazlar ancak askeri bir kurnazlık ustalığıyla geceden kamp ateşleri yakarak ve karşıdaki düşmanlarını da “kamptalar” süsü vererek oradan gece yarısı kaçıp giderler. Hedefleri kendi memleketleridir. Yani Yunanistan’dır.

Yola çıkarlar. Yol bilen yoktur. Kürdistan ovasında sert ve yüksek Kürdistan dağlarına yaklaştıklarında onlara, yerliler “buraya-yani Medya topraklarına-gidenler geri dönmemiştir” derler. Yunanlar gitmek zorundadırlar, çünkü başka gidecekleri yer yoktur. Ya Dariyus’a teslim olacaklar ya da ileriye doğru adım atacaklar.

Anabasis’te anlatılan-bir haftalık Botan yolculuğudur. Önceleri buraların yerleşik ve yerlileri gelen yabancılarla direk geçmeleri için görüşürler ve gereken kolaylığı sağlarlar. Ne zaman ki gelen “misafirler” köy yakmaya başlarlar burada yaşayan-kitaba göre-Kalderler-bize göre Kürtlerin ataları kendilerine has direniş tarzlarını geliştirirler.

Bu direniş ölümüne de olsa işgalcilere ve yabancılara boyun eğmeden mücadele etmektir. Pusular atarak, düşmanın kuyruğundan tutarak, yollarına taşlar yığarak, daracık geçitleri geçerlerken başlarına kayalarla saldırarak ve ayrıca geçiş hatlarını boşaltarak, aç bırakarak ve susuz bırakarak art niyetli yabancıları perişan ederler. Lafı uzatmadan yabancılar bir haftalık zaman diliminde bu coğrafyayı aşarak Ermenilerin topraklarına geçerler, yani Botan suyunu aşarak kendilerini güvene alırlar. İşte en son hamleleri olacak Botan suyunu geçmeden geçecekleri yer Besta'dır. Herekol'dur, Katolardır. Hani var ya meşhur kavramlaştırmayla; “lanetli” dağlar.

Ama yaşadıkları korku ve ruh tedirginliği onlara fazladan yetmişe benziyor. Bugün dahi Anabasis’i okuduğunuzda bunu his edersiniz.

İşte yabancılara tarihin kaçıncı İsa’dan önceki yüzyılında da Kürtler hep direnmişlerdir. Özelde Botan denilen bu topraklarda direniş kesintisiz hep sürmüştür. Denile bilir ki; Kürdistan tarihinde zapt u rapt altına alınmayan ve alındığında da hep düşmanlarına zorluklar çıkarmış toprak parçası Botan’dır.

Kürdistan tarihinde Mirler dönemi bilinen bir kesittir. Mirler belli düzeylerde Kürtlükleri olan siyasal kurumlaşmalardır. Bu kurumlaşmanın Osmanlılarca tasfiyesiyle yerine yeni yetme ağalık sistemi getirilir. Bu Bedirxanların tasfiyesiyle daha fazla hız kazanan bir gerçekliktir. Tam da bu döneme denk gelen Nakşîliğin gelişimi ve Osmanlılarca desteklenmeleriyle palazlanması ağalık kurumuyla at başı gider. Gelişen ve özelde geliştirilen Nakşîlik gelişen ağalıklardır. Nedeni ise Mirlerin Kürdi geleneği ve zaman zaman edindikleri güçlü potansiyelleriyle Osmanlılara ve Safevi'lere karşı oluşturdukları tehlike, tasfiye edilmelerinin gerekçeleridir. Bunların yerlerine daha zararsız, daha zayıf, daha dirençsiz, daha uydu, daha tırşıkçı, daha işbirlikçi ve daha güdümlü siyasal oluşumlara ihtiyaç duyan işgalci güçlerin çözümü, ağalık kurumu olmuştur.

Kürdistan da bu kurumlaşma özelde güney Kürdistan başta olmak üzere, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Hakkâri, Van, Muş, Serhat derken adeta Kürtlerin yaşadıkları her yere yayılmışlardır. Bu ağalaşma devlet destekli-özel olarak-teşvik edilmiştir. Böylece Kürdistan daha fazla parçalanacak ve yönlendirmeyle yönetilmeye daha fazla yatkın hale getirilecek. Bu, bilinen İngilizlerin “böl ve yönet” politikasının harfiyen uygulanması olacaktır. Guyan aşireti bildiğimiz aşiret yapısının dışında bir gerçekliği göstermektedir. Öyle ki bu aşirette aşiret reisi yoktur. Elbette bir aşiret bilinci-hem de çok yaygın, biz bunu silahlı mücadele tarihimizde çokça gördük-var. Ancak aşiret reisi yoktur. Yine başka yerlerde alışık olduğumuz ağalar yoktur. Kürdistan da Kürt halkının başına musallat olan ağalık kurumu burada yoktur. İşlemiyor. Bu aşiret yapısını içerisinde Şeyh bulamazsınız. Çünkü bu parçalanmayı yukarıda söylediğimiz anlamda bulamazsınız. Seyitler vardır, onların da sosyal anlamda bir saygınlıkları vardır.

Tüm bu gerçeklikleri değerlendirdiğimizde, buralı insanların daha dik başlı ve onurlu olmalarına yol açmasının yanı sıra daha fazla yetenekli ve inisiyatifli gelişmelerine yol açıyor. Daha kararlı ve keskin oluyor. Girişken oluyor. Pısırıklık yoktur. Hep bir canlılık ve hareket ve dinamizm vardır. Kendi ağası kendisidir. Bu oldukça sert bir kişilik yapılanmasına yol açıyor. Özelde sosyal olarak dağların içlerine çekilerek, “uygarlıktan” uzak olmak, hatta isteyerek bunu yaşamak gerçekliğine, buralarda ki dağların sarplığı, ulaşılmazlığı, yaşam koşullarının zorluğuyla birleşince, yaşama karşı direnişçi ve inatçı ve tavizsiz bir kişilik yapılanması yaratıyor.

Botan Kürdistan tarihinde düşmanlara her zaman uzak kalan bir saha olmuştur. Tersten ele alacak olur isek düşmana karşı direnişin sönmeyen kalesidir Botan.

Kürdistan topraklarının düşman tarafından en son fethedilen parçalarıdır buralar. Öyle olunca Kürtlüğün de en derin yaşandığı sahalar olması yadırganamaz. Düşmanın tüm hışmına rağmen buralar Kürtlüğün atardamarlarıdır. Botan daha doğrusu. Mezra Botan hep kendi kendine yeten, kimseye ihtiyaç duymadan ayakta kalan bir halkın toprağına verilen addır.

Mezra Botan bunun için tarihinde düşmanlarının dikkatini ve öfkesini üzerine çekmiştir. Botan, a gelip hükmetmek isteyenler öncelikle kendi kendini idare eden yaşam tarzını, tek başına ayakta kalan bu halkın ayakta kalışını yok etmeye çalışmışlardır.

Mezra Botanlılar coğrafik koşulların ağırlığı, düşmanlarının onları çepeçevre kuşatmaları ve dünyayla bağlarını koparmalarından dolayı birazda sertleşerek büyümüşlerdir. Birazda her şeye yetecek yetenekle donatılarak büyümüşlerdir onlar. Doğal olarak yaşamın en ağırına cevaplar üreterek, çözerek, yaşam yollarını çizmişlerdir.

Tüm bu gerçeklikleri değerlendirdiğimizde, buralı insanların daha dik başlı ve onurlu olmalarına yol açmasının yanı sıra daha fazla yetenekli ve inisiyatifli gelişmelerine yol açıyor. Daha kararlı ve keskin oluyor. Girişken oluyor. Pısırıklık yoktur. Hep bir canlılık ve hareketlik ve dinamizm vardır. Kendi ağası kendisidir. Bu oldukça sert bir kişilik yapılanmasına yol açıyor. Özelde sosyal olarak dağların içlerine çekilerek, sosyaliteden uzak olmak, hatta isteyerek bunu yaşamak gerçekliğine, buralarda ki dağların sarplığı, ulaşılmazlığı, yaşam koşullarının zorluğuyla birleşince, yaşama karşı direnişçi ve inatçı ve tavizsiz bir kişilik yapılanması yaratıyor.

ABDULVAHAP KORKMAZ yoldaş, 1965 yılında çok ilginç bir birleşimi olan Omyanis köyünde dünyaya gelecektir. Bu köyde bir kısım Şırnaklı bir kısım guyi iç içe yaşamaktadır.

Başka ilginçlikte ne kadar doğrudur bilinmez ama-lakin somut veriler açıktır-Omyanis isminin yunanlardan kalmasıdır. Büyük İskender Ortadoğu’yu işgale gelirken büyük bir hızla her yeri fethi edecektir. Kürdistan’ın güneyini bizzatihi kendisi ele geçirirken, Kürdistan’ın derinliklerini ise İskender’in ölümünden sonra onun imparatorluğunu kendi aralarında bölüşen dört komutanından biri olan Seleifkones Kürdistan’a yaklaşık iki yüzyıl hükmedecektir. İşte bu süreçte Kürdistan’ın birçok yerinde yerleşim merkezi isimlerinin birçoğuna “is, ke, nus, mus, yan” gibi ekler ekleneceklerdir. Birçok tarihçi ise bu ekleri Ermenilere bağlayacaktır. Ancak asıl olan bu toprakların bu şekliyle de olsa renga renk bir mozaik oluşturmasıdır. Örneğin gunde Mehre bir Süryani köyü olup Hıristiyan’dır. Ve Besta’nın göbeğinde Müslümanlarla kardeşçe yaşayacaklardır. İşte bu Kürtlerin tarihi süreç içerisinde süzülerek gelen hoşgörü kültürüyle bağlantılıdır.

ABDULVAHAP KORKMAZ işte böylesine bir ortamın içerisinde dünyaya gelecek ve büyüyecektir. O bir taraftan düşmana hiçbir gün boyun eğmeyen bir karakteri kendisine ekerken, diğer taraftan ise hoşgörünün zirvesini yaşayarak halklar arası kardeşliği öğrenecektir.

Ağırlıklı olarak hayvancılıkla geçinen aile tarıma ve bahçeciliğe de yabancı değildir Ailesi yörede sakin, kendi halinde fakir ancak kendi emeğiyle geçinen temiz insanlar olarakta bilinir. Özelde babası çok bilinçli bir yurtseverdir. Çevrenin en saygın insanlarından biridir. O bir şey söylediğinde sözü dinlenendir. Olgun bir ailedir. Sözünü eylemleriyle söyleyenlerdir. Ahmet Rapo saflara katıldıktan sonra ailesi çok ağır işkenceler görecektir. Bir defasında babasını faşist devletin askerleri alıp götürecekler ve yağmurlu olan bir günde kocaman bir çukur kazarak onu içine atacaklardır. Ardından da etrafını çamurla doldurarak kafasına kadar yağmurun önünde gömeceklerdir. Ama o yine de davadan devrim davasından ve oğlundan bir gün dahi geri dönmeyecektir.

Ekonomik olarak çok zayıf olmalarına rağmen etkinlerdir. O evin ikinci evladıdır.  böylesi bir ailenin içerisinde emekçi, sessiz, olgun, çalışkan, boş durmayan ve her şeyden öncede aynı babası gibi yardımseverliğiyle tanınacaktır. Sevilendir. Sayılandır. O bu mizacıyla tanınacaktır. Mütevazıdır. Yumuşak başlıdır. Bu özellikleri gelecekte yer alacağı devrim saflarında daha belirginlik kazanacaktır.

Kürdistan Özgürlük Hareketi Botan’a yöneldiğinde ilk yöneleceği yerlerden birisi de Besta olacaktır. Besta da ise ilk gidilen yerlerin başında Omyanis gelecektir. 1983 de gerilla Botan’a açıldığında o onlarla erken tanışacaktır. Haşır neşir olacaktır. Belki de toplumsal arka perdesi bu kadar direnişle örülmüş olan bir karakter yapısının genlerinde vardır egemenlere karşı muhalif olmak. Bundandır ki hangi Kürt örgütü ya da devrimci örgüt alana gelirse gelsin ilk elden bunlarla ilişkilenecek olan Omyanis'tir.

AVDULVAHAP KORKMAZ yoldaş bu köyden ilk gerillaya katılacak olan birisi olarak muazzam etkileyecektir. 1983 yılında Agit arkadaş Ahmet Rapo ile birlikte gelen üç genci yaşlarından dolayı geri çevirmiş ancak onlar bir yıl sonra yine gelecek ve kalacaklardır. O bir nevi sadece kendi köyü açısından değil genel anlamda da çığır açıcı olacaktır. Gelecekte bu köyde onlarca katılımın öncüsü, mimarı ve yol göstereni o olacaktır.

1984 yılında 15 ağustos eylemi öncesi Ahmet Rapo katıldıktan sonra; Xwunrej, Edip arkadaşlar hemen katılacaklardır. Ayrıca, onlarca milis düzeyinde insan dağa çıkacak ve dağda yıllarca kalacaklardır. Çünkü düşman henüz 1984–85 yılından sert yönelerek ta o dönemlerde birçok evi yerle bir edecektir. Böyle ailelerden birisi Haşim ailesidir. Dört kardeş-ki çoğu evlidir-düşman baskınlarından dağa çıkacaklardır ve yıllarca gerillacılık yapacaklardır. Yine katılımların devamı gelecektir. Bunlar; Agit, Emin, Hogir, Mehmet Ali, Hazım, Xelil ve bacısı, Şivan, iki Eşref (bu son üçü de kardeş olup Haşim ailesindendir) her iki Enver-yani Ahmet Tekme ile sonra dan katılan kardeşi ile yeğeni-ve Ahmet Rapo arkadaşın kardeşi- abisi dağa çıkarken iki yaşındadır-gelerek şehit düşenlerden bir kaçıdır. Ve burada ismini sayamadığımız birçok genç en aktif ve erken zamanlarda dağa özgürlük dağlarına çıkacak ve özgürlük türküsünü hiç kimse söylemeye cesaret etmezken onlar söyleyecek ve halkımızın bağrında bayraklaşacaklardır.

Siz bir düşünün; alanınıza gerilla yeni gelmiş. Çevrede bir sürü anti propaganda var. Devrimcilere “gâvur denmesinden ermeni demelere kadar, çocuk demelerinde tutun da talebe demelere kadar. Hele hele birde buna bir sürü ilkel milliyetçi örgüt ve zihniyetini de eklerseniz, devrimcilerin ne kadar zorlanacaklarını kendiniz anlayacaksınız. Peşmerge geleneğinden gelen köye dayalı, aileye dayalı, aşirete dayalı ve en önemlisi de büyüdüğü çevrenin etrafını terk etmemeye dayalı savaşçılık varken, kalkıp evinden, yurdundan, karısından, çocuğundan, ailesinden, paradan, mülkten ve birçok daha sayamayacağımız “dünya nimetinden” ayrılmak anlaşılacak bir şey değildir. Anlaşılmamanın da ötesinde bu eylemi yapan; çılgındır, ipini koparmıştır, delidir.

Belki birkaç daha güzel sözcükte siz bulup ekleyebilirsiniz. Olmayacak olana adım atmak, olmaza olur diye katılmak, birkaç bıyığı yeni terlemiş gencin dağlara çıkarak milyonluk bir orduya kafa tutması olacak bir şey değildir. Burası Botan da olsa bu olacak değildir. Burası Besta da olsa bu yine olacak bir şey değildir.

ABDULVAHAP KORKMAZ işte böylesine bir ortamda saflara katılacak. Hem de umutların henüz ete kemiğe bürünmediği 15 Ağustos 1984 Eruh-Şemdinli eylemi öncesinden katılacaktır.

Şunu hemen belirtelim; 15 ağustos eylemi öncesi katılmakla 15 ağustos eylemi sonrası katılmak arasında büyük bir fark vardır. Birisi henüz kıvılcım ve rüşeym halindeki bir oluşum, yani kimsenin görmediği, duymadığı bu bağlamda ortada görülmeyen bir gerçeklik iken birisi ise ete kemiğe bürünmüş, gözle görülen ve umut veren bir realitedir. Birincisine katılmak hep yürek ister, ikincisine de-söz konusu Kürdistan olunca-elbette yine yürek isteyecektir, lakin katılımın gerekçeleri olan somutluktan dolayı daha rahat ve güven doludur.

Aynı gerçeklik; serhildan öncesi ve serhildan katılımları içinde geçerlidir. Birisi belirsizliğini korurken bir diğeri halklaşmış ve iktidara yürüyen bir gerçekliktir. Ki birçok genç hatta aydın bu safhada dağlara gelip katılmıştır. Ne var ki silahlı mücadele-ateşkes sonrası-tüm hışmıyla yine devreye girdiğinde birçok böyle erken iktidara gelenler pılısını pırtısını toparlayıp tekrar düzenin kapısını çalmışlardır.

Özcesi katılım vardır, katılım vardır. Katılım vardır, devrimin her şeyine gelinir, tüm imkânsızlıklara rağmen bu adım atılır. Katılım vardır devrimin gelişme aşamalarına denk geldiği için başarılarda vardır. Yani zorlu süreçlerde böylesine katılımlar tekrar rahat olana meyil etmeye daha yatkın olurlar.

AVDULVAHAP KORKMAZ-ki artık ismi Ahmet’tir, sonra da Ahmet Rapo olacaktır-zora ve imkânsızlıklara katılandır. İşte bu ince ama çok ince bir farktır. Hele hele Botan da böylesine katılmak yürek ister, beyin ister ve iradenin yanı sıra inanç ister.

Ahmet arkadaş ilk eğitimini Haftanin’de alacaktır. Aldığı eğitimden sonra o tekrar Botan’a dönecektir. O bundan sonra AGİT, ERDAL VE BEDRAN arkadaşların yanında kalacaktır. Özelde Agit arkadaş ona çok değer verecek ve özel özgün yaklaşacaktır.

Agit arkadaş 1984 sonlarında önderliğin yanına giderek kışın tekrar Botan’a dönecektir. O önderlik sahasından geri döndüğünde HRK gerilla birliğini kuracaktır. Bu birlik 24 arkadaştan oluşacaktır.

Bunlar; Agit, Erdal, Bedran, Ahmet Rapo, Mehmet Haşimi, Aforof Mahmut, Kalendar ve Yaşar-Spindarok, bombacı Mahmut, propagandacı Kemal, Şexmus, Celal, Dr. Baran, Emin Omyanis, Salih Karse, Mahsum ve… İsmindeki arkadaş ve kişilerdir.

Ahmet arkadaşın artık Ahmet Rapo olacağı eylem gelecektir. Ve onun ilk katılacağı eylemde aynı zamanda budur. O da Gundik Mele karakol baskınıdır. 1985 yılının sonbaharıdır. Eylemin koordinesini hevale Agit yapacaktır. Erdal ve Bedran arkadaşlarda eylemde yer alacaklardır. Eylemde Musa Ker, Ömer Temer arkadaşlarda yer alacaklardır.

Ömer Temer milistir. Sonra da Botan da azılı çeteleşecek Hazım Babat'ın amcasıdır. Bu eylemden sonra–1986 kışında-Ömer arkadaşın kardeşi olan Ferhane Temer onunla tartışacak ve devlete teslim olmasını isteyecek, gerillayla hareket etmemesini isteyecek. Bir tartışmada-kavgaya dönüşüyor-Ömer arkadaş devlet yanlısı olan kardeşini vuracak yakınında duran Hazım Babat ise Ömer arkadaşı vurarak yıllarca sürecek ve halen sürecek olan azılı-azgın bir çeteciliği Uludere’ye bulaştırarak yüzlerce yurtseverin ve devrimci gerillanın kanına girecektir.

Karakol baskınında Ahmet arkadaş esasta bir mevziiye yönelecektir. Görevi budur. Büyük komutan Bedran yoldaş B–7 ile bu mevziiyi kaldırdıktan sonra ona yapacak iş kalmıyor. O da “ben karakola gidiyorum” diyerek karakola yöneliyor. Karakola girdiğinde henüz iskambil kâğıdı oynayan askerler patlamaların şokunu yaşarlar. O bombasını çekerek bu kumar oynayan askerleri vurduktan sonra Siminof silahı vardır, bu tek tek atan uzun mesafeli bir silahtır. Siminof'la tek tek askerleri ayrıca yere serer. Bu arada ona seslenen başka bir askere Türkçe seslendiği için –demek askerdir-diyerek onu da yere serecektir.

Arkadaşlar saldırılarına devam etmektedirler. Ve nereden bilsinler ki o, yani Ahmet, karakola girmiştir. Onun yeri mevziiydi. Muhtemelen arkadaşların da yoğun taramasından kaynaklı ona çok sayıda mermi isabet ediyor. Bir kaç tanesi onun boğazına değiyor. Öyle ki uzun süre o nefesini ağzından değil boğazından alacaktır.

Sonra da kendisi anlatacak “baktım yaşıyorum nefes alıyorum. Etrafıma baktığımda şoke olmuş bir asker kendisini yere atmış. Ona silahı doğrultarak yanına gittim. Ancak yürüyecek halim yok. Askere Kürtçe sert konuşarak eğilmesini işaret ederek sırtına bindim ve ço ço deyip askeri alıp arkadaşların yanına geldim “ diyecektir.

Diğer taraftan arkadaşlar eylemi yapıp geri çekilme talimatı verdiklerinde gelenlerin içinde Ahmet arkadaşın olmadığını gören Agit arkadaş “o yaşıyorsa da yaşamıyorsa da gidip getireceksiniz” talimatını verecektir. Çünkü Ahmet yörenin ilk katılanlarından olduğu için onun mutlaka getirilmesi gerektiğini düşünmektedir büyük komutan Agit yoldaş.

İşte bu esnada “ço ço” diye bir ses gelmektedir. Birde ne görsün arkadaşlar. Gelen ağır yaralı olan ve bir askerin sırtına binip gelen Ahmet arkadaş vardır. En çok sevilen Agit arkadaştır. Ve o artık Ahmet değildir. O Arnavut devriminin efsanevi isimlerinden olan Rapo’dur. Ahmet ismini de ekleyince o artık Ahmet Rapo’dur. Bu eylemde Musa arkadaş şehit düşecektir.

Rapo, Arnavut devrimi en güzel anlatan Komiser Memo romanının en ilginç tiplemelerinden biridir. O bir köylüdür. Ancak Alman işgaline karşı isyan halinde dağa çıkacak ve direnişiyle nam kazanacaktır. O direnişin bir alanında vazgeçilmez komutanlardandır. Ne var ki Arnavut komünist partisi her kimi göndermişse Rapo ‘ya dayanamadan gerisin geriye parti merkezine dönmüştür. Parti Rapo’nun iyi bir komutan ve iyi bir yurtsever olduğunu iyi bilmektedir. Verilen işgale karşı direniş bir yurtseverlik ve yurt direnişidir. O zaman tüm halk kesimlerinin yeteneklerini kullanarak devrime kanalize etmek önemlidir.

Komutan Rapo’nun bulunduğu alana Komiser olarak Memo atanacaktır. O bir gün Rapo ile çelişmeyecek ancak geri yanlarına da gözünü yummayacaktır. O Rapo’nun feodal yönlerini çok titiz devrimci politik yaklaşımla her zaman dönüştürmesini, parti lehine bilecektir. Ve öyle ki Rapo Memo’suz kalamaz olacaktır. Ve giderek o partinin ideolojik hattının niçin bu kadar önemli olduğu anlayacaktır. Bir köylüden giderek gelişen ve politikleşen bir komutan şekillenecektir. İşte Rapo’nun kısa ve öz öyküsü budur. Temiz yürekli, bağlı, dürüst, savaşkan, fedakâr, cesaretli ve kendi halkının yurtsever duygularını tümünü kendine ekerek gelişen bir komutandır Rapo. Ahmet arkadaşa Agit arkadaş bu tiplemeden esinlenerek ona bu ismi uygun görecektir.

Ahmet Rapo bu ismin dışında Siminof yerine ödül olarak yeni kundakdar bir Sixu Rusi alacaktır. Agit arkadaş bizatihi kendisi onun tedavisiyle ilgilenecek ve sonra da ciddi bir tedavi için Irak’a geçecektir. Tedavi edildikten sonra tekrar Botan’a gelerek Agit arkadaşın yanında kalacaktır.

Hemen söyleyelim o yıllar sonra da Agit arkadaşın bir yadigârı olarak devrimimizde yer alacaktır.

Bu olaya ilişkin yıllar sonra Hasan Kundakçı yine bildik atmasyonlarıyla izah edecek. Sözde bu karakolun asker sayısı azmış ve karakol komutanı yeni ve deneyimsizmiş ve bunun için karakola gerillalar girerek düşürmüşlermiş. Ancak yalancının mumu yâdsıya kadar yanar sonra da açığa çıkar. Hâlbuki bu karakol baskınından sonra da onlarca yüzlerce karakol yerle bir edilecektir. Demek ki sorun sayı ya da komutanların yeni olup olmama sorunu değildir. Sorun gerillaların sağlıklı bir planlama yapıp yapmamalarıyla bağlantılı bir durumdur. Bizim başarılımızın nedenlerini çeşitli nedenlere bağlayarak bizim güçlülüğümüze gölge düşürmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar.

Ahmet Rapo arkadaş yaralıdır. O kışın Irak’ta kalacaktır. Agit arkadaş Gabar’a gidecek ve bir grup arkadaşta Besta da kalacaktır.

Ahmet arkadaş iyileşip döndüğünde Şırnak nizamiye eylemine peşi sıra katılacaktır.

Tiryan’a-yani Herekol da-Agit arkadaşın birliği toplantı için geldiğinde çeteler kaçacak ve Agit arkadaş sarı, yeşil, kırmızı kızıl bayrağı dalgalandırarak köylülerle toplantı yapacaktır. Ben Agit arkadaşı ilk kez o zaman göreceğim. Ben henüz çocuk yaşta bir çobanım.

İlk çatak alanına geçtiklerinde-kimseyi tanımıyorlar-gizlilik için zozanlarda yeri kazarak kendilerini düz ve çıplak arazide yere gömeceklerdir. Sonra adım adım köylülerle ilişkiye geçerek ilçe merkezini keşif etmeye çalışacaklardır. Çünkü öyle bir yerdedir ki ancak en uç-hemen ilçenin üstüne-gitmeniz gerekecek. Bir ara Agit arkadaşın Ebubekir ve Terzi Cemal için “bu adamlar ilçeyi göremedikleri için mi bu eylemi yapmadılar” diye söyleyecek ve kayıp olan ilçeye ilişkin espri yapacaktır. Ancak bir yolunu büyük komutan bulacaktır. Asfalta inecekler-eğer arazide merkez görülmüyorsa-yoldan gidilmelidir. Bir kum yüklü kamyon durdurarak kumunu da boşalttıktan sonra binecekler ve ilçeye girerek karakol ve birçok devlet kurumunu vurarak tekrar araziye çıkacaklardır.

Geri dönüşlerinde ondan önce bir yoldaşımızı katleden Yezidan Aşiretinden olan Haci Şerif ismindeki devlet işbirlikçisini cezalandıracaklardır. Bu hain ondan önce Çatakta çıkan bir çatışmada-ki Şerif isminde bir yoldaş şehit düşecektir-Hamit ismindeki yoldaş grupta çatışma esnasında kopacaktır. Bu yoldaş araziyi çok tanımasa da yakın köylerden bulunan Şevmaçe’ye inerek büyük su köprüsünden geçerek arkadaşlara ulaşmak istemektedir. Haci Şerif ismindeki hain Hamit arkadaşı alacak ve köprüyü geçerlerken arkasında çok kalleşçe yoldaşımızı tarayarak katledecektir.

İşte Agit arkadaşlar Çatak baskından sonra önce araziye kendilerini gömerek saklayacaklar ardından gelip ertesi gün bu haini yakalayarak cezalandıracaklardır

Şu bir gerçektir ve bir gerçek olarak hep kalacaktır; oda bu harekete, özgürlük için ezilmiş halklar ve halkı için yola çıkan kahramanları-kim olursa olsun-vereceği bir zarar mutlaka ama mutlaka cezasını bulacaktır. Olabilir ki kimi böyle halk evlatlarının ve halkın kanına girmiş birçok kişi halen yaşamış olsun. Ama mutlaka bir gün-zamanı pek önemli değildir-cezası verilecektir. Devrim kendi elini uzatacak ve yapılması gerekeni yapacaktır. Bu bir ilke. Hem de özgürlük ilkesidir.

Bir küçük anı olarak yıllar sonra-tam 12 yıl sonra, yani 1997 yılında-arkadaşlar aynı durumu yaşayacaklardır. Kazanın bulunması için birçok keşif grubu gidecek ve zor bela kazayı bulunabilecektir.

1985 yılının yaz aylarında Van ve Şırnak yolu-gerilla sahası olacak olan Besta’dan-yapılmak istenecektir. Esasta amaç gerillaya her an hızla müdahale etme gerçekliğidir. Ayrıca Xırbeke Besta da Avyan’a doğru da bir yol yapılmak istenmektedir. Amaç yine askeridir. Ki sonrada Avyan da dev gibi bir tabur inşa edilecek ve gerillalar bu karakolu 1991 yılında tümden ele geçirecektir. Özcesi bu yollar halkımızı düşünerek yapılan yollar olmamış, sadece ve sadece Kürdistan topraklarını daha derinliğine işgal etme girişimidir.

İşte böylesine bir yol yapılırken Agit arkadaşın komutasında bir pusu atılır. Bu pusu da yol yapan araçların önünde gelen askeri araçlar vurulacaktır. Bu eylemde 2 adet G–3 kaldırılacak ardından iki yol yapımı aracı yakılarak imha edilecektir. Böylesine dev araçların yanmayacağına inanan köylüler araçların yandığını görünce şaşacaklardır.

Yılsonuna doğru giderken Şırnak kömür ocağı vurulacak ve burada Ferit adında bir yoldaş ebediyete kavuşacaktır.

O dönem–1985 yılının-daha etkili bir eylemi Kaşura diye tabir edilen Uludere-Çukurca arasında bulunan Şkeftreşe karakol baskınıdır. Burada toplam 20 asker bulunuyor. Yapılan keşfe göre her gün 10 asker yol kontrolü için karakol dışındadır.

Eylem çok hızlı başlıyor. Birkaç dakika içinde karakol basılarak ele geçiriliyor. 10 asker tasfiye edilirken diğer yol kontrolündeki askerle yol yol arkalarına bakmadan kaçıyorlar. Bu eylemde 1 adet M G–3 ile 10 adet G–3 silahının yanı sıra, büyük cihaz ve kocaman kocaman çadırlar kaldırılacaktır. Bu eylemde Ahmet arkadaşın elinde bir G–1 vardır ve Agit arkadaşın elinde bulunan silah ise M-16’dıdır.

Hani sonrada sözde bizim Amerikalardan aldığımız yalanı uyduran TC’nin bahsettiği M-16’lar. Hâlbuki biz ta bunlar 1985’den beri kullanıyoruz. Her ne hikmetse bu faşist devlet işler nasıl işine geliyorsa öyle yalanlarla dolanlarla kılıfına uydurarak bir şeyler söylemeye çalışıyor. Ama bu kadar da yalan söylenmez ki!

Eylem sonrası arkadaşlar Haftanin de bulunan Sule vadisine çekileceklerdir. Orada-eylemden bir gün sonradır-Agit arkadaş bir arkadaşa “git bak helikopterle indirme yapıyorlar mı yapmıyorlar mı? Deyip tepeye gönderecek ancak tepeye giden arkadaş helikopteri anlasa da bu “indirmek” nedir sözünü bilmediği için anlamayacak. Yıllar sonra bu “indirmek” nedir sözünü bilmeyen aynı arkadaş bülbül gibi Türkçe konuşacaktır. İşte devrimimizin ayrı bir güzelliği her insana bir şeyler katarak onu geliştiriyor olmasıdır.

Erdal-Mustafa Yöndem-yoldaş Uludere de 17 genci askeri kanunla alarak sınıra doğru yola çıkacaklardır. Ne var ki aşırı yorgunluktan, savaşçıların yeni olmalarından kaynaklı sınırı geçemeden bir yerde kalacaklardır. Düşman ertesi gün erkenden sınıra indirme yapacak ve yaşanan yoğun bir çatışma da o zaman AGİT’lerin yetiştirdiği en büyük komutanlarından olan Erdal yoldaş temmuz ayının sonu ağustos ayının başında şehit düşecektir.

Aynı yıl o bir grup arkadaşla çobanı ürküttürüp kaçmaması için gizlice sürüye yaklaşacaklardır. Ne var ki, çoban köpeklerin havlamasıyla gelenleri kurt sanacak ve çiftesiyle bir saçma dolu fişek sallayacaktır. Sallamaya sallayacak ama 27 saçma parçası Ahmet Rapo arkadaşın vücuduna saplanacaktır. Ahmet Rapo ile birlikte olan arkadaşlar çobana ters yaklaşmaya kalkışırken o bırakmayacak ve hatanın kendisinde olduğunu söyleyerek dokunulmamasının talimatını verecektir.

Biz 1988 yılında Gabar’dan Besta’ya geleceğiz. 6 arkadaşız. Randevumuz var. Ancak randevuya kimse gelmiyor. Arkadaşları bulmak için o zaman Gıreke köyü bir nevi bizim merkezimizdir, oraya gidiyoruz. Bu arada 15 gün geçmiş. Ara ara arkadaşları bulamıyoruz. Tabii bugünlerde dile kolay. O kadar teknik gelişmiş. Bir cihazla tarıyorsunuz, arkadaşlarla hemen buluşuyorsunuz. O zaman bizde telsiz yok. Bizde randevu ve posta kutusu sistemi var. Randevuya olurda bir durum çıkarda gelemezsiniz, o zaman siz posta kutusuna bir daha ne zaman görüşebileceğinizi ve nerede buluşacağınızı yazıp bırakırsınız. Ve tabii bu tarz yer yer buluşmaları aylara sarkıyor. Hele hele birde düşman hareketi yaşanmışsa sizin oraları terk etmeniz zorunlu olmuşsa, artık buluşmalar Allaha kalacaktır.

İşte biz arkadaşları bulamamışız. Gıreke köyüne girip Bave Ramazan ismindeki çok değerli bir nevi gizli merkezimiz olan yaşlı amcaya yanımıza gelmesi için Kaniya Gosine noktasını randevu vererek ayrılıyoruz. Bizim Ramazan amcamız hemen ertesi günü geliyor ve biz ona “ne yaparsan yap bize arkadaşları bul” diyoruz. O da birkaç yere haber gönderdikten sonra ertesi gün yanımıza tekrar gelerek arkadaşların Çemke Talo da olduğunu söylüyor. Yani bize birkaç saat uzaktalar.

Biz Çemke Talo’ya doğru yol aldığımızda arkadaşları zomların içerisinde bulacaktık. O zaman ilk kez Ahmet Rapo arkadaşla karşılaşacaktım. Onun ismini duymuşum, ancak tanışmamışım. Burada tanışacağız. O özelde gelip benimle ilgilenecektir. Aşiretimizi, ailemizi tanıdığı için o beni soracak ve benim yanıma gelecektir.

Orada biz Herekol’a doğru çıkıyoruz. Çok güç birikmiştir. Orada Herekol da, Çemekare’nin üstünde-büyük Cuma arkadaşta var, ancak ben onu da henüz görmemişim. O zamanlar ismi Hayri’dir. Cuma arkadaş bana çok farklı gelecektir hem yaşça biraz büyük, hem iri yarı hem de konuştuğunda hemen etkileyen bir konuşma biçiminin yanı sıra, bize komutanlık yapanlar onun yanında suskun ve sessiz. Böyle olunca o biraz daha farklı gelecek bana.

Birde çok ilginçtir, beni sorarak beni bulacak ve benimle konuştuktan sonra henüz üstü kar kaplı bir kayaya beni oturtarak resmimi çekecektir. Buda benim için bir ilk olacaktır.

Yine burada Aforof Mahmut, Pılınge Kıçi, Sinane Sor, Resule Hole-Kale, Musaye Ker ve Aliye Kıçi arkadaşla birçok daha tanınmış arkadaşta birikmiş.

Cuma arkadaş toplantı yapacak ardından önderlik sahasına geçecektir. Bir nevi son düzenleme toplantısıdır. Toplantıya Cuma arkadaş-ülke sorumlusudur-, Şahin Baliç, Botan ve parmaksız Zeki katılacaklardır. Bu toplantıda Cuma arkadaş yapılan parti dışı köy baskınlarını ve yer yer yaşanan gündüz çatışmalarını sert eleştirecektir.

Bundan önce Gıre Xane ve civarlarında çıkan çatışmada altı asker, bir astsubay ve birde çavuş öldürülecek. Bizde bir kayıp yok. Basın genişçe bu olayı işleyecektir. Sonradan gelişen çatışma kültürünün bu olaydan etkilenerek geliştiğini söylemek çokta yanlış olmayacak herhalde. Gündüz süren çatışmada kayıp yok, yaralı yok bu öz güvene yol açacak. Ancak gerilla gündüz çatışan bir güç değildir, gerilla gizli eylem koyup geri çekilen bir güçtür. Ancak insan öyle bir yaratıktır ki gözüyle gördüğüne inanır. Bu gündüz çatışmasındaki başarı kimi arkadaşta gelecekte bir tarz olarak şekillenecek ve bize epey kaybettirecektir. İşte bunun için Cuma arkadaş bunun bir yanılgı olduğu söyleyerek bundan uzak kalınmasını isteyecektir.

Ne var ki sonra da göreceğimiz gibi 1989 yılı asi avare çete pratiklerinden dolayı boydan boya gelişen bir çatışma kültürü olacaktır. Önderlik bu çatışma kültürünü yıllar sonra zor bela düzeltecektir.

Bu arada ben Gabar’a gideceğim ve bir müddet onunla görüşmeyeceğim. Tekrar Kani Botki’de bir araya geleceğiz.

İkinci kez Cudi’ye gelişimde biraz daha yakinen Ahmet Rapo ile Şehit Mahmut Aforof arkadaşları da tanımaya başlamıştım. O dönemler bu arkadaşlarında belli bir ismi vardı.

En son Cudi’de yani Ahmet Rapo arkadaşlarda ayrılacağımız gün bir moral yapıldı. Halen hatırlıyorum Ahmet Rapo bir çete yani korucu rolünü içeren bir skeç yaparak oynadı. Mahmut Aforof arkadaşta “Welat welate meye Agit komutane me” parçasını söylerken tüm yoldaşlar eşlik ediyorlardı. Bu arada Cudi’de yapılan birçok eyleme katılacaktır. O Aziz ve Adil Aslanların iyi bir yoldaşı olarak bu yılda kıştan başlayarak tüm eylemlere katılımcı olacaktır.

1989 yılının haziran ayında Besta’nın Kani Botki mıntıkasında-sonradan meşhur olan Kani Botki-toplantısı yapılır. Bu toplantı da yapısıyla birlikte 550 arkadaş hazırdır. Harun-Şexmus Yiğit-yoldaş önderlik sahasından yeni müdahale olarak gelmiştir. Yeni düzenlemeler yapılır. Bu düzenlemede o Gabar’a verilir. Şiyar-Kazım Kulu-yoldaş Cudi’ye atanır.

Kani Botki’de ki toplantıdan sonra Ahmet Rapo arkadaş takım komutanıdır ve Besta’dadır. Burada yeni ve eski arkadaşların askeri eğitimini verecektir.

Avyan’dan yola çıkan asker araziye çıkacak, yaşanan çatışmada yeni bir arkadaşın BKC silahı duracaktır. O gelip komutana silahın nasıl çalışacağını sormak isterken mevzide bıraktığı silahı düşman alacaktır. Bu çatışmada bir arkadaş da şehit düşecektir.

Bu çatışmada gruptan ayrı düşen bir genç yoldaş, kendisini ağaçların içinde gizleyecek ve bu gizlendiği yerden operasyona devam eden 5 askeri suikastla vuracaktır. Hem de gücümüz çekilmişken ve o düşmanın içerisinde tek kalmışken.

Bu olaydan sonra Ahmet Rapo arkadaş görevden alınacaktır. Çünkü onun denetiminde bir M-BKC silahı ele geçecektir. Artık Besta’da herkes M-BKC’si tartışacaktır. Artık düşünün alanın en önemli olan silahlardan bir tanesi düşmanın eline geçmiştir. Ahmet Rapo arkadaşa ilişkin alınan karar şöyledir; düşmanın üzerinden bir MG–3 alacaktır. Ayrıca bundan böyle BKC’leri sadece komutanlar taşıyacak.

İşte, PKK’de sorumluluk anlayışı budur. Size insanlar korumak ve savaştırmak için verilmişse siz onları hem korumak ve hem de savaştırmakla sorumlusunuz. Eğer onların başına bir şey gelirse sizden hesap istenir. Siz diye bilirsiniz ki “o genç acemilik yapıp silahını bırakmıştır” partide diyecektir ki “sen niçin bu olaydan önce bir mevziiden ne yapmasını, nasıl savaşması gerektiğini niye öğretmedin.” Anlayacağınız, Fırat’ın diğer yakasında bir ceylan yaralanmışta olsa sizin ona karşı sorumluluğunuz vardır. Madem bu davaya yük kaldırmak için gelmişsiniz o zaman bu yükün başına gelecek her şeyden kendinize pay çıkaracak, özeleştirisel yaklaşarak sorumluluk duyacaksınız. Çünkü şartlar ne olursa olsun mutlaka bir şeyler yapabilirsiniz. Çünkü insan sonuçta eğer kendini güçlü örgütlemişse mutlaka etkilemesini bilecektir. Bu bir başka PKK ilkesidir.

Yaklaşık bir ay geçmeden Avyan karakolundan Serki Memedi Uso’ya askerler çıkarlar. Ahmet Rapo arkadaş görevsiz olsa da o bir görevli olarak yaklaşacak, Mehmet Xalıt arkadaşla bir milisi alarak düşmana yaklaşacaktır. Hedefi MG–3 kaldırmaktır. Ne var ki askerlerin bir kısmı karakola doğru ilerlemişlerdir bile. Diğer takımda ki arkadaşları çağırmadan kendisi inisiyatif kullanarak geri kalan askerlere saldırır. Kısa sürede vurduğu askerlerin üzerine giderek 6 G-3’ü kaldıracaktır. Denetiminde kaptırdığı M-BKC’siyi de ondan alanlar aynı bu karakola ait askerler olduğu için verilen cevap anlamlı olacaktır.

Sonbahar 1989’da Ramuran'dayız. O depo yapıyor, erzak çekiyor ve ortada ne kadar iş varsa el atıyor. O görevli olsun olmasın, her zaman bir sorumlu gibi çalışmalara yaklaşacak ve karınca kararınca emek sarf edecektir. Kendisine hakaret yapılmış olduğunu hissetse de rahatsızlığını sözlü olarak dile getirse de çalışmalardan geri durmayacaktır. Düşmandan 6 silah kaldırmış ve alınan karar gereği tekrar görevinin başına geçmeyi beklerken, görevinin verilmemesinin rahatsızlığını yaşasa da hiçbir zaman iş yapmaktan kendisini alıkoymayacaktır. Çünkü o bir militandır, Agit arkadaşın savaşçısı ve yoldaşıdır. O devrime karşı sorumlulukları vardır. İşte bu da başka bir devrim ilkesidir, yani sorumluluk.

Biz bu arada Irak’a Önderlik tarafından kabul edilmeyen Tahta Reş konferansının yeniden yapılması için gideceğiz. Ahmet Rapo yoldaş Besta’da kalacaktır.

Aynı günlerde Gıre Dem’de operasyona çıkan düşman gücüne arkadaşlar vuracaktır. Ahmet Rapo’da hazırdır. 2 tane G–3 kaldıracaklardır. Geri çekilirken Bilge, arkadaşları sudan yürütecek, hatta suyun içinde arkadaşlara içtima yaptıracak; o zaman Ahmet Rapo arkadaş çok yüksek bir sesle ‘bunu bize yaptıran hangi ajandır’ diyerek tepkisini dile getirecektir.

O böyle bir militandır. Partinin militan yapısı boş boş, avare dolaştırılarak yıpratıldığında o sessiz kalmayacaktır. O eksikler gördüğünde pozisyonu ne olursa olsun tavır alacaktır. Bu bir duruştur. Agit arkadaştan alınan bir tavır ve davranıştır. Militanlığın ölçülerinden her zaman söylemek istediğini alenice dile getirme vardır. Haklıysan zaten haklısın, haksızsan haksız olduğunu öğrenecek ve kendini düzelteceksin. Özcesi boyun eğmek yoktur. Agit arkadaş boyun eğmeyi değil onurlu olmayı öğretmiştir.

90 baharında Ahmet Rapo arkadaşlar Gıre Gisın’de çatışmaya girecek ve bu çatışmada Müslüm ve Ziver arkadaşlar şehit düşecekler.

Botan’da yeni bir süreç başlıyor. Yeniden yapılan ülke içi 1. Konferansta Botan 3 cephe biçiminde örgütlenecektir.

1. Cephe; Cudi, Besta, Gabar, Garisa ve bu cepheye bağlı hareketli birlik Garzan’a müdahale edecektir.

2. Cephe; Uludere, Kaşura, Haftanin, Beytüşşebap ve bu cepheye bağlı hareketli birlik zozanlara ve Garzan’a müdahale edecektir.

3.Cephe; Çatak, Gürpınar, Pervari ve hareketli birlik Garzan’a müdahale edecektir.

Ahmet Rapo arkadaş 3. cephede manga komutanıdır. Tarihe not düşülmesi açısından diğer birkaç komutan arkadaşın ismini vermek gerekecek: Xebat Derik, Resule Hole-Kale, Ali Kıçi, Kemale Sperti, Delile Akeri.

Nisan 1990’da parti tarihimizin ilk büyük toplu kayıp ve şahadetini yaşayacağız. Komata da toplam 21 arkadaş şehit, 21 arkadaş esir ve akıbeti belli olmayan bazı arkadaşlar var. O zaman grup içinde yer alan Jirkili Xoşo adındaki kişi, Jirki aşiret ağası Tahir Adıyaman’a bilgi verecek ve bu ihanet sonucu Komata vadisinde hiçbir şeyden haberi olmadan banyo yapan arkadaşlar gafil avlanacak ve yukarda belirttiğimiz trajik sonuç yaşanacaktır.

Bu olaya sebebiyet veren Xoşo ismindeki hain 2006 yılında jitemci iken gerillalarca infaz edilerek cezalandırılacaktır.

İşte bu da ayrı bir devrim ilkesidir. Eğer bir güç bir gün bu halkın evlatlarına veyahut bu halka saldırarak kanını akıtmışsa o Kemal Pir yoldaşın Diyarbakır'daki faşist işkenceci Esat Oktay Yıldıran için söylediği “ sen aya da göçsen PKK seni bulup cezalandıracaktır” sözü ilkeseldir. Yani hiçbir suç karşılıksız kalmayacaktır.

Komata olayından sonra mutlaka intikam almak gerekiyordu. Çünkü tüm alanda prestijimiz sarsılmış ve halk bize karşı beslediği umutlarını yitirmişti. Biz Kato’ları tutacağız araziye çıkan Jirki çetelerini pusuya düşürerek 8’ini vurarak silahlarını alacaktık. Bu halkta yeniden moral ve coşku yaratacaktı. Çünkü intikam alınmıştı.

1990 yılları özgürlük mücadelesi açısından zorlu yıllardır. Botan baştanbaşa işgal edilecektir. Belki de Kürdistan tarihinin en kapsamlı işgalidir yaşanan. Günlerce Tahta Reş’te çatışmalar çıkacaktır. Bir çatışmadan diğer çatışmaya gireceklerdir. Buna birde çatışmada teslim olan Batmanlı Bedran eklenince çatışmalar daha şiddetlenecek ve bir çatışmada düşman 17 arkadaşı şehit edecektir. Çünkü teslim olan hain arkadaşların mevzilenmesini iyi bildiği için düşmanı mevzilerin üzerine kadar getirecektir. Ahmet Rapo yoldaş sonradan bana bir anısını anlatırken o çatışmalar sürecinde buğday kaynatmak için kazanın başındayken bir top tencereyi paramparça edecektir. Böylesine kıyasa çatışmaların yaşandığı bir dönemdir bu yıllar. Ben o dönem Faraşin’deyim, düşmana atacağımız bir pusuda 11 asker öldürülecek ve 2 yoldaş şehit düşecektir.

Yoğun çatışmalardan kaçınmak için 3 hareketli birlik Garzan’a geçecek ve geri kalan güçler takımlar halinde dağılacak ve böylelikle tehlikeli süreç aşılacaktır.

Hani vardır ya “her yerde hiçbir yerde ilkesi” öyle. Güç fazladır, düşman yoğun yöneliyor. O zaman gerillanın yapması gereken şey kendisini küçük güçlere bölerek arazinin derinliklerinde kaybolmasıdır. Ve gerektiğinde başka alanlara açılarak ortadan kaybolmaktır. Ve tabii tozlu dumanlı ortam kaybolup gittikten sonra yine aynı alanlara gelmektir. Bir de çoğu zaman yaptığımız gibi alandan çıkarak daha küçük birimlerle operasyon içerisine dalarak düşmanı sürpriz eylemlerle vurmaktır.

Böylesine zorlu bir süreçten sonra önce Haftanin’e sonra Mahsum Korkmaz akademisine gideceğiz. Ahmet Rapo arkadaşta birkaç gün sonra gelecektir. O eğitime alınmadan önce önderliğin yanında kalarak tedavi olacaktır. Vücudunda bulunan onlarca parçayı o zaman alacaktır. O eğitim sahasına geldiğinde yapacağı ilk iş izlemektir, çok sessizdi. Çünkü ortam çok farklıdır. Akademide o basının ilgi odağıdır. Yine Avrupa ve Türkiye’den katılan gençlerinde ilgi odağıdır. Onun yaşadıkları dillere destandır. Esir aldığı askerin sırtına binerek birliğine dönmesi, kaybettiği M-BKC’si karşılığında getirdiği 6 adet G–3 ve bir koyun sürüsüne yaklaşırken çobanın onu kurt sanarak 27 saçma parçası ile yaralanması ve daha sayamayacağım birçok olay…

Yukarda dile getirdiğimiz gibi o basının ilgi odağı olsa da Akademi’de çok fazla öne çıkmayacak, eğitimlere fazla katılmayacak daha çok tedavisi ile ilgilenecektir.

O 1991 Mayıs ayında Cudi’ye geçecektir.

Bespin karakol saldırısını Erdal arkadaşla birlikte düzenleyecek. Karakolun hepsi alınıyor, onlarca silah binlerce mermi eylemin sonuçlarıdır. Biz eylemi Garisa’dayken duyduk. Ayrıca o dönemler Cuma arkadaştan bir notta aldık. “artık taciz yok sadece sonuç alan eylemler var. Ve bunun dışındaki eylemleri kabul etmeyeceğiz. Bu aynı zamanda askeri konseyinde kararıdır.” Hatta ilginç bir cümlede vardı, “eğer size G–3 mermisi lazımsa Erdal arkadaştan isteyin onlar çok sayıda silah ve mermi almışlardır” diye yazıyordu. Tabii biz yeni dönemin açılışını yapan Erdal ve Ahmet Rapo arkadaşlar için çok sevinmiştik ve tabii ki bize de örnek olacaktı.

Bu eylemin peşinden hemen Gite karakol baskınını yine Erdal arkadaş ve Ahmet Rapo arkadaşlar gerçekleştiriyor.

Ekim ayında bu kez şehit mesut karakoluna arkadaşlar yöneliyor. Karakolun etrafındaki mevzilerin tümü süpürülüyor. Hedef karakol değildir zaten etraftaki mevzilerdir. Kaldırılan malzemeler 7 G–3, , 2 telsiz, 1 MG-3tir. Bu eylemde Cemil Amed arkadaş mayına basarak yaralanıyor. O bu eylemde bizatihi saldırı komutanıdır.

Gıre Ali’deki pusuda kaldırılan 7 G–3 yine Ahmet Rapo arkadaşın katıldığı bir eylemdir. 91–92 kışı oldukça zor geçen bir kıştır. Hem iklimsel hem de düşmanın ilk kez yoğunca uçak ve kobra tipi saldırı helikopterini kullandığı yıldır. O Nevaner alanında gücüyle kalacak, Erdal Heyştani arkadaş gücüyle aynı yetkiye sahip olarak Gıre Hırmo tarafında kalacaktır.

Bu kış çok çetin geçecektir ve yeri ilk deşifre olan onun gücüdür. O bu deşifrasyondan sonra gücünü alıp, gizliden kimseye söylemeden Haftanin'e yerleşecektir. Hezil suyunu geçerken Serhat isminde genç bir yoldaş suya kapılarak şehit düşecektir. Onun o kış geldiği ve kaldığı şkeftin ismi halen Ahmet Rapo şkefti olarak isimlendirilmektedir.

Düşman, 1991 sonu 1992 kışından ilk kez kobra helikopterleriyle yeni bir saldırı hamlesi başlattı. Savaşlarda her yeni hamle, her yeni bir teknik geliştirildiğinde karşı hamle ve geliştirilen yeni tekniğe karşı çözüm bulunana kadar epey zorluklar çekilir, kayıplar yaşanır. Hele hele çözüm bulunmazsa akebinden yenilgi gelir. Önemli olan yeni saldırı ve tekniğe karşı hızla yeni savunma ve tekniği bulmaktır.

Düşmanın yoğun saldırılarına karşı çok değerli yoldaşları kayıp ettik. Bunlar içerisinde Besta da şehit düşen Haşim Bluzeri vardı. O da bizimle önderlik sahasında gelmiş ve Besta'da bölük komutanıydı. Neredeyse her birlik o kışın çok zorlanmış ve kayıp vermişti. Bir Erdale Heyştani yoldaşın gücüne bir şey olmamış. O yeni tekniğe ve saldırıya karşı çözüm olarak gerillanın altın formülü olan gizliliği derin gizliliğe çevirerek arazinin derinliklerine gömülerek kendi gücünü hem korumuş, hem de eğitmiştir. Birçok güç bahara moralsiz çıkarken onun gücü bahara tam moral ve savaş pozisyonunda çıkmıştır.

Baharla birlikte o tekrar Cudi’ye dönecek o zamana kadar Erdale Heyştani yoldaş döneme damgasını vuracak bahar hamlesini başlatmış olacaktır.

Erdal yoldaş; düşman kışın erkenden Cudi'ye çıktığında o gündüz Derya Bilurvan'da bulunan düşmana yönelerek 11 ölü verdirmiş ayrıca 8 G–3, 57 top ve MG–3 kaldırarak eylemsel hamlesine başlatacaktır. Peşinden; Cefane'ye saldırarak tepeyi düşürmüştü. Tepenin saldırı komutanı odur. Önde olan odur. Aynen Derya Bilurvan’da olduğu gibi en önde aynen Erdallar geleneğinden olduğu gibi. Erdallar tarzından. Bir MG–3, 4 G–3 askeri malzemenin yanı sıra dev gibi cihazlarda ele geçirilmiştir. Doçkalarla da gelen operasyon kollarını geri çekilmeye buna bir de bir helikopterin vurularak gönderilmesi de eklenince düşmanın kaçışı daha hızlanmıştı. Yine, Çırcırok tepesine çıkan düşmana arkadaşlar yine vurarak tepeyi sökeceklerdi.

Haziran ayında Erdal arkadaş Besta’da yapılacak olan eyalet toplantısına katılacaktır. Bu toplantıda Erdal arkadaş Cudi sorumlusu olacak ve Ahmet Rapo arkadaşta yardımcısı olacaktır. Toplantı sonrası o Cudi'ye genel sorumlu atanmıştı. Alana geldiğinde düşmanı birçok yeri tutmuş bulur. O bunu kabul edecek gerilla değildir. Erdal arkadaş, Ahmet Rapo arkadaşa çok kızar. Çünkü Ahmet Rapo savaşta geri biri değildir. O kendisini örgütlemiş olsa düşmanı Cudi’ye bırakmayacak güçtedir. Ne var ki olan olmuştur. Hızla Gücü toplayarak düşmanın nasıl söküleceğini işledikten sonra ilk iş Ahmet Rapo ve Erdal arkadaşların araziye çıkarak düşmanı vurmak için keşif çalışmasına çıkmaktır.

Derya Kera’dan inip de etrafına mayın döşemek isteyen beş asker görürler. Erdal hemen fırsat budur diyerek hızla saldırıya geçer. Bu beş asker öldürülür. Erdal direk kendisi bunların silahını almaya giderken Derya Kera'dan mevzilenmiş düşman gücü tarafından suikastla kafasından vurulur. Ağır yaralanır. Ahmet Rapo Erdal arkadaşı sırtlayıp getirecektir. Belki de onun için en zor süreç bu olacaktır. Çünkü ona bırakılan bir vasiyet vardır. Erdal arkadaş yaralandığında Ahmet Rapo arkadaşa söylediği “ölürsem mezarımı bir suyun kenarına yapın, çünkü ben suyu çok seviyorum” diyecektir. Erdal arkadaş tüm çabalara rağmen Dıhok’a yetiştirilemeden yolda şehit düşecektir.

Erdal arkadaş şehit düştükten bir müddet sonra Ahmet arkadaşla Piro da ben Navyan eylem tekmilimizi verirken telsizle konuşacağım. Ben yaptığımız eylemde 1 adet MG–3 kaldırdığımızı söyleyeceğim. O da bir tekmilinin olduğunu söyleyecek ve tekmili vermeye başlayacaktır. Eylem kapsamlıdır. Tekmil uzadıkça uzayacaktır. Birde düşünün siz Piro’nun başındasınız, aylardan Ekim, ilk yağmur tanecikleri başınıza damlıyor, Piro’nun rüzgârını da ekleyin o zaman ne söylemek istediğimi anlayacaksın. Ellerim tutmuyor. Ona “sonra alırım” diyorum. O “ arkadaş otur bir kayanın üzerine kalemini çıkar ve yaz” diyecektir. Bir de peşinden gülecektir.

“Bespin tepesini vurduk. Kaldırılan malzeme; 1 adet A–6, 1 adet MG–3, 7 adet G–3 ve birçok askeri malzeme. Yaralı ve kayıp yoktur“ diyerek birazda bana takılacaktır. Bu eylemde kimi sonra dan şehit düşecek yoldaşlar; Serdare Sperti, sonra dan düşmanın eline geçtiğinde hunharca katledilecek olan Segvani Gundik Remo'yidir.

Düşmanın çok yoğun olarak Cudi’ye yüklenmesi, önemli bir geçiş hattında bulunmasının yanı sıra bir serhildan merkezi olmasından kaynaklı bu sahayı ideolojik-teorik birikimi daha derin olan bir yoldaşın Ahmet Rapo arkadaşın yanına göndermek gerekiyor. İşte bunun için yıllarca faşist devletin zindanlarında kalıp sonra önderlik sahasına gidip dönen güzel insan Celal Özalp yani Numan yoldaş Cudi’ye yeni bölge komutan olarak atanacaktır. Ahmet Rapo yoldaşta yardımcısı olacaktır.

Bu süreç artık giderek ihanet savaşı olarak adlandırdığımız güney savaşının başladığı ya da başlamakta olacağı sürece tekabül etmektedir.

Cemal arkadaşın ilk isteyeceği arkadaş Ahmet Rapo arkadaştır. O bir bölük alarak Haftanin’e ihanetçilere karşı savaşmak için gidecektir.

Ahmet Rapo arkadaşın oldum olası şöyle bir özelliği vardır. O nereye giderse gitsin, nerede kalırsa kalsın, o her zaman yeni bir iş, yeni bir çalışma, fedakârlık ve cesaret istenecekse orada olacaktır. O bir nevi jokerdir. Her yere gitmeye hazır, her şeyi yapmaya hazır bir boşluk dolduran. Var ya iskambilde boşluklarının yerini dolduran joker, aynen öyle bir jokerdir o. İşte bunun için o yine yollara düşecek ve ihanete karşı direniş cephesine gidecektir.

O ihanete karşı Derkare-Kere hattını tutacaktır. Bir ara yaralanacak ancak iki üç gün dağdaki hastane de kaldıktan sonra o tekrar kendi cephesinin başına geçecektir.

Xaxurke’de yaşanan ihanet ve teslimiyet, Çukurca da geç başlayan direniş, tümden yeni savaşçılardan oluşan Metina alanının terk edilişi, Haftanin cephesinin tek kalmasına yola açacaktır. Direniş kıyasıya sürecektir. Savaşın bitimine doğru Haftanin’i hafifleterek gerillaya geçmek gerekecektir.

Güney savaşına tüm özellikleriyle ve fedakârlıklarının en büyüğüyle damgasını vuran Cuma'ye Bilika yoldaş büyük bir gücü Cudi’ye geçirecek, Ahmet Rapo arkadaş sonradan ihanet edecek olan Memedi Başuri komutasında bir taburla Çiyaye Spi'ye geçecekler, büyük Cuma (Cemil Bayık) arkadaş genç delikanlı öncü komutan Ekreme Merge yoldaşla Tanin’den Botan’a, Besta’ya geçecek ve eyalet komutanı olan Cemal arkadaşta iki taburluk güçle Haftanin de kalarak direnişe devam edecektir.

Sonradan Ahmet Rapo arkadaştan duyacağım “Çiyaye Spi'ye geçerken kurye yolu şaşırdı, ovada gündüz kaldık, etrafımız KDP’lilerce tutuldu. Savaşın bittiğini bize söylediler. Biz Xaxurk’tan bazı şeylerin olduğunu biliyorduk. Güçlerimizin tümünün Soran alanına gideceğini söylediler. Ben fazla taraftar olmasam da inisiyatif bende değildi. Birinci derecede sorumlu ben değildim” diyecektir. Sonra da örgütün teslimiyet diye değerlendireceği Zele’ye gidişleri olacaktır. Ancak arkadaşlar tüm bu duruma rağmen silahlarını indirmiyorlar. Yer yer toplu Türklere teslim edilebileceklerinin hesabını da yaptıkları için ulaşacakları yere kadar elleri bombaların pimlerinden inmeyecektir. Çünkü eğer söyledikleri doğru çıkmazsa durumunda teslim olmayacaklar ve direneceklerdir.

Şunu hemen söyleyelim. PKK hareketi bir direniş hareketidir. Şartlar ne olursa olsun direnen bir ideolojik güçtür. Örgüt bunun için hiçbir zaman bu durumu kabul etmeyecek ve yoldaşların saf yaklaşımlarının derinliğini görerek bu yıllardan sonra bireylerini feodal entrikacı ve komplocu yaklaşımlara karşı derinlikli eğiterek duyarlılık yaratmaya çalışacaktır. Yine dediğimiz gibi şartlar ne olursa olsun direnişin elden bırakılmaması için mücadeleyi daha derinleştirecektir.

O Zele’ye gücüyle ulaştıktan sonra yaklaşık 1500 arkadaşın oraya yığıldığını görecektir. Savaşta yenilginin nasıl bir psikolojik ruh halini yaratacağını orada görecek ve gözlemleyecektir. Hele hele bu yenilgiye yol açan sözde komutanlar halen komutan edasıyla ortalarda dolaştıklarında bunları asla kabul etmeyecektir.

Bu sözde komutanların başında ve ihaneti şirinleştirmeye çalışan tip sonra da bu halkın başına bela olacak, musallat olacak, kişiliksizleşerek tarihin en kirli komplocu oyunların en uydu piyonu olacak olan Ferhat’tır, yani Osman, halkımızın deyimiyle Oso’dur. Önderliğimizin deyimiyle “tarlaya sürülen eşek” Oso.

Şunu hemen belirtelim; PKK’de insanlar, bireyler, militanlar, savaşçılar, yöneticiler ve her kim olursa olsun, olup biteni kendisiyle izah etmeyipte etrafıyla izah etmeye kalkışmaya başlamışsa orada bir baş aşağı gidiş başlamış demektir. Orada bir yozlaşma adım adım gelişecek ve eni sonunda kuşkucu, kaygılı, entrikacı, komplocu, kendine güvensiz ve bunun içinde yoldaşlarına karşı saldırgan bir tip olmaya doğru gitme başlayacaktır. Eğer bunun önü alınmazsa gidilecek yer gaflettir. Bu gaflette ısrar edilirse çıkacak sonuç ihanet ve bundan da ısrar da edilirse yaşanacak olan kaçınılmaz olarak hainliktir.

Kürdistan da hainlik deyip geçmemek gerekiyor. Hainlik bir kurumlaşmadır. Gafletten, ihanete oradan da hainliğe giden yol böyle kendisini kurumlaştırarak gitmektedir.

Yıllar sonra o kadar önderliksel çabaya rağmen Oso kendi bildiğinde ısrar ederek, piyonlaşarak ihaneti de aşarak tam bir vatan haini haline gelecektir.

İşte böylesine bir tipin bulunduğu yerde Ahmet Rapo arkadaş her zaman olduğu gibi sessiz kalamaz. Yapılan örgüt dışı yaklaşımlara lakayt kalamaz. O konuşacaktır. O yanlışa yanlış diyecektir.

Bu anı yazısını ona ilişkin yazarken Zele döneminde birinci derecede soruşturma komisyonu görevini yürütecek olan İdris arkadaş “o boyun eğmediği için, olup biteni ret ettiği için önce teşhir edilecek, sonra ondan rapor istenecek. Biz raporun istenmesini ret ettiğimizde bizi by pass ederek gizlice tutuklanacaktır. Hiçbir arkadaşın onun tutuklandığından haberi olmayacaktır. Birinci derecede soruşturmaları yürütenlerden biri olmama rağmen benden saklanacak ve tedavi için İran’a gönderildi denilecektir.

Eğer o zaman yapıya Ahmet Rapo tutuklanmıştır denilseydi kimse kabul etmeyecekti. Bu bilindiği için onu gizleyerek tutuklayacaklar. Ve insanlık dışı muameleler görecektir. Sözde Ahmet Rapo ajandır. Bunu kim kabul edecektir.

Ahmet Rapo arkadaş koşulların en sertine rağmen direnecek ve eleştirilerinden vazgeçmeyecektir. Geri adım atmayacaktır. İç İhanete karşı direnecektir.

İşte ne zaman ki Ahmet Rapo teslim olmuyor ve durumu giderek tehlikeli oluyor, o zaman bana gelerek onun tutuklanmasını benden saklandığını söyleyeceklerdir. Ve benim soruşturmaya el atmam istenecektir.

Ben Rapo yoldaşla görüştükten sonra Rapo arkadaş bana rapor yazacağını söyledi. Ancak raporunu sadece benim yazmamı istedi. Yani hem soruşturma komisyonu hem de onun raporunu yazacaktım.

O zamana kadar zaten parti önderliği Zele pratiğine müdahale edecek ve Ahmet Rapo arkadaş gibi birçok yoldaş kibrin, komplonun, hastalığın sonucu yaşanan bu hakaretler son bulacaktır. Ve onlara yapılan hakaretlerden dolayı parti adına ondan ve bu tür hakaretlere maruz kalan yoldaşlardan özür dilenecektir. “

İşte bu da bir PKK ilkesidir. Onun adına yapılan yanlış-doğrulara karşı gerektiğinde özeleştirisel yaklaşımdır. Böylesine pratiklere sebebiyet verenleri mutlaka ama mutlaka soruşturacak ve adaletin yerine gelmesi için gereken yaptırımı verecektir. Bu pratiklerden sonra Oso partiden yaklaşık iki yıl atılacak ve bir yıl emek süreciyle ona karşı yaptırım uygulanacaktır.

Ahmet Rapo partinin Zele’ye yapılan müdahalesi ardından tekrar Botan’a kendisini önerecektir. Ve onu ben yeniden Gabar’ın Spivyan köyünde göreceğim. Epey yıpranmıştı. Epey zorlandığını görecektim. Belki de bu kırılma yıllarca sürecektir.

Siz siz olun, bir insanı asla kırmayın, ona hakaretlerde bulunmayın, bireysel onuru ve gururuyla oynamayın. Çünkü bu insanlarda yıllarca iz bırakacak yaralara yol açarak sağlıklı gelişmelerine ket vuracaktır.

94 baharıyla birlikte o takım komutanı olarak Çiyaye Bızına’ya görevlendirilecek. Ancak mayın kazasıyla yaşanan şahadet ve yönetimin kendi arasındaki uyumsuzluktan kaynaklı ben gidip onlarla toplantı yaparak yönetimi görevden alıyorum. O zaman onunla tartıştığımda “bu Sarı Hüseyin-sonra da kaçacaktır-benim yanımda önceleri savaşçıydı. Ben onu eleştirdiğimde ters değerlendirerek boşa çıkartıyor. Yürütülen tarzın yanlış olduğunu biliyoruz ancak dikkate almıyor ki” diyecektir.

İlk Botan Behdinan Konferansı kışın Haftanin’de yapılıyor. Bu konferansa göre Pılınge Kıçi arkadaş Garzan eyaletine gidecektir. Gabar üçlü koordineye kavuşuyor. Ben bir güç alarak Çırav alanına geçeceğim. Ahmet Rapo arkadaşı da bir takımın başında Karne dağına yerleşecek. Biz tüm bunları tartışırken ya da planlarken, düşman çok yoğun yükleniyor. Dokuz gün tüm cepheleri sıkı tutuğumuz bu direnişte, biz yaklaşık 400 köylüyü de yanımıza alarak koruyacaktık. Erzak sorunu yoktu. Hepsini Spiyvan’a yerleştirdik. Yaklaşık 1200 arkadaşız. Operasyonu asıl kıran eylem Ahmet Rapo arkadaşla Pale Mardin arkadaşların arkadan operasyona dönerek Çiyaye Bızına yakınlarında vurarak 25 askeri vurmalarıydı. Tüm bu direnişte 4 arkadaş şehit düşmüştü.

Biz bu başarılı direniş ardından köylüleri köylerine geri gönderdik. Aslında artık niyetimiz Gabar’a düşmanı bırakmama temelinde olacaktı. Bir nevi kurtarılmış alan esprisiyle ele alıyorduk. Yaklaşan seçimleri protesto etmemiz için partiden talimat gelmişti. Hiç kimse seçimlere katılmayacaktı. Yine konferansa gidip dönen yoldaşlar olmuş bizde kendi daha alt düzeydeki konferansımızı yapacağız. Hazırlıklar bunun içindir. Bu arada bir iki çatışma daha yaşanıyor ancak düşman Gabar içlerine gelmiyor.

Tüm bunlar yaşanırken 1994 yılının o şiddetli operasyonları başlıyor. İlk yaptıkları uçaklarla sivil halka bomba yağdırmaktır. Besuke köyüyle Giver köyünü yerle bir edeceklerdir. Onlarca çoluk çocuk bu bombardımanlarda hayatını kaybedecektir.

O zaman biz telsizleri takip ediyoruz. Bu vahşeti yapan ve talimatını veren bizatihi Hasan Kundakçıdır, o meşhur tamburalı Komutan bu sürece ilişkin anılarını yazarken bu köylerin yerle bir edilmesinden elbette ki söz etmeyecektir.

Bu bombardımanlarla birlikte her tarafta operasyonlar ve saldırılar başladı. Her yerden toplar, bombardımanlar, obüsler uçuşuyor. Düşman Çırav ile Gabar arasını kesiyor. Uçaklar vururken Spiviyan’dayız. Biz doçkalarla bir uçağı düşüreceğiz ancak düşman gözle gördüğümüz uçaktan paraşütlerle fırlayan iki pilotunu kurtaracaktır. Cihazda pilotların esir alınması için Pale arkadaş “onlar kaçamaz, ayaklarında terlikler” var diye takılacaktır.

Cemal arkadaştan, önderlik büyük cihazda operasyonların son durumunu öğrenmeyi istediğinde, Cemal arkadaşın vereceği tekmilde anlayacağız ki durumlar kritik. Çünkü yaşanan topyekûn bir saldırıdır. Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş ekibinin iş başında olduğu ve Tansu Çiller’in “bir çakıl taşı vermeyeceğiz “dedikleri yıllardır.

Biz halkı korumakla görevliyiz. O zaman hatırlıyorum geri çekilmede direnişin üçüncü gününde Ahmet Rapo arkadaş iki köylü çocuğunu kucağına alarak gelecek. Biz deşifre olmamış olanları yerlerine daha doğrusu şehirlere, deşifre olmuş olan milis ve ailelerimizi yanımızda götürecektik.

Bu arada Ahmet Rapo takımıyla Karne de bir düşman gücünü etkili vururken Kani Mamxuri yoldaş şehit düşecek kendisi de hafif yaralanacaktır.

Biz bu sert yönelimde Gabar’ı adeta cephelere bölerek bir cephesine TRT’yi-Xalit Balveren yoldaşı, Herereş cephesini Pale Mardin yoldaşı, Karne cephesine Ahmet Rapo yoldaşı, Çiyaye Fındık cephesini Hamza Ömerini yoldaşı ve en önemli direniş kalesi olan Çele Sor tepesine de Felat ve Serdem yoldaşları vereceğiz.

Ben Tepe Bazi’de koordine ediyorum.

Düşman yüklendikçe yükleniyor. Bizim alandan çıkmamamız gerekiyor. Pale Mardin hariç tüm güç çıkacak. Talimat dört takım bırakmamız gerekirken bunu yapamıyoruz. Bunun geçiş yeri Pıre Sim’dir. Hemen üzerinde bulunan stratejik tepe Çele Sor’dur. Burada bir grup arkadaş ölümüne 4 gün direnecek ve sonuna kadar tepenin düşmanın eline geçmesini engelleyecektir. Onlarca uçak bombardımanı, top vuruşları, kobra vuruşlarına rağmen bu tepe bırakılmayacaktır. Burada verilen bir kahramanlık örneğidir. 3 gün boyunca yüzlerce yoldaşın sağlam geri çekilmesi için burası bırakılmayarak bir destan yaratılacaktır. Bu tepeye ilişkin bir anı olarak; biz o küçük grubumuzu gönderdiğimizde fedaice direneceksiniz demiştik. Tepede arkadaşlar tartışıyor. Ve tartışmada fedaice direnişin ne olduğunu anlamıyorlar. Küçük cihazda o zaman kodum Kani’dir. Beni "Kani Kani" diye çağırıyorlar. Fedaice direnişin ne olduğunu sorduklarında ben onlara ”ruhunuz size ait değildir, halkındır, ölümüne direnmektir” diyorum ve onlar özelde sonra da şehit düşecek olan Serdem ve Felat yoldaşların görkemli direnişiyle bu destanı yaratacaklardır. Bu tepede üç arkadaş şehit düşecekti isimleri altın harflerle yazılacak olan; Felat-Mazıdağı, Cihat küçük güneyli, :Eşref-küçük güney Derik.

Gücümüz fazla, bir bölük Garzan’a gönderiyoruz. Bir kısım dediğim gibi çıkacak ve diğerleri takım takım dağılacaklardır. Düşman kendi kaybını 15 verecek ve bizimde toplam şehit sayısı Çele Sor'daki arkadaşlarla birlikte 7 arkadaştır. Bu arkadaşlardan bazıları; Kani, Mizgin-, Hawar-Mardin. Adeta her şey ana baba gününe dönmüş, böylesine karışık ve karmaşık durumlarda düzen ve disiplinli olmak daha fazla şarttır. Bize o zaman “hiçbir gruptan kopmayı kabul etmeyeceğiz. Kimin denetiminde bu yaşanırsa görevde alın” talimatını Cemal arkadaş verecektir. Çünkü biz o zaman bir iki gruptan kopma tekmilini vermiştik. Yine fazla kayıpları, kaybolmaları sert eleştirecektir. Ancak tekmilimizde sayımızı öğrenince bir kısım arkadaşın çıkmasını Cuma arkadaşla tartışacaklardır.

Biz ağır gücümüzü Çırav’a doğru götürürken düşman Çırav da bu kez kapsamlı bir operasyon başlatıyor. Biz geri çekileceğiz, Garisa’ya doğru gideceğiz. O zaman talimat “alanınızda kalın” dır. Biz görevden düşürülmeyi de göze alarak geri çekiliyoruz. Cemal arkadaş bir cihaz muhaberesinde “bunların amacı tüm güçleri önüne katarak Besta’ya oradan da toplayarak Zozanlara sürmedir. İklimin bizim açımızdan dezavantajlı durumundan da yararlanarak topyekûn imhayı hedefliyorlar. Bunun için alanı terk etmek olmayacaktır. Yerinizde gerillacılık yapacaksınız” diyecektir. Dediğim gibi biz bu talimatın gereklerini yerine getirmeyerek Garisa’ya doğru çekiliyoruz.

Biz Garisa’ya geldiğimizde Cemal arkadaşı da orada bulacağız.

Önce yönetimimizle toplantı yapıyor. Hevale Ahmet Rapo’da hazırdır. Biz tecrübeye önem veren bir hareket olduğumuz için birçok toplantımıza dar yönetimlerde yer almayan arkadaşlarda çağrılmaktadır. Ve öylesi yoldaşların tecrübesinden yararlanma bir ilkedir.

Toplantı başladığın da biz çok sert eleştirileri bekliyoruz. O çok güleçlikle “eleştirileri kaldıracak durumda değilsiniz, yüzünüz asık, ruhsal duruşunuz da pek parlak değil” diyerek genelde düşmanın yapmak istediğini söyleyecek ve yine alana dönüp ne yapabiliriz tartışmasını açacaktır. Peşinden de “nereye gideceğiz, yarında buraya düşman gelecek ve kıran kırana savaşacağız” diyerek moral verecektir.

Biz zaten alanımızı terk edip gelmişiz. Herkes cephemizi bıraktığımız için bıyık altında bize gülüyorlar. Hafiften alay konusuyuz. İşte bunun için Cemal arkadaş yapımızla toplantı yaptığında eksikler üzerine konuşmayacak, aksine düşman nasıl vurulacaktır üzerine tartışacaktır. Sonra da “buradayız, bizde yarın bir cephe açacağız ve düşmanın buraya girmesine izin vermeyeceğiz” diyerek biraz buruk ve sarsılmış yapıya tekrar moral aşılayacaktır.

Ertesi gün Garisa’ya uçaklar vuracaktır. Bizimle yapılan başka bir tartışma toplantısında “ben bir güçle tekrar Gabar’a girebilirim” diyorum. Çünkü yapılan tartışmalarda ikna olmuştum. Hızla tekrar Gabar’ın derinliklerine dalarak gerillacılığı başardığımız oranda düşmanın komple saldırısı kırılabilecektir.

Gabar’a dört koldan gireceğiz. Ahmet Rapo arkadaş Risor-Çırav, ben Mişare-Siirt, Harune Afkamasya ve Sarı Hüseyin Cudi’den birer bölük olarak gireceğiz. Biz gitmeden Pale Mardin yoldaş gelen bir konvoya pusu atarak bir astsubayla dört askeri vuracaktır.

İlk ben alana ulaşıyorum. Alana ulaştığımın tekmilini veriyorum. Ahmet Rapo ile Pale’de yanımızdadır. Düşmanın yerleştiği Bayrak tepesine ilişkin bir vurma planlamamız var. Hava bozulduğu için düşman kendisini bayrak tepesinden daha aşağılara bırakıyor, yeni bir tepeye yerleşiyor. Biz bunu fırsat bilerek-kimi yoldaşın itirazına rağmen-ani karar değişikliğiyle tepeye saldırıyoruz. Bu saldırıda iki 84–85 cihaz kodlu astsubay ile çok sayıda asker vurulacaktır. O zaman cihazları 40 kayıptan söz edecektir. Bu eylemde 2 adet MG–3, 6 adet G–3 ve çok sayıda çanta ve askeri malzeme kamulaştıracağız. Aslane Niheki yoldaş bu eylemde bir askerlerle göğüs göğse boğuşacak ancak sonunda askeri vurarak ayrıca bir G–3 kaldırıp gelecektir. Bu eylemde manga komutanı Şoreşe Dideri yoldaşımız şehit düşecektir.

Eylemin ertesinden bayrak tepesini sabah erkenden yeni uykudan kalkan askerleri vuruyoruz.

Bulunduğumuz alana TRT’den inen düşman gücünü fark ettiğimizde-biz bazı düzenlemeleri tartışırken-aramıza giriyor. Ahmet Rapo yoldaş birkaç arkadaşı alarak ayrıca etkili bir pusu atarak etkili vurmasıyla moralimiz daha da gelişecektir. Biz tüm olup biteni eyalete aktardığımızda eyalet bizi kutlayacak ve başarılarımızın devamını isteyecektir.

Aradan pek zaman geçmeden bayrak tepesinin kendisine bu kez saldıracağız. Yaklaşık 1000 asker bulunuyor. Bu eylemde Ozan-küçük güneyli, Kahramane Selhe, Pale, Şervane Derşev ve Ahmet Rapo yoldaşlar komutan olarak yer alacaklardır. Pale yakın koordine olarak yer alacaktır. Eylem başarılı olmayacaktır. Eylem bir darbeleme olacaktır. Bu eylemde değerli yoldaşımız Şavaş Reşine kaybedecektik-ki o da-o dönemlerde bir manga komutanı olarak en aktif saldırıya katılan arkadaşlardandı.

1994 yılında yaşanan operasyonları anlamak açısından bir birliğimizin yaşadığı durumu anlatmak iyi olacaktır. Kalender’in bölüğü Garisa’da çatışmalara girecek ve Besta’ya çekilecektir. Orada tekrar operasyonlara takılacak ve Cudi alanına geçecektir. Cudi’de operasyonlara takılarak Gabar’da Çiyaye Bızına’ya geçecektir. Ve orada hem operasyona takılacak hem de çatışmalara girecektir.

Biz bu gücü sağlam yanımıza almak için tedbir alacağız. Bunun için Kale Derşev’den uzanarak TRT’ye doğru Ahmet Rapo arkadaşı bir takımlık güçle sırt sırt gönderiyoruz. O ise sırt sırt gitmeyerek, bir noktadan sonra araba yoluna girerek daha hızlı bir tempoyla arkadaşların önünü kesecek düşmana yetişmek isteyecektir. Ancak evdeki hesap çarşıya her zaman uymaz ki!

Ahmet Rapo arkadaş sırt sırt gitmediği için sırt sırt bize doğru gelen düşman gücüyle karşılaşmayacak ve düşmana ait bir kalabalık birlik bize doğru gelecektir. Biz ise sabah kalktığımızda-ki yanımızda sadece bir takımlık güç kalmış diğerlerini araziye Kalenderin birliği için yerleştirmişiz-yakınımızda duran gücü Rapo arkadaşın birliği bileceğiz, ancak üzerimize yağan yoğun mermi ateşinden yakınımızda duran gücün bize ait olmadığını anlayacağız. Bizde sözde bugün rahat bir gün geçirecektik. Bunun için ayakkabılarımızı çıkarmışız. Bu taramadan zor bela ayakkabılarımızı elimize alarak bir taşın arkasına atlayacağız. Tam da bu esnada bizim çatışmaya girdiğimizi Cemal arkadaş duymuş olmalı ki bana cihazda çağrıda bulunuyor. Ben ise kendi kendime “hele bir ayakkabımı ayağıma takayım o zaman ne olup bitiğini anlayacağım” diyorum.

Ben Ahmet Rapo arkadaşı cihazda aradığımda cevap veriyor. Yerini soruyorum ancak onun dünyanın diğer ucunda olduğunu öğreniyorum.

Zor bela diğer kayalıkların arkasında bulunan takımımıza ulaşarak düşmanın arkasına sarkarak kendimizi savunmaya alıyoruz.

Meğer sonra da düşman tekmilini dinlediğimizde adamlar en az 20 gerillanın cenazesini istiyorlarmış. Adamların gelip mevzilenme biçimi, taramalarını biz birkaç saniye önce fark etmemiş olsak belki de gerçekleşebilecekti. Biz düşmanın komutanın beklediği bu tekmil sonucuna cihazdan düşmana bolca takılarak gülüyoruz.

Düşmanın bu boşa çıkmasından tekrar gerilerden gelerek düşmana darbe vuran Ahmet Rapo yoldaşın hızlılığı olacaktır.

Hemen peşinden Ahmet Rapo arkadaşlar gündüzün gözüyle bayrak tepesini yine vuracaklar ve önemli sonuçlar elde edeceklerdir. Bu eylemde Rapo arkadaşın yanı sıra Şoreşger Mardin, Aslane Niheki, Rezane Toliki, Ruken Siirt, Peyman Derik-bu son iki arkadaş Cizre timlerimizden olup sonbaharın Cizre de şehit düşeceklerdir-ve Serdem Ciziri.

Tabii en güzeli ise Garisa birliğimizi sapasağlam başka yoldan yanımıza alıyoruz, onlarla toplantı yaparak alanlarına gönderiyoruz.

Bizde, yani özgürlük hareketinde başka bir ilke ise; yoldaşların tehlikeye girmişse senin ne yapıp yapıp o yoldaşlarını o tehlike den çıkarmandır. Örneğin, Garisa birliğimizi sağlam Garisa’ya geçirebilmek için Gabar’ın tutulmaması gereken yerlerini tutarak ve gerektiğinde çatışarak onları alanlarına gönderiyoruz.

Biz tüm bu gelişmeleri yaşarken düşman Derşev hattını da tutuyor. Bırak tutsunlar diyeceğim, çünkü biz gerillayız, bizi arazi tutmaları çokta engellemez. Biraz rahatımızı bozar o kadar. Biz zaten bu dağlara rahatlamak için gelmediğimiz içinde fazla sorun yaratmıyor.

Yer yer avantajlar yaratıyor. Arkadaşlar yine aynı günün gecesi Karne’nin başka yerine bir tepeyi etkili vuruyorlar. Eylem sonrası kobralar gelecek, Pale Mardin yoldaş “Tansu Çiller geliyor tedbirinizi alın” diyerek arkadaşları uyaracaktır. Kobralar arkadaşlardan geçerek gideceklerdir. Gecedir. Biz muhaberecilere her yeri uyarmasını söyleyeceğiz. Ancak birkaç gün sonra öğreneceğim ki; bu kobralar Cudi’ye geçecek orada bir grup arkadaşı vuracaklardır. Ve bu saldırıda büyük Cudi bölge komutanlarımızdan Cumaye Bilika yoldaş şahadete kavuşacaktır.

Bu arada Pale Mardin yoldaş Ahmet Rapo arkadaşı biraz eleştirecektir. Eleştirisi Rapo arkadaşın yumuşak ve esnek oluşuna dönük olacaktır. Ancak bir araya getirdikten sonra sorunlar karşılıklı anlayış temelinde çözülüyor. Öyle bir süreç yaşıyoruz ki her şey iç içe geçmiştir. Çırav da başka bir operasyon başlıyor. Biz Geli Gurdele’ya gelen düşman gücünü kendimize fırsat bilerek yöneleceğiz.

Size tuhaf gelebilir ama Ahmet Rapo ile Pale Mardin düşmanın peşine takılarak vadinin içlerinde kovalayacaklar ve düşmanı araziden Aval’in arkasına kadar atacaklardır. Silahlı savaşımda bu tarz kovalamacalar hep vardır ve var olacaktır. Siz hasmınızın bir zayıflığını yakaladığınızda ve doğru zamanlamayla ona sert yöneldiğinizde onlar ne yapacaklarını bilmeyecek sizde çok az sayıda bir güçle hepsini önünüze katıp götürebilirsiniz.

Biz artık Gabar’a tam yerleşmişiz. Cemal arkadaşın söyledikleri doğru çıkıyor ve biz düşmana aman vermiyoruz artık. Biz yaşanan positiv gelişmelerin bu tekmilini verirken, bize eyalet olarak “ gece ateşler yakılmasın” talimatı verildikten sonra başka bir gizli kanaldan, benim için, “acele Cudi’ye gelin” denilecektir.

Ben “tamam “diyorum ancak bir öneri sunuyorum. “Xebat arkadaş bize ulaştıktan sonra olsa iyi olur” diyorum, Cemal arkadaşta onaylıyor. Xebat arkadaş gelecek, genel alanın tekmilini ve yapılan çalışmaları, yapılması gereken çalışmaları, genelde ve özelde arkadaşların durumlarını bilgilendirdikten sonra yola çıkıyorum.

Ben yola çıktığımda Ahmet Rapo arkadaş Nokta Xaran’dadır. Onu yanıma çağırarak ayrılacağımı söylediğimde üzülecektir. Çünkü uzun yıllardır tanışmışlığın verdiği arkadaşlıktan dolayı böylesine ayrılıklar zaman zaman iyi olmuyor. Ama ne yapalım bu akan bir devrimdir yer yer ise ayrılıklar kaçınılmaz oluyor.

Ben Cudi alanına vardığımda Cumaye Bilika arkadaşın şahadetini öğreniyorum. Beni Cudi bölge komutanı olarak şehit düşen büyük komutanın yerine atamışlar. Zorlu bir görev olsa da üsleniyorum. Ve bizim yapacağımız ilk elden Cuma arkadaş için kapsamlı bir intikam eylemi gerçekleştirmektir. Zaten keşif hazırdır. Biz Bespin karakol tepesini vuracağız düşman cenazelerinin 17 tanesinin üzerine gideceğiz ve üzerilerinde 1 adet A–6, 2 adet MG–3, 1 adet 57’lik top, 10 adet G–3 ve bir sürü malzemeyi kamulaştırma şehit yoldaşın intikamı olacaktır. Ve bu eylemle birlikte Cuma arkadaşın şahadet haberi resmi olarak ilan edilecektir. Ve herkesten kendi cephesinde intikam eylemi yapılması istenecektir.

Çırav da tekrar bir operasyon yaşanıyor, Ahmet Rapo gücünü alarak Cudi alanına geliyor. Operasyon sonrası onun Gabar’a gelmesi istenirken o bir gece, tek başına, kimseye söylemeden ortada kayboluyor. Bize verilen tekmilde Ahmet Rapo arkadaşın ortadan kayboluşudur. Biz “etrafı iyi kontrol edin bir yerlerden düşmüş olmasın” diyeceğiz ama tüm veriler onun gitmiş olmasıdır. Bu tekmili resmi olarak eyalete aktarıyorum. Epey sıkıntılıyım, çünkü kaybolan sıradan biri değildir.

Öğlen olunca Cemal arkadaş genel muhabereden “o senin söylediğin arkadaş bize ulaştı” diyecek ben hem rahatlayacağım hem de şaşacağım!

O’nun yaptığına sonra dan bir arkadaş “firarın kibarı” diyecek. Yani bir yerlerden kaçıp örgüt yönetimlerinin ya da merkezinin bulunduğu yere gelmiştir. Örgütten kaçmamıştır. O bireylerden rahatsız olduğu için daha adaletli gördüğü örgüt merkezinin yanına gelmiştir.

Bizde dogmatik yanlar her zaman olmuştur. “vay bu bir kaçıştır, yargılansın, cezası verilmeli” diye çok şey yaşanır böylesine olaylar ardından. Ancak ya birisi “bre arkadaş peki insanlar senin yanından niçin kaçıp ta örgüt merkezinin yanına geliyorlar” derse, ne olacaktır? Bu soruyu kimse kendisine sormaz, bireyler kendi gözlüklerinden baktıkları için yer yer bireylerin yaşadıklarını sıkıntılarını görememektedirler. Aynen böylesine bir olaya Serbeste Kıçi Garzan eyaletindeyken yaşayacak. Soruşturmadayken kaçıp Botan eyalet komutanının yanına gelecek ve Garzan da bulunan yönetim bunu duyunca “bize gönderin” diyecektir. Peki, kim böylesine bir adaletsizliğe evet diyecektir ki? Serberst arkadaşın durumu önderliğe aktarıldığında oldukça kızacak ve “ ne Garzan’a geri göndermesi o yanınızda yani Botan’da kalacaktır” diyecektir. Burada önemli olan adalet ilkesidir, ben haklıyım sen haklısın hikâyesi değildir. Benzer bir durumu Hazım Hedrişi yoldaş yaşayacak Önderlik aynı yaklaşımı gösterecektir. Yine Hasan Heyştani parmaksız Zeki’nin kontra vari ve düşürücü yaklaşımlarını kabul etmeyerek iki arkadaşı daha yanına alarak gidecek. Sonraları Zeki’nin tasfiyeci pratikleri açığa çıkınca Cemal arkadaş Hasan arkadaşı özel isteyecektir. Sonra da belki de Botan’ın en büyük kahramanlardan biri olarak şehit düşecektir.

Cemal arkadaş da aynı yaklaşımı göstererek “rahat bırakın onu “ diyecek ve Haftanin de bulunan yeni savaşçı eğitim devresinin başına verecektir.

İşte şimdi de belki de parti tarihimizde yeni savaşçıların en çok beğendiği, sevdiği bir eğitmeni anlatmamız gerekecektir.

Ahmet Rapo Agitlerin, Erdalların ve Bedranların bir öğrencisi olarak yetiştiği için o yeni savaşçılara verilecek askeri eğitimlerde bir anlamda uzmandır. O bir savaşçının ihtiyacı neyse onu verecektir. Siyasi birikimi neyse onu verecektir. Ancak askeri eğitim başka bir dili gerektirir. Silahlı mücadelenin içerisinde yer alıyorsanız ve sizi dört taraftan sömürgeci işgalci güçler kuşatmışsa siz bu işi ciddiye almak zorundasınız. İlk hata son hatadır derler. Derler ama bizim özgürlük hareketi içerisinde yer alanların öyle bir lüksü olamaz ki. Bir milyonluk ordulara karşı sayıca çok az ancak iradeye dayalı bir savaş yürütüyorsanız, yapmanız gereken ilk hataya da şans tanımamaktır.

İşte Rapo arkadaş yeni savaşçıları eğitirken savaşın tüm çıplaklığını yeni gelmiş olanların gözlerinin önü getire bilmeleri için eğitimi çok gerçekçidir. Kullanılan mermiler asıldır. O kışın ortasında gençleri buz gibi sulardan yürüterek iradelerini biler. Uzun yürüyüşlerde dayanırlıklarını artırır. Gerilla kurallarını yaşamın bir bütünen birer parçası olması için elinden geleni yapar. Özcesi, o, yıllar sonra da karşılaşacağınız birçok arkadaştan şunları duyabilirsiniz “beni Rapo arkadaş eğitmiştir.” Bu sözlerin arkasından bir gururlu söyleyiş vardır. Çünkü onları eğiten büyük ve efsaneleşen komutan Rapo’dur. Onun savaşçıları onu hemen anarlar. Sadece verdiği eğitimin gerçekliği değil, eğitimler ardındaki yoldaşça sıcaklığıdır asıl herkesi etkileyen.

Ahmet Rapo yoldaş 1994 yılından sonra yeni savaşçıları eğitmek için Metina’ya geçecektir. Aynı çalışmasını burada da sürdürecektir.

Ben önderlik sahasına gitmek için Zap’ta bulunan Ana karargâh’a doğru yola çıktığımda onu Metina da yine göreceğim. YNK ile KDP arasında çıkan çatışmaların bize yansıyacağı ihtimalini dikkate alarak arkadaşlar hazırlık yapıyorlardı. Ahmet yoldaşta bu hazırlıkları yapanlardan bir tanesiydi.

1995 yılında Ahmet arkadaş Çiyayi Spiye gidiyor. Bende kısa bir süre sonra oraya gideceğim. Ekreme Mergeyi yoldaşta oradadır. Tuhaftır ama burada bizi yeni gelen ve savaşta kalmayan yönetimdeki arkadaşlar tanımadığı için sıradan yaklaşıyorlar. Ta ki, Cemal arkadaş onlara bizi söyleyene kadar. Evet, biz önderlik sahasına geçeceğiz ancak geçerken sorunlar varsa o sorunların çözümünün dışında kalamayız ki! Yani biz devrimciyiz, nerede olursak olalım devrimciyiz. Üzerimize düşeni yapmakla mükellefiz. Lakin savaş içerisinde direk kalınmamışsa savaşçının psikolojisini anlamak sanki zordur gibi geliyor.

Cemal arkadaşın söylemesi üzerine beni Bexer cephesine veriyorlar. Bu aralar Çiyayi Spi de kayıplar var. Tekrar Çiyaye Spiye dönüyoruz. Bir sürü tecrübeli yoldaş var, biraz örgütleyerek KDP’yi püskürtüyoruz. Böylesi bir püskürtmenin ardından Ahmet Rapo arkadaş bize çantasında ne varsa çıkarıp önümüze koyuyor. Acıkmışlığımız gitmediğindeyse o bize takılarak “bu sabah kapsamlı bir kahvaltı yapmadık ondan açız” diyerek bize takılacaktır.

Biz önderlik sahasına gitmeyi bekliyoruz. Ahmet Rapo da gidecek. Bu ara trajik bir olayı Ahmet Rapo yoldaştan duyuyorum. Amcam oğlu Musa arkadaşın Begova saldırısında şehit düştüğünü ondan öğreniyorum.

Artık 95’lerin sonudur Ahmet Rapo önderlik sahasına geçecek ve bende birkaç gün sonra son grup olarak önderlik sahasına geçeceğim.

Önderlik sahasında zorlanacağı bir süreçtir. Aynı devrede yer alan sonrada ihanet çetesinin elebaşları olacak olan küçük Zeki ve Dr. Süleymanlarda vardır. Epey tahrik ederek teşhir etmeye çalışacaklardır. Bir seferinde onunla görüştüğümde o “bunlar tasfiyeciliği yaşıyor. Bunlar örgüte mal olmazlar. Yaşamları örgüt dışıdır” diyecektir bana.

Onunla önderliğin bir diyaloguna şahit olacağım; önderlik “eğer istiyorsan seni kampa gönderelim. İstersen evlendiririz” dedikten sonra Ahmet arkadaş “hayır başkanım bu benim için ölüm anlamına gelir” diyecektir.

Önderliksel bir ilkedir. Mücadele içerisinde yıpranmış, zorlanan yoldaşlara her zaman alternatifli yaklaşmıştır. Eğer yapılabilecekse yenileyerek özgürlük dağlarına tekrardan göndermek yok eğer değişim dönüşümden sıkıntılar varsa daha esnek yaklaşmayı bilecektir. Ancak önderliğin yanında kalan yoldaşlar şunu da bilirler ki önderliğin asıl yoldaşları dağlarda özgürlük türküsünü haykıranlardır. Kim bu yoldaşlıktan kopmak ister ki!

Önderlik sahasında tüm zorluklarına rağmen Ahmet arkadaş kendisini gözden geçirecektir. Önceleri içe kapalı, tutucu olan biri iken bu kez fazla geniş sosyal ilişkileri özelde kadına olan bu ilişki hafiften eleştirilecektir.

Devrim saflarında görülen bir durumda farklı sosyal zeminlerde gelen yoldaşların devrimin gelişme dalgasında yer yer farklı çarpık ilişkileri yaşamalarıdır. Köylü kökenlidir birde bakmışınız aydın takınır, aydındır bir de bakmışsınız köylü takınır. Hâlbuki en güzeli ve en doğrusu ne köylü takınmak ne de küçük burjuva entelektüeli takınmaktır. En güzel olan her zaman bir devrimci ve emekçi olarak yaşamaktır.

1996 yılında birlikte Zap’a geleceğiz. Yapılan askeri konsey toplantısına katıldıktan sonra ben Botan’a doğrusu Gabar’a geçeceğim. O ise bir müddet Zap’ta kalacak ve onu yeniden Gabar’ın Basret köyünde sonradan şehit düşen Xoşnave Diryani yoldaşla cephane getirirken göreceğim.

Biz o yıl iddialıyız. Şemo'nun tasfiyeciliği Botan’ı kasıp kavurmuş. Bizde önderliğinde istemi üzerine Gabar’a yerleşip ilk kez yapılacak olan Taktik Eğitim Devresi’ni düzenleyeceğiz. Onun geldiğini duyduğumda yanına gideceğim. Ve her zaman ki gibi o yerinde durmayacak. Ya çay kaynatacak, ya ot toplayacak, ya da ağaca çıkıp badem getirecek. Bir keresinde düşüyor ve kendisini kötü incitiyor.

Oturduğumuz yerde dolu cephane var. Arkadaşlar ateş yakmış. Ben ateşi ya başka yere almalarını ya da cephaneyi kaldırmalarını söylüyorum ancak espri ve sohbetin içerisinde söylediğim kayıp oluyor. Bir an ciddi bir patlama yaşanıyor. İlk kendisini yere atan Ahmet Rapo arkadaştır. Ben ne olup bittiğine bakıyorum. Ama yere yatmamışım. O yani Ahmet tekrar kalktığında beni sert eleştirecektir ve “bir kuraldır bir patlama, mermi sıkma yaşandı mı ilk yapman gereken kendini dümdüz yere uzatmandır” diyecektir. Haklı olduğu kesin, çünkü onun söylediği yeni gelen savaşçılara söylenen ve öğretilen ilk kuraldır. İyi ki ciddi bir şey patlamıyor. Patlayan bir yoldaşın cebinde ki-ısınmış olmasından kaynaklı-bir çakmaktır. Çakmakta olsa arkadaşın elbisesi tutuştuğu için gidip kendisini Basret suyuna atarak ateşten kurtulabiliyor.

Bu olaydan hemen sonra Ahmet Rapo yoldaşın geldiğini duyan Cemal arkadaş onu yanına isteyecektir. Aynı günlerde duyum alan düşman bulunduğumuz alana sert yönelecek biz ise bırakmayacağız. Bulunduğumuz yerde Şervan Derşev yoldaşın emeğiyle kurulan tek değirmenimiz var, onu da buğdayı öğütmek için kurmuşuz. Başka da bir şeyimiz yok. Eğer yaşamak istiyorsak o zaman burayı iyi tutup düşmanı bırakmamamız gerekecektir.

Planlamamamıza olası bir durum karşısında Derşev kalesini, Çele Soru, Tepe Bazide tutulacaktır. Ben henüz Cemal arkadaşa söylemeden herkesi yerine gönderdikten sonra tekmil vermeye gidiyorum. Cemal arkadaş ise” araziyi tutmayacağız” diyor, ben ise “planlama böyleydi” diyorum o “Biz eğer sabah düşman araziye çıkarsa böyle yapacağız demiştik, şimdi ise gece saat 22 yani ayrı bir plandır bu” diyerek gülecektir. Etrafa yağan top yağmuruna ise “buna gevşetme hareketi” diyorlar. Yani “bizi gevşettikten sonra üzerimize geleceklerdir”

Yeni planlama yapıyoruz. İki parçaya ayrılıyoruz, bir parça Çırav diğer parça da Çiyaye Bızına’ya gidecek. Ertesi gün düşman geldiğinde bir şey görmeden geri gidecektir. Biz ise Zıvıngok boğazında tekrar bir araya geliyoruz. Orada iki alternatif bizim için duruyor. Ya toplu eğitim ya da bölük bölük eğitim. Toplu eğitimin tehlikeleri var, bölük bölük eğitiminde nitelikli geçmeyeceği kaygısı vardır. Birçok kez olduğu gibi ara bir formül bulunacaktır. O da; şehit Erdal Sincer bir bölükle Çırav’a, Ere’ye bir tabur ve diğer güçlerde Taktik Eğitim Devresi’yle birlikte Zıvıngok'ta eğitime başlayacağız. Hem güvenlik tamam hem de eğitim sorunu hal olmuş olacak! Yapılan bu düzenleme toplantısında bir takımın Karne tarafında kalması gerekecek. Bu takımı da Ahmet Rapo arkadaş kendisini gönüllü önererek “zaten sahadan yeni geldim, ben bir takımla oraya gidebilirim” diyor ve mevzilenme sorunumuz çözülmüş olacaktır.

Kışın ortasında bazı arkadaşlar ağırlık oluşturuyorlar, yine yeni savaşçılar gelmiş, birikmiş, güvenlik açısından uygun olmayan bir durumdur. Hem biriken bu arkadaşları kışın ortasında Haftanin’e götürmek hem de dönüşünde cephane getirmeleri için en sağlam yol bilen Ahmet Rapo ile çok fedakâr olan Xoşnave Deryan yoldaşlar görevlendiriliyorlar.

Biz Taktik Eğitim Devresi’ni bittirdikten sonra eyalet konferansımızı da yapıyoruz. Yeni yönetim seçilecektir. Yeni planlamamız ve düzenlememiz temelinde Ahmet Rapo yoldaş eyaletin Cephane ve Lojistik tabur komutanı olarak atanacaktır. Ahmet arkadaş Haftanin’de olduğu için eyalet komutanı onunla yeni görevlendirmesini ve yapılacak işleri gidip yerinde onunla konuşacaktır.

Yeni görevine tabur komutanı olarak başlıyor. Besta’ya erzak ve cephane getiriyor. Burada Gabar’a gidecek çok sayıda arkadaş birikmiş, yol bilen yoktur gerekçesiyle arkadaşlar onu Gabar’a kurye olarak gönderiyorlar. Eyalet komutanının haberi yoktur. O her zaman olduğu gibi görevin büyüğüne küçüğüne fark koymadan arkadaşları Gabar’a yanımıza getirecektir.

Ben o zaman Aşınme’deyim. Bir araya geliyoruz. Geri Besta’ya gidecek üç yeni savaşçıda var. O bu arada da boş durmuyor, oraya koşuyor buraya koşuyor. Emekten uzak kalamıyor.

Yola koyulmadan önce “ben lojistiğin önemini bilen biriyim, ama beni buraya kurye olarak göndermeleri yanlış. O kadar işim varken, o kadar bana bağlı güç varken bunu pek doğru bulmuyorum” diyerek sitem edecektir. Ben ise “belki arkadaşların başka alternatifleri yoktu” diyerek teselli edeceğim. Ve ben bu konuşmadan sonra büyük emekçi insan Ahmet Rapo yoldaşı bir daha göremeyeceğim.

O üç yeni savaşçıyla Gabar’dan Besta’ya geçerken Tank pususuna düşerek üç yeni savaşçıyla şehit düşecektir. Kurtulan tek bir tecrübeli kurye vardır.

Biz sonradan duyacağız, öğreneceğiz. Duyduğumuzda ise bizim için yer yerinden oynayacak. Kaybedilen Agitlerin, Erdalların, Bedranların yadigârıdır. Fedakârlığın, emeğin, hesapsız katılımın ve hep en önde yürüyen bir militanın toprağa düşüşüdür.

Siz buna birde yıllarca birlikte kalışı eklediğinizde ruhsal dünyamda yaşadıklarımı bir nebzede olsa anlamış olacaksınız. Bu kadar küçük bir yazıya bir efsaneyi sığdırmak tabiatı gereği zordur. Onu anlıyorum. Ama burada dile getirmediğim onlarca anıyı kendime bıraktığımı da biliyorum.

O gerçekten büyük bir yoldaştı. Narindi. Kibardı. Dokunaklıydı. Çalışkanlığına hiçbir gün toz konmadı. Cesareti gazetelerde dilden dile dolaştı. O ağır yaralı haldeyken de istifini bozmadan kavga etmesini bilendi. O göreve hiçbir zaman fark koymadı. Bir gün bölge komutanı, bir gün savaşçı ama o yine emeğiyle bilinen Ahmet Rapo’ydu. Yani Agit arkadaşın Rapo’su!

Evet, o Omyanis'lidir, yani Bestalıdır, “medeniyetten” uzak büyümüştür. Lakin o ilk insancıl ve ana yanlı toplum olan neolitizmin tüm özellikleri içerisine alarak gelişmeyi kendisine esas almıştır. O Kürtçe Türkçe okuma yazmayı öğrenecektir. Çantasında kitaplar eksilmeyecektir. O uğraşsız kalmasını bilemediği için bu yeni edindiği özelliklerin yer yer faydasını görecektir.

Biz sadece bir militanı kaybetmedik. Biz aynı zamanda tarihi önemli bir sürece tanıklık etmiş bir militanımızı da kaybetmiştik.

Bu her şeyden bize daha zor gelecektir. Bize artık Agitleri, Erdalları, Bedranları kim anlatacak. İşte kaybettiğimiz asıl önemli hazine buydu.

Güzel yoldaş seni Kürdistan Özgürlük Mücadelesi var oldukça anacağız. Seni tarihin ötesine taşıyarak gelecek kuşaklara neolitizmin temiz ve tabiatla içli dışlı olan insanı olarak geleceğe taşıyacağız. Seni ince ruhunla, halka olan bağlılığınla, mücadeleye gönül vermişliğinle ve haksızlığa karşı her zaman karşı koyuşunla anacağız ve andıracağız.

Güzel yoldaş ruhun şad olsun, ruhun şad olsun!

 

 

 

                                                                                                          


 

 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com