|
ADILİ
BILIKA-AMEDYOLDAŞIN ANISINA

Öyle anlar vardır ki insan
yutkunur ve kimse bu yutkunmaya anlam veremez.
Öyle anlar vardır ki insan
donakalır ve kimse bu donakalmalara anlam veremez.
Öyle anlar vardır ki insan
düşünemez olur ve kimse bu düşünemez duruma anlam veremez.
Ve öyle anlar vardır ki
insan yer yarılsın da yerin diplerinde o karanlıklarda kaybolmak
ister buna da kimse anlam veremez ya!
İşte böylesi anlar sana
dost olmuş, sırdaş olmuş, yoldaş olmuş, adaş olmuş, her şeyin
olmuş bir bireyin aramızda ayrılıp başka dünyalar göç etmesiyle
oluşan anlardır. Arkadaş senin ağladığını görmez dostunun omuzu
ise senin gözyaşlarınla ıslanır derler misali anarsın dostunu.
Hele hele siz Kürdistan da
bir gerilla iseniz ve siz tam 21 yıl birlikte düşmana karşı her
cephede amansız savaşarak bu mücadele içerisinde yer edinmiş bir
yoldaşınızı kaybetmişseniz, yaşam o anlarda size anlamsız
gelecek, belki de keşke sen değil de, yerinde ben olsaydım
diyerek hayıflanırsınız, böyle keşkeleriniz çoğalır gider.
Kendinizi yerden yere vurursunuz.
Kürdistan gerillasının tüm
acılarını, zorluklarını, sevinçlerini, coşkularını, sevdalarını,
hüzünlerini, aşklarını, bağlılıklarını, yoldaşlıklarını eğer
bilmiyorsanız, o zaman siz yukarıdaki keşkelere de anlam
biçemezsiniz. Buralarda bazı kanunlar ayrı işler, bazı kanunlar
farklı hayat bulur. Buralarda biraz diyalektik tersten, çapraz,
sarmaşık, sarmal, dolambaçlı derken bilinenin ötesinde bir
şekilde işler. Çünkü burası Kürdistandır. Kimi şairin diliyle
Allahın üvey çocukları Kürtlerin yeridir. Dışlanmışların, hor
görülenlerin, suyun diğer yakasında kalmışların, ezilmişlerin,
dili yasak edilmişlerin-kesilmişlerin, evlatlarının gündüz
ortasında kolları kırılanların, ana ve bacılarının meydanlarda
toplanarak coplarla vurulanların, it sürüsü devlet polislerinin
çocuklarına sopalarla saldırarak vantuzlar gibi kanı emilenlerin
diyarıdır.
İşte bu diyarlarda yasalar,
kanunlar birazda ayrı işler. Biraz da kendine özgü işler, biraz
da alışılmışın dışında ayrıksı işler.
Tekrar söyleyelim burası
Kürdistan ve anlatılması gerekenler onların dağ evlatları olan
gerillalarıdır.
Kimdir gerilla?
Niçin gerilla?
Nasıl gerilla?
Ve anlatılacak olan hangi
gerilladır?
1987 yılında başlayarak
2007 yılının sonlarına kadar hep savaşın en ön saflarında yer
almış, gözünü hiçbir zorlukta esirgemeyen bu insan kimdir?
Kimdir savaşın her
sahasında düşmana korkular salan? Kimdir düşmanın korkulu rüyası
olan bu gerilla?
ADİLE BİLİKA yani Ramazan
Aybi
Evet, ben ya da biz ya da
hepimiz böylesini bir gerillayı nasıl anlatacağız? Nereden
başlayacağız? Nasıl başlayacağız?
ADİLE BILIKA yoldaş
Botanlıdır. Botanın Cudi dağının göbeğinde yer alan Bilika
köyündendir. Botan Kürdistan tarihinde düşmanlara her zaman uzak
kalan bir saha olmuştur. Tersten ele alacak olur isek düşmana
karşı direnişin sönmeyen kalesidir Botan.
Kürdistan topraklarının
düşman tarafından en son fethedilen parçalarıdır buralar. Öyle
olunca Kürtlüğünde en derin yaşandığı sahalar olması
yadırganamaz. Düşmanın tüm hışmına rağmen buralar Kürtlüğün atan
atardamarlarıdır.
Botan daha doğrusu. Mezra Botan hep kendi
kendine yeten, kimseye ihtiyaç duymadan ayakta kalan bir halkın
toprağına verilen addır.
Mezra Botan bunun için tarihinde düşmanlarının
dikkatini ve öfkesini üzerine çekmiştir. Botan, a gelip
hükmetmek isteyenler öncelikle kendi kendine idare eden yaşam
tarzını, tek başına ayakta bu halkın ayakta kalışını yok etmeye
çalışmışlardır.
Mezra Botanlılar coğrafik koşulların ağırlığı,
düşmanlarının onları çepeçevre kuşatmaları ve dünyayla bağlarını
koparmalarından dolayı birazda setleşerek büyümüşlerdir. Birazda
her şeye yetecek yetenekle donatılarak büyümüşlerdir onlar.
Doğal olarak yaşamın en ağırına cevaplar üreterek, çözerek,
yaşam yollarını çizmişlerdir.
Biraz da buraları
anlatmadan ADİL arkadaşı anlamak mümkün olmayacak. Onun
çevresini, ortamını, ailesini ve en önemlisi de yetiştiği
toprakları anlatmadan ve anlamadan onu anlamak olmayacak!
Bir rivayete göre Nuhun
gemisi Cudinin navserine yani Sefin diye tabir edilen yere büyük
tufan sonrası konar. Tevratta genişçe ele alınan mitolojik
destana göre gemide-yani Sefin de80 tür yaratık vardır.
İnsanıyla, hayvanıyla ve bitkisiyle tam 80 tür! 80 sayısının
Kürtçe adı Heyştedir. Özcesi buralar birazda peygamberler
yeridir. İnsanlığın tekrar yaşamaya başladığı yerlerdir.
ADİL arkadaş ise böylesine
Nuhun Gemisini konduğu güzelim bir dağın tam ana rahminde
bulunan bir köyde yer alır ve yetişir. Dağın içine yerleşmiş bu
güzelim köyün adı Bılıka'dır. Üç mahalledir. En yukarıda Şkefta
Fellah diye bir Şkeft vardır. Birde Der yani kilise vardır. O
kilise gerillalara az yataklık yapmamıştır ki. Köyün üstünde üç
tane harika kaynak, gün boyunca bir çayın akması gibi tepelerden
derin vadilere akarken, Bılıka'nın yamaçlarında bulunan her
türlü meyveyi sulayarak kendilerini Hezil suyuna bırakırlar.
Hani vardır ya kartal
yuvaları, işte aynen öyledir Bilika. Yüksek şahinlerin bakacağı
bir tarzda derin vadilere bakar. Suriye, Irak ve Türkiye
üçgeninde bulunan köy geçmişten beri kaçakçıların,
silahşorların, mahkûmların ve son yıllarda da peşmergelerin
mekânıdır. Bu köyün herkese kapısı açıktır. Ve çok doğaldır ki
Kürt Özgürlük Hareketi Botana girdiğinde ilk yer alacağı
yerlerden birisi Bilika olacaktır.
Böylesi arka perdesi olan
bir köyde dünyaya gelmek, hele hele bu köy Cudinin eteklerinde
bulunuyorsa, buna birde Cudinin görkemliğini ekleyin. Cudi
doğalında bir kale. Silopi ovasını üzerinde küçük güney diye
tabir ettiğimiz Suriyeyenin çölüne uzanmanız ve oralarda dönüp
Cudiye bakmanız yeter de artarda. Tüm muhteşemliyle bir korunak,
bir savunma duvarı olarak durur. Hemen karşı yakada Haftani'nin
sırtları görülüyorsa o zaman dünyalar sizindir.
İşte buralı olmak,
buralarda büyümek, buraların havasını koklamak, esen rüzgârıyla
tüm Kürdistan'a umut olarak esmek ve akan her suyunda damla
damla derinliklere akarak, kendini bir gümbür gümbür akan Hezil
çayının akıntısında bularak kendin olmak. İşte burası Cudi deyip
heybetlenmek, ancak ancak buralıyı ifade edebilecek bir duygu
olabilir.
Bir de Cudi'nın tepesinde
bulunan Sefineyi ekleyin, yani Nuh'un gemisinin bulunduğu
tarihsel efsaneyi hatırlayın, o zaman buraları daha iyi
anlarsınız. Çok sonralardan bir gerilla yoldaşın, Cudi üzerinde
yaptığı bir programda belirttiği gibi Cudi yi öğrene
bilirsiniz, ancak yaşamadıkça anlayamazsınız. Evet, Cudinin
eteklerin de bulunan köylerin ruhsal durumun anlamak için
birazda Cudi'li olmak gerekir.
Bir insan yeter ki
kendisini örgütlemesini bilsin, o bir atom bombası gibi etkili
olmasını bilecektir.
PKK tarihi kahramanlarla
dolu bir tarihtir. Her döneme damgasını vuran belirgin
kişilikler çıkmış ve o zorlu sürecin kurtarılışında birer mum
ışığı olarak geleceği aydınlatmışlardır. Böylesine mum ışığı
saçan belirgin güçlü kişiliklerin çıkmaması durumunda oldukça
zorlandığımız hep görülmüştür.
Devrim doğası gereği zorlu
bir süreçtir. Devrimlerin altüst oluş süreçleri ifade edişi,
köklü değişim-dönüşüm aşamalarını gündeme getirişi derken hepten
adeta yeniden yaratılış söz konusu olduğu için oldukça zor ve
sancılı geçerler. Bu devrimlerin doğasında vardır. İşte
devrimlerin doğasına göre kendisini az da olsa hazırlamış bir
birey atom çekirdeği kadar güçlü bir etkiyi yaratması insanın
tabiatında vardır.
İşte PKK tarihin de
böylesine önemli bir yer tutan ve destanlar yaratan bir
yoldaşımızı anlatmaya çalışırken, hakkını veremeyeceğimizi
bilerek kaleme alacağız. Böylesi kişilikler her zaman tarihin
misafirleri olmazlar. Olduklarında ise onları oldukları gibi
anlatmak, yazmak, şiirleştirmek ve hatta türküleştirmek her
zaman başarılamaya bilir. Hele hele bitmemiş bir devrim
sürecinde böylesine bir kahramanı yazmaya kalkışmak kendi
içerisinde hiç şüphe yoktur ki eksikleri içerecektir.
KİMDİR ADİLE BİLİKA?
ADİLE BILIKA arkadaş 1972
Şırnak Bilika köyünde dünyaya gelir. Köyde beş yıl okur. Ve
ardından köyün imamının yanında Fekelik yapar. Kürdistan da
Fekelik Kurumu esasta yurtseverliğin aşılandığı yerler olarak
bilinir. Belki de Kürdistan da yurtseverliğin bu düzeydeki
baskılara göğüs gererek ayakta kalabilmesi, kürt medreselerinin
verdiği eğitimlerle mümkün olmuştur. Bu bağlamda, Kürdistan da
önemli yurtseverlik görevleri üstlendiklerini söylemek yerinde
olacaktır.
Adil arkadaş Fekelik
görevini iyi yapan bir çocuktur. Mümincedir. Sonrada saflarda
gösterdiği bağlılıkların belki de ilk kilometre taşlarını bu
kurumda atarak, gelecekte örgütçü olmanın zeminini döşemiştir.
O, köyde ki atik duruşu,
sevecenliği, minyonluğu, canlılığı, yardımseverliği ve gözünü
hiçbir daldan sakınmayan bir genç olarak çevrede sevilen ve
saygı duyan bir yeni yetme gençtir artık.
1987lerin sonlarına doğru
daha doğrusu sonbaharına doğru PKKnin uyguladığı askeri kanun
yasasıyla saflara bir grup gençle alınır.
Yıl 1987 yıllarıdır.
Katılımların durduğu yıllardır. Katılımsızlığın nedenleri
vardır. 1982lerde tek tük katılım vardır. 1984 15 ağustos
eylemliliğiyle katılımlar artacaktır. Ancak ondan sonra azalacak
ve artık savaşçı alma sıkıntısı başlayacaktır. Nedeni ise, 15
ağustos eylemliği ardından onlarca köy ayağa kalkmış isyan
başladı diye dağlara çıkmıştır. Hâlbuki isyan yeni ama uzun
vadeli olarak başlatılmıştır. Ancak Botan halkı aynen eski Kürt
isyanlarını hatırlayarak isyana kalkmıştır. Ve kimi genç
gerillaya katılmıştır. Düşman 1984 yılında her tarafa asker
yığsa da sonuç fiyaskodur. Asıl hazırlığı 1985 yılıdır. Adeta
Kürdistan baştanbaşa işgal edilecek, 12 Eylül askeri cuntasının
yaptıklarının onlarca kat fazlasını bu kez Botan köylerine
uygulayacaktır. Saflarda çocukları bulunan aileleri çırıl çıplak
soyarak, köy köy meydanlarda dolaştırarak, işkence ederek,
ibret-i-alemlik edecektir. Kadınlara, erkeklere,
çoluk-çocuklara, her yerde işkenceler yapılacak ve insanların
sindirilmesi için her şey mubah görülecektir.
Halk korkmuştur, sinmiştir.
PKK ile ilişkisi bulunanlar azdır. Çoğusu PKKden kaçmaktadır.
Çocukları saflarda olanlar o kadar işkence görmüşken, ilk elden
yapılacak olan evlatlarını ya evlendirmek ya da metropollere
kaçırtmaktır. Herkes evladını şöyle ya da böyle partiden ve
gerilladan kaçırmaktadır. Düşman, saflara gelen gençlerin
ailelerine baskı yaparak çocuklarının geri getirilmesi için
tehdit üzerine tehdit savurur. Katılımlar yoktur artık. Hâlbuki
gerilla gelişmesi gerekiyor ve gerillanın gelişeceği yerlerin
başında Botan gelmektedir.
Özelde PKKnin
3.Kongresinde alınan gerillalaşma kararıyla o zaman güç
büyütmenin tek yolu, askeri yasa ya da askeri kanun diye
bilinen gençleri iknaya dayalı olsa da, esasta gidip ülke
toprakları için mücadeleye davet etme ve mücadele hizmet etme
görevine çağırma vardır.
Adil yoldaş da bu temelde
alınmıştır. Ve birçok sonrada dağlarda efsane yaratacak yoldaş
esasta askeri kanun katılımlıdır. Ancak bu uygulama yapılırken,
doğru işletilmemesi durumunda yüzlercesinin kaçtığı da
görülmüştür. Ne var ki 87 yılında bu yasayı buralarda uygulayan
Erdal ve Bedran yoldaşlar olduğundan gidenler geri gelecek ve
geldiklerinde ise geleceğin kahramanları olacaklardır.
Adil arkadaşın katılımı
oldukça genç yaşlardadır ve oldukça minyon tiplidir. Siz bir
kendinizi düşünün. Siz bir yerlerde gerilla sorumlususunuz.
Yanınıza fır dönen, sempatik, atik, cıva gibi yerinden durmayan,
sevecen, güleç, fedakâr ve üstelik gözü pek bir genç gelsin.
Hele hele düşman araziye çıktığında hiçte paniklemeden isteye
isteye, dayata dayata düşmanın üstüne üstüne yürümesini
görürseniz, ne yaparsınız? Buna birde yaşamdaki olgun duruşunu
da ekleyin, ne yaparsınız? Yapılacak tek bir şey vardır, siz onu
baş tacınız yaparsınız, yanınıza alırsınız, seversiniz,
kucaklarsınız, korumaya çalışırsınız. Tek bir kelimeyle göz
bebeğiniz yaparsınız.
İşte, Adil arkadaş ilk
günden başlayarak tüm yoldaşların gözbebeğiydi. O herkesin
sevdiği ve yanına almak istediği gençti. Çünkü onda yok yoktu.
İtiraz yoktu. Mızmızcılık yoktu. Şikâyetçilik yok. Didişme
yoktu. Onda hazırım, yaparım, tamam sözleri vardı. Başka da söz
tanımayan bir gençtir o zaman ve sonra da olduğu gibi.
Adil arkadaş ilk katıldığı
günden başlayarak gelişme trendi sergilemiştir. Nitekim o sonra
da Cudi de bölge komutanı olacak olan Aziz arkadaşın
gözbebeğidir. O Şiyar yani Dersim'li Cenvager Komutan Kazım
Kulunun yanında hiç ayırmadığı gözbebeğidir. Ve bu sonra da
devam edecektir.
Adil arkadaş, ilk pratik
yıllarını Cudi de geçirecektir. Oralıdır. Sınır üstünde
büyümüştür. Müthiş bir nişancıdır. Ve araziyi avucunun içi gibi
bilmektedir. Katıldığı ilk günden başlayarak Cudi de ne kadar
eylem varsa öncü bir genç olarak içindedir.
Ben Adil arkadaşla ilk kez
kış 1989da Cudiye geldiğimde karşılaşacaktım. 1989 yılının ocak
ayında biz Gabar da kapsamlı bir iki operasyona takıldık. Ana
birlikte öncüyüm aynı zamanda manga komutanıyım. Çatışmalar
yoğunlaşınca mecburen Cudiye geçtik. Cudiye geldiğimizde altı
kişilik bir grup bana verilerek bölge güçleriyle ilişki kurmak
için aramaya çıktık. O dönemlerde cihazlar yok. Bir de biz
aniden kurye göndermeden gelmişiz. Yani davetsiz misafiriz!
Arkadaşları bulamadık.
Meğer Cudi güçleri Aziz yoldaşın komutasında iki takıma
ayrılarak bir kol Şehit Adil Aslan arkadaşın komutasında Silopi
de ipek yolunu kesecekler, diğer grupta direk Aziz arkadaşın
komutasında Şırnak kömür ocağında bulunan karakola vuracak. Her
iki eylemde tam başarıyla sonuçlanıyor. Yol, ana baba günüdür.
İlk kez orada yol kesilerek Türkiye ait araçlar yakılıyor, Aziz
arkadaş onlarda karakolu basıyorlar.
Biz Cudi gücünü ararken
Şırnak tarafından bize doğru sesler geldi. İşaretler yaparak
buluştuk. Ben ilk kez Cudiye geliyordum. Evet, Botanlıydım ancak
Cudiye yabancıydım. Şehit Aziz arkadaş önde geliyordu. Henüz
oturmamıştık ki Adil Aslan yoldaşlarda geldiler. Sonrada Maxmur
da hastalıklarla boğuşarak şehit düşen Musaye Ker arabaları
nasıl yaktığını anlatacak. Ve ben Erdal Heyştani ile Adili
Bilika arkadaşları ilk kez burada görerek merhaba diyecektim.
Her iki arkadaşta Aziz arkadaşın öncüleriydi.
Biz Atatürk burnunun
altında bir yerlerdeydik. Daha doğrusu Gıre Hermo da Şkefta
Kitre de kalıyorduk. Hızla gruba yetişerek tedbir almamızı-çünkü
düşmanın muhtemelen operasyona çıkacağını söyledikten
sonra-alanı tanıyan birkaç arkadaşı da yanıma vererek kendi
gücümün yanına dönmüştüm.
Sabah erkenden düşman
uçakları gelip rasgele çevreyi taradılar. Uçakları ilk kez
görüyorduk. Demek ki bu iş ciddileşmişti. Yine düşman da araziye
çıkmıştı. Ancak fazla sürmeden geri çekildi. Biz ise Gıre Hermo
da Cudi gücüyle bir araya gelerek bir süre kalacaktık. Henüz
ocak olduğu için havalar soğuktu. Geceleri mağaralarda ateş
yakıyor, gündüzleri ise yamaçlarda kalıyorduk.
Bu ilk Cudiye gelişimde
biraz daha yakinen Şehit Ahmet Rapo ile Şehit Mahmut Aforof
arkadaşları da tanımaya başlamıştım. O dönemler bu
arkadaşlarında belli bir ismi vardı.
En son Cudide yani Adil
arkadaşlarda ayrılacağımız gün bir moral yapıldı. Halen
hatırlıyorum Ahmet Rapo bir çete yani korucu rolünü içeren bir
skeç yaparak oynadı. Mahmut Aforof arkadaşta welat welate
meye Agit komutane me parçasını söylerken tüm yoldaşlar
eşlik ediyorlardı. Sonraları halay çekilecekti. Ve halayın en
göze batanları Rojhate Bluzeri, Erdale Heyştani ve Adile Bilika
arkadaşlar olacaktı. Adil arkadaş o küçük boyuyla ve genç
ömrüyle, ancak çok muhteşem canlılığıyla, göz doldurarak
dikkatleri daha fazla üzerine çekiyordu.
Biz tekrar kendi sahamıza
döndük. Artık bahar olmuş. Yoğun operasyonlar var. Biz
operasyonlarla uğraşırken, Cudi hem operasyonlarla uğraşıyor hem
de eylemliliklerde bulunuyordu.
En dikkat çeken eylem Aziz
arkadaşın komutasında 2030 arkadaşın Silopi ye girerek eylem
yapmalarıydı. Eruhta sonra ilk kez bir büyük yerleşim birimine
yöneliyordu arkadaşlar. Erdal ve Adil arkadaşlar bu eylemde
saldırı komutanlarındandır, her ikisi de manga komutanıdır. Yine
aynı yıl bir çatışma da Cudide daha doğrusu Deriye Çırçırokta
Adil Aslan arkadaşın denetiminde bir helikopter düşürülecekti.
Bu ikincisiydi düşürülen. Ve bu helikopterin gövdesi
arkadaşların içine düşmüştü. Bu çatışmada Adil arkadaş en
öndedir. Mardinli komutan Şehit Gazi yoldaş ile sonra da Botan
da cephe komutanı olacak Şehit Rojhate Bluzeri yoldaşlarda
vardı. Yine Fazili Giteyi ve Erdale Heyştani yoldaşları da
saymak gerekir.
Ancak İlk helikopter 1988
sonbaharında Kox da çıkan çatışmada düşecekti. Burada bir düşman
kolu pusuya düşürülerek tasfiye ediliyor, ayrıca arkadaşların
içine indirme yapan bir helikopter düşürülerek içinde bir
binbaşı, bir üsteğmen derken birçok asker ölecekti. Ve bu
mücadele tarihimizde düşürülecek ilk helikopter olacaktı. Bu
eylemde en önemli rol yine Adil arkadaşındı, o saldırı kol
komutanıdır.
1989 yılında Cudide
eylemler sürecekti. Bu eylemlerin genel koordinesini Aziz
arkadaş yapıyordu. Oldukça değerli bir komutandı. Hem aydın hem
de eylemciydi. Belki eleştirilecek olan yönü; biraz fazla sert
olmasıydı.
Aziz arkadaş her zaman
büyük bir gerilla olmasını bilecekti. O, o yıllarda dahi araziye
dayalı savaşın ilk nüvelerini uygulamaya kalkışacak ve yer yer
önemli sonuçlar elde edecekti. Buna örnek olarak düşmanı araziye
çekmek için arkadaşları Zerinker boğazına gönderiyor, ancak bir
arkadaşın duyarsızlığından dolayı kaza yaşanıyor ve düşman
darbelenmeden duyarlı hale geliyor. Bilika tarafından pusuda
bekleyen Adil arkadaş gelen gücü pusuya düşürerek 11 G3, 1MG3
ve çok sayıda askeri malzeme kaldırarak tam bir başarı sağlıyor.
Halen hatırlıyorum ben o
zaman. Gabardayım düşman basını Cudi'yi tam bir Vietnama
çevirmişler diyecekti.
Cudi de eylemlikler devam
ediyordu. Haziran ayında biz Besta da toplantıdayken Cudinin
Benava sırtlarında düşmanın bir kolu pusuya düşürülerek bir M27
kaldırılacaktı. Kol komutanı yine Adil arkadaştı. O zaman örgüte
tekmil verirlerken tanımadığımız bir silah kaldırdık
diyeceklerdi. Ancak sonra öğrendik ki bu silahın adı amerikan
yapımı M-27miş. O zamanlar birçok M16 silahı da yoldaşlarda
vardı. Özelde komutan arkadaşlarda bulunuyordu bu silahlar. Hani
sonrada sözde bizim Amerikalarda aldığımız yalanı uyduran TCnin
bahsettiği M-16lar. Hâlbuki biz ta bunları 1989dan beri
kullanıyoruz. Her ne hikmetse, bu faşist devlet işler nasıl
işine geliyorsa öyle yalanlarlar dolanlarla kılıfına uydurarak
bir şeyler söylemeye çalışıyor. Ama bu kadar da yalan söylenmez
ki!
Bu arada Gundik Mele köyüne
ait bazı köylülerin kontralarca kaçırılıp katledilmesi ardından
köy Şırnak yolunu keserek oturma eyleme yapacak ve silahlı
mücadele tarihimizde serhildanların ilk adımı atılacaktır.
Yine aynı döneme denk gelen
bir serhildan daha vardır. Tahta Reş toplantısından dolayı Adil
arkadaş geçici olarak bir takımla Cudide sorumludur. O döneme
kadar en kapsamlı bir operasyonla düşman Gabar, Cudi ve Bestaya
yönelecektir. Bu yönelimlerde Adil arkadaş bir grup arkadaşla
pusuya düşecek ve yanında 9 arkadaş şehit düşecektir. Adil
arkadaş yeni bir arkadaştır. Henüz pişmemiştir. O zamana kadar
olmamış bir olay yaşanır. Halk şehitleri üstlenerek köylerine
götürür. Ardından Silopi Gıre Çulya da 5000 kişinin katıldığı
bir oturma eylemiyle kapsamlı bir serhildan başlatılmış olur.
1989 sonbaharında ben bir
ara yine Cudiye cephane almaya bir takımla gelmiştim, bizler
Gabardan gelmiştik. O zaman bizler eylemsellik konusunda fazla
başarılı değiliz. Daha çok çatışmalarla uğraşıyoruz, ancak Cudi
alanının birçok eylemi var. Ve bu doğalında bizde bir eziklik
yaratıyor. O zaman hatırlıyorum, oraya Aziz arkadaşın yerine
Şiyar yani Kazım Kulu arkadaş gelmişti. Bizimle çok ilgilendi.
Moral vermeye çalıştı. Ezik olmamamız gerektiğini, sonra
bizimde eylemler yapacağımızı söyledi. Ve gerçekten de ileri
düzeyde bir ilgilenmeydi.
Hâlbuki bu ilgilenen Şiyar
yoldaştı, yani Dersimin doğurduğu en büyük insanlarından
biriydi. Ve öyle olacaktı zaten Şiyar. O zaten başka olamazdı.
Hafif sarışın kumral saçları, gözlerinin güleçlik saçması,
tebessümü, sıcaklığı ve tabii ki ikna gücünün yanı sıra insana
yakınlığı çok etkilemişti beni. Birde o ince, zarif uzun boyuyla
o zaten bir ulvi çınardı. Ayağa kalktığında ve yürüyüşe
başladığında onunla yarışacak olan yoktu. Bir keresinde Cudinin
eteklerinde yarış yapılır, kim en erken Cudinin zirvesine
yetişir diye. Bu yarışı Şiyar arkadaş kazanacaktı. O en atik, o
en hızlı, o en canlı, o en hyper aktif ve o en hep önde.
İşte bu kez Cudiye
gittiğimde Adil arkadaş Şiyar arkadaşın yanındaydı. Şiyar
arkadaş onu gözbebeği gibi koruyordu. Sanki Şiyar onun abisiydi.
Onsuz Şiyar yoldaş bir yere gitmiyordu. O, yani Adil arkadaş hep
onun başucundaydı. Benim Adil arkadaşı en çok tanıdığım günler
bu günlerdi. Kaldığımız sürede o en ileri takım
komutanlarındandı. Ve epey sohbetlerimiz oldu. Bu sohbet en son
2425 Kasım 2007 yılına kadar sürecekti
Ve bir müddet Adil arkadaşı
görmeyecektim. Çünkü o sonbahar 1989 Şiyar yoldaşla birlikte
önderlik sahasına-Mahsum Korkmaz Akademisine-gidecek orada uzun
bir eğitim alacaktır. Mahsum Korkmaz Akademi öğrencisiyken bir
dönem Parti Önderliğimizin güvenliğinde de yer alacaktır. O
henüz genç bir militandır. Şunu hemen söyleyelim. Botan
eyaletinde katılıpta o kadar erken süreçte önderlik sahasına
giden bir Adil arkadaştır birde Erdale Gundike Meledir. Bu onun
Botan da yaşadığı gelişmenin bir sonucudur. Önderliğimiz her
zaman sahaya gelip gidenlere ülkedeki arkadaşları sormuştur.
Gelişme vaat edecekleri, gelişme kaydedecekleri ve belli bir
potansiyelleri olanları hem sormuş hem de yanına erkenden
almıştır. Çünkü bu halkın en gözü pek ve gelişme yaratacaklar
militanlara ihtiyacı vardır. Onlarında eğitime ihtiyacı vardır.
En iyi eğitimde önderlik sahasında verildiği için en iyileri hep
oraya yani Ortadoğuya çekilerek özelde felsefik, ideolojik,
siyasal ve askeri eğitimlerden geçirilerek geleceğin yüklerini
taşıyacak olanlardır.
İşte, Adil yoldaş çok
erkenden, henüz gençken gitmiştir. Bir taraftan eğitim alırken,
diğer taraftan Beyruta kadar giderek tedavide görür. 1990ların
sonunda Cuma arkadaşla önderlik sahasında 4. Kongreye gelerek bu
toplantıya katılacaktır. O zamanlar bu kadar yeni bir arkadaşın
Kongreye katılması olağanüstü bir şeydi. Hele hele yeni
katılan, Botanlı yeni bir genç ise, daha dikkat çekici oluyordu.
Ben Adil arkadaşı uzun bir
aradan sonra tekrar Haftanin de 4. Kongrenin yapılacağı yerde
gördüm. O önderlik sahasında gelmiş, biz ise pratikten gelerek
önderlik sahasına gideceğiz. Benimle birlikte 17 Botanlı arkadaş
var. Hepimizi önderlik istemiş. Cuma arkadaşlar görüştükten
sonra yola çıkacağız. Ancak bu arada Adil arkadaşla bol bol
önderliği konuşmuşuz, nasıl davranacağımızı, nasıl
yaklaşacağımız ve nasıl gelişebileceğimizi epey tartışmışız. Bu
umutlarla özelde de önderliği görme özlemiyle sahaya doğru yola
çıkacağız.
Kongre sonrası o Gabara
düzenlenir. Gabar da onu Haruna mıntıkasına verirler. Geniş bir
alan sahip olmasının yanı sıra, birçok cephe çalışması
yürütülmesi açısından da üç kazası bulunan bir alan. Cizre,
Güçlükonak, İdil derken yüzlerce de köy. O Kongrenin verdiği
moral ve motivasyonla hızla çalışmaya girer. Onlarca köyle
toplantı yapar, kazalara adam gönderir, milisleri çağırtır ve
birçok köyü silahsızlandırır.
O dönemler başında geçen
ilginç bir olayı bana anlatmıştı. Hani şairin dediği gibi; tam
siyah beyaz film gibi, bir roman gibi
Aynen öyle. Çiyaye Bızına
tarafından göreve giderken Pale Mardinli yoldaş öncüdür. Derya
Bermasore de, Pale boğazı kontrol etmeye gittiğinde ne görsün,
mevzilerde mışıl mışıl yatan askerler. Geri dönüp Adil arkadaşa
ne yapılım tartışmasından sonra Adil arkadaş mevziiyi vur
silahları da al gel der demez yoldaşlar tekrar sessizce
sızarak mevzide yatan askerleri hem bombalarla hem de tarayarak
birkaç tanesini öldürdükten sonra 2 adet portatif G-3le geri
gelmişlerdi. Yapılacak ilk iş hızla gerisi gerisine gitmekti.
Yapılanda odur. Ama!
Ama geri döndüklerinde
Ziyarete Şex Şarıkta pusuya düşüyorlar. Tam da Behre Mere, Gabar
yolu, Dara yolu ve Ova da gelen yolların buluştuğu üçgen ya da
dörtgen mi diyelim, her taraftan yoğun atışlar var. Adil arkadaş
gücü en azında az da olsa kurtarabilmek için kendini Kale Şex
Şarıka veriyor. Birde ne görsün. Kalenin içerisi dolu asker! Bu
askerler arkadaşları tarıyorlar. Onun giydiği parka amerikan
tipi bir askeri monttur, elinde bir M16, cebinde askeri telsiz
ve yüzlerinde tüy düşmemiş bir genç. Askerlere, bir subay
edasıyla bağırarak kesin ateşi, namussuzlar, kim size ateş
edin demiş der demez, askerlerin bu şok anında M-16sı ve
bombasıyla mevzileri tarayarak ve vurarak ve de hızla kaleden
atlayarak uçurumlardan kaçıyor. Tabii bu arada askerler ateşi
durdurmuş, vurulmayla birlikte yeni yeni asker montlu gencin
gerilla olduğunu fark ediyorlar. Ama çoktan atını alan Üsküdarı
geçmiştir. Hemen etrafını arama tarama yapan düşman, kendisini
sırtlardan aşağılara sarkarken Adil arkadaşın kendisini
sakladığı ve bir eliyle silah, bir eliyle bombasını çekili halde
beklediği bir pozisyonda düşmanın bir subayı o taşın üstüne
gelerek nereye gitti bu adam, yer yarıldı da içine mi daldı
gibi sözler sarf ettikten sonra kendi yerine gidecek havale Adil
arkadaşta tekrar dönerek kendi yoldaşlarını bulacaktır. Hiçbir
kayıp ve yaralanma yoktur.
Devam edelim çalışmalarını
anlatmaya. Ancak bir köy vardır ki özgünlükleri vardır. Adil
arkadaş silahsızlandırır, ancak köyün büyükleri gelip tekrar
tartışırlar sen bizim silahları ver biz gidip yarın
kendimizi indirelim, yoksa devlet bize çok yüklenerek
zorlayacaktır. Ve bizde o zaman istenilen yurtseverlik
görevlerini yapamayacağız derler. Bu istem mantıklı gelir
ve mantıklıdır da. O silahları geri verir. Ancak ne hikmetse
aylar sonra bu silah hikâyesi gündeme gelir ve Adil arkadaş
köylerle uzlaşmakla, kuyrukçulukla eleştirilerek görevden
alınır.
O artık bir savaşçıdır.
Görevden alınmıştır. Şunu hemen Adil yoldaş için söyleyelim. O
görevsiz olduğunda hiçbir zaman kendisini çalışmalarda geri
çekmemiştir. O bir militan her zaman militandır
çizgisiyle olay ve olgulara yaklaşmıştır. Ve nitekim ondandır ki
o görevsizken en aktif katılan pozisyonda geri durmamıştır. Ve o
görevsizken herkes onu yanına alma ısrarını sürdürmüştür.
Çünkü o bir eylemci, o bir
katılımcı, o bir yapan, o bir uygulayan, o bir cesaret kaynağı
ve bir mütevazi militan. Kim onu yanına almak istemez ki!
19911992 yılı kışında Adil
arkadaş savaşçıdır, yani görevsizdir. O kışın çok kar yağmıştır.
O kışın düşman çok yoğun ve yeni bir teknik kullanarak gerillaya
bir sürpriz hazırlamıştır. O da yeni satın aldıkları
kobralardır.
Düşman, 1991 sonu 1992
kışından ilk kez kobra helikopterleriyle yeni bir saldırı
hamlesi başlatır. Savaşlarda her yeni hamle, her yeni bir teknik
geliştirildiğinde karşı hamle ve geliştirilen yeni tekniğe karşı
çözüm bulunana kadar epey zorluklar çekilir, kayıplar yaşanır.
Hele hele çözüm bulunmazsa akebinden yenilgi gelir. Önemli olan
yeni saldırı ve tekniğe karşı hızla yeni savunma ve tekniği
bulmaktır.
Düşmanın yoğun
saldırılarına karşı çok değerli yoldaşlarımızı kayıp etmiştik.
Bunlar içerisinde Besta da şehit düşen Haşim Bluzeri de vardı.
Yine güç eğitimsiz kalmıştı.
Şu iyi bilinmelidir,
PKKliler eğer bu kadar ayakta kalabiliyorlarsa asıl güç
kaynakları onların Önderlik eksenli gördükleri eğitimlerde
kaynağını almaktadırlar. Bu kaynaktan beslenmeyen bir güç
yozlaşmaya, didişmeye, çekişmeye, üretkensizliğe ve en önemlisi
de kendi içine dönmeye mahkûmdur. Bu bizde-PKKde-bir altın
kuraldır. Her zaman gücünü ve kendini eğiteceksin. Hani önderlik
diyor ya beyni, yüreği bizimle olmayanın pratiği de bizim
değildir. Aynen öyledir, bizimle olmayanın
yaşayacakları karşıt sistemdir, yani köhnemiş kapitalist-feodal
değer yargılardır.
İşte, o yıl Gabar
güçlerimiz eğitimlerini yapamamışlardır. Güçlerini
koruyamamışlardır. Epey şahadet ve yaralı vermişlerdir. O zaman
Mişare alanında yaşanan kayıpların ardından halktan herkes o
kışın ortasında yardıma gelerek yaralıları ve ortada kalan
güçleri korumaya çalışmışlardı.
Bir anayı anmadan
geçemeyeceğim. Bir ana-ismini şimdi vermek yerinde olmayabilir-o
zaman tek başına bir bölük gücü bahara çıkarmıştı.
Yanı başlarında Cudide
kendi gücünü koruyarak bahara giren Erdal Heyştani yoldaş,
düşman kışın erkenden Cudiye çıktığında o gündüz Derya
Bilurvanda bulunan düşmana yönelerek 11 ölü verdirmiş ayrıca 8
G3, 57 top ve MG3 kaldırarak eylemsel hamlesine başlamıştır.
Yine Derya Bilurvanda olduğu gibi en önde aynen Erdallar
geleneğinden olduğu gibi 1MG3, 4 G3 askeri malzemenin yanı
sıra dev gibi cihazlarda ele geçirerek bahar hamlesini
başlatmıştır bile.
Gabar da eylem yok. Eylem
olmadığı gibi yönetim birbiriyle uğraşmaktadır. Bu arada Adil
arkadaş yine manga komutanı yapılmış, yani en alttan başlayacak.
Bu gerçekliğe rağmen yönetim toplanırken o da çağrılmakta ve
ondan da görüş istenmektedir. Gabar da sorumlu-sonra da ihanetçi
işbirlikçi çetelerle gidecek-olan Celale Şırnakı var. Bir iki
komutan beni bölük komutanlığında al der, Adil yoldaş ise
beni Dersime gönderin olur. Aslında burada gizliden gizliye
Şiyar yoldaşın yanına gitme istemi vardır. Çünkü o dönemlerde
Şiyar-Kazım Kulu yoldaş Dersim eyalet komutanıdır.
Özcesi yönetim bir pratik
çıkarmadığı için alana destek amaçlı siyasi formasyonu olan ve
yeni gönderilen Xelil Derik arkadaş var. Sonra da eyalet
komutanı olarak Garzan da şehit düşecektir. Ta o dönemlerde
halkın Agit arkadaşa benzettiği bu şeker mi şeker, bilinçli,
alçak gönüllü, mütevazı aydın genci Şırnaklı zırh köylü Celal
kabul etmediği için Xelil yoldaş rolünü yeterince oynamayarak
işlevsizleştiriliyor.
Aslında-bilinçli ya da
bilinçsizce olsun-PKK saflarında önderlik çizgisinin dışında
uygulanacak bir çizgi nasıl olursa olsun, kimin tarafından
olursa olsun bu çizgiyi uygulayan bireyler eni sonunda-eğer
kendilerini düzeltmezlerse-bu çizginin dışına çıkacak ya da
çıkarılacaklardır. Nitekim feodalizm kokan, kariyerist,
komplocu, kendisini büyük gören, hastalıklı benmerkezci yapı ya
da yapıların pratikleri bizim olamaz. Böylesi bireylerin
pratikleri didişmelerle, çekişmelerle, çekememezliklerle dolu
olacak. Nitekim Celal Şırnak ta nereye giderse gitsin bu
yaklaşımlarından dolayı hep birazda bu durumu yaşamış, eni
sonunda çeteleşerek çetelerin içine gitmiştir. Bu gerçekler
niyetlerin dışında yaşanmış gerçeklerde olsa, yaşanmıştır.
Ve bu uğursuz feodal
kariyerist gururdan dolayı Gabar da ciddi bir pratik çıkmayacak
ve iç sorunlarla uğraşma devam edecektir. Bu arada hareketli
birlik Cudiye geçecek ancak Erdal Heyştani-Cudi
sorumlusudur-şahadeti yaşandığı için Gabar da ki eylemsizliğini
oraya yani Cudiye bulaştıracaktır bu didişmeci.
Baharla birlikte görev alan
Adil arkadaş dediğimiz gibi manga komutanıdır. Fazıle Giteyi bu
arada Besta da yapılan toplantıdan dolayı Gabara geçici olarak
bakmaktadır. Bir gün Çiyaye Bızına da bulunan Kasra Bunısraya
arkadaşlar manga manga yerleşiyorlar. Öğlen toplantı yapılacak.
Toplantıyı Fazil Gite yapıyor. Adil arkadaşa sinirli olması,
erken daralmasından dolayı eleştiriler geliyor. O fazla
hazmetmeden renk değiştiriyor. Ancak bir ara başını hafif
kaldırarak kaşlarının arasında araziye bakmak isterken va lı
diya xwe go der demez bombaları çekerek düşmana yönelmesi
bir olur.
İşte adil arkadaş budur.
Oldukça soğukkanlı, onun karşısına düşman en yakın mesafede de
çıksa, o hiç tereddüt etmeden bombasını çekip üzerine yürümesini
bilendir. Hâlbuki savaşlarda ani şoklar olağanüstü değildir,
çoğu zamanlar belki de o ilk anda ki şok normalde
karşılanabilir. Ancak Adil arkadaş da bu yoktur. O her zaman
bombasının pimini çekmeye hazır bir savaşçıdır.
Bu ilk görülen iki askeri
yere serdikten sonra 2 adet G3 portatifi de kaldıracaktır.
Hatta arkadaşlar Adil arkadaşın daraldığını bildikleri için ne
oluyor diyerek önce şaş kalırlar, ancak yerde serili düşmanı
görünce de yiğidin hakkını yememeli misali onun hakkını
ona teslim edeceklerdir.
Çatışma gün boyu sürdükten
sonra gidilecek yer üzerine tartışılır, ancak Adil arkadaşın
Gabar da kalalım görüşü yerine Cudiye çekilelim kararı
çıkar. Doğalında daralmış olan Adil arkadaş daha daralır. Cudiye
giderken Deraya gidilecek. Yolda Derya Siyarede pusuya
düşerler. Bu demektir yarın Çiyaye Dera'da çatışma! Bu pusuda
dört arkadaş gruptan kopuyor. Arkadaşlar Çiyaye Dera'ye
geldiklerinde Adil arkadaş kimseyle konuşmuyor, daralmıştır.
Çünkü o hattın güvenlikli olmadığını önce söylemiştir. Ama
dinlenmemiştir. Bir ara kendini tepeden bırakarak aşağılara
gelen köylülerle görüşür. Gruptan kopan arkadaşları bulup
getirmelerini söyler. Nitekim sonra da o dört arkadaş grup
Cudiye çekildikten sonra gelip gruba yetişeceklerdir. İşte bu da
Adil arkadaştır, o inisiyatiftir, her zaman en doğru inisiyatifi
kullanandır.
Önderlik 92 yılının Ağustos
ayında hamlenin Gabar tarafından yapılmasını istiyor. Gabar'daki
sessizlik iyiliklere alamet değildir. Bu durumun değişmesi
gerekiyor. Cudiye gidip eylem konusunda boş dönen Bölge komutanı
beraberinde epey cephane getirmiştir.
Süreci başlatacak eylem
Gabar da yapılması gerekiyor. Karar Mişare de bulunan Reşine
köyü karakoludur. Hazırlıkları mıntıka so5rumlusu olarak Rojhate
Bluzer yapacak.
Ancak bu karakol baskınını
anlatmadan Reşine köyünü anlatmak gerekiyor. Kürt hareketinin
geliştiği 70li yıllarında tutun da 80ler sonrasında bu köy hep
bir yurtseverlik örneği olmuştur. KUK merkezi burayı epey
kullanmıştır. Bu bağlamda Kürt Özgürlük Hareketi alana
geldiğinde bağrını en çok açan bir köydür. 1984 sürecinden sonra
düşman birçok evlerini yakacak, işkence yapacak ve epey
zorlayarak koruculaştıracaktır. Ancak 1992 yılında köy
silahlarını toplu bırakacaktır.
İşte, 1992 yılının 15
ağustosundayız. Hedefimiz Reşine karakoludur. Köyün içerisinden
giriş yapıyoruz. Halk destekliyor. Karakola yöneliyoruz, saldırı
kol komutanı Adil, Rojhat, Pale Mardin arkadaşlardır. Karakolun
tümü düşüyor. Süleymani Derşevi yoldaş şehit düşüyor, Rojhat ve
Adil arkadaşlar hafif yaralanarak eylemde çıkıyorlar. Kaldırılan
malzemeler; 81lik havan, 60lık havan, 57lik top, 1MG3, 15
adet G3 ve birçok cephane. Arkadaşlar düşman üzerinde
kaldırılan cephaneyi getirdikleri ona yakın katırla yükleyip
götürüyorlar.
Eylemin ertesi günü ben
Garisadayken eylemin tekmilini bana verecekler bende karargâha
aktaracaktım. Zaten eylemden sonra düşman araziye çıkmayacak ve
arkadaşlar sakin sakin kendi üslerine çekilecekler.
Eylemden sonra düşmanın
neredeyse hiçbir yerde görülmeyecek işkenceleri Reşine
köylülerine uygulayacaktı. Eylemden sonra bu köyden bize epey
gençte katılmıştı. Ancak düşman aylarca köyü ablukaya alarak,
işkence yaparak, iradesini kırmayı hedefliyordu. Köylüler
köylerini terk etmek istediklerinde düşman bırakmıyor, hem
kalmalarını zorluyor hem de koruculuğu dayatıyor. Köy stratejik
bir yerde olduğu için köylülerin gitmesi demek karakolun da
bırakılması demek olacağı için, düşman dediğimiz gibi her şeyi
bu eskiden yurtsever olan köye yüklendikçe yükleniyor. Uzun bir
direnişten sonra köylüler teslim olacak, silah alacak,
koruculaşacak ve giderek devrimin en azılı karşıt bir kalesi
olacaklardır. Ve bu uğursuz durumlarını halen bugün devam
edeceklerdir.
Söylemek istediğim,
düşmanın akla hayallere gelmeyecek işkence yöntemlerle insanları
iradesizleştirerek kendi yanına almasıdır. Bugünde birçok çete
köyünün asıl hikâyesi budur. Düşmanın canavarca köpek sürüleri
gibi saldırılarına tahammül edemeyerek düşmanın yanına
geçmişlerdir ve adım adım kendi köklerinde uzaklaşarak tam
karşıt hale gelmişlerdir.
Terörist TC devleti
halkımızın ayağa kalkışına tahammül edemeyerek 1992 yılında
gelişen serhildanlara silahlı saldırmıştır. En kanlı geçen
faşizan bastırma girişimi Şırnak'tır. Burada onlarca yurtsever
katledilmektedir. Tesadüf değildir bu faşizan yönelim 15 ağustos
günü yapılmaktadır.
Parti Şırnak merkeze destek
amaçlı eylem talimatı vermişti. Besta da Tepe Gundik
düşürülürken, Şırnak Eruh yolu kaymakam mevkiinde kesilerek yok
kontrolleri yapılır, peşinde de Adil arkadaşın içerisinde
komutan olarak yer aldığı Kale Reşine vurulur. Burada 60lık
havan ve 4 G3 silahı kaldırılır.
1992 Besta Büke'de eyalet
toplantısı yapılacak. Ben o zamana kadar Garisa da sorumluyum.
İlk kez üst düzey bir toplantıya katılacağım. Toplantıda
önderlik benimle de konuşuyor ve düzenlememi Hareketli Birliğin
başına yapıyor. Yani bölük komutanıyım.
Hareketli birlikler
mücadelemizde her zaman önemli yerler tutmuşlardır. Yer yer bu
birlikler sayıları aşırı artırılarak hantal hale getirilmiş-o
zaman bunlara Ana Birlik diyecektik-, tabii sonrada öğreneceğiz
ki bu isimlendirmeler Maoda da varlar. Önderlik her zaman
gerilla olarak kalmamızı bize dayattığı için hareketli
mangaları, hareketli takımları, hareketli bölükleri daha fazla
tercih etmiştir. Sayı kalabalığı gerillada, yürüyüşün ağır
geçmesine yol açar. Erzak temini zorlaşır. İz sorunu hep kalır.
Kamuflaj edemezsin kendini. Gizli olamazsın. Kısacası gerilla
olamasın. Hâlbuki gerilla güçleri sadece toplantı, eğitim ve
eylem için büyük güç yoğunluğu bulundururlar, başkası gerillanın
doğasına aykırıdır.
İşte önderlik hareketli
birliklerin kalitesi, hızlarına çok dikkat ediyordu. Hareketli
birlikler çığır açan birliklerdi. Nerede eylem yoksa orada eylem
yapacak, nerede tıkanma varsa orayı açacak, nerede sorun varsa
orada onları çözecek. Ve tabii bunları yaparken hep önde olacak,
öncü olacak ve tüm gücü kendi duruşuyla sürükleyecek. Bunun için
hareketli birliklerin elemanları hep seçme arkadaşlardan
oluşuyordu.
İşte, şimdi önderlik beni
böylesi bir birliğin başına veriyordu. Yanımda da eyalet
komutanı olacak. Yani eyalet hareketli birliği olacağız.
Toplantı dağıldıktan sonra
biz o dönemler azılı olan ve sonraları boşaltılan Navyana Şexan
korucu köyünü silahsızlandırmak istiyoruz. Amacımız bir mermi
patlamadan silahsızlandırmaktır. Korucuların tuttuğu bir tepe
var, buraya Hamide Heyştani yoldaşı görevlendiriyoruz ve köyün
etrafını kuşatıyoruz. Ancak bir arkadaşın elinde kazarın
patlayan B7 roketi planımızı alt üst ediyor ve çatışma
başlıyor. Tepeyi düşürüyoruz, tüm malzemesini alıp geliyoruz,
bunların içinde düşmana ait 1 MG-3'te vardı. Ancak köye
yaklaşamıyoruz. Çünkü amacımız oradakilerini vurmak değil
silahsızlandırmaktı. Olmuyor, geri çekildikten sonra kaza yapan
arkadaşı silahsızlandırıp tecride alıyoruz. Çünkü yaptığı tam
bir askeri disiplinsizlik ve suçtur.
Yönümüz Gabara doğrudur,
giderken Çırava uğruyoruz. Suledeyiz. O zaman orada Adil arkadaş
yine atikliğiyle göz dolduruyor, Rojhate Bluzeri zaten orada
sorumlu. Sonra da Gap komutanlarından olacak Resul yoldaşta var
orada. Epey zamandır görüşmemişiz. Bir ara çantalarımızı
indiriyoruz, kimin neyi var neyi yok. Hepimizin askerlerde
aldığımız çantalarımız var. Eşyalarımızın en çoğunu o yani Adil
arkadaş almıştı. Adil arkadaş biraz güzel şeyleri, yeni şeyleri
severdi. Bu özelliğini yıllar sonra da sürdürecekti. Çantasında
her zaman yeni şeyler, yeni teknikler, yeni kitaplar, yeni
gerillaya gelen malzemeler hep vardı. Sempatikliği, güleçliği,
rahatlığı, esprili olması ve tabii cana yakın olmasından dolayı
kimden ne alırsa kimse ona yok demeyecekti. Çünkü ondan ne
istenirse o hayır demesini de zaten bilmeyecekti.
Bir müddet kaldıktan sonra
planlamamızı yapıyoruz ve Aval karakolunu kaldıracağız. Tam bu
esnada Güney deki ihanet savaşı başlıyor.
Biliniyor, 1992 yılında
KDP, YNK, TC ile ABD ve İngiltere'nin icazeti ve destekleriyle
bize karşı Güney Kürdistan da bir saldırı başlatılır. Güneyli
güçler kendilerinin tanınmaları için bu ihanete soyunurlar, TC
zaten inkâr ve imhayı baştan beri dayatıyor, ABD ve İngiltere
ise PKK çizgisini kendilerine tehlike görmektedirler, önceleri
bizi kendi kontrolüne almak için girişimde bulunurlar ancak
başarılmayınca tümden tasfiyemize yönelirler. Hani yıllar sonra
sözde ABDnin bize yakın olduğunu iddia edecek bir sürü zerzevat
Türk aydın takımı var ya bilmezler ki bu emperyalist güçler
yıllardır bize karşı direk savaşmaktadırlar.
Düşman güneye yönelince
birçok askerini Botandan çekmişti ve bazı karakollarını
boşaltacaktı. İşte biz tam bu süreçte Aval karakol tepesini
hedefleyeceğiz ve karakolu da iyice etkili vuracağız.
Ben ve Rojhat 2 kol
biçiminde karakolu vuracağız, Adil arkadaşta tepeyi vuracak kol
komutanıdır. Biz harekete geçtik. Meğer düşman karanlık çöker
çökmez bir-iki kolunu araziye pusu atmak için gönderiyor. Ortaya
çıkıyor ki biz yeterince iyi bir keşif yapmamışız. Eylemi
başlatma parolamız Em e buxin dur. Yani biz
yiyeceğiz.
Adil arkadaş cihazda ikide
bir em e buxin diyor ama biz yerimizi daha almamışız
nasıl eme buxin diyeceğiz. Bir müddet sonra Adil
arkadaş tekrar öyle bir iştahla em e buxin dedikten
sonra, eylemi ben koordine ettiğim için em e buxin
diyoruz ve her taraf ana baba günü oluyor. Karakolu vuruyoruz.
Bir de ne görelim; karakol kendisini savunmak için bize atıyor,
araziye çıkan iki kol ayrı ayrı yerlerden bize atıyor. Yani biz
arada kaldık. Karakolu epey vurduk ama sorun vurmak değildir,
sorun darbe yemeden vurmaktır. Bu şartlarda geri çekilme
talimatını veriyoruz. Moralimiz bozuk, alt üst olmuşuz. Bir
şehit iki ağır yaralımız var, muhtemelen şehit düşecekler. Biz
daha bu hesapları yaparken birde baktık ki Adil arkadaş tekmil
veriyor. Tepenin tümünü düşürmüş 1 Bazuka, 5 G3 ve çok sayıda
askeri malzeme ve birde esir asker.
Adil arkadaşın bu başarısı
yüreğimize bir nebzede olsa su serpmişti. Hepimiz bir araya
geldiğimizde yaralı olan yoldaşlardan ikisi şehit düşüyor.
Sertaç, Şere Tayi ve Xebat-küçük güneyli şehit yoldaşlarımızı
kaldırıyoruz.
Biz merasimimizi yaparak
uzakta karakolun yükselen ateşini o güzelim ay ışığında
göreceğiz. Yine ayağını burkmuş Türk Mehmetçiciğinin seke seke
yürüyüşünü bu yükselen ışıklar içinde seyrederken düşman
cihazını da dinliyoruz. Daha rütbeli olan bir komutan, tepede
kaçıpta kurtulan tepe komutanıyla konuşurken mayınları
patlattın mı o evet diyor, cephaneni tükettin
mi o evet diyor. Yani demek tepe komutanı elinde
geleni yapmış sonra tepeden kaçmış anlamına geliyor bu
söylenenler. Tam da bu esnada Adil arkadaş cihaz muhaberesinin
arasına girerek sen yalan söylüyorsun, tek bir mayın
patlatmadın, tek bir mermi sıkmadan, bak bu kadar cephane ve
silah elimde bir de İsa Kahraman-Çorumlu askerde yanımdadır
dedikten sonra askerlere epey takılmıştı. Sonrada öğreneceğiz ki
bu tepede arkadaşlar öncede bir asker esir almışlar.
Evet, Adil arkadaş budur
işte. Hiç istifini bozmadan, heyecanlanmadan, paniklemeden,
eylemini yapıp sonrada düşmanla alay eden arkadaştır. O da bizim
gibi Botanlı olmasına rağmen Türkçesi hepimize göre her zaman
iyiydi. Çünkü o okul okumuştu, öyle olunca doğalında bizden daha
iyi bilecek ve düşmanla daha fazla alay etme şansı elde
edecekti. Eylemin ardından
Aval karakolunu düşman
tümden boşaltacaktı.
Küçük bir not olarak İsa
Kahraman ve sonra da Derşev karakolunda kaçacak üç askeri
yakalayacağız ve sonra da hepsini örgüte teslim edeceğiz,
örgütte arabulucu örgütlere vererek serbest bırakacak bunları.
Eylemden sonra düşman
araziye çıkmamıştı. Bizde yolumuzu Gabara doğru devam ettik.
Giderek sayımız artıyor. Hareketli birlikle birlikte Çırav
güçleri derken tüm Gabar güçleriyle yaklaşık 200 arkadaş olduk.
Bu arada Şiyar-Kazım Kulu arkadaşın Gabar üzeri önderlik
sahasına geçeceğini duyduğumuz için bir an önce onu görmek için
Gabarın içlerine doğru yürüdük. Ancak Xelil Derik arkadaş
Şiyar arkadaş geçti dedikten sonra çok üzüldük. Çünkü
görememiştik.
Ertesi gün radyoda Çiyaye
Dera'da ki çatışmada 11 arkadaşın şehit düştüğünü duyduğumuzda
tam bir mateme boğulmuştuk. Ve bir gün sonra çatışmada kurtulan
bir arkadaş bize yetişecek ve Şiyar yani büyük komutan Kazım
Kulu arkadaşın şehit düştüğünü söyleyecekti.
Her zaman sevdiğimiz,
yanında kalmak istediğimiz, onun için ta Dersimlere gitmek
istediğimiz büyük komutan şehit düşmüştü. O Agit arkadaşın
ayarında bir komutan olarak tüm Botan halkını etkiliyordu.
Boyuyla posuyla tam bir cengâver, göz dolduran bir militan.
Bilinç düzeyiyle herkesi kendisine bağlıyan ve etkileyen bir
partili. O gerçekten de sözün tam manasıyla tek başına bir ordu
gibiydi. Onunla bir dakika havayı teneffüs eden bir kişi onun
enerjisinden etkilenmemesi mümkün değildi. Onu gören birinin onu
bir daha unutması düşünülemezdi. Bizim için yer yarıldı ve biz
yerin derinliklerinde kaybolduk. Adil arkadaş bir hafta
kendisine gelemeyecekti. Çünkü o onu çok seviyordu. Cudi de
onunla kalmış ve sonra da onunla Önderlik sahasına gitmişti.
Şimdi o yoktu. Bu Adil arkadaşı çok sarsmıştı. Ben keşke
Dersimde gelmeseydi dedikten sonra Adil arkadaşta her zaman
temiz duygularıylaonu önderlik istemişti, gitmesi
gerekiyordu diyecekti. Biz kötü vurulmuştuk!
Burada bir iki hususa
değinmekte yarar var. Güçler bir araya gelmiş, eyalet komutan da
hazırdır. Yeniden bir düzenleme yapıldı. Bu arada Adil arkadaş
bölük komutan yardımcılığına terfi ettirildi. Zaten duruşu bir
bölük komutanı olan Adil arkadaş çoktan bunu hak ediyordu.
Abdullah Omyanisi arkadaşı takım komutanlığına terfi ettiğimizde
o benim yerime başka bir arkadaş takım komutanı olsun, ben
yardımcı olurum, ben buna layık değilim diyecekti.
Size tuhaf gelebilir ama
bizde özgürlük dağlarında asıl işleyen kural budur. Yani
benim yerime diğer yoldaşlar komutan olsun yaklaşımı bir
militan ölçüsüdür. Savaşta da yoldaşıma gelen kurşun bana
gelsin felsefesi yaşam felsefemizdir. Belki kimi böyle
olmayan birey içimizde çıkabilmiştir, ya da yaşayabilmiştir, ama
unutulmamalıdır ki böylesi tipler uzun vadede halkın davasına
hizmet edemezler, çoğu kez görüldüğü gibi bu tipler saflarda
kaçarak düşmanın yanında onun çorbasını içmeye gitmişlerdir.
Toplantı yapılırken Mişare
de Pale yoldaş göreve giderken düşmanın bir kolunu görüyor,
hemen pusuya yatarak pususunu atıyor ve düşmanın üzerinde 2 adet
portatif G3 ve tim komutanın da 14 kanallı cihazı kaldırarak
yola çıktığında, karakol komutanı kobraları isteyecek taşkın
kol adında kobralar gelecek araziyi bombalayarak geri
gidecektir. Tabii eylemi yapan Pale Mardin yoldaşta cihazı
palaskasına takarak hiçbir şey olmamış gibi yanımıza gelecek.
Düzenlemeler sonrasında
boşa çıkarılmış olan Xelil yoldaşı örgüt destekleyecek ve Celal
Şırnak epey eleştirilecektir. Ve hemen toplantı ardından Fındık
tepesi vurulacak. Keşif ve planlamasında Adil arkadaş yer alsa
da o eylemde yer almayacak. Xelil Derik yoldaş eylemin hem
koordinesini yapar hem de o aynı zamanda havan topunu
kullanacaktır. Pale yoldaş kol komutanıdır. Eylem başarılıdır ve
tepe süpürülür. Kaldırılan malzeme; 8 G3, 1 M27, 1 60lık
havan ve bir sürü askeri malzeme. Bu eylemde Kerim isminde ki
küçük güneyli yoldaş şehit düşecekti.
Bu eylemlerden sonra
hareketli birlikle beraber en seçme arkadaşları alarak Cudiye
geçiyoruz. Güneydeki savaşa destek sunacağız, hatta sınırı vurup
arkadaşlara yardıma gideceğiz. Zaten bu arada iki birlik güneye
geçmiştir. Özelde Ahmet Rapo ilk olarak birliğini alıp gidendir.
Biz önderliğin
konuşmalarını dinlediğimizde güneyde belli bir tehlikenin
oluştuğunu sezmiştik. Türk tankları girmişti. Önderlik bu
tanklara karşı gerekirse intihar eylemleri
gerçekleştirebilirsiniz diyordu. Yine önderlik 1982 Filistin
direniş örgütü olan FKÖyü örnek veriyordu. Onlarda epey
zorlanmışlar, kuşatılmışlar intihar eylemlikleriyle kendilerini
korumaya alabilmişlerdir. Meşhurdur, 1982 yılında 200 üzerinde
Amerikan askeri intihar eylemleriyle öldürülecek, Amerika
askerlerini geri çekecek ve ardından FKÖ biraz kendisini sağlama
alacaktır.
İşte şimdi de aynı tehlike
bizim için vardı, bir tarafta Xakurktaki teslimiyet, diğer
tarafta Çukurca da geç başlayan direniş ve son olarakta tek
kalan Haftanin cephesi epey tehlikeleri barındırıyordu.
Yapılması gereken hızla müdahale etmek birde düşmanın arka
cephesinde düşmana vurmaktı.
Maden tabur karakolunu
vuracağız. Ben ve Adil arkadaş keşifte yer almamışız, ancak Adil
arkadaş karakol saldırı komutanıdır, ben ise koordinedeyim.
Eyleme başladığımızda kısa
bir süre sonra 17 panzer karakola müdahale için bizim pusuları
yararak geçtiler. İki tanesini imha ettik diğerleri bize geçerek
bize tehlike oluşturacak bir yere konumlandılar, yanan karakolu
vurmaya başladılar. Hem bizi vuruyorlar yani Adil arkadaşları
hem de karakolu. Düşünün 15 panzer yoğun tarıyor, taş üstüne taş
bırakmazlar ki! Kendi karakollarını, araçlarını, cephanelerini
ve ne kadar ortada duran malzeme varsa hepsinin suyunu
çıkardılar. O zaman Adil arkadaş böyle devam ederlerse
bizden bir tane bırakmayacaklar diyecekti. Ve biz hızla
geri çekilme talimat verdik. Ancak her yer ana baba günü. Tepede
bir arkadaş her Şırnaklıya bir panzer getirmişler
diyerek takılıyordu. Ancak takılma zamanı değildi. Adil
arkadaşlar sağlam geri çekildiler biz savunmadayız, ancak yeni
pozisyonda hedef deyiz. Yanımda bulunan Tekini Akiri bomba atarı
etkili kullanmaya devam ediyor. Ancak; Havanlar, tanklar,
panzerler, çevredeki karakollar hepsi bizi vuruyorlar.
Barutların kokusunda sersem olmuştuk. Yanımızda bulunan Cindi
Şelaruti arkadaşın boynuna havan topu deyecek ve şehit
düşecekti, yine Yılmaze Niheke o güzel, sarışın, bıyıkları
terlememiş gençte şehit düşecekti. Bizde zor bela bu beladan
çıkacaktık.
Güney savaşı sadece
Haftanin de devam ediyordu. Önderlikten talimat gelmişti. Biz
Cudi sırtlarında terli terli yürürken Adil arkadaş biz
önderliğin talimatını hemen bu gece okumamız gerekiyor diyecek
ve gücü toplayarak gece yarısı Cudi tepelerinin birinde, ay
ışığında bize talimatı okuyacaktı. Ona bu gece de olur mu
dediğimizde o biz hareketli birlikleriz, hareketli
birliklere talimat geldiğinde gece de olsa okur sabahta işine
koşar diyecekti. Bu arada Cudiye komutan olarak Celal Özalp
yani Numan yoldaş gelmiştir. O da bu duruma bakarak gülecekti.
Haftanine destek amaçlı
eylemlerimiz sürecek ve biz Gıre Ali tepesine konumlanmış düşman
üzerine kapsamlı bir eylem düzenleyeceğiz. Bu tepe aynı zamanda
güney savaşının bir nevi gerideki koordinesidir. Keşiflerinden
Adil arkadaş var. Tepeyi vuruyoruz. 8 adet G3, büyük cihaz,
MG3 kaldıracağız. Ancak Giteli ve Diderili iki Doğan arkadaşı
burada kaybedecektik. Sonrada bu tepeye Tepe Doğana ismini
verecektik.
Cuma Bilika arkadaş 200
arkadaşı Haftanin de yanımıza getirerek yeni güçlerin geleceğini
söyleyerek geri gidiyor. Biz Koxa çekiliyoruz. Oradan hızla
Adil arkadaş Gabara gönderiliyor çünkü gelen güçler için
hazırlığın yapılması gerekiyor. En önemli yerlerden birisi
Gabardır.
Tamda bu arada Gabardaki
arkadaşlar da Rojhate Bluzer ve Xelil arkadaşın öncülüğünde
Güneye destek amaçlı TRT Blucinayı vuruyorlardı. Xelil
arkadaşın kolu araziye çıkan TRT askeri güçlerinin pususuna
düşüyor ancak bu pusuyu vurarak imha ederek hedeflerine
yönelirken karakoldaki düşman askerlerinin yardıma koşmak
isterken, Rojhate Bluzer arkadaş arkadan karakola girerek tüm
karakolu ele geçirirler. 15 katırla karakoldaki cephaneyi
taşırlar. 15 adet G3, 1 adet MG3, 57lik top, 60lık havan ve
karakolda askeri malzeme olarak ne varsa.
Evet, bunlar güneyde
düşmanın çekilmesi için yapılan birkaç güzel eylemdi.
1993 yılında Besta da
yapılan toplantıyla Adil arkadaş Hareketli birliklerde bölük
komutanlığına terfi edilerek Cemal-Murat Karayılan-.yoldaşla
hareket edecekti. Bu arada eyaletin üç hareketli taburu
oluşturulmuştu.
Ben ise Tabur düzeyinde
Gabara gidiyordum.
Halen hatırlıyorum Adil
arkadaş Cemal arkadaşla Gabara gelmişlerdi. Onlara Gabar
navserin de tören hazırlamıştık. İki taburla ona iştimah
yapıyorum. Ve birde ismini duyduğum Cemal arkadaşı ilk kez
burada görecektim Epey zamandır süren ateşkes bitmek üzereydi.
Nitekim toplantıda Cemal arkadaş ateşkesin kalktığını
söyleyecekti. Ve tekrar bir eylemlilik süreci ancak bu kez
hiçbir zamanı aratmayacak bir eylemlilik süreci olacaktı
başlayacak olan.
Adil arkadaş hemen ateşkes
sonrası Gundık Mele Köyü karakol tepesini vuracak A6 silahıyla
birlikte bir sürü malzeme kaldıracak. Hemen ardından Çırav da
bulunan Mıla Kere karakol tepesi vurulacak MG3 ve bir sürü
malzeme kaldırılacaktır. Bu arada Adıl arkadaş Zozanlara gücüyle
geçecek yerel güçlerle birlikte Marinos karakolunu kökünden ele
geçirecekler sonrada yakıp yıkacaklardır. 20nin üzerinde
silahla birlikte katırlarla götürülen bir sürü askeri malzemede
cabası.
Adil arkadaş birliğiyle
tekrar Besta'ya döner. Bu arada düşmanın kapsamlı bir operasyonu
vardır. Özelde Mergumar da kalkarak hiçbir şey yokmuş gibi
düşmanın bir tabur komutanı yarma hareketiyle gelip gündüzün
ortasında Mevişke sırtlarını tutar. Ve buraya gelirken
arkadaşların önüne bıraktığı pusuları vurarak geçer. O zaman
Cemal arkadaş ne olursa olsun bu adamı oradan süpürüp o komutanı
da yakalayıp getirmek gerektiğinin talimatını verir. Çünkü adam
sanki elini kolunu sallaya sallaya en sağlam olan alanımıza
girmiştir. Adil arkadaş Gıre Xanededir. Yapılacak eylemle
alakası yoktur. Arkadaşlar güç ayarlayarak saldırırlar ancak
dişe dokunacak bir başarı elde etmezler. Kendi inisiyatifiyle
Adil gücü alıp düşman tepelerine saldırır. Tepenin yarısını
fazlasını ele geçirir. Çok sayıda düşman askeri ölüdür. Sabah
olmuş Adil arkadaş halen tepededir. Tepeyi bırakmaya niyeti
yoktur. Bunun üzerine Brusk tepeden çık diye talimatla ancak
tepeyi bırakacaktır. Brusk Adil arkadaşın cihaz kodudur. Bu
eylemden sonra ona yazılı bir takdirname verilecektir. Çünkü
onun yer almadığı, planlamadığı kendi inisiyatifle süpürdüğü bir
düşman söz konusudur. Bu takdirnamesini yıllar sonra Adil
arkadaş koruyacaktı.
1994 yılında Cudide asker
konsey toplantısı yapılırken Adil arkadaş Cizre de bir şey
yapabilir miyiz diye keşfe gitmişti. Ve birçok büyük küçük eylem
çıkardı. Ve o kışın Cudi de kalmıştı.
Baharla birlikte o var olan
hareketli taburlardan birinin başına geçecektir. Bu arada Cudi
de bölge komutanı Cumayı Bılıka arkadaş kobra saldırısı sonucu
şehit düşecektir. Alana sorumlu olarak Cuma arkadaşın yerine
geldiğimde, yapacağımız ilk iş intikamını almaktı. Nitekim
Bespin karakol tepesini vuracağız düşman cenazelerin 17
tanesinin üzerine gideceğiz ve üzerilerinde 1 adet A6, 2 adet
MG3, 1 adet 57lik top, 10 adet G3 ve bir sürü malzeme şehit
yoldaşın intikamı olacaktı.
Bu eylemden sonra Adil
arkadaş hemen Metina'ya geçerek Serbesta denen sınır üstünde
kurulmuş en azılı karakolun üç tepesine yönelirler. Taş üzerine
taş bırakmazlar. Tüm tepeleri yerle bir ederler, düşmanın otuza
yakın ölüsü vardır. Kaldırılan 8 G3, M G3 ve birçok askeri
malzeme. En etkili rol Adil arkadaşındır, o eylemin planlayıcısı
ve koordinesidir. Eylem uzun sürer sabah düşman çok kötü yönelir
ve yoğun uçaklarla vururlar, ancak toplam kaybımız birdir. O
eyleme için sonrada Mavada 1998 yılında şehit düşecek Tatvanlı
Berxwedan arkadaş bana Adil arkadaşın bir anısını anlatacaktı.
Berxwedan arkadaş düşman her türlü teknikle vurunca yanımda
arkadaşlar hiç kalmamıştı, kaybolmuşlardı, bende Adil arkadaşı
cihazdan arayarak benim arkadaşlarım yanımda yok,
görülmüyorlar dedim, o da komutanlık ekmek soğan yemek
midir, öyle olsa herkes komutan olur diyerek sert
kızacaktı. Ve ekleyecekti. iyi ki noktaya geri döndüğümde tüm
arkadaşlar noktadaydılar. Böylelikle ben biraz rahatlamıştım.
Sonra başlayan Zozan
pratiği. O yılda ne kadar güzeldi. Düşman yoğun yükleniyor hani
Tansu Çillerin ya bitireceğiz, ya bitireceğiz dediği
Yıllarıdır. Adil arkadaşın
Zozanlarda adım basmadığı yer yoktur. Hakkâri de bulunan
Kotranis karakolu yerle bir edilir, dönüşte Dahola ya bilmeden
çıkan düşmanın iki birliği gelip istirahat ederken hareketli
taburla bölge gücünün dibine gelip oturacak. Ve bu fırsat
kaçırılacak değil ya. Zaten saatlerce yürüyüp zor bela dağın o
yükseklerine çıkan düşman gücü haşat olmuştur. Hepsi yerlerde
uzanırken gerillanın etkili vuruşuyla büyük sayıda askeri güç
imha edilecektir. Bu eylemde Serbeste Hilali arkadaşta önemli
bir rol oynayacaktır.
Düşman bu eylemi halktan
hıncını bilerek-ki halkın alakası yoktur-Levine köylerine
yönelerek köylüler eşyalarını çıkarmadan yakıp yıkacaktı. Hani
sonradan sözde bizim vurduğumuz köyler diye yansıtacağı
köylerdir bunlar. Köylüler ancak zor bela canlarını
kurtarabildiler. İşte faşizmin asıl yüzü budur, buydu ve bugün
de bu devam ediyor.
Bu eylemlerde sonra Adil
arkadaş bir bölük gücünü alarak Batı Botana yönelecektir. Ve
Sixurpaşa mevkiine geldiklerinde-ki hani sözde arkadaşlar geri
geliyorlar-ancak gerilla için geri gelme, ileri gitme yoktur,
onlar için bu topraklarda atılması gereken düşman vardır. Burada
konumlanan bir düşman tepesine vurarak MG3 ile 4 G3 alarak
yollarını devam edeceklerdir. Adil arkadaşın yanında takım
komutanı olarak yer alan Erdal Sincer yoldaştır. Ve bu eylemin
saldırı komutanı odur.
Adil arkadaş taburun bir
birliğiyle Gabara doğru yoldayken taburun ikinci bölüğü yaşanan
çeşitli eylemliklerden sonra takibe alınır. Düşmanın büyük güç
kaydırmalarıyla Levine arazisi komple tutulur, böylece bölüğün
tüm geri çekilme hatları tutulur. Sabahın şafağında yaşanacak
olan pusu da 49 arkadaş şehit düşecek ve tarihe Çiyaye Reşke
şehitleri olarak geçeceklerdir. Herhangi bir güç değildir, Botan
da kadro olabilecek potansiyel taşıyan yoldaşlar arasında
seçilerek bu hareketli birliğe gelmişlerdir. Bu birliklerde
yaşayacakları savaş tecrübesiyle hızla kadrolaşarak Botan da ya
da ülkenin başka bir sahasında görev almaya hazır komutanlar
olacaklardır. Evet, bu kayıp Botan için çok ağır geldiği gibi
eyaletin tümünü sarsmıştır. Bu kayıpların intikamı kat be kat
alınmalıdır.
Adil arkadaş yanındaki
hareketli birlikle Cemal arkadaşın yanına gelmiştir. Güz hamlesi
Cudi de başlayacak ve dalga dalga tüm Botana yayılacaktır ve bu
eylemliklerde neredeyse tümünde Adil arkadaş en önde bir
planlayıcı ve uygulayıcı komutan olarak yer alacaktır.
Cudide arkadaşlar araziye
dayalı kapsamlı bir pusu hazırlarlar. Taktiksel olarak Gire
Ezmanayı arkadaşlar vuracaklar-ki vururlar, iki adet silah
kaldırırlar-ancak asıl hedef bu değildir. Sefineden inen yola
bir pusu kolu, Zerinkerin önüne bir pusu kolu da ve en son
olarak Riyale Cevhere bir pusu kolu yerleştirilmiştir. Sefine
kolunda gelen askerlere arkadaşlar pusuda29 gözle görülen
asker- vururlar. Burada ağır yaralanan takım komutanı Cudiye
Gundık Remo yoldaş sonra şehit düşer. Bespin'de gelen kolu da
başka bir kolumuz vurarak güz hamlesi başlatılmış olur.
Hareket devam edecek ve
zaman ilerledikçe Adil arkadaş devleşerek Botan da en etkili
komutanlardan olduğunu gösterecektir. Gabar da başka bir
hareketli tabur ZıvıngaHacı Ali karakol tepesine vuracaktır.
Ancak Botan da belki de en etkili eylem Serhattan karakol
baskını ile tepelerinin düşürülmeleridir. Bu eylemi baştan
sonuna kadar planlayan ve bizatihi uygulamasında aktif katılan
Adil yoldaştır. Askeri inceliği, kıvrak zekâlığı, erken koku
alması, hızlılığı, koordinedeki mükemmel idare edişi, düşman iyi
takip ederek zayıflıklarını erkenden bularak şahin gibi vurması
Adil yoldaşı her zaman savaşta biraz ayrı kılmıştır.
Serhattan eyleminde şehit
Engin Sincer yoldaşta bir takım komutanı olarak etkili rol
oynayacaktır. Yine sonra da Mava da şehit düşecek olan Serxwebun
yoldaşta önemli rol oynar. Tepe ve karakol tümden düşürülür.
Saldırı silahı olarak ilk kez havanda kullanılır, bu yeni bir
deneydir. Gelecekte epey faydası olacak bir deney. Bu eylemde 19
irili ufaklı silah kaldırılır. Ve Botanın tüm pratiğine
damgasını vurur. Peşinde hareketli birlik durmaz, eylemliklerini
Garisa da sürdürür. Güz hamlesin en son kapsamlı eylemi Şuz
üzerine olur her ne kadar bazı darbeler düşmana vurulmuş olsa da
istenilen sonuç bazı yetersizliklerden dolayı alınmaz. Buna
rağmen düşmanın ya bitireceğiz, ya bitireceğiz şiarına bir
cevap verildiği gibi o tüm tantanalı sözler boşa düşecektir.
Böylelikle 1994 yılı
kapatılarak 1995 yılına giriyoruz. 5.Kongrenin yapıldığı
yıldır. Adil arkadaş kongreye aktif katılır. Uzun süren bir
kongredir. Kongrede Adil arkadaş merkez yedek olarak seçilir,
ancak görevlendirilmede o Botanın dar üçlü yürütmesinde yer
almaktadır.
Botan sahasında iki Fırtına
Alay oluşturulur. Bunlardan birisinin başına-batı
cephesindekine-Adil arkadaş getirilir, doğu cephesindeki Fırtına
Alaya ise Dr. Bahoz arkadaş atanır. Yine en yetkin, seçme
güçler bu iki alay için hazırlanır. Ve böylelikle yeni dönemde
daha kapsamlı eylemlikler için yola çıkılmıştır, her kes
hazırdır.
Adil arkadaş henüz 23
yaşlarındadır. Görevler resmi açıklanırken mazbatalar verilerek
yapılıyordu. Bir ilkti yeni görüyorduk. Adil arkadaş
arkadaşların önüne çıktığında; ismi, kodu, yaşı soruldu o cevap
verdi, görevi okununca Abbas arkadaş aniden kafasını kaldırarak
yaşın 23 sen nasıl Alay komutanlığı yapacaksın diye o
zaman tuhaf bir soru soracaktı. Düşünün bir, henüz yaşı 23,
minyon yüzlü, oldukça kısa boylu, neredeyse tüysüz ve bir alay
komutanı. Bu tabii ki alışılmadık bir durumdu. Abbas arkadaşta
olsa alışılmadık bir durumdu bu.
Güçler harekete geçti.
Bilindiği gibi düşman 19 Mart 1995 yılında güneye kapsamlı bir
operasyon başlatmıştı. O zaman Adil arkadaş Botana geçerek
dönemin en kapsamlı eylemi olan Bişereş eylemini yapacaktı. Bu
eylem tam bir başarısızlık ve felaketle sonuçlandı. 12 şehit
yoldaş şehit düşecek ve çok sayıda arkadaşta yaralanarak tam bir
hezimeti yaşamıştık.
Önderlik bu başarısız eylem
üzerine Botan eyalet yönetiminin tümünü görevden alacaktı. Adil
arkadaşta görevden alınarak Zagrosa gönderilecekti. O dönem
birçok Botan komutanı alan da çıkarılarak başka eyaletlere
gönderilecekti.
Hâlbuki o dönem her güç
kongrenin aldığı karar temelinde kapsamlı eylemler yapacaktı.
Eğer bu olay Adil arkadaşın başına gelmemiş olsa başka
yoldaşların başına gelecekti. Çünkü önderlik henüz kongre ve
sonrasında gerilla takımlarının örgütlenmesini söyleyerek
düşmanın yoğun teknik ve tahkim edilmiş karakollarına karşı
sabit hedefleri yasaklamış ve kaygan, hareketli hedeflerin
vurulmasının talimatını vermiştir. Biz bir kez daha önderliği
dinlememiş, bildiğimiz, kürdün kaba tarza dayalı savaş tarzını
uygulayarak partiye kaybettiriyorduk.
Evet, Adil arkadaş eyalette
çıkarak ilk önce Zagroslarda imkânsızlıklara boğuşan bir saha da
yeni savaşçıların başında onlara eğitim verir. O kadar başarılı
işini yürütür ki önderlik ona özel takdirname belgesi gönderir.
O takdirname belgesini 2005 yılında bana gösterecektir. Yani o
alay komutanlığında alınmasına rağmen kendisini geri
çekmemiştir, aksine daha fazla kendini katarak bir militanın
yapması gereken militanlık görevini yapmasını bilmiştir.
26 ağustos 1995 yılında
ihanete karşı savaşta o takım komutanıdır, yani yine alta
başlayacaktır. Savaş kızışınca o dönemin eyalet komutanı görmüyor
musun heval müdahale edin, işe eliniz atın diyerek onun
kendini bir takım komutanı olarak kendisini görmesi değil,
genele karşıda sorumluk göstermesini isteyerek aktifleşmesini
isteyecek. O takım komutanı olarak başkalarının sınırlarına
girmemek için yani saygıdan dolayı bunu yapacak ancak buna
rağmen ona katıl çağrısı gelecektir. Ve o bu ihanet savaşı
bitiminde tekrar tabur komutanıdır. Ve en çok eylem yapan
kişidir. En çok silah kaldırandır. Ona bir eleştiride vardır,
yanında çok komutan şehit düşmüştür. Sonrada bu durumu
önderlikte eleştirecek, ancak savaş birazda gözü pek insanların
işidir, yani manga ve takım komutanların işidir.
Güney savaşı bittikten
sonra Zapta yaşanan tasfiyeci eğilimlerden dolayı Önderlik Cemal
arkadaşı Haftanin de Zapa gitmesini isteyecek ve orada askeri
konsey toplantısı yapılacaktır. Adil arkadaşta bu toplantıya
katılır. Toplantı sonrası süreçte Adil arkadaş bir müddet Zapta
kalır. Sınır üstünde olan eylemlere katılır. Bu arada Zeki-yani
Şemdin Sakık-Botana gönderilmiştir, orada ki tasfiye
pratiğinden dolayı görevsizlendirerek Zapa getirilecektir. Bu
görev için en sağlam arkadaşların gönderilmesi gerekir, bu görev
Adil arkadaşa verilir o gidip Zekiyi alıp partiye sağlam
ulaştırır.
Sonbahara doğru biz
önderlik sahasında gelmişiz, önderlik bizi Botan için
düzenlemişti. Adil arkadaşla da konuşarak onu Haftanin sorumlusu
olarak yeniden atadı.
Henüz zaptayken 96
yılsonunu ya da 97 yılını başında kapsamlı düşünülen Kerya Reş
eylemi planlandı ve planın hazırlanması, uygulanması tümü Adil
arkadaşa verilmişti.
Bir ara sohbet ederken eğer
başarılı geçmese ben yandım diyecek ve ekleyecekti Çiyaye
Reş, Bişereş ve bunlara birde Kirya Reş eklenirse gittim
diye espri yapıyordu. Tabii biraz da ciddiydi.
Birlikte yola çıkarak biz
Botana geçerken o Haftanin de çalışmalarına başlayacak ve yaz
ortalarında önce o dönemlerin en kapsamlı eylemlerinde olan
Sinek tepesine-bu öyle bir tepedir ki kimse ona yaklaşmaya
cesaret edemez-o tepeyi süpürür geçer. Onlarca silah
kaldırılırken 36 askerin cenazesinin üzerine arkadaşlar bizatihi
gideceklerdir. Ve birkaç kez üst üste eylemin farklı boyutlarda
tekmili verilecektir.
İşte Adil arkadaş birazda
buydu, herkesin cesaret etmediği eylemlere kalkışarak korkulu
bir isim olmuştur. Askerlik riskleri göze almadan yapılacak bir
çalışma değildir. Evet, iyi bir zekâ, kararlılık, incelik vb.
nitelikler ister, ancak eğer siz risk göze almadan bu savaş
işine karışırsanız, çalışamazsınız ve çığır açıcı olamazsınız.
Adil yoldaş bu riski her zaman üzerine alarak işine girmiş ve
görüldüğü gibi genelde başarılı olmuştur.
Haftanin alanında kaldığı
bu süreçte en çok uğraşacak çalışma Kerya Reş olacaktır. Nitekim
1997 yılının ocak ayında yapılan eylem bir yeni sürecin yeni
başlangıcı olacak. Yaklaşık 400 arkadaşın katılacağı olan eylemi
dönemin yeni taktiği olan işlenmiş araziye dayalı kapsamlı
eylemlilik sürecidir.
Hedef sınır üstünde hemen
Cudinin dibinde Hezil suyun üstüne tahkim edilmiş Kerya Reşi
vurarak düşmanı araziye çekerek, arazide ezmek yeni sürecin
başlatılması anlamında önemli olacaktır. Nitekim ne kadar büyük
silahlarımız varsa; doçka, havanlar, kartuşular, füzeler, bomba
atarlar derken kapsamlı plan üzerine saldırılar başlatılır. 7
gün karakol kuşatılır. Büyük silahlarla vurulurken adeta dört
tarafı kuşatılmış karakolun etrafında ki pusularla düşman
perişan edilir. Eni sonunda düşman fark edecek ve araziye
çıkmayı yasaklayacak ancak kuşatılmış askerler için kuşatma ve
çemberler ölümün ta kendisi olacaktır. Birkaç gün kendi
başlarına kalarak irtibatsızlık ve ölümü şahdamarında daha yakın
hissederek yaşamak. Evet, gelecekte yaşanacak olan Kürt
Sendromunu yaratan durumlardan bir tanesi de bu eylem olacaktır.
Düşman uçak, kobra, her türlü teknikle yine saldırıya geçse de
boştur. Yapılan yapılmıştır. Bir ara Zaxo'ya indirme yapan
düşmana arkadaşlar vuracak ve bir sürü malzeme kaldıracaklardır.
Evet, nasıl ki Amerikalılar
Vietnam da Vietnam Sendromunu yaşayarak sonrada çıldırmışlarsa,
sapıklaşmışlarsa, intihar vb. eylemlere kalkışarak hastalıklı
durumla halkın başına bela olmuşlarsa, bu Kürt Sendromu da Türk
askerlerini öyle bir duruma sokmuştur. Kerya Reş tarzı eylemler
bu sendromları yaratarak Kürdistan dağlarının düşmanlar için
korkulu rüya olmasını sağlamıştır.
Adil arkadaş önderliğin de
önce söylediği gibi önderlik sahasına eğitim amaçlı gider. Orada
tekrar yoğun bir eğitimde geçer. İlk kez 1989 yılında gittiğin
de oldukça genç ve toydur, bu kez birçok görevi omuzlayarak,
savaşarak, sorumluluklar kaldırarak ve elbette yaşanan sorunları
görerek yer yer de yaşayarak gitmiştir. O artık pişmiştir. Yaşı
elbette daha gençtir. O 25 yaşlarındadır, ancak o 10 yıllık bir
gerilladır.
Önderliği daha yakinen
takip eder, amansız militanlığının sırlarını arayacak,
yetmezlikleri nasıl aşacak, yetmezlikler yerine doğruları nasıl
yerleştirecek derken kafasında bulunan birçok soruya cevap arar.
Devrede parmaksız Zeki de var, ancak tasfiyeci pratiklerinden
dolayı soruşturmadır. Buna rağmen arkadaşlar eski olan birisi
olduğu için mesafeli ve saygı ölçülerinden kusur etmiyorlar.
Ancak o fitne fesat, didişmeci, ikiyüzlü, arkadaşları birbirine
bırakan çeteci yaklaşımlarını sürdürmektedir. Tam işte böyle bir
durum yaşanırken Adil arkadaş silahını çekerek seni
vuracağım dedikten sonra birçok şey söylemektedir. Şemdin
Sakık kaçar. Arkadaşlar araya girerler Adil arkadaşın çeteyi
vurmasını engellerler. Ertesi gün önderliğe tekmil verilir.
Önderlik Adil arkadaşa adama
bak sahamızda adam öldürmek, sen kim oluyorsun da sahamda böyle
şeylere kalkışırsın der ve bazı eleştirilerde bulunur,
ancak ondan sonra Zeki parmaksıza dönerek sen etrafı sadece
karıştıran birisinin, bozguncusun gibi çok ağır
eleştirilerde bulunur. Zaten kamp yönetim de bulunan büyük Harun
yoldaş baştan olmak üzere kalkarak Adil arkadaştan meselenin
kaynaklanmadığını, Zekinin provakatif yaklaşımlarının buna yol
açtığını söyleyerek Adil arkadaşı savunacaklardır.
Burada önderliğin
eleştirisi Adil arkadaşın yaptığına değildir, onun yöntemine
eleştiri vardır. Madem o kadar bozan biri vardır, o zaman
yapılacak olan yapıya havale ederek yapıyla sorunu çözmektir,
yani tartışarak, konuşarak, bunlarda olmadı mı yaptırımlarla
hiza getirme yöntemidir. Yoksa diğer silahı çek çöz bu en kolay
ve düz yöntemdir-ki Kürt yöntemidir-bu. Böyle sorunlara
yaklaşılsa o zaman PKK PKK olmayacak, Kürdistan da birlik
yaratılmayacaktı.
Adil arkadaş önderlik
eğitiminden sonra tekrar Haftanine görevlendirilecek ve o
böylece yine Botana gelecektir. Haftanin de ihanete karşı
verilen mücadele de sonra 1998 de Botan-Besta da yapılacak
eyalet konferansına katılmak için tekrar kuzeye geçer.
O konferansta, O, eyaletin
üçlü kurmaylığında yer alır. Cemal arkadaşla birlikte Zelal
Mardin ve Adil arkadaş hareket edeceklerdir.
Konferans bitiminde hemen
bir gün sonra Kürdistan savaş tarihinde Türklerin ilk Grenada
tipi operasyon dedikleri hava indirmeli operasyonları
başlayacaktır. 11 Mart 1998 yılında başlayarak bir hafta süren
ve sonra yine 11 Nisan da tekrar bu kez daha kapsamlı başlayacak
bu yeni tip operasyonlarda en çok rol oynayacak arkadaşlardan
birisi yine o dur.
Derya Kaçta gösterdiği
performans, cesaret, moral bu operasyonun boşa çıkmasına yol
açacaktır. Bizatihi onun saldırıya katılarak esir alınan bir
asker, iki korucu ile eyalet karargâhı hem kuşatmada kurtulacak
hem de gidişatın inisiyatifi elimize geçecektir. Sonraki hava
saldırılarında o hep en önde ve koruyucu olacaktır.
İkinci operasyonda aynı
rolü oynayacaktır. Bir arkadaş sonradan bana Cemal arkadaşı
operasyon içinde çıkmasını sağlayan oydu diyecek. Çünkü
hareket edildikten sonra arkadaşlar bir yere kadar gelip
istirahat ederler, ancak geç olmuştur. O zamana kadar uçaklar
vurmaya başlamıştır. O bize ulaşır ulaşmaz bana ve birkaç
komutana sert kızarak ne yapıyorsunuz, niçin arkadaşı
götürmediniz, niçin burada kaldınız gibi çok sert eleştiriler
yaparak harekete geçecek ve kıl payı sağlam bir yere
ulaşacaklardır. O işte budur. O sorumluluk duyan ve bunu
duyarken de sadece söyleyen değil direk harekete geçen biridir.
Bu operasyonlar sürecinde
sonra önderlik Cemal arkadaşın çok gizli hareket etmesini
söyleyecektir. Bunun üzerine çalışmaları pratik anlamda yürüten
Adil arkadaş olacaktır.
Ağustos 1998 yılında 15
ağustos ayarında bir eylem Botan da Katolarda sabit mevzilenmiş
düşman üzerine yapılacaktır. Bu eylemin baştan sonra
planlayıcısı, denetleyicisi, uygulayıcısı yine o olacaktır. O
zaman bu eylemde 3 havan topu, 2 adet 57lik top, 2 Karnas, 2
adet BKC, 17 G3. Kimi kaynaklara göre yüzün üzerinde asker
ölecekti. Bizde ise dört yoldaş şehitler kervanına katılacaktı.
Bu eylemden önce Hakkâri de
yola çıkarak gelen büyük komutan Rojhate Bluzeri Masiro suyuna
atıyla girip boğulacaktır. Ondan birkaç gün önce yazın ortasında
öyle bir yağmur ve dolu yağacaktır ki her tarafta seller
kalkacaktır. Tam bu sürecin bitiminde değerli komutan gelecek
ancak suyu geçerken bir girdaba girerek boğulacaktır.
Rojhat arkadaşın suya
girerek çıkmadığını söyleyen bir gencin haber getirmesi üzerine
ilk koşan Adil arkadaştır. Koşarken yolda elbisesini çıkara
çıkara koşacak ve girdaba gelip kendini içine atacak ancak
Rojhat yoldaşın cenazesini çıkaracaktır. Botan da gelmiş geçmiş
en büyük komutanlardan birisi artık aramızda olmayacak. O şunu
biliyordu ki Rojhat bir sudan çekinirdi birde yılanda
başka da onun bu dünya da çekindiği bir şey yoktu. Onun
şahadeti birçok yoldaşı hüzne, ağlamalara, mateme, yassa boğacak
ve kimi arkadaş kendine gelemeyecekti.
Ben ise Mergumar da eyalet
toplantısına gelirken bir genci göreceğim, durumları soracağım
ve Rojhat arkadaşın gelip gelmediğini soracağım ancak gencin
gözlerinde akan gözyaşları, boğazında düğümlenen sözler ve şehit
düştüğü haberi beni ve birçok arkadaşı yere yığacaktı.
Yeni tip hava saldırı
yöntemiyle eyalet bu yıl epey zorlanmıştı. Kato eyleminde sonra
yapılan eyalet toplantısında önderlik insan ne kadar büyük
iş yaparsa o kadar büyük olur diyecek hem daha başarılı
pratik isteyecek hem de Rojhat gibi dev bir komutanın böyle
ucuzca kaybedilişini kabul etmediğini ilan edecekti.
O yıl Botan için ağır
geçecekti. İkinci Grenada tipi operasyonda ki, Beytüşşebapta
ki, Hakkâri ve en son Marinostaki kayıplardan sonra birçok
Botan komutası Botan da ayrılacak ancak önderlik Adil arkadaşın
yeni gelen eyalet komutanına-Dr. Bahoz arkadaşa yardımcı olması
için kalmasını isteyecekti.
O yıl zaten zorlu geçecek
olan pratike Besta da üslenilecek birçok gücün hazırlığı da
eklenince Adil arkadaşın epey yorulması gerekiyor. O zorlu
şartlarda kanal açmada, açıldıktan sonra hem yürütmede hem de
denetlemede ve bizatihi katılarak, yük taşıyarak, yükleyerek,
yine tüm güçleri sağlam yerleştirmede Adil arkadaşın önemli bir
rolü olacaktır. O adeta kendisini zorlayarak katlayacaktır.
Aynı sorumlulukla o kış
birçok komutan yoldaşla Bestanın Hezil vadisinde kadro okulunu
açacaklar ve fiilen okulun üzerinde duracaktır. O kışın
önderliğe karşı 15 Şubat komplosu gerçekleşecek ve birçok yoldaş
oldukça zorlanacaktır. Önderliğe ilişkin arkadaş yapısına
açıklama ve toplantı yapması gereken Adil arkadaştır, konuşmaya
başlar başlamaz, boğazı düğümlenecek ve hıçkırıklar arasında
konuşmaya çalışsa da yapamayacak ve ağlayacaktır. Tüm kadro okul
da birlikte ağlayacaktır.
Hâlbuki komutanın görevi bu
değildir. Komutan aklıselimi koruyandır, aklıyla yüreği
birleştirerek aklın öncülüğüne yer verendir, komutan bir öncü
olarak gücün acılarını ve hüzünlerini anladığında onları morale
çevirebilmesini bilendir. Ancak söz konusu önderlik olduğunda
hiçbir komutan özelliği sökmüyor. Sen neysen o misali,
içindekiler ve önderlikle olan dokunaklı anların ve anıların
hepsi bir anda seni saracak ve seni alıp götürecektir.
Görevin ne olursa olsun,
rütben ne olursa olsun sen ve önderlik, yani seni yaratan
kişilik ve sen varsın, başka bir şey yoktur. Her şey suni, asli
değilmiş ve sahteymiş gibi sana gelecek ve kendini duygularının
akışına bırakacaksın. İşte Adil yoldaşta istemese de öyle
yapıyor ya da öyle duyguları akıp gidiyor.
Oldukça duygusal olan Adil
arkadaş için önderliğin yakalanmasını kaldırmak çok zordur.
Birçok kere önderlik için ileride intihar eylemi önerisinde
bulunacak ve bu davranışıyla da ne kadar derinden duygusal ve
bağlı olduğunu gösterecektir.
Tüm zorluklara rağmen kadro
okulundaki arkadaşlar ve tüm Botan'daki yoldaşlar birer bomba
gibi kış eğitimde çıkacaklardır. Kimisi Şeriştan arkadaş gibi
kendilerini birer ateş topu yapıp düşmanın üzerine giderken,
kimi arkadaşta Xebate Kamışlo gibi tek olarak düşmanın tepesine
bombalarla gündüzün ortasında giderek fedai eylemlerinin en
görkemlisini ortaya koyacaklardır. Ve kimisi ağır yaralandığı
halde düşmana teslim olmayacak ve Rıfat Afrin yoldaş gibi
düşmanın birçok yetkili subayını bir mağaraya götürerek
kendisiyle birlikte havaya uçuracaktır.
Evet, 1999 yılı tam bir
intikam yılı olacaktır. Ve bu yıla askeri sahada Botan da en çok
cevap veren Adil arkadaştır. O yıl Zozanlarda intikam birliğini
de yanına alarak o alanları adım adım dolaşarak intikam peşinde
koşacak ve onlarca eylemle bu kini intikama dönüştürecektir. O
bu yıl hiç durmayacak adeta bir eyaletin tüm yükünü küçücük
boyuna yükleyerek, hastalıklarına rağmen en önde hem savaşçı hem
de komutan olarak savaşacaktır.
Yılsonu geldiğinde o Haftan
indedir. 7. Kongre için arkadaşlar alanda ayrılırken o eyalet
komutanıdır. 2000 yılında o sonbahara kadar Haftanin de
kaldıktan sonra hem yeni süreci daha yakın takip edebilmek, hem
uzun süredir pratikte ki çalışmaları değerlendirmek için eğitim
sahalarına yakın yerlere gidecektir.
O 2000 yılının sonlarına
doğru Kandil sahasına geldiğinde YNKnin dayattığı ihanet savaşı
bitecek o Dola Kokede eğitime gidecektir. Eğitimin ardından o
Kandil de oluşan Doğu Cephe komutan yardımcısıdır.
2001 yılının en önemli
toplantılarında biri olan HPGnin 1.Konferansıdır. Orada süreç
olağanüstü bir şekilde değerlendirilir. Yanlışlar ve doğrular
masaya yatırılır ve gelecekte kuzeyde 1 Haziran Hamlesini
yürütecek güçlerin eğitilme kararı burada alınır. Topyekûn bir
askeri eğitimin geliştirilmesi hatta önderlik sahasında sonra
durdurulan Mahsum Korkmaz Akademilerinin açılma kararı yine
burada alınır. Bir bütün olarak ele alındığında bu toplantı her
katılan yoldaş için ön açıcı ve çığır açıcı olmuştur.
Toplantı esnasında görev
almayacağını belirten Adil arkadaş toplantıda önderlik için
fedai eylemi önerir. Ancak bu öneri kabul edilmez ve toplantı
sonrası düzenleme de Adil yoldaş Batı Cephesinde genel
komutandır.
Batı Cephesinde yaklaşık
1100 arkadaş bulunmaktadır. Bu kadar arkadaşı sevk ve idare
etmek, lojistiğini temin etmek, eğitimini vermek, ilgilenmek
kolay altında kalkılacak bir çalışma değildir. Hele hele özelde
kuzey için şimdiden hazırlık yaparak eğitmeye kalkışmak daha zor
bir iştir. Bu sahada yukarıda değindiğim gibi gelecekte yeni
HPGnin komutası şekillenecek ve kuzeyde savaşın başaktörleri
olarak rol alacaklardır.
2002 yılı aynı tempoyla
çalışmaların yürütüldüğü yıl olacaktır. O KADEKnin ilk
kongresinde meclise seçilir. Bu onun son yıllarda gösterdiği
performansla bağlantılıdır. Kongre sonrası o yine Batı Cephe
komutanlığını sürdürecektir. Bir müddet sonra Zağros eyaletine
atanacak orada da kuzeye hazırlık sürecine devam ederek
hazırlığı yapılan 1 Haziran hamlesine katılacaktır. 2004 yılını
sonlarında yapılan örgütün o dönemlerde en önemli toplantısı
olan yeniden yapılanma çalışmalarına katılarak tekrar kendi
sahasına dönecek ve ardından Kandilde yaşanacak boşluklardan
dolayı o tekrar oraya komutan olarak atanacaktır.
O HPGnin yapılacak olan
ikinci Konferansına katılamayacaktır. Konferansta yaşanan kimi
halen tasfiyenin etkisini yaşayan durumlardan dolayı ona karşı
anti propaganda geliştirilecek ve o yeniden HPGnin meclisine
giremeyecektir.
Şunu açıkça belirtelim;
örgütümüzde bireyleri teşhire dayalı siyaset eni sonunda iflasla
sonuçlanır. Çünkü PKK gün yüzü gibi aydınlık, ay ve yıldızlar
gibi berrak ve parlayan bir gerçektir. Bireylerin hakkını
bireylere teslim etmek PKK gerçeğinin doğasında vardır.
Ola ki bu bireyler artık aramızda olmasın. Bu hareket haksızlık
yapmışsa ona hakkını verecek yok eğer yeterince hesap sormamışsa
o mezarda da olsa hesabını soracaktır.
Nitekim buna güzel örnek
parti önderliğinin Cudi de komutanlık yapmış olan Aziz arkadaş
şehit düştükten sonra Aziz arkadaş benim hakkım yenildi diye
bilir, çünkü o çok emek sarf etmişti, ona hakaret edilmiştir, o
daha farklısını hak etmiştir diyerek zamanında eksik kalan
yaklaşım yetersizliğini dile getirecektir. Diğer taraftan büyük
komutan Harun yani Şexmus Yiğit yoldaş şehit düştükten sonra mezarda
da olsa hesabını soracağız diyerek yanlış pratiklerini
sorgulamalık ve soruşturmalık yapmıştır. Bu yukarıda söylenen
her iki durumda PKKnin adalet ilkesiyle bağlantılı
gerçekliklerdir.
İşte grupçuklara dayalı
basit hesaplar kahramanların gösterdiği görkemli direniş
karşısında tarumar olmaktan kendini kurtaramayarak toz-moz
olacaktır.
Evet, Adil yoldaşa bu
dönemde ters yaklaşım gösteren bireyler onun görkemli kuzey
direnişi karşısında selama geçecek ve bu yanlışı yapan bireyler
kendilerine dönerek kendilerini sorgulayacaklardır. Dediğim gibi
o süreçte belki de en çok zorlandığı süreç olacaktır. Sorun
görev alıp almaması da değildir, sorun doğru devrimci, yoldaşça
yaklaşımdır. O meclise seçilmediğinde tekrar eyalet
sorumlusudur, ancak o ikinci üçüncü derecede görev yapacağını
ısrarla belirtmiştir, lakin parti onun kendi görevini
sürdürmesini isteyecek o da saygılı bir davranışla çalışmalarını
sürdürecektir.
Hemen şunu da ekleyelim;
2003 yılı sonunda Kongra Gel 1.Kongresinde ortaya çıkan-daha
doğrusu açığa çıkan-çetecilik ve reform adına ortaya çıkan
bozguncu ve ihanetçi çizgiye karşı Adil arkadaş ilk günden
başlayarak en amansız direnişi göstermiştir. O partinin yanında
yer alarak çetelere karşı en sert mücadeleyi yürütecek
arkadaşlardan olacaktır. Sözde onunla yıllarca birlikte kalmış
bu çete ekibine ilk günden içine girdikleri tavırdan
vazgeçmelerini söyleyecek, vazgeçmediklerinde ise onları
tanımayarak en radikal tavrı takınanlardan olacaktır.
İşte buda bizde bir
ilkedir; önderlik ve onun ortaya koyduğu çizgi. Kim ama kim bu
çizgiyle oynamaya kalkışırsa bu hareketin militanları onun
karşısında beklenmedik direnişler sergileyerek partiye ve
önderliğe bağlı olduklarını gösterecek ve militanın görevlerinin
gereklerini yapacaktır. Bu görevlerden en önemlilerinden bir
tanesi de; ihanete ve tasfiyeciliğe geçit vermemektir. O
duruşuyla bunu çok fazla göstermiştir. Bir tartışmasında bana bak
beni bilirsin, ancak işin içine ihanet girmişse, örgütte kopma
varsa, orada ben yokum. Orada selam-kelam biter bunlara karşı
mücadele başlar diyerek gidenlere öfkesini ve tavrını
yansıtacaktır.
Kuzeyde belli bir gelişme
yaşanmaktadır, ancak Botan istediği rolü oynamamaktadır. Örgüt
onu kuzeye göndermek için tartışmalarda bulunur, onun da görüşü
alınır. O hiçbir tereddüt göstermeden Botan ve kuzeyin her
sahasına hazır olduğunu söyler. Ve 2005 yılında Zapa geçerek
karargâh yönetimiyle tartışmalar yaparak Haftanine oradan da
Gabara geçer. Geçerken bana Viyanların ruhuyla onlara bağlı
kalarak yaşayacağım diyecektir. O saha olan Botan da Batı
eyalet komutanındır. O Gabar da Agitlerin diyarına geçer. Orada
en aktif pozisyonda çalışmalara katılır. Gabar Botan da rolünü
oynar. Bunu 3.HPG konferansı da teyit eder. Çünkü Gabar da gelen
yoldaşlarda gerillacılık önde iken Besta da gelen yoldaşlarda
önemli anlamda kayma vardır. İşte bu kaymalar eyalette Sahada
anlayış düzeyinde yaşanan reformcu eğilimlerdir bunlarda ağırlık
olarak Besta da yaşanmaktadır.
Şunu da hemen söyleyelim;
devrim saflarında neyi düşünürsen ve yaşarsan pratiğin birazda
öyle olur. Yani düşünceler yaşama yön veren gerçeklerdir. Sorun
birinin-bilinçli ya da bilinçsizce-bir şeyler yapması değildir,
birey ya da bireyler örgüt düşünceleri yerine-ki bunlar tarihte
süzülerek gelen düşünceler ve doğrulardır-kendi düşüncelerini
koyarsa orada çıkacak pratikte örgütün değil kendinin, bireyin
pratiği olacaktır. Bu pratiklerde ya küçük burjuva damgasını
taşıyacak, ya feodalizm kokacak ya da her ikisini karışımı ya da
farklı karışımlarla kozmopolit düşünce ve pratikler olarak
yaşayacaktır.
İşte Botan da yaşanan bu
kimi ters duruştan dolayı 2007 kışı ve baharıyla birlikte
kayıplar yaşanır. Düşmanın çok yoğun yüklenmesine rağmen kural
kaideler yoktur. Gündüz hareketinin yasak olmasına rağmen gündüz
hareket edilir ve kayıplara yol açarlar. Dediğimiz gibi bir
taraftan her yere düşman yerleşmiştir, diğer taraftan rehavet
son kertedir. Burada bir terslik vardır. Yani yaşamla düşünce
kopuk olduğu için oldukça anlamsız, anlamlandırılamayacak ve de
boş vermişlik vardır. Bu da sonucunu hak etmediğimiz kayıplarda
bulacaktır.
Bu ters gidişi durdurmak
için çok yoğun genel güçlerle, Botanla tartışılacaktır. Bunu
yaparken Botan'da yaşanan kayıpları ele alacaktır. Düşüncedeki
netsizlikler ele alınacak ve Gabar gibi olunması istenecektir.
Adil arkadaş sahanın içinde
bulunduğu durumu kabul etmeyerek ve yapılan eleştirileri de
kaldıramayarak Gabar da bir eylemlilik hamlesini başlatacaktır.
Eylemler peş peşe gelmektedir, biraz Botan toparlanmaktadır
imajı vermektedir, gerçi Gabar önce de öyle bir durumu
yaşamaktadır. Ancak sonrada öğreneceğiz ki tüm eylemlerin
saldırı komutanı Adil arkadaştır. Bunu gizliden oradaki yönetim
örgüt karargâhına aktaracak ve eleştirilerini söyleyeceklerdir.
Örgüt o düzeyde görev yapan ve o düzeyde tecrübesi olan bir
arkadaşı saldırı komutanı olarak göndermemiştir. Oraya o saldırı
komutanlarını hazırlayarak göndermesi ve koordine etmesi için
gönderilmiştir. Gerekirse PKK de en ön sıralarda olan biri fedai
eylemi de yapar, ancak bunlar olağanüstü süreçlerde olacak
durumlarda, elimizde yapacağımız variken bu tarz davranışlar
sadece eleştiri konusu olabilir.
Bu durum öğrenilir
öğrenilmez başta karargâh komutanı arkadaş konuşmuş ve
eleştirilerin ona dönük olmadığını, sahada yaşanan durumlarla
bağlantılı olduğunu söyleyecek, ayrıca bu tarz bir saldırıya
girme biçimini örgütün kaldıramayacağını ona söyleyecektir.
Sonraları savunma komitesi konuşacak ve yine PKK eşbaşkanlığı da
eleştirisini yaparak kendisini örgüt için koruması ondan
istenecektir.
Evet, örgüt eleştirmiştir.
Haklı olarak eleştirmiştir. Ancak diğer taraftan söz konusu olan
Adil arkadaştır, Agitler geleneğinden gelen ve Botan da her
zaman en önde en aktif savaşan bir halk kahramanı vardır. O bir
yerlerde sorun varsa ilk önce kendisi gidecek, giderek
başkalarını düzeltecek, düzeltikçe çalışmalara katacak, kattıkça
da çalışmaların önünü açacak. İşte bu da bir ilkedir. Öncülük
yaparak diğer yoldaşları katmak!
Bizde, hiçbir zaman kendin
yapmadan başkasına yap demek yoktur. Bu, bizde bir yaşam
kurallıdır. Bu ilke Önderlikten başlayarak bugüne gelir. Ve
gelecekte de devam eder. Ancak bizde şu da bir yaşam ilkesidir;
yaparken başkasını katmak ve gerektiğinde devrimin çıkarı için
uzun soluklu da olmaktır.
Adil arkadaş bu
eleştirilerden sonra partinin dediklerini dikkate alacak ve
mücadelesini sürdürecektir.
2007 yılı kıyasıya bir
mücadele yılıdır. Düşmanın özel yüklendiği bir yıldır. Kışın
başlayarak her tarafı adeta işgal ederek, metrelerce karın
içerisinde başlatılan saldırılardır. Hele hele tek taraflı
ateşkes çağrımız yürürlükten iken yapılan saldırılar bir konsept
dahilinde yapıldığına işarettir. Öyle ki Türk Genelkurmaylığı
mart ayında harp akademisinde yaptığı konuşmasıyla 12 Nisan da
basına yaptığı brifingle daha doğrusu konferansla yılın nasıl
geçeceğine dair işaretlerdi. Bu yıl başka bir yıl olacaktı, hem
bizler açısından hem de düşman açısından.
Bu gerçekler ışığında Adil
arkadaş Gabar'da kendi cevabını misliyle vermiştir. Tuzaklı
mayınla öldürülen yarbay ile birçok rütbeli askerin havaya
uçurulması derken onlarca eylemle Gabar yine düşmanın korkulu
rüyası olmaya başlamıştı.
Düşman güneye operasyon
tezkere kararı çıkarırken kendilerince Küpeli Dağı diye tabir
ettikleri Gabar dağı zaten çoktan hücumların ve saldırıların
merkezi olmuştu. Uçaklarla, kobralarla ve yine Gabarı saran
karakol ve taburlardan savrulan obüs ve her türden topla tam bir
savaş alanına çevrilen Gabar da erzak sorunu, cephane sorunu
gibi birçok imkânsızlık ve dezavantaja rağmen Gabar rolünü Adil
yoldaşın öncülüğünde oynayacak ve düşmana gerekli cevabı
verecektir. En fazla gündeme gelen Türk basınında 13 askerin
ölüm olayıdır. Esasta burada ölen asker sayısı 18dir.
Arkadaşların Tepe Bazideki eylemi başarısız olunca geri
çekiliyor. Düşman araziye çıkıyor. Kani Batuse ile TRT arasında
gündüz gözüyle arkadaşlar düşmanın bir timini ortalarına alarak
imha ediyorlar. Hemen ertesinden Çiyaye Bızına da vurulan ikinci
darbeyle yer yerinde oynayacaktır. Düşmanın Gabar da bitirdik
dediği yerde arazide düşmanın o kadar teknik imkânına rağmen
imha edilen bir birlik söz konusu olunca Türkiye sallanacak ve
yer yerinde oynayacaktır.
Sonra da geliştirilen
Oramar eylemi Gabarı selamlayacak ve kış 2008 yılında terörist
devletin güney Zap operasyonuna verilene görkemli direnişle
süreç yeni bir merhaleye girmiş olacaktı.
Bittirdik,
marjinalleştirdik, artık nefes alamazlar denilen bir süreçte
Gabarla başlayan eylemlilikle düşmanın tüm foyaları açığa
çıkarak siyasi atmosferi değiştirecekti.
İşte, Gabar efsanesini yeni
yaratıcısı Adile Bilika yoldaştır. Bunu bilen düşman operasyon
üstüne operasyon yapacak, saldırı üzerine saldırı yapacak,
çıldırdıkça çıldıracaktır.
Bu arada cihazlarla Adil
arkadaşla konuşmalarımız sürüyor. Dikkat etmesini söylüyoruz.
Çünkü Adil arkadaş artık düşman için namus meselesi olmuştur. O
kendince yaratılan aslı astarı olmayan yalanları Gabar da boşa
çıkarmıştır. Sözde hazırlanan faşizan, şoven kitlelerin moral
motivasyonlarını bozmuştur. Bunun için hedef sıralamasında
birinci yere oturtulur.
Bundan sonra o hep özel
takibe alınacak ve imha edilmesi için en büyük teknik devreye
konulacaktır. Bunlar yaşanırken 2425 Kasımda en son onunla
cihazla konuşmalarımızda yine dikkat etmiyorsun, hep önde
yürüyorsun, fedakârlık yapıyorsun ancak bu tarz fedakârlığı
kabul etmediğimizi bilmeni de isteriz gibi şeyler
söylüyoruz. Yine eskide bildiğim bir yer var onu ona tarif
ediyoruz üslenme için onlarda sonra orayı bularak, bulduğuna
ilişkin cevap verecektir.
Yine yaşanan yoğun bir
operasyonda sakınmak için manevra yapıyorlar, düşmanın
konumlandığı bir tepenin dibine gelip yerleşiyorlar. Tam
netleştirememekle birlikte kullanılan gelişmiş teknikten dolayı
ya közlerin yansıttığı ısıyı teknik aletler alıyor, ya yapılan
muhabereyle yer tespiti yapılıyor. Bunun üzerine düşman kobra ve
uçaklar kaldırarak arkadaşların bulunduğu yeri aniden yoğun
vurmaya başlıyorlar. Burada Gülbahar yoldaş ile 7 arkadaş aniden
can verirken, Adil arkadaş ağır yaralı olarak arkadaşlar
tarafından kaldırılıyor ve sonrasında da kurtarılamayarak şehit
düşüyor.
Biz haberi geç alacağız ve
aldığımızda da tümden bir mateme boğulacağız. Hatırlıyorum.
Muhabere yapılıyor. Gülbahar arkadaşın olayından bir hafta
sonradır. Muhaberede gelen yoldaşlar sessiz, üzgün, içlerine
dönüktürler. Bıçakla vücutlarını kessen bir damla kan akmayacak
pozisyonu. İnsan anlam veremiyor. Bir şeyler olduğunu seziyorum
ama bende cesaret edip soramıyorum. Gece geç saatlerde yine ölüm
sessizliği ancak bu kez bana bir şeyler söylemek isteyen gözler
görüyorum. Zaman akıp gidiyor bekleyiş sürüyor. Ve sonunda yüzü
sapsarı kesilmiş komutan yoldaş Adil arkadaş şehit düşmüş
diyor ve boğazı düğümleniyor, konuşamaz oluyor. O gece ben
yüreğimde vuruluyorum. Saflarda belki de en uzun onu tanıyan
benim. Yoldaşlığın dışında iki kardeş gibiyiz. Saklımız gizlimiz
yok. Hep birlikte en önde Botan da zorluklara karşı göğüs
gererek savaşmışız. Tam 21 yıllık bir yoldaşlık serüveni. Dile
kolay. Arkalara gidip derin bir ax çekerek gözlerim doluyor
belki de gözlerimde yaşlar damlıyor. Bilemiyorum. Kendimden
geçiyorum. Ben artık kendimden değilim.
Ertesi gün aynı durum devam
ediyor. Karargâh komutanı cesaret edip Abbas arkadaşa durumu
söyleyemeyeceğini dile getiriyor. Belki cesaret işi de değildir.
Her arkadaş Adil arkadaşın şahadetini kaldıracak düzeyde de
değildir. Hele hele siz genelle ilgileniyorsanız ve sizin en
önde olan bir komutanınız şahadete kavuşuyorsa söylemeniz
oldukça zorlaşıyor. Şimdi anlıyorum pratiklerde neden yer yer
bazı şahadet haberlerinin tekmillerinin geç verilişini. Demek
asıl neden kimsenin gidip tekmil verme cesareti ve gücü yok.
Bana söyleniyor bende gitmiyorum, daha doğrusu bende
gidemiyorum. Ancak ertesi gün biraz kendime geldiğimde Abbas
arkadaşın yanına-nasıl gittiğimi de bilmiyorum-ancak gidiyorum.
Görüşmek istediğimi
arkadaşlara iletiyorum o sessimi duyar duymaz dışarı çıkıyor
hayırdır diyor ben ise hayır değildir diyorum. O da bir şey
sormadan ağzımdan kendiliğinden Adil arkadaş şehit düşmüş diye
biliyorum. O an Abbas arkadaş sadece bir derin ax çekiyor. Sanki
yüreğinde vurulmuş gibi. Epey zaman konuşmuyor, ben de ses adına
bir şey yok. Kafasını sallıyor. Gözleri doluyor. Ağlamaklı
oluyor. Gidip geliyor. Kızıyor. Ve aradan epey zaman aktıktan
sonra elini omzuma koyarak ancak konuşabiliyor nasıl oldu diye
sorabiliyor. Ben anlatıyorum ve onun üzerine iki saatten fazla
Adil arkadaş, Botan, Botan kişilikleri, eski şehit düşen
yoldaşları anlatıyor. Konuşması bitmek üzereyken Cemal
arkadaş dün Adil arkadaşı orada çekin demişti, olmazsa yerini
değiştirin özcesi düşman çok yükleniyor onu koruyun
talimatını ve görüşlerini sunduğu söyleyecekti bana. Ancak biz
yine geç kalmıştık. O da keşke erken çekebilseydik
diyecektir.
O artık aramızda yok
olmayacak. Keşkelerimiz bize sadece teselli olacak. Ancak onu
mücadelenin her anında anarak ona layık olmakta devrimin ve
yoldaşlığın doğasında vardır.
Adil yoldaşı ben ilk günden
başlayarak son gününe kadar hep en önde militan savaşçılığıyla
tanıdım. Onu sevecenliği, güleç yüzlülüğü, sempatikliği, fedakâr
ve emekçiliğiyle tanıdım. Onu mütevazi ve katılımcılığıyla
tanıdım. Herkesin zorda kaçtığı süreçlerde en önde kızıl bayrağı
göğüslediğinde tanıdım. Onu düşmana karşı gösterdiği tereddütsüz
duruşuyla, ayağa kalkınca tam bir general edasıyla, zekâsının
kıvraklığı ve taktikteki ustalığıyla tanıdım. Onu cesareti ve bu
cesareti inisiyatife dökerek halkı için, partisi için karınca
kararınca çalışırken tanıdım. Onu örgüte karşı olan saygısının
yanı sıra örgüt karşındaki militan duruşuyla tanıdım.
Onu elbette sinirlenirken,
daraldığında çalışmalarda çekildiğinde ve kızarak düşmanın
üstüne intihar vari gittiğinde de görmüştüm. Eleştirilere karşı
yer yer tahammülsüzlüğüne de görecektim ve kızarıp morardığını
da görecektim. Ama bunları görürken onun her zaman hızla
toparlanarak bu daralmaları aştığını da görecektim. O daralırken
de hep çalıştığını, boş durmadığını da görecektim. Onun
kendisini boş bırakmadığını, gücü oranında kendisini eğittiğini,
incelediğini de görecektim.
Özcesi onu hep partinin
yanında görecektim. O asla partinin olmadığı yerde olmayacaktı
ve olmadı da. Anladığı kadarıyla hep önderlikle ve onun
çizgisinin bir savunucusu olmaya çalışırken gördüm.
Onu çoğu kez oldukça
duygusal gördüm. Yer yer ağlamaklı olduğunu, bazı durumlara
dayanamadığı için intihar vari eylemleri önerileri sunarken de
gördüm.
Evet, onu hep temiz ve saf
gördüm.
Evet, onu hep yürekli ve
yiğit gördüm.
Evet, onu hep halka bağlı
olan sevgisiyle gördüm.
Onu Viyanların yolunda
giderken tereddütsüz ve oldukça kararlı ölümüne bağlı olduğunu
gördüm.
Evet, onu partisine ve
önderliğine sevdasıyla gördüm.
Onu önderlik dile
geldiğinde hafiften gözlerinin dolarak ağladığını da gördüm.
Ve Onu yoldaşlarımın
içerisinde her zaman en yücelerinden biri olarak gördüm
Adil arkadaşın 14 Nisan
günü Besta da şehit düşen arkadaşların anısına yazdığı şiirdir:
SIRA VEDALAŞMADA
Yine bahar
Yine Besta
Acı günlerin zamanı
Görmek istemiyorum seni
Duymak istemiyorum seni
Ey hainlere bağrını açan
Herekol!
Hani
Sana o kadar
güveniyordum
Bana söz vermiştin
Açacaktın kucağını
Sözünü tutmadın
Körmüsün sen?
Unuttun mu 14 Nisanı
Mevziden mevziiye
Dört silahla savaşan
genç kızı ve kızları
Duymadın mı
zılgıtlarını?
Şer şere çı jıne çı
mere
Meydan okuyordu düşmana
Ama ne kuvvet
Ne destek
Sadece bir yürek
Neden yaptın bunu bize
Agiri yoldaş!
Hani söz vermiştik
Devrime
Yoldaşlığı paylaşacaktık
Sözümü mü tutmadım
Geç mi kaldım
Seni ve sizleri düşmana
bıraktım
Suçluyum ben
Ama unutmayın bende
geleceğim
Size söz veriyorum
Kızmayın bana
Yüreğimi parçaladınız,
ağlamayın
Sıra vedalaşmada
İntikam
İntikam...
İntikam
|