ÖNDERLİKTEN
ATEŞTEN BİR KOŞUCU: ZİLAN

Zilan yoldaşın manifesto niteliğindeki mektuplarına ve sözlerine bir şeyler eklemek haddimize olmasa gerek. Ama bıraktığı mektuplara karşılık vermek, benim açımdan manevi bir sorumluluk taşımaktadır. İdeolojik, siyasi ve askeri alanlarda da bu mesajların halka, partiye ve bana yüklediği sorumlulukları ortaya koymak önemlidir.

Zilan’ın eylemi sanıldığı gibi bir intihar eylemi değildir, tamamen dönemsel, tarihi, planlı, cesur, fedakar ve soğukkanlı bir eylemdir. Bir gerilla bölüğünün veya taburunun yapabileceği saldırıyı tek başına gerçekleştirme gibi bir anlama sahiptir. Belki de sayıları yüzleri aşan gerilla birliklerimiz en elverişli koşullarda bile büyük kayıplar verdiler. Güçlerimizin kendini örgütleyip, düşmanın üzerine yürütemediği, sağlıklı ve planlı bir gerilla eylemi gerçekleştiremedikleri gibi, aksine daha fazla kayıplar verdiklerini söylemek gerekiyor. Belki de eylemlerimizin çoğu bu tarzdadır. İster kişilik, ister gelişkin bir birlik tarafından olsun, bu düzeyde planlı bir eylemin pek gerçekleştirilemediği göz önüne getirildiğinde, PKK silahlı savaşım çizgisinde bu eylemin yeri son derece belirgindir, tarihidir. En gelişkin ve PKK’nin hak ettiği gerçek bir eylem...

İntihar denilen bir olay varsa, bu eylem değil, diğer eylemlerimizdir. İntihar kişiliklerinden bahsedilecekse, bu kişilikler kimlerdir diye sorulacaksa, sizlersiniz diyeceğiz. İster eylemlerden kaçınan, ister intiharvari biçimde düşmana hiçbir zarar vermeden kendisiyle birlikte yüzlerce yoldaşının imha olmasına yol açan eylem anlayışı ancak intihar olarak değerlendirilebilir. intiharvari eylem anlayışından en uzak yaklaşım bu militan yoldaşın eylemidir. Özgür iradeli, planlı ve riskli koşullarda böyle bir eylem gerçekleştirmek olsa olsa PKK’nin askeri çizgisine de bir çıkış yaptırmakla izah edilebilir.

Zilan yoldaşın gerçekleştirmiş olduğu eylem, aynı zamanda intiharvari eylem anlayışına da büyük bir darbedir, panzehirdir.

Ölecekseniz doğru ölün?

Saldıracaksanız doğru saldırın!

Zilan’ın eylemi görkemli mesajlarla dolu. Bütün Dersim’de, Kürdistan’da gerillanın yapamadığını “böyle yapın” diyor. Mesajlarında çarpıcı yönler var. PKK’nin ideolojik, politik hattının mükemmel ve çok özlü kavranılması söz konusu. (hemen belirteyim ki, bunlar benim için oldukça doyurucu.)

İşte “PKK’nin ideolojik-politik özünden haberim yok, benim sadece eylem anlayışım var, intihar anlayışım var” demiyor. Unutmayalım ki, yapımızın eylemciliğinde ideolojik, politik esaslardan uzaklık ileri düzeydedir. Bu yönüyle de PKK’nin eylem anlayışına büyük doğallık kazandırıyor. “İddia, kararlılık, netleşme, bağlılık gibi konularda tam güçlendiğimi belirtebilirim” diyor ve doğru bir karar gücüne ulaştıktan sonra PKK gerçekliğini değerlendiriyor.

İradesi var, salt iradeyle de yetinmiyor. PKK’yi ne kadar güçlü kavradığını ortaya koyuyor. PKK’yi kavramadan, PKK adına eylem yapma hakkını kendinde görmüyor ve bunu büyük bir yanılgı, haksızlık olarak değerlendiriyor. PKK adına yapılacak eylemin PKK özünün doğru kavranılmasından geçtiğinin farkında. Bu aynı zamanda parti içindeki yanlış eylem sahiplerine de ciddi bir eleştiridir.

Azminiz, kararlılığınız, iddianız, moralliniz ne kadar? PKK’yi ne kadar kavramışsınız? Zilan’da bütün bunlar açık ve müthiş bir parti tanımına ulaşıyor.

Bir manifestodur, bir yemindir.

Peki, sizler PKK’yi bu biçimde tanıyor musunuz? Tanımıyorsanız PKK’nin silahını neden taşıyorsunuz? Bu halkın tarihi gerçekliğinden haberiniz yoksa savaş ve parti saflarında ne işiniz var?

Zilan, mükemmel bir tarih özetlemesi yapıyor. Tarihi temellere dayanmayan bir dava adamı köksüzdür. Bu büyük yoldaş, tarihe kök salma gereğine sonuna kadar ulaşıyor. Bunun farkında, bunun bilincinde, bunun sorumluluğunda.

Mükemmel bir eylem tarzı.

Diğer dünya devrimleriyle Kürdistan devrimini kıyaslıyor. Kürdistan devrim somutunun taktiğini görüyor. Benim bile bu kadar ifade etmekte, açıklık getiremeyeceğim bir biçimde Kürdistan devriminin özünü dile getiriyor. “öyle genel ilkeler adına, dünyada devrimler böyle olur, Kürdistan’da böyle olur” demiyor. Çok somut, özgünlüğü içinde bir devrim olduğunu dile getiriyor. Eylemini de buna dayandırıyor.

Geneli bir devrim değil, büyük Kürdistan devrimcisidir. Köksüzlüğünü görüyor ve biliyor. Ama bütün bunlara rağmen, büyük yüreğini büyük adanmışlığını vermekten çekinmiyor.

Önderlik gerçeğini mektubun hemen hemen bütün paragraflarında işlemiş. Bu yoldaş beni tanımaz ve en yeni yoldaşlardan biridir. Önderliği mükemmel incelediği ortaya çıkıyor. 20–30 yıldır bizimle birlikte onlarlar var, yine her gün sizlerle Önderlik gerçeğini tartışıyoruz, ama bu yoldaşla uzaktan da olsa konuşmadık. Fakat bütün bunlara rağmen, bu kadar anlayabilen, yorumlayabilen, özümseyebilen ve bunu militan kişiliğine dönüştürebilen gerçek bir PKK militanı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Gerçek bir PKK’lilik oluyor.

Her gün özeleştiri verip de, “köylülüğüm, küçük-burjuvalığım, özel savaştan etkilenmişliğim” demenin, doğru olmadığını belirtiyor. Bu, çarpıcı bir tespittir. Çünkü PKK içinde gaflet en çok bu biçimde kendini gösteriyor. Bundan çıkış için gerçek bir PKK kişilik özelliğini ortaya koyuyor.

Eylemin kendisi düşmana yönelik ne kadar büyük bir çıkışsa, aynı zamanda askeri ve gerilla taktiklerimizin ne olması gerektiği hususunda da en parlak tutumu ifade etmektedir. Yine parti içinde örgütlü yaşamın, nasıl temsil edilmesi gerektiği konusunda da büyük çıkıştır. İkinci yön, düşmana karşı çıkıştan daha önemlidir. Örgütü uğraştırmayan, örgüte kendi düzenden kalma kişilik özelliklerini yansıtmayan militan kesinlikle önemli çıkışların sahibi olur. Bundan dolayı parti içinde net olmak gerektiğini belirtiyor.

Lafazanlıkla, demogojiyle kendini hastalıklı kılmamak, her türlü ideolojik, siyasal, örgütsel esaslarımızla bağdaşmayacak, tutum ve davranışlara fırsat vermemek gerektiğini eylemiyle dile getiriyor. Müthiş bir direniş içinde olmak, akıl sınırlarını zorlayan bir direnmeyi, PKK’nin temel karakteri olarak değerlendiriyor. Burada, Zilan kimsenin gösteremeyeceği bir biçimde partinin militanlık özelliklerine sahip çıkıyor.

Düşmanın geliştirmiş olduğu 1996 bahar operasyonlarının bilincine de ulaştığını ve buna karşı PKK militanlarının nasıl bir eylem tarzı geliştirmesi gerektiğini kanıtlamak için böyle bir eylemi yapıyor. Tamamen taktiksel bir çıkışı kendi şahsında gerçekleştiriyor. Düşmanın dayattığı imha taktikleri var. Sabotajlar, suikastlar, çok gelişmiş operasyonların olduğunu düşünerek, bizlerin de nasıl bir taktik eylem anlayışı içersine girmemiz gerektiğini belirtiyor. Zaten baharda intihar eylemi geliştirebiliriz, diye bir tanımlamaya da ulaşmıştık. Kürtleri, her insanımızı büyük bir bomba haline getireceğiz diyorduk. Aslında burada Zilan yoldaşın bu talimatın yerine getirilmesi gerektiği üzerinde yoğunca durduğu anlaşılmaktadır.

Bu bir intihar değil, ciddi bir saldırı eylemidir. Örnek bir eylemdir. Herkes böyle yapar diye bir durum yok. Oldukça tehlikeli ve planlı.

Bu bir emir, bu bir sembol, bu bir tarz ve bir ilk ve son eylemdir.

Aynı zamanda bizim için çağrıdır. Bunun nasıl anlaşılması gerektiğini Zilan açıkça ortaya koyuyor. Ancak kendimizi büyük bombalar haline getirmek, bir mangayı, bir taburu bomba haline getirmekle anlaşılabilir. Sadece askeri-teknik yönleriyle değil, örgüt ölçüleriyle, çizgi gereklerine ulaşarak…

Nedir bu?

Lafazanlıkla, yetmezliklerle örgütün özgünlüğünü bozmayacaksın. Partinin ideolojik, siyasi gerçekliği var, bunlarla oynamayacaksın, partinin ideolojik, siyasi gerçeğiyle yaşayacaksın. Partinin bir direniş gerçeği var. Moral, irade, azim, fedakarlık. İşte bunlarla yaşayacaksın. Bunun dışındaki bir yaşam gerçek değildir. Böyle eylemler ucuz eylemler değildir. Sadece insanın bedenine sardığı sıradan bir bomba paketi de değildir. Eylemi böyle değerlendirmek, çağrıya anlam verememektir, küçük değerlendirmektir.

Nasıl hakkını vereceğiz?

Örgütsel, ideolojik, siyasi ve moral bombaları olmakla.

Zilan’ın konuşmasını televizyondan da dinledik. Etkileyici bir hitaba sahip olduğu hemen açığa çıkıyor.

Son haddine kadar direnmek nasıl olabilir? Çok zorlandın ve çok iyi vurmak mı istiyorsun, alırsın bir mangayı planlarsın, donatırsın ve güçlü bir eylemin sahibi olursun. Bakın Zilan, günlerce Dersim’de kalıyor, kendini koruyor ve düşmanı adım adım gözetliyor. O meydan törenlerinde kuş uçurtulmaz, fakat içine kadar sızabiliyor. Ve eylemi gerçekleştiriyor. Bundan daha planlı bir gerilla eylemi olabilir mi? Ama sizler Allahlık eylemler yapıyorsunuz. Ne bir keşfi, ne bir planı, ne bir hazırlığı var. Daha adım atmadan “fark edildik, çatışmaya dönüştü” dersiniz. O kadar deneyiminiz, gücünüz var o dağlarda, oysa Zilan daha bir yıllık bir savaşçı. Böyle planlı ve büyük sonuçlar doğuran bir eylemi o birliklerle gerçekleştiremiyorsunuz. Oysa bu eylemde müthiş bir gerçekleştirme düzeyi var.

Bir kişinin gerçekleştirme düzeyi böyle olabilir.

Şimdi bunu mu esas alacağız yoksa kaybettiren, kendini yaşatmak için bütün değerleri çarçur eden eylem ve ihtiharvari anlayışları mı? Kaç tane Güney savaşı, Botan, Zagros, Garzan savaşı verdik. Hepsi partinin moralini düşürdü ve değerlerimizi bir hiç pahasına düşmana kaptırdı. Şimdi bunları mı, bu eylemle kıyaslayacağız? Bu eylem salt bir kişinin eylemi değil, zaferi kesinleştiren bir stili olarak değerlendirilmek gerekiyor. PKK militanlığının, özellikle bu kadar tecrübeli komutanlarının, savaşçılarının eylem anlayışının nasıl olması gerektiğini bu eylem anlayışı emrediyor.

Topyeküm saldırıya karşı, düşmanı boşa çıkartacak ve zaferi kesinleştirecek tarz nasıl olmalı sorusunu soruyor. Bütün partiyi, bütün halkı, hatta beni hedefleyen sabotaja karşı nasıl cevap verilmesi gerektiğini çok iyi kavramış, planlamış ve uygulamıştır.

Bu eylem sadece 1996 yılının değil, PKK tarihin, hatta ulusal kurtuluş savaşımızın en büyük, en kutsal ve en sonuç alıcı eylemidir.

Zaten böyle olmasaydı Türk genelkurmayı özel yıpratma çalışmalarına girmezdi. Ben bile başlangıçta fark etmekte zorluk çektim. “işte hastalıklı bir kızdı, psikolojik sorunları vardı. Kadın nasıl kadın olmaktan çıkarılmış, sesi başkadır, kendisi başkadır” biçiminde Avrupa destekli bir yıpratma savaşına girmesi eylemin büyüklüğünü, kararlığını ve önemini göstermektedir. Yine genelkurmay, eylemin bana ilişkin bağlılığını görüyor ve benim kadını hangi düzeye getirdiğimi-bu arada bir karalama aracı olarak, o hain-provokatif kişiliklerin değerlendirmelerini bir kez daha gündeme getirerek eylemi çarpıtarak, şoka uğrayan kitlesini, kendine getirmek istiyor.

Demek ki, bu eylem sadece tarihi, kutsal derecesinde bir eylem değil, dönemsel olarak da tam bir zafer eylemi. Mükemmel bir pratik gerçekleşme. Gerçek bir taktik uygulama...

Eğer bütün birliklerimiz, bütün militanlarımız aynı cesareti, fedakarlığı, planlılığı ve soğukkanlılığı bu biçimde örgütler ve mevzilendirirlerse, azim, irade ve moralle eyleme yaklaşırlarsa sonuç başarı olur. Bu yoldaşımızın tek başına yaptığını sizler bir taburla, hatta on bin kişilik bir düşman gücünün üstüne yürüyerek büyük zaferler kazanmanız işten bile değildir. Zilan kendini düşmanın en azından bir tabur gücüne karşı götürmüştü. Mutlak bir zafer planlaması yapmış. Yakalanmamış, kuşku bile çekmemiştir.

Düşmanın tam kalbinde patlamıştır.

Aynı tedbirliliği, hazırlığı, gizliliği bütün birliklerimiz gösterirse, bu dönemin tamamen taktik zaferidir.

“eylem bir kişinin eylemidir, ancak onu bağlar demek hakarettir.” Bu gerçek PKK taktiğidir, PKK tarzıdır, PKK’nin döneme cevap vermesi gereken eylem tarzıdır. PKK ordusunun döneme dayatması gereken biricik doğru eylem anlayışıdır. Diğer hepsi yanlış, sadece bu doğrudur. “bütün Türkiye’nin, hatta Amerika’nın bile şoke olduğunu” Türkiye basın-yayın söylüyor. Bu, eylemin büyüklüğünü ve eylemi gerçekleştirenin büyük kişiliğini gösteriyor. Ama biz hala eylemi saflarımıza tam anlamıyla yansıtmadık. İşletsek, örgütlesek, özümsetsek bu eylemi tarihi olarak nasıl bir yön çizeceğiz açıktır. Yine bir halkın dirilişi, kadının dirilişi diyor.

Ayrıca bu eylemin Dersim’de gerçekleşmesi de önemlidir. Bu aynı zamanda Dersim’in de dirilişidir. Belki de yaşamın biricik kaynağı olarak bu kişilik ve eylemi unutulmayacaktır. Kahraman olanlar tarihe ancak böyle etki bırakırlar. Bitmez-tükenmez bir halka, kadına, hatta insanlığa güç veren bir kaynak olarak değerinin takdir edilmesi gerektiği çok açıktır. Çünkü bütün insanlık adına yapılan bir eylemdir. Düşürülen insanlığa karşı, faşist rejime-orduya karşı, emperyalizme karşı, kadın cinsinin düşürülmesine karşı büyük bir eylem, büyük bir direnme...

Şöyle diyor. “bu eylemle kendimi vermek yetersizdir. İsterdim başka bir biçimde de kendimi vermeyi, hatta canımızı bile vermek yeterli değildir. Keşke canımızdan başka verecek şeylerimiz olsaydı.”

Biz her zaman şunu söyledik, canını vermek yetmiyor. Daha başka şeyler vermek gerekiyor. Nedir bunlar? Yeteneklerinizdir. Canınızı ucuzca vermenizi istemiyoruz. Nitekim bu eylemde canını ucuzca vermek yoktur. Müthiş yetenekler birikimi var, hepsini veriyor. Ama buna rağmen, “keşke daha verecek şeylerimiz olsaydı” diyebiliyor. “şöyle keyfi yaşarım, böyle sigara sararım, böyle bencilim, böyle bireyciyim” gibi şeyler saflarımızda çokça tartışıldı. Şimdi bu eylem aynı zamanda bunlara da büyük bir cevaptır. Yine yaşamımızın müthiş bir sevgi, cesaret, inanç ve onur düzeyi verdiğini söylüyor. Temsil ettiğimiz yaşamın tanımını yapıyor. Devrimin teminatı olduğumuzu belirtiyor.

Şunu iyi kavradığı ortaya çıkıyor. Onurlu bir yaşam, sevgi, cesaret, inanç, azim diyor. Düşüren, parçalayan, bölen değerler yanında bu kadar bağlayan değerler diyor. Sizlerin bizlere olan sevgisini düşünüyor ve manevi güç alıyor. “şehide en bağlı olan sizsiniz” diyor. Eğer bilse ki, şehide en bağlı olan Önderlik olmazsa bu eylemi yapmaz. Çünkü bir soysuz eylemi takdir etmeyebilir.

Büyük eylemciler güvendikleri değerler için eylem yaparlar.

Veya o değerlerin sembolize edildiği, yoğunlaştığı kişilikleri esas alırlar. Sorumludurlar ve canlarını böyle boşa ateşe atmazlar. Onu müthiş bağlayan, onu etkileyen, sonsuz güven veren bir değer, bir sembol, bir Önderlik olmazsa hiç kimse böyle cesaret edemez.

“yaşama çok bağlıyım ve yaşamın gerçekleşmesi için bunu yapıyorum” diyor. Şimdi bunu kim gerçekleştirecek? Kim ve hangi parti? Özgürleştirmenin ve kendini gerçekleştirmenin yolu savaştan geçmektedir. “yani böyle ölüyorum, gidiyorum” demiyor. Özgürleştirmek ve kendini gerçekleştirme Zilan’da esastır.

Savaşı verirken yaşayacağına inanıyor.

Kabul edilmesi gereken yaşam sınırlarına doğru yüceliyor. Anlam olarak, halk olarak, parti olarak, kişilik olarak yüceleşiyor. Eğer kül olan bir şey varsa bu daha öncü düşman egemenliği altında çizilen yaşamdan başka bir şey değildir.

Yaşam adına yücelen ne varsa burada gizlidir.

Ölen ve kül edilmesi gereken ne varsa mahkum edilmiştir. Yüceltilmesi gereken şahadetler var, onlarda yüceltilmiştir. Tamda bu temelde, “Mazlum, Hayri, Kemal, Ferhat, Bese, Beritan, Berivan, Ronahi yoldaşların direniş geleneklerine bağlılıkları sürdürmek istiyorum.” Bu yoldaşların nasıl bir yaşam için yüceldikleri ve neyi yerle bir ettikleri göz önüne getirilse, bu halkaların nasıl bir yaşama müthiş bağlı olduklarını iliklerimize kadar hissedebiliriz.

“halkımın özgürlük isteminin ifadesi olmak istiyorum. Emperyalizmin kadını köleleştiren politikalarına karşı, bombayı kendimde patlatarak hıncımı ve öfkemin büyüklüğünü göstermek istiyorum.” İşte burada emperyalizmin ve Türkiye’deki en çürük, en berbat kapitalizme kin ve öfke var. Ardından “Kürdistan kadının diriliş sembolü olmak istiyorum” diyor. Aslında düzenin kişiliklerde yarattığı tahribatı görüyor ve buna karşı büyük bir kin ve öfke biriktiriyor. Aynı zamanda güzel kadının da nasıl gerçekleşeceğini de çok açık bir biçimde ortaya koyuyor ve bunun sembol ifadesi olmak istiyor. Böyle bir değerlendirme kadın çalışmaları için oldukça isabetli bir yaklaşım sunmaktadır.

Açıkça söyleyeyim, diğer şehitler de bunun bir halkasıdır, ama Zilan yoldaşın eyleminde bu halka zirveye çıkmıştır.

Böyle bir eylemi bir erkekte yapabilirdi, ama eylemi yapan kadındır. Kadının bu eylemi yapması, hem doğal bir ihtiyaç hem de kadın gerçeğiyle bağlantılı olma yönünde bir gereği olduğunu düşünmek gerekiyor. Erkek belki böyle yapmayabilirdi. Başka biçimlerde, örneğin zindanlarda yapabilirdi. Ama bu biçiminin kadına özgü yönleri olduğunu belirtmek gerekiyor. Çünkü daha fazla hınç, öfke ve özgür yaşam istemi gerektiriyor. Bir de çok çekici, başarıya yakın bir yaşam özgünlüğünün yakalanmasını gerektiriyor. Aslında bu nokta da bir sembol olmak istiyor.

Yaşam iddiası büyük, yaşamdan vazgeçmek yok.

Canından kolay vazgeçenler moralsiz, heyecansız ve çirkinlerdir.

Bazı intiharvari anlayışlarınız var. Saflarımızda böyle bir gerçek ve kabul var. Kesinlikle bu yaklaşım, bu eylem sahiplerinin kişilikleriyle çelişir ve asla onlar gibi olamazlar.

“yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum.”

Bunu kendi gerçeğimde daha iyi anlayabildiğimi sanıyorum. Yaşamı sevenler, ancak büyük eylem yapabilirler. Yaşamdan vazgeçenler asla bir eylemci ve iyi bir örgütçü olamazlar. Bu arkadaşımız yaşamı büyük sevdiği için böyle bir eylemi gerçekleştiriyor. Yaşamın özgürlüğe dayalı, yaşamın dirilişle-direnişle bağlantısı, yaşamın güzellikle bağlantısı, yaşam sevgisi büyük olmazsa, bu eyleme karar verilemez.

Fakat sizler ise yaşam bittiğinde, umutlarınız yıkıldığında, örgütü yerle bir ettiğimizde, ideolojik-politik esaslarla oynadığınızda intiharvari eyleme gidiyorsunuz. İşte Zilan yoldaşımızın eylemi buna karşı bir müdahaledir. Çok örgütlü, çok direnişçi, çok sağlam ideolojik esaslara dayalı, çok sevinçli, moralli, iradeli, azimli ve coşkulu bir yaşamın kendisini buna götürdüğünü belirtiyor.

“Parti Önderliği öncülüğündeki mücadelemiz çok yakında zafere ulaşacak ve Mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yeri bulacaktır.”

Zafere inanç. Elbette ki, bu eylem anlayışının doğal bir sonucudur. Bu eylem anlayışına sahip olan ve bu eylem anlayışının yoldaşı olan biri zaferin yakın olduğuna inanmak zorunda.

İnanç bu, zafere inanç büyük.

Ama çoğumuz zafere olan inancını yitirmiş, halkımızın insanlık içinde nasıl şerefli bir yer tutması gerektiği aklında bile değildir. “Ben canımdan vazgeçip, ölüme gidiyorum” demek kölelerin ölüme gidiş tarzıdır. Bu, halkımızın düşman çizmeleri altında, hatta onun askeri olması, onun her türlü hizmeti altında çalışmasının bir sonucudur.

Dikkat çekici olan, “Yaşam iddiam çok büyük “, bunu ikinci kez tekrarlıyor olmasıdır. “Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum.” Anlamlı bir yaşamın büyük eylemlilikle bağlantısı vardır. Sizlere bunu sürekli söylüyorum. Evet, sizler anlamlı bir yaşam istiyorsunuz. Fakat yaşamın anlamlı ve ciddi olabilmesi için de çabanın büyüklüğü gerekir.

Nedir büyük eylem?

Örgütlü yaşam, ideolojik-politik yetkinleşme. Tarz, üslup, tempo sahibi olmak. Askeri olarak dönem taktiğine sahip olmak. Bütün bunlar oldu mu büyük eylemin sahibi olursun. Öyle hedefi belli olmayan, partinin maddi imkanlarını savuran, düşmanı vurup vurmadığı belli olmayan eylem, büyük eylem değildir. Büyük eylem Zilan yoldaşımız da anlamını bulmuştur.

Büyük yaşamın karşılığı, büyük eylemdir.

“Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum.” “Sevgim kurumuştur, artık sıkılmışım” bırakalım bütün insanları, birlikte çalışması gereken yoldaşlarına karşı sevgisi, saygısı yok, hatta doğru çalışması yok. Kendini mi, düşmanını mı, içindeki putları mı yaşamak istiyor belli değil. Keyfi, bireyci, yetmez anlayışlar, bu eylemin sahibi kişilikler karşısında affedilmezdir.

Açık söylüyorum:

Eğer bu yoldaşıma bağlı kalacaksam, yaşamla bu kadar oynayanların, yaşama saygı ve sevgisi olmayanların yaşamla eylem arasıdaki doğru, ideolojik, örgütsel, siyasal çalışma ve parti tarzları arasındaki bağı kuramayanların PKK’de bulunmaları bir hakarettir.

Eleştiriler daha çok sizleredir. Zorlanacaksınız, zaten zorlanıyorsunuz. Bu yoldaşa söz verecek, işlerlik, yaşam gücü kazandıracak düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyor. Bu yoldaş, “ben direnişin sembolü olmak istiyorum” diyor. Sizler ayaktasınız ve imkanlarınız daha çoktur. Gerçek eylemlilik budur. Büyük yaşamın sahibi olmak budur. Bütün bunlar en çok da sizlere gerekli. Bunun gereklerine sahip olmazsanız, bir gün bile sizleri yaşatmayız.

Çağrılar, mektuplar birer manifestodur ve gereklerini yerine getireceğiz. Büyük değerlere bağlı militanlar olarak yaşayıp ve eylemin sahibi olarak büyüklüğünüzü kanıtlayın ki, kimlerle yürüdüğümüzü bilelim. Zaten öyle fazla yüksek değerlerle savaşanlar yok. Onun için düşmandan önce ilkin sizleri halletmemiz gerekiyor. Bu anlamda Zilan, benimle en iyi yürüyen ve bunu gerçekleştiren bir yoldaştır. Bununla çelişmek, bununla oynamak olmaz.

Halkın yakın süreçte zafere ulaşması gerektiğini belirtiyor. PKK’nin artık zafere doğru aktığını, önderlik çalışmasının artık zaferi yakınlaştırdığını söylüyor. Bunlar, boşuna söylenmiş sözler değildir. Bunlar, benden tutun hepinize kadar günlük olarak yerine getirilmesi gereken görevlerdir, emirlerdir.

Değerlere bağlanmak biricik namus-şeref sözümüz olmalıdır.

Eğer sadece bu temelde sözümüze bağlı olursak, dünyanın da bir araya gelip yapacağı yardımla kazanamayacak olan bu halk söze bağlılığımızla kazanabilir, kazandırır. En büyük yardım bu söze bağlı olarak yaşamaktır. Halkın zaferi gerçekleştirilmek isteniliyorsa, en çok muhtaç olduğumuz yardım bu sözün gereklerini yerine getirmektir. Siz partililer halk ordusunun, gereklerini yerine getirdikçe, bu halkımızın cesaretini artıracaktır. Bu aynı zamanda bütün insanlık dostlarının savaşımızı anlaması ve ona bağlanması anlamına gelecektir,

PKK’nin böyle yüzlerce şehidi vardır, yine özgür kadın şehidi vardır. Nitekim insanlık ekmek-su kadar bunlara muhtaçtır. Ama neredeyse unutulacaklar, unutulmamaları için, emperyalizmin tanınmaz hale getirdiği, insanlık yaşamında bir umut, bir ışık, yeni bir diriliş olmaları için bizim bu sözümüzün gerçekleşmesi parti içinde ve halkımızın ulusal kurtuluş savaşında başarılması gerekiyor. Emperyalizminde desteğiyle, bu yoldaşımızın, bu değerimizin düşük gösterilmeye çalışılmasının anlamı buradadır. Sadece Türk faşizmi değil, emperyalizmin yaşamın üzerindeki büyük tahribatını da insanlık direnişiyle karşıladık. Belki bunun için tam mücadele vermedik, istediği gibi yazıp-çizemedik, ama böyle olduğu çok açık.

Zilan’ı insanlığa taşırmamız gerekiyor.

Partinin zaferini gerçekleştirerek, halkımızın insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alarak ve bunu altın harflerle yazarak kanıtlamamız gerekiyor. Bu kadar büyük tarihi, kutsal şehitler ve partimiz içinde buna benzer muazzam değerler var.

Bu kadar görkemli değerler partimiz içinde olurken, diğer taraftan yaşanan bu sığlıklar ve yetersizlikler ne anlama geliyor? Adeta düşman adına kendini dayatan intihar eylemleri, tutumları ve kişilikleri var. Yine tarz, tempo, üslup, muazzam gerilikler olsa olsa düşmana güç veriyor. Sizler ancak ve ancak kendinizi büyük bir direniş içinde kanıtlayabilirsiniz. Hiç sağa sola yalpalanmadan, şuraya buraya nedenlerini bağlamadan bir kazandıran tarz içinde olmak gerekiyor. Çünkü Zilan eyleminde açıkça bunu dile getiriyor. Bana verecek sözünüz varsa, yine özgür kadına verilecek bir söz varsa ki bazıları severiz, kadın istiyoruz derler, o zaman bu söze göre olsun. Şimdi ne demek istediğimi daha iyi anlıyorsunuz.

Özgür kadın kendini böyle yaratmak istiyor. Özgür kadın istemine nasıl bir partililikle, nasıl bir örgütlülükle, nasıl bir savaşçılıkla, nasıl bir sevgiyle, nasıl bir zafer anlayışıyla karşılık verilir? İşte Zilan eyleminde tanıma kavuşturulmuştur. Şimdi ben buna mı bağlanacağım, yoksa ne idüğü belirsiz bazı istemlerinize mi? Benden ne istiyorsa layık olacağım. Bana başka bir şey dayatamazsınız ki.

Kadının da, erkeğinde nasıl büyük bir yaşamın sahibi olması gerektiği açığa çıkmıştır. Nasıl bir yaşam ve sevgi isteniliyorsa açığa çıkarılmıştır. “yok, bunlar sıradan olaylardır. Bizim de kendimize göre bir yaşam anlayışımız var” derseniz, bundan kuşku duyarım. Çünkü düşmanı sarsan, yerle bir eden eylem ve PKK anlayışı budur. Oysa sizlerin eylem anlayışı düşmana güç vermiştir. O zaman gidin başka yerde kendi örgütünüzü kurun, ama PKK içinde yaşamayın. Biz böyle olmaya karar vermiş ve bu kararı müthiş eylemimizle kanıtlamak isteyenleriz. Militanlar topluluğuyuz. Böyle olmaya baş koymuşuz. Bütün yüreğini, coşkusunu, azmini, bilincini koyanlar var. Yoksa ben neden sizleri kabul edeyim. Israrla kendinizi dayatırsanız, o zaman sizler karşı cepheden, intiharvari cepheden geliyorsunuz denilir.

Savunmaya geçeceğiz. Değerlerimizi bütün bu anlayış ve tutumlara karşı savunacağız. Çirkin, örgütsüz, moralsiz, eylemsiz, bunalımlı, plansız, bireyci, keyfi, kendinden vazgeçmiş, düşmanı gözüne kestirmeyen, tarihi doğru anlamayan, zafere inanmayan, zafer coşkusuyla tutuşmayan kim varsa saflarımızda, kim bizlere doğru yaklaşmıyorsa ona”dur” diyeceğiz. Sen düşmanın dolaylı ajanısın diyeceğiz.

“ben de böyleyim” diyor, o zaman defol git deriz. Çünkü yiğitler var, onların yolunu açalım. Yoksa bu yiğide yazık olacak. Hakkını kim verecek? Bu yaklaşımlarınızla hakkını mı vereceğiz? Hakkını vermezsek suç ortağı olacağız. Buna hiçbir kuvvet beni zorlayamaz. Yiğitlerin adına toz kondurtamam. Ben bunu defalarca söyledim ve tekrar söylüyorum. Size her türlü hizmeti yapayım, ama bu yüce değerlere anılarına bağlı olmanın gereklerini aşındırtmayın. Bu yoldaşlarımızın anılarını zedeleyecek tutum ve davranışlara girmeyin. Sizlerden fazla bir şey istediğimiz yok.

Tarihte kıble gahlar, kutsal maabetler ve onların içinde kutsal tanrı veya tanrıcalar vardır. Onların ardılları, onların mensupları uygun günlerde gidip bu maabetlere kapanırlar, secde ederler, yalvarır-yakarırlar, “af et bizi” diye. Böyle yoldaşlar öyle yoldaşlardır. Bir mabedete gider gibi huzurlarında eğileceksiniz
…

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com