Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
     

Özgürleşmek İçin Felsefeyi Bilmek Gerekiyor

06.08.08:

                                                   

    Savunmalarımın bir bölümünü bitirdim. Savunmalarımı daha önce gönderdiğim şekilde AİHM’e birleştirilmiş dört dosyaya bir üst yazıyla göndereceğim. Bir üst dilekçe yazacağım, ek’te şu kadar sayfadan ibaret savunmalarımı şu numaralı dosyaya sunulmak üzere AİHM’e gönderilmek üzere diye yazacağım. Daha öncede söyledim savunmamın bir bölümünü bitirdim. İki bölümü daha var. Ortadoğu ve Kürdistan’la -daha doğrusu Kürt sorunuyla- ilgili bölümler kaldı, yazacağım. Biliniyor Kürt sorunu, yıllardır çözülemeyen büyük bir mesele, bununla ilgili söyleyeceklerim var. Savunmamın temel konularıdır zaten.

    Yarın veya öbür gün idareyle konuşur, gönderirim. Daha önce yazdığım ve gönderdiğim savunmalarımın dedakte edilmiş halini incelemek istiyorum. Ne tür değişiklikler yapılmış, bunları görmek istiyorum, bu benim hakkım. Bununla birlikte daha önceki savunmalarım da getirilirse iyi olur. Çünkü daha önceki savunmalarımdan yararlanarak, yeni savunmalarımı geliştirip, derinleştireceğim.

    Ergenekon iddianamesini henüz alamadım. Bana ilişkin kısımlar var. İddianamede bana ilişkin kısımlara cevap verilmesi gerekiyor. Cevap veriyorum. Benim bu konudaki düşüncelerim insanlara ulaşmalı. Çünkü insanlar benim bu konudaki düşüncelerimi bilmiyor, beni tanımıyorlar. Avukatlarım bu konuda çok dikkatli olmalıdırlar. Bu basın açıklaması, toplantı veya bildiri tarzında mı olur, bilemem buna onlar karar verecekler. Ama önemli olan benim bu konudaki düşüncelerimin, görüşlerimin bilinmesi ve farklı çevrelere ulaşmasıdır. Benim burada tarihi sorumluluğum var, bunları görerek davranıyorum. İşte Güngören’deki patlama ortada. Bununla Kürt-Türk çatışmasını derinleştirmek istiyorlar. Türk-Kürt çatışmasını kışkırtıyorlar. Bu patlamanın içyüzü nedir?

    İlginçtir, Alman istihbaratı, bu eylemin PKK tarzı olmadığını, eylemin radikal dinci grupların veya istihbarat örgütlerinin işi olabileceğini söyledi. Alman istihbaratı her şeyi bilir. Bu eylemi de kimin yaptığını, içyüzünü biliyorlar. Çünkü kendine bağladıkları var, birçok kişiyi kendilerine bağladılar. Kaçanlar Almanya’da, Alman istihbaratının kontrolündeler. Almanya bunların binlercesini himayelerine aldı, kullandı, bugün başlarına bela etmiş durumdadır.

    Güngören bombalaması ile Ergenekon karşıtlığını PKK karşıtlığına çevirmek istiyorlar. Ben bu konuda savunma yapıyorum. Bu benim savunma hakkım. Bu nedenle geçen haftaki görüşlerim önemliydi.

    Daha önce Doğan Güreş’in zehirlenmesiyle ilgili olarak askeri savcı gelip benimle görüşmüştü, Ergenekon savcısı isterse gelip benimle görüşebilir. Ben bu konudaki bilgilerimi ve görüşlerimi savcıya söyleyebilirim. PKK’ye mal edilmiş dünya kadar şey var. Benim bu konuda görüşlerim alınmalı.  Daha baştan beri ta 1978, daha doğrusu 1976’dan beri PKK’ ye müthiş sızmalar var. Benim üzerime müthiş geldiler; Şahin Baliç, Şahin Dönmez gibiler var. Bu süreç onlar gibilerle başladı. Haki Karer’i katleden örgüt, Antep’teki beş parçacılar vardı, Kawacılar vardı, Kukçular vardı.  Bugün de radyodan dinledim, Mehmet Eymür’ler beni imha edebilmek için tünel bile kazmaya çalışmışlar. Beni imha etmek için onlarca girişimde bulundular. Ama başaramadılar. Şimdi Beşar Esat oraya buraya gidip geliyor, görüşmelerde bulunuyor.  

    Amerika, Ortadoğu’da kovboy politikasını güdüyor. Kürtleri Halaç pamuğuna çevirdiler.  Kürtleri denetimleri altına almak için YNK ve KDP’yi kullandılar. Bunlara güç verdiler ama beni kontrol altına alamayınca tasfiye etmeye çalıştılar. Türkiye’de de Şeyh Sait ailesinden bir kesimi kullanıyorlar. Hak-Par’ı bu amaçla kurdular. Bucak Ailesi de biliniyor. Bana bu konuda kitap yaz deseler elli ciltlik kitap yazarım. Bu aileyi ikiye böldüler. Bir kısmı Almanya’da Alman istihbaratına sığınmış. İşte Sertaç Bucak’ın durumu ortada. Benim açımdan durumu netleşmiş biri. Öbür tarafta bir kısmı da Türkiye’de kalıp devlete sığındılar, Sedat Bucak’a bağlandılar. Sedat Bucak, biliniyor Susurluk olayına karıştı, öldürülmek istendi. Sedat Bucak’a bağlı binlerce korucu var. Bunlar oturmuş sadece para yiyiyorlar. Sedat Bucak’ın kendisi bile devlet nezdinde suçlu. Türkiye’de yüz bin civarında korucu var, bunların Türkiye’ye maliyeti bellidir. 

    Türkiye’deki Ergenekon, 1980’lerde NATO himayesine girerek NATO’yla bütünleşti. Bütün bu yaşananlar NATO’nun denetiminde oldu. Ben bunların çoğunu buradaki görüşmelerimde, konuşmalarımda hep belirttim. Zaten benim buradaki konuşmalarım da savunmadır. Biz burada savunmalarımı konuşuyoruz. Bu nedenle benim savunmalarım sadece Türkiye için değil, Avrupa için de önemlidir. İtalya’daki Gladio tasfiye edildi. Benzer bir Ergenekon da Yunanistan’da var. Bunların iyi görülmesi ve iyi anlaşılması gerekiyor. Ben bu konuları savunmalarımda daha derinlikli açtım.

    Savunmalarım okunduktan sonra kadınlara ilişkin sorulacak sorular olabilir. Ben son bir haftadır, namus kavramına yoğunlaşıyorum. Nasıl bir namus? Bu önemli bir soru. Ben Kürtlerin namus kavramının ne demek olduğunu iyi biliyorum. Namusları için adam öldürüyorlar, namus için cinayet işliyorlar! Bu cinayetleri din adına, töre adına yapıyorlar! Namusları için yapamayacakları bir şey olmadığını söylüyorlar!  Hatırlıyorum, köyde İmam Ali vardı, bir gün ben ona, ‘ben bu kadına bakarsam din ne der?’ diye sordum, o da ‘bakabilirsin!’ dedi.

    Hiç unutmam, annemle küçükken namus üzerine konuşmuştuk. Ben bu konuşmayı hiç unutmam. Ta o zamandandır ben namus kavramı üzerine yoğunlaşıyorum. Nasıl bir namus kavramına cevap arıyorum. Ben bu konuları savunmalarımda da daha derin açtım. Kadın sorununu daha önce de yazmıştım, kadını kavramaya anlamaya çalışan biriyim. Kadınlar bu kavramı çok yoğun tartışmalı. Nasıl bir namus, nasıl bir kadın? Sorularına cevap aramalı. Kürtlerin namustan ne anladığını ben çok iyi biliyorum. Kürtlerin namus durumu ortadadır. Kürtler üzerinde birçok oyunlar oynanıyor. Bunları iyi görmek gerekiyor. Doğru ve gerçek namus anlayışı, özgürlük için mücadeleden geçer. Bu konuda üç beş kişi doğru bir özgürlük anlayışıyla mücadele etse onlarca kadını arkasından götürecektir. Mücadeleleri güçlenecektir. Ama ben zannetmiyorum DTP içerisinde bile bu düzeye ulaşan kadın olsun.  

    Özgürleşmek için felsefeyi bilmek gerekiyor, tarihi bilmek gerekiyor. Beş bin yıldır kadınların tarihen üzeri silinmiştir. Gerçek manada bir avukat, bir hukukçuluk yapmak için de tarihi ve felsefeyi bilmek gerekiyor. Yasalar biliniyor, ben kadınlara yasalara aykırı davranın demiyorum ama bunları da gözeterek demokratik duruşu göstermek lazım. Bu konuda DTP içerisinde de, hukuk içerisinde de önemli olan demokratik duruşu göstermektir. Bu konuda demokratik duruşunu göstermeli, demokratik eylemliliklerini geliştirmelidirler. 

     Bu sorunları aşmak kolay değil. Ben hep söylüyorum kendini yakmak, bu sorunları aşıp, özgürleşmekten daha kolaydır. Ben bu konuda onlarca kitap yazdım. Kadınları anlamaya, kavramaya çalıştım. Bu konuda ısrarlıyım, bu konuda iddialıyım.

    Ben erkekler için de söylüyorum, namuslu erkek, birazcık namusu ve onuru varsa kadını anlamaya, dinlemeye çalışırlar.

    Onlarca yıldır mücadele ediyorlar sonra birbirlerini kaçırıyorlar. Görüyorsunuz işte PKK içerisinden de kaçıp gidenler oldu. Hatta kardeş bile gitti. Onlarca yıl mücadele ediyorlar, sonra canları sıkılıyor, paralı birine kaçıp gidiyorlar. “Aşk” adına yapıyorlar. Ben kaç zamandır aşka cevap arıyorum. Vardığım sonuç şudur; aşk eşittir ihanet. Aşk yaşadıklarını zannediyorlar ama yaşadıkları şey aşk değil. Gerçek aşkı yaşamak o kadar kolay değil. Bu benim de başımdan geçmişti biliyorsunuz sonuçlarını, kolay olsaydı ben yaşardım.

    Aşk yaşadık diye kendilerini kandırıyorlar. Ben Şam’dayken kızlara da söylüyordum; ben kendime güveniyorum. Benim özgürlük iddiam, aşk iddiam büyük. Ben gerçek aşkı yaşayabileceğime inanıyorum. Bu konuda yetenekliyim. “Siz de kendinize güveniyor musunuz, bu konuda iddialı mısınız, benim aşk anlayışımı kaldırabilecek misiniz?” diye soruyordum.  Ama görüyorum ki, bu konuda yeterli değiller. Bu konuda iddialı olmadıkları için de kaçıp gidiyorlar. İşte onlarca yıl mücadele ediyorlar sonra sıkılınca paralı birini bulup peşinden gidiyorlar. Ben bunların arkalarından sadece gülüyorum, çünkü kendilerine yapıyorlar, kendi özgürlük iddialarından vazgeçiyorlar.  

    Erkek, fiziki olarak kadından güçlü olabilir ama kadın kendi meşru savunmasını güçlendirmeli. Ben silah alıp sizi koruyamam ki, her zaman yanınızda olamam. Meşru savunma sadece kadın için değil herkes için geçerli. Ben meşru savunmayı da savunmalarımda açtım. Kadınlar kendi savunmalarını yapmalıdırlar. Artık sokakta bile yürüyemiyorsunuz. Evleniyorlar, her gün tecavüze uğruyorlar. Kendinizi koruyamazsınız, bunları anlayamazsanız avukat olmanız bile yeterli değildir. Erkek, isterse bir günde kadının haşatını çıkartabilir. Bunları görüp özgürlük mücadelenizi derinleştirmelidirler. Cezaevlerinden kadınların çok yoğun mektupları geliyor. Derinleşme düzeyleri, yoğunlaşmaları iyi ama önemli olan bu düşündüklerini kendi yaşamlarında hayata geçirebilmeleridir. Bu söylediklerini hayata geçirdikleri oranda özgürlük mücadelesi yolunda ilerleyebileceklerdir.

     Cinsiyetçilik, iktidarcılıktır. Cins temelli her şey iktidardır. Cins kavramının olduğu her yerde iktidar vardır. Cinslerin biyolojik olduğunu söylüyorlar, hayır. Cinsiyet, öğretilen bir şeydir. Ben bunu savunmalarımda genişçe açıkladım. Ben savunmalarımda milliyetçilik, dincilik ve bilimciliği (pozitivizm) de değerlendiriyorum. Bunlar tehlikeli anlayışlardır. Bunlardan uzak durmak gerekiyor. İşte Anayasa Mahkemesi kararlarını görüyorsunuz, “din odağı olmak” diyorlar. Laisizm, dincilik, milliyetçilik, bilimcilik (pozitivizm) siyasal iktidardır. Türkiye’de hiçbir şey ifade etmiyor, içi boştur.

    Onlarca arkadaşın mektuplarını aldım. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindekilere selamlarımı söylüyorum. Onların mücadelelerini anlıyorum, değer veriyorum. Benim için saçlarını kazıtıyorlar. Daha önce de kendilerini yakmalar oldu.

    Iğdır’da 48 yaşında bir vatandaş, buradaki uygulamaları ve sağlık durumumu protesto amaçlı kendini yakmış. Geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Benim bu konudaki görüşlerim biliniyor. Özgürlük, özgür yaşam için mücadele etmektir, kendini fiziki imha etmek olmamalı.

    Ben buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Geçmişte Sayın Özal benimle görüşme girişimlerinde bulundu. Yine Erbakan benimle görüşme girişimlerinde bulundu. Hatta ordu içinde bazı kesimler benimle çözüm konusunda görüşmeye çalıştılar. Ben Suriye’deyken Hafız Esat üzerinden çözüm girişimleri oluyordu. Erdoğan isterse çözüm girişimleri yapabilir. Bu çözümsüz durum, bu çatışmalar nereye kadar devam edecektir? Erdoğan isterse görüşebilir.

     Demir Küçükaydın selam göndermiş, bende ona selamlarımı gönderiyorum. Beni takip ediyor, savunmalarımı okumuş galiba. Kendi görüşlerini yenileyerek yazmaya devam edebilir. Benim savunmalarımdan da yararlanabilirler.

    Aksiyon Dergisi’ni okudum. Bu dergide bana ilişkin haberde Demokratik Cumhuriyet Partisi’ni benim dayattığımı söylüyorlar, bu doğru değildir. Evet, ben Demokratik Cumhuriyet dedim ama benim söylediğim demokratik cumhuriyet, onların yazdığı manadaki demokratik cumhuriyet değildir. Benim düşüncelerim öyle değil. Benim demokratik cumhuriyet dememdeki sebep, cumhuriyetin demokratikleşerek çözümün gelişmesine katkı sunmasını sağlamaktır. Türkiye için görüşlerimi yineliyorum. Daha önce Çatı Partisi demiştim. Bu konudaki çalışmalar hızla devam etmeli. Bu konuda aydın, yazarlardan ve dost çevrelerden destek alınmalıdır. Yok mu dost kırk kişi? Siz, ‘binlerce kişi sizin için yürüyor’ diyorsunuz. Dost kırk kişi, Demokratik Kongre Partisi için İçişleri Bakanlığı’na başvurarak, bu çalışmaları başlatabilirler. Ben öyle kimlik ayrımı da yapmıyorum, kendisini bu alan içinde ifade etmek isteyenler yer alabilir. Önemli olan demokratik duruşun gelişmesidir. Ben daha önce Brüksel, Belçika da Demokratik Uluslar Konfederasyonu demiştim. Ben yine Demokratik Siyaset ve Kültür Akademisi demiştim. Bu tür çalışmalar demokratik duruşun gelişmesi ve benim düşüncelerimin, savunmalarımın konuşulup tartışılması için önemlidir. Bu konfederasyon, İstanbul’da da olabilir veya hem İstanbul hem Brüksel’de olabilir. Bu konfederasyonlar, içlerini doldurabilirler. Bu çalışmalar benim savunmalarımın pratiğe geçirilmesidir. Savunmalarımdan herkes faydalanabilir, devlet de faydalanabilir, Avrupa’da faydalanabilir. İran, Irak, Suriye’de demokratik mücadelelerini geliştirerek güçlendirmeliler. Türkiye’de benim düşüncelerimin, savunmalarımın yer aldığı Demokratik Uygarlık isminde bir dergi çıkabilir. Dergi dört ayda bir de olabilir. Ama önemli olan benim düşüncelerimin, görüşlerimin insanlara anlatılması ve ulaştırılmasıdır.

      Buradaki uygulamalarla ilgili olarak değerlendirme yapacaktım. Bu konuya ilişkin karar verildi. Ben daha sonra Müdürle de görüştüm. Soruşturma sonuçlandı, beraat gibi bir durum söz konusu. Benim şu an hakkımda herhangi bir soruşturma yoktur. Bunun yanında ben buradaki pozisyonumu da netleştirdim. Farklı bir pozisyona girmem halinde devlet de zorlanıyor, PKK de zorlanıyor. Ancak ben buradan demokratik duruş için ve demokratik mücadelenin gelişmesi için konuşmalarıma devam edeceğim, bu benim en doğal hakkım. Burada ben savunmalarımı yapıyorum. Ben, düşüncelerimi felsefi ve filozofik bir bakış açısıyla ifade ediyorum. Bu görüşlerimden isteyen yararlanabilir, devlet de isterse yararlanabilir, PKK de yararlanabilir.

      Gazetelerle ilgili sorun var, düzenli alamıyorum. Çıkarken idareyle görüşürsünüz. Sorun nerden kaynaklanıyor, öğrenirsiniz. Mudanya ile de görüşebilirsiniz. Gazeteler neden verilmiyor, öğrenirsiniz.

 

Tüm dostlara, cezaevlerindeki arkadaşlara ve kadınlara selamlar. İyi günler.

 

 

     

     

     

 

                                                             

                                                                                                                 


 

 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com