|
Önderlikle ilk kez
1990 yılında Mahsum Korkmaz Akademisinde karşılaştım.
Avrupa sahasında
Önderlik sahasına gelmiştim. Doğalında yabancı dil
konuşa biliyordum. Bundan dolayı akademi de kaldığım
sürece önderliği ziyarete gelen yabancılarla
diyaloglarda tercümanlık yapıyordum. Bu elbette her
yoldaşın eline geçecek bir şans değildi. Böylece ben
önderliği daha yakın duracaktım.
Burada yaşadığım ve
çok fazla etkilendiğim bir anıyı sizlerle paylaşmak
istiyorum.
1990 sonları ya da
1991 başlarıdır. Biz PKKnin 4. Kongresine sunulan
belgeleri işliyoruz. Ciddi tartışmalar var.
Biz tartışmaları
sürdürürken kimsenin beklemediği bir anda Önderlik ile
bir Alman gazeteci dershaneye giriyorlar.
Sonra da bu Alman
gazetecinin tanınmış Alman gazetesi Süddeutsche
Zeitungdan geldiğini öğreneceğiz.
Bizim ne
yaptığımızı sorduktan sonra önce Önderlikle Alman
gazeteci tartışıyor. Gazeteci biraz Türkçe de biliyor.
Önderlik geri toplumsal yapıyı aştırmak için eğitimin
anlam ve önemini anlatırken, Alman gazeteci önderliğin
sözünü keserek okulda hazır bulunan öğrencilere soru
soruyor. Yer yer de alaya alıyor. Bir arkadaşın
Almanyanın ve Avrupanın Kürt gençlerini erittiğini,
asimile ettiğini söyler söylemez, Alman gazeteci kim
size demiş Almanya ya gelin, madem eritiyoruz kendi
ülkeniz de kalın diyerek alaylı yaklaşımlar sergiliyor.
Kim kalkmışsa Alman böyle çokta uygun olmayan tahrik
üslubuyla cevap yetiştiriyor.
Bu ara benim
yanımda oturan Gazi Mardin yoldaş bana kalk bu adama
bir şeyler söyle, sen orada büyümüşsün cevap ver, tüm
yoldaşları rezil ediyor. Ben bundan hafiften cesaret
alarak elimi kaldırıyorum. Ama Önderlik bana doğru
baktığında elimi ürkerek indiriyorum. Bir ara Önderlik
bize doğru dönerken Şehit Gazi yoldaş elimi birden
havaya kaldırıyor ve Önderlik beni görerek buyur heval
isminiz nedir, siz ne diyorsunuz diyor. Ben Almanya da
katıldığımı yıllarca orada yaşadığımı söyledikten sonra
da Önderlik Almanca biliyor musun ben evet dedikten
sonra da Almanca konuşun diyor ve ben Alman
gazeteciyle birkaç cümle Almanca konuştuktan sonra
tekrar Türkçe konuşmak istediğimi, diğer yoldaşlarımın
da beni anlamalarını gerektiğini söylüyor ve Türkçe
konuşuyorum. Almanların yabancılara olan negatif
yaklaşımlarından dolayı içime kapandığımı, kimlik sorunu
yaşadığımı ve eğer PKK bana el atmasaydı bugün belki de
çoktan intihar etmiş olabileceğimi söyler söylemez,
Önderlik doğru mu söylüyorsunuz, ben evet başkanım
der demez de bakın bu arkadaşı biz intihardan
kurtarmışız diyerek gülüyor.
Bunun üzerine Alman
gazeteci biraz frenleyecek ve hakaret etmesini
durduracak. Ancak Önderlik bu kadar tamamdır herhalde,
biz çıkalım dedikten sonra Alman gazeteci bana dönüyor
seni görmek istiyorum diyor.
Ben kendi koğuşuma
gidiyorum. Arada biraz zaman geçtikten sonra Akademi
yönetiminde bir arkadaş gelerek Önderlik sizin
gelmenizi istiyor diyecek ve ben önderliğin bulunduğu
yere gelen arkadaşla birlikte gideceğim.
Ben henüz
Önderlikle tanışmamışım. Önderliği eğitimlerde ve sporda
görmüşüm ama onunla tanıştırılmamışım. Zaten tanışmayı
dört gözle bekliyorum.
Misafirhaneye
gittiğimde sadece bizim Alman var. Onunla tartışıyoruz.
Geriliklerimizi, gelişkin yönlerimiz konuşuyoruz. Alman
tarihine giriyoruz. Bize de nasıl ki Almanların
1835lerde Hambacher Feste yaşadıkları serhildanlar
sonucu adım adım bir Alman birlikteliği sağlanmışsa bize
de öyle bir aydınlama süreci gerekli olduğunu
anlatıyorum. Başka da bu geriliklerin aşılmasının
zorluklarını anlatıyorum. Özcesi birkaç saat Alman
tarihini bir Almana anlatarak Kürdistanlılara karşı
hoşgörülü ve anlayışlı olmasını bekliyorum. Görülen o
dur ki adam etkileniyor.
Bir ara bizim Alman
dışarı çıkıyor. Tam o esnada Önderlik içeri giriyor. Ve
benim kim olduğumu soruyor. Ben de kendimi tanıtıyorum.
İlk kez böyle Önderlikle yüz yüze konuşuyorum. Akademiye
geldiğim için bir taraftan heyecan var diğer taraftan
önderliği yeterince tanımama var.
Alman gazeteci
içeri giriyor. Masada yemek hazırlanmış. Önderlikle
gazeteci oturuyor. Ben oturmuyorum. Önderlik oturmamı
istiyor ben yemek yediğimi söylüyorum. Bunu fırsat bilen
bizim Alman bak sen diktatörsün, senden korktuğu için
masaya oturmuyor diyerek önderliği kendince
eleştiriyor. Önderlik tekrar benim oturmamı istiyor ben
yemek yemişim Başkanım diyorum, ancak Önderlik bak
senden dolayı diktatörde olduk görmüyor musun gel otur
diyerek biraz kızıyor. Ben masaya oturuyorum.
Alman gazeteci ile
yemek yerken başlayıp gece yarısına kadar süren bir
sohbet başlıyor. Benim açımdan hayatımda en fazla
diplomasi adına edindiğim tecrübe bu sohbet olmuştur.
Alman, önderliğe
Türkçe bildiğini ancak Almanca konuşacağını ve
tercümanın tercüme edeceğini söyledikten sonra Almanca
konuşmaya başlıyor. Ben tercüme ediyorum. Önceleri
oldukça ukalaca sorular soran, önderliği küçümseyen,
alaya alan yaklaşımlar giderek azalıyor. Ve sohbetin bir
noktasında sonra Alman gazeteci ayağa kalkıyor ve
söyledikleri ile sorduklarını saygılı soruyor. Ben önce
ayaktayken belki de acemilikten belki de önderliğin o
insanı kendine çeken özgün sıcaklığından kaynaklı
sandalyeye oturuyorum. Ve zevkle tercüme ediyorum.
Bir ara Alman
sizin yazılarınız okunmuyor, çok uzunlar diyor ve
eleştiriyor. Önderlik haklısınız. O yazılar Kürtler
içindir. Aşırı tekrar vardır. Çözümlemelerdir. O yazılar
yazılmamış onlar konuşmalardır. Kürdü çözmek için
yapılan tahlillerdir. Ancak bizim Avrupa'daki basıncılar
ve diplomatlar yanlış yapıyor. Hâlbuki o uzun yazıları
sizler ve diğer Avrupa halkları için özünü birkaç
sayfayla hatta bir sayfayla vermeleri gerekirken, tutup
aynen hepsini tercüme edip size vermeleri bana zarar
veriyor. Bana hakarettir diyor.
Ben şok oluyorum.
Önderlik yazılarını Avrupa da tercüme edenlerden bir
tanesi de bendim. Yerin dibine giriyorum. Birde
önderliğin eleştirilere karşı ne kadar yapıcı ve
mütevazı yaklaştığını gördükçe şaşıyorum. Ve tabii çok
etkileniyorum.
Gazeteci böyle
birçok konuda etkileniyor ve dediğim gibi önderliğin
yaklaşımları karşısında ciddileşiyor. Bir ara Alman
gazeteci bu kampta insan öldürüldüğü söyleniyor
dedikten sonra, Önderlik bir tanemi, tam 25 arkadaşımız
burada infaz edilmiş. Ben Şam da kalıyorum benden
habersiz sözde ajan diye vurmuşlar. Yine birçok insana
işkence yapılmış. Ve ben bunları duyar duymaz müdahale
ettim. Kim yaptı diye hesap soracaktım. Bunların kimini
yakaladık ve mahkemeye verdik. Ancak kimisi kaçıp
Almanya ya sığındı. Ve ben bu adamları bu insanlık dışı
uygulamalar için yargılamak isterken Almanya bu
canavarları koruyor ve bize karşı tanık olarak
kullanıyor. ve Önderlik birçok yanlış uygulamayı açık
açık tartışıyor. Adamın söylediğinden çok daha fazlasını
ve aleni hiç çekinmeden, birçok başka konuyu da dile
getiriyor. Şunu söylememiştim. Bir ara Önderlik
dışarıdayken Alman gazeteci bana aynı soruyu sormuştu
ancak ben cevap vermemiştim. Çünkü bu içimizdeki bir
sorundu, başkasının bilmesine gerek yoktu bana göre.
Ancak Önderlik öyle yapmıyor. Çok ileri düzeyde bir
açıklıkla konuşuyor, tartışıyor ve bu yaklaşımıyla
karşısındakinden saygı uyandırıyor.
İşte dediğim gibi
Önderlik sözde Alman gazeteci kampta yaşanan infazlar
için gelmiştir. Ve muhtemelen Almanya devleti onu
birinci elden bilgi toplamak için göndermiştir. Çünkü
Almanya da PKK karşı yürütülen bir dava vardı. Bu
Almanya için gerekli olabilirdi. Önderliğin aşırı aleni
yaklaşımı ve kendisine son derece güvenerek samimice
hiçbir tereddüt göstermeden, her şeyi olduğu gibi
söylemesi Alman gazeteciyi çok etkilemişti. Tabii en
çokta beni etkilemişti.
Dediğim gibi Alman
gazeteci gece yarısına doğru ayağa kalkarak hazır ol
vaziyetinde önderliği dinlemeye başlamıştı. Ben ise
oturmuştum bir sandalyeye.
İşte Önderlik
budur. Herkesle ama herkesle olup biten neyse hiçbir
siyasal kaygı duymadan dile getirebilmesinden dolayı
insanlardan güven uyandırıyor. Önderlikten doğru olma
siyasal bir gerçeklikten ziyade ahlaki bir duruştur.
Belki de onun siyasal ahlakı budur. İnsanlar biliyor ki
mesele ne olursa olsun Önderlik her zaman doğruyu
söyler. Bu büyüklüğü gösteren bireye karşı insanlar
sadece ve sadece saygı duyarlar. Ve bu saygılarını
önderliğe karşı duruşlarıyla yansıtırlar.
Sonuçlandırırken;
Önderlik gibi her şart altında doğruları söylemek
insanlardan güven yaratacağı gibi saygıda uyandırır.
Önemli olan bireyin kendisine güvenmesidir. Kendisi ile
barışık olmasıdır. Hani Dersimli Gökhan Düzgünün
söylediği gibi PKK önderliği bilinçaltısıyla bilinç
üstünü birleştirmiştir. Ayrı bir bilinçaltı ve ayrı bir
bilinç üstü yoktur. Önderlikte bu bağlamda saklı gizli
yoktur. Neyse odur. İşte bu da insanların önderliğe
bağlanmasına yol açıyor.
Bu yaklaşım beni
her zaman etkilemiş ve etkilemeye devamda etmektedir.
|