Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
     

Savunmalarımın Uluslar Arası Bir Niteliği Vardır




23.07.2008

 
       Radyoyu dün akşam aldım. Bazı çelişkili şeyler var. Saçtır, yemektir, mazgaldır gibi bence önemli olmayan şeylerle olayı kamuoyuna aktarıp büyük tepkilere yol açmak istemiyorum. Siyasi ahlaka da uygun bulmuyorum. Dün de havalandırmayla ilgili bir sorun yaşadım. Müdür hiçbir gerekçe olmamasına rağmen sesini yükselterek sürenin bittiği uyarısı yaptı. Aslında daha nazikçe de yapılabilirdi. Onlar uygun bir dille ifade ettikleri zaman ben de teşekkür ediyorum. Ama neden böyle yapıyorlar, buna henüz tam olarak anlam veremedim. Amaçları beni psikolojik olarak yıpratmak, irade kırmak mı, müdüre de söyledim, “böyle küçük şeylerle üzerime gelmeyin” diye. Bir silah çıkartıp tek bir kurşun sıksalar sesimi çıkartmam dedim ama böyle küçük şeylerle üzerime gelmeyin. Bu konuyla ilgili olarak bir dilekçe de verdim.

Benim buradaki personelle bir sorunum yok. Personel kendisine tepeden söylenenleri yapıyor. % 90’ıyla sorunum yok. Müdür zaten söyledi; “Elli günlük hücre cezası bitti ama bir elli gün daha yolda” dedi. Bilemiyorum tabi, bu 50 gün zarfında yeni hücre cezaları hazırlamış olabilirler. Bu konuşmalarım bile hücre cezası konusu olabilir. Ben buradaki uygulamalarla ilgili olarak 1980’lerdeki gibi direnebilirim de. Benim sorumluluklarım var, milyonlarca halkın sorumluluğu var üzerimde; 3–5 günlük açlık grevi de yapabilirim ama bunun halkta yaratacağı tepkiyi de düşünüyorum. Halkın demokratik denetimi var üzerimde. Bu nedenle bununla ilgili olarak halka, daha önce cezaevinde kalan deneyimli arkadaşlara sorulabilir, buradaki uygulamalara karşı ne yapabileceğim onlara sorulabilir, görüşleri alınabilir.

Operasyonlar devam ediyor sanırım. Gerilla kayıpları ne kadar? PKK’ ye karşı yürütülen operasyonlar uluslar arası güçlerin teknolojik ve istihbari desteğiyle yürütülmekte ve topyekûn imhayı amaçlamaktadır.

Son bir hafta içerisinde İran’da biri çocuk olmak üzere beş PJAK’lı idam edilmiş. Dört Kürt öğretmen de PJAK’a yardım etmekten idam cezası verilmiş. İran hiç bekletmiyor, hemen idam ediyor. Ben bunu daha önce de söylemiştim. İran’ın eline geçmek zaten idam demektir. İran’da yakalanmasınlar.

Ben bu hafta Ergenekon’a değinmek istiyordum zaten, çok önemli açıklamalarda bulunacağım, bir haftadır bu konunun üzerinde yoğunlaşıyorum. Sanırım iddianamede de PKK-Ergenekon ilişkisi ile ilgili iddialar var. Bu hafta burada yapacağım konuşma çok önemlidir.

DTP kongresi olumlu geçmiş, başarılar diliyorum. DTP kapatılabilir ama önemli olan demokrasi mücadelelerine devam etmeleridir. Çatı partisi çalışmaları hızlanmalı. Türkiyeli tüm çevrelerin kendisini içinde temsil edeceği bir yapı şeklinde olmalı. Kısa bir zaman içerisinde 40 kişilik bir grup çatı partisiyle ilgili çalışmalara başlayarak amacını, planını, programını halka anlatmalı, hazırlıkları tamamlamalı ve İçişleri Bakanlığı’na kuruluş için başvurmalı.

Almanların bırakılması için sivil toplum örgütleri aracılık yapmış. Talepler kabul edilmiş mi?

 Şimdi Ergenekon’la ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. Türkiye’nin Ergenekon’la tanışması 1952’de NATO’ya girmesiyle başlar. Yani 56 yıldır Türkiye’de zaten böyle bir örgütlenme var. Bu Ergenekon’u kurduran ve yöneten de ABD ve NATO’dur; ismini bile onlar koymuştur. Bu Türk Devleti içerisindeki çeteleşmedir. Burada benimle görüşmeye gelen Albay, “Bu sorunu kendi aramızda, biz bize çözelim, bu alçaklar kardeşleri birbirine boğazlatmak istiyor” dedi. Ben de “Evet, bu sorunu kendi aramızda, biz bize çözelim. Dış güçlere havale etmeden, ABD’ye, AB’ye havale etmeden çözelim” dedim. Hatta bu konuda kasetler doldurdum, mektuplar yazdım, onları Güneydeki milliyetçilik tuzağına düşmemeleri konusunda uyardım. Bu kasetler ellerinde vardır, inceleyebilirler. Benim Ergenekon ile olan ilişkimi bu görüşmeye dayandırıyorlar. Benimle görüşmeye gelen kişi Kıvrıkoğlu’nun temsilcisi sıfatıyla gelmişti. Ben halen de söylüyorum, biz bu sorunu kendi içimizde çözelim.

PKK içerisindeki çetelerin dış güç bağlantılarının iyi çözülmesi gerekir. Çeteleşme 1986 yılında başlar. Anlayış olarak daha da eskiye dayanır. Şahin Dönmez’le, Yıldırım Merkit’le başlayan bir süreç var. Şahin Dönmez cezaevindeyken içimize bir bayan göndermişti, Aysel’di adı. Çok garip bir bayandı. Oraya buraya koşturuyordu; Bingöl’e, Karakoçan’a gidip geliyordu. Tuhaf hareketleri vardı. Yine Seher’in de benzer şeyleri vardı. Bunların amacı PKK’yi içten ele geçirerek çökertmekti. Bunun için birçok yol denediler, kadınları kullandılar.

Özellikle Mahsum Korkmaz arkadaşın öldürülmesinde PKK içerisindeki çetelerin parmağı vardır. Öyle söylendiği gibi askerler öldürmemiştir. Benim çocukluk arkadaşım olan Hasan Bindal’ın öldürülmesi de yine çetelerin işidir. O dönem bir tatbikat vardı, Hasan Bindal gitmek istemedi, ben “git, izle, neler oluyor gör” dedim. Zaten o tatbikatta Hasan öldürüldü. Ben olay yerine gidip inceleme yaptım. Hasan’ı öldüren kurşun 300 metreden atılmıştı ve özel yapım bir kurşundu, vücuda girince patlayan bir kurşundu. Burada hedeflenen aslında bendim ve kurtulmak mümkün değildi. Burayla da sınırlı kalmadı. Bana dönük 1990, 92, 93 ve 96’da da benzer girişimler oldu ama başaramadılar. Benim etrafımı boşaltarak beni yalnızlaştırmaya çalışıyorlardı ama ben bunları görerek kendimi korumaya aldım, tedbirler geliştirdim. Onların bu planlarını boşa çıkardım. Ben bu olayı savunmamda da detaylı açtım, incelenmiştir, biliniyordur. O dönem Star TV’ye çıkan yüzü maskeli bazı emniyet mensupları “Bize Apo’yu neden öldürmüyorsunuz diye soruyorlar, oysaki bize gelen emir Apo’yu sağ ele geçirmektir” diye konuşuyorlardı. Hedeflenen, beni canlı ele geçirerek PKK’yi benim üzerimden kontrol altına almaktı ama başaramadılar.

 Zeki, Çürükkaya kardeşler ve Şahin Baliç’le devam eden ciddi bir çeteleşme vardı. Zaten bu çetelerin 90’larda Bingöl, Diyarbakır, Muş üçgeninde çalışmaları vardı, kendilerini bu alanda var ettiler. Zeki ve Çürükkayalar arasında hem çelişkiler hem işbirliği vardı. O dönemde bunlar binlerce insanın kanına girdiler, birçok kadının ırzına geçtiler, kandırdılar, kullandılar, kendi yoldaşlarını öldürdüler. Hatta o dönem Büyükanıt’a bir suikast girişiminin olduğunu da ben çok sonradan öğrendim. Büyükanıt o dönem Diyarbakır’da alay komutanıydı, televizyonlara çıkarak “PKK çok iğrenç, çok vahşi bir örgüttür” diye açıklamalarda bulunuyordu. Çürükkayalar iki kardeşini yitirmiş birinin sırtına bombaları bağlayıp suikast için göndermek istiyorlar. Sonradan araştırdım, kendi yoldaşlarını öldürmek istiyor. Demek ki öyle kirli işler var ki, bu şekilde bunları örtmek istiyorlar. Zaten iki kardeşini yitirmiş birini ölüme göndermek vahşettir. Ama sonradan öğrendim ki bunların yapmadığı pislik el atmadıkları kadın kalmamış. Bunlar onlarca, yüzlerce kadını düşürdüler, kendilerine bağladılar.

Benim Şam’dan gönderdiğim hiçbir talimatı, hiçbir perspektifi uygulamadılar, beni ciddiye almadılar; “Apo Şam’da kıstırılmış, burada örgüt biziz” diyorlardı. Bu Çürükkaya sonradan bir kitap da yazdı; adını da “Bay Muhalif” koymuş. Bu kitapta bana saldırıyor. Kendi yaptıkları birçok pislik ve kirli işi, kadınla ilgili özellikle, bana mal etmeye çalıştılar. Onların yaptığı birçok şeyden benim sonradan haberim oldu. Bunların çalıştıkları bölgede aynı tarihlerde JİTEM’de etkin olarak çalışmıştı. Hatta Çürükkaya ve Sakık’ın Yeşil’le de ilişkileri olabilir. Bunları iyi araştırmak gerekiyor. Ergenekon’a Türk Gladiosu diyorlar, ben de bunlara Kürt Gladiosu demekte sakınca görmüyorum. Son kaçanlarda bunlardan etkilenmiş olabilir. O bayan da bu alanda kalmışsa, bu anlayıştan etkilenmiş olabilir, bilemiyorum.

 Nitekim JİTEM’de 1993’te Cem Ersever’le ikiye ayrıldı. Aralarında sorun çıktı. Kürt sorununa uygulanacak yöntemle ilgili anlaşmazlık yaşadılar. Bir taraf Kürt-Türk çatışmasını derinleştirmek istiyordu.

Benimle ilgili iddianamede Doğan Güreş’in zehirlenmesinde benim rol aldığımı söylediler. Oysaki ben bunu iddianame ile öğrendim. Ben mahkemede savcıya da bunu söyledim. Benim bu olayla bir ilgim yok, ben olayı burada öğrendim dedim. 2003–04 döneminde Özkök de zehirlenme korkusuyla yemeklerini evinden getiriyormuş. Bu da tehlikenin boyutlarını, kendi iç çatışmalarının boyutlarını gösteriyor. Şam’da kaldığım dönemde yanıma gelen bazı kişiler, “Biz Tansu Çiller’i öldürelim, sorumluluğu siz üstlenin” diye teklifte bulundular. Ben bu teklifi kabul etmedim, ben ancak kendi eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenirim dedim. Kaldı ki, ben böyle bir eylemi tasvip de etmiyordum.

O dönem örgütten ayrılan bu çetecilerin büyük bir kısmı, Çürükkaya onlar Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde rahatça yaşamaktadır. Hatta şimdiki Bakan Hüseyin Çelik’in akrabası Selahattin Çelik de Avrupa’dadır. Evleri, korumaları ve bir sürü kadın yanlarında var. Oysaki bunlar binlerce insanın kanına girmişlerdir, 15 bin insanın katilidirler. Ama Türkiye bunların iadesini istemiyor, Almanya tutuklamıyor, iade etmiyor, hatta yanlarına koruma veriyor. Muzaffer Ayata 20 yıl Türkiye’de cezaevinde kaldı, çıktıktan sonra burada hiç kalmadan hemen yurtdışına gitti. Almanya’da tutuklandı, 4 yıldır hiçbir suç olmamasına karşın cezaevinde. Ben Almanya’yı burada suçüstü yakaladım! Başka bir delile ihtiyaç yok. Bu bile Almanya’nın bu olaylarla ilişkisini açıklıyor.

Şam’da kaldığım dönemde KDP adına geldiğini söyleyen ama sonradan MOSSAD adına çalıştıklarını öğrendiğim bazı kişiler bana ısrarla, “Buradan ayrıl, Güneye yerleş, ne istersen sana veririz, para, silah, ne istersen temin ederiz” teklifinde bulundular. Bu konuda çok ısrarcıydılar. Bu kadar ısrarcı olmalarından ben kuşkulandım. Daha sonra netleşti ki, beni Güneye çekerek kontrol altına almaya çalışıyorlardı. Ama ben bu oyunlarını boşa çıkardım. Aksiliğim tuttu, sezgilerim bana gitmemem gerektiğini söyledi, ben de gitmedim.

Aslında KDP’ye biçilen misyon 1920’lerdeki Kahire Konferansına dayanır. Bu konferans Yahudi lobisi ve İngilizlerin etkisiyle yapılmıştır. Oradaki kararlar 1946’da KDP’nin kurulmasıyla somutlaşıyor. KDP ile sadece Güneydeki Kürtler değil, Kuzeydeki Kürtler de hedefleniyordu. O dönem Faik Bucak, -yurtsever bir Kürttü- bu planın bir sonucu olarak tasfiye edildi. Bucak ailesi dağıldı, bir kısmı Türk devletine sığındı, onların yanında tavır aldı, bir kısmı da Avrupa’ya kaçarak Almanya’ya sığındı. Sertaç Bucak onlar biliniyor. Benim açımdan Sertaç Bucak ve Almanya’nın rolü netleşmiştir. Şu anda da Almanya’da örgütten ayrılan beş yüz, bin kişi kalmaktadır. Bir dönem nasıl Barzani ailesinden 5 bin kişi alınıp Amerika’ya götürülüp eğitilerek geri getirildiyse, şimdi de PKK’den kaçanlar aynı şekilde kullanılmak isteniyor. Elit bir tabaka yaratılmak isteniyor. Elit bir tabakayla Kürtlere üstten müdahale ederek denetim altına almaya çalışıyorlar. Kürtlere küçük bir devletçik oluşturup buradan elit bir sınıf yaratarak Kürtleri kontrol altına almaya çalışan grubun başında radikal Siyonistler ve Michael Rubin grubu bulunuyordu. Kürtler üzerinden Sandinistler benzeri bir şey yaratmaya çalıştılar. Böylece Kürtleri etkisizleştireceklerdi.

Ben Şam’dayken Melik Fırat yanıma geldi, gözleri yaşlarla dolu, yalvarırcasına “Beni HADEP’in başkanlığına getir” dedi. Ben de “Ben demokrat biriyim, git kendini halka ve partiye kabullendir, onlar seni başkan yapmak istiyorlarsa yaparlar” dedim. Bu konuda çok ısrarcıydı. Doğan Güreş ve devletin bazı yetkilileri ile görüşüp yetki almış gibi bir hava yaratıyordu. Yani ben başa gelirsem bu sorunu çözerler, devlette beni istiyor gibi bir hava yaratıyordu. Ama ben taleplerini kabul etmedim. Benle görüştükten sonra Güneye geçerek Barzani ve Talabani ile görüştü. Melik Fırat’ın amacı HADEP’in başına geçerek beni ve örgütü tasfiye etmekti. Bunu başaramayınca ayrı parti kurdurdular. Derin devletle asıl bağlantılı olanlar bunlardır. Biliyorsunuz Mehmet Metiner onlarda aynı şekilde siyasal alanı denetim altına almaya çalıştılar ama başaramadılar. Sırrı bunları araştırabilir. Aslında DTP şu an mecliste bunları aydınlatmak için çalışabilir. Kendilerine önerimdir. Ben Melik Fırat’ı uyarıyorum, dikkatli olsun, yine Sertaç Bucak’ı da uyarıyorum, halkın arasında dolaşırken dikkatli olsun.

Ben buradan Erdoğan ve Çiçek’e sesleniyorum: Bu sorun Barzani ve Talabani ile görüşerek çözülmez. Eğer halen sorunu onlarla görüşerek çözeceğini düşünüyorsa, YA-NI-LI-YOR! Çünkü onların arkasında onlarca lobi ve ABD var. Onlar varken bu sorunu sen mi çözeceksin? Dünya Savaşından sonra da bunu yaptılar, Musul-Kerkük elden çıkarken ne yapabildiler ki? Bu planlar çok eskilere dayanıyor. O lobilerin taleplerini Erdoğan ve Çiçek karşılayamaz. Bugün tasfiye edilenler ABD’nin dediklerini tam olarak yapmadıklarından da tasfiye edildiler. Çok uzun dönemdir bu sorunla ilgili hazırlıklar, planlar vardı bu sorun çözümsüz bırakılarak 2002’de AKP’ye kadar geldi, AKP’nin bugünkü durumu, soruna yaklaşımı ortadadır.

Bu anlattıklarımı savunmalarımda da anlatıyorum. Ben bu konuda savcının gelip beni dinlemesini istiyorum. Onunla daha ayrıntılı bunları tartışabiliriz. Avukatlarım da bu konuda görüşebilir, savcıyla benim görüşmemi sağlayabilirler. Zor olabilir ama girişimlerde bulunabilirler. Yeni aldığım bazı mektuplar var. Gerçi tarihleri eski ama yeni verdiler. Gülizar Akın, Yaşar Dinçalp, Şadiye Manap kendilerine selamlarımı söylüyorum Mektuplarındaki derinleşmeleri iyi, cezaevindeki tüm arkadaşlara da selamlarımı söylüyorum. 

Avrupa’da çalışmalar devam ediyordur. Savunmalarımın uluslar arası bir niteliği vardır, tüm alanlar için yararlanabilirler. Brüksel’de Demokratik Uluslar Konfederasyonu veya derneği çalışmaları yürütülebilir. Bu çalışmada tüm kesimler, tüm uluslar kendini ifade edebilir, içinde yer alabilir. Benim ulus kavramım bildiğiniz manada bir ulus kavramı değil, daha geniş bir kavramdır. Ben kadınları da, çevrecileri de ulus olarak değerlendiriyorum, bu oluşumda yer alarak kendilerini ifade edebilirler. Bu konfederasyonda devletleşmeyen uluslar yer alabilir. Bu cemiyetin çalışmalarını yanı sıra yine Brüksel’de Demokratik Siyaset ve Kültür Akademisi kurarak savunmalarımdan yararlanabilirler. Ayrıca çalışmaların ve benim düşüncelerimin geniş bir çevreye ulaşabilmesi için Demokratik Modernite veya Demokratik Uygarlık isminde bir dergi çıkartabilirler. Bu dergiyi farklı dillerde yayınlayabilirler. Örneğin Arapçaya çevirebilirler, İngilizceye çevirebilirler. Bu dergi üç ayda bir yayınlanabilir.

Irak için Demokratik Federalizm Partisi oluşturulabilir. Irak’taki bütün kesimler, bütün dostlar bu çalışmada yer alabilir. İran için de Demokratik Federalizm Partisi oluşturulabilir. Suriye için Demokratik Toplum Partisi, Türkiye için Demokratik Kongre Partisi’ni öneriyorum. Bu çalışmalar dost ve yurtsever çevrelerle görüşülerek örgütlenebilir.

Kitap, gazete, dergi getirildi mi? Tek Dünya ve Sömürge Tarihi adlı kitapları da istemiştim. Yalçın Küçük’ün Gizli Tarih kitabı çıktı mı? Biliyorum, iyi şeyler söylemiyorlar hakkında. Tarih bilgisi iyi onun, onu benim kadar iyi tanıyan yoktur.

Kadınlara da selamlarımı söylüyorum. Şimdi cezaevinde olan Türkan İpek bu çeteleşmenin mağdurlarındandır, bu konuda yaşadıklarını yazabilir. Buradan bütün kadınlara sesleniyorum: Erkeğe güvenmeyin, kendi özgücünüze dayanarak örgütlenin ve kendinizi koruyun yoksa yem olursunuz. Kendi bedensel ve ruhsal bütünlüğünüzü savunun. Özgürlük fiziki ve ruhi bütünlükten geçer.

Ayrıca Diyarbakır ve Nusaybin halkına özel selamlarımı iletiyorum. Diyarbakır halkı 1925’de bir komployu boşa çıkardı, bugün de bana bağlı kalarak bir komployu boşa çıkardı. Ayrıca Yüksekova, Nusaybin, Suruç ve diğer ilçelerdeki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Halkımızın bana bağlı olduğunu biliyorum. Cezaevi idaresinin uygulamalarında yeni şeyler olursa haftaya tartışırım.

İyi günler

 

 

Aile

Disiplin cezası nedeniyle üç ay görüştürülmedik. Elli günden beridir dünyayla bağlantım kesiktir, olan bitenlerden haberim yok. Radyo da yeni verildi.

Biz barış için bu kadar mücadele ettik. Savaşı böyle yüksek noktaya getiren nedenler nedir? Bu, dış güçlerin işidir. Dış güçler, Avrupa, Amerika diyebiliriz, amacı tarafları çatıştırarak güçsüz duruma getirmek, böyle zayıf düşmüş haliyle kendisine bağlayıp, istediği gibi yönetmek ve bu temelde bölgede de hâkimiyetini kurmaktır. Ben defalarca Başbakana diğer yetkililere mektup da gönderdim, herkes barışa, demokratik çözüme katkı sunsun istedim ve bir an önce insanların ölmemesi için bu savaşın bitirilmesi için, çözüm için elimden geleni yaptım ama her seferinde disiplin cezaları verdiler, son olarak konuşmalarımdan dolayı 50 gün hücre cezası daha verdiler. Bunlar barış ve çözüm çabalarını provoke eden yaklaşımlardır.

Bu Ergenekon dedikleri şeyi PKK ile de bağlantılandırıyorlar. Daha önce Doğan Güreş’in zehirlenmesi olayı vardı, onu da bizimle bağlantılandırmak istemişlerdi. Bu konuda daha dışarıdayken bize haber geldi, bunun sorumluluğunu üstlenin demişlerdi, biz, kesinlikle yapmadığımız şeylerin sorumluluğunu almayız dedik. İmralı’da da Savcı bana sormuştu. Bununla bir ilgimizin olmadığını söylemiştim. Bunu yapanlarla bizim parti olarak bir ilişkimizin olmadığını o zaman savcıya da aktarmıştım. Kesinlikle ve asla Ergenekon’un PKK ile bir bağlantısı yoktur. Ama bazı kaçanlar, sızma, ajan kişiler düzeyinde ilişki kurmuş olabilirler. Bir dönem Beka Vadisi’nde en yakın arkadaşım Hasan Bindal’i katletmişlerdi. Aslında hedef Hasan yoldaş değildi, hedef bendim, beni tasfiye etme planının bir parçasıydı. Şahin Baliç gibi diğer kaçanların dış güçlerle kirli ilişkileri olmuş olabilir.  Bunlar bu şekilde beni ortadan kaldırarak PKK’yi ele geçirme ve dış güçlerin denetimine koyma amacındaydılar. 96 suikasti da var. Diyarbakır, Bingöl, Muş üçgeninde Çürükkaya kardeşler gibi o dönem görevli olanlar, o üçgende yüzlerce, binlerce insanın infazından sorumludurlar. Ama şimdi bunlar Avrupa’da, Almanya’da en güvenlikli şekilde devlet korumasında yaşıyorlar, oysa burada yirmi yıl cezaevinden yatan Muzaffer Ayata gibi dürüst insanlarımız ise suçsuz yere Almanya’da cezaevine konulmuştur. PKK’den kaçanlar görülüyor ki bir şekilde dış güçlerle, Amerika, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleriyle bağlantı içinde olmuşlardır. Bunlar, bu kaçanlar, sızmalar, ajanlar bize karşı da komplolar düzenlediler, Beni ortadan kaldırmaya çalıştılar. Bunlar dış güçler gibi Ergenekon’la da kirli ilişkiler içine girmiş olabilirler ama kesinlikle ve asla PKK, Ergenekon’la bağlantılandırılamaz. Bunu yapanlar PKK’den kaçanları, ajanları ve bunların yaptıklarını, suçlarını, kirli ilişkilerini PKK’ye mal etmeye, PKK’nin ve benim adımı kirletmeye çalışıyorlar, bunların oyunlarına gelinmemelidir. Halkımız bunları böyle bilmelidir. Dürüst Kürtleri karalayarak, cezaevine atarak, katlederek, tasfiye ederek kendi işbirlikçilerini öne çıkarmaya çalışıyorlar. Faik Bucak, Kürtler için çok değerli bir insandı. Devlet bu nedenle onu katlettirdi. Bununla bağlantılı olarak devlet, Bucak ailesi üzerine gitmeye başladı. Faik’in oğlu Serhat, yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Kalanları ise hizaya getirdiler. Bu şekilde bunların belli bir kısmını teslim aldılar. Programı, Tüzüğü DTP Tüzüğünden yasal anlamda daha aykırı daha ağır talepler içerdiği halde Anayasa Mahkemesi Hak-Par’ı kapatamıyor. HAK-PAR’ı neden kapatmadılar? Yanlış anlaşılmasın biz kapatmaya karşıyız, anlatmak istediğim bunların nedeninin iyi sorgulanmasıdır. Eğer iyi düşünülüp, araştırılırsa gerçekler anlaşılır. Asıl neden ve amaç Kürtlerin hakiki muhataplarını bertaraf edip, kendi kontrollerindeki sahte muhatapları getirmektir. Yapılmak istenen dışarıda bizi, içeride de DTP’yi etkisiz hale getirerek, bunları, bu denetimleri altındaki sahte muhataplarla, işbirlikçi oluşumlarla Kürtleri kontrol altına alarak kirli amaçları için kullanmaktır.   

 Demokratik Toplum Partisi Kongresi nasıldı, nasıl geçti? Emek veren şehitlere sonsuz saygılıyız. Ölümün bedeli makam mevki değildir. Önemli olan özgürlük mücadelesinde onların amaçlarına varmak, o özgürlük mücadelesini ileriye götürmektir.

Ben bir birey olarak, bir insan olarak, bu durumu kabul edemem. Ailelere, kişilere, şahsiyetlere parsel verilmeyecek. Yetenekli, dürüst, mücadeleye katkı sağlayan, kendisi kendisini önermeyecek, halk onu önerecek, belediye başkanı olsun, milletvekili olsun, kendisi önermeyecek, halk önerecek.

Kongre’de yeni seçilenleri, barış ve demokrasi için saygıyla selamlıyorum, başarılar diliyorum, oraya gelen halkımıza ve dostlara ve gelemeyenlere, Avrupa’daki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Çatı partisi çalışmaları nasıl gidiyor? Çatı partisinin anlamı Kürt-Türk kardeşliğinin korunması içindir. DTP tabii varlığını sürdürecek ama çatı partisi içinde çalışmalılar.

Köyde yaşayan insanlarımıza, akrabalara,  selamlarımı iletiyorum. Demokratik mücadelede katkı sunan, emek veren tüm Urfalı’lara, il ve ilçe yöneticilerine selamlarımı iletiyorum.

 

 

 

 

                                                                                                                

                                                                                                                 


 

 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com