8 Ocak 2008
Sağlık
durumum, gördüğünüz gibi. İlaç kullanmaya devam
ediyorum. İki ay geçti, bir ay kaldı. Ürolog bu ilacın
sonucunu bir ay sonra değerlendirecekmiş. Geçenler de
idrar ve kan örneklerini aldılar altı tüp. Adli tıpa
götürüyorlar. Ama henüz sonuçları gelmedi. Bunun dışında
boğazımdaki akıntı devam ediyor. Vücudumda yaygın
kaşıntılar var; dizkapaklarımda, kollarımda, sırtımda.
Yara yok ama kızarıklıklar oluşuyor. Lekeler yok.
Kaşıdığım yerlerde sonrasında kızarıklıklar ve
kabarmalar oluşuyor. Bunun nedeni araştırılabilir bir
cilt uzmanına sorulabilir.
Ben dört
aydır radyo dinleyemiyorum. Küçük bir radyo verdiler,
onda da aynı problem devam etti. Hışırtılı çalışıyor.
İlginçtir, arada konuşma sesleri geliyor. Ne dedikleri
tam anlaşılmıyor ama birileri konuşuyor, dışarıdan
sinyalle engelliyorlar. Müdürle de konuştum, bu radyoyu
dinlemek benim yasal hakkım, Müdür de bunu söyledi.
Radyo dinlemek sizin yasal hakkınızdır, dedi. Ama
dinleyemiyorum, sinyalle engelleniyor. Bu nedenle
radyoyu geri verdim. Müdürle konuşulabilir, gerekli
girişimlerde bulunulabilir. Yeni radyoyu henüz almadım.
Radyo savcılık üzerinden gönderilebilir.
Bir ekip
değişikliği oldu, anlayamadım! Özel giysiler
giyiniyorlar, eskiden de böyle giyiniyorlardı. Bu ekip
daha resmi. Bana yansıyan olumsuz bir şey yok. Eskisi
gibi mazgal kapısıyla oynamıyorlar. Tabi şimdilik. Başka
aktaracağınız.
Kimler
alınmış? Öyle mi, Yalçını tahmin ediyordum. Yalçın
teorisyen biri.
Tuncer Kılınç da
mı alındı, gözaltında mı şu an? Öyle mi, bir numara o
muymuş? Kaç muvazzaf gözaltına alındı? Genelkurmayın
buna itirazları mı var? Peki, o zaman niye toplandılar?
Bunların hepsi Amerika güdümlü şeyler.
Ergenekon
ve bu operasyona ilişkin görüşlerimi daha sonra
söyleyeceğim. Filistin gündemi ikinci sıraya mı düştü?
Yani İsrail vurmaya devam ediyor. Yani savaş devam
ediyor, Gazzeyi bombalamaya devam ediyor.
Bu önemli
bir konu, yani ortada bir danışıklı dövüş var. Acaba
Erdoğana rağmen mi saldırı yapılıyor yoksa Erdoğanın
onayı dâhilinde mi? Durum karışık. Bunu niye soruyorum?
Çünkü bu önemlidir. Bu harekât Erdoğana rağmen mi
yapıldı yoksa Erdoğanın onayıyla mı yapıldı? Çünkü bu
durum tarihi etkileyecektir. Tarih buna göre
şekillenecektir. Ben bu nedenle bunu anlamaya
çalışıyorum. Buna göre yorumlarımı yapacağım.
Hava
saldırısı devam ediyor mu, var mı hava saldırıları? Hava
saldırılarındaki kayıpları ne? Hava saldırıları ne kadar
sıklıkta, her gün oluyor mu? Suriyede durumlar nasıl?
Suriyedeki halkımızın durumunu merak ediyorum, ne
yapıyorlar, dostlarımız nasıllar? İranda durumlar ne?
İdam cezası verilenler PJAK üyesi mi, sivil Kürt mü?
Demek ki yurtsever halkımıza karşı baskılar devam
ediyor. Ben İran, Irak ve Suriyedeki halkımızın
durumunu merak ediyorum. Talabani ve Barzani ile ilgili
basında bir şey var mı?
Amerikada
bir vakfın yaptığı araştırmadaki Kürt rakamı doğru
değil. Bence Türkiyede en az 25 milyon civarında Kürt
vardır.
Kadınların erkeği dönüştürme projesi konusundaki
görüşlerimi daha sonra söyleyeceğim. Yapılması planlanan
Kürt Konferansıyla ilgili görüşlerime sonra geleceğim.
Çatı Partisiyle ilgili durum nedir? Çatı Partisi önemli
bir ihtiyaç. Ben bu konuda avukatlarıma da daha önce de
görüşlerimi söylemiştim. Tabi ne kadar yansıtıldı
bilmiyorum. Sosyalist birlik olmaz, bu daraltır.
Demokratik birlik esas alınmalı, bu temelde geniş
tutulmalı. Böyle ele alınmalı. Sizin partiniz de
sosyalist demokrasi partisi. Bu nedenle demokrasiyi iyi
çözümlemelisiniz. Hangi örgütler vardı? ESP kim, bunlar
bir kuruluş mu, hangi çevreden? Filiz hala SDP Başkanı
mı? Mahir Sayın ayrıldı, yeni parti kurdu. Mihri Belli
nasıl? Sağlık sorunları varmış galiba. Beni birkaç defa
dışarıda olduğu dönemde görmeye çalışmıştı. Benim adıma
görülüp selamlarımı söyleyin. Çatı Partisi konusundaki
düşüncelerim de ona aktarılabilir. Daha önce de
söylemiştim. Çatı Partisi demokratik birlik olmalı,
sosyalist birlik olmaz.
Sosyalist birlik, Çatı Partisinin ruhuna terstir.
Çatı partisi geniş olmalı, içerisinde tüm kesimler
kendini temsil edebilmeli. Demokratik ilkeler etrafında
bir araya gelinmeli. Bu demokratik birlikte, Türkiye
solu, Liberaller, demokrasiye inanan dindarlar, İslami
kesim bu çatı partisi altında yer alabilmeli. Bunun ismi
Demokratik Kongre Partisi olabilir. Ama Çatı Partisi
bileşenleri farklı bir isim de kullanabilirler, saygı
duyarım. Önemli olan içeriğidir, demokratik birliğin
hayata geçirilmesidir. Bu birlik kendini halka anlatacak
bir dergiyi İstanbulda çıkarabilir. Derginin ismi
Demokratik Uygarlık veya buna benzer farklı bir isim de
olabilir. Benim yazılarım da bu dergide yayınlanabilir.
Ben Çatı Partisine ilişkin görüşlerimi savunmalarımda
daha detaylı açtım. Demokratik birliğin önemini
derinlemesine işledim. Savunmalarım okununca
görülebilir.
Benim bu görüşlerim
Çatı Partisi bileşenlerine anlatılabilir. Bunun dışında
uygun görülen aydın ve yazarlarla paylaşılabilir. Hatta
benim savunmalarım uygun görülen birkaç aydın
akademisyene verilebilir ve tartışılabilir. Solu
uyarıyorum. Türkiyenin ihtiyacı demokratik birliktir.
Sol bu demokratik birlik etrafında toplanmalıdır. Aksi
halde direk olmasa bile dolaylı olarak Ergenekonun solu
durumuna düşerler, Ergenekonun solu olmaktan
kendilerini kurtaramazlar. Ergenekonun solu olmamaya
dikkat etsinler.
Ergenekonla ilgili görüşlerimi ifade edeyim.
Bugün yaşananlar 1920de temelleri atılan İngiliz
planının sonuçlarıdır. Bu plan 1921 ve 22den itibaren
hayata geçirilmeye başlandı. Benim Mustafa Kemalden
bahsetmemin nedeni bu İngiliz planlarını bilmesi ve buna
karşı izlediği bağımsızlıkçı yoldur. Mustafa Kemalin bu
dönemde savunulacak tek tarafı budur. Ben daha önce
Tarihin Sıradışı Çizgisi diye bir kitap okumuştum.
İlginç bir kitaptı. Bulunup okunabilir. Kısmen bazı
şeyleri açıklıyordu. Mustafa Kemalin, kendi
bağımsızlıkçı çizgisi vardı, cumhuriyet ve demokrasiyi
esas alıyordu. Mustafa Kemal ilk başlarda Napolyon gibi
davrandı, o yolda ilerliyordu ama daha sonra bundan
vazgeçerek, Robespierreci çizgiyi benimsedi. Robespierre
kimdir? Bir Jakobendir. Fransada Cumhuriyeti hayata
geçirmeye çalışan biriydi.
Evet, Mustafa
Kemal, Robespierreciydi. Ve Robespierre de demokratik
cumhuriyetçiydi. Cumhuriyeti hayata geçirmeye
çalışıyordu. Biliyorsunuz Robespierre Jakobendi ve
Fransız burjuva demokratıydı. Cumhuriyetini korumak için
giyotini çok sık kullanan biriydi ama daha sonra kendisi
de çok yakın arkadaşları tarafından giyotine götürüldü.
Mustafa Kemal de cumhuriyeti kurmaya ve korumaya
çalışıyordu ama kendi etrafındaki İngilizlerle ilişkili
kadrolar tarafından kuşatılarak etkisizleştirildikten
sonra, bunlar yarattıkları siyasal teolojiyle 1924lerde
Mustafa Kemalin manevi ölümünü gerçekleştirdiler. Bu
siyasal teoloji, tanrılaştırma ve peygamberleştirme gibi
kavramları gündeme getirdi ve bunu hayata geçirdiler.
Oysa Mustafa Kemal de, Robespierre de demokratik
cumhuriyeti hayata geçirmeye çalışıyorlardı. Kendi
dönemlerinde demokratik cumhuriyetçiydiler. Zaten
Mustafa Kemalin cumhuriyet anlayışının hayata
geçirilmesine izin verilmedi, kendisine suikast
düzenlendi. Biliyorsunuz İzmir Suikastı Olayını. Bu
Suikastı düzenleyenlerin arasında Kazım Karabekir vardı.
Mustafa Kemal bunu biliyordu, Kazım Karabekirin üzerine
gitti. Onu yargılayıp cezalandırmaya çalıştı. Ancak bunu
önlemek için o dönemin tüm generalleri aşağıya indi.
Sen Kazım Karabekiri alırsan biz de seni alırız,
dediler. Mustafa Kemal anladı ki Kazım Karabekirin
arkasında çok ciddi güçler var. Bu güçle uzlaşmak
zorunda kaldı. Demokratik Cumhuriyet düşüncesini bu
güçlerin kuşatması nedeniyle hayata geçiremedi. Buna
engel olundu eğer engel olunmasaydı, şu an demokratik
bir cumhuriyet var olacaktı. Biliyorsunuz daha sonra
Londra merkezli bir iktisat kongresi yapıldı. 1923 İzmir
İktisat Kongresi bunun ürünüdür. Böylece ekonomide bu
gücün denetimine girdi. Bu süreçte Mustafa Kemalin
demokratik cumhuriyet projesi tasfiye edildi yerine
Almanya, İngiltere ve Fransanın desteklediği
ulus-devlet anlayışı hayata geçirildi.
Daha
sonra ABD devreye girdi. Ergenekonun tasfiye
edilmesinde ABD etkili oldu. Çünkü ABDnin kendi yeni
bir Kürt planı vardı, bunu hayata geçirmek istiyordu.
Bunlar ABDnin kendi Kürt politikasının hayata
geçirilmesine izin vermiyorlardı, buna karşı
direniyorlardı. ABD, PKKyi bu haliyle tutmak istemiyor
ve buna yönelik planları var. Ergenekondan gözaltına
alınanların çoğu 1960lardan itibaren ABD tarafından
eğitilen özel harpçilerdir. Amerika bunlara siz beni
mahvettiniz, beni batırdınız dedi ve çöpe attı. Amerika
şimdi de kendi projesini ılımlı İslam üzerinden hayata
geçirmek istiyor. Bunlar kendilerine Kemalist diyorlar,
Atatürkçü diyorlar ama hiçbirinin Mustafa Kemalle bir
alakası yok. Mustafa Kemalin karikatürünün karikatürü
bile olamazlar. Veli Küçük ne bilir Mustafa Kemali ne
anlar Mustafa Kemalden? Aralarında dağlar kadar fark
var. Bunlar Mustafa Kemali anlamadılar. Ben bu oyunları
gördüm. Bozmaya çalıştım ve çalışıyorum. Ben oyunlarına
gelmediğim için onlar için engeldim, o nedenle buraya
getirildim. Benim buraya getirilişim, Ortadoğuda birçok
şeyi değiştirdi. Saddamın gitmesi benden sonradır.
Böylece Irakı denetim altına aldılar. Daha sonra El
Fetihi tasfiye ettiler. Şimdi sıra Hamasta. Daha sonra
aynı yöntemle Esadı götürecekler, yani sıra Suriyeye
gelecek. Türkiye içinde aynı şeyleri planlıyorlar. Bu
nedenle Hükümeti uyarıyorum; bu oyunlara gelmesinler.
Biz sorunumuzu kendi içimizde çözelim, diyorum. Daha
önce buraya gelen şimdi cezaevinde olan Atilla Uğur
karşımda oturduğunda sorunu kendi içimizde çözelim
diyordu. Ben de evet dedim. Ama onu da uyardım, beni
kullanmaya, kandırmaya çalışmayın, yapamazsınız bunu
dedim, zaten yapamadılar da. Ben onların oyununa
gelmedim. Onların Kürt sorunu konusunda gerçekçi ve
kalıcı çözüm önerileri yoktu. Kürt sorunun ne
anlayabilecek durumdaydılar ne de çözebilecek
durumdaydılar. Nitekim durumları ortadadır. ABDnin
bunları tasfiye etmesinin bir diğer nedeni de, bunların
bana ve PKKye yaklaşımları ve Kürt sorunu konusundaki
politikaları oldu. Bunlardan dolayı beni Ergenekonla
ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Oysaki ben o zaman da
kendilerinin Kürt sorunu konusunda tutarlı, gerçekçi ve
inandırıcı çözümleri olmadığından dolayı hiçbir şekilde
onlarla hareket etmedim. Yine Ergenekonu PKK ile
ilişkilendiriyorlar, bu güçler, PKKyi denetim altına
almak için bunu, PKK içinde temasa geçtikleri Çürükkaya,
Şemdin Sakık gibi isimler üzerinden yapıyorlardı.
İngilizler ise Avrupada Kani üzerinden bazı şeyleri
yapmaya çalıştılar. Ben o dönemde Kaniyi bu konuda
uyardım, oyuna gelme dedim, ama beni dinlemedi. Bunun
gibi yöntemlerle PKKyi denetim altına almak istediler
ama başaramadılar. Beni ve PKKyi bu yöntemlerle
denetime almalarına izin vermedim. Ama bu oyunlarla
CHPnin başına Baykal getirilerek Sol tasfiye edildi ve
etkisiz hale getirildi. MHPnin de başına da Bahçeliyi
getirerek kontrol altına aldı. ABD, kızıl elmaya karşı
Ilımlı İslam düşüncesini devreye soktu ve tüm sağı
Ilımlı İslam düşüncesi altında AKP ve Erdoğan etrafında
toplayarak denetimi altına aldı.
Ben
birçok şeyi savunmalarımda çok derinlikli açtım. Şu an
savunmalarımın son iki kısmına geldim. Türkiye ve
Kürdistanı değerlendireceğim. Bu gelişmeleri daha
derinlikli açacağım. Savunmamın ismi Demokratik Uygarlık
Manifestosu olabilir. Biliyorsunuz, ben de uzun süre
ulus-devlet düşüncesindeydim. Ama bunu aşmaya
çalışıyordum. Bu düşünceyi aşmak için çabalarım
90larda başladı, ciddi yoğunlaşmalarım vardı. Ancak
ulus-devlet teorisini aşmayı 2000lerde başardım. Hatta
Yalçın Küçük Apo, bunalımda diyordu. Olabilir, bu
bunalım ulus-devleti aşma bunalımıdır. Ben bu
savunmalarımda ulus-devleti derinliğine çözümleyip
aştım. Hegel üzerinde ciddi anlamda yoğunlaştım. Marksı
güncelleyerek aştım. Ben Marksı reddetmiyorum. Marksı
eleştiriyorum. Marks, kapitalizmi çözümlediğini
söylüyordu ancak kapitalizmi, ulus-devleti tam olarak
çözümleyemedi. Ama Bakunin, Kroptkin onlar devlet ve
iktidar konusunda daha gerçekçi düşünüyorlardı. Marks
iktidarı çözemedi. Halkı iktidar karşısında savunmasız
ve silahsız bıraktı. Ben ise iktidarı çözdüm ve halka
iktidar karşısında kendini savunma yöntemi olarak
demokrasiyi geliştirdim. Ben her türlü ayrılıkçılığa
karşıyım. Milliyetçilik temelli ayrılıkçılığa da,
cinsiyetçi ayrılıkçılığa da dinci ayrılıkçılığa da
karşıyım. Sahte bilimcilik, sahte dincilik,
milliyetçilik, cinsiyetçilik ideolojilerine karşıyım.
Bunları savunmalarımda derinliğine çözümledim.
Savunmalarımda ayrıca kapitalist sistemi
çözümledim. Savunmalarımda kapitalist sistemi
çözümlerken Fernand Braudelin bazı düşüncelerinden
etkilendim. Kendisine bu konuda teşekkür ediyorum.
Braudel, kapitalizm, Pazar karşıtıdır diyor. Ben de bu
düşüncesine katılıyorum. Bu kavramı daha önce
kullanmıştım. Kapitalizm tekelciliğe dayanıyor. Fiyat
farkı yaratarak sömürüyü esas alıyor. Ben küçük esnafa,
küçük tüccara karşı değilim. Küçük dükkânlar, küçük
işletmeler olabilir ama ben tekel karşıtıyım. Benim
anti-kapitalistliğim de budur. Otomobile karşı değilim,
otomobilciliğe karşıyım. Uçağa karşı değilim, uçakçılığa
karşıyım. Endüstriye karşı değilim, endüstriyalizme
karşıyım. Dine karşı değilim, dinciliğe karşıyım.
Bunlar anlaşılmış olmalı. Ben ulus-devlete karşı daha
önceki savunmalarımda çözüm önerilerimi sunmuştum. Daha
önce Aysel onlar gelip gidiyorlardı. Benim o dönem
söylediklerimi anlayamadılar, anlatamadılar. Ancak
başkaları bu düşüncelerimi onlardan önce kullandılar.
Hurşit Tolon onlar üç yüz adet sivil toplum örgütü
kurdu, hepsini kendisine bağladı. Aslında o zaman bu,
Sola karşı kurulmuş bir kumpastı, bir komploydu. Sol
bunu göremedi, bu oyuna geldi. Bunlar DTPyi de çekmeye
çalışıyorlardı. Ben durumu fark ettim, biliyorsunuz o
dönem müdahalelerim oldu, böylece engelledim. Aslında
bugün de benzer bir tehlike var. Bu nedenle demokratik
birlik, yani Çatı Partisi bir an önce hayata
geçirilmeli. 2000lerdeki komploya düşülmemelidir.
Kürt
Konferansına ilişkin görüşlerimi ifade edeyim.
Konferansın nerede yapılacağı önemli değil. Avrupa olur,
Türkiye olur, fark etmez. Önemli olan Kürtlerin
birliğidir, bir araya gelmesidir. Bu dönemde bölgede
Kürtlerin birliğine ilişkin ilgili kişi veya çevrelerle
görüşmeler yapılabilir. Yine seçimlere de birlik
halinde girilmelidir.
Ateşkesin
koşulları ortadadır. Bir taraf duracak bir taraf
saldıracak bu şekilde ateşkes olmaz. Biz daha önce
defalarca tek taraflı ateşkesler ilan ettik, ateşkes
ilan etme sorunumuz yok ama koşullar uygun olmalıdır. Bu
nedenle ateşkes için bir çağrı yapılacaksa bu taraf biz
değiliz. Tek taraflı bir ateşkes söz konusu olamaz.
Bugün İsrailin Hamastan talep ettiği kadar bile olsa
bir talep olmalıdır. Bizim ateşkese ilişkin yaklaşımımız
bellidir, bunu defalarca söyledik. Ateşkes için koşullar
uygun hale getirilmelidir. Bu dönemde geri çekilme
olmaz. Geri çekilmenin olabilmesi için çok daha önemli
ve ağırlığı olan ciddi girişimler olmalıdır. Bu konuyu
daha sonra değerlendiririz. Şu an tartışılması bile
doğru değildir, tartışma şartları mevcut değildir. Bu
dönemde ancak silahlar susabilir. Ama geri çekilme
olmaz. Silahların susması için de daha önce
belirttiğimiz şartlar gerçekleşmeli. Bu konudaki
görüşlerimi daha sonra daha detaylı açıklayacağım.
Ben daha
önce de söylemiştim, PKKye yap veya yapma demem. Bu
konuda kararı onlar kendileri verirler. Bu konuda
Hükümete sesleniyorum; bu sorun İsrailin Gazzeyi
işgal etmesi, sarması gibi yöntemlerle çözülemez. Gazze
küçük bir yerdir, sarılabilir ama Kürtlerin kırk dağı
var, kırk dağda varlar, örgütlüler. Hangi dağı
saracaksın? Gazzeden kırk kat daha büyük sonuçları
olur. Bahara kadar bu üç aylık zaman zarfında barışın
gelişmesi için girişimler yapılmalıdır. Bu önemlidir.
Gelişmelere göre düşüncelerimi daha sonra paylaşırım.
Amerikaya
sırt bağlayarak bu sorun çözülmez ancak ve ancak daha
fazla kan dökülmesine neden olur. Bu sorunu kendimiz
çözmeliyiz. Çözümü Amerikada aramak yanlıştır,
yıllardan beridir yapılan budur, sonuç getirmemiştir.
Ben onları biliyorum. Çözümü dışarıda aramamak gerekir.
Çözüm demokratik birliktedir, bu Kürtler için de
böyledir, Türkler için de böyledir.
Bu tür
girişimler olacaktır, televizyon da kuracaklar, okulda
açacaklar. Bunların hepsi Amerikanın dayatmalarıdır.
Onların Kürt çözümünde bunlar var. Bir taraftan Kürt
dili üzerindeki yasaklar devam ederken diğer taraftan
böyle girişimler yapıyorlar. Hangi amaçla yaptıkları
önemlidir.
Kadınların
bahsedilen çalışmasını önemsiyorum ve destekliyorum.
Kadınlara ilişkin daha detaylı değerlendirme yapmak
istiyordum ama zamanımız kalmadı. Bu konudaki
düşüncelerimi daha sonraki görüşmelerde dile
getireceğim. Kadınlar tarih boyunca erkekten daha
fazladır. Bunu daha önce okumuştum, genetik olarak da
erkeklerden fazladırlar. Kadın tarih boyunca
sömürülmüştür ve ilk köleler kadınlardır. Yani ilk
kölelik kadında var edilmiştir, ondan sonra köylüler ve
en son da işçiler geliyor. Benim bu konuda
yoğunlaşmalarım var, bunu daha sonra ifade edeceğim.
Kapitalist sistemin kadına dayattığı ortadadır. Bu
tecavüzdür. Kadın her gün erkek, erkek-sistem tarafından
tecavüze uğramaktadır. Erkek-sistem demek kadının her
gün tecavüze uğraması demektir. Türkiyedeki feministler
bu durumu yeterince göremiyor ve yeterince
çözümleyemiyorlar. Benim feminist anlayışım farklıdır,
yüzeysel değildir, savunmalarımda derinlikli olarak
çözümlüyorum. Bu konudaki düşüncelerimi daha sonra da
tekrardan ifade edeceğim. Feministler de kendisini Çatı
Partisi içerisinde ifade edebilmelidir. Gençler için de
böyledir.
Cezaevlerindeki arkadaşlara selamlarımı
söylüyorum. Araştırma ve incelemelerini
derinleştirsinler. Gülizar Akın onlara da söylersiniz.
Kazak ne oldu, geldi mi?
Yatağımın
alt kısmını değiştirdiler. Bana pamuklu bir yorgan ve
yastık getirilebilir. Yastık naylon olmasın. Ayrıca
pamuklu bir nevresim takımı getirebilirsiniz. Müdürle bu
konuda konuşulabilir. Gazetelerimi sansürleyerek
veriyorlar, bazı kısımlarını kesiyorlar. Yine de
gönderilmeli. Kitaplardan da Fatmagül Berktayın Tarihin
Cinsiyeti kitabını tekrar istiyorum. Daha önce
söylemiştim Cogitonun istediğim sayılarını
getirirsiniz. Dergileri getirmeye devam edersiniz.
Hobbesbawnın kitabını istemiştim.
Geldiğiniz
için teşekkürler. Uygun gördüğünüz ve kritik zamanlarda
gelirseniz iyi olur. Çalışmalarınızda başarılar
diliyorum, dostlara selam söyleyin. Geldiğiniz yerdeki
halka,Vana, Diyarbakıra selamlarımı söylüyorum. Bu
söylediklerim ayrıca yeni yıl mesajıma da eklenebilir.
Avrupadaki Çatı Partisi çevresine, bu konuda çalışan
dostlara da selamlarımı söylüyorum. Gençlere ve
kadınlara da selamlarımı iletiyorum.
Herkese
selamlar.
İyi
günler, iyi yıllar.
|