Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
          
Amerika’ya Sırt Bağlayarak Bu Sorun Çözülmez
 
 

     8 Ocak 2008                                             

                     Sağlık durumum, gördüğünüz gibi. İlaç kullanmaya devam ediyorum. İki ay geçti, bir ay kaldı. Ürolog bu ilacın sonucunu bir ay sonra değerlendirecekmiş. Geçenler de idrar ve kan örneklerini aldılar altı tüp. Adli tıpa götürüyorlar. Ama henüz sonuçları gelmedi. Bunun dışında boğazımdaki akıntı devam ediyor.  Vücudumda yaygın kaşıntılar var; dizkapaklarımda, kollarımda, sırtımda. Yara yok ama kızarıklıklar oluşuyor. Lekeler yok. Kaşıdığım yerlerde sonrasında kızarıklıklar ve kabarmalar oluşuyor. Bunun nedeni araştırılabilir bir cilt uzmanına sorulabilir.

         Ben dört aydır radyo dinleyemiyorum. Küçük bir radyo verdiler, onda da aynı problem devam etti. Hışırtılı çalışıyor. İlginçtir, arada konuşma sesleri geliyor. Ne dedikleri tam anlaşılmıyor ama birileri konuşuyor, dışarıdan sinyalle engelliyorlar. Müdürle de konuştum, bu radyoyu dinlemek benim yasal hakkım, Müdür de bunu söyledi. Radyo dinlemek sizin yasal hakkınızdır, dedi. Ama dinleyemiyorum, sinyalle engelleniyor. Bu nedenle radyoyu geri verdim. Müdürle konuşulabilir, gerekli girişimlerde bulunulabilir. Yeni radyoyu henüz  almadım. Radyo savcılık üzerinden gönderilebilir.

          Bir ekip değişikliği oldu, anlayamadım! Özel giysiler giyiniyorlar, eskiden de böyle giyiniyorlardı. Bu ekip daha resmi. Bana yansıyan olumsuz bir şey yok. Eskisi gibi mazgal kapısıyla oynamıyorlar. Tabi şimdilik. Başka aktaracağınız. 

             Kimler alınmış?  Öyle mi, Yalçın’ı tahmin ediyordum. Yalçın teorisyen biri.

  Tuncer Kılınç da mı alındı, gözaltında mı şu an? Öyle mi, bir numara o muymuş?  Kaç muvazzaf gözaltına alındı? Genelkurmay’ın buna itirazları mı var? Peki, o zaman niye toplandılar? Bunların hepsi Amerika güdümlü şeyler.

        Ergenekon ve bu operasyon’a ilişkin görüşlerimi daha sonra söyleyeceğim. Filistin gündemi ikinci sıraya mı düştü? Yani İsrail vurmaya devam ediyor. Yani savaş devam ediyor, Gazze’yi bombalamaya devam ediyor. 

        Bu önemli bir konu, yani ortada bir danışıklı dövüş var. Acaba Erdoğan’a rağmen mi saldırı yapılıyor yoksa Erdoğan’ın onayı dâhilinde mi? Durum karışık. Bunu niye soruyorum? Çünkü bu önemlidir. Bu harekât Erdoğan’a rağmen mi yapıldı yoksa Erdoğan’ın onayıyla mı yapıldı?  Çünkü bu durum tarihi etkileyecektir. Tarih buna göre şekillenecektir. Ben bu nedenle bunu anlamaya çalışıyorum. Buna göre yorumlarımı yapacağım.

        Hava saldırısı devam ediyor mu, var mı hava saldırıları? Hava saldırılarındaki kayıpları ne? Hava saldırıları ne kadar sıklıkta, her gün oluyor mu? Suriye’de durumlar nasıl? Suriye’deki halkımızın durumunu merak ediyorum, ne yapıyorlar, dostlarımız nasıllar? İran’da durumlar ne? İdam cezası verilenler  PJAK üyesi mi, sivil Kürt mü? Demek ki yurtsever halkımıza karşı baskılar devam ediyor.  Ben İran, Irak ve Suriye’deki halkımızın durumunu merak ediyorum. Talabani ve Barzani ile ilgili basında bir şey var mı?

      Amerika’da bir vakfın yaptığı araştırmadaki Kürt rakamı doğru değil. Bence Türkiye’de en az 25 milyon civarında Kürt vardır.

           Kadınların erkeği dönüştürme projesi konusundaki görüşlerimi daha sonra söyleyeceğim. Yapılması planlanan Kürt Konferansıyla ilgili görüşlerime sonra geleceğim.  Çatı Partisiyle ilgili durum nedir? Çatı Partisi önemli bir ihtiyaç. Ben bu konuda avukatlarıma da daha önce de görüşlerimi söylemiştim. Tabi ne kadar yansıtıldı bilmiyorum. Sosyalist birlik olmaz, bu daraltır. Demokratik birlik esas alınmalı, bu temelde geniş tutulmalı. Böyle  ele alınmalı. Sizin partiniz de sosyalist demokrasi partisi. Bu nedenle demokrasiyi iyi çözümlemelisiniz. Hangi örgütler vardı? ESP kim, bunlar bir kuruluş mu, hangi çevreden? Filiz hala SDP Başkanı mı? Mahir Sayın ayrıldı, yeni parti kurdu. Mihri Belli nasıl? Sağlık sorunları varmış galiba. Beni birkaç defa dışarıda olduğu dönemde görmeye çalışmıştı. Benim adıma görülüp selamlarımı söyleyin. Çatı Partisi konusundaki düşüncelerim de  ona  aktarılabilir. Daha önce de söylemiştim. Çatı Partisi demokratik birlik olmalı, sosyalist birlik olmaz.

            Sosyalist birlik, Çatı Partisi’nin ruhuna terstir. Çatı partisi geniş olmalı, içerisinde tüm kesimler kendini temsil edebilmeli. Demokratik ilkeler etrafında bir araya gelinmeli. Bu demokratik birlikte, Türkiye solu, Liberaller, demokrasiye inanan dindarlar, İslami kesim bu çatı partisi altında yer alabilmeli. Bunun ismi Demokratik Kongre Partisi olabilir. Ama Çatı Partisi bileşenleri farklı bir isim de kullanabilirler, saygı duyarım. Önemli olan içeriğidir, demokratik birliğin hayata geçirilmesidir. Bu birlik kendini halka anlatacak bir dergiyi İstanbul’da çıkarabilir.  Derginin ismi Demokratik Uygarlık veya buna benzer farklı bir isim de olabilir. Benim yazılarım da bu dergide yayınlanabilir. Ben Çatı Partisine ilişkin görüşlerimi savunmalarımda daha detaylı açtım. Demokratik birliğin önemini derinlemesine işledim. Savunmalarım okununca görülebilir.

Benim bu görüşlerim Çatı Partisi bileşenlerine anlatılabilir. Bunun dışında uygun görülen  aydın ve yazarlarla paylaşılabilir. Hatta benim savunmalarım uygun görülen birkaç aydın akademisyene verilebilir ve tartışılabilir. Sol’u uyarıyorum. Türkiye’nin ihtiyacı demokratik birliktir. Sol bu demokratik birlik etrafında toplanmalıdır. Aksi halde direk olmasa bile dolaylı olarak Ergenekon’un solu durumuna düşerler, Ergenekon’un solu olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Ergenekon’un solu olmamaya dikkat etsinler.

         Ergenekon’la ilgili görüşlerimi ifade edeyim. Bugün yaşananlar 1920’de temelleri atılan İngiliz planının sonuçlarıdır. Bu plan 1921 ve ‘22’den itibaren hayata geçirilmeye başlandı. Benim Mustafa Kemal’den bahsetmemin nedeni bu İngiliz planlarını bilmesi ve buna karşı izlediği bağımsızlıkçı yoldur. Mustafa Kemal’in bu dönemde savunulacak tek tarafı budur. Ben daha önce Tarihin Sıradışı Çizgisi diye bir kitap okumuştum. İlginç bir kitaptı.  Bulunup  okunabilir. Kısmen bazı şeyleri açıklıyordu. Mustafa Kemal’in, kendi bağımsızlıkçı çizgisi vardı, cumhuriyet ve demokrasiyi esas alıyordu. Mustafa Kemal ilk başlarda Napolyon gibi davrandı, o yolda ilerliyordu ama daha sonra bundan vazgeçerek, Robespierreci çizgiyi benimsedi. Robespierre kimdir? Bir Jakobendir. Fransa’da Cumhuriyeti hayata geçirmeye çalışan biriydi.  

    Evet, Mustafa Kemal, Robespierreciydi. Ve Robespierre de demokratik cumhuriyetçiydi. Cumhuriyeti hayata geçirmeye çalışıyordu. Biliyorsunuz Robespierre Jakobendi ve Fransız burjuva demokratıydı. Cumhuriyetini korumak için giyotini çok sık kullanan biriydi ama daha sonra kendisi de çok yakın arkadaşları tarafından giyotine götürüldü. Mustafa Kemal de cumhuriyeti kurmaya ve korumaya çalışıyordu ama kendi etrafındaki İngilizlerle ilişkili kadrolar tarafından kuşatılarak etkisizleştirildikten sonra, bunlar yarattıkları siyasal teolojiyle 1924’lerde Mustafa Kemal’in manevi ölümünü gerçekleştirdiler. Bu siyasal teoloji, tanrılaştırma ve peygamberleştirme gibi kavramları gündeme getirdi ve bunu hayata geçirdiler. Oysa Mustafa Kemal de, Robespierre de demokratik cumhuriyeti hayata geçirmeye çalışıyorlardı. Kendi dönemlerinde demokratik cumhuriyetçiydiler. Zaten Mustafa Kemal’in cumhuriyet anlayışının hayata geçirilmesine izin verilmedi, kendisine suikast düzenlendi. Biliyorsunuz İzmir Suikastı Olayını. Bu Suikastı düzenleyenlerin arasında Kazım Karabekir vardı. Mustafa Kemal bunu biliyordu, Kazım Karabekir’in üzerine gitti. Onu yargılayıp cezalandırmaya çalıştı. Ancak bunu önlemek için o dönemin tüm generalleri aşağıya indi. ‘Sen Kazım Karabekir’i alırsan biz de seni alırız’, dediler. Mustafa Kemal anladı ki Kazım Karabekir’in arkasında çok ciddi güçler var. Bu güçle uzlaşmak zorunda kaldı. Demokratik Cumhuriyet düşüncesini bu güçlerin kuşatması nedeniyle hayata geçiremedi. Buna engel olundu eğer engel olunmasaydı, şu an demokratik bir cumhuriyet var olacaktı. Biliyorsunuz daha sonra Londra merkezli bir iktisat kongresi yapıldı. 1923 İzmir İktisat Kongresi bunun ürünüdür. Böylece ekonomide bu gücün denetimine girdi. Bu süreçte Mustafa Kemal’in demokratik cumhuriyet projesi tasfiye edildi yerine Almanya, İngiltere ve Fransa’nın desteklediği ulus-devlet anlayışı hayata geçirildi.

           Daha sonra ABD devreye girdi. Ergenekon’un tasfiye edilmesinde ABD etkili oldu. Çünkü ABD’nin kendi yeni bir Kürt planı vardı, bunu hayata geçirmek istiyordu. Bunlar ABD’nin kendi Kürt politikasının hayata geçirilmesine izin vermiyorlardı, buna karşı direniyorlardı. ABD, PKK’yi bu haliyle tutmak istemiyor ve buna yönelik planları var. Ergenekon’dan gözaltına alınanların çoğu 1960’lardan itibaren ABD tarafından eğitilen özel harpçilerdir. Amerika bunlara ‘siz beni mahvettiniz, beni batırdınız’ dedi ve çöpe attı. Amerika şimdi de kendi projesini ılımlı İslam üzerinden hayata geçirmek istiyor. Bunlar kendilerine Kemalist diyorlar, Atatürkçü diyorlar ama hiçbirinin Mustafa Kemal’le bir alakası yok. Mustafa Kemal’in karikatürünün karikatürü bile olamazlar. Veli Küçük ne bilir Mustafa Kemal’i ne anlar Mustafa Kemal’den? Aralarında dağlar kadar fark var. Bunlar Mustafa Kemal’i anlamadılar. Ben bu oyunları gördüm. Bozmaya çalıştım ve çalışıyorum. Ben oyunlarına gelmediğim için onlar için engeldim, o nedenle buraya getirildim. Benim buraya getirilişim, Ortadoğu’da birçok şeyi değiştirdi. Saddam’ın gitmesi benden sonradır. Böylece Irak’ı denetim altına aldılar. Daha sonra El Fetih’i tasfiye ettiler. Şimdi sıra Hamas’ta. Daha sonra aynı yöntemle Esad’ı götürecekler, yani sıra Suriye’ye gelecek. Türkiye içinde aynı şeyleri planlıyorlar. Bu nedenle Hükümet’i uyarıyorum; bu oyunlara gelmesinler. Biz sorunumuzu kendi içimizde çözelim, diyorum. Daha önce buraya gelen şimdi cezaevinde olan Atilla Uğur karşımda oturduğunda ‘sorunu kendi içimizde çözelim’ diyordu. Ben de ‘evet’ dedim. Ama onu da uyardım, ‘beni kullanmaya, kandırmaya çalışmayın, yapamazsınız bunu’ dedim, zaten yapamadılar da. Ben onların oyununa gelmedim. Onların Kürt sorunu konusunda gerçekçi ve kalıcı çözüm önerileri yoktu. Kürt sorunun ne anlayabilecek durumdaydılar ne de çözebilecek durumdaydılar. Nitekim durumları ortadadır. ABD’nin bunları tasfiye etmesinin bir diğer nedeni de, bunların bana ve PKK’ye yaklaşımları ve Kürt sorunu konusundaki politikaları oldu. Bunlardan dolayı beni Ergenekon’la ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Oysaki ben o zaman da kendilerinin Kürt sorunu konusunda tutarlı, gerçekçi ve inandırıcı çözümleri olmadığından dolayı hiçbir şekilde onlarla hareket etmedim. Yine Ergenekon’u PKK ile ilişkilendiriyorlar, bu güçler, PKK’yi denetim altına almak için bunu, PKK içinde temasa geçtikleri Çürükkaya, Şemdin Sakık gibi isimler üzerinden yapıyorlardı. İngilizler ise Avrupa’da Kani üzerinden bazı şeyleri yapmaya çalıştılar. Ben o dönemde Kani’yi bu konuda uyardım, oyuna gelme dedim, ama beni dinlemedi. Bunun gibi yöntemlerle PKK’yi denetim altına almak istediler ama başaramadılar. Beni ve PKK’yi bu yöntemlerle denetime almalarına izin vermedim.  Ama bu oyunlarla CHP’nin başına Baykal getirilerek Sol tasfiye edildi ve etkisiz hale getirildi. MHP’nin de başına da Bahçeli’yi getirerek kontrol altına aldı. ABD, kızıl elmaya karşı Ilımlı İslam düşüncesini devreye soktu ve tüm sağı Ilımlı İslam düşüncesi altında AKP ve Erdoğan etrafında toplayarak denetimi altına aldı.

          Ben birçok şeyi savunmalarımda çok derinlikli açtım. Şu an savunmalarımın son iki kısmına geldim. Türkiye ve Kürdistan’ı değerlendireceğim. Bu gelişmeleri daha derinlikli açacağım. Savunmamın ismi Demokratik Uygarlık Manifestosu olabilir. Biliyorsunuz, ben de uzun süre ulus-devlet düşüncesindeydim. Ama bunu aşmaya çalışıyordum. Bu düşünceyi aşmak için çabalarım ‘90’larda başladı, ciddi yoğunlaşmalarım vardı. Ancak ulus-devlet teorisini aşmayı 2000’lerde başardım. Hatta Yalçın Küçük ‘Apo, bunalımda’ diyordu. Olabilir, bu bunalım ulus-devleti aşma bunalımıdır. Ben bu savunmalarımda ulus-devleti derinliğine çözümleyip aştım. Hegel üzerinde ciddi anlamda yoğunlaştım. Marks’ı güncelleyerek aştım. Ben Marks’ı reddetmiyorum. Marks’ı eleştiriyorum. Marks, kapitalizmi çözümlediğini söylüyordu ancak kapitalizmi, ulus-devleti tam olarak çözümleyemedi. Ama Bakunin, Kroptkin onlar devlet ve iktidar konusunda daha gerçekçi düşünüyorlardı. Marks iktidarı çözemedi. Halkı iktidar karşısında savunmasız ve silahsız bıraktı. Ben ise iktidarı çözdüm ve halka iktidar karşısında kendini savunma yöntemi olarak demokrasiyi geliştirdim. Ben her türlü ayrılıkçılığa karşıyım. Milliyetçilik temelli ayrılıkçılığa da, cinsiyetçi ayrılıkçılığa da dinci ayrılıkçılığa da karşıyım. Sahte bilimcilik, sahte dincilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik ideolojilerine karşıyım. Bunları savunmalarımda derinliğine çözümledim.

        Savunmalarımda ayrıca kapitalist sistemi çözümledim. Savunmalarımda kapitalist sistemi çözümlerken Fernand Braudel’in bazı düşüncelerinden etkilendim. Kendisine bu konuda teşekkür ediyorum. Braudel, ‘kapitalizm, Pazar karşıtıdır’ diyor. Ben de bu düşüncesine katılıyorum. Bu kavramı daha önce kullanmıştım. Kapitalizm tekelciliğe dayanıyor. Fiyat farkı yaratarak sömürüyü esas alıyor. Ben küçük esnafa, küçük tüccara karşı değilim. Küçük dükkânlar, küçük işletmeler olabilir ama ben tekel karşıtıyım. Benim anti-kapitalistliğim de budur. Otomobile karşı değilim, otomobilciliğe karşıyım. Uçağa karşı değilim, uçakçılığa karşıyım. Endüstriye karşı değilim, endüstriyalizme karşıyım. Dine karşı değilim, dinciliğe karşıyım.  Bunlar anlaşılmış olmalı. Ben ulus-devlete karşı daha önceki savunmalarımda çözüm önerilerimi sunmuştum. Daha önce Aysel onlar gelip gidiyorlardı. Benim o dönem söylediklerimi anlayamadılar, anlatamadılar. Ancak başkaları bu düşüncelerimi onlardan önce kullandılar. Hurşit Tolon onlar üç yüz adet sivil toplum örgütü kurdu, hepsini kendisine bağladı. Aslında o zaman bu, Sol’a karşı kurulmuş bir kumpastı, bir komploydu. Sol bunu göremedi, bu oyuna geldi. Bunlar DTP’yi de çekmeye çalışıyorlardı. Ben durumu fark ettim, biliyorsunuz o dönem müdahalelerim oldu, böylece engelledim. Aslında bugün de benzer bir tehlike var. Bu nedenle demokratik birlik, yani Çatı Partisi bir an önce hayata geçirilmeli. 2000’lerdeki komploya düşülmemelidir.

         Kürt Konferansı’na ilişkin görüşlerimi ifade edeyim. Konferansın nerede yapılacağı önemli değil. Avrupa olur, Türkiye olur, fark etmez. Önemli olan Kürtlerin birliğidir, bir araya gelmesidir. Bu dönemde  bölgede Kürtlerin birliğine ilişkin ilgili kişi veya çevrelerle görüşmeler yapılabilir.  Yine seçimlere de birlik halinde girilmelidir.

       Ateşkesin koşulları ortadadır. Bir taraf duracak bir taraf saldıracak bu şekilde ateşkes olmaz. Biz daha önce defalarca tek taraflı ateşkesler ilan ettik, ateşkes ilan etme sorunumuz yok ama koşullar uygun olmalıdır. Bu nedenle ateşkes için bir çağrı yapılacaksa bu taraf biz değiliz. Tek taraflı bir ateşkes söz konusu olamaz. Bugün İsrail’in Hamas’tan talep ettiği kadar bile olsa bir talep olmalıdır. Bizim ateşkese ilişkin yaklaşımımız bellidir, bunu defalarca söyledik. Ateşkes için koşullar uygun hale getirilmelidir. Bu dönemde geri çekilme olmaz. Geri çekilmenin olabilmesi için çok daha önemli ve ağırlığı olan ciddi girişimler olmalıdır. Bu konuyu daha sonra değerlendiririz. Şu an tartışılması bile doğru değildir, tartışma şartları mevcut değildir. Bu dönemde ancak silahlar susabilir. Ama geri çekilme olmaz. Silahların susması için de daha önce belirttiğimiz şartlar gerçekleşmeli. Bu konudaki görüşlerimi daha sonra daha detaylı açıklayacağım.

          Ben daha önce de söylemiştim, PKK’ye yap veya yapma demem. Bu konuda kararı onlar kendileri verirler. Bu konuda Hükümet’e sesleniyorum; bu sorun İsrail’in Gazze’yi işgal etmesi, sarması gibi yöntemlerle çözülemez. Gazze küçük bir yerdir, sarılabilir ama Kürtlerin kırk dağı var, kırk dağda varlar, örgütlüler. Hangi dağı saracaksın? Gazze’den kırk kat daha büyük sonuçları olur. Bahara kadar bu üç aylık zaman zarfında barışın gelişmesi için girişimler yapılmalıdır. Bu önemlidir. Gelişmelere göre düşüncelerimi daha sonra paylaşırım.

      Amerika’ya sırt bağlayarak bu sorun çözülmez ancak ve ancak daha fazla kan dökülmesine neden olur. Bu sorunu kendimiz çözmeliyiz. Çözümü Amerika’da aramak yanlıştır, yıllardan beridir yapılan budur, sonuç getirmemiştir. Ben onları biliyorum. Çözümü dışarıda aramamak gerekir. Çözüm demokratik birliktedir, bu Kürtler için de böyledir, Türkler için de böyledir.

       Bu tür girişimler olacaktır, televizyon da kuracaklar, okulda açacaklar. Bunların hepsi Amerika’nın dayatmalarıdır. Onların Kürt çözümünde bunlar var. Bir taraftan Kürt dili üzerindeki yasaklar devam ederken diğer taraftan böyle girişimler yapıyorlar. Hangi amaçla yaptıkları önemlidir.  

       Kadınların bahsedilen çalışmasını önemsiyorum ve destekliyorum. Kadınlara ilişkin daha detaylı değerlendirme yapmak istiyordum ama zamanımız kalmadı. Bu konudaki düşüncelerimi daha sonraki görüşmelerde dile getireceğim. Kadınlar tarih boyunca erkekten daha fazladır. Bunu daha önce okumuştum, genetik olarak da erkeklerden fazladırlar. Kadın tarih boyunca sömürülmüştür ve ilk köleler kadınlardır. Yani ilk kölelik kadında var edilmiştir, ondan sonra köylüler ve en son da işçiler geliyor. Benim bu konuda yoğunlaşmalarım var, bunu daha sonra ifade edeceğim. Kapitalist sistemin kadına dayattığı ortadadır. Bu tecavüzdür. Kadın her gün erkek, erkek-sistem tarafından tecavüze uğramaktadır. Erkek-sistem demek kadının her gün tecavüze uğraması demektir. Türkiye’deki feministler bu durumu yeterince göremiyor ve yeterince çözümleyemiyorlar. Benim feminist anlayışım farklıdır, yüzeysel değildir, savunmalarımda derinlikli olarak çözümlüyorum. Bu konudaki düşüncelerimi daha sonra da tekrardan ifade edeceğim. Feministler de kendisini Çatı Partisi içerisinde ifade edebilmelidir. Gençler için de böyledir.

        Cezaevlerindeki arkadaşlara selamlarımı söylüyorum. Araştırma ve incelemelerini derinleştirsinler. Gülizar Akın onlara da söylersiniz. Kazak ne oldu, geldi mi?

       Yatağımın alt kısmını değiştirdiler. Bana pamuklu bir yorgan ve yastık getirilebilir. Yastık naylon olmasın. Ayrıca pamuklu bir nevresim takımı getirebilirsiniz. Müdürle bu konuda konuşulabilir. Gazetelerimi sansürleyerek veriyorlar, bazı kısımlarını kesiyorlar. Yine de gönderilmeli. Kitaplardan da Fatmagül Berktay’ın Tarihin Cinsiyeti kitabını tekrar istiyorum. Daha önce söylemiştim Cogito’nun istediğim sayılarını getirirsiniz. Dergileri getirmeye devam edersiniz. Hobbesbawn’ın kitabını istemiştim.

       Geldiğiniz için teşekkürler. Uygun gördüğünüz ve kritik zamanlarda gelirseniz iyi olur. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum, dostlara selam söyleyin. Geldiğiniz yerdeki halka,Van’a, Diyarbakır’a selamlarımı söylüyorum. Bu söylediklerim ayrıca yeni yıl mesajıma da eklenebilir. Avrupa’daki Çatı Partisi çevresine, bu konuda çalışan dostlara da selamlarımı söylüyorum. Gençlere ve kadınlara da selamlarımı iletiyorum.

         Herkese selamlar.

         İyi günler, iyi yıllar.

 

                                                                                                                     

                              

 

                               

                     

 


 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com