Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
    01 NİSAN 2009

  Belediyelerde Başarılı Olmak Yeni Gelişmelere Yol Açacaktır

 

    

  Yüzü aşar diye tahmin ediyordum. Nereler? Ha Digor, önemlidir. Benim daha önce gittiğim, ziyaret ettiğim bir yerdir. Özel selamlarımı  söylüyorum. Tatvan güzel bir ilçedir. Kazanılan tüm yerlere özel selamlarımı iletiyorum. Eruh önemlidir. Özel selamlarımı iletiyorum. Diyarbakır’da  yüzde yetmiş alınabilir diye düşünmüştüm.  Hangi ilçeler kazanılmadı? Kim aldı buraları?

Biliyorum, oradaki durumları. O Kuzeybatı hattında bazı oyunlar var, bir boğma var. Bunlara değineceğim. Muş’ta ne kadar oy alındı? Yani devlet tüm gücüyle bir partiyi destekledi değil mi? Zayıf olan bir parti diğerini destekledi birçok yerde öyle mi? Başka yerlerde de var mı? Iğdır’da birbirlerini desteklemediler mi? Kadınlar on beş yeri mi kazandı? Karakoçan kazanılmadı mı?

Bu seçilen kadın adayların hepsine selamlarımı söylüyorum. Kadın belediye başkanlarına benim adıma bir sayfalık kutlama mesajı yazılabilir. Kadınlara ilişkin görüşlerim de belirtilebilir güzel bir şekilde. Kadınlar kentler nasıl kurulur, nasıl demokratikleştirilir, yönetilir, çocuklara, kızlara, işsizliğe ve diğer sorunlara ilişkin nasıl bir çözüm üretilir? Bu konularda çok çalışma yapmalıdırlar. Bunların üzerinde önemle durulmalıdır.

Van’da AKP itiraz etti değil mi? Ama çok fark var, niye itiraz etmiş?

Kürdistan’ın Kuzey-batısında bir kuşatma durumu var. Bu, yeni değil. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Kürtler üzerinde bir kuşatma ve baskı durumu söz konusudur. Kürtleri adeta bir boğmaya tabi tutma durumu var. Burada çok ağır şeyler uygulandı. Bu seçimler önemlidir. Bu konuda değerlendirme yapacağım. Buraya da sonuçları yansır. Tabi ki bu sonuçlar buraya da yansıyacaktır. Olumlu da olabilir, olumsuz da olabilir. Bundan sonra beni burada fazla tutamazlar; ya bırakacaklar ya da imha edecekler.

1946’da beri büyük bir kuşatma var. İdeolojik hegemonya var. Güya komünizm tehlikesine karşı büyük bir ideolojik hegemonya her tarafta kurdular. Bu tarihte Türkiye’de de büyük bir kuşatma oluşturdular. 1950’lerde bu kuşatmayı daha da genişlettiler. Türkeş’in de Amerika’ya gittiği tarih 1952’dir. Bu tarihlerde Kürtleri de büyük bir kuşatmaya aldılar. Kürtlerle ilgili Barzani için bir kanal açtılar, kısmen de Talabani için. Tüm Kürtleri de bu kanala yönlendirdiler. Burada yer almayanlara karşı da kuşatma ve tasfiyeyi daha da derinleştirdiler. Ya burada yer alırsınız ya da tasfiye edilirsinizi dayattılar. Kürtler üzerindeki bu kuşatma çok korkunç boyuttadır. Çok ağır sonuçları oldu. Sosyalistler üzerinde de büyük bir kuşatma oluşturdular. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş onlar kuşatma altındaydılar. Mahir bunu anlamıştı ama tam çözemedi. Kuşatmaya karşı güçleri, ömürleri yetmedi.

Bu özellikle İngiltere ve Amerika öncülüğünde gelişen bir tutumdur, bir kuşatmadır. Refah Partisiyle birlikte özellikle 1980’lerle birlikte İslam üzerindeki kuşatma kaldırıldı. AKP ile birlikte bu kuşatma tamamen kaldırıldı. Ancak Kürtler ve sosyalistler üzerindeki kuşatma devam etti. Şimdi de Kürtler üzerindeki kuşatmanın Amerika tarafından kaldırılma durumu söz konusudur. Bu duruma hazırlıklı olmak gerekiyor. Buna göre yeniden bir örgütlenme ve harekete geçme hazırlığı yapılmalıdır.

Kapitalizm, kadını köleleştirmiştir. Emeğini sömürüyor, düşüncesini, bedenini, her şeyini sömürüyor. Kadınlar da bunları fazla anlamıyor, karşı çıkmıyor bunlara. Bunu anlamak için bir günün gazetelerine bakmak yetiyor. Bir günün gazetelerine bakarsan bir sürü tecavüz, bir sürü sömürü, dünya kadar sorun görürsün. Ben gazetede kadınları gördüğüm zaman sadece gülümseyip geçiyorum. Kapitalizm kadını da kuşatmıştır. Bu kuşatma ta beş bin yıl önce Sümerlerden beri bir gelenek olarak değişerek devam ediyor. Sümerlerle ilgili destanda da bu çok açıktır. Kadın erkek çatışmasını dile getiriyor. Ben Sümerlerin kurnaz tanrısı Enki ve İnanna kitaplarını da okudum. Bu kitap ve Muazzez İlmiye Çığ’ın kitabını kadınlar da okuyabilir. Uruk Tanrıçası İnanna, Eridu Kralı Enki’ye; ‘bizim 104 icat ve sanatımızı bizden çaldınız, bizi bunlardan yoksun bıraktınız’ diyor ve destan böyle devam ediyor, okurlar. Babil döneminde de çatışıyorlar. Burada kadın ve erkek çatışıyor. Tabi Babil döneminde kadın egemenliğini tamamen kaybetmiştir. Kadınlar bir tanrıça gibi hareket edebilirler.

Biliyorsunuz Sümerlerde kadın tapınakları vardı. Bu tapınaklar kadınların inşa ettiği ve onların kutsal mekânıydı. Onların önemli bir kazanımıydı. Bu tapınaklarda kadınlar, eğitimlerini sürdürüyorlardı, her türlü eğitimlerini alıyor, sanat ve güzelliklerini de sergiliyorlardı. Hatta erkekler gelip onları seyrediyorlardı. Daha sonraları erkekler, buraları genelevine çevirdiler. O tarihten sonra da kadınlar tapınaklara tanrıça olarak giriyor, fahişe olarak çıkıyorlardı. Kadının tüm meziyetleri elinden alındı. Musa, kadına bir şey vermedi. İsa’da Ana Meryem’in durumunu biliyorsunuz. Hz. Muhammed’de Ayşe’nin durumu ortadadır. Hz. Ayşe, erkek iktidarını derinlemesine anladıktan sonra “keşke kadın olarak doğacağıma taş olarak doğsaydım” diyor. Kapitalizm de kadına yeni hiçbir şey vermemiştir. Kadını her yönüyle daha da kuşatmaya almıştır. Fatmagül Berktay, bunu biraz anlamış, Tarihin Cinsiyeti kitabında. Okunabilir.

CHP çarşaf açılımını yapıyor, tam bir rezalet. Kadını çarşafa büründürüyorlar. Kadının ihtiyacı olan özgürleşmedir. Önemli olan kadının üzerindeki egemenliği kaldırmaktır, kadını serbest bırakmaktır.  Mustafa Kemal bunu biraz anlamış, o dönemde kadının önünü biraz açmıştır.

Kadınlar bir tanrıça edasıyla, ruhuyla kendilerini özgürleştirebilirler. Nasıl ki din, bir inançla bir şeylere inanıyor ve yapıyorsa kadınlar da bir tanrıça gibi hareket edebilirler özgürlükleri için.  Evet, evet. Bir din gibi. Nasıl ki din bir inançsa, kadınlar da özgürlüklerini bir inanç gibi, din gibi sağlayabilirler, buna inanabilirler, bunun için çalışabilirler. Belediye Başkanlığı için seçilen kadınlar var. Bu kadınlar çok özel çaba sarf etmeliler. Kentleri yeni bir ruhla inşa edebilirler. Kent nasıl kurulur, nasıl demokratikleştirilir, nasıl güzelleştirilir, bu kadar işsizlik ve yoksulluğa nasıl çare bulunabilir, bu konularda yoğun çaba harcamalıdırlar. Kız çocuklarını aileler büyütemeyebilirler, yetiştiremeyebilirler. Kız çocuklarının eğitimi ve gelişimi için özel yerler açabilirler. Yoksul kız çocuklarını eğitebilmelidirler. Biliyorsunuz tanrıça demek, iktidar olmak değildir. Bazı kentleri örnek kentler olarak inşa edebilirler. Mesela Nusaybin örnek kent olarak inşa edilebilir. Cizre örnek kent olarak inşa edilebilir. Cizre çok önemlidir, güzel bir kent. Kadınlar burayı büyük ve güzel bir kent olarak inşa edebilirler. Bu şekilde kadın özgürleşecek,  kendini daha da güzelleştirecek, işini güzel yapacak, meslek sahibi olacak, ekonomiyi iyi idare edecek, çocuğunu güzel yetiştirecektir. Kadınların özgürleşmesi toplumun özgürleşmesidir. Kadının özgürleşmesi çocukların, kız çocuklarının özgürleşmesidir. Kadın özgürleşirse bunların hepsi gelişir ve özgürleşir. Kadın ruhunu, bedenini ve bilincini bir tanrıça kıskançlılığıyla korumalıdır. Kentleri de bu anlayışla yeniden inşa edebilirler.

Dünyadaki sol kesim de kadın sorununa çözüm üretemedi. Hatta Ortadoğu’da kadının özgürlüğü konusunda tarihten gelen daha özgürlükçü, daha derin bir miras, bir gelenek var. Biz bu geleneğimize dayanalım diyorum.

Ben bunları dile getirirken aşk olmasın demiyorum. Aşk önemli bir olaydır. Ben kendi tecrübemden de biliyorum. Ama aşkın kanunları vardır. Burada önemli olan kadın üzerindeki egemenliğin kaldırılmasıdır, olmamasıdır. Aşk sadece cinsellik değildir. Cinsellik, aşk için olabilir hiç olmayabilir de. Burada önemli olan kadının üzerinde egemenliğin kurulmamasıdır, birlikte eşitçe yan yana hareket edebilmektir. Ortaçağ’da Ortadoğu’daki Ferhat-Şirin destanında da Şirin’in Ferhat’a bir şartı var; ‘Sen İran’daki halk üzerindeki egemenliği kırmadıkça benimle birlikte olamazsın, bana ulaşamazsın’ diyor. Şirin, burada özgürlük için egemenliğin kırılması gerektiğini anlamış, dile getiriyor. Şirin’in Ermeni kızı olduğu söyleniyor, kökeni önemli değil, söylediği önemli. Kadınlar için şimdi mücadele zemini de vardır. 

Kapitalizm beşyüz yıldır kadından çevreye kadar her yere kadar büyük bir tahribat oluşturdu. Bir milyar insanın telef olmasına sebebiyet verdi. Bütün sosyalistlerin anlaması gereken nokta şudur; KAPİTALİZM SOSYAL OLAMAZ, KAPİTALİZM İNSANİ OLAMAZ. Herkesin bunu böyle anlaması gerekiyor. Kapitalizmin her kesimi Marksizmi dâhil herkesi nasıl kullandığını da ben biliyorum. Üzerimdeki kuşatmadan da kapitalizmin insanı nasıl kuşattığını biliyorum. Şimdi de Londra’da G-20 zirvesiyle toplanacaklar. Toplanıp bazı şeyleri düzelteceklerini belirtiyorlar. Hayır, hiçbir şey düzeltemeyecekler, daha da kötüleştirecekler. Sömürüyü daha da derinleştirecekler. Kapitalizmin kendisi bir kriz sistemidir. Ben bunu savunmalarımda çok geniş belirttim. Kapitalizm’de kriz bir istisna hali değil, kapitalizmin bir gereğidir. Kriz, kapitalizmin doğasıdır. Kendini bir maaşa teslim etmeyen bir işçi var mıdır? Yoktur. Ben biliyorum. Kapitalizm, herkesi kuşatıyor ve herkesi satın alıyor.

Marks’ı nasıl çarpıttıklarını biliyorum. Bunu İngiltere bilinçli olarak çarpıtarak verdi, dünyaya böyle yaydı. Lenin’i de aynı şekilde nasıl çarpıttıklarını biliyorum. Marks, kapitalizmi çözmedi demiyorum, çok iyi çözdü, çok iyi tahlil etti. Ancak Marks’ın kapitalizme karşı nasıl mücadele edileceğine ilişkin bir politik stratejisi, mücadele metodolojisi, siyaseti yoktur. Bunu oluşturmamıştır. Bazıları ‘Marks politik stratejiyi sonradan yazacaktı, ömrü yetmedi’ diyor. Yazacak mıydı bilemiyorum ama yazmadı. Ben olsaydım önce ilkeleri, politik stratejiyi, mücadeleyi, politikayı belirler yazar, sonra kapitale geçerdim. Ancak Marks bunu yapmadı. Marks sonrasındakiler de bunu geliştirmediler. Gramsci bu eksikliği fark etmiş, çözmüş. O da benim gibi hapisteydi. Politik mücadele stratejisinin eksikliğini tahlil ediyor. Bu olmadan mücadelenin başarılamayacağını anlamış. Lenin de iktidarı ele alıyor. Ancak hepsi olayın bir tarafını aydınlatıyor. O da eksik. Burada hepsi her alan iktidar, politik mücadele, ekonomi, kadın, çevre, sistem hepsi birbirleriyle et tırnak gibi bağlıdır. Birini yok sayamazsınız. Sosyalistlerin anlamadıkları şey budur. Bunların özel hayatları başka, ekonomileri başka, politik mücadeleleri başka işliyor.

Eğer siz bütün bunları anlayamazsanız, sosyalistler bütün bunları anlayamazsa bu kuşatmaların nasıl gerçekleştiğini, nasıl yapıldığını bilmezlerse mücadele başarılamaz. Hepsi farkında bile olmadan kullanılır, kullanılmaktan da kurtulamaz. Hobsbawn tarihe ilişkin, tarihte bunların nasıl işlediğine ilişkin, bu sistemlerin nasıl örüldüğüne ilişkin önemli açıklamalar yapıyor ancak eksik. Bunları okusanız da tam anlayamazsınız. Arada önemli cümleler var. Bazı önemli noktalar, tespitler var. Tarihte bunlar bilinemezse yapılan mücadelede de başarılı olunamaz.

Amerika-İngiltere beni de kuşatmaya aldılar. Sonra buraya da getirdiler. Beni ‘90’larda kuşatmaya aldılar hatta ondan önce ta baştan beri kuşatmaya aldılar. Beni kuşatmaya alma İngiliz politikasıyla bağlantılıdır.  Mahir onlar da kuşatmanın İngiltere kaynaklı olduğunu biliyorlardı. İngiliz askerlerini esir almaları da bu nedenleydi. İngilizlere karşı savaştığını da biliyordu. Ancak bu kuşatmadan kurtulamadılar, ömürleri ve güçleri yetmedi. Beni de İngiltere’nin kuşatmaya aldığını biliyorum. ‘90’larda Güreş, ‘İngiltere bize yeşil ışık yaktı’ diyordu. Bu, İngilizlerin bize karşı olan politikasının sonucuydu. Talabani daha önce bana bunu biraz hissettirmişti. Ben, bütün bunları anlamış durumdayım. Beni ilk kuşatmaya aldıklarından beri bu kuşatmayı aşmaya çalışıyorum. Kendimi öyle çok başarılı, dahi, çok şeyi başarmış gibi addetmiyorum. Daha çok sezgilerimle, çok çabalayarak bunları aşmaya çalıştım ve bugüne kadar geldim.

İngiltere ve Amerika dünya üzerindeki bu politik hegemonyasını NATO’daki Gladio aracılığıyla yürüttü. Avrupa’da özel harekât kuruluşunu Helmut Kohl, Helmut Schmidt, Thatcher, Cossiga’nın da içinde bulunduğu beş kişi yapıyor. Türkiye’deki Gladio ise İsrail faktöründen dolayı biraz daha özerk yapıda. Nur Batu’nun röportajında Cossiga bunları belirtiyor. Türkiye’deki Gladio-özel harekât bize karşı kullanıldı.

Dünyadaki bu ideolojik ve savaş kuşatması bu yeni dönemde kırıldı. Amerika yeni yöntemler deneyecektir. Savaş kuşatmasını geri çekti. Türkiye’de de Gladio-özel harekâta olan desteğini geri çekti.

Burada anlaşılması gereken şudur. Artık Gladio-özel harekâtın arkasında Amerika yok. Amerika’nın desteği olmadan da sürdürülemez. Ben bunu Veli Küçük’ün bir cümlesinden çıkardım. Veli Küçük, ‘5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesinde tasfiyemize karar verildi’ diyor. Bu bir cümle ama önemli bir tespittir. Türkiye’deki özel harekât yeniden şekilleniyor, ona yeni bir şekil veriliyor. Özel harekât hiçbir zaman bitmez, bitirmezler de. 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesinde Bush, ayakta ‘PKK ortak düşmanımızdır’ dedi ancak yargısız infazları da desteklemeyeceklerini belirtti. Bu nedenle artık yargısız infazların olmadığı bir döneme giriyoruz. Herkesin bu dönemde daha çok çalışması gerektiğini belirtiyorum. Bu Kürtler üzerindeki kuşatmanın kaldırılması demek; yargısız infaz döneminin bittiği, Ergenekon’un tasfiyesiyle birlikte artık yargısız infazların yapılmayacağı, daha demokratik ve hukuka bağlı bir devletin oluşacağı yönünde bir izlenimdir. Bunu değerlendirmek gerekir. Yargısız infazların olmadığı bir dönemde demokratik çalışma ve örgütlenme daha kolaydır.

Tarihte toplumlar için 1789 Fransız Devrimi neyse, 1917 Ekim Devrimi ne anlam ifade ediyorsa bugün de bu anlamları ifade edebilecek yeni bir aşamaya girdik. Zemin buna müsaittir. Anadolu ve Ortadoğu buna kaynaklık edebilir.

Bundan sonra Türkiye’de iki siyaset rol oynayacaktır. Ergenekon’un sivil uzantıları olan siyaset. Bahçeli ve Baykal bu eski örgütlenmenin devamıdırlar. Ergenekon’un sivil uzantılarıdır. Hepsi bu örgütlenmenin içerisindedirler. Bir de özel yeni tür siyaset anlayışı şekillenecek.Bu,Türkiye’de yeni bir organize halidir. Yeni yöntemlerle şekillendirilecektir. Özel harekât da yeni bir tarz örgütlenmeye kavuşturulacaktır. AKP de bu seçim sonrası sanıyorum panik içindedir. AKP bundan sonra daha da çözülecektir, hızlı bir çözülmeye de uğrayabilir. Yalçın Küçük’ün bir cümlesi vardı. ‘Erdoğan’ın Diyarbakır surlarının önündeki yenilgisi, Napolyon’un Moskova önlerindeki yenilgisine benziyor’ diyor. Doğrudur. Yalçın Küçük zeki bir adamdır. Onun söylediklerine dikkat edin. Politik olarak doğru bir yerde olmayabilir ama yaptığı bazı tespitleri önemlidir. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum, halen de anlayamadım. Politikası epey karışıktır. Amerika bu dönemde Ilımlı İslamı da bırakacaktır. Ilımlı İslam’dan vazgeçecektir. Türkiye’de artık eski rantçı, hukuksuz hareket eden yapılar tasfiye edilecek ve uzman ve bilirkişilerden oluşacak, sadece yol gösteren bir organizasyona bürünecek devlet. Büyük ihtimalle tam AB gibi değil ama ona benzer, AB benzeri bir şeyler olabilir. Ancak Türkiye’de biraz daha farklı bir şekil alacak. Bu nedenle Kürtlerin, sosyalistlerin de kendilerini buna göre hazırlık yaparak örgütlenmeleri gerekir.

Eğer Çatı Partisi olmuyorsa farklı bir örgütlenmeye de gidilebilir. Türkiye’nin zemini şu anda buna çok müsaittir. Halklar arası demokratik bir örgütlenme gerçekleştirilebilir. Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki halkları bir araya getirebilecek çok geniş bir örgütlenmeye gidilebilir. Bunun için oluşacak platform, Kafkasya’yı ve Ortadoğu’yu hepsini hedeflemelidir. Türkiye bunun için uygun bir yerdir. Anadolu bu oluşum için merkez olabilir. Sadece Anadolu da demiyorum, bu topraklar merkez rolünü oynayabilir.

Urfa’yı alabildiniz mi, Urfa’daki kuşatmayı kırabildiniz mi? Malatya’yı alabildiniz mi? Neden alamıyorsunuz?

Biraz emekten yana, hak-adaletten yana, demokrasi ve özgürlüklerden yana her kesim, bu dönemde demokratik mücadelede muazzam bir çabayla yer almalıdır. Herkesi, her kesimi bu ilkeler çerçevesinde bir araya gelmeye çağırıyorum. Bunu başarabilirlerse demokrasinin önü daha da açılır. Mahir, Deniz onlar çok temizdiler. Dün Mahir’in ölümünün yıldönümüydü. Ben açıkça söyleyeyim; ben onlardan esinlendim. Ve o gün ahdettim, bunların kanı yerde kalmayacak diye.

Bana Barzani gibi devlet kurma fırsatı verseler bile ben devlet kurmam. Biz Türkiye’de federal sistemi de istemiyoruz. Bizim istediğimiz Türkiye’de demokrasinin inşasıdır. Her ulusa, halka lazım olan demokratik toplum ve özgürlüktür. Ben bunları savunmamda çok geniş belirttim. Bir toplumun özgürlüğü, ahlaki ve politik toplum olmasına bağlıdır. Ahlaki ve politik toplum ancak özgürleşebilir. Politik toplum demokratik toplumdur, demokratik toplum ahlaki toplumdur, ahlaki toplum özgür toplumdur. Biz Türkiye’de ayrılmayı değil, birlikte yaşamayı savunuyoruz. Halkların boğazlaşmasını istemiyoruz. Biz Türkiye’deki durumun Filistin-İsrail gibi olmasını istemiyoruz. Türkiye, hukuka bağlı, sosyal, demokratik bir devlete evrilirse biz de DTP’den kaynaklanan etnik milliyetçilik olursa bunu da biz frenleriz. Bunu da biz durdururuz.

Türkiye’de başta DTP olmak üzere Kürtler bu yeni dönemi demokratik açılımlarla iyi değerlendirmelidir. Türkiye’deki sosyalistler de bu dönemi iyi değerlendirmelidir. Her yerde toplantılar, tartışmalar yapabilir. Bunu sadece teorik açıdan söylemiyorum pratik örgütlenmeler ve önlemler de alınmalıdır. Ben tarihte iktidarı atardamara benzetiyorum. Bir yerinde en ufak bir boşluk kabul etmez. Boşluk olursa hayat biter. Toplumlarda da iktidar boşluğu hemen doldurulur. Eğer Türkiye’deki bu boşluk Kürtler ve demokratik güçler tarafından iyi değerlendirilmezse eski Ergenekoncular olan CHP ve MHP bu boşluğu dolduracaktır.

Muhsin Yazıcıoğlu için de bir şey söyleyemem. Durum tam olarak nedir bilemiyorum. Öldü mü yoksa öldürüldü mü tam bir şey söyleyemem. O bazı şeylerin farkına varmıştı. Çatlı ve diğerleri gibi o da bir dönem kullanılmıştı ama o bunun biraz farkına vardı ve bunlardan uzak durdu. Bunun acısını da kendisi çektiği için farkına vardı. Abdullah Çatlı’yı da uyarmaya çalıştı ama Abdullah Çatlı onu dinlememiş. Yazıcıoğlu, sanıyorum önce tereddüt geçirdi, nerede yer alacağını önce kestiremedi. Daha sonra Ergenekon bu kanadının tasfiye edilmesini onayladı. Ve AKP’nin kanatlarının altında, yeniden örgütlenmeye çalıştı. Bu nedenle onu affetmediler. Devlet erkanı sanıyorum bunu bildikleri için hepsi bir bütün olarak cenazesine katıldılar ve ona devlet töreni yaptılar. Bir gazetenin iki satırlık bir haberinde belirtiyordu: Abdullah Çatlı, Pasaportunda 1982’de iki kez Amerika’ya girip çıktığını yazıyor. Biliyorsunuz Florida, Gladio-özel harekâtın eğitim merkezidir. Çatlı, Amerika Florida’da görüşmeler yapmış ve Ağca onlarla birlikte bir ağın içerisindeydiler. O tarihten sonra Ağca, Papa’ya suikast düzenliyor. 

Gladio sağı da solu da her kesimi de kullanmıştır. Sol kesiminin önemli bir kısmını kontrol altına alıp yönlendirmiştir. 9 Mart ve 12 Mart’la birlikte sol grupların önemli bir kısmı Gladio’nun denetimine girdi. Objektif olarak Dev-solun bir kesimi ve sol grupların bir çoğu Amerika’ya hizmet etmiştir. Bunlar bazen farkında olmadan bile NATO-Gladio’ya hizmet etmektedir. Doğu Perinçek Amerika’ya hizmet ettiğinin farkında bile değildi.

Tolon, Gladio’nun içindeydi, burayı da kontrolden sorumlu olan kişidir. Hatta bir ara burada sesini bile duydum. Mustafa Kemal de biraz özgürlükçüydü. Mustafa Kemal’in ant-i emperyalist ve özgürlükçü yanı bizi ilgilendiriyor. Biz bu yönünü günceleştirelim diyoruz. Mustafa Kemal’in bu yönünü sağcılara, Türkiye’nin diğer kesimlerine bırakmayalım diyorum.

Radyodan dinledim DTP, Obama ile görüşecek. Daha önceki mektubum Obama’ya gönderildi herhalde. Ahmet Türk bu görüşmede benim görüşlerimi de yazılı bir şekilde Obama’ya bildirsin. Önceki mektubumu yeniden güncelleyerek hatta yeniden yazılırsa daha iyi olur. Obama’ya verilebilir. Benim yakalanışımla ilgili bölümü de yazılabilir. Sanıyorum Hürriyet Gazetesi de benim buraya getirilişimle ilgili yazı dizisi yazmış. Mektupta Türkiye’ye getiriliş sürecimi de içine alacak bir şekilde dört beş sayfa halinde Hürriyet’in bilgilerinden de yararlanılarak yazılabilir. Amerika’nın vasıtasıyla kendisinin de doğduğu ülkeye götürüldüm. Kenya’da ABD tarafından Türkiye’ye teslim edildim. Obama’ya bizim adımıza şu söylenebilir: Sayın Obama, elli yıldır Kürtler üzerindeki ağır kuşatmayı lütfen artık kaldırınız. Bu demokratik çözüm ve siyaset için gereklidir. Amerika’nın bizimle ilgili bugüne kadarki politikalarına son verilmelidir. Yeni bir sayfa açılabilir. Bizim de demokratik barışçıl bir çözümden yana olduğumuz, çözüm önerilerimiz kendisine belirtilebilir. Kendisinin görüşmesi önemlidir. Bunun barışa çevrilmesini diliyoruz. Bütün bunları kendisine bir mektupla Ahmet Türk verebilir.

Kürt Konferansıyla ilgili tarih Nisan’ın sonu olabilir. Daha önce de bu Konferansla ilgili belirtmiştim beş ilke dört pratik öneri demiştim. Bu çerçevede gelişir. Bundan önce hemen geniş katılımlı bir şekilde Demokratik Toplum Kongresi’nin Diyarbakır’da toplanır. Yeni seçilen belediye başkanları da bu kongreye katılmalı. Bu konuda gerekli hazırlık yapılır ve bir heyet oluşturularak etkili bir şekilde katılım sağlanır. 

Seçim sonuçları buraya da yansır, yansıyabilir. Bundan sonra beni burada bu şekilde tutamazlar. Ya imha edecekler ya da bir müddet sonra bırakacaklar. Seçim sonuçları önemlidir, önemli bir başarıdır ancak sınırlı-zayıf bir başarıdır. Demokratik mücadele zemini açıktır. AKP’nin bölgedeki gücünü ancak DTP’nin direnişi kırabilirdi. Bunu daha önce de dile getirmiştim. Sonuçlar da bununla bağlantılıdır. DTP’nin bundan sonra belediye çalışmalarına ağırlık vermesi gerekiyor. Türkiye’den, Avrupa’dan birçok uzman, mühendis, çalışmalarda gerekli olan birçok alandaki uzmanlar belediyelere getirtilip çalıştırılabilir. Örnek kentler inşa edebilir. Mesela Varto örnek bir kent olarak inşa edilebilir. Türkiye sosyalistleri de Kürdistan’a gidip belediyelerde yer alabilirler. Belediyelerin demokratikleşmesi için çalışabilirler. Onlardan birçok mühendis var, bunlar belediyelerde yer alabilirler. Gerekli katkıyı sağlasınlar. Tüm belediyeler kentlerin nasıl kurulacağı, büyük projelerle nasıl geliştirileceği hakkında büyük çalışmalar yapmalıdırlar. Ben bundan sonra demokratik belediyecilik üzerinde duracağım. Zaman zaman bu konuda açıklamalar yapacağım. Belediyelerde çok başarılı olunmalıdır. Belediyelerde başarılı olmak yeni gelişmelere yol açacaktır.

Bundan sonra eğer benimle diyalog kurulursa ısrarla devlete şunu önereceğim/dayatacağım. Demokratik Cumhuriyet temelinde sorunu çözmek istiyorlarsa bunu tartışabiliriz. Ama devletin kendini hukuka bağlı, sosyal, demokratik bir şekilde organize etmesi gerekiyor. Büyük ihtimalle de bu yöne evirilecektir bundan sonra. Devlet küçük olacak, akıllı uzman kişilerden oluşacak. Devlet sadece koordinasyon ve organize rolünü üstlenecek. Eğer böyle olursa, biz sınırlara dokunmuyoruz. Herkesin, bütün halkların kendini özgürce ifade edebileceği, özgürce demokratik örgütlenmesini yapabileceği bir sisteme evrilmelidir.

Eğer PKK’yi siyasal bir zemine çekmek istiyorsak, bu yönlü adımların atılması gerektiğini söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim. Ya PKK’yi siyasal zemine çekeceksiniz, bunun önünü açacaksınız ya da DTP, halk dâhil PKK, bir bütün olarak savaş çok tırmanır. PKK’nin hazırlıkları da vardır, buna gücü de vardır, bunu yapacak güçtedir de. PKK, öyle teslim olmaz. Diğer güçler de destek verir ve savaş daha da çok tırmanır. Bu kadar işsizlik, kriz, ekonomik, sosyal kriz, savaşı daha da derinleştirecektir. Amerika’ya da şunu söylüyorum; savaş tırmanırsa Taliban’dan on kat daha zora girersiniz, altından kalkamazsınız. İşte açıklamalarım bunlardır.

Kutlamaya katılacak herkesi selamlıyorum. 60. Yıl için ağaç dikilebilir. Amara ve Cudi’de ağaçlandırma yapılabilir, orman oluşturulabilir. Her yerde, her köyde ağaç dikilebilir. Kutlamaya katılanlara şunları belirtiyorum; bu onların da yani Mahir, Deniz’in de 60. Yıldönümüdür. Onların ölmediklerinin kanıtıdır. Onların yaşadıklarının kanıtıdır. Kürt halkı özgürlük mücadelesinde önemli bir noktaya gelmiştir. Hepsini selamlıyorum. Fransa-Paris’ten gönderilen  kadın ve çocukların mektupları bana vermediler, vermezler de. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Avrupa’daki halkımıza ve dostlarımıza selamlarımı iletiyorum. Filiz Koçali’ye selamlarımı iletiyorum, bu çalışmalarda yer alsın.

Halkımızı selamlıyorum.

İyi günler.

01 NİSAN 2009 

 

              ….     ….

Genel olarak ne oranda nerde oy aldılar , Botan’da serhatta ne kadar oy aldılar. Kuzey batıda ne kadar oy alındı. Urfa’da ne kadar alındı. sandık başında görevliler yok muydu. Kuzey-batı  hatı neden zayıf? Orda çalışma yapılmıyor mu?  Bingöldeki tempo  devam ettirilmeli bu mevzi verilmemeli. Eğer buradan çekilirse eski duruma dönebilir. Diğer zayıf illerde de çalışma yürütülmeli. Emek verilirse değişir. Kuzey batı illerinin geçmişten beri özgün bir yapısı var biliyorum. Eğer parti buralara ağırlık verirse buraları değiştirebilir. Herhalde belli yerlere ağırlık veriliyor. Bölgenin özgün yapısından da kaynaklanıyor ama  buralarda çalışılmıyor. Eğer çalışılırsa burası da değiştirilebilir.

Daha fazla çalışılsaydı daha fazla belediye alınabilirdi. Bu kadar alınmış artı diyeceğimiz yok. Bundan sonra yapılacak olan belediyeleri güçlendirmek halka güzel şekilde hizmet vermek. Zaten belediyeler için iş bundan sonra başlıyor. Halk kendi iradeleri ile belediye başkalarını getirdi eğer güzel hizmet verilmezse bunun yan etkileri görülür. Bu partiye de özgürlük hareketine de zarar verilir. Belediyelerde hizmet verecek eleman danışmanlarla teknik elemanlara ekip olarak hizmet verilmelidir. Bir kişiyle olacak değil. Belediye alanları içinde aç insanlar varsa belediye bunların karnını doyurmalı. Bütün belediye başkanlarını kutluyorum başarılar diliyorum. Kazanmayanlara da geçmiş olsun diyorum. Kazananlara başarılar iyi hizmetler bekliyoruz. Seçimde tüm çalışanlara katkı sunanlar ve tüm halkımıza selamlarımı söylüyorum. 4 Nisan içinde şunu söylüyorum bazı yerlerde ağaçlar dikebilirler. Halfeti ve diğer iller ve ilçelerde de olabilir. Doğum yıl dönümü kutlayanlara saygı ve selam söylüyorum. Avukatlarım bir mesaj hazırlayıp orda okuyabilirler.

 

 

 

 

   

 

 

 


 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com