|
O
süreçte Ürdün sahasından 3 arkadaş Önderlik sahasına
faaliyete gelmişlerdi. Aralarında beyaz saçlı, 40 yaşını
üzerinde bir arkadaş vardı. Akademiye yeni gelmişlerdi.
Daha Önderlikle henüz selamlaşırken Önderlik kendisine
senin saçın beyazlamış, ihtiyarlaşmışsın dedi.
Arkadaşın kendiside başkanım ben ölüme kadar mücadeleye
varım diye cevap verdi. Önderlikte biz ölmek için
mücadele yapmıyoruz, yaşamak için mücadele ediyoruz.
Yaşamayı becerenler bize gerekiyor. Mücadelemiz ölme
mücadelesi değil yaşam mücadelesidir. Sonuna kadar
yaşamı sevenler bize katılır, mücadelemizde yer alırlar
diye arkadaşı cevapladı.
Tabi bu olay benim
üzerimde çok büyük etki yaratmıştı. Bizim mücadelemiz
sadece savaşıp, ölüp öldürmek değildi. İnsan kendi
düşünce ve ideolojisini nasıl yaşatması gerektiğini
Önderliğin arkadaşla olan diyaloğundan daha iyi
anlamıştım. Yaşama daha derin bakmamız gerekiyordu.
Yaşamı sevmekte bununla bağlantılıydı. Ölmek ve öldürmek
vardı ama o kadar sıcak bir savaşın içinde yaşamayı
becermek kolay değildi. Bu büyük sorumluluk isterdi.
Çevreyle bütünleşmekte gerekiyordu ve buna ruh eklemekte
yaşamı sevmekle bağlantılıydı.
Tabi arkadaşta
Önderliğin bu cevabı karşısında çok şaşırmış ve
heyecanlanmıştı, yaptığı hatayı da anlamıştı. Sadece
ölümle yoğunlaşan arkadaş bir çaresizliği de
yansıttığını anlamıştı. Önderlik bizim son noktamız
ölüm değil, bizim mücadelemiz hep sonsuza kadar devam
edecektir mesajını vermişti. Şehitlerimiz bile
şehadetleriyle özgür yaşamımızın sürmesine,
mücadelemizin devamına büyük ve kutsal bir gerekçe
olmuştur.
|