|
ŞUBATLI GÜNLERDE YUNANİSTAN:
KOMPLOCU ATHENA GELENEĞİNE
KARŞI ELEFTERİA GELENEĞİ!
15 Şubat süreci, Kürt tarihine kara bir leke olarak
yazılırken, belki de en fazla bu komplonun içinde olan
güçlerin, ulusların tarihine kara bir leke olarak
yazılmıştır. Bunun böyle anlaşılması, tarihi olguların
yerli yerini bulması açısından çok önemlidir. Başkan APO,
belki içinden gelmiş olduğu halk kökeni itibariyle bir
Kürt olabilir, ancak PKK mücadelesiyle ortaya çıkan
değerler Kürt ulusal bilincini uyandırdığı kadar
demokratik, sosyalist değerleri de ortaya çıkarmış ve
Ortadoğu halkları başta olmak üzere tüm ezilenler için
büyük bir uyanış, bir aydınlanma olmuştur. Sadece
Türkiye gerçekliği karşısındaki duruş çok bariz bir
örnektir. Başkan APO, Türkiye devletine karşı savaşan
bir önder olarak, Türkiye halklarının temel çıkarlarını
sürekli düşünmüş, bunu devrimci politikasının ve
sosyalitesinin temel kriteri haline getirmiş ve
böylelikle halkların önderliği haline gelmiştir. Elbette
ki Önderliğimizin böyle bir bakış açısı, felsefesi
olmasaydı, otuz yıllık mücadelenin pratik sonuçları
bugün halklar savaşına rahatlıkla dönebilirdi. Bunu
ideolojik ve politik yaklaşımlarıyla engelleyen, hep
halklar lehine bir yolu çıkış olarak esas alan Başkan
APOdur.
İşte 15 Şubat komplosuna karşı Önderliğimizin tutumu da
böyle bir içerik taşır. Gerçekten de hakikatler adaletli
ve eşit bir şekilde araştırılsa ve tarafsız bir biçimde
ortaya konulsa, Önderliğimizin bu rolü herkes tarafından
çok daha iyi anlaşılacaktır. Her şeyden önce bu kara
lekenin, bir halkın Önderliğinin, olgunlaşan sosyalizmin
öncülüğünün en korkunç koşullara hapsedilmesinin
utancının, yaşamın her alanına sinmiş olduğu çok iyi
görülecektir. Bu komplo, sürekli belirttiğimiz gibi
uluslar arası bir komplodur. Batısından Doğusuna
dünyanın güçlü devletleri olarak ifade edilen tüm
devletleri, bu işin içine girmiş, halklar renginin
kararmasında rol oynamışlardır. Önderliğimizin
yakalanışında birebir rol oynamış olan Yunanistan da bu
devletlerden biridir.
O süreçte Yunanistanda görev yürütüyordum. Tarihin bu
korkunç zaman diliminde, komplonun başrolünde yer alan
devletin sınırları içerisindeydim. 96 yılında altı-yedi
aya yakın kalmıştım, 99da da yine Önderlik sahası
sonrası Yunanistana geçtim. Devletçi, egemenlikçi
çıkarların, bu denli ahlak dışı ve komplocu sergilenişi,
çok ağır bir politik dersti bizim için. Türkiyeyle
tarihi çelişkileri olan Yunan devleti, PKK Türkiyeye
karşı savaştığı süreç boyunca PKKye dost bir ülke
oldu. Ancak PKKnin savaşı barışa doğru evriltmeye
çalıştığı süreçlerde de sahte dostluğunu, ötesi düşmanca
yaklaşımını çok net ortaya koydu. Devletlerin o korkunç
pragmatik, faydacı, çıkarcı yüzünden başka bir şey
değildi bu. Kaldı ki bu karakter, Yunan mitolojisine,
kahramanlarına dayanan tarihi bir karakter. Önderliğin
deyimiyle Athena hilekarlığından beslenmiş bir devlet
geleneği. İşte bu gelenek, kendi ulus çıkarları uğruna,
tüm insani değerleri de bir tarafa koyup bu korkunç
komplonun içinde yer almaya yol açan gelenektir.
Üzerinden dokuz yıl geçti, gerçeğin aydınlatılmasına
yönelik tek bir adım bile atılmadı, söylenenler bu
tarihi suçu üzerinden atma çabasından başka bir şeyi
ifade etmiyor. Kara leke, hala alınlarında.
Tabii burada Yunan halkıyla egemen devleti ayrıştırmakta
fayda var. Bunu belirgin olarak insanlarında gördüm.
Olimpos dağında, yukarda yaşayanlarla, aşağılarda
yaşayanlar, ayrı dünyaların insanları. Yaşam
biçimlerinde bu ayrımı net görebiliyor iken, Kürt
insanına, Başkan APOya olan yaklaşımlarında da bu çok
iyi görülebiliyordu. Orada Önderliği, PKKyi tanımayan
yoktu. Kürt dedin mi, hemen Abdullah Öcalan ismini
söylerlerdi gözlerinde sevecen bir ifadeyle. Yunanca
bilmediğim için çok fazla derinliğine anlayamadım,
gerçekten Yunan halkını etkileyen neydi, Önderliği neden
bu kadar benimsiyor ve seviyorlardı? Benim için hep bir
merak ve ilgi konusu oldu, ancak çok anlayamadım. Yani
devletin o çıkarcı, düşmanımın düşmanı benim dostumdur
yaklaşımı değildi Yunan halkındaki. Bunu görebiliyordum.
En genel olarak Önderliğimizin Kürt orjininden
başlayarak ama Kürtleri de aşarak halkları içeren
insanlık sevgisi, öğretisi, bundaki samimiyeti, çok
uzaklarda da olsa tanıdığı oranda insanları etkiliyor.
Yürekte yaşanan insanlık sevgisi, sınırları aşarak
kendini insanlara taşırabiliyor. Ben Önderlik ve Yunan
halkı ilişkisinde bunu gördüm. Nitekim bir Yunan kadını
olan Elefterya yoldaşın 2005 yılında kendini ateşler
içinde eritmesi, komploya tavrı ve Önderliğe olan
sevgisi, bunun çok çarpıcı ve anlamlı bir örneğidir. Bu
nedenle devlet politikaları ile halk yaklaşımını mutlaka
ayrıştırmak gerekir.
Önderliğin Suriyeden çıkıp Yunanistana geliş ve oradan
çıkış, tekrar geliş süreçlerine ilişkin o dönemde direkt
bilgim olmadı. Daha çok diplomasi alanında bulunan
arkadaşlar üzerinde duruyordu. Bizim de dolaylı bilgimiz
oluyordu. O nedenle olayların gelişim seyrine direkt
tanık olmadım. Ancak bildiğim, Yunan tarafı, Önderliğin
Yunanistana gelebileceği doğrultuda sinyaller
veriyordu. Halk zaten belirttiğim gibi Önderliğe yoğun
bir sempati duyuyordu, hükümet dışı bazı partiler,
demokrat kesimler, yerel güçler de resmi olarak
Önderliğin gelebileceğine dair yaklaşımlar sergiliyor,
davet çıkarıyorlardı. Devlet de çok net bir tavır
göstermeyip olabileceği biçiminde kimi yaklaşımlar
sergiliyordu. Uluslar arası hukuka göre de böyle bir
durum gerçekleşebilirdi. Çıkarcı siyasete değil de,
evrensel insani hukuka göre bir yaklaşım gösterilseydi,
bu komplo boşa çıkarılabilirdi. Ancak Yunan devleti, ABD
politikalarıyla bağlantılı olarak kendi geleceğini
komplo üzerinden garanti altına almayı esas almıştı.
Kıbrıs meselesine yönelik bazı vaatler, yine Önderliğin
yakalanması ve idam edilmesi hesabı üzerinden bir
Kürt-Türk savaşının gelişmesi umudu ile böyle bir
komplonun içinde rol almayı kabul ettiler.
Birçok ülkenin ardından nihayetinde Yunan devletinin
Önderliği Kenyaya sürükleyişi, böyle bir anlaşmanın
sonucudur. Bazı durumlar var ki, insan sadece tesadüfle
açıklayamaz. Bunlar olayların ne denli organizeli
olduğunu gösteren kanıtlar oluyor. Örneğin Suriyedeyken
Önderliğe Yunanistana gelebilirsin biçiminde yaklaşım
gösterip Önderlik Yunanistana geldiğinde ise daha
havaalanındayken geri çevrilmek istenmesi. Sonra madem
gelinmiş o zaman bir şeyler düşünürüz deyip bunun tam
tersine Önderliği Yunanistan dışına itmeleri. Kenyaya
doğru yol alırken, Önderliği taşıyan arabanın bir kaza
geçirmesi, neredeyse ölümden dönmesi. Yine Yunanistanın
Kenya büyükelçisi olan Costolasın, NATOda Önderliği
arayan bir birimin yirmi yıldır sorumlusu olması. Bu
kişi Önderliği ilk gördüğünde Seni gökte ararken, yerde
buldum demiştir. Tüm bu süreçler işlerken, ABD
Dışişlerinden yetkililer, Yunan başbakanı ve Dış
ilişkileri yetkilileri ile sürekli bir temas içindedir.
Yine bazı Kürt reformistlerinin Yunanistana
geliş-gidişleri. Bunlar elbette ki iyi niyetli
yorumlanabilecek durumlar değildir. Komplonun bir ağ
gibi nasıl örüldüğünü gösteren bazı veriler oluyorlar.
Bazı detaylar da herhalde zamanla açığa çıkacaktır.
Fakat bu kadarından da sonuç çıkarmak mümkün. Çıkarlara
dayanan sahte dostluk, Athena hilekarlığından beslenen
devletçi dostluk, en zor anda düşmanca bir komplo
olarak gerçek yüzünü gösterdi.
O dönem biz ise tehlikeyi başta çok anlamama,
hissetmeme, sonlara doğru algılama gibi bir gafleti
yaşadık. Gerçekten de o dönem orada diplomasi
çalışmasını yürüten bir arkadaşın dediği gibi, zamanında
Önderliğin yaşadığı durumu halka, uluslar arası
kamuoyuna, hatta kadroların geneline açıklama olsaydı,
durumlar belki daha farklı bir yön de kazanabilirdi.
Gizli ve çok sinsi biçimde geliştirilen bu komploya
karşı, kamuoyuna açıklayan ve tehlikeyi daha somut
ortaya koyan bir yaklaşım sahibi olabilseydik, tümden
boşa çıkar mıydı bilemiyorum, ama en azından Önderliğin
lehine ağırlık oluşturan bir durum gelişebilirdi. Bu,
süreçler boyunca ortaya çıkan yetersiz yoldaşlığımızla
birlikte o süreç açısından somut özeleştiri vermemiz
gereken bir boyuttur. Kaldı ki bu da yetersizliğimizin
bir sonucu olarak gelişti.
15 Şubattan kısa bir süre öncesinde çok açıktan ifade
edilmese de, orada bulunan Kürt kitlesiyle bazı eylemler
gerçekleştirildi. Yunanistanda mülteci olarak yaşayan
Kürtler ve Yunan halkından dostlar, bu eylemlerde
ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Gerçekten bir
duyarlılık vardı. Normalde o zamana kadar bizim
gerçekleştirdiğimiz eylemlere, yürüyüşlere karşı hiçbir
müdahale göstermeyen Yunan polisi, artık sert
müdahaleler gösteriyor, kitlemize saldırıyor,
tutukluyordu. Serhat arkadaş bu yürüyüşlerden birinde
benzini üzerine dökerek kendini yakma eylemini
gerçekleştirdi ve yanında bulunan arkadaşlar direkt
müdahale ederek arkadaşı kurtardılar. Kitlemiz radikal
tavrını ortaya koyuyordu. Fakat artık komplo son
sınırına gelmişti ve Yunan devleti geri dönülmez bir
kararlılık içerisinde yol alıyordu. Zaten hemen sonra
Önderlik Kenyada Türk devletine teslim edildi ve
bilinen süreç başladı.
Ve bundan sonraki süreçte Yunan-Kürt ya da Yunan-PKK
ilişkileri bozulmaya başladı. Orada yürütülen temel
çalışmalarımıza müdahale edildi, bazı zeminlere
yönelindi. Alabildiğine bir sınırlandırma politikası
gelişti. Buna karşı da tavır gelişti elbette ki. 99
yılında (ay ve günü tam hatırlayamıyorum) Amedden göç
etmiş, ailesi Lavrion Kampında yaşayan ve bize katılmak
için hazırlık yapan Canan arkadaş (Kodu Axwelattı)
benzini de içerek kendini yakma biçiminde fedai eylem
geliştirdi. Henüz bizimle yeni yeni ilişkilenmeye
başlayan bu arkadaş, Önderliğimizin durumunu ve Kürt
halkının yaşadığı acıları derinden hisseden bir
arkadaştı. Türkiyeden çok trajik bir yaşam hikayesiyle
ayrılan Canan arkadaş, geçirdiği süreçler ve PKKlileşme
arzusuyla, bireysel olarak en çok etkilendiğim
arkadaşlardandır. Hiçbir biçimde geri dönüşe izin
vermeyecek biçimde eylemini yaptı ve PKK tavrını ortaya
koydu. Yine Ruhat Gui isimli bir arkadaşımız vardı, bu
arkadaş da bir yıldır katılmış bir arkadaştı. Bir eğitim
sürecinden sonra oradaki çalışmalara katılmaya
başlamıştı. Üniversite okumuş, çok zeki ve bilinçli bir
arkadaşımızdı. Bu arkadaş da 2000 yılında Yunanistan
parlamentosu önünde kendini yakarak şehit düştü. Tavrı
yine Önderliğin esaretini kabullenmemeye ve Yunan
devletinin bu komplo içindeki rolüne yönelik gelişmişti.
Yunan halkı bu dönemde de bizim çalışmalarımıza yönelik
yardım sever bir yaklaşım içerisinde oldu. Devlet bize
yöneldikçe, sıkıştırmaya çalıştıkça, halk bize gizli
biçimlerde sahip çıkıyor, bize alan açıyorlardı. Üstelik
kendilerini de riske atarak bunu yapıyorlardı. O süreci
çok yeni katılmış birçok arkadaşla birlikte somut olarak
yaşadık. Bunlar gerçekten halklar arası ilişkide büyük
anlamı olan değerlerdir. Ama tabii Yunan halkının kendi
devletinden ciddi bir hesap sorması gerekir. Bu, sadece
Kürtleri ilgilendiren ya da Kürtlerle sınırlı kalan
olumsuz bir durum değildir, sonuçta böylesi sahtekar ve
komplocu bir zihniyet en başta kendi halkının başına
beladır. Bu nedenle bu kara lekeyi silmek için, Yunan
halkı komploda yer alan, insanlık çıkarlarını bencil
çıkarları için satan kişilerden, kurumlardan hesap
sormalı, bunlara karşı tavır geliştirmelidir. Elefteria
arkadaş, bu anlamda komplocu Yunan devlet geleneğine
karşı Yunan halkının öz ve dürüst değerlerini,
geleneğini ifade eder. Onun bu kutsal eylemi, Kürt ve
Yunan halklarının ilişkisi açısından yıkılmaz bir köprü
olurken, genel anlamda halklar arası ilişki açısından
çok anlamlı değerleri açığa çıkarmıştır. Tüm hilelerden,
sahteliklerden, komplolardan arınmış bir toplum, ama
sadece kendi halkı için de değil tüm halklar için bunu
isteyen sosyalist bir değerdir. PKK ve Kürt halkı, Yunan
halkının bu çok yürekli ve yiğit, dürüst değerine en
güzel yoldaşlık duyguları ile sahip çıkarken, Yunan
devletinin komplocu, sahte karakterini de hiçbir zaman
kabul etmeyecektir. Bu komplonun tüm yüzünü açığa
çıkarmak ve sorumlularından tarih önünde hesap sormak,
temel bir amacımızdır.
İmralı esareti 9.yılını tamamlarken, komplo aşılmadığı
müddetçe yeni komploları doğuran karakteriyle devam
etmektedir. Önderliğimizin imhası idam ile
gerçekleştirilemedi, ama insanlık dışı yöntemlerle bir
zehirlenme ortamı yaratılarak gerçekleştirilmeye
çalışılıyor. Ve bu da uluslar arası bir uzlaşı ile
gerçekleşiyor. 99da yapılamayanı bugün yapmak
istiyorlar daha gizli bir biçimde. Başta da
belirttiğimiz gibi, bu insanlığın bir ayıbı, yanlışıdır.
Ve bu ayıp, yanlış aşılmadıkça, içinden daha büyük
ayıpları ve yanlışları bir sarmal gibi büyüterek
geliştiriyor. Bu kara lekeden arınmak, halklar arası
ilişkilerde doğru çözümler üretmek, birbirinin en temel
değerlerine karşı saygılı yaklaşım göstermek, tarihi bir
önem taşır. Bu nedenle Ortadoğu halkları kadar dünyanın
tüm ezilen halklarının eşitliğini, özgürlüğünü esas alan
Başkan APOnun şu anda maruz kaldığı koşullara karşı
çıkmak, bu kirli komployu halkların mücadelesiyle boşa
çıkarmak, bir insanlık görevidir. 9. yılında 15 Şubat
komplosu karşısında, en başta Türkiyeli halklar ve Yunan
halkı olmak üzere tüm herkes insanlık tavrını ortaya
koymalıdır.
Çiğdem Doğu
|