“SEN OLSAYDIN BU PARAYLA NE YAPARDIN”

 

BAŞKAN APOYLA BİR ANI  

   

CAFERİ SORİ

96 yılında önderlik sahasındayım. Önderlik sahasındaki eğitimlerin yönetimleri kurullar biçimindedir. Her gün bir arkadaş günlük koordinedir. O yaşamın denetlenmesinde bir nevi sorumludur.

Önderlik akademiye gelmiş. Ben koordineyim. Önderlik tarzıdır. Geldiği bir alana ne olup bitenin tekmilini detaylı alır. Bugünde öyledir. Ben yanına giderek tekmil veriyorum. Sayımızı, kaç erkek kaç bayan olduğumuzu, var olan sorunları, çözülen sorunları, kendini dayatan yoldaşları derken olup bitene ilişkin bir döküm yapıyorum. O birkaç soru soruyor ben cevaplıyorum. Eğitimi sorduğunda, artık önderlik gerçeği dersinden sona doğru geldiğimizi de aktarıyorum.

Önderlik saat tam sekizde derse başlıyor. Tüm akademi öğrencileri hazırdır. Hepimiz yerleşiyoruz. Önderlik ben koordine olduğum için beni kaldırıyor. Ben tekrar bu kez daha özlü bir genel kamp tekmilini veriyorum.

Bizde ilkeler vardır. Bunlar bizi biz yapan yaşam ilkeleridir. Bunlardan bir tanesi aleniyettir. Yani sorunlar ve eleştirilere kapı arkalarında tartışılmaz, aleni ve şeffaf ele alınır. Hem önderliğe genel durumu izah etmişim, hem de genel yapının önünde izah etmem gerekiyor. Herkes meselenin ne olduğunu bilerek tartışmalara katılarak çözüm üretmede destek sunacaktır.

Önderlik, Önderlik Gerçeği Dersinin neresine geldiğimizi soruyor. Ben anlatmaya çalışıyorum. Tam o anda “ sen önderlik gerçeğinden ne anladın” diye bir soru soruyor. Ben anlamıyorum, herkes bana bakıyor. Önderlik anlamadığımı anlamış olmalıdır ki “ sen benden ne anladın bir iki çarpıcı özelliğimi söyle” diye ekleyerek gülüyor.

Ben ilk bocalamayı aşarak ikinci daha somut olan soruya cevap veriyorum. Ben anladığım kadarıyla “bana en çarpıcı gelen bir özelliği herkes Türkiye bir ulus var olduğunu söylerken, önderliğin üniversite de tüm öğrenci ve öğretim üyelerine rağmen kalkıp iki ulustan söz etmesi, iki halkın var oluşundan söz edişidir. Ve orada tüm öğrencilerin önderliği alkışlamaları dikkat çekicidir” diyorum. Başkan ise “bravo” diyor.

Ben bu arada epey rahatlamışım, üzerimde ki stresi atmışım. Önderlik “ başka” diyecek, ben ise “önderlik Diyarbakır da memurken aldığı ilk parayla–10000 bin lirayı- devrime yatırım yapması” diyorum. Önderlik beni bırakmıyor. “peki, sen olsaydın bu parayla ne yapardın” dedikten sonra kendisi cevabını vermeye başlıyor “ sen olsaydın, parayı cebine koyacaktın, devrimi bırakacaktın, kendini yaşatacaktın. Ben bu parayı aldıktan sonra sabaha kadar yatmadım. Devrim için ne yapabilirim diye düşündüm. Ve bu parayı yatırarak bugünlere devrimi getirdim. “ dedikten sonra tekrardan daha gür sesle “başka hangi özellikleri saya bilirsin” diyor. Ben ise “Pilot ve Fatma etrafınızı kuşatmış, siz hislerinizle bu oluşturulan kafesteki keklik tuzağını aşıyorsunuz” diyeceğim. Önderlik “ evet, bak solumda Pilot sağımda Fatma ve kendilerince beni kafesten keklik bilerek o tuz ve kafes hikâyesinden olduğu gibi beni avuçların içinde bildiler. Ama bak ben nereye geldim değil mi? Önderlik budur peki ya siz nasılsınız? O kadar dağlarda kaldınız, o kadar kendiniz aç kaldınız, o kadar zorluk çektiniz. Eğer her bir alana bir arkadaş sağlam bir arkadaş yerleştirseydiniz, doğru mevzilenseydiniz ve biraz da örgütleseydiniz bu olmayacaktı.” Diyecektir. Ben “Agit arkadaş gibi” dedikten sonra, Önderlik “evet, Agit gibi. Bak nasıl yapıyordu. Bir tarafa Erdal'ı yerleştirdi, bir tarafa Bedran'ı yerleştirdi ve çalışmalarını nasıl örgütleyerek yürüttü değil mi?” dedikten sonra önderlik dersine girerek biz Kürtlerin bu kadar eğitime rağmen dar ufukluğumuz, dar yaklaşımımız, hamalcıktan öteye geçmeyen emek sarf etmelerimizi ve de emeklerimizin karşılığını alamadığımızdan yakınırken, bizimle önderlik arasında bir türlü kapanmayan bu çelişkiyi açtıkça açacaktır

 

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com