Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


PKK’NİN ZAFERİNİ KESİNLEŞTİREN ÖLÇÜ, DOĞRU PARTİLEŞME ÖLÇÜSÜDÜR


 

  Değerli Öğrenciler!
 Parti Önderliği
     
Partimizin resmen kuruluşunun 17. yıldönümünü böylesine güzel ve anlamlı bir günde, büyük gelişmeler temelinde hep birlikte kutluyor ve hepinizi selamlıyorum.

Ne mutlu bize ki, bu tarihi kendi imkan ve olanaklarımızla yaratıyoruz. Bu yıldönümünde, ilk kez böylesine iradeli, kapsamlı ve derli-toplu bir çalışma yapıyoruz. Bunu umut dolu, işlev dolu ve gün be gün gerçekleşen başarılarla kendimiz için yapıyoruz. PKK’nin geçen yılları, büyük yıllardır. Belki de halkımızın tarihinde, hatta insanlığın tarihinde, en azından bundan sonrası da başarıyla karşılanırsa, son yılların en dikkate değer ulusal ve uluslararası gelişmesidir.

Tarih kolay yazılmaz. Bizim halkımızın tarihi gibi, tarih demekten başka her şeye benzeyen, sadece bir tarihsizlik değil, lanetli-utanılası bir tarih denilecekse, onun en kötüsünü yaşıyor ve yaşattırıyorsa; bugünün anlamı üzerinde ne kadar dursak o kadar yeridir. Biz bu işe bir insanlık şerefi adına başladık. Bu kızılca kıyamet, bu işkence, bu kan, bu sabır, bu inat sadece ve sadece insan olmakta ısrar etmek içindir. Ben kendimi iyi tanıdığım gibi, bu partiyi de iyi tanıyorum. Bu büyük direniş yıllarımızı böyle tanımlayabilirim. Bu halkı ve sizleri, başka tür tanımlamak mümkün değildir. Eğer kendimize insan olarak bakıyorsak, direnişten başka bir yolun olmadığını görmemiz gerekiyor.

Şunu söylemek istiyorum; biz insan olmak zorundayız. İnsan olmanın temel değerlerine ters düştükten, gereklerini kavramaktan çok uzak olduktan sonra, her günkü gelişmeler bizim mahvımız anlamına gelir. Biz buna büyük öfke duyduk, lanet getirdik ve o lanetli tarihin bir parçası gibi, görünmemek için ne gerekiyorsa onu yaptık. Lanetli tarihi tersine çevirmek için, gücümüz oranında çaba sarf etmemiz gerekiyordu. Umarım bütün halkımız ve sizler bunu mutlaka gerektiği kadar doğru anlayacaksınız. Bu iş anlamadan olmaz, anlayıp da gereklerini yerine getirmeden, insan olmak hiç olmaz. Biz boşuna konuşmuyoruz, yaşamı ve onun dile getirilişini mutlaka anlayacaksınız. Savaşın en büyüğü anlamaktır.

Partinin yıldönümü günleri; çok köklü, gerekli, yeterli olduğu kadar, anlama günleridir de. Ben bu halka, onun tarihi ve günün gerçeğine büyük eleştiri getirdim. Hemen her gün parti öncülüğüne de çok büyük eleştiriler getirdim. Bana göre yaşam böyle olmaz. Bu büyük bir hata, büyük bir yanlışlıktır. İnsan olarak çok utanılası bir durumu kabul etmek demek; her türlü kötülüğü, çirkinliği kabul etmek demek olur ki, bunu kabul etmem mümkün değildir. Ben kendimi tanıdığımdan beri, her gün bunun utancı, kızgınlığı, acısı ve umutları içinde kalktım, güne başladım, bununla yatamadım, yaşayamazdım da. Eğer yaşayacaksam, savaşarak yaşamam gerekir dedim.

Bugünlere nasıl gelindiğini anlamayanlar, çok sıradan geçirenler bilsinler ki, yaşamayacaklar. Hiçbir gerekçeye sarılmadan, kendi geriliklerini görüp aşmaya çalışmanın zamanıdır. İnsan olmakta, ulus olmakta, özgür olmakta ısrarlı olanlar kararlılık sözünü verip kendilerini her yönüyle kararlaştırmalıdırlar. Bugünler kararlaştırma ve kendini yenileme günleridir. Bugünler, kendini tanımak kadar, kendini doğru temelde kararlaştırma günleri olarak da bilinmelidir. Buna şiddetle ihtiyacınız var. Belki de içtiğiniz su kadar, teneffüs ettiğiniz hava kadar buna ihtiyacınız var. Hatta bunlardan daha önemli bir yer tuttuğunu görmeniz gerekiyor. Böyle günler aynı zamanda şanlı günlerdir. Yine aydınlık kadar, güneş sıcaklığı kadar önemli ve onura yakın günlerdir. Böyle aydınlık günler, onurlu günler olmadan da yaşam olmaz. Dolayısıyla bugünler bizim için onurlu ve şanlı yaşam günleridir.

Partimizin böylesine anlamlı günleri, herkes için muazzam partileşme yılları olarak algılanmalıdır. Bu partileşme yıllarının kendimize yönelik olan bölümünün bir iç muhasebesini yapmakla karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Yine bu partinin yıldönümlerini bir iç hesaplaşma gibi görmekle birlikte ortaya çıkan olumlu yönleri sindirmek ve kişiliğe yedirmek gerekmektedir. Bunun dışında hiç kimsenin kendine özgü bir sermayesi yoktur. Varolan sermaye partinin sermayesidir.

Biz son yıllarda parti için anlamı büyük çözümlemeler geliştirmek zorunluluğunu duyduk. Bunların anlamı neydi? Kişilik düzeyinde tıkanmış, kendisi olmaktan çıkmış, düşmana çalışan, yanlışa çalışan, temelde gerilikte ısrar eden lanetli ve hastalıklı kişiliği tedavi etmek içindi. Hiç kimse, “biz sağlıklıydık” iddiasında bulunamaz. O zaman sağlıklı idiysen, bu düşman etkileri de nereden çıktı demezler mi! Bu kadar vatandan kaçış, temel insanlık değerlerinden kaçış neyin-nesi oluyor? Bu kadar yenilgili, olumsuz ve her şeyini kaybetmişliğin çaresizliğini yaşayan kişilik hangi anlayışın ürünüdür? Dolayısıyla adam olmak kolay değil. Kendinizi sorgulamalı ve kendinize şu soruyu sormalısınız; bizim içinde bulunduğumuz durum nedir? Bu soruya cevap aranmalıdır. Bizim için önemli olan bir sorudur. Açık ki, biz bunun için bu yılları müthiş geliştirip değerlendirmek istedik.

Yaşama anlam verilmelidir, yaşama anlam verilmeden gerçekleri kavramak mümkün değildir. Hiç kimse şu veya bu gerekçeyle “ben de yaşadım, başka türlü de yaşanabilir” diyemez. Böyle diyenlerin yaşam gerçeğini gün be gün görüyor ve kendilerine açıyorum. Ulusallık adına, Kürtlük adına ne yaptıkları ve bu anlamda ne mal oldukları ortaya çıkmıştır. Gerçeklik ortadadır.

En iddialı yaşam, bizim gerçekleştirdiğimiz yaşamdır.

Yaşanacak tek yaşam da, gerçekleştirdiğimiz bu yaşam olmalıdır.

Halk için, parti için mücadele verilmesi gerektiğine baştan beri inandık. Bunu çoğunuzun sandığı gibi, boş sözlerle, bıkmışlıkla veya yıpranmış, dağılmış bir ruh haliyle değil, tam tersine her güne büyük anlam yükleyerek, savaşı daha da geliştirerek, zamanı oldukça dolu bir biçimde değerlendirerek gerçekleştirdik ve yaşamın bir parçası haline getirmeyi zorunlu bildik. Bu anlamda diyoruz ki, parti davasına kolay yaklaşım gösterilmez. Çok büyük çabalar harcanmadan partileşme olmaz. Partileşme gerçeğinde büyük yetmezlikler içine girdiniz. Sandınız ki, alıştırılan yaşam bir avantajdır ve dolayısıyla “vazgeçersek kaybederiz” dediniz. Bu büyük bir yangılıdır. Sizin dayattığınız bu yaşam, açık ki kaybedişi getiren bir yaşamdır. Kaybedişi getiren bir yaşam, boş bir yaşamdır ve içinde hiçbir şey yoktur.

Parti içindeki yaşamın daha değerli ve anlaşılır bir yaşam olduğunu yeni yeni görmeye başladınız. Bu değerli yaşamı daha da işler hale getirmeliyiz. Buna imkanlarımız vardır. Biz alışılan yaşamın dışında, başka bir yaşam biçiminin olduğunu ortaya koyduk. Bu bir intikam, bir güzellik, bir güç; öz itibarıyla bütün dertlerden, acılardan kurtuluşu sağlamaya yönelik bir çalışmadır. Daha da önemlisi, bu, bütün yetenekleri ortaya çıkarma çalışmasıdır. Bunun dışında herhangi bir çalışmanın geçerli olmadığını ve duyulmadığını görmelisiniz. Böyle komple bir çalışmanın herhangi bir parti de yapıldığını görme olanağı yoktur. Bu anlamda söylenen söz ve yapılan iş büyük oldu.

Bizim esas olarak öfkemiz, parti olanaklarını iyi değerlendiremeyen, verdikleri sözün gereklerini yerine getiremeyen ve imkan dahilin de yaratıcılığın zirvesini yakalamayan, bu anlamda savaşı en iyi biçimde yürütme cesaretini gösteremeyen anlayışlara ve bunları taşıyan kişilikleredir. Bu kişilikler yüzünden kazanılması gereken yıllar kazanılamadı. Parti ölçüleri, tempolu çalışma ve etkileyici kişilik, üslup tutturulamadığı için gerekli kazanımlar elde edilemedi. Bahsettiğim çalışma temposuyla geçen yılları heba ettiniz. Biz bunu ve nedenlerini sürekli sorduk ve halen de sormaya devam ediyoruz. Bunlar sıradan sorular değil, açık ki tarihi sorulardır: Hatta en hayati yaşam sorularıdır. Bunlara gerekli cevap bulunmazsa yaşam olmaz, hele hele özgürlük tarihi hiç olmaz.

Çok açık bir biçimde şunu söylüyorum: Ben böyle günlerde, yalnız karşınızdaki düşmana değil, içinizdeki gericiliğe de, yetmezliğinize de bir intikam yeminiyle karşı koyuyorum. Geriliğinizi affetmeyeceğim. En önemlisi de, o yönlerinizle uzlaşmayacağım; çıldırsanız da, cayır cayır yansanız da, geriliklerinize ve devrimciliğe gelmeyen kişiliğinize karşı boyun eğmeyeceğim kesindir. Aldatamam, aldatılamam. Ağlıyorsun, yorulmuşsun, tıkanmışsın, çaresiz kalmışsın, bu yönlü yakınmalara vereceğim cevap; neden halen bu utanmazlığı sürdürüyorsun olacaktır. Bunun dışında benden başka hiçbir şey beklemeyin. Anama karşı da bunun dışında bir yaklaşımım olmadı.

Kendimi tanıdığımdan beri “güzelsen hoş geldin, yiğitsen hoş geldin, sağlamsan hoş geldin, sağlıklıysan hoş geldin” yaklaşımını esas aldım. Eğer gelişin böyleyse kabul ederim, değilse “kahrolsun” derim. Bizim ölçülerimizi esas almayarak gelenlere, “kendine başka kapı ara, başka yerde kendini sat” derim. Bizim ortamımız güzel olanın, yiğit olanın, zafer tarzını esas alarak yürümek isteyenin kabul gördüğü bir ortamdır. Utanmazların, başarısızların yanımızda yeri yoktur. Yiğit olmayanlar buraya gelmez. PKK’nin diğer bir adı da, yiğitliklerin boy verdiği yer ve kendini bu anlamda tanıma kavuşturanların adı oluyor.

Umarım, bunu her zamankinden daha fazla anlayarak partili olmayı esas alırsınız. Bu dediklerim halk kesimi için de geçerlidir. Beni böyle kabul etmeniz gerekiyor. Beni böyle kabul edenler partili de olabilir, halktan da olabilir, güzel olmayı bilmelidirler. Çirkinliklerden sıyrılmayı bilenler PKK’li olur. Bu halk için de geçerlidir. Bize dayatılan savaşa karşı, güçlü bir şekilde savaşı gereklerine göre yürütenler, bizim açımızdan kabul edilebilir bir halktır. Bütün insanlık da bizi böyle tanısın. Kendimizi başka türlü tanıma, tanıtma olanağına sahip değiliz. Bu anlamda Türk-Kürt gerçekliğini de ifade etme olanağımız olmaz.

PKK olayında hiç kimse yanlış bir hesap yaparak “partiye boyun eğdiririm, kullanırım” gibisinden ucuz ve boş hevesler peşinde koşmasın. Kimse bu yönlü hesap da yapmasın. PKK’de değer bulmanın ölçüsü, yiğitliktir, güzelliği aramaktır ve her şeyden önce de kendini doğru devrimci çizgiye yatırarak kişilik bulma noktasıdır. Bunları yapan, bunun gereklerini yerine getiren kişi değer bulur, adalet bulur. Aksi halde hiçbir değer bulamaz; özellikle entrikalarla ucuz yıpratma yöntemleriyle ve teslimiyeti dayatarak hiç kimse bir şey elde edemez. Aynı şekilde zorbalıkla da kimse bir yere varamaz. Bunun böyle olduğunu bütün dost-düşman, tüm insanlık alemi anlayabilmelidir.

Düşman bir kirli savaş dayatmış ve bunu sonuna kadar götürmek istiyor. Bu lanetli ve barbar TC’nin günlük yürüttüğü uygulamalar sonucu halkımızı oldukça zorlamaktadır.Tarihte yaşadığımız bu egemen-sömürücü sınıf gerçeği ve hatta ulus gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. TC’nin varlığı, çağımızda insanlığın yüz karasıdır. TC, çağımızda insanlığın hiçbir değeri ile bağdaşmayan bir savaşı bize dayatmış durumdadır, savaşta hiçbir kuralı tanımadığı gibi, bize genel savaş yöntemleri çerçevesinin dışına taşan bir savaşla karşı koyuyor. Bize karşı yürüttüğü bu savaşta her yönteme baş vurmayı bir zorunluluk olarak görüyor. Bunun için Türkiye’yi bile satmayı göze almaktadır. Sözüm ona “bir çakıl taşı vermem” düşüncesiyle bütün değerleri haraç-mezat satma gözü karalığı içindedir. Bizimle hesaplaşmayı en ilkel yaratıklara mahsus bir biçimde inatla sürdürmek istiyor. Bu konuda hiçbir kural-kaide tanımak istemiyor. Halk gerçekliğimizi yok sayıyor. Ortaçağlara özgü demeyeyim de, onu kat be kat geride bırakan ilkel-barbar yöntemde ısrar ediyor.

Bu konuda sadece “devlet böyle yapıyor, teröristtir” demekle yetinemeyiz, adeta çıldırmıştır. Ama bu aynı zamanda bin yılların barbarlık dolu, lanetli bir tarihinin karşımızda açığa çıkması gerçeğini de ifade ediyor. Bu tarihe baktığımızda, içinde tam bir cellatlığı ve barbarlığı da görebiliyoruz. Tarihleri barbarlık örnekleri ile doludur. Bu süreçte halklar katledilmiş, kültürler katledilmiş, ilerleme katledilmiş, güzellikler katledilmiş, üretim katledilmiş, siyaset katledilmiş, dinler katledilmiş ve bir bütün olarak esasta halkların yarattığı değerler katledilmiştir. Bu kirli savaşçılar bütün insanlık için onulmaz yaralar açarak, halkların baş belası konumuna gelmişlerdir. Bu kirli savaşçılar, yürüttükleri bu savaşta ısrarlı gibi görünüyorlar. Bu anlamda savaşı anlaşılmaz kılıyorlar.

Ancak tarih biraz eşelendiğinde göreceğiz ki, onların kirli gerçeği ile karşı karşıyayız. Bunu başka türlü ifade etmemiz zordur. Bu kirli savaşçıların yürüttüğü savaşı anlamıyoruz. En ilkel yaratıkları bile geride bırakan bu tutumlarından dolayı, kendilerini anlamamız oldukça zor oluyor. İnsanlık adına bir ucube ve bir canavarlık gerçeği ile karşı karşıyayız. Kendi bu canavarca gerçeğini, beynimize de, özümüze de sindirmiş, dolayısıyla bizi de anlaşılmaz ve kendini dile getiremez, ifade edemez hale sokmuştur. Bu bizim için talihsizliktir. Buna karşı direniyoruz. Bu anlamda vermekte olduğumuz savaşı bütün yönleriyle anlamak durumundayız. Bunu anlamayan kendini de anlatamaz.

Bu savaşın özelliklerini anlamazsanız, kendinizi anlatamazsınız. Hiçbir şeyi anlamadan yaşayacağınızı sanıyorsanız, aldanıyorsunuz. Böyle yaşayamazsınız. Dolayısıyla düşmanın yönelimini anlamaya mecburuz. Yaşamak için bunu anlamamız gerekiyor. Bir ölçüde bunu anlamak mecburiyeti ile karşı karşıyayız. Başka türlü yaşamın yolu ve yöntemi yok diyorum. Anlamaktan öte hiçbir çıkış yolumuz yok. Anlamamak demek; imhayı, vahşeti kabul etmek demektir. Bu da cüceleşmenin de ötesinde tamamen karıncalaşmadır.

Nitekim bugün Türkiye’de “yaşam çökmüş, sosyal ilişkiler çökmüş, siyasal yozlaşma had safhadadır” deniyor. Bu tamamen doğrudur. Günümüzde Türkiye’nin ve Türk halkının yaşadığı gerçeklik tamamen budur. Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin faturası halka kesilmiş durumdadır. Özel savaş yönetimini kendi halkına da layık görüyor. Bütün bu uygulamalar neticesinde, Türk halkı da alıklaştırılmış ve olup bitenleri anlamaz duruma getirilmiştir. Türkiye halkı yaşamdan uzaklaştırılmış ve gerçek yaşamı yaşamak için, özgür halkın verdiği savaşın sonuçlarını bekliyor. Türkiye halkı ezilmesine ortak olduğu ve aynı zamanda alet olduğu halkın kurtuluşunu beklemekten başka umudu kalmadığı gibi, yaşam olarak ondan daha kötü durumdadır.

Onun için diyorum ki, gerçek yaşamı anlamanın yolu, düşmanı anlamaktan geçer; onun dayattığı kirli savaşı boşa çıkararak, kendi devrimci savaşımını başarıyla dayatmaktan başka yol kalmamıştır. Çıkar yol budur. Hiç kimse, başka gerekçelerle kendisini kandırmasın PKK’ye dayanarak, savaşmadan ayakta kalmak zordur.

Yürüttüğümüz savaş sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ideolojik yönü de ağır basan bir savaştır. Bu savaşın gereklerini yerine getirmeden “ben onurlu, şerefli bir insan olarak yaşarım” deme iddiasında bulunmasın. Bu, kişinin kendisini kandırmasıdır, aynı zamanda halkın içinde bulunduğu o kötü yaşam koşullarında daha da tehlikeli olan bir yaklaşımdır. Sahte özgürlük hevesine kapılanlar, çokça bahsettikleri kölece yaşamdan daha aşağılık bir yaşam tarzıyla karşı karşıyadırlar. Açık ki, bu içimizde çok yaygınca yaşanıyor. Düşmanın bitirme dayatmalarına cevap veremeyen bir yaşam, düşmanını hesaba katmayan ve onun üzerine doğru bir tarzda yürümesini bilmeyen; düşmanın uygulamalarını boşa çıkararak plan yapmayan, örgütleme yapmayan, kendisini denetlemeyen bir örgüt veya birey nasıl eylem yapabilir? Bunun gereklerini yerine getirmeyen biri, şereften ve onurdan bahsetmesin, ayrıca yaşayabileceğini de sanmasın. Bu gaflettir ve bu gafleti terk etmek gerekir.

Karşımızdaki düşman savaş yasalarına tamamen karşı çıkan, onların gereklerine bağlı olmayan, en özelinden özel, en kirlisinden kirli bir savaşı dayatıyor. Biz böyle bir savaşla karşı karşıyayız. Bu savaşa ister pasif bir savaş deyin, isterse başka bir şey deyin, adı hiç önemli değil. Önemli olan karşı karşıya olduğumuz bir gerçekliktir. Karşı karşıya olduğunuz bu savaş gerçekliğini bilince çıkararak, kendi savaş kişiliğinizi ortaya çıkarmanız gerekiyor. Bunu bugün vesilesiyle bir kez daha vurgulama gereğini duyuyorum.

Vardığımız noktada partileşmenin gereklerinin yüzde birini bile yerine getiremiyorsunuz. Bunu yapmaya hakkınız yok! Yaşam kutsaldır, uğruna büyük çabalar gösterildikten sonra gereken saygı gösterilmelidir. Yaşam sadece birkaç eylemle anlamlandırılamaz. Hatta bu yaşam sadece birkaç askeri eylemle de gerekli kılınmaz. Yaşamı anlamak çok büyük bir anlama işidir. Özcesi, ruhun gelişimidir, sevginin ve saygının gelişimidir. Devrimimiz, bir noktada düşmanı kahretme devrimi olduğu kadar; özünde bir sevgi ve güzellikleri yaratma devrimi olarak da bilinmelidir.

Düşman sadece talan etmekle, katletmekle kendisini tatmin etmiyor, öncelikle tercih edilen yaşamı yok etmek istiyor; anlam verilmek istenilen yaşamın anlamını yok etmek istiyor. Demek ki, elindeki vatanı ve özgürlüğü almadan önce, beynini almak istiyor. Bu anlamda seni düşünceden yoksun bırakarak düşünemez, üretemez hale getirmek istiyor. Dahası, senin ruhunu, arzunu, istemini ve sevgini almak istiyor. Nitekim almıştır da. Bu nedenledir ki, bu halk sevgi olayından, arzu etme olayından ve ülkesinin yer altı-yer üstü zenginliklerine sahip çıkmada yoksun kalmıştır. Kaldı ki buna anlamda veremiyor. Anlam veremediği gibi, elinden alındığı haklar konusunda herhangi bir talepte de bulunamıyor.

Deyim yerindeyse, bu anlamlı günlerin özünü göz önüne bulundurarak, savaşı daha da yaymak, istem ve arzuları yaşamla bütünleştirmek ve yaşamın görüş açısını daha da keskinleştirmek zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Özel günler, yaşam sevgisini müthiş geliştirme günleri olarak tanımlanır. Ben kendimi tanıdığımdan beri hep bu öfke ve tutkuyla yaşama bağlamışım. Bu anlamda büyük tutku ve sevgilerle doluyum. İkisini de iç içe yaşıyorum. Birisiyle yıkarken, diğerleriyle yaparım. Biri olmadan, diğeri olmaz.

Size baktığımda ucuz ve sahte sevgiler; arzular, öfkeler, kinler görüyorum. Bunun böyle olmaması gerekir. Daha doğrusu böyle olmaz diyorum. Açık ki, benim taşıdığım özellik ve ilişkilerden hiç biri yok. Birisinin diğerini ne kadar gerekli kıldığını görmeniz gerekiyor. Çoğunlukla halk gerçekliğimizde olduğu gibi, kinimiz ve öfkemiz saptırılmıştır. Kinimiz ve öfkemiz mutlak anlamda düşmanımıza yöneltilmesi gerekirken yöneltilmemiş, tersine kendimize yöneltilmiştir. Bu bizdeki iç çelişkilerin doruğa tırmandırılmasıdır. Bunu hemen hemen herkeste görmek mümkündür. Bu konuda özel savaşın körüklediği politikanın etkilerini görmek mümkündür.

Yıllardır yürüttüğümüz bir savaş var. Bu savaşa rağmen, ben, ülke sevgisine ilişkin ciddi bir gelişme göremedim. Ülkenin dağları, vadileri kutsallık derecesinde anıtsal özelliklere sahiptirler. Bu böyle olduğu halde, ruhunuz oldukça donuktur. Bu yüce değerler karşısında ruhunuz bir ürperti bile duymadı. Çünkü çoğunuz ruhtan yoksun kalmışsınız. Bu kutsal vadiler ve dağlar etrafında ölüler gibi dönüp dolaştınız. Bunu yurt sevgisiyle de birleştirmemiz mümkün değildir. Ruhsuzların yurt sevgisi olur mu? Bu topraklar uygarlığın beşiği ve insanlık değerlerinin kesiştiği bir anlama sahipse, buna bağımlılığı geliştirmemiz zorunlu hale geliyor. Ülke sevdasından yoksun bir sevda sahtedir, içi tamamen boşaltılmış, hayaletler dünyasında gezmekten öte bir anlam ifade etmiyor.

Size baktığımda, yüzünüzde pişmanlık belirtilerini görüyorum. Sanki ülke başınıza bela olmuş, sanki bu topraklar sizin ruhunuzu karartmış ve sizi gerisi gerisine itmiş. Bu şekillenme, düşmanın dayattığı kültürel şekillenmedir. Benim doğup büyüdüğüm topraklar yaşanılmaz hale getirilmiş, bu topraklarda kaçışa ilişkin bir koşuşturma yaşanıyor. Halkımızda olduğu gibi, sizde de bir kaçıştır yaşanıyor. Halkımızın bir çoğu kaçırtıldı ve halen de kaçırtılıyor. Bu kaçırtılma sonucu bir çoğunuz buraya geliyorsunuz, bir müddet sonra yönünüzü ülkeye veriyorsunuz, fakat oraya gittiğinizde de sıkılıyorsunuz. Sabırlı bir şekilde savaş verme, ülkeyi yaşanır hale getirme sorumluluğunu taşımıyorsunuz. Peki bu halinizle sizi nereye koyalım?

Açık ki, bu bir çelişkidir ve göründüğü kadarıyla düşmanın dayatması sonucu oluşan bir çelişkidir. Bu bir çelişki olduğu kadar, bir oyundur da. Düşmanın oynadığı oyundur. Bu oyuna son vereceksiniz. Ne ülkeden ucuz kurtulmak, ne de toprak sevgisinden vazgeçmek doğrudur. Kendi memleketinden çıkıp elin memleketine, güzelliklerine ve özellikle de Avrupa’ya çıkış sevdasıyla dolu olmak tam bir çılgınlıktır. Sizin kendinizi tanıdığınızı sanmıyorum. Bunu kimin için ve nereye göre yaptığınız belli değil. Kendinizi neye göre yatırmışsınız, bunun farkında bile olmayanlar nasıl yaşayabilir veya hangi hakla yaşayabilir, hangi hakla gerekçelendirebilir? İçine sokulduğunuz oyunda size biçilen rolün farkında bile değilsiniz. Öylesine bir oyundur ve içine sokulmuşsunuz. Açık ki bu oyunu bozmak gerekiyor.

Topraklarını sevemeyenler, kültürünü sevmeyenler, hiçbir halkın kültürel gerçekliğine anlam veremezler. Böyle bir yaşamı benimseyenler, ancak çağdaş kölelerin yaşamını benimsemiş olurlar. Hiç kimse ülke dışında, başkalarının toprağı üstünde rahat yaşarız demesin. Hiç kimsenin kendisini böyle bir ucuz yaşama yatırma hakkı yoktur. Bir halkın bütün yaşamını ve toplumsal var olma biçimini tek bir aile düzeyine indirgeyerek ele almak son derece yanlış ve yanılgılarla doludur. Böyle bir yaklaşım kabul edilemez. Bunun anlaşılması gerekiyor. Bütün insanlarımız yerinden ve yurdundan kopartılarak sağa-sola savrulmuşlardır.

Bu söylediklerim sadece Avrupa’ya savrulanlar için değil, aynı zamanda ülke topraklarının dışına çıkmış herkes için geçerlidir. Ülke topraklarının dışına çıkan herkesin, bir an önce ülkeye dönmeleri gerekiyor. Bu dönüş tarihe dönüş, kültüre dönüş, gerçek politikaya dönüş anlamında gerçekleşmelidir. Bu saydıklarımızdan tam bir harabe durumu yaşansa bile, dönüşümüz kaçınılmaz olmalıdır. Ülkede harabe haline gelen birkaç hecelik dil olsa bile, birkaç namelik vurgu kalsa bile, dönüp bunları tekrardan canlandırma zorunluluğuyla karşı karşıya olduğumuz bilinmelidir. Bu dönüşü gerçekleştirmenin dışında, başka da bir çıkar yol yoktur. Bunun dışında boynunuza takılan ve tutsaklığı simgeleyen zincirlerden kurtulma olanağınız yoktur. Bu tutsaklık zincirlerinden kurtulmak için ülkeye köklü bir dönüşü gerçekleştirmek gerekiyor.

Yüzyıllardır bu topraklar, hep yabancıların işgal, talan ve yağmasına maruz kaldı. Bu işgaller ve talanlar sonucu ülke topraklarının büyük bir bölümü boşaltıldı. Düşman tarafından boşaltılmayan yerlere de işbirlikçiler, inkarcılar ve uşakları yerleştirildi. Bunlara karşı büyük bir öfke ve kin duyuyoruz. Aslında öfke ve kinimizin büyüğü bunlara karşıdır. Bu düşmanın en son kalıntılarına karşı büyük bir savaş dayatmamız söz konusudur. Veya bu işbirlikçilerin ülkemizi yabancılara peşkeş çekmelerine karşı bir savunma savaşı yürütmemiz söz konusudur. Bu savunma savaşı gereklilikten çok, zorunluluktan kaynaklanıyor. Güney savaşının anlamı bu noktada ifadesini buluyor. Kuzeyde inkarcılığa karşı yürütülen savaş, Güneyde ise işbirlikçiliğe karşı yürütülmek zorundadır. Yürüttüğümüz savaş, yaşam için gereklidir. Gerekli olduğu kadar kaçınılmazdır da. Kuzeydeki inkarcılığa karşı yürüttüğümüz savaşın gereklerini ruhta ve düşüncede yakalayamaz ve bunun gereklerini yerine getiremezsek, tarihte en aşağılık konuma gelmekten kurtulamayız.

Güneydeki işbirlikçilik, konum itibariyle Kuzeydeki inkarcılıktan daha da beter ve aşağılık bir konumu arz ediyor. Güneydeki işbirlikçilik, Kuzeydeki inkarcılıktan daha dayatıcı bir durumdadır. Hatta ondan daha kaba ve çirkin bir durumdadır. İkisine karşı yürüttüğümüz savaşı bir noktada birleştiriyoruz. İkisine karşı yürüttüğümüz savaş, öz itibarıyla içimizdeki düşmana karşı yürüttüğümüz savaştır. Bu savaş sadece işbirlikçilik ve inkarcılığa karşı değil, aynı zamanda içimizdeki uzlaşmacılığa boyun eğen ve düşmanla uzlaşmayı bir yaşam biçimi haline getiren sözüm ona partililere de karşıdır.

İçimizde kendini yeniden yaratmayan kişilikler var. Bu kişilikler en az dışımızdaki işbirlikçiler ve inkarcılar kadar tehlikelidirler. İşbirlikçiler ve inkarcılara karşı yürüttüğümüz savaşı, bu iç düşmanlara karşı da yürütmek zorundayız. Çünkü bu iç düşmanlarımız da en az diğerleri kadar tehlikelidirler. Bunları da hedef almamız gerekiyor. İçimizdeki, beynimizdeki, ruhumuzdaki düşman, kaba işbirlikçilerden, inkarcılardan daha az tehlikeli değildir. Partimizin son süreçte karşısına koyduğu ve savaşma gereği duyduğu düşman budur. Bu neredeyse hücrelerimize kadar sinmiş ve öz itibarıyla düşmana oynayan anlayışlara, duygulara, arzulara karşı savaşmamızı adeta bir zorunluluk haline getirmiştir.

Görülüyor ki, PKK savaşımı, en açıktaki kirli-özel savaşçıları kapsadığı kadar, iç gafleti yaşayanlara karşı da yürütülüyor. Kendini her türlü geriliğe yatırmış kişilik yerle bir edilmeden, gerçek savaşımda başarı şansı elde etme imkanı yoktur. Bu savaşım yürütülmeden, alnı ak insanlar ortaya çıkarılamaz. Bu bahsettiğimiz içsel savaş PKK’nin yiğitlik, başarı ve güzellik gerçeğini yansıtıyor. Buna varılamazsa hiçbir cephede başarı şansı yakalanamaz.

Savaşın hangi cephede, ne kadar başarı şansı yakaladığı buna bağlı olarak gelişim gösterecektir. Gerillanın Serhat’tan Dersim’e, Toroslardan Zagroslara, Fırat ve Dicle boylarından Munzurlara, oradan da mücadelenin daha değişik alanlarına kadar yayıldığını, geliştiğini görebiliyoruz. Hiç şüphesiz bu gelişmeler değerlidir. Ama bundan daha önemlisi, acaba kendimizi ne kadar kazandık, iç savaşımımızı ne kadar geliştiriyoruz sorusudur. Kazanma ve kendini geliştirme olayı olmadan veya bu yönlü gelişme olmadan, elde bulunan tepelerde bir gün bile kalamayız.

Savaş, kendi gerçekliğimizi olduğu gibi ortaya koyuyor. Savunmaların gösterdiği temel gerçekler ortadadır. Savaşta yenilgi de olabilir, fakat şunu çok açık bir biçimde bilmek gerekir ki; PKK, her yenilgiyi anı anına başarıya dönüştürmenin de adıdır. Yenilgi başarının aynasıdır. Bu anlamda PKK gerçekliğini iyi kavramak gerekir diyorum.

PKK gerçekliği, dün olduğu gibi, bugünde ortadadır. Bu gerçeklik kanıtlanmıştır. O halde, yaşanan süreci doğru temelde değerlendirerek gereklerini yerine getirmeliyiz. PKK’nin zaferini kesinleştiren ölçü, doğru partileşme ölçüsüdür. Bu aynı zamanda adına sosyalizm denilen öğretiye de doğru karşılık vermenin savaşımıdır.

Sosyalizm adına kurulan devletlerin bir bir çözüldüğünü gördük. Bu yıllarda, dünya çapında tanınan büyük partiler bile çözüldü. Dünyayı kendilerinden ibaret sayan önderlikler ve partiler vardı, ama bunların hepsi çözüldü. Ancak PKK bu akıbete uğramadı. PKK’nin büyüdüğünü ve geliştiğini herkes görebiliyor. PKK, sosyalist olduğu için bir çok yönüyle saldırıya maruz kaldı, “PKK sosyalisttir” deyip saldırdılar. Bütün emperyalist ülkeler bu saldırı kervanına katılmaktan geri kalmadılar. Ama PKK ayakta kaldı, kalmasını bildi. Bu da PKK gerçekliği ile birleşen sosyalizmin yenilmez olduğunu gösteriyor.

Öte yandan “Kürdistan diye bir ülke ve Kürt diye bir halk yoktur” diyenler de, bu söylemlerinde yanıldıklarını gördüler. Tarih bir kez daha onları yalancı çıkardı. Ama PKK, ulusal kurtuluşçuluğu, tüm ulusal kurtuluş hareketlerinden daha yaratıcı, ulusal tanımlara doğru temelde bakmanın, şovenizme kaymamanın, sosyalizm için oldukça iddialı ve bunları bünyesinde gerçekleştirerek, aynı oranda tüm saldırılara göğüs germesini bilerek, çağdaş anlamda ulusal kurtuluşçuluğu temsil etmenin adıdır. Bu da günümüz için çok büyük bir anlam ifade ediyor.

Bu anlamda PKK, büyüklük kompleksine kapılmadan, dar ulusalcılığa prim vermeden, inkarcılığa, işbirlikçiliğe ve şovenizme karşı savaşımını büyüterek, halkların kardeşliğini en üst boyutta savunan bir gerçekliğin somuttaki ifadesi oluyor. Benzer iddialarla yola çıkan herhangi bir partinin gerçekleştirmediğini gerçekleştirmiş oluyor. Çürümüş olanın, “ben yaşayamam” diyenin ve en silik kişiliğin ayağa kalkıp kahramanca yürüdüğü, bu anlamda zaferi temsil etmenin adıdır PKK. Kendinize baktığınızda PKK’nin yüceliğini görebilirsiniz. PKK sayesinde büyük bir irade ve düşünce gücüne ulaştınız. Bu da PKK’nin hümanizmidir, insana olan saygısıdır. Dahası insanı büyütme yeteneğidir. Temelde en iddialı insanı içinde barındıran bir hareket oluyor.

Savaş cephelerine baktığımızda, hiçbir mevzide gerilemeye fırsat tanıma olanağı vermedik. Bütün birimlerimiz ülkemizin her tarafında iş görecek durumdadırlar. PKK’nin direnişçi ruhunu halkımız kavramış durumdadır. Bu kesimde de herhangi bir gerilemeden bahsedilemez. PKK’nin itibarı, hem yurtdışındaki kitlemiz ve hem de yurt içi kitlemiz arasında oldukça artmıştır. İnsanlık ilk defa halkımıza, halkımız da bu anlamda dünya insanlığına açılıyor. Artık halkımız zavallı bir halk olarak anılmaktan ziyade, umut veren bir halk olarak anılıyor ve değerlendiriliyor. Dünyada en emperyalist, en insanlık dışı güçler, söylemde halkımızı “terörist” olarak ilan ediyor olsalar da gerçek anlamda ise, buna inanmadıkları anlaşılıyor.

Emperyalist devletler halkımızı ve onun öncü gücü olan PKK’yi kabul edip-etmeme arasında bir bocalama yaşıyorlar. Bu anlamda komplekslidirler. Eğer insanlık için bir öncülükten bahsedilecekse, bu da PKK’de şekillenen insanlık düşüncesidir. Bu abartı değildir. İnsanlığın gerçek amaçlarına ve ideallerine cevap veren bir örgütüz. Biz her türlü saldırganlığa ve teröriste karşıyız. Özellikle emperyalist saldırganlığa karşıyız. İnsanlığı oldukça düşüren ve tüm değerlerine el koyan emperyalizme karşı yürütülen mücadelede, öncülük görevini yapan PKK’dir. Hiç şüphesiz sorunlarımız vardır, ama biz her şeye rağmen başarı için ilk adımı attık. Bu bir anlamda partileşmenin ilk başlangıcı sayılır.

Umutlar zaferle daha da kesinleştirilecektir.

Eğer istenilirse vatan toprakları parça parça kurtarılarak, buralarda özgürce bir yaşamın ilk tohumları atılabilir. Biz bu ilk adımları atma gücünü kendimizde görüyoruz. İnsanlığa adım atmanın kıymeti budur. İsteyen istediği kadar zafer yolunda tırmanabilir. PKK silahı daha güçlüdür. Özellikle ideolojik silahı, askeri silahı, siyasi silahı ve kültürel silahı oldukça güçlüdür. Yeter ki bunlar güçlü bir biçimde kullanılsın. Bu silahları yetkince kullanmasını bilenler kazanır. Bunu küçümsemek bir halkı görmezlikten gelme anlamına gelir. Her eyalet biraz özgürlük tutkusuyla birleşerek asırlık rüyaların gerçekleşmesine ön ayak oluyor. Ülkemizdeki değerlerin önünde bin defa secdeye yatılacak kadar büyük değerleri var. Müminlerin ibadetleri, dervişlerin çileleri vardır, işte bugün yaratılanlar bunların karşılığıdır. Bugün PKK’lileşmek, PKK tarzında savaşmak sadece dua ile ifade edilemez. Böyle anlarsanız, böyle yaşarsanız bunu anlamış olur ve başarırsınız. Aksi halde PKK’yi hiçbir zaman anlayamaz ve hatta onun başına en büyük bela olur çıkarsınız. PKK insanlığını, PKK kişiliğini, ne yapıp edip mutlaka böyle anlamalısınız.

PKK’yi anlamayanlar, anlamak istemeyenler çekilsinler, hiç bu işe bulaşmasınlar veya hiç başlamasınlar. Anlayanlar ise, sonuna kadar yürüsünler, güç getirsinler, yüreklerini sağlamalaştırarak zafere doğru koşmasını bilsinler. Bu işin yolu da, yöntemi de buradan geçiyor. Çok açıkça şunu ifade ediyorum; bu devrim yolunda yürümelisiniz, hem de daha amansız ve iddiası büyük olduğu kadar, başarıyı da sağlama alacak bir yürüyüşün sahibi olarak. Aksi halde, uzak durun, bizi oyalamaya kalkışmayın. Hele hele orta yolculuktur, uzlaşmacılıktır gibi gerekçeler ileri sürerek kendinizi ve bizi kandırmayın. En kötüsü de yaşamı heba ediyorsunuz.

Tüm Partililer, Partileşme Yolunda Adım Atan Adaylar!

Artık var olan gerçekleri iyi anlamak ve bunun gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Bunun için her şey imkan dahilindedir. Geçmiş darlıklar dünyası, zorluklar dünyası aşılıyor; özgürlükler ve varlıklar dünyasına çok iddialı bir biçimde giriş yapılıyor. Kendinize şunu sormanız gerekiyor; ben ne kadar bu işin içindeyim, bunun gereklerini ne kadar yerine getirebiliyorum veya bunun gereklerini yerine getiremiyorsam, niçin ve neden? Evet, bunlar üzerinde oldukça düşünülmelidir. Sizin için her şey imkan dahilindedir. İşte meydan!.. Partileşme konusunda önünüz sonuna kadar açık, partinin bütün olanakları sizin için hazır halde bekliyor. İsteyen istediği alanda gelişip yetkinleşme olanağına sahiptir. Bundan başka daha ne isteyebilirsiniz?

Her şeye rağmen “yok ben böyle alıştırıldım, yenilgiyi yaşadım, şu kişiliğin özelliklerini taşıyorum, uzlaşmacılığa ve kendini bırakmaya alıştırılmışım” derseniz, bu gibi gerekçelerle karşımıza çıkarsanız, hiç birinizi kabul etmeyiz. Bu kişilik özelliklerine sahip olanlar ne kadar namuslu olduklarını söylerse söylesinler, ne kadar katı ahlak kurallarına bağlı olduklarını söylerlerse söylesinler, gerçek anlamda tam bir kendini bilmez sokak düşkünü tipler olduklarını bilmelidirler. Toplumsal ve siyasal olarak bu kişilikler palyaço kişiliğine özdeştirler. Aslında böyle alıştırılmışlar, bu tip kişilikler her role girip oynama özelliğine sahiptir. Ne idüğü belirsiz ve kaypaktırlar. “İsteyen istediğini kullanabilir, ilkelerden de saptırabilir, siyasi görüşlerden de saptırabilir” anlayışına sahip olanlar, toplumsal anlamda tam bir fahişedirler.

Bu tipler her alanda olduğu gibi, partimizde de vardırlar. Ama biz bu tiplere fırsat tanımayacağız. Çünkü ilkelerimiz yüce ve görüşlerimiz değerlidir. Biz bu büyük değerler, şehitler için savaşıyoruz. Bunu herkes böyle bilmelidir. Bunun aksini yapanlara içimizde yer yoktur. Şöyle bir benzetme yaparsak sanırım pek abartılı olmaz; genelevlerdeki fahişelerin fazla suçu yoktur, onlar çaresizliklerinden ve dışlanmışlıklarından dolayı oraya düşmüşlerdir, bu kesimler ekonomik ve ruhsal sıkıntılardan dolayı bu yola baş vuruyorlar. Ama özgürlük ortamında böylesine ilkeye gelmeme, sağlam bir siyasi yürüyüşün sahibi olamama, düşmanla uzlaşmaya girme, kendini yenilgiye açık tutma ne anlama gelir, dahası buna ne ad verilir? Açık ki, özgürlük ortamı bu tür anlayışlara ve sahiplerine kapalıdır.

Artık bunları anlamanın ve yiğitçe tavır geliştirmenin zamanıdır. Partileşme ancak böyle olur. Buna gücünüz varsa “ben varım” deyin. Eğitim istiyorsanız, sonuna kadar eğitim, “savaşla olur” diyorsanız, alın size sonuna kadar savaşma olanağı... Her cephede, ülke içi ve dışı da dahil olmak üzere, isteyen istediği dalda, ama yiğitçe savaşırsa tam bir partileşmeyi sağlayabilir. Biz PKK’yi böyle değerlendirmekte oldukça ısrarlıyız. Başka türlü bir oluşumu veya yapıyı, kendi içinde bitmiş, ruhunda köleliği yaşayan, düşüncesinde bunalan, tutum ve davranışlarında olumsuz, neyi nasıl yaptığı belli olmaz anlayışları ve bu anlayış sahiplerini kabul etmemiz asla mümkün değildir. Böylelerinin PKK’li olmasına asla izin vermeyiz. Buna izin vermememiz, şehitlere bağlılığımızın, mutlak kurtuluş azim ve irademizin bir gereğidir.

Hiç kimse, hiçbir gerekçeyle “ben dağda sağlam yürüyemiyorum” diyemez. Aynı şekilde “yüreğim yetmedi, beynim çalışmıyor, takatim kalmadı” diyemez. Bunu söyleyenler bizden olmadığı gibi, içimizde de kalamazlar. Böylelerine dinde münafık, siyasette ise oportünist sapma denir. Bunlara PKK’de bir son vermeliyiz. Çünkü bu tutum, halkın zafere yürüyüşünü engelleyen bir etmendir. Eğer bir insan düşmanıyla baş edemiyorsa, o zaman kendisine yönelerek, esasta kendisiyle bir savaşım içerisine girmesi gerekiyor. “Kendimi anlamıyorum, bunalmışım, bitmişim” diyorsan, o zaman ben de “yer yarılsın içine gir” derim. Böyle insanlar nereye gidebilirler ki, uşaklığa mı, kaçışa mı veya başka türlü bir yola mı baş vurulacak? Böylelerini hemen yaşamın dışına çıkarmalıyız. Bunu kabul edemeyiz. Yaşama böyle hakaret edilemez. Hem insan olmakta ısrar edeceksin, hem de partiyle, partileşmeyle oynayacaksın; böylesine ikili bir tutuma sahip olanları kabul edilemez olarak görüyoruz.

Bu oyunları her dönemde veya her ortamda yapmış olabilirsiniz, ama bunu PKK ortamında yapamazsınız. Eğer sürece PKK bakış açısıyla ve tam anlamıyla yüklenirsek, kim kazanamayacağımızı söyleyebilir. Yoktan var etmenin adı olan PKK’yi büyük bir sorumlulukla bugünlere getirdik, sizin hizmetinize verdik. Bu büyük hizmeti anlamazlıktan gelmek demek, kendinize yapabileceğiniz en büyük hakarettir. Buna hiç birimizin hakkı yoktur. Bazıları partileşmeyi kendilerinde bir türlü zafere götüremiyorlar, sanki çok gerekli değilmiş gibi, “böyle de idare edebiliriz” diyenler var. Yanılıyorsunuz! Biz bu şehitleri, bu büyük acıları, ıstırabı böyle demeniz için çekmedik. Biz şehit yoldaşlarımızın son nefesine, onların vasiyetine sonuna kadar bağlı kalacağız. Zindandaki on bine aşkın insanımızın özgürlük istemi, o tutsaklığın emrettikleri neyse gereklerini yerine getireceğiz. Hiçbir kişinin başka bir ifadesi, istemi bizim için geçerli olamaz. Kaldı ki, halkımız büyük acılar içinde, utanılası bir yaşamın sancısını çekiyor. Halkımızın istemleri var, buna bağlı kalacağız. Hepinizin yaşadığı acımasız yaşam gerçekliği var, ona saygılı olanın adı PKK’leşmedir. Başka hiçbir lanetli durum, çizgi dışı, taktik dışı, yaşam dışı, nedenleri ne olursa olsun, kim dayatırsa dayatsın boyun eğilmez, ileri sürülemez, uzlaşılamaz!

Bugünlere kolay gelmedik. Tarihe sorun, düşmana sorun. Tüm dünya karşısında tiril tiril titriyor, bizim bu yarattığımız değerler karşısında büyük bir telaş ve korku içindedir. Nasıl küçümseyebilirsiniz, düşman kadar ciddi olamamayı nasıl izah edebilirsiniz? Temelsiz, hafif kişilikmiş... Bırakın artık bu sözleri! Partimiz içinde bunları söylemeyin. Bu alçaklığı ne yaşayın, ne de yaşatın. Yakışmıyor, kabul edilmiyor!

Görüyorsunuz, demek ki büyük bir iç savaş var. İnsan olmakta ısrarlı olunmalı. Vurguluyorum; bu, insan yerine konulmamaya karşı, insan olma; çirkinlikler içinde yüzmeye karşı, sonuna kadar güzel kalma; korku ve endişeye karşı, cesaretin ısrarıdır. Başka neye yararız?

Ben kendimi tanıdığımdan beri, oldum olası sağlam bir duruş için hazırlanırım. Her zaman gerektiği kadar anlamak ve yapmak; doğru neyse, güzel neyse onun için savaşmaktır yaşamım. Görüyorsunuz, ben beni yarattım. Gözlerinizin önünde! Kötü mü oldu? Hayır! Bir halk için belki de her şey oluyor. Neden bunu esas almayacaksınız? Arkanızda hazineniz mi var? Hiçbir şeyiniz yok! Dayanabileceğimiz büyük başarılarınız mı var? O da yok! Ne duruyorsunuz? Demek ki, her şey sizi yüksek başarmaya mahkûm ediyor.

Sizler için bu yıllarda kendimi çözmeye çalıştım veya içimde çözümlediğim kişiliğimi yansıtmaya çalıştım. Büyük bir başarıyı yakalamak dahilindeyken, bununla oynayanlar çoktu; basit bir yevmiye için kırk takla atanların, altın gibi değerler karşısında vurdum duymazlığa, perişanlığa, yoksulluğa atlaması, onu kader olarak karşılaması vardı. Tüm bunlara büyük bir öfke duydum ve açtım kendimi, bu Önderlik ifadesi ortaya çıktı. Bize dayatılan “sorunlar altında bunalacağım, uzlaşmacılığı, yenilgiyi kader sayacağım” yaklaşımıydı. Hepiniz tarafından bu ileri sürüldü. Olmaz dedik ve en kötüsü de yerinde olmayan ölümler dayatılıyor, ona karşıda durduk. Görüyorsunuz, demek ki sonuçta yaşanabiliyor, hem de yüksek başararak olabiliyor. Kendimi hiçbir zaman abartmadım, ama baktım birileri “düşeceksin, başaramayacaksın, bundan daha fazlası olmaz, bu iş ancak bu kadar olur” diyor, düşmanıma yöneldiğim kadar, belki de daha fazla bunlara yöneldim.

Bu iş bu kadarla kalmayacaktır. Buraya kadar olan küçük bir başlangıcı ifade ediyor, bir hazırlıktır, daha büyüğü bundan sonradır. Bu işin muğlak bırakılması mümkün değil, giderek netleşiyor. En coşkulu yaşam bu işin içindedir, bunu gösterdik. Bunu göstermemizin sebebi; bir kişinin şahsında parti yaşamı tehdit eden basitliğe, yüzeyselliğe, her türlü hafifliğe oynayanlara karşı verilen savaşın kazanacağıdır. Çünkü bunlar çözümsüzlüğü, tıkanıklığı dayatıyorlar, bu da en az düşman kadar, tehlikelidir ve biz bunları söküp attık. Çıkıp karşımıza “ben tıkandım, ben moralsizim, ben yaşama gelmem” derseniz, ne anlama geldiğini çok çarpıcı bir şekilde gösterdik.

Gerektiğinde tüm halk için büyük yaşarım, insanlığı çözerim. Bunu nasıl engelleyebilirsiniz, nasıl kördüğümü dayatırsınız? Büyük savaş cephesiyle, bu dayatmalara karşı nasıl kazandığımızı gördünüz. Israr etmeyin, “çözülemem, gelişemem, yaşama gelemem” demeyin. Hayır, PKK’de bunda ısrar etmek kabul edilmez! Bırakalım saygı gösterilmesini, kovulmasını gerektiren bir durumu ifade eder.

Görüyorsunuz ki, parti savunmamız büyüktür. Partimizde yalnız bir siyasal öncü gerçeklik kazanmıyor. Partimizde büyük bir insanlık ısrarı vardır. Bir ulus içinde büyük bir savaşım vardır, hatta bir kişilik içinde bile büyük savaşım vardır. Savunma bunun içindir. Savunma ve beraat kadar, hakkı olanı almak PKK’de kazanılmıştır. Eğer tüm bu söylenenler anlaşılıyorsa ve siz değerli PKK’li öğrencilerin beynine, ruhuna çarpıcı bir şekilde girmişse, bundan sonrası adımlar meselesidir. Nerede ne adım atılır, nerede ne konuşulur, nerede nasıl vurulur, nerede ne kadar örgütlenme, nerede ne kadar eğitim, bunlar pratikte insanın karşısına çıktığında, bir çırpıda cevaplandırılacak işlerdir.

Ben şimdiye kadar el yordamıyla bu işleri buraya kadar getirdim. Elime kalem alıp yazıp çizmedim. Nereye gittiysem baktım, anladım ve nasıl olması gerektiğini söyledim, öyle oldu. İlk günde de böyledir, şimdi de böyledir. İlk toplantımı yaparken de bu kadar iddialı ve başarılıydım, son toplantımı yaparken de böyle iddialı ve başarılıyım. Çünkü sözüm sözdür, ve adımım da ona göredir. Düşman hiçbir zaman ulaşamadı ve önümü kesemedi, en zor süreçlerde dahi en güçlü adımları atabildim. Bunu biraz kendinize mal etmesini bilmelisiniz. Aksi halde, bu partiye, onun Önderliksel gelişimine bağlılık olamaz. Önderlik kurumu parti içinde, ulus içinde yükseliyor, insanlık içinde de sesi dinleniyor. Siz gerçek savaşan militanlar olarak, niye bunu kendi kişiliğinizde amansız yürütmeyeceksiniz? Varlık nedeniniz, Önderlik gerçeğini yürütmektir. Başka türlü militanlık, üyelik olmaz.

Partimiz bu dönemsel anma, değerlendirme yıldönümü gününde de ideolojisine, sosyalizme bağlılığın seçkin bir örneği olmaya devam ediyor. Onu başarmış, daha başarılısını da güçlü karar ve eylemiyle yürütüyor. Ulusal kurtuluşunu önemli oranda başarmış, daha fazlasını da yüksek çözümleme ve kararlaştırma gücü ve savaşımıyla zafere doğru götürüyor. Kendi içindeki insanı çözerek, nasıl yaşaması gerektiğine en yakın duruma getirmiş, dahası nasıl yaşamalı sorusuna karşı en çarpıcı cevabı günlük başarılar temelinde gerçekleştirmiş bulunuyor. Herkese düşen görev; düşüncede netlik, kararda keskinlik kadar, arzudan, istemden, tutkudan aşka kadar, savaş iradesini, kopmaz denilen her düşman engelini kopartmaya kadar keskinleştirmektir. Onun için gerekli çabayı, onun ustaca ifadesini sergilemektir.

Ne mutlu ki, böylesine bir keskinleşmenin yaşandığı günlerdeyiz. Tüm yılların acısını, öfkesini intikamla yerine getirmenin imkan ve olanaklarına sahibiz. Yine en az onun kadar yılların özlemini, tutkusunu yaşama kavuşturacak günlerdeyiz. Bu temelde PKK’lileşmek mutluluktur. Onun bayramını her gün yaşıyoruz. İlk PKK’liler yola çıkarken onun birkaç kelimesiyle donanımlıydılar, şimdi tüm halk böyle oluyor. Bundan daha büyük mutluluk olur mu? Ama görevler daha bitmedi, tam tersine görevlerimiz yeni başlıyor. Biz bundan sonra nasıl yaşamak kadar, onun savaşla nasıl elde edildiğini de göreceğiz. Şimdiye kadarki bir hazırlık, çıraklık dönemiydi, asıl ustalık dönemimiz bundan sonradır. Önümüzdeki dönemin gerçek savaş ustaları gerilla komutan ve savaşçıları olarak savaşı yaşayacağız ve başarı göstereceğiz. Siyasal diplomatik sahanın ustaları olarak da savaşacağız.

Halkımızın ulusal iradesini, ulusal kongresini ilerici insanlıkla, haktan, hukuktan yana insanlıkla mükemmel bağlar kuracağız. Halkımızın iç birliğini ve bu arada komşu halkları da -ki, Ortadoğu’nun temel halkları olan Türk, Fars, Arap ve diğer tüm halklarla- özellikle katliamla yok edilmenin eşiğine getirilmiş büyük kültür değerlerine sahip halklarla, yani bu küçük Asya’nın halklarıyla, Balkanların, Kafkasların halklarıyla da, gerekirse onları yeniden dirilterek bir kültür temeline çiçeklenmelerini de sağlayarak, tıpkı bizim halkımız gibi filizlenmelerini de sağlayacağız. Onlar da bu özgürlük ortamından nefes alıp vererek gelişmeyi göreceklerdir. Bu da bizim kendi topraklarımız da insanlığa nasıl selam durduğumuzun ve çabamızın ifadesidir.

Kürdistan’ı isteyen kendi ülkesi sayabilir. Asur’u da, Ermeni’si de, Çerkez’i de kim ne kadar derinden “benim ülkemdir” diyorsa, o kadar onun ülkesi olsun. Hatta Arap’ı da, Acem’i de, Türk’ü de buna katılsın, ama bu ülkede sadece insan gibi yaşama iddiasındalar ise öyle yaşasınlar. Aksi halde sahibi olmasını biliyoruz. İşte duygularımızın, düşüncelerimizin yüceliği böyledir.

Partileşme bizde salt bir siyasal örgütlenme gerçeği değildir. Yaşamın her yönüyle diriltildiği bir ocaktır. Böyle yaklaştık ve bunun doğru olduğu, partileşen halkın ifadesinden, partinin sadece özgürleşen halk olduğu ve dolayısıyla doğru bir parti anlayışının da seçkin bir örneğinin böylece gerçekleştiği de bugünlerde daha iyi anlaşılıyor. Halklar üzerinde despotlaşan devlet olmak veya fanatik bir mezhep örgütü gibi durmak PKK’de olamaz! Bir halkın özgürleşmesi kadar partileşme, parti içinde de bu temelde halklaştığın kadar yine partileşme; partileştiğin kadar halklaşma, özgür halklaşma... Burada partiye dayanarak bürokratik aygıt olmak yok, despotik bir devlet olmak yok, hepsi halk içindir. Halk için gereksizse parti olmasın, devlet de olmasın; gerekli ise parti olsun, devlet olsun. Bunu da belirleyecek olan sadece ve sadece bir halkın düşünen, sonuna kadar düşünmesini bilen insanlarıdır.

Biz sonuna kadar partileşmeyi böyle anladık, bu da tıkanmış tüm sosyalist ve diğer partiler için yüksek bir çözümdür. Halkımızın bu anlamda kazanması, sosyalizmin de kazanmasıdır. Bu dünyayı tehdit eden kapitalist-emperyalist sistem, doğayı, nüfus sorunlarını içinden çıkılmaz hale getiriyor, iç kavgaları en insanlık dışı konumlara getiriyor; buna karşı bir insanlık ideali gerekiyor, o da PKK’de sonuna kadar ifadesini buluyor. Bu temelde partileşmemizden gurur duyuyoruz.

Hepinizin, işin bu temel özelliklerine göre gerektiği kadar dönüşüm yapmanızı bekliyoruz. Şimdiye kadar eksik kalan ne varsa bundan sonra tamamlanmasını, başarının önünde en engel teşkil eden ne varsa asıl bundan sonra yüklenerek aşılmasını istiyoruz. Bugüne verilecek en anlamlı sözdür ve bu sözü veriyoruz. Sonuna kadar iddianızı, cesaretinizi, sonuna kadar bir sorumlulukla, bir tedbirlilikle korumanızı, başarmanızı diliyor, selam ve sevgilerimizi sunuyoruz.
-Yaşasın PKK!
-Yaşasın Ulusal Kurtuluş ve Özgürlük Savaşımı!

-Kahrolsun Kirli Özel Savaş ve Onun Her Türlü İşbirlikçileri!

                                                                                                                 Parti Önderliği

                                                                                                                 27 Kasım 1995
             KÜRT HALKININ EN BÜYÜK SİLAHI
                  PKK’DİR

Partinin 17. yıldönümünde hepinizi selamlıyorum.

Bu yıllar Kürt halkı açısından başlangıç yılları oldu. Bu iyi bir başlangıçtı. On yedi yıl önce, küçük bir grupla çalışmaya başladığımızda, Kürdistan’da Kürtlük adına hiçbir şey kalmamıştı. Düşman, Kürdistan’a sonuna kadar hakimdi ve bu hakimiyetini Kürt halkını ezmek için sonuna kadar kullanıyordu.

Bugün gibi hatırlıyorum; biz, PKK adını çalışmalara başladığımızda, çok hazırlıksız bir insanın dağlara çıkması gibiydi. Fakat “acaba düşecek miyiz” demedik. O dönem, “bu halk için dürüst bir partiyi, düşüncemizi ve yüreğimizi bir yaparak kuracağız ve buna iyi niyetle bağlanacağız” dedik, o dönem gücümüz yoktu, ne arkadaşlarımız bizi anlıyordu, ne de halk bizimleydi. Bu yıllar sessiz geçmemeli, bu süreçte bu halk için bir adım atılmalıdır dedik. Çok hazırlıksızdık. Hatta diyebilirim ki, hiçbir plan-programımız ve maddi olanağımız yoktu. Sadece iyi niyet, Kürt gerçekliği, Kürdistan gerçekliği üzerinde söylenecek birkaç sözden başka bir şeyimiz yoktu. Son nefesimizle “bir Kürt partisi, işçi partisi, devrimci parti kurmalıyız” diyorduk. Yarın nasıl olacak, düşman üzerimize nasıl gelecek onu düşünmüyorduk. Bizim için mühim olan, o günlerde hayırlı adımlar atmaktı.

On yedi yıl önce, Diyarbakır’ın bir köyünde Mazlum, Hayri ve Kemal arkadaşların da içinde bulunduğu üç dört gün süren bir toplantımız oldu. Bu çalışmada yer alanların yarısı şehit düştü, birkaç kişi hain çıktı. Bu adımlar, on yedi yıl içinde, Kürt halkı için bir ağaç olarak serpildi ve bugün, bu ağacın gölgesine herkes girebiliyor. On yedi yıl içinde, yüzyıllarca kaybettiğimizi kazanıyoruz; kayıp olan yüreğimizi, insanımızın kayıp olan düşüncesini buluyoruz.

Parçalanmış Kürt gerçekliğini birlik haline getirdik, durmuş beyni bilinçle yoğurduk, oluşmuş büyük korkuyu yıktık, yerine cesareti koyduk. Kürt halkı için her yönüyle yok oluşu sağlayanı kaldırdık, yerine bizim için gerekli olanı koyduk.

O dönem insan halksız, halk da yurtsuz kalmıştı. Biri kendini halktan saymadı mı, bir halk da kendini yurt sahibi olarak görmedi mi; bu insanda, bu halk da yok olmuş demektir. Bir insan, ya da bir halk kendi gerçekliğinden uzaklaştı mı, kayboldu mu, başkası için kullanılır. Düşman da halkımıza bu gözle bakıyor. Düşmanın gözünde koyun sürüsünden beterdik. Bu kötü bir durumdu. İnsan ne kadar düşmüşse, o kadar özgürlüğü için savaşmalıdır. Büyüten, güçlendiren bu bakış açısıdır. İnsan için ne anlamlıdır, bir halk için ne gereklidir, ne gereksizdir; biz bunlara yerinde ve zamanında karar verdik, öğrenmeye çalıştık, sonunda kendimizi buraya kadar getirdik. Yemeden-içmeden önce insana gerekli olan bazı şeyler vardır, biz bunları gerçekleştirdik.

Başlangıçta söylediğim gibi, halk yanımızda yoktu, ne bir kuruş paramız vardı, ne de bir silahımız. Son nefeslerle çalışıyorduk. Hayırlı ve yerinde kullandığımız iyi niyetimiz ve düşüncelerimiz bizi bu duruma kadar getirdi. Bir Kürt “ben halsizim, fakirim” dememeli. Bizim örneğimizde, ne kadar tek başına da olsan, eğer dürüstsen, sözüne bağlıysan, her şeyi yapabilirsinin ispatı vardır.

Bu işlere parasız ve silahsız da başlanılabilir. Kürt halkının en büyük silahı PKK’dir. Bütün dünya da bu halka karşı dursa, bu silah onun savaşımı için yeterlidir. Düşman ne kadar kan emici ve güçlü olursa olsun, insan onu bu silahla düşürebilir. Bugün baktığımızda, Kürdistan’ın her tarafı, Kuzeyiyle, Güneyiyle PKK’nin hakimiyeti altındadır. Düşman ve onun işbirlikçileri bin yıllarca bu topraklara hakimken, şimdi buralardan korkuyorlar. Kürt halkı daha önceleri aşiret-aşiret, kabile-kabile parçalanmıştı. Bir köyün diğeriyle ilişkileri yoktu, iki aşiretin dost kalmasını görmek mümkün değildi. Şimdi hepsi dost olmuş, birkaç hainden başka, Doğusuyla, Kuzeyiyle, Güneyiyle bir bütün olmuştur. Son Güneye yaptığımız hamleye bakınca, önemli bir Kürt çıkışı olduğunu görebiliriz. Doğudaki Kürtler için de kapılarımız sonuna kadar açıktır, Güneydeki Kürtler için de yollar sonuna kadar açıktır.

Kuzeydeki büyük Kürdistan toprak parçasında verdiğimiz savaş bütün Kürtler için cesaret kaynağıdır. Bu savaş Kürtler için dünya halklarının yollarını açıyor, dostlukların oluşmasını sağlıyor. Biz düşmanla işbirliği yapan bazı Kürtlere karşı savaşım veriyoruz. Bu işbirlikçiler Kürt halkının gelişimi önünde en büyük engeldirler. Bunlar kendi yaşamlarından başka hiçbir şeye önem vermiyorlar. Bu halkın birliği, gelişimi ve ülke için gelişme söz konusu olduğunda hiçbir şey görmüyorlar. Hep “biz” diyorlar, paralar, silahlar her şey, onlar ve aileleri içindir. Halk aç olsa, susuz olsa bu onların umurunda değil. Bu şekliyle Kürtlük olmaz! Kürdistan’da insanlar bu haliyle yapamazlar, hesap sorarlar.

Bu savaşımız hesap sorma savaşıdır. Adama “sen Kürtlük adına ne yaptın” diye sormazlar mı? Kürt’ün dostu olduğu gibi, düşmanı da var. Biz bile hesap verdiğimize göre, sizin de hesap vermeniz gerekiyor. Bu anlamda PKK her gün Kürt halkına hesap veriyor. PKK her gün gerillalarına “bu gün düşmana karşı ne yaptın, iyi bir direniş sergiledin mi?” diye hesap sorup, hesap alıyor. Bize karşı olana da hesap soracağız. Bir halkın adına ayağa kalkanlara “bu halk adına bugün hayırlı-hayırsız ne yaptınız?” diyeceğiz. Bir şey yapamayanlarla, namussuz olanlarla aynı ülkede yaşanmıyor. İnsan hiç yılanlarla bir arada yaşar mı? İnsan ya o tarafta olmalı, ya da bu tarafta olmalıdır. İkisinin ortasında, arada bir yerde durmak doğru olmaz. Dürüst Kürtler doğruluğu, kardeşliği yakalamalıdır.

Biz kardeşlik için sonuna kadar varız. Çok kötü de olsa kardeşlik önemlidir. Kardeşliğin, birlikteliğin kıymetini bilmiyorsunuz. Bu nedenle size karşı bu savaşı sonuna kadar yürüteceğiz. Eskiden hiç kimse Kürtlük adına iki söz söyleme cesaretini gösteremiyordu, savaşamıyordu. Ama bugün PKK, gerçek anlamda bir halk savaşını veriyor, halkın istemlerine cevap veriyor. O eski dönemler gitti. Bundan sonra kim kötülük yaparsa, yanına kâr olarak bırakılmaz! Kim fesatlık yaparsa, onun da üzerine gideriz! Bu süreçte bu tür tavırlar içerisine girenlere hesap sorarız. Bu dönem bir anlamda hesap sorma dönemidir. Aynı şekilde, bu süreç yiğitliğin ve doğruluğun kendisini yanlışlıklardan arındırma süreci olarak da bilinmelidir.

Yiğit ve yürekli olanlar, Kürdistan savaşçılarına güveniyorlar. Ben de, bu özellikleri taşıyan Kürdistan savaşçılarına güveniyorum. Bütün halkların sahip olduğu haklara bizim de sahip olmamız gerekiyor. Bizim halkımız bunu hak etmiş bir halktır. Biz Kürt olduğumuz için değil, her şeyden önce insan olduğumuz için savaşıyoruz. İnsanlık onurunu çiğnetmediğimiz için şerefliyiz. İnsanca ve onurluca yaşamak isteyen insanların ve halkların önüne engel konulmamalıdır. PKK’nin gerçekliği budur. PKK bu gerçekliği şehitlerin kanıyla oluşturmuştur. Aynı şekilde bu uğurda büyük direnişler sergilenmiş ve büyük zorluklara göğüs germesini bilmiştir. Her şeyden önce yaşam soluklanmadan önce gelir. Sizin için böylesine anlamlı bir yaşam gereklidir. Böyle olunmazsa, insan güç haline gelmez.

Biz elbette ki bir takım zorluklar yaşayarak bu günlere geldik. Bu, belki geç oldu ama, sizin için yararlı ve oldukça anlamlı bir iş oldu. Bunun kıymetini bilin. Kaybettiklerinizi tekrar ele geçirmeye çalışın. Dürüst olduğunuz kadar gelişme imkanını bulursunuz. Artık bugünden sonra kendimizi bu halka ve bu ülkeye bağlı kılıyoruz. Şunu diyoruz; özgür bir yaşamdan başka yaşama imkanımız yok. Bugünkü kararımız, sonuna kadar bağımsızlık ve özgürlük savaşını yürütme temelinde olacaktır. Evet, bu savaş için sonuna kadar varız ve hazırlıklıyız. Dışımızdaki yurtseverler ve dostlar da bunu kavradıkları oranda bizimle birlikte hareket edebilir ve gelişebilirler.

Bağlanma olayını doğru temelde kavramalıyız. Bağlılık, bağımsızlığa ve özgürlüğe olmalıdır. Aynı şekilde büyüklük olayını da yanlış anlamamalıyız. Büyüklük, benim şahsım için değil, parti için de değil, halk için olmalıdır. Büyüklük bütün Kürt insanları içindir. Şehitlerin yarattığı değerleri korumak için hepimiz çalışıyoruz. Kişi olarak ben de çalışmışım, sizler de çalışmışsınız. Bizim için yeme-içme esas değildir. Yeme-içme esasta iradeye bağlıdır. Kendi toplumu için hiçbir şey yapamayanlar, yaşayamadıkları gibi, düşmana bir sığıntı gibi sığınmaktan başka çare bulamazlar. Dolayısıyla düşmanın hükmü altında ezilir giderler.

Ne kadar şeref ve onur sahibi olursanız, o kadar yücelir ve bir ülke sahibi de olursunuz. Böyle olursa bu topraklarda çok şey elde edebilirsiniz. Bizim fakirliğimiz Allah’ın lütfü değil, tamamen düşmanın hakimiyetini benimser ve kabul eder özelliğimizden kaynaklanıyor. Hep düşmana boyun eğmişiz ve düşman da bir şeylerin beklentisi içerisinde kalmışız. Fakirliğimizin bu kadar uzun sürmesi, düşmanın o kötü ve uzun süren hakimiyetinden kaynaklanıyor. Madem ki, biz kalkmak, kendimizi her yönüyle büyütmek istiyoruz, o halde düşmanın kör dayatıcı politikasını görmemiz gerekiyor.

Bu çalışmalarımızı maddi ve manevi yönleriyle desteklersek başarı şansını yakalar ve ayağa kalkabiliriz. PKK’nin yaşamı ve gerçekliği budur. Bize dün de, bugün de “siz ahmaksınız” diyorlardı. Şimdi kimin ahmak ve deli olduğu net olarak ortaya çıktı. Benim görebildiğim kadarıyla, Kürt halkının önünde tek bir seçenek vardır; o da direniştir. Özgürlük yolu, başarı yolu her anlamda gelişmenin yoludur.

Tarihe baktığımızda, bütün halkların özgürlük ve bağımsızlık için aynı yolu seçtiklerini görebiliyoruz. Bizim de bu direnişçi yolu seçmekten başka çaremiz kalmamıştı. Bu noktadan hareketle, PKK’nin direnişçiliğini, yüceliğini hepinizin gözleri önüne serdik. Bunun kıymetini bilin ve onunla yürüyün. Sizin için başka herhangi bir şey yapmam mümkün değil. Eğer büyük bir rahatlığa ulaşmak istiyorsanız, bunun zorluklarına da katlanmalısınız. Çünkü, o sahte yaşamda rahatlık ve özgürlük belirtisi yok, tam tersine bir düşüş vardır.

Bütün bu gelişmelerin Kürt halkı için küçük olmadığını, partinin bu yıldönümlerinde görebiliyorum. İnsan bununla yücelir. Eğer çok şey istiyorsanız, çok şey yapın, büyük gelişmeler yaratın. Birlik olun ve iyi savaşın. İyi savaşırsanız kazanırsınız. Savaşı geliştirdiğiniz oranda özgürlüğü daha erkenden yakalamış olursunuz. Bu anlamda hepinize sevgi ve selamlar sunuyor, tekrar başarılar diliyorum.
Parti Önderliği
27 Kasım 1995

         KÜRDİSTAN İŞÇİ PARTİSİ PKK,
17. KURULUŞ YILINA, BÜYÜK BAŞARILAR KADAR TAPTAZE UMUTLARLA GİRİYOR

          Yurtsever Halkımız, Tüm Ernk Çalışanları,

Kahraman Ordumuz ve Parti Çalışanlarımıza!

Partimizin mücadelesinde yeni bir başarı yılına girerken, hepinizi geçen yılın kahraman direniş şehitlerinin anısına selamlıyorum.

Tarihimizin en büyük kader yıllarından birisini daha geride bırakırken, ne kadar üzerinde düşünsek, ne kadar kendimizi gözden geçirsek ve ne kadar görevlerin üzerinde durursak o kadar yerindedir. En sorumlu, güne hakim ve mutlaka başarılması gereken görevler temelinde bu yıla yaklaşım göstermek, sadece bir ölüm-kalım sorunu değildir, aynı zamanda büyük çabaların sonucunda bir çok yönüyle kazanmanın eşiğine, bir ulusal, toplumsal gerçekliğimizi kaybetmemek için büyük önem taşımaktadır. Hiçbir kişisel gerekçeyle, hiçbir şeyin esas hattımızdan saptırmasına izin veremeyiz. Tam tersine, şanlı gelişme tarihimize uygun olarak değerlendirmek, cevap vermek tek başarı yolumuzdur.

Biz tarihi, bu yıllarda nasıl kazandığımızı biraz gösterdiğimize inanıyoruz. Kazanmayı artık bilmek gerekir. Yaşamın her yönüyle nasıl kazanması gerektiği, artık vazgeçemeyeceğiniz bir tutku gibi iliklerinize kadar hepinize hükmetmesi gerekiyor.

 

Siz Tüm Değerli Yoldaşlar, Savaşçılar!

Kendinizi kandıracak hiçbir duyguya, düşünceye kapılmaksızın, yine hiçbir anlamsız ve verimsiz işe yer vermeksizin yaşamınızın her kesitini en yerinde kullanmayı, onsuz olunamaz ve başka türlü yürünemez bir yaşam olayı olarak kendi kişiliğinize nakşetmeyi bilmek durumdasınız. Bir halk yeniden nasıl yaratılır, çok lanetli durumlardan nasıl kurtulunur, olmayan umutlardan nasıl dirilikler yaratılır ve en önemlisi de artık bizim için her şey anlamına gelen ve kabul edilmesi gereken yaşama nasıl ulaşılır? Bu tarih işte bunu kanıtlıyor. Bir insan için de bunsuz yaşam olur mu?

Eğer bunlar doğruysa, o zaman parti tarihimiz sizi mükemmel kazanıyor, sizi yaşama çekiyor. Eğer bu da doğruysa, hiç birinizin başarılı olmaması için bir neden yoktur. Bütün önemli örgütlerin, insanların, ulusların tarihini inceleyin, göreceksiniz ki, kendi gerçeklerini böyle doğru kavradılar mı, o insanların mucizeyi gerçekleştirmemeleri düşünülemez ve önemli işler, büyük işler hep bu anlayış temelinde kazanılmıştır.

Sizlerle hemen her yıl bu kapsamda çok değerlendirme yaptık, fakat yüzeysel kaldınız, sonuç çıkaramadınız. Bu sizi halen endişelendirdiği kadar öfkelendiriyor. Bireysel inatlar, subjektif niyetler eğer yaşamaya, güçlenmeye hizmet ediyorsa değerlidir. Ama bile bile kayıp ediyorsa çok kötüdür. Sizler ister fark edin, ister fark etmeyin böyle durumları çokça yaşadınız. Bu bizi her zaman layık olmama gibi bir durumda bırakıyor.

Bu geçen yıllarda hiç şüphesiz önemli kazanımlarımız olduğu kadar, çok anlamsız kayıplarımız da oldu. Belki daha fazla da kayıp edebilirdik. Ciddi hatalar daha fazla kayıp ettirebilir, ciddi stratejik ve taktik hatalar, fırsatları değerlendirememe her şeyi de elinden götürebilir. Ama biz bu yüzden kayıp etmedik. Kayıp etme tümüyle o eski Kürt tarzıyla oldu, öfkemiz bunadır. Bunu mutlaka kavramalısınız. Eğer kavrayamazsanız, eğer gereklerini yapamazsanız, sadece parti gitmez, kimlik gitmez, insanlık gider. Bunu hissedemediğiniz için büyük çalışamıyorsunuz, büyük düşünemiyorsunuz, kısaca büyüyemiyorsunuz. Bunun nedeni vardır ve böyle izah ediyoruz.

Benim yeni yıla ilişkin söyleyebileceğim en temel gerçek şudur; bize kayıp ettirecek olan, düşmanın kaba gücünde, onun her yılından daha fazla olabilecek saldırılarından ziyade, buna karşı direnmek büyük kahramanlıktı. Biz bunu gösterdik ve kesinlikle bunu küçümsemiyoruz. Fakat önemli olan bunu gösterirken, bu direnmenin doğal olarak insanda yaratılması gereken büyük dönüşümü ve kendi kişilik yeteneklerimizi ortaya çıkaramayışımız, bunu başarmayışımızdır. Dolayısıyla böylesine sorun yokmuş gibi, çok eski kişilikle, böylesine parti direnmesini kişiliğinizde hükmedişimiz veya zayıflatmamız, güçsüz bırakmamız, daha da kötüsü eski biçimle kendinizi yaşatmaya çalışmamız, belki de en çok üzerinde durulması gereken bir olumsuzluğunuz oluyor.

Halbuki bu savaş özde olduğu kadar biçimde de kişiliğinizde bir patlama sağlamalıydı. Bu kadar imkan vardı, çeşitli nedenlerle değerlendiremediniz. Sınıf etkileri, bireysel endişeler, kariyer endişeleri, kendini fazla zora sokmama veya “biraz direndik” diyerek bunun üzerine yatma, bununla kendini tatmin etme gibi bazı yaşama olanakları bulundu. Bütün bunlar kişiliği cüceleştirir ve değil böyle büyük başarıya götürmek, var olanı da kayba götürür. Siz bu hatayı işlediniz. İçine girilmemesi, yaşanmaması gereken bir hatalı konum olarak parti içinde, ordu içinde yoğunca yaşanılan bu oldu. Buna çok gereklidir dediniz. İşte olumsuz, isteksiz “varsın biraz da alıştığımız tarzda yaşayalım” demekle cevap veremeyiz. Ordulaşıyoruz, ordulaşma uluslaşmanın, özgürleşmenin ve her bakımdan kendimizi yaratmanın da adıdır. Siz hatayı bu kurum içerisinde sürdürüyorsunuz, zincirleme etkisi bütün yaşamı felç ediyor.

Unutmayın ki sağlıklı bir komuta veya yönetim kişiliği zincirleme bütün ulusu etkiliyor. Bunu da mutlaka doğru kavramalısınız. Hem vicdanlı, sorumlu olmalı, hem de güçlü kavrayışla gereklerini yerine getirmeyi bilmelisiniz. Biz şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da büyük tutkuyla hizmet ederiz. Ama niçin, hangi konuma gelmeniz için? Bunu mutlaka anlamalısınız.

Ben size sonuna kadar hizmeti sunarım ama, çoğunun istediği gibi bir duyguyu yaşasın diye değil, istediği gibi bir kariyere ulaşsın veya “bu iş böyle de yürür” desin diye değil. Bazıları sınırlı bir partileşmeyi bile yaşayamıyor. Bunun için size hizmet etmiyoruz, size Önderlik etmiyoruz. Bu çok yanlıştır ve siz bu yanlışı işliyorsunuz. Biz ne kadar hizmetle doluysak, tutkuyla ve başarıyla seferber oluyorsak; siz de buna layık olmanın imkanlarını, olanaklarını kişiliğinizde göstermelisiniz. İşte bu konuda bir ikiyüzlülük, biraz sözünün eri olamama durumunu yaşıyorsunuz ki, hiçbir fayda vermez ve sizi yüceltmez.

Geçen yıl kapsamlı çözümlemeler yaptık, önemli oranda elinize ulaşmıştır. Hepsinin ulaşması şart değil. Mesaj nedir, çözümlemelerin düzeyi nedir, neyi amaçlıyor, hepsi bellidir. Kesinlikle anlayışla sonuna kadar özümsemeyi bilmek görevinizdir. Zaten başka türlü de savaşta ayakta kalmanın yolu yoktur. Yaşatacak başka bir kurum, kuruluş da yoktur.

Bu yeni yılı başarı şansı oldukça yüksek, olanakları kadar zorlukları da büyük olan bir yıl olarak karşınıza almalısınız. Şunu çok açık söyleyelim; düşmanın olağanüstü yüklenmesi ve savaşın kirli tarzda dayatılmasında sınır tanımamasına rağmen, biz 1995’i hiçbir mevzimizden geri çekilmeden tamamladık. Bazılarında zayıflama olabilir ama, çoğunda yüklenerek kazanmayı bildik, bunu küçümsemiyoruz. Eleştirimiz, “neden daha fazla kazanmadık” diye oluyor. Kesinlikle içine gireceğimiz yeni yıl, 1995 gibi sıradan bir kazanım yılı bile olmamalı. Onun çok çok üstüne çıkarılmalıdır. Bunun imkanı vardır.

Burada düşmanın içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, sosyal hatta ordu içindeki zorluklarını fazla açmak istemiyorum. Biliyorsunuz, ekonomik olarak tamamen iflas etmiştir ve bunu kendileri söylüyor. Dünyanın en müsrif devletidir. Osmanlı’nın son döneminden daha kötü bir döneme girmiştir. Sosyal olarak bütün değerlerini tüketmiştir, siyasi olarak büyük bir lüzumsuzluk haline gelmiştir, siyaset olarak bitmiştir. Özel savaş ancak kendini alçakça gizleyerek, olağanüstü örgütlenme üstüne örgütlenmeler yaratarak, gizleyerek yürütmek istiyor, ama dökülüyor. Artık tüm umudu, “biraz daha bu gerilla yenilgiye uğratılamaz mı” düşüncesine bağlanmıştır. Yenilgiye uğratmadık mı, başardık mı sistem tümüyle bitmiştir.

Amerika’nın bunu kurtarmak için tüm gücünü ortaya koyması sebepsiz değildir. Bütün Batı Avrupa imdadına koşuyor, boşuna değildir. Çünkü TC’nin yenilmesinin bir Ekim Devrimi’nden daha fazla sonuç yaratacağı açıktır. Önümüzdeki uluslararası yük fazlasıyla büyüktür ve başarılması halinde çok çok değerlidir.

Gördüğünüz gibi, savaşımımız yalnız Kuzeyde değil, Güneyde de çok önemli bir aşamaya geldi. Kuzeydeki devrimci savaşımımız hızından bir şey kaybetmeksizin yürüdü ve önemli mevzilerini korudu, geliştirdi. Özellikle bu yıl için hem nicel, hem nitel olarak gelişmesi sürdürülecektir. Bunsuz Kürdistan Devrimi’nin başarısı olamaz. Üzerinde çok durduğumuz Kuzey Kürdistan Devrimi, büyük hayatiyetini tüm Kürdistan açısından sürdürüyor, o olmadan hiçbir parçada sağlıklı gelişme olmaz. Ama bu sene en önemlisi, şu anda bütün Kürdistan’da bölgeyi de etkileyecek bir Güney savaşımı var.

Çok kısaca şunu da size hatırlatmalıyım ki, Güney savaşı, Güneyde bir PKK ile KDP savaşı değildir. Genelde en azından bir Osmanlı dönemi işbirlikçiliğinden tutalım Cumhuriyet dönemi işbirlikçiliğine kadar ve daha somut olarak da son otuz-kırk yıllık devrimci-yurtsever hareketle işbirlikçi hareket arasındaki savaşımın, PKK ve KDP söz konusu olduğunda da, en azından yirmi yıllık bir ideolojik-politik savaşımın, ayrıca askeri olarak da yaygın bir biçimde sıcağı sıcağına bir üç yıllık savaşımın bir sonucudur. Tarihi kapsamı daha da ötelere uzanabilir.

Burada çözümlenen iki parti arasındaki ilişkiler değildir. Yine salt işbirlikçiler ile, PKK devrimciliği arasındaki ilişkiler de değildir. Gerçekten uluslaşmanın önündeki en büyük engel, devrimci çizginin yolundaki en büyük engeldir. Modern siyaset ve diplomasinin önündeki en büyük engeldir. Çağdaş güçlerin ortaya çıkmasının önündeki en büyük engellerden birisiyle karşı karşıyayız. Aşılması halinde temel sosyal güçler fışkıracak ve Güneyde de, Kuzeyde de, çok büyük ihtilalci dinamizmi ortaya çıkaracaktır. Yine siyasal diplomasi büyük bir hızla devrimci gelişmenin hizmetine girecektir, ulusal birlik gelişecektir, siyasal ittifaklar gelişecektir. Dünyanın tüm insanlığı, az-çok devrime hizmet edecek konuma gelecektir. Askeri olarak da güçlü bir ordulaşmanın, yenilmez bir ordulaşmanın imkanı elde edilecektir.

Yürüttüğünüz Güney savaşı bu kadar kapsamlıdır. Ayrıca, Güneyde KDP ile savaşmıyoruz, çok iyi biliyorsunuz ki, TC’nin korucuları da var. Botan’da bu korucuların savaşını gördünüz, bütün Kürdistan’da, Güneyde daha sıkı örgütlü bir korucu gücüyle karşı karşıyayız. Evet, fukara peşmergeleri kullanıyorlar, işin gerçeğinden habersiz insanları kullanıyorlar ama, esas yönlendirici gücün; düşman Genelkurmayı, özel savaş subayları olduğunu iyi biliyorsunuz. Yani bir Güney savaşı, Kuzey savaşının hem en önemli bir parçasıdır, hem de en belirleyici yanını teşkil etmektedir.

1925’lerdeki Kemalistlerle İngilizlerin ittifakları, yine Türkiye-Irak ilişkileri ve buna benzer bir çok neden; günümüzde bu savaşı Kürdistan savaşının en son aşaması haline getirmiştir. Yani bütün Kürdistan’ı ilgilendiren bir savaştır. Buna tarafsızlık olmaz, parça hesabı yapılmaz. Dolayısıyla bu savaşa bazılarının sandığı gibi bir taktiksel savaş olarak bakmıyoruz, hatta salt bir Güney Kürdistan savaşı olarak da bakmıyoruz. Bölgenin bütün dengelerini etkileyecek bir savaş, tüm Kürdistan’ın önündeki gelişmeleri etkileyecek bir savaş olarak; son derece stratejik anlamı, hayati anlamı olan bir savaş olarak değerlendiriyoruz.

Bu konuda dar köylü yaklaşımlar, dar parçacı yerel yaklaşımlar, maalesef partimizin bu derinlikli yaklaşımının gerisinde kalıyor. Bütün savaşçılarımızın, bütün partililerin, bunu önemle, daha derinlikli bir yaklaşımla, yüksek bir kavrayışla anlam vermesi gerektiği açıktır. Zaten günlük gerekçeler de bunu gösteriyor. Bu savaşın giderek başarı kazanacağı da ortaya çıkıyor. Taktik başarılar kadar, giderek siyasi, stratejik anlam da büyük olan gelişmeleri beraberinde getiriyor; hazırlıklı olmalıyız.

Biz burada artık bu savaşın sonucunda ulusal birliği, bunun ifadesi olarak Ulusal Kongreyi, Güneyde bir demokratik halk federasyonu, yine Kuzey için mükemmel bir cephe gerisi haline getirmeyi, sonuna kadar bize destek veren bir halk gücü haline gelmeyi başaramayıncaya kadar biz bu savaşı bırakamayız. Amaçlarımız son derece somuttur. Dolayısıyla bu savaş bizim en önemli savaşımımızdır. Başarılması halinde Kuzey savaşımı büyük bir gelişme, başarma yoluna girecektir.

Böylesine birbirini etkileyen bir sürece girmişiz. Bunun yanında önümüzdeki yılda şüphesiz daha önemli gelişmeleri de yaşayacağız. Diplomatik cephe gelişiyor. Uluslararası güçler, emperyalistler de dahil, hiçbir dönemle kıyaslanmayacak kadar partimiz olmadan Kürt sorununun bir çözümünün olamayacağını anlamışlardır. PKK’siz bir çözüm yerle bir edilmiştir. Devrimsiz çözüm de yerle bir edilmiştir. Ancak devrimle uzlaşmaları mümkündür, artık başka türlü devrimsiz uzlaşmacılığı, halk ile PKK dışılığı dayatarak hiç kimsenin bu ülkede, hatta bölgede bir çözüme gidemeyeceği açıktır. Bu da muazzam bir ölçüde politika yapma imkanını, diplomasi yapma imkanını veriyor ve biz de değerlendiriyoruz. Daha fazlasını önümüzdeki yılda başaracağız.

Aynı zamanda savaşımı da derinden ve olumlu yönden etkileyecektir. Zorluklar da vardır. Gördüğünüz gibi, düşman tüm diplomasisinin ve siyasi faaliyetlerinin merkezine bunu almıştır. Başarı bulması halinde TC’nin sonunun geldiğini iyi görmekteyiz. Başarmamız halinde gerçekleşecek olan Güney Demokratik Halk Federasyonu, bütün parçalarda halk federasyonudur. Eskiden bir teorik belirleme olarak düşünülen bu hususlar, şimdi ciddi politik konular olarak gündeme girmiştir.

Her zamankinden daha fazla uluslararası politikayı, bölgesel politikayı etkileyecek bir savaş yılına giriyoruz. Bunun gereklerini her sahada eskiyi aşan bir biçimde yaratıcılıkla göstermenin gereği açıktır. Bunun için size diyorum ki, sağlam partileşelim. Bizim daha önceki sloganlarımız vardı; “Partileşelim Savaşı Kazanalım” şiarımız böyle yükseltmiştik. 1995 şiarımız da, “Ordulaşalım Kazanalım” idi. Bu iki şiar da henüz önemini koruyor. Askerleşmemiz önünde duran engelleri aştıkça kazanacağız ve partileştikçe kazanmayı kesinleştireceğiz. Hiç şüphesiz halklaştıkça, kitleselleştikçe kazanacağız.
  Bu üç temel şiar; “Partileşelim, Kitleselleşelim ve Ordulaşalım Zaferi Kesinleştirelim” şiarı en çok önümüzdeki yıllarda bize rehberlik edecektir ve gerekleri yerine getirildikçe bu yıl büyük kazanılacaktır.
  Siz tüm değerli partilileri, savaşçıları, bu önümüzdeki yıla böyle yaklaşım görevlerini görme gereklerini yerine getirmeye çağırırken; hiç şüphesiz sizler de büyük bir öfkeyle olduğu kadar tutkuyla, geçmişte başaramamanın hesabını tek tek yapmalısınız. Çıkaracağınız sonuç; ben bu yeni yılda zafer için ne gerekliyse engel tanımaksızın onu gerçekleştireceğimdir! Beklenen budur, layık olan budur.

   Unutmayalım, on binler zindanda, yaşam her gün katliamdan geçiyor, en rahat konumda olan yine özgürlük dağlarındaki savaşçılardır. Siz onların bu değerleri sizden istediklerini görerek yükleneceksiniz. Asla bireysel düşünmeyeceğiz, ciddi bir yetersizliği asla kendimize yakıştırmayacağız. Her zaman vurguladığımız gibi, bu yıllar belki de bütün ömrümüzde kazanmamız gereken yıllardır. Kendinize verilmiş ne kadar sözünüz varsa, gereklerinin yerine getirilmesi gereken yıllardır.

Eminim ki, sizlerin de artık bir daha “düzenin etkisidir, sosyal nedenlerle, yönetim nedeniyle, şu kişiliğe duyduğum tepkiyle içine girdiğim durumlar” diye bir anlatıma, kendi kendini aklamaya girişmeyeceğiniz kesindir. Artık böyle kendinizi savunmayın. Sınıfsal etkileri, yönetim dayatmaları, imkan-olanakların elverişli olmayışını, zorlukları daha fazla ciddi gelişmelerin önünde bir bahane olarak ileri sürmeyelim. Tüm gücümüz başta olmak üzere, bütün savaşçılarımızı ki en çok korumamız, geliştirmemiz gereken değerler olarak görüyorum. Bu temelde yılı karşılamaya çalışırken, sonuna kadar kendinize güvenmeye engel teşkil eden ne varsa söküp atmaya ve mutlaka yılı, ayları, günleri anı anına başarmaya çağırıyorum, selam ve sevgilerimi sunuyorum.-Yaşasın PKK!
-Yaşasın Ulusal Kurtuluş Savaşımımız!-Kahrolsun Emperyalizm, Sömürgecilik ve Her Soydan İşbirlikçilik!
                               Parti Önderliği
                              27 Kasım 1995

       

 

     

  

 
   
   
 
    ygk_unur@hotmail.com