ÖNDERLİKLE VEDALAŞMA

   

KASIM ENGİN

 

Bir süredir önderliğin yakın denetiminde eğitim görmüşüz. Artık sıra önderliğin verdiklerini pratiğe geçirme zamanı gelmiştir. Sıra vedalaşmada!

Altı aydır Mahsum Korkmaz Akademisindeyim. Ortadoğu’dayız. Hem de en sıcak alanlarında olan Lübnan’da.

Son günümüzdür. Önderlik bizimle Akademide ilk kez başlayacak olan “ülkeye dönüş yapan öğrencilerle yemek” masasını kuracaktır. Hepimiz heyecanlıyız. Hem ülkeye geri dönüş heyecanı hem de büyük insan başkan Apo’yla vedalaşma günü.

Benim için ülkeye dönüş daha anlamlı olacak, çünkü ben ülkemden uzaklarda, yurtdışında biri olarak önderliğin yanına gelmişim. Önderlik birçok diyalogunda buna vurgu yaparak “yurtdışında ülkeye seninle dönüşü başlatıyoruz” diyecek ve her seferinde büyüdüğüm topraklar olan Pazarcık’ta pazarcıkların ülkelerini kolay terk ettiğini söyleyerek “bu kez geri dönüyoruz” diyerek moral verecektir.

Yemek yiyoruz. Ardından hiçbir zaman aklımda çıkmayan bir sahneye tanıklık edeceğim. Önderlik kameramancıları da çağırmış, hepimizden ülkeye yönelmeden önceki son sözlerini alıyor. Bu da akademide ilk olacak ve sonra da ise gelenekselleşecektir. Hepimiz bir şeyler söylüyoruz, bağlılık yeminleri, yurtseverlik duygularımızı dilendiriyoruz. Önderlik bir ara-çekimler yapılırken-“Sizi kameraya alıyoruz, tarihe belge düşüyoruz. Bakalım ne olacaksınız, halka layık kahramanlar mı, yoksa ihanetçiler mi bunu tarih gösterecektir. Bizim yaptığımız tarihe not düşmektir. Militanlar sözlerinin eridirler” dedikten sonra bizi süzüyor ve gözlerimizden geleceğimizi okumaya çalışıyor. Diğer taraftan ise her insana mutlaka ama mutlaka gelişimi için bir şans verilmeli ki kendisini sömürgeci-kapitalist düzen geleneklerinden kurtarabilsin diye yaklaşım sergiliyor.

Ardından ayrılacağız. İlk grup küçük güneyli yoldaşlarımızdır. Onlar bir yere kadar arabalarla gidecekler, biz ise biraz yürüyeceğiz. Arabayla çıkan grup kamptan artık son görülecek yere vardıklarında “Biji Serok Apo” diye çılgınca slogan atarken önderliği izliyoruz. O ellerini sallarken yüreği param parça oluyor, boğazı düğümleniyor. Ve grup kayıp olduktan sonra da önderlik halen oraya bakıyor ve elleri havadan inmiyor. Halen el sallıyor. Bir müddet sonra da ekliyor” gidin bana yer açın, bana yoldaşlık hasretini, ülke hasretini yeter artık çektirmeyin” diyerek birde” bu giden arkadaşlar gibi yapmayın, siz gerillasınız gizli olmanız gerekirken, slogan atıyorsunuz, Filistinliler duyuyor ve Suriye askerlerine geldiğinizi haber veriyorlar. Bunu yapmayın. Gittiğiniz yerde lütfen gerillacılık yapın” diyerek hem kızacak hem de bizlerde beklentisini dile getirecektir.

Artık sıra bize gelmiştir.

Halen önderlikten ayrılmamışız. Harekete geçiyoruz. Biz yaya gideceğiz ilerilerde de arabalara bineceğiz. Önderlik bizimle geliyor, geliyor, geliyor. Yaklaşık yarım saat bizimle yürüyor. Biz önderliğin dönmesini istiyoruz, ancak o bizim şahsımızda ülkeye yürüyor. Artık Şam Lübnan yolu görülüyor. Önderlik duruyor. Gözleri doluyor. Çünkü kimimiz düşeceğiz ve bir daha asla görüşmeyeceğiz. Ve kimimiz gerçekten halkın başına musallat olacağız. Ve kimimiz ise ayakta kalacağız. Önderlik bu gencecik insanları yolla koyarken artık kaderlerinin değiştiğini biliyor. Artık hiç birisi eskisi gibi olmayacak. Başlayan bir devrim sürecidir. Hem de en zor devrim süreci. Silahlı olanı, kanlı olanı, savaşlı olanıdır.

Bizimle nasıl gitmemizi, gizliği, duyarlılığı, kendimizi korumamızı istiyor. Ve sıra vedalaşmaya geliyor.

Ben önderlik sahasında önderliğe yabancı dilden tercümanlık yapmışım, dediğim gibi yurtdışında büyüyen biri olarak daha duygusalım, belki de daha fazla zayıfımdır. Bunu önderlik bildiği için hep yakinen ilgilenecek. İlgi gösterecektir. Daha fazla birlikte kalma imkânım olacak.

Vedalaşırken, önce başka arkadaşlar vedalaşıyorlar. Önderliğe sarılıyorlar ve her gidenin gözlerinden yaşlar akıyor. Anlam veremiyorum. Neden ağlasın ki militanlar, hâlbuki önderlik bize misyon biçmiş, biz ise bu misyonu yerine getirmekle görevliyiz.

Adım adım sıra bana geliyor. Önderlik “haydi Kasım iyi haberlerini bekliyorum” diyerek sarılıyor ve her iki yanağımdan öpüyor. Ben ise içten sarılıyorum doyasıya öpüyorum. Elimi verip vedalaşıyorum. Yola koyulduğumda gözlerimden yaşlar geliyor. Biraz daha ilerliyorum gözyaşlarımla birlikte hıçkırmaya başlıyorum ve de daha açık ve yüksek sesle ağlamaya dönüşüyor bu hıçkırıklar. Arkamı dönüyorum ve halen önderlik bize bakıyor, hem mutlu hem hüzünlü. İki ayrı ve karşıt duygu iç içe yüzlerinden okunuyor. Gözlerim yaşlı ve ağlamaklı ilerlerken önderliğin eli inmiyor. Halen havadadır. En son inişe geldiğimde yine dönüyorum yine önderliğin eli havada bize el sallıyor. Artık son görüşüm olacakmışçasına daha fazla ve gür gözyaşlarım akıyor ve ağlama sesim daha da yükseliyor.

Son inişten sonra bir daha bakıyorum ama önderliği göremiyorum. Ama asfalta inene kadar hep dönüp arkama bakıyorum ve önderliğin bizi görmese de el salladığına eminim. Öyle bir duygu ki bu tarif edemezsiniz. Siz önderliği görmediğiniz halde onun halen sizi izlediğini his ediyorsunuz. Aynı durumu diğer yoldaşlarla olup biteni paylaştığımda onların yaş dolu gözlerinden aynısını yaşadıklarını anlayacağım.

İşte önderlik budur. Sen onu görmezsen de o hep senin yanında olduğunu, en yakın arkadaşın, dostun, sırdaşın, canın, candaşın olduğunu his ettirecektir. İşte bunun için boşuna değildir ki en son sloganlar hep “biji serok Apo” dur. Ve her zaman hep “biji serok Apo” dur.

 

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com