ZEYDİN OMYANİSİ
Yıl 19911992 kışı.
Önderlik sahasına geçiyorum, ilk kez Önderliği
göreceğim. Eski devre bitmek üzere, yeni devre başlamak
üzeredir. O zamana kadar önderlikle diyaloglarımız
olmamıştır.
Yeni devre için yönetim
belirlenecektir. Önderliğin bulunduğu ortam her zaman en
aleni olandır. Şeffaftır. Yönetimler atamayla yapılmaz.
Seçimle ve arkadaşların önerisiyle yapılır. Sadece bir
iki tecrübeli ve örgüt merkezinde yer alan arkadaş
doğalında yönetimlerde yer alır. Diğerlerini yapı
belirler. Hani herkese göre en merkezi örgüt, parti
merkezinin bulunduğu yerde işte böyle yönetimlerini
seçmektedir.
Çok sayıda arkadaş
yönetim için öneriliyor. Bende öneriliyorum. Önderlik
yapı tarafından önerilen arkadaşları, yapının önüne
çıkararak kendilerini tanıtmalarını istiyor. Her arkadaş
geçmişini, pratiklerini ve tabii nereli ve kim olduğunu
dile getirerek kendini tanıtıyor. Sıra bana geldiğinde,
ben başlamadan Önderlik yerime, beni tanıtmaya başlıyor.
Ve Zeydin arkadaş 1985 katılımlı, Botan ve Garzan
eyaletlerimizde kalmış, Botanlıdır, pratik tecrübesi var
ancak partiyi tam tanımıyor diyerek beni tanıtıyor.
Ve en çok oy, arkadaşlarca yönetime seçilmem için bana
veriliyor.
Tuhaf olan nedir biliyor
musunuz? Ben o güne kadar Önderlikle konuşmuş değilim,
tartışmamışız. Ama o platforma karşı beni tanıtırken,
sanki yıllarca birlikte kalmışız gibi bir rahatlıkla
beni tanıtıyor. O zaman, Önderliğin hafıza zenginliği ve
insana gösterdiği özel ilginin karşısında şaşacaktım.
Şaşacaktım çünkü o yıllarca önce yazdığımız raporların
içeriğini de bilecekti.
Ben yönetimde yer
alıyorum, ancak eğitimlerde-özelde teorik
olanında-kaçıyorum. Pratik işlere koşturuyorum. Askeri
eğitimin pratik yönünü veriyorum. İlişkilerim özelde
bayanlara karşı çok dardır. Siyasi tartışmalara
girmiyorum. Bu durumumu gören Önderlik bir gün bana
hitap ederek bak bu kız Avustralya da büyümüş ve
ülkeyi görmemiş, sende ülkeyi görmüşsün ama başka
yerleri görmemişsin. Siz günde 23 saat birlikte kalarak
tartışacaksınız. O ülkeyi tanısın, sende yurtdışını ve
başka kültürleri tanı diyecektir.
Tuhaf değil mi? Önderlik
büyüdüğümüz feodal ortamın etkilerinin bizde yarattığı
geri karakter özellikleri aştırmak için, bir sürü yol
yöntemler uygulayarak bizim gelişmemiz için her yolu
deniyor.
Artık ayrılık günü gelip
çatıyor. Sözleşmeler başlıyor. Bana nereye gitmek
istiyorsun diye sorduğunda ben, Şirvana
diyeceğim, o, neden orası diye yine soracak,
ben ise, orada şehit düşen yoldaşların intikamını
almak için gitmek istiyorum diye cevap vereceğim.
Söz vermeye geçiyoruz.
Önderlik sakın ha sakın mayına basma, taşlara
basarak yürü diyecektir.
Biz Mahsum Korkmaz
akademisinde ayrılıyoruz. Önderlik bizimle ta Şam yoluna
kadar iniyor. Uzun bir mesafedir. Önderlik her grupla bu
uzun yürüyüşü yapıyordu. Çünkü gidenler onun
yoldaşlarıydı. Onun öğrencileriydi. O onlar için vardı.
Vedalaşırken Önderlik
gidiyorsunuz beni yine burada gurbette bırakıyorsunuz
dedikten sonra birçok arkadaş gözyaşlarını tutamıyor.
Ağlamaya başlıyor. Çünkü biz Önderliği buraya
tarzımızdan dolayı mahkûm etmiştik. O zaman mutlaka daha
gelişkin bir çalışma yürüterek Önderliği ülkeye
getirmeye söz verecektim.
Ülkeye geldik.
Haftaninden Cudiye geçerken Elcane de karakol etrafına
döşenen mayınlarına basan bir arkadaşı almaya gidiyorum.
Bu kez mayınlar bende patlıyor ve ayağım gidiyor.
Arkadaşlar bizi tekrar
geri Haftanine getiriyorlar. Suriyeye göndermek
istediklerinde ben gitmek istemiyorum. Ret ediyorum,
çünkü önderliğe verilen sözler ve önderliğin sakın
ha sakın mayına basma, taşların üzerinde yürü ve beni
yine gurbette diye talimatı ve sözü vardır. Ve bu
talimatın gereklerini yerine getirmeden geri nasıl
gidecektim. Doğrusu utanıyordum.
Ancak bizi buna rağmen
Suriyeye gönderdiler. Önderlikle Halepte arabaya
binerken karşılaştık. Bir merhaba dedi ve Şama kadar
bizimle konuşmadı. Eve vardığımızda benimle diğer
ayağında mayın patlayan arkadaşı çağırarak konuştu. Bizi
önce eleştirdi ben size demedim mi mayına basmayın,
taşlara basarak yürüyün diye. Bizim eleştiriye
verecek cevabımız tabii ki yoktu. Önderlik haklıydı.
Birde o kadar eğitim ardından kalkıp böylesine ağır
yaralanmak bizi zorluyordu. Bunu önderlik görmüş
olmalıdır ki, önderlik üzülmenize gerek yok
yapılacak o kadar iş var ki. Bir sürü siyasal çalışma ve
eğitim çalışmaları var. Önce kendi tedavinizi görün ve
sonra da hızla yapabileceklerinizi yaparsınız
diyerek moral vermeye çalıştı.
Önderlik budur. Hem tüm
doğruları ve gerçekleri saklamadan aleni söylemek, hem
de yapabileceklerimizin yol haritasını çizerek moral
aşılayan bir güç kaynağıdır.
Şu iyi bilinmelidir;
önderlik insanı yükseltmesini her zaman en iyi bilen
olmuştur. Bizim de yapacağımız bu yaşam, tavır ve
davranış karakterini kendimize ekmemizdir.
|