****   www.ygk-info.com   ****

Ana Sayfa

     
 
  “MAYINA BASMA, TAŞLARA BASARAK YÜRܔ                                         BAŞKAN APO’YLA BİR ANI


“MAYINA BASMA, TAŞLARA BASARAK YÜRܔ

BAŞKAN APO’YLA BİR ANI

07.06.2008


 

ZEYDİN OMYANİSİ

 

Yıl 1991–1992 kışı. Önderlik sahasına geçiyorum, ilk kez Önderliği göreceğim. Eski devre bitmek üzere, yeni devre başlamak üzeredir. O zamana kadar önderlikle diyaloglarımız olmamıştır.

Yeni devre için yönetim belirlenecektir. Önderliğin bulunduğu ortam her zaman en aleni olandır. Şeffaftır. Yönetimler atamayla yapılmaz. Seçimle ve arkadaşların önerisiyle yapılır. Sadece bir iki tecrübeli ve örgüt merkezinde yer alan arkadaş doğalında yönetimlerde yer alır. Diğerlerini yapı belirler. Hani herkese göre en merkezi örgüt, parti merkezinin bulunduğu yerde işte böyle yönetimlerini seçmektedir.

Çok sayıda arkadaş yönetim için öneriliyor. Bende öneriliyorum. Önderlik yapı tarafından önerilen arkadaşları, yapının önüne çıkararak kendilerini tanıtmalarını istiyor. Her arkadaş geçmişini, pratiklerini ve tabii nereli ve kim olduğunu dile getirerek kendini tanıtıyor. Sıra bana geldiğinde, ben başlamadan Önderlik yerime, beni tanıtmaya başlıyor. Ve “Zeydin arkadaş 1985 katılımlı, Botan ve Garzan eyaletlerimizde kalmış, Botanlıdır, pratik tecrübesi var ancak partiyi tam tanımıyor” diyerek beni tanıtıyor. Ve en çok oy, arkadaşlarca yönetime seçilmem için bana veriliyor.

Tuhaf olan nedir biliyor musunuz? Ben o güne kadar Önderlikle konuşmuş değilim, tartışmamışız. Ama o platforma karşı beni tanıtırken, sanki yıllarca birlikte kalmışız gibi bir rahatlıkla beni tanıtıyor. O zaman, Önderliğin hafıza zenginliği ve insana gösterdiği özel ilginin karşısında şaşacaktım. Şaşacaktım çünkü o yıllarca önce yazdığımız raporların içeriğini de bilecekti.

Ben yönetimde yer alıyorum, ancak eğitimlerde-özelde teorik olanında-kaçıyorum. Pratik işlere koşturuyorum. Askeri eğitimin pratik yönünü veriyorum. İlişkilerim özelde bayanlara karşı çok dardır. Siyasi tartışmalara girmiyorum. Bu durumumu gören Önderlik bir gün bana hitap ederek “bak bu kız Avustralya da büyümüş ve ülkeyi görmemiş, sende ülkeyi görmüşsün ama başka yerleri görmemişsin. Siz günde 2–3 saat birlikte kalarak tartışacaksınız. O ülkeyi tanısın, sende yurtdışını ve başka kültürleri tanı” diyecektir.

Tuhaf değil mi? Önderlik büyüdüğümüz feodal ortamın etkilerinin bizde yarattığı geri karakter özellikleri aştırmak için, bir sürü yol yöntemler uygulayarak bizim gelişmemiz için her yolu deniyor.

Artık ayrılık günü gelip çatıyor. Sözleşmeler başlıyor. Bana “nereye gitmek istiyorsun” diye sorduğunda ben, “Şirvan’a” diyeceğim, o, “neden orası” diye yine soracak, ben ise, “orada şehit düşen yoldaşların intikamını almak için gitmek istiyorum” diye cevap vereceğim.

Söz vermeye geçiyoruz. Önderlik “sakın ha sakın mayına basma, taşlara basarak yürü” diyecektir.

Biz Mahsum Korkmaz akademisinde ayrılıyoruz. Önderlik bizimle ta Şam yoluna kadar iniyor. Uzun bir mesafedir. Önderlik her grupla bu uzun yürüyüşü yapıyordu. Çünkü gidenler onun yoldaşlarıydı. Onun öğrencileriydi. O onlar için vardı.

Vedalaşırken Önderlik “gidiyorsunuz beni yine burada gurbette bırakıyorsunuz” dedikten sonra birçok arkadaş gözyaşlarını tutamıyor. Ağlamaya başlıyor. Çünkü biz Önderliği buraya tarzımızdan dolayı mahkûm etmiştik. O zaman mutlaka daha gelişkin bir çalışma yürüterek Önderliği ülkeye getirmeye söz verecektim.

Ülkeye geldik. Haftanin’den Cudi’ye geçerken Elcane de karakol etrafına döşenen mayınlarına basan bir arkadaşı almaya gidiyorum. Bu kez mayınlar bende patlıyor ve ayağım gidiyor.

Arkadaşlar bizi tekrar geri Haftanin’e getiriyorlar. Suriye’ye göndermek istediklerinde ben gitmek istemiyorum. Ret ediyorum, çünkü önderliğe verilen sözler ve önderliğin “sakın ha sakın mayına basma, taşların üzerinde yürü ve beni yine gurbette” diye talimatı ve sözü vardır. Ve bu talimatın gereklerini yerine getirmeden geri nasıl gidecektim. Doğrusu utanıyordum.

Ancak bizi buna rağmen Suriye’ye gönderdiler. Önderlikle Halep’te arabaya binerken karşılaştık. Bir merhaba dedi ve Şam’a kadar bizimle konuşmadı. Eve vardığımızda benimle diğer ayağında mayın patlayan arkadaşı çağırarak konuştu. Bizi önce eleştirdi “ben size demedim mi mayına basmayın, taşlara basarak yürüyün” diye. Bizim eleştiriye verecek cevabımız tabii ki yoktu. Önderlik haklıydı. Birde o kadar eğitim ardından kalkıp böylesine ağır yaralanmak bizi zorluyordu. Bunu önderlik görmüş olmalıdır ki, önderlik “üzülmenize gerek yok yapılacak o kadar iş var ki. Bir sürü siyasal çalışma ve eğitim çalışmaları var. Önce kendi tedavinizi görün ve sonra da hızla yapabileceklerinizi yaparsınız “ diyerek moral vermeye çalıştı.

Önderlik budur. Hem tüm doğruları ve gerçekleri saklamadan aleni söylemek, hem de yapabileceklerimizin yol haritasını çizerek moral aşılayan bir güç kaynağıdır.

Şu iyi bilinmelidir; önderlik insanı yükseltmesini her zaman en iyi bilen olmuştur. Bizim de yapacağımız bu yaşam, tavır ve davranış karakterini kendimize ekmemizdir.

 

 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com