|
KASIM ENGİN
Devrimcilik sert
bir meslektir. Belki de dünyanın en sert mesleği.
Biz Kürdistanlı
devrimciler devrimciliği ilk önceleri çeşitli halkların
kahramanlık sergileyen militanlarından öğrendik. Rus
devrimcileri bizi çok etkilemişlerdir. Hele hele devrim
sonrası yazılan edebiyatları bizi sarıp sarmalamıştır.
Bir Çeliğe Su
Verildi romanı bizim nasıl olmamız gerektiğinin
yolunu çizmiştir. Saat 13'te Sayın Generalim
romanı sınıf kavgasını bize aşılamıştır. Bir Moskova
Önlerinde ki kitap savaşa ve eğitime yaklaşımımızı
bilemiştir.
Bize etkileyen bir
Vietnam devrimi vardır. Halen Vietnam Savaşıyor
kitabı bir klasik yapıttır. Saygon Direnişi
ayrı bir etkileyendir. Bizi Çin devriminin Kızıl
kayalıkları ile Maonun çeşitli eserleri hep
etkilemiştir. Seni Halk Adına Mahkûm ediyorum,
Komiser Memo, Dağdan Kopan Ateş, Bolivya
Günlüğü, Paris Düşerken ve nice daha
değerli roman ve yapıt bizi zamanında oldukça büyük
motive etmiştir.
Biz tüm
okuduklarımızda öğrendik ki devrimcilik sert bir
meslektir. Ve öncelikle toplumun malı olmak için
ailenden uzaklaşacaksın. Dava uğruna son derece resmi
olacaksın. Her şey dava içindir diyerek benliğimizi
davanın içerisinde eritmeyi esas aldık. Sonraları
örgüte irademi teslim ediyorum, örgüte aittim, irademi
tabii kılıyorum cümleleri hep böylesine bir
devrimciliği esas aldığımızın kanıtlarıdır.
Biz biraz sert
devrimciler olmak isterken en kolay olanı aileden
uzaklaşmaktı. Aileye karşı resmi olmaktı. Toplumun
selamları yerine kendi selamlaşmamızı yerleştirmemiz
esasta var olan topluma bir rest çekişti.
Belki bunlar güzel
şeylerdi. Yeniyi yaratmak için eskiyi yıkmak elbette
önemliydi. Ancak eski denilenin içerisinde güzel
şeylerinde olacağını hesabını yapmadan, eski olana hep
karşı durduk.
Hatırlıyorum Avrupa
yıllarımda partiye yakınlıkduyar duymaz selamlarımız
değişti. Daha sert ve içtendi. Giyimlerimiz daha tutucu
olmuştu. Yiyişlerimiz dervişlerinkine dönmüştü. Dilimiz
keskinleşmişti. Ara formüller yoktu. Ya siyah ya beyazdı
çözümler.
Yine hatırlıyorum madem
geldik saflara o zaman bu aileden ilk elden uzak
durmamız gerekir dedik. Salt demedik, aynı zamanda
bunu yaptıkta. Yıllarca aileye selam kelamı kestik. Hani
biz artık halkın malıydık, halka aittik. Hâlbuki ailede
halktan insanlardı. Her nedense buna çok dikkat etmedik.
Ben tüm partinin
böyle olduğunu biliyordum. Yani ne kadar aileden
uzaklaşmışsan o kadar devrimcisin di benim için
devrimcilik. Ben bu ilkeyi kendime esas almışken ve
böyle yaşamayı planlamışken şok olduğum bir iki durumu
görecektim.
Avrupadayız.
Platformlar var. Platformda ailesinden kaçıyor ve
ailesini bize düşman edecek diyerek eleştiri
almıştım. Platform ve divanın kararıyla ben toplantıda
çıkar çıkmaz aileme gidecektim, yani ailemi ziyaret
edecektim. Ve ben toplantı sonrası partinin verdiği
parayla direk ailemin yanına gittim ve onlara söylediğim
sanmayın ki ben kendim geldim, parti gönderdi bende
uymak zorundayım diyerek esasta partinin neden
gönderdiğini anlamayacaktım.
Ben sonraları
Ortadoğuya Mahsum Korkmaz Akademisine gidecektim. Orada
rüyalarımı süsleyen Başkan Apoyla karşılaşacağım. Bir
müddet kaldıktan sonra önderliğin yabancı dilden
tercümanlığını yapıyorum.
Bir gün önderlik sen
ailene mektup yazmışmısın dediğinde ben şoke
olacağım. Ben Avrupa da ki partili yoldaşların beni
aileye gönderdiklerinde yanlış yaptığını düşünmüştüm.
Burada bizatihi önderlik aileme mektup yazmamı
istiyordu. Ben yazmamışım dedikten sonra
önderlik hemen git bir mektup yaz, benim de
selamlarımı söyle. Ayrıca birde resmini gönder
diyecekti. Bende böylece aileme ilk kez bir mektup ve
önderlikle çekilmiş bir resmimi aileme gönderecektim.
Arada yıllar
geçmiş. Yıl 1994 ben Şamda önderliğin yanındayım. Yine
tercümanlık yapıyorum. Bir ara sahi sen aileye
pratikten geldikten sonra mektup, resim gönderdin mi?
diye sorduktan sonra Peki, telefonlar görüştün
mü? Ben hayır Başkanım dediğimde, hem
kızacak hem de hızla bu söylenenleri telafi etmemi
isteyecekti.
Evet, Başkan Apo
şartlar ne olursa olsun bir devrimcinin ailesini devrime
katması gerektiğini hep savunmuştur. O bir devrimcinin
ilk görevinin ailesini kazanmak olduğu belirtmiştir. Bir
devrimci elinde geleni yapmalı, yok eğer aile tüm bu
söylenenlere rağmen halen düşman saflarında yer alıyorsa
o zaman bu bağın kopartılmasına izin vermiştir.
Özcesi biz ve
önderlik hep biraz ayrı durduk. Bugün yüzlerce şehit
yoldaşın bilgileri elimizde yok. Bu ailelerimizi çok
zorlamaktadır. Nedeni ise o klasik devrimci kültürüyle
bağlantılıdır. Eğer Başkan Aponun söylediklerini yapmış
olsaydık, binlerce aile hep bizim aileler olarak
kalacaktı.
Ne var ki Başkan
Apoya rağmen biz kendi klasik, sığ ve dogmatik
yaklaşımlarımızı doğru bularak ailelerimizin
kazanılmamasına yol açtık. Ve maalesef bu fatura partiye
ve Önderliğe kesilmektedir.
Kendi deneyimimden
yola çıkarak söyleyeceklerim; Başkan Apo her zaman
ailelerimizin kazanılmasına önem vermiştir. Klasik ve
dogmatik olan tarzı hep yermiştir. Eleştirmiştir. Ve
daha kapsayıcı bir tarzın oturtulması için elinden
geleni yapmıştır.
Dediğim gibi
Önderliğe rağmen önderliğin benimsemediği kuru dogmatik
tarz kabul edilen tarz olmuştur. Hâlbuki önderlik
felsefesi gereği kapsayıcıdır. Bir yerlerde bir savaşçı
almışsa orada o savaşçının eliyle aracılığıyla daha
geniş kitlelere ulaşmayı her zaman ilke edinmiştir.
İşte önderlikle
aramazda başka bir çelişkide bu aileyi kazanma hususu
olmuştur.
|