| |
İSTANBUL -
Öcalan, "AKP, ya mevcut durumunu korumaya çalışacak,
böylece CHP ve MHP gibi marjinalleşecek ya da
demokratikleşecektir. Mevcut durumunu korursa ömrü beş
ay veya bir yıldır. AKP, bir yol ağzındadır, bir tercih
yapmak durumundadır" dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla
yaptığı görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre, sağlık durumuna değinen Öcalan,
"Sağlığım aynı, şikâyetlerim devam ediyor. Geniz
akıntısından kaynaklı sesim kısılmış" dedi. Gazetelerin
haftada yedi değil üç dört adet verildiğini anlatan
Öcalan, "Diğer günlerin gazetelerinin niye verilmediğini
bilemiyorum, Bazı dergileri de alamıyorum. Birikim
Dergisini sekiz yıldır alıyordum ama son dönemlerde
vermiyorlar, keyfidir, bunlarda bir sakınca yok, yasal
dergilerdir ama vermiyorlar. Taraf Gazetesini bugüne
kadar sadece bir adet aldım, arada Şafak gazetesini
aldım. Verdikleri gazetelerin Newrozla ilgili
kısımlarını sansürleyip vermişlerdi, Newroz
fotoğraflarını kesmişlerdi gazetelerden. Bunun mantığı
şu; gazetedeki Newroz resimlerini görerek güya bununla
moral bulacakmışım, bunu engelliyorlar. Benim moral
değerlerim gazetede çıkan birkaç resme bağlı değil, daha
derindir." diye konuştu.
BEYAZIT: YEZİDİN BABASI MANASINDADIR
Yahudilerin tarihsel arka planını değerlendiren Öcalan,
şöyle devam etti: "Demos, biliyorsunuz halk sevgisi
demektir. Demos, Demokrasi, yeni savunmalarımda da
işledim. Tarihte İbrani kabileleri vardır. Yahudiler de
iki kola dayandıklarını söylüyorlar. Bir kolu
Firavunların bulunduğu Mısır ki Musa buradan geliyor.
Diğeri Nemrut'un bulunduğu bölge, İbrahim buradan
geliyor. Yahudiler her iki kola da dayandıklarını
söylüyorlar. Yahudilerin tarihteki rolünü de incelemek
gerekiyor. İbrani kabilelerini de incelemek gerekiyor.
Yahudi toplulukları tarihte çeşitli yerlere
dağılmışlardır. Tarihte Yahudilerle ilgili iki büyük göç
vardır. Bir tanesi 1391'deki göç, diğeri de 1492'deki
Yahudilerin İspanya'dan göçüdür. 1492'de Yahudiler
İspanya'dan çıkarılınca Bayezıt döneminde Osmanlı
Devleti onları kabul ediyor. Niçin kabul ettiklerini de
incelemek gerekiyor. Hafsa Sultan da Yahudi"dir, onlara
müthiş yardım etmiştir. Aslında bu yardımı her iki
tarafın ittifakı şeklinde anlamak lazım. Bayezıt ismi de
-pek kimse dikkat etmiyor- Eba Yezit'ten -Yezit'in
babası- geliyor."
YAHUDİLER OSMANLI YÖNETİMİNDE ETKİNDİ
Öcalan, şöyle devam etti: "Kanuni Sultan Süleyman'ı da
bu kadar yüceltmelerinin nedeni 'Süleyman Peygamber'den
dolayıdır. Kanuni, en büyük oğlunu, Şehzade Mustafa'yı,
idam ettiriyor. Şehzade Mustafa, yetenekli, kudretli bir
şehzade ve kendisinden sonra padişah olabilecek tek
kişidir. Ama bir Polonya, Leh kökenli Hürrem Sultan,
Mustafa kendi oğlu olmadığı için Mustafa'yı Kanuni'ye
boğdurtuyor, bu yolla kendi oğlu Sarı Selim'i padişah
yapmak istiyor. Hürrem'in Mustafa'yı boğdurtması büyük
bir olaydır. Bu kadar etkilidir yönetimde. İktidar için
babasına oğlunu öldürtüyor. Osmanlı'da şehzadelerin
öldürülmesi Fatih'ten beri devam etmiş, birçok padişah
kendi oğlunu boğdurtmuş, hatta bir padişah on yedi
oğlunu boğdurtmuştur. Yahudiler 1650'lerde Yahudi
topraklarıyla ilgili, Yahudilerin ana toprağı
Hollanda-Amsterdam, İngiltere-Londra mı olsun, yoksa
Anadolu toprakları mı olsun tartışmasını yapıyorlardı.
Avrupa'da Osmanlı'da da yönetimde önemli etkili
kademelerde görev alıyorlardı. Bu tarihten sonra da bir
Türkçülük geliştirdiler, kendilerine göre bir Türkçülük
anlayışı."
FRANSIZ MİLLİYETÇİLİĞİ KATIDIR
Yakın çağ milliyetçiliğini de değerlendiren Öcalan, şu
hususlara dikkat çekti: "Burada paranın gücü de önemli.
16. yüzyıldan itibaren paranın gücü çok gelişmiş ve
siyasetin ve askeri güç kadar olmuş hatta onlardan daha
fazla bir etki de doğurmuştur. 16. Yüzyılda
milliyetçilik inşası yaşanmıştır. Bu milliyetçilik
inşasında Hollanda ve İngiliz milliyetçiliğinin rolü
büyüktür. Önce Hollanda da ortaya çıkmış sonra
İngiltere'de. İngiltere daracık bir adada sıkıştırılmış
bir haldedir o zamanlar. Bu İngiliz milliyetçiliğine
karşı Fransız milliyetçiliği gelişmiştir, Fransa, katı
bir ulusçuluğu geliştirdi. Hollanda ve İngiliz
milliyetçiliği güçlü fakat biraz daha esnek bir
ulusçuluktur. Fransız milliyetçiliği-ulusçuluğu ise katı
bir ulusçuluktur. Fransa'nın buna karşı çıkabilmesi için
Napolyon bilinen o çıkışını yapmıştır. Bir de İngiliz
milliyetçiliğine karşı Almanlar da katı bir ulusçuluğu
geliştirdiler. 1804 yılında Almanlarla yapılan savaş
var. Bu bir ulus-devlet savaşıdır. Almanlar ulusçuluğa
daha çok sarıldılar, Hegel, ulus-devlet anlayışına
tanrısal bir nitelik kazandırdı. Ulus-devlet
Tanrı-devletinin modernitedeki ifadesidir."
HİTLERİ YAHUDİLER DOĞURDU
"Yahudiler de bu milliyetçiliğin gelişmesinde çok önemli
rol aldılar. Milliyetçiliklere yön verdiler. Halen de
öyledir. Bu nedenle bazıları Yahudilerin dünyayı
yönettiğini söylüyor, hayır bu doğru değil. Dünyayı
kapitalizm yönetiyor fakat Yahudilerle harmanlayarak
yönetiyor. Yahudiler de katı bir Siyonizm geliştirdiler.
Bunu savunan Yahudiler çok. Amerika'da da Avengelistler
var. Bunlar, Yahudilerle birlikte hareket ediyorlar.
Yahudiler bu fikirlerini Almanlara da aşılayarak
Hitler'i doğurdular. Hitler de o bilinen savaşlardan
sonra iflas etti. Yarattıkları bu milliyetçilikler
istedikleri sonuçları yaratmadı, kendilerine geri döndü.
Siyonizm ilk olarak katı bir şekilde İsrail'de
uygulanmak istendi ve muazzam bir savaş gelişti, halen
devam ediyor. Orada başarılı olunamadı, tıkandı. Başka
yerlerde de bu fikirlerini devam ettirdiler. Bu konulara
yeni savunmamda daha detaylı olarak değindim. Ben yeni
savunmamda biraz açmaya çalıştım bu sistemi. Savunma
kitabı olduğundan biraz savunma bağlamında ele aldım,
daha sonra yazacağım kitapta daha da açmaya
çalışacağım."
AKYOL ATATÜRK'Ü DERİNLİĞİNE ANLAMAMIŞ
Öcalan, Türkiye'deki milliyetçilik konusunda ise şu
çarpıcı hususlara dikkat çekti: "Her bölgenin durumuna
göre bir milliyetçilik geliştirdiler ve bu
milliyetçiliklere hâkim oldular. Türkiye'de de
milliyetçiliği geliştirenler Yahudilerdir. Leon Kahun,
Hermann Vambery gibi Yahudiler, Türkçülüğün
teorisyenleridir. Bu Türkçülük Ziya Gökalp ile birlikte
devam etmiş, daha sonra Nihal Adsız, Türkeş, şimdi de
Bahçeli ile devam ediyor. Mustafa Kemal bu tehlikeye
karşı bir süre direndi ama daha sonra onlarla uzlaşmak
zorunda kaldı. İsmet İnönü onlar Mustafa Kemal'i
uzlaşması için zorladılar. Benim Mustafa Kemal'e ilişkin
yaptığım değerlendirmeler geniş tartışılıyordur
herhalde. Şimdi Erdoğan ile Baykal arasında bir Mustafa
Kemal-İsmet İnönü tartışması var. Taha Akyol da 'Hangi
Atatürk?' diyor. Doğrudur 'Hangi Atatürk?' Taha Akyol
biraz anlamış ama derinlemesine değil. Mustafa Kemal
onlarla uzlaştıktan sonra bilinen Türk Dil Kurumu ve
Türk Tarih Kurumu gibi çalışmalara yöneldi, onlarla
ilgili fikirlerini geliştirdi. Menderes de bu
milliyetçiliği, sistemi biraz aşmak, yumuşatmak istedi,
izin vermediler, biraz dışına çıkar gibi oldu, onu da
hemen götürdüler. Bu öyle bir sistem ki bir başbakan,
bir hükümet tek başına bunu aşmaya muktedir olamıyor."
YAHUDİLER KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNE EL ATTI
"Yahudiler, Kürt milliyetçiliğine de el attılar" diyen
Öcalan, şu çarpıcı analizlerde bulundu: "Güney'de de
benzer milliyetçiliği geliştirdiler. Kürt
milliyetçiliğini de orada birleştirme ve kontrol etmeye
çalıştılar, bizim haberimiz bile yok. Bütün Kürtleri
oraya bağlayacaklar oradan da kontrol edecekler. Arap
emirlikleri, Katar gibi bir yer yapmaya çalışacaklar
Güney'i. Para, askeri-siyasi faktörlerden daha önemli
sonuç doğurur. Bunu biliyorlar. Daha önce Londra'da,
Amsterdam'da kurduğu şehirleri dört yüz beş yüz yıl
sonra Suudi'de, Katar'da, şimdi de Güney'de kuruyorlar."
İŞSİZLİĞİ 10 GÜNDE ÇÖZERİM
Türkiye'deki finans ve sermaye tekelleri hususundaki
değerlendirmelerini bu hafta da sürdüren Öcalan,
"Türkiye'deki tekellerin, şirketlerin kar payı konusunda
daha önce bazı rakamlar vermiştim. Tesadüfen Mehmet
Şimşek de daha sonra açıklama yaptı. Şirketlerin beş kat
kar yaptığını -tam 5.4- söyledi. Hemen hemen benim
verdiğim rakamla aynı oran. Yani yüz milyar koyan beşyüz
milyar kar elde etmiş. Bunu bir bakan söylüyor,
muhtemelen doğrudur. Ben şirketler, tekeller konusundaki
bilgilerimi daha da geliştirdim, netleştirdim,
geliştirmeye devam ediyorum. Bunlar bu kadar kar
ederken, halk açlığa ve işsizliğe mahkûm ediliyor.
Bunlar bilinçli bir politikanın ürünüdür. Güneydoğu
Anadolu Projesi dedikleri de böyledir. Kamyonlar
devriliyor, içinde mevsimlik işçiler var, hepsi de bizim
bölgenin insanları. Geçen yine bir kamyon devrilmiş
dokuz işçi ölmüş, her yıl bu şekilde yüzlerce işçi
ölüyor. Urfa'da işsizlik sorunu var diyorlar. Urfa
toprakları on milyon insanı besler, bana fırsat verseler
bu topraklarda on günde işsizlik sorununu çözerim."
şeklinde konuştu.
301'İ ORTADAN KALDIRAMAZLAR
Türkiye'de İki klik olduğu tespitini bir kez daha
yineleyen Öcalan, şunları ifade etti: "Bir tarafta katı
ulusçuluğu temsil eden CHP ve MHP var, diğer tarafta
AKP. MHP'nin milliyetçiliği, Tanrı-Devlet anlayışı gibi
katı bir milliyetçiliktir. İlginçtir, AKP de
Tanrı-Devlet diyor, bu noktada ikisi de aynı düşünüyor.
Ulus-devlet zaten tanrısal kökenlidir. CHP ise Fransız
mason locasına bağlıdır. Fransa'nın eski katı laiklik
anlayışını benimsemiştir. Bu Türklük, daha doğrusu
Türkçülük, yapay Türkçülüktür. Şimdi 301'deki Türkçülük
üzerine tartışıyorlar. 301'i ortadan kaldıramazlar,
değiştirmeye çalışıyorlar, değiştirseler de özünde bir
şey değişmez. MHP ve CHP çok direniyor, kızıyor buna.
Bunların Türkçülüğü, buradaki Türkçülük; Yunus Emre'nin
Türklüğü değil, Mevlana'nın Türklüğü değil,
Karacaoğlan'ın Türklüğü değil, Türkmenlerin Türklüğü
değil, geliştirilmiş yapay bir Türkçülüktür."
HÜRRİYET GAZETESİ TÜRKÇÜLÜĞÜ GELİŞTİ
Türkiye'deki faşizan milliyetçi dalga konusunda her
hafta çarpıcı açıklamalar yapan Öcalan, bu hafta da şu
tarihi doğruları seslendirdi: "Türkiye'de Hürriyet
Gazetesi Türkçülüğünü geliştirdiler. Hürriyet her gün
"Türkiye Türklerindir" diyor. Barzani de "Kürdistan
Kürdistanlılarındır" diyor. PKK'yi de bitiremezler.
Türkiye'ye insansız uçakları satıyorlar, her türlü
yüksek teknik silah veriyorlar, PKK'ye saldırtıyorlar.
PKK içinde kendilerini geliştirecek bir zemin, bir imkân
sunuyorlar. Aslında Amerikanın bu tutumu her iki tarafa
bir tehdittir. Bunu geliştirenler, Türkiye'ye karşı
PKK'yi hazırda tutuyorlar. Tamamen bitirmiyorlar, PKK'yi
bir tampon bölge olarak hazırda bekletiyorlar.
İstediğimizi yaparsan PKK'yi bitirmene yardımcı oluruz,
işte askeri malzeme veriyorlar, uçaklar falan, ama
PKK'yi bitirmelerine de izin vermiyorlar. Türkiye'ye
karşı ellerinde tutuyorlar. "Tavşana kaç tazıya tut"
politikasıdır bu. Daha önce de İngilizler "iti ite
kırdırma" politikası güdüyorlardı. KDP ve PKK de aslında
birdir, birbirinden ayıramazsın. Ben bunu PKK'yi
eleştirmek için söylemiyorum, onlara karşı olduğum için
söylemiyorum, objektif durum budur. İran'a karşı da
PJAK. İran'a bunun üzerinden müdahale etmek
isteyebilirler. İran'ı ya teslim alacaklar ya da
temizleyecekler." Öcalan, "Ankara'da da görüşmeler devam
ediyor. İran-Türkiye ortak operasyon kararı çıkarmaya
çalışıyorlar sanırım ama zor. Amerika'dan dolayı ortak
operasyon olması çok zor, olursa büyük çelişki doğar,
buna izin vermezler, vereceklerini sanmıyorum."
ifadelerine yer verdi.
AKP 5 VEYA BİR YILDA GİDECEK
AKP hakkında açılan davaya değinen Öcalan, "AKP'nin ömrü
de beş ay veya bir yıldır. Artık fazla dayanamaz AKP.
AKP, ya mevcut durumunu korumaya çalışacak, böylelikle
CHP ve MHP gibi marjinal bir hale gelecek ya da
demokratikleşecektir. AKP, beş yıldır kötü, çıkarcı
politikalarıyla halkı idare etmeye çalıştı, dini de
çıkarları için kullandı fakat AKP artık bu
politikalarını devam ettiremez, ne ordu ne Amerika ne de
halk buna izin verir. AKP, bir yol ağzındadır, bir
tercih yapmak durumundadır." şeklinde konuştu.
MİT ORDUYU İKNA EDEBİLECEK Mİ?
MİT Eski Müsteşarı Cevat Öneş'in açıklamalarına değinen
Öcalan, Öneş'le ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:
"Cevat Öneş'in bir cümlesi önemli. O cümle aslında
orduya da bir mesajdır: Katı ulus devleti esnek hale
getirmek gerekir diyor, yani esnek ulusçuluk diyor. Bu
önemlidir, MİT'in raporu da böyle. Peki orduyu ikna
edebilecekler mi? Devleti, Hükümeti ikna edebilecekler
mi? Zor. Ordunun politikaları, Hükümetin politikaları,
Amerika'nın Ortadoğu ile ilgili politikaları buna izin
vermiyor. Amerika, şimdi ne yapacak? Türklerle Kürtleri
çatıştıracaklar, İsrail-Filistin gibi olacak ama ne
olursa olsun bu savaşta Kürtler kaybetmez, kazançlı
çıkar. Kürtler artık bu saatten sonra kaybetmez.
Kürtlerin örgütlü gücü var, imkanları var. Savaşı
kaybeden taraf olmayacak. Türkiye mevcut durumunda ısrar
ederse sonu Irak gibi olur ama ben Türk-Kürt çatışmasını
istemiyorum. Savaşı isteyenler bütün bunlara rağmen
neden gelip benimle konuşmuyorlar? Çünkü benimle
konuşsalar yüzlerindeki maskeler düşecek. Ben bunlara
'maskesiz tanrılar' diyorum. Bunları daha da
çatıştıracaklar. Botan'daki operasyonun sebebi de budur,
orada bir tampon bölge oluşturacaklar. Bunu bilinçli
yapıyorlar. Zaten bir savaş yaşanıyor. Türkiye bu savaşa
girmiştir, bu savaştaki pozisyonunu almıştır. Bunu
anlamak lazım. Hükümete de sesleniyorum; demokratik
gelişme ve çözümler gelişirse halklar kazanır. Ben de
demokratik çözüm için gerekli çabayı gösteririm, buna
gücüm de var. Silahların bırakılmasından bahsediliyor.
Çözüm geliştiğinde neden silahlar kalsın ki. Bizim
istediğimiz Kürtlerin demokratik haklarını tanısınlar,
güvenceye alsınlar. Bu çözüm gelişirse bir günde silah
bıraktırılır."
ALTERNATİF DEMOKRATİK HAREKET GELİŞTİRİLSİN
Öcalan, Türkiye'deki sorunların Alternatif Demokratik
Hareket geliştirilerek çözüldüğünü vurguladı, şöyle
devam etti: "Bütün bunlara karşı Türkiye'de Demokratik
Cumhuriyet Kongresi etrafında barış için bir hareket
geliştirilebilir. Anti-tekel, demokrasi ve barış
ilkeleri etrafında bir hareket gelişebilir. Türkiye'deki
aydınlar, sol çevreler, demokrat çevreler, Alternatif
Demokratik Bir Hareket geliştirebilirler. Hükümet tarzı
olmasa da Hükümete alternatif bir yapı
gerçekleştirebilirler. Bu gelişirse, Türkiye'deki
işsizlik azalır, maaş artar, barış gelişir, Türkiye'de
zulüm durur. Ben bunların hepsi çözülür demiyorum ama
demokratik güçler, yüzde onu aşıp yüzde yirmi oy alırsa
zulmü beş kattan iki kata indirir. Bu hareket,
programatik bir çerçeve belirlese ve ona göre de
çalışırsa, Kürt sorunu, genelde de Türkiye'deki
sorunların çözümünde mesafe alınır. Türkiye'de demokrasi
de barış da gelişir. Söylediğimiz şudur, demokratik
uzlaşı, barıştır. İyi çalışılırsa önemli yol kat
edilebilir. Ben Demokratik Siyaset Akademisi'ni
önermiştim. Bu konular orada da tartışılıp
geliştirilebilir. Bu akademi kurulup çalışmalara
başlanabilir. Bu önemli bir ihtiyaçtır."
KÜRDİSTAN'DA SINIRLARI KALDIRDIM
PKK'nin 70'li yıllarını da değerlendiren Öcalan, "Ben
otuz yıl önce de 1970'lerin ortalarında bu mücadeleyi
geliştirmek istediğimde DDKO, KUK, Ala Rızgari gibi
birçok engel çıkardılar karşımıza. Baktım ki bu
örgütlerin hepsi bir şekilde bir yeri tutmuş, bunun
gelişmesi için engel. Bu örgütlerin her biri bir yeri
tutmuş, birisi Urfa-Bingöl hattının doğusuna geçemezsin
diyordu, ben zorlayıp geçtim. Öteki bir taraftan
Hakkari'yi tutmuş burayı geçemezsin, birisi sınırı
geçemezsin, öteki burayı geçemezsin, şurayı geçemezsin
diyordu. Ben de hayır, sınırlar kalkmalı her yere
geçebilmeliyiz, gelişebilmeliyiz dedim, onları zorladım,
sınırları aştım." dedi.
BARIŞ GELİNİ PİPA'YI ANIYORUM
Barış gelini Pippa'nın Türkiye'de katledilmesi utancına
değinen Öcalan, şunları vurguladı: "Benim daha önce
kadın ve tecavüz kültürü konusunda söylediklerimi bu son
olay, barış gelini Pippa olayı da sembolik olarak
doğruladı. Beyaz gelinlik giymişti. Ben daha önce de
söylemiştim; gelinlik değil kefen aslında. Bu sadece bir
olaydır, her gün bunun iki katı olay yaşanıyor ve her
gün iki kat tecavüz yaşanıyor. Bu vesileyle Pippa'yı da
anıyorum." Cezaevinden kendisine gönderilen mektuplar
olduğunu anlatan Öcalan, "Cezaevi'nden bana gelen
mektuplar var. Bazı mektuplarda Önder, Kürt Önderi, gibi
kelimeler geçtiği için vermiyorlar ya da sansürleyerek
veriyorlar. Cezaevindekiler bazı konularda güzel
mektuplar yazıyorlar, bazı konularda iyi
yoğunlaşıyorlar. Cezaevlerinin böyle derinleşmesi güzel.
Bu çalışmalarını devam ettirebilirler. Sanıyorum şimdi
Uşak Cezaevi'nde kalan Türkan İpek, bana zaman zaman
mektupları geliyor, Avrupa'da kalmıştı, oranın kültürünü
de biliyor. Bu iki kültürü harmanlayarak bu barış gelini
olayını romanlaştırabilir.
SEVGİ İÇGÜDÜSELLİĞE DEĞİL ANLAMA DAYANMALI
Kendisine gönderilen mektuplarda sevgiye değinildiğini
kaydeden Öcalan, sevgiye dair şu çarpıcı analizlerde
bulundu: "Bana gelen mektuplarda bana olan sevgilerinden
söz ediyorlar. Öyle salt sevgiyi önemli bulmuyorum, bu
geliştirmez. Ben küçüklüğümden beri de bu sevgi tarzına
karşıydım. Bu sevgi tarzını kabul etmedim. Salt sevgi,
anlamaya dayanmayan sevgi içgüdüseldir. Anne sevgisi de
içgüdüye dayalıdır. Anne sevgisini önemli buluyorum ama
sevgi sadece içgüdüye dayanmamalı. Hayvanlar da içgüdüye
dayalı olarak birbirini seviyorlar. Bir kuş bile annelik
güdüsüne sahiptir, yavrularını içgüdüsel olarak sever.
Sevgi anlamaya dayanmalıdır, anlamaya dayalı olursa
anlamlıdır. Ben de anlamlı sevgi diyorum. Beni
anlıyorsanız, benim fikirlerimi anlıyorsanız bu benim
için önemlidir. Beni sevmek benim fikirlerimi anlamaktan
geçer. Beni anlıyorsanız, anlamaya çalışıyorsanız,
kavrıyorsunuz bu çok anlamlı olur. Sevgi, anlamaya
dayalı olmalıdır, anlama nedir? Bu da felsefeye girer.
Felsefe nasıl yapılır, nasıl öğrenilir, bunun için de
sosyolojiyi çok okumak gerekir, her şeyin de tarihini
bilmek gerekir. Sosyolojiyi tarihi perspektiften,
felsefeyi tarihi bir perspektiften okumak gerekir, her
şeyi tarih penceresinden bilmek gerekir. Bugünü anlamak
tarihi çok iyi bilmekten geçer. Yol arkadaşlığına,
anlamaya dayalı sevgi anlamlıdır. Kadınlar bunu
başarabilirlerse o zaman kadın olarak da, tanrıça olarak
da, aşk öğesi olarak da insan olarak da sevilebilir.
Anadolu'da Kıbela (Kibele), Mezopotamya'da İnanna,
İştar, Star mitolojide Tanrıça kadınları temsil ediyor."
KADINLAR KENDİLERİNE GÜVENMELİ
Öcalan, kadın olgusu konusunda ise şu görüşleri ifade
etti: "Ben kadın konusunu kavrıyorum, önceki
kitaplarımda değindim, bu konuyu yine yazmaya devam
edeceğim. Kadınların beni takip ettiklerini biliyorum.
Kadınlar, kendilerine güvenmeliler, kendilerini yeterli
görebilirler. Erkeklerden de çok şey ummamak gerekir.
Kendini feodal kişilikten, ilişkilerden arındırmamış,
kurtaramamış her kişiye, kişilere -bu ben olsam dahi-
yaklaşmayın, bu kişilerden uzak durun. Bir erkek kendini
bu feodal ilişkilerden, kişilikten arındırmışsa,
anlamaya dayalı, yol arkadaşlığına dayalı kendini
geliştirmişse o erkeği kabul edebilirsiniz,
sevebilirsiniz. Bu sevgiye kimi Peygamber sevgisi, kimi
Tanrı sevgisi diyor. Kadınlar barışın gelişmesinde rol
alabilirler. Kayapınar'da kadınların açtığı bir Park
var. O parktan yola çıkarak başlangıç yapabilirler.
Kadınlar için Özgür Kadın Demokratik Siyaset
Akademisi'ni kurabililer. Bu akademi üzerinden kadın
bilincini geliştirerek çok sayıda kadını eğitmeliler.
İlimcilik, dincilik, cinsiyetçilik ve milliyetçilik, bu
dördünü de tehlikeli görüyorum, bunlardan uzak
dursunlar. Cinsiyetçilik temelinde değil, özgürlük
temelinde yapacakları çok şey var, hepsine selamlarımı
sunuyorum, başarılar diliyorum. Bizim bir demokratik
cumhuriyet projemiz var. Bu projenin gerçekleşmesi için
kadın milletvekillerinin çalışmaları anlamlı olur."
TÜM HALKIMIZI SELAMLIYORUM
Öcalan sözlerini şöyle tamamladı: "Suriye'deki,
İran'daki, Irak'taki, Rusya'daki, Avrupa'daki halkımıza,
kutlamalara katılan herkese selamlarımı iletiyorum.
Kendi yerellerine özgün örgütlenmelerini
geliştirebilirler. Avrupa bunu kısmen yapmış ama daha da
geliştirip derinleştirmeliler. Kürtler her yerin
özgünlüğüne göre örgütlenebilirler. Benim KCK sistemi
ile ilgili görüşlerim daha önce açıklanmıştı, biliniyor.
Karl Popper'ın 'Tarih Nedir' kitabını, Yahudi Tarihi ile
ilgili birkaç kitap ve Dünya Sistemi kitabını okumayı
düşünüyorum. Halkımızın moral motivasyonunun iyi
olduğunu tahmin ediyorum. Tüm halkımızı selamlıyorum."
ANF NEWS AGENCY |
|
|
|
|