Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


DOĞUŞ

                                            

Birey olarak insanların, halkların yaşamlarında bazen çok önemli doğuşlar gerçekleşir. İnsanı insan yapan asıl bu doğuşlardır. Yoksa biyolojik doğuşlar gerçek anlamda doğuş olmadığı gibi biyolojik ölümlerinde gerçek ölüm olmadığını insanlık tarihi bize çokça göstermiştir. Bir bitki, bir hayvan ya da herhangi bir canlıda doğar, -kısa veya uzun bir süre- varlık gösterir ve gider yani ölür. İnsan olmanın gereği ya da insan olmanın şartı doğup, biyolojik olarak varlık göstermek değildir. İnsan olmanın şartı gerçek doğumlar yaparak, gerçek doğuşlara gitmektir.

Biyolojik olarak doğuşlarımız kendi özgür irademiz, bilincimiz ve tercihlerimizle gelişmez. Ancak gerçek doğuşlar birey olma insan olmanın gereği özgür iradeyi, düşünceyi bilinçli bir tercihi gerektirir.

Herkes yaşamında böyle doğuşlar gerçekleştirebilir mi? Belirlenen, verili bu sistemde, böyle bir toplumsal gerçeklik içinde bireylerin gerçek doğuşlar yapması çok zordur, nadir gerçekleşir.  ‘ot gibi insan, ot gibi adam’ sözü ot gibi dünyaya gelip insan olmanın gerekliliği ve sorumluluğuyla yaklaşmayıp bu dünyada bir iz bırakmadan ot gibi bir gidişi, bir ölümü yani gerçek ölümü ifade ediyor. Aslında genelde insan, yaşamında anlam gücü oranında bazı doğuşlar yapma hayali ve özlemini yaşar bu insan olmanın belirtileri ve gereğidir. Ancak bu durum kendi başına büyük doğuşlara yol açmaz. Hata bazı insanlar kendi çapında bazı doğuşlar da gerçekleştirebilir.  Ancak bazı doğuşlar vardır ki kendi şahsında bir halkın, hata insanlığın doğuşuna yol açabilir. Bir toplumu hayvanlar ya da bitkiler topluluğundan ayıran böyle doğuşlardır. Böyle doğuşlar insan topluluğunu diğer canlı topluluklardan ayırıp toplumsallaştırır. Bu büyük doğuşları gerçekleştiren bu büyük insanlar halklara ve insanlığa mal olurlar. İnsanlık kendi doğuşunu bu doğuşlarda görür.

Evrendeki tüm doğumlar-doğuşlar çok sancılı ve acılı gerçekleşir. Her doğuş kendisiyle birlikte yeniyi özleneni ve umudu getirdiği inancıyla doğuşun kolay ve rahat olmadığı bilinse de bu doğuşların acılarına, sancılarına bilinçli katlanılır. Biyolojik doğumlarımız da bu gerçeği yansıtmıyor mu?   Bunu en fazla anlayan doğuran emek veren analarımız bilir. Bir ana bir çocuğu doğurmanın dünyaya getirmenin acılarını, sancılarını bilmesine rağmen özlemini umudunu, geleceğini kendinde gerçekleştiremediklerini onda yaratmanın heyecanı coşkusunu onurunu yaşamak için bu acılara katlanır.

Biyolojik doğuşlarımız dahi bu kadar sancılıyken gerçek doğuşların da çok daha fazla sancılı acılı ve bedeli gerektirt ireceğini biliyoruz. İnsanlık tarihi bu büyük doğuşların acıları ve bedelleriyle doludur. Daha yakın kendimizden biliyoruz ki Kürt halkı olarak kendi doğuş ve diriliş sürecimizde büyük acılar, bedeller fedakârlıklarla dolu bir mücadele gerçekliğini yaşadık halen yaşıyoruz. İnsanlaşmanın, özgürlüğün büyük doğuşlarla gerçekleştiği bu doğuşların da bedelsiz ve acısız olmayacağı şeklinde insanlık tarihi öğretici derslerle doludur.

Kürt halkı ve kadınlar olarak insan olma halk olma vasıflarımızı yitirmiş, dolayısıyla inkâr edilen, yok sayılan, insan olarak halk olarak varlık gösteremeyeceğimiz pozisyondaydık. Başkan APO kendi şahsında yarattığı büyük doğuşla bir halkı doğurttu, diriltti, can verdi. Onun için bugün milyonlar  ‘Başkan APO’nun doğuşu Kürt halkının doğuşudur, kadının doğuşudur, bizim doğuşumuzdur’ diyerek kendi büyük doğuşunu dirilişini kutluyor. Milyonlar bunu belirtiyorsa bu söylem ezbere- kendiliğinden söylenen, sloganvari bir söylem değildir. Bu büyük doğuşu halk olarak, kadın olarak kendi doğuşumuz olarak görmenin çok derin ideolojik-felsefi boyutları vardır Yine yaşamsallaşmış pratikleşmiş boyutları vardır. Daha düne kadar kürdün ölümünü, yokluğunu kader olarak görüp ölüm uykusunda ve sessizliğinde olan bir halktan yeniden doğan görkemli ve onurlu bir halkın diriliş manzaralarına bugün bütün dünya ve insanlık tanık oluyor.

Kürt kadını bugün üzerindeki ölü toprağı silkeleyerek,  kendi doğuşunun sancılarıyla birlikte kendi kökleriyle özüyle buluşmanın heyecan ve coşkusunu yaşıyor.   Kadın olarak karartılmış, çarpıtılmış, unutturulmuş kendi tarihimizle hakikatimizle buluşmanın gücünü önderlikten alarak kendimizi bulma yolculuğuna girdik. Bu gün kadın özgürlük mücadelesinde Kürt kadını ideolojik doğrultusuyla, örgütlülük düzeyiyle en dinamik güçtür. kadının bu doğuşu ona öncülük yaptıracak bir doğuştur.

Biz kadınlar başta olmak üzere Kürt halkı, kendisine APOcuyum diyen her birey önderliğin özgürlüğünü kendi özgürlüğümüz doğuşunu kendi doğuşumuz olarak görmenin derin anlam gücünü,  ideolojik-felsefik boyutlarına anlam verdiğimiz oranda kendimizde bu doğuşlara anlam verebilir, gerçekleştirebiliriz.

 Önderliğimizin doğumunu gerçekleştirerek büyük doğuşlara vesile olan biz kadınlar başta olmak üzere Kürt halkının doğuşunu yol açan yüce Üveyş anamıza bugün vesilesiyle şükranlarımızı sunuyoruz.

Doğuşumuza vesile olan bu gün başta önderliğimiz olmak üzere tüm halkımıza kutlu olsun.

 

 

                                                                                                                        Piroz NUDA