|
Sağlık
sorunumla ilgili doktor geldi, kan ve idrar örneklerini
aldılar. Henüz sonucu tarafıma iletilmiş değil, sanırım
bir iki gün içinde gelir. Testis ve yumurtalıklarda
şişme meydana geliyor. Geceleri bir veya iki defa WCye
gitme durumu oluyor. Daha önceki uykusuzluk hali bundan
kaynaklanıyor olabilir. Zaten yaşımız da ilerlemiş.
Doktorlar, yaşa bağlı olarak, bu tür sorunların
yaşanabileceğini söyledi. Sanırım prostat başlangıcı
olabilir. Bir Üroloji uzmanına danışılabilir. Ama
sanırım prostat kanseri değil, yaşa bağlı. Daha önceki
deride dökülme, mantar sorunu geçmekte şu anda. Boğaz
akıntısı sorunu devam ediyor. Bunun dışında önceki
şikâyetlere ilave bir husus yok.
Siyonizmle
ilgili kitabı istemiştim, dikkat edilsin, aynı
kitaplardan olmasın. Daha önce aynı kitaptan iki tane
getirilmişti. Amerikan İmparatorluğunun Yükselişi
Çöküşü isimli iki ciltlik miydi, Paul Kennedynin bir
kitabı var, getirilebilir. Şah İsmail ile ilgili iki
tane kitap olacak, bulunursa getirilebilir. Bir de
Ermenilerle ilgili varsa kitaplar olabilir. Yayınları
takip eder, ilginç-güzel bulunulan kitaplar
getirilebilir. Siyonizm kitabını şunun için istiyorum.
Siyonizm hakkında iki-üç kitap daha okumak gerekliliğini
hissediyorum. Tarih Nedir? kitabında çok önemli bir
cümle var. Milliyetçilik yapanlar, iktidarın
kendilerine tanrı tarafından verildiğini düşünürler
şeklinde olması lazım, önemli bir cümledir. Hitleri
yaratan, Hitleri Hitler yapan Yahudilerdi. Alman
ordusunun önemli kademelerinde Yahudiler vardı ama
ilginçtir ki, Yahudileri katleden de Hitlerdir. Yine
Araplardaki özellikle Saddamdaki- BAAS milliyetçiliği,
Yahudi karşıtlığı gibi görünse de bizzat kendisi de bir
çeşit Arap Siyonizmidir, Yahudi Siyonizminin tersyüz
edilmiş halidir. Yine Şia faşizmi, Yahudi karşıtı
görünüyor ama kendisi de bir faşizmdir ve tehlikelidir.
Ergenekon
iddianamesi, Hükümetin AİHM sunumu, buna karşı
avukatlarımın cevapları ve savunmamın daktilo halini
henüz alamadım. Savunmamın üçüncü cildi alındı mı? Takip
edilsin.
Kerkük çok
önemli bir konu. Kerkükle ilgili görüşlerimi daha önce
söylemiştim, bu görüşlerim biliniyor. Diyalada da belli
peşmerge gücü var. Görünen o ki, Irakta artık tek
devlet olmayacak, üç ulus-devlet olacak. Bunun önü
alınamaz artık. Bugünlerde Abhazya, Osetya
devletlerinden, bağımsızlığından bahsediliyor. Bunlar
çözüm değildir. ABD oyunlarıyla bu hale gelindi. Rusya
da ABDden farklı değildir. Ulus-devlet çözüm değildir.
Yine Kıbrısta iki devlet iki devlet diye tutturuluyor.
Kosovada aynı şekilde ulus-devletten bahsediliyor.
Bunların hiç biri çözüm değil. İki yüz ulus-devlet varsa
iki yüz milliyetçilik vardır. Kürdistan ulus-devleti de
çözüm değildir. Çözümün ne olduğunu savunmalarımda
konuşmalarımda defalarca belirttim.
Buradan
Ergenekona ilişkin daha önce de açıklamıştım.
Gazetelerden anladığım kadarıyla Savcı, cesurca birçok
konuya değinmiş. Ancak önce şunu belirtmek istiyorum.
Bana gelen gazetelerde özellikle son Yeni Şafak
gazetesinde bu konuyla ilgili yazı ve yorumlar
kesilmişti. Dişe dokunur bir şey bırakılmamıştı. Yine
de kısaca değineceğim. Türkiyenin Ergenekonla geçmişi
1946da gelişen ABD ilişkilerine kadar dayanıyor.
Ergenekonla 80 öncesinde Türk Solunu önce
çatıştırdılar sonra da bitirdiler. Bunda Ergenekonun
rolü büyüktür. Dev-Yol vardı. O dönemde aşırı milliyetçi
Prof. Taner Akçam vardı. Onların içinden bir grup
şüphelidir benim için. Halen de kendi içinde devrimci
olanları tasfiye etmeye çalışmaktadırlar. Şimdi bu
ilişkiler daha iyi anlaşılıyor. Bunlar o dönemde Kürt
Hareketiyle de ilgilendiler. Bu Ergenekonun PKK ile
ilişkisi olduğu söyleniyor. PKKye sızan ajanlar
üzerinden ilişki kurarak PKKyi denetime almak
istemişlerdir. Veli Küçük, bu kişileri kastederek,
örgüte hâkim olduğu ve kendi denetimlerinde olduğu
yönünde beyanlarda bulunmuştur. Bunlardan önce MİT
eliyle harekete sızıp denetim altına almak istediler,
Pilot Necati, Kesire gibi. Pilot Necati öldü mü yaşadı
mı, uçak kazasında öldüğünü duymuştum, ben öldüğünü
biliyorum, bu konuda farklı bir bilgi var mı,
bilmiyorum. Ağrılı avukattan sorulabilir, aynı aşiretten
olabilir.
Kesire MİTten
mi tam bilemiyorum ama babası Ali Yıldırım onlarla
bağlantılı. Kesire daha sonra biriyle anlaşıp gitti,
bize karşı hareket etti. Yine o dönemde Av. Hüseyin
Yıldırım geldi, konuştu, bir şeyler geveledi. Bunlar
adına hareket ediyordu. Örgütü ele geçirmek için akla
hayale sığmayacak yol ve yöntemler denediler. Hatta
kadınları erkeklerle, erkekleri de kadınlarla düşürmeye
çalıştılar, bunda bir miktar da başarılı oldular. Esas
hedefleri örgütü tam anlamıyla ele geçirmekti. O dönem
PKKye karşı mücadele yürüten bazı örgütler vardı. İşte
KUK, KAWA, STERKA SOR gibi örgütler vardı. Bu örgütler
üzerinden PKKye hâkim olmaya çalışıyorlardı. Haki
Kareri Alaattin Kapan eliyle şehit ettiler. Bu olaydan
sonra bu adamı takip ettirdim. Onlarla bağlantılı
çalıştığı sonucuna vardım.
Planlarının
başında beni tasfiye etmek geliyordu. Ancak Suriye
güvenlik sisteminin olmasının yanında benim çok dikkatli
ve disiplinli hareket etmem de bu durumu engellemiştir.
Beni öldürseler bile örgüte tam hâkim olamayacaklarını
anladıkları için beni etkisizleştirip etrafımdaki bana
bağlı dürüst kadroları tasfiyeye yöneldiler. Tuncay
Güney, bir itirafçının ifadesine dayanarak biz o
dönemde Öcalanı öldürebilirdik ancak örgüte tam
anlamıyla hâkim olamayacağımız için bunu yapmadık
demiş. Bu doğru olabilir. Benim çevremdeki çok değerli
kadroları infaz ettiler. Mahsun Korkmaz çatışmada asker
kurşunuyla öldürülmüş değildir, işte yanındakinin
kurşunuyla şehit edilmiş olabilir. Yine Hasan Bindal,
biliniyor, çocukluk arkadaşımdı, Şahin Baliç(Metin)
eliyle onu da infaz ettiler.
Daha sonra
90ların başında planlamadığım, benim aklıma
gelmeyecek, talimatım dışında ve bizi çok zor durumda
bırakmak için bu kamuoyuna yansıyan çoluk çocuk,
kadın-yaşlıların öldürüldüğü bir dizi eylemlere
giriştiler. Bu tür eylemler Muşlu Hogir vb gibi
kişilerin eliyle yapıldı. Bu eylemlerin amacı bizi
halkın gözünden düşürmekti. Önceleri bize yakın, şimdi
bize düşman olan Hakkârili bir aşiret vardı, bunların en
değerli oğlunu çağırtıp öldürüyorlar. Aşiret bize cephe
aldı. Bununla beraber korkunç vahşi birçok cinayetler
işlediler. Yine bunların uzantıları benzer eylemler
yaptılar. Bunlar gördüğünüzü vurun talimatı
almışlardı. Sonrasında Hizbullah eliyle bu cinayetleri
devam ettirdiler. Hatta bu örgüt mensupları kendi
içlerinde bile birbirlerini öldürdüler. Tabi
Adıyamandaki Menzil oradan geçti zaten. Binlerce dürüst
insan öldürüldü. Vedat Aydın, Musa Anter, Behçet Cantürk
cinayetleri bunların eliyle yaptırılmıştır.
İşte Sait
Çürükkaya Adana sokaklarında elini kolunu sallayarak
bombayla dolaşıyor. Kimse kendisine bir şey yapmıyor.
Ben bunu duyunca inanamadım, belli ki sınırsız
yetkilerle donatılmışlardı. Şemdin, Sait Çürükkayaların
etkin olduğu dönemde Bingöl, Muş, Diyarbakır üçgeninde
birçok cinayetler işlendi. Diyarbakırda birçok hain ve
işbirlikçi bulmak da mümkündür. Aysel denilen boktan
bir kadın vardı. Daha sonra eşi olan Selimle kaçtı.
Yurtdışında, Almanyada bize bay muhalif adıyla
durmadan eleştiriler yolluyorlardı. Almanya 15
Ağustos atılımından sonra örgüte yönelik politikalar
geliştirmeye başladı. Amacı örgütü kendi denetimi altına
almaya çalışmaktı. Yine Katılım partisi, Hak par gibi
partiler Avrupada karar verilip oluşturulan
partilerdir. Yerimize doğacak boşlukta kullanılmak üzere
hazır edilmişlerdir. Biliniyor Hak-Par Anayasa Mahkemesi
tarafından kapatılmadı, bu manidardır.
Barzani ve
Talabaninin de benzer şekilde örgütü denetimine alma
girişimleri oluşmuştur. Her fırsattan istifade etmeye
çalışmışlardır. Barzaninin bunlarla 1946ya kadar giden
ilişkileri var. Talabani daha sonradır, 1970lerden
sonra etkili olmaya başlamıştır. Sami Abdurrahman da
var. Talabani öyle söylendiği gibi büyük bir politikacı
değildir. PKKnin 20-30 yıllık mücadelesinin ortaya
çıkardığı değerler üzerinden kendilerine çıkar
sağlıyorlar. Erbilde sağlığım üzerine Konferans
yapılmasına izin verilmemiş, vermezler tabi. Orada bize
hayat hakkı tanımazlar.
Hareketi
denetime alma önce MİT eliyle yürütüldü, MİT başarılı
olamadı daha sonra JİTEMi devreye soktular. Kendi iç
çatışmalarından dolayı Erseveri öldürdüler. Eşref
Bitlis cinayeti de bununla bağlantılıdır. JİTEMden
sonra Ergenekonu devreye soktular. Bunlar başarılı
olmayınca daha sonra CİA ve MOSSAD devreye girerek
İmralıya getirildim. 99ların sonu ve 2000lerin
başlarında benim İmralıya getirilmemle bunların işi
bitti. Tuncay Güneyin ifadelerinde, Veli Küçükün ben
İmralıya getirildiğimde üzüldüğünü belirtiyor. Çünkü
kendisine artık ihtiyaç duyulmayacaktı, İmralıyla
birlikte artık yetki ve karar CİA-MOSSAD-MİTe geçmişti.
ABD, komplo sürecinde Avrupa ve Yunanistanın yanında
Rusyayı da satın almıştı. Karşılığında da halen
tartışılıyor Mavi Akım projesi, İMF kredileri
verilmişti.
Şu anki
Ergenekon tutukluları işi bitmiş, deşifre olmuş
olanlardır. Elbette devlet bu örgütün yerine yeni bir
yapı oluşturacaktır. Bu nispeten hukuka bağlı bir yapı
olacak. Çünkü Ergenekon da sınırsız yetki ve hukuk
tanımazlık vardı. Tasfiye edilmeye çalışılan Veli
Küçükün JİTEMidir, asıl Ergenekon duruyor, yeni bir
yapılanma geliştiriliyor.
Ancak şunu da
belirtmek istiyorum; Ergenekoncularla Hükümetin
anlaşabileceğine dair emareler var ancak henüz netleşmiş
değil. Kısa bir süre sonra bunlar açığa çıkabilir. Çok
fazla içeride kalacaklarını zannetmiyorum. Ergenekona
yapılan müdahale bir demokrasi hareketi değildir. Yerine
yeni bir yapı oluşturularak sonlandırılacak bir
süreçtir. Eğer bir demokrasi hareketi olsaydı, benim
buradaki durumumda da bir değişiklik olacaktı. Şu anda
benim buradaki durumumda bir değişiklik yoktur. Devletle
herhangi bir anlaşma ya da uzlaşmam yoktur. Herkes,
halkım bunu böyle bilsin. Herkes, bildiği şekilde
mücadelesine devam etmelidir. Bu konuda ben de üstüme
düşeni yaparım.
AKP, şu an
iktidar değil, iradesi yok, isterlerse AKPye 24 saat
içinde müdahale edebilirler. AKP, tüccar mantığıyla
hareket etmeye devam ediyor. Deveyi hamuduyla yutmaya
çalışıyor. Süreci de yuvarlanarak götürmeye, göstermelik
paketlerle ömrünü uzatmaya çalışıyor. Holdinglerin
başlarındaki kişiler özel olarak seçilmiş kişilerdir,
aynı zamanda birbirleriyle irtibatlıdırlar ve tabana
karşı dini kullanmaktadırlar. Cemaatler ve tarikatlar
şeklinde örgütleniyorlar. Cemaat derken sadece dini
cemaatleri kastetmiyorum. Eski ülkü ocağı gibi
yapılanmalar da söz konusu. Halkın da bütün bu olan
bitenden ne yazık ki haberi yok. Kürtleri sosyal yardım,
mikro-makro kredilerlerle kandırarak denetiminde tutmaya
çalışıyor. Ben kredi almayın demiyorum ama halkın asgari
ve temel haklarını, demokratik taleplerini göz ardı
etmesinler.
ABD, 1946
yılına kadar laik-milliyetçiliği kullanarak denetimini
sürdürdü. 46dan sonra ise İslam milliyetçiliğini
destekledi. Yanlış anlaşılmasın halkın geleneksel İslam
anlayışına, inancına ve laikliğe saygılıyım ama
laik-faşizme ve siyasal İslama karşıyım, siyasal İslam
faşizmdir. Yeşil Kuşak ABD projesidir; Afganistan, El
Kaide ve Ilımlı İslam ABD politikalarının ürünüdür.
Finans Kapital
anlayışı, çok tehlikeli bir anlayıştır. Üç ayaklıdır;
Talan, Tekel başta gelenidir. Bu anlayış yer, kurutur,
tüketir, soyup, soğana çevirir. Yeraltı yer üstü
kaynaklarını yok ettiler, doğayı tahrip ettiler, çevreyi
yok ettiler, yerin altını üstüne getirdiler. Bu iğrenç
bir anlayıştır. Bu anlayışa karşı çıkmak elbette mümkün.
Bu sömürü sistemi son altmış yıldır hatta bin yıldır
devam ediyor. Bu anlayışın panzehiri savunmalarımda yer
alıyor, savunmalarımda bu konudaki somut önerilerimi
sunmuştum.
Savunmamın
dördüncü cildini yazmaya henüz başlamadım. Üçüncüsü bir
eleştirilsin, değerlendirilsin. Ben bu üçüncü cildi çok
önemli buluyorum, kendim de çok beğendim. Dördüncüsü
Ortadoğu ve Türkiyeye ilişkin olacak, özellikle Türkiye
önemli yer alacak. Bundan sonra iki kitap daha olacak
işte. Birinci cilt okundu mu? Tartışılıyor mu, okunuyor
mu?
Çatı
partisinin olması önemlidir. DTPnin Solla, demokratik
çevrelerle bir araya gelmesi önemlidir. Bütünlük
kurmaları gereklidir. Bu, ekmek ve su kadar gereklidir.
Nasıl susuz yaşanmıyorsa demokrasisiz de yaşanmaz. Bunun
için bir araya gelmeleri şarttır. Asgari müştereklerde
birleşmeleri önemlidir. Barış önemli. Bunun için de
herkes üstüne düşen görevleri yapmalı.
Mutki deki 12
kişinin durumu nedir? Fırat Haber ne diyor?
İrandaki
idamlar uygulandı mı? Herhalde bu idamlara karşı İran
Cezaevlerinde süresiz açlık grevleri başlatılmış. Bu
arkadaşları destekliyorum. Yanlarındayım. İdam olsa bile
bunu metanetle karşılamalılar. İran da bu tür
politikalarına devam ederse kendi sonunu hazırlayacak,
sonunu getirecek. Bu İranın sonu olur. Ahmedinejad,
politikalarıyla Amerikaya hizmet ediyor. O bölgede
yaşayan halkımızın hayati tehlikesi olanlar Irak
sınırına yakın Bradost bölgesine yerleşebilirler. Bu
durum Irak-Şengaldeki Ezidiler için de geçerlidir.
Yanlış anlaşılmasın bir bütün olarak yerlerini
yurtlarını terk etsinler demiyorum, durumu kritik
olanlar gidebilirler. Diğerleri de gerekli savunma
tedbirlerini alıp, geliştirebilirler. Daha önce
Ezidilerin bir katliamla karşılaşabileceklerini
belirtmiştim, bu tür durumlara karşı tedbirli olsunlar.
Demokratik
Toplum Kongresine ilişkin daha önce açıklamalarım
olmuştu. Ben Demokratik Kongre Partisini de yine bununla
ilgili önermiştim. Birçok alanda çalışma, faaliyet
yürütmeleri mümkün, yapmalıdırlar. Kültür, sanat, spor,
eğitim faaliyetlerinden tutalım, diğer alanlara,
Türkiyenin sorunlarına kadar çalışma yürütmeliler. Tabi
ben bunu önerirken illegal bir şey önermiyorum.
Koşullara göre dernek tarzında olabileceği gibi,
bilebildiğim kadarıyla siyasi partiler yasasına göre
siyasi partiler bünyesinde veya yan kuruluşu olarak da
yapılabilmesi mümkündür. Büyük bir mekânda, büyük bir
binada, büyük faaliyetlerde de bulunabilirler. İhtiyaca
göre onlarca komisyon kurabilirler. Sol ve demokratik
tüm güçlerin DTP ile bir araya gelip birlik kurması çok
önemlidir, hayati değerdedir. Bu, şu aşamada Türklükten
de Kürtlükten de önemlidir, ekmek su kadar önemlidir.
Nasıl ki havasız susuz yaşanmıyorsa, demokratik
birliksiz de yaşanmaz.
Benim Çatı
Partisi ve birlik önerilerim ile diğer önerilerim Afrika
ve Latin Amerika ve dünyanın her yeri için de
geçerlidir, uygulanabilir. Ben bütün kültürlere
saygılıyım. Türk kültürüne de Kürt kültürüne ve diğer
tüm kültürlere saygılıyım. Bu kültürler demokratik
ilkeler etrafında bir araya gelmelidir. Diyarbakıra çok
önemli bir rol düşüyor. Birliğini bütünlüğünü açıkça
ortaya koymalıdır. Diyarbakır halkına bu vesileyle
selamlarımı iletiyorum.
Ben devlet
yetkililerine sesleniyorum, umarım aklı selim
davranırlar, diyalog ve demokratik çözümü
geliştirirler. Eğer demokratik çözüm gelişmezse bugüne
kadar akmış kan, bundan sonra akacak kanın yanında
devede kulak kalır, oluk oluk kan akar. Bunun sorumlusu
ben değilim. Ben çözüm için elimden geleni yaptım
yapmaya çalışacağım. Ama ben buradayım bu nedenle
hareket kabiliyetim kısıtlı, buna rağmen elimden geleni
yapmaya çalışıyorum.
Cezaevinden
birçok arkadaşın mektubu var, hepsine selamlarımı
iletiyorum. Birkaç ismi burada okumak istiyorum.
Gaziantep, Siirt, Diyarbakır ve Kırıkkale
Cezaevlerinden İbrahim Doğan, Zerrin Gümüş, Diyadin,
Mustafa Karataş ve Soydan soyadlı arkadaşların
mektuplarını okudum. Yoldaşlık ilişkisi üzerine, Selanik
üzerine, aşk ilişkisi üzerine, Sabetaylık ve Yahudilik
üzerine bir de Mustafa Kemal üzerine yazdıkları yazılar
var. Beğendim, çalışmalarını devam ettirsinler.
Kendilerine başarı diliyorum, selamlarımı iletiyorum.
Zerin Gümüş, yoldaş olmak istediğini belirtmiş,
olabilirse ne mutlu ona. Yoldaşlık önemlidir. Bu tür
kavramları basit bir şekilde de kullanmamak gerekiyor.
Aşk üzerine yazan arkadaş ise sözlüm! demiş. Konuyu
adeta mülkiyet gibi ele almış, dikkat etsin. Mustafa
Kemal üzerine araştırma önemlidir, bu konuyla ilgili
araştırma yapan arkadaş çalışmalarına devam etsin. Gebze
cezaevinde bulunan arkadaşlara selam söylüyorum,
özellikle Dilek Öze selamlarımı iletiyorum. Saçını
kazıtmış, buna gerek yok artık, sağlıklarına dikkat
etsinler.
Bana mektup
gönderenlerin hepsine selamlarımı iletiyorum.
İyi günler
diliyorum.
|