|
İşte gördüğünüz gibiyim. Hücre cezası daha
uygulanmaya başlamadı, itiraz ettim, itiraz
dilekçem de elimde. Birkaç güne kadar belli
olur. Çay önemli değil. Özellikle meyve suyu,
oralet,bitkisel çaylar yararlı olacak.
Buraya getirilenlerle tek bir kez görüştüm ama
TİKKO’lu olan hariç. Müdür, TİKKO’ lu için onun
işlemlerinin hala bitmediğini o nedenle
görüştürülmediğini söyledi. Buradaki görevliler,
ileride Televizyon vereceklerini belirttiler.
Televizyon için de iyi bir marka televizyon
getirilirse iyi olur.
Günlük Gazetesi çıkıyor, verirler mi acaba?
Herhangi bir yasaklama kararı var mı bu gazete
hakkında?Onu her görüşün gazetesi olacak şekilde
mesela Zaman, Yeni Şafak, her birinden birer
tane olacak şekilde verilmesi iyi olurdu.
Avukatlarım diğer gelenlerle de görüşebilseydi
iyi olurdu.
Evet, doğrudur, heyet geldi görüştüm. Buraya
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif İşleri Müdürü
geldi. Bu görüşmeden sonra kapının üstünde
aşağıya ve yukarıya yeni bir pencere açtılar.
Evet yatak, dolap, masa var. Onun dışında bana
iki-üç adım mesafesinde yer kalıyor. Büyük
ihtimalle o odadır, orasıdır. Yatak, Masa ve
Dolap yeri dışında enine iki adım boyuna üç
adımlık mesafe var. Bütün yer bundan ibarettir.
CPT’den bir heyette gelmelidir.
Görüşülen doktorlar ne diyorlar? Genetik alerji
olduğumu mu söylediler. Doğrudur, daha önceki
doktor da söylemişti. Doktorlar gündüz yatmamı
mı tasfiye ettiler? Psikologlara da
sorulabilir, gündüz yatmam doğru mudur? Onlar da
tersini söylüyorlar,gündüz uyumak zararlı
diyorlar. Singulair, 10 mg. Ve Gevedite isimli
ilaçları önermişler. Müdür ile bu konu
görüşülebilir.
Koşullarıma ilişkin DTP adına Ahmet Türk, 98
belediye adına da Osman Baydemir açıklamalarını
radyodan dinledim.
Protesto gösterileri kapsamlı mı ? Her tarafta
oldu mu, mesela Kars’ta yapıldı mı?
En yoğun nerede oldu? Tüm il ve ilçelerde oldu
mu? Dersimde oldu mu? Bu gösterilerde
Diyarbakır’da 23 yaşında üniversite öğrencisi
Aydın Erdem adlı gencin polisler tarafından
vurulmasına çok üzüldüm. Özellikle annesine ve
ailesine taziyelerimi iletiyorum, başsağlığı
diliyorum.
Gözaltılar sekiz yüzü buldu diyorlar, doğru mu?
Tutuklamalar da 150’ yi buldu diyorlar.
Basında koşullarımın kötüleşmesi ve Kürtlerin
buna gösterdiği tepkileri, açılım sürecini
sabote etmek olarak yorumlanıyor. Bu konuya
değineceğim.
Tamam, artık açlık grevlerine gerek yok, hepsine
çok selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Ben
daha önce benim için intiharvari, kendine zarar
verecek eylemler yapmamalarını söylemiştim değil
mi? Şam Edra Cezaevinde oradaki koşullardan
dolayı devam eden Açlık Grevinin 41. gününde
sonlandırılması iyi olmuş, sakın hayatlarını
tehlikeye atmasınlar. Bu arkadaşlara özel selam
ve sevgilerimi gönderiyorum. Suriyedeki
halkımıza da çok çok selam ve sevgilerimi
iletiyorum.
Avrupa’daki CPT binasıyla Avrupa Konseyi ek
binası, BBC’nin işgal edildiği söyleniyor. CPT
buraya heyet gönderecekse, amaca ulaşılmışsa bu
eylemlere gerek yok. Gerek yok. Sanıyorum CPT
heyeti gelecek. Avrupa’daki halkımıza selam ve
sevgilerimi iletiyorum. Tokat Reşadiye’deki
olayı üstlenen olmuş mu? PKK’nin Karadeniz’e
açılma anlamında herhangi bir gücü var mı? Bu
konu çok önemli, ben net bilgi istiyorum,
üstlenen var mı? Kim yaptı bunu, bu önemli. İki
gerilla kaybından da bahsediliyor bu doğru mu?
Yine Beşiri de askeri lojmanlara roketatarlı
saldırı oldu söyleniyor.
DTP kapatılması davasını dinledim. Çok önemli
değil, dünyanın sonu değil, kapatırlarsa da
mücadelelerini sürdürürler, yollarına devam
ederler. Diyarbakır’da Hatip Dicle onlar
Demokratik Toplum Kongresi çalışmalarını
güçlendirmelidirler. DTK her alanda komisyonlar
kurup çalışmalarını derinleştirmelidir. Ahmet
Türk onlar da destek verebilir. Yine Türkiye’de
her kesimden demokratları içine alan demokratik
bir yapılanmaya gidilmelidir.
Obama-Erdoğan görüşmesiyle ilgili haberleri
dinledim. Model ortaklık, siyasi-askeri,
konular, çok önemli değil, bunlar kendi
aralarındaki meseleler. Obama Kürt sorunun
kültürel-ekonomik boyutunu da dile getirdi.
Bunlar hep söyleniyor, önemli değil. Zaten büyük
bir ihtimalle bu projeyi birlikte uyguluyorlar.
Nuray Mert, “Hükümet bu meseleyi sadece
uluslararası güçlerle birlikte çözebileceğini
düşündüğü için Kürt siyasetini muhatap almadan
tek taraflı bu işe başladı.” diyor.Gelinen bu
noktada Hükümetin, Kürtleri daha fazla muhatap
alması gerekir. Yoksa bu şekilde Kürt
intifadasının önü alınamazsa sorun
Filistin-İsrail kısırdöngüsüne dönüşür, hepimiz
kaybederiz.” Diyor. Çok doğru bir tespit. Nuray
Mert’in birkaç yazısını okumuştum, bu konuyla
ilgili az yazıyor ama doğru tespitleri var.
Yine hükümetin açılım perspektifi ile Kürtlerin
talepleri arasında muazzam bir uçurum olduğunu
yazmış.
İşin özü nedir? Evet öz olarak bu açılımın
gerekli olduğunu ama yöntemin yanlış olduğunu
söylüyor. Doğrudur açılım şarttır fakat yöntem
doğru değildir. Bu yöntem konusuna daha sonra
değineceğim. Bunlar İngiliz siyasetidir, Amerika
yürütüyor. Bu İngilizler müthiş. Dört yüz yıldır
dünyayı yönetiyorlar. Türkiye’de de İngilizler
bir yandan Kürtleri kışkırtıyorlar diğer yandan
da devlete de bastırın diyorlar, ikili
oynuyorlar. Bu politika “tavşana kaç tazıya tut”
politikasıdır. Bu durumu üç örnekle
açıklayacağım. Birincisi; 1925 Şeyh Sait
döneminde Binbaşı Noel vasıtasıyla Kürdistan’da
Şeyh Saitlerle görüşüp alttan destekliyormuş
gibi yaptılar ve Seyit Abdulkadirle de
İstanbul’da görüşerek bir yandan Kürtleri
kışkırttılar öbür taraftan kendi adamları olan
İnönü ve Recep Peker, Fevzi Çakmak vardı,
bunlarla Mustafa Kemal’in etrafını sararak
etkisizleştirdiler ve Hükümeti ellerine aldılar.
Bu süreçte bir yandan Kürtleri kışkırttılar öte
yandan da Kerkük ve Musul’u almak karşılığında
Hükümeti de bastırma konusunda desteklediler.
Çok acılar yaşandı.
İkinci olarak; 1990’lı yılların başında ABD’nin
Irak’a ilk müdahalesiyle beraber bunlar bize
savaşma konusunda bizi destekleyeceklerini
söylüyorlardı. Aynı şekilde Avrupa’daki
temsilcilerimiz üzerinden Mesela Dilan vardı, o
zaman. Ne yapıyor şimdi? Ayfer de vardı, o ne
yapıyor, ilişkileri var mı? Dilan’ın kötü
niyetli olduğunu söylemiyorum ama saf kaldı, onu
kandırdılar. Bize olumlu mesajlar yolluyorlardı,
savaşın sizi destekleyeceğiz diyorlardı. Öbür
taraftan da Doğan Güreş’e İngiltere’de bastırma
konusunda yeşil ışık yaktılar. O dönem basında
yazılmıştı, Doğan Güreş’in kendi beyanatıdır.
İngiltere’den geldiği zaman aynen şunu
söylüyordu; “İngiltere bize yeşil ışık yaktı”.
İşte yine bilinen o büyük acılar yaşandı. Üç
bine yakın köy boşaltıldı, binlerce faili meçhul
cinayet oldu. Tansu Çiller-Doğan Güreş dönemi.
Ergenekon tutanaklarından da geçiyor;
birbirlerine “kahpe” diyorlar. Bizi de savaş
konusunda kışkırttılar öbür taraftan da devlete
kırdırttılar. Tam bir kör döğüşü. Özal bu
senaryoyu çözemediği için hayatına mal oldu, biz
de o zaman tam çözememiştik, bu nedenle biz de
1997 sonuna kadar savaşı sürdürdük, sonra
anladık. Karadayı döneminde Avrupa üzerinden
görüşmeler olmuştu. Bu sorunun savaşla
çözülemeyeceği, siyasi bir sorun olduğu yönünde
görüşleri vardı. Kıvrıkoğlu’nun da böyle
düşündüğünü zannediyorum. ’98’e kadar Karadayı,
‘98-2002 arası da Kıvrıkoğlu Genelkurmay
başkanıydı. O dönem Ecevit, bir şeyler yapmak
istiyordu ama sanırım Bahçeli takoz koydu. Daha
sonra bu Ergenekoncular -iddianamede de var–
kendi aralarında; biz 2000’deki geri çekilmeyi,
gerillanın sınır dışına çekilmesi sürecini iyi
değerlendiremedik diyorlar.
Türkiye’deki İttihat ve Terakki zihniyetinin
1925’lerden itibaren Mustafa Kemal’i nasıl
etkisizleştirdiklerini anlattım. Daha önce
defalarca bu süreci anlattım. CHP’nin nasıl ele
geçirildiğini biliyorum. İsmet İnönü ve Recep
Peker, Fevzi Çakmak vardı. Ondan sonra İkinci
Dünya Savaşı döneminde bir boşluk oldu.
1960’lardan itibaren Gladio yapılanması
Alparslan Türkeş onlarla birlikte 27 Mayıs
darbesini yaptılar. Ben 27 Mayısçıların hepsi
böyledir demiyorum, Madanoğlu gibi dürüst
olanlar da vardı. Talat Turhan kitabında
bunlardan bahsediyor. Türk Solu üzerinde de
etkili oldular; THKO, Dev-Yol, Dev-Sol zamanında
nasıl ele geçirildiği biliniyor, farkedemediler
bile. Ben Türk Solu için şunu söylüyorum. İlk
dönemlerde devlet doğrudan sol grupları içeriden
ele geçirmeye çalışırken artık buna da gerek
duymuyor, üçüncü elden yönetiliyor. Perinçek’in
durumu ortada, daha rezil. Aynı şekilde PKK’yi
de ele geçirmeye çalıştılar. Türk Solu’yla
birlikte onlarca Kürt Sol grup da vardı ama
hepsi tasfiye edildi, bir tek PKK’yi tasfiye
etmeyi başaramadılar. 1984’te ilk birlikleri
dağa gönderdiğimde henüz JİTEM öncesi oluşumlar
aralarına sızdı, yüzlerce değerli kadromuzu
kaybettik. Biz de Halil Ataç vardı. Kendisi “hiç
kimse Hogir’e laf geçirtemiyor” diyordu. Bu
Hogir okur yazarlığı bile olmayan birisiydi.
Sızma olma ihtimali de var. Dörtlü Çete,
Çürükayalarla geliştirilen tasfiyecilik
süreçleri oldu. Selim Çürükkaya ve eşi Aysel’in
de durumu vardı. Ben bunu PKK’nin
CHP’lileştirilme çabası olarak adlandırıyorum.
Bunu başaramayacaklar, PKK’yi
CHP’lileştiremezler.
Üçüncü olarak işte son yedi yıldır 2002’de AKP
iktidarıyla başlayan süreçtir. Bu süreç 60 yıl
öncesinden hazırlanan bir süreçtir. Bu sürecin
iki amacı vardır. Birincisi radikal islamı
tasfiye etmek, ikincisi ise demokratik özgür
Kürt hareketinin özünü tasfiye etmektir. Zaten
AKP’nin yedi yıldır da yapmaya çalıştığı budur
ve bu işi “iyi” de yapıyor. 2002’den sonra işte
o alçak Osman ve Botanlar meselesi biliniyor.
Osman, dünyanın en aşağılık insanıdır. Ben
çocukken Osman’ın başına vura vura adaleti
öğretmeye çalışıyordum. Mehmet bunun şahididir,
Mehmet biliyor. Hatta bunlar kendilerini liberal
demokrat olarak tanımlamışlardı. Beni tasfiye
ederek benim soyadımı da kullanarak tasfiyede
başarılı olmak istediler. Benim yerime Osman’ı
geçireceklerdi sözde. Şimdi de bunları
kullanmaya çalışıyorlar. Ama hiç bir şey
yapamazlar. Biliyorum. Bunlar hiç bir şey
yapamazlar. Şimdi hiç birinin beş metelik değeri
yoktur. Halk içine çıkacak yüzleri yoktur. Daha
da kötü olacaklardır. Ben olmasaydım hepsini
öldüreceklerdi. Bunların ölümlerini ben
durdurdum. Yine bir sürü grup vardı. İşte
Serhatların Grubu, Kanilerin grubu bunların
hepsi Amerika ve İngiltere’nin oyununa geldiler,
kullanıldılar. Bunlar hep kendilerini yaşatma,
para-kadın derdindedirler. Bunlar diyorlar ki
kadınlarla yan yana geldiğimizde kanımız
kaynıyor. Ben bizim kadınlara defalarca
söyledim. Hegel de söylüyor; klasik aşk
anlayışıyla erkek-kadın ilişkisiyle ancak aile
kurulabilir onun ötesine geçemezsin. Hegel büyük
bir tarihçi ve felsefecidir. Hegel “beni bir
Mişe anladı o da yanlış anladı” diyor.
Biliyorsunuz Marks, Hegel’in öğrencisidir. Hegel
köle-efendi ilişkisinden yola çıkarak
çözümlemeler geliştiriyor. Ben ise kadın
köle-kurnaz ve zorba erkek ilişkisinden yola
çıkarak çözümlemeler geliştirdim. Ben Hegel’i
okumadan iki yüz yıl sonra -biliyorsunuz Hegel
bunu 1802’lerde demişti– bu sonuca ulaştım.
Tarihin gidişini iyi anlamadan isterseniz Marks
olun, isterse Lenin olun, Mao olun, bir şey
değiştiremezsiniz. Erdoğan çok çalışkandır.
Fakat demokratik özgür Kürt hareketini tasfiye
edemediler, edemeyecekler de. Bu konuda başarılı
olamadılar.
Benim hedef haline gelmem önemli değil. İyi
anlaşılsın. Ben bu arkadaşların hiçbirinin
kişiliğini kastetmiyorum. Önemli olan doğru
politika yapmaktır. Kırk yıldır toplumun
demokratik inşasıyla uğraşıyoruz ama gerekli
eğitim ve örgütlenme yapılamadı. Ben PKK’ye de
DTP’ye de KCK’ye de kızmıyorum, beni tam olarak
anlamadıkları için eleştiriyorum. Sadece onlar
değil bu aydın denilenler de beni anlamıyor.
İşte İsmail Beşikçi devletçi çözümde ısrar
ediyor. Bu Cengiz Çandar geçenlerde yazısında
beni “söz hakkı vermemekle” suçluyor. Yani
benimle yaptığı bir ropörtajda onu
konuşturmadığımı söylüyor. Tespiti doğrudur. Ben
akıllı ve siyasi-felsefi derinliği olanlarla
konuşurum böyle olanları dinlerim. Ama ben ne
konuştuğunu bilmeyen, bir şey anlamayan kişileri
devlet başkanı bile olsa dinlemem. Gidip benim
adıma Cengiz Çandar ile de görüşülebilir, benim
konuştuklarıma derinlik kazandırıp çok iyi
anlatmak lazım. Nuray Mertle de görüşülebilir,
Hasan Cemalle de görüşülebilir. Bunları
kendilerine de anlatılabilir.
Ceza ve Tevkif işleri Müdürü geldi. Uzun uzun
görüştük. Ben ona da anlattım. Siyasi çözüm
olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini söyledim.
Bana diyor ki; “sen iyi halli olursan biz senin
koşullarını düzeltiriz” diyor. Yani bana uslu ol
diyorlar, çocuk muamelesi yapıyorlar. Ama beni
kandıramazlar. Ben asla ilkelerimden taviz
vermem. Benim en önemli özelliğim ilkeli
olmamdır. Bunu Müdüre de söyledim, gidin bunu
bakana da anlatın, profesörmüş gidin ona da iyi
anlatın dedim. Benim duruşumun özü şudur. Ben
ilkeliyim ama pratikte esneğim. Benim
kişiliğimin en önemli özelliği budur. Yani
ilkede katılık, pratikte esneklik. Son derece
ilkeliyim ve pratikte esneğim. İşte geçen
Hüriyette de yazmıştı; 1996’ya kadar bana karşı
on tane komplo denenmiş, bugüne kadar yirmi
olmuştur. Biliyorsunuz burada da birçok deneme
yapıldı. Fakat ben bütün bunlara rağmen ilkeli
duruşumu sürdürüyorum, bu duruşumdan vazgeçmem.
Herkes bunu böyle bilmelidir. Burada benim
üzerimden de Kürt özgürlük hareketini
kendilerince tasfiye etmeye çalıştılar. İşte
Ahmet Türk ve Aysel üzerinden onların
iyiniyetini kullanmaya çalıştılar ama benim ne
kadar ilkeli biri olduğumu hesaba katmadılar.
Bunu bana yaptıramazlar. KCK’nin açıklamasında
ne vardı, duruşu nedir, nasıl
değerlendiriyorlar?
Koşullarımın kötüleştirilmesi, halka çok sert
yönelinmesi, askeri operasyonların sürmesi ni
tasfiye süreci olarak değerlendiriyorlar. Ve
buna karşı direneceklerini buna güçleri olduğunu
söylüyorlar. Kararlılar öyle mi?
Nuray Mert, işin özünü kavramış. Ben de
söylüyorum; açılıma karşı değilim ama yöntem
yanlış. Doğru yöntem belirlenmeli. Siz arabayı
atın önüne koyarsanız olmaz. Zaten araba iple
ata bağlıdır. Doğrusu atı arabanın önüne
bağlamaktır. Ama bu açılımda temel yanlış şudur;
arabayı atın önüne koyuyorlar. Peki böyle olur
mu? Bu şekilde araba hareket eder mi, etmez. Bu
ata da arabaya da zarar verir. Temel sorun
yöntem sorunudur. Yasa ve yönetmelikten önce bu
gereklidir. Özellikle bu çocuklarla ilgili yasa,
221 etkinlik pişmanlık yasası vb.
Değişikliklerle sorunu çözeceklerini sanıyorlar
böyle olmaz. Özellikle pişmanlık yasası bir
tuzaktır, provokasyondur. Bu kabul edilemez.
Maxmur’da bir gelişme var mı, gelen oldu mu? Bu
yöntemle Maxmurdan bir kişi bile gelmez. Bu
işin, sorunun siyasi olduğu ve siyasi şekilde
çözüleceğinin kabul edilmesi lazım. Bakın 50 bin
ölüm var, buna terör diyorlar. Yunan savaşında
bile beş bin kişinin öldüğü söyleniyor. Burada
elli bin kişinin öldüğü yerde terörden
bahsedilmez, orada savaş vardır. Savaşın da
tarafları vardır ve sorun taraflar arasında
çözülür. Bu müzakere ile olur, diyalogla olur.
Buraya gelip sorunun çözümü için benimle
görüşebilirler. İşte cezaevleri genel müdürü
geldi görüştü, ona bakana da iletmesini
söyledim. Ben illa muhatap ben olayım demiyorum,
PKK’yi de muhatap alabilirler, olmazsa DTP’yi de
alabilirler, o da olmazsa o zaman içinde
PKK’lilerin yer alabileceği halktan sorunla
ilgili insanlardan oluşturulmuş bir heyetle de
görüşmeler yapabilirler.
Doğru yöntem belirlenirse ben de çözüm konusunda
üzerime düşeni yaparım. Eğer doğru yöntem
belirlenirse, ortam oluşursa ben silahlı
güçlerin geri çekilmesini ve uygun yere
konumlanmasını sağlarım. Buna hala gücüm var,
bana itimat ederler, bana bağlılar. Bu son
yaşananlar da halkın da bana bağlı olduğunu
gösteriyor. PKK’nin içinde onlarca grup var,
dağlardaki grupların hepsi otonomdurlar zaten.
Bunları ancak ben kontrol edebilir, ben
silahsızlandırabilirim. Bu sorunun kesin çözümü
için, nasıl olacak bilmiyorum ama Meclisin bir
karar alıp bana yetki vermesi lazım. Bunun için
benim önümün açılması lazım. Bunun için
arkadaşlarımla görüşebilmem lazım. Bu öyle
telefonla avukat görüşmeleriyle de olmaz. Ben
yol haritasında bunlardan bahsetmiştim. Ben yeni
savunmamda da V.Ciltte bunlara değineceğim.
İnfaz Hakimi, “sen buradan savaş kararı, talimat
veriyorsun” diyor. Ben burada savaş kararı,
talimat verecek durumda değilim, sadece
tespitlerde bulunuyorum. Ben burada benimle
görüşmeye gelen heyete de söyledim, DTP’ye de
söylüyorum, PKK’ye de söylüyorum. Demokratik
çözüm ve siyasetin önü açılmalıdır. Buradan
Erdoğan’a da sesleniyorum. Eğer doğru yöntem
belirlenmezse, demokratik siyaset ve çözümün önü
açılmazsa nasıl ki Enver Paşa ittihatçılığı
Osmanlıyı parçaladıysa AKP’nin mevcut olan
zihniyeti de Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalanmaya
götürür, AKP de biter. CHP ve MHP’nin
iktidarında ise kan akar. Ben Sayın Erdoğan’ın
iyi niyetli olduğunu düşünüyorum hala, inanmak
istiyorum. AKP içinde dürüst olanlar var, gerçek
anlamda demokratik çözümden yana olanlar var.
Bülent Arınç, Ertuğrul Günay’ın dürüst
olduklarını düşünüyorum ama bunların ne kadar
etkili olduklarını bilmiyorum. AKP içinde
tasfiyeci olanlar da çoktur. Ben hala demokratik
çözüm için elimden geleni yapabilirim. Ama
demokratik çözümün önü açılmazsa Baharda savaş
büyür, katılımlar artıyor biliyorum. PKK’nin
savaşacak gücü yok diyorlar, PKK’nin savaşacak
gücü var, savaş alanında, taktiklerde kendini
geliştirdiğini tahmin edebiliyorum. Eğer çözüm
yerine savaş derinleştirilirse gerilla sayısı 50
bini de bulur. Ben altını çizerek söylüyorum,
bunu tespit olarak söylüyorum, böyle olmasını
istiyor değilim. KCK kendi yolunu belirler,
savaşa da barışa da kendisi karar verir. Ben
buradan hiç bir şeye karışmam, doğru da olmaz.
Kimse beni sorumlu tutmasın. Bunu buradan ilan
ediyorum.
Avukatlarım benim bu söylediklerimi
derinleştirerek toplantılarda, televizyonda,
medyada bol bol işlemeli, Roj tv bunları iyi
işlemeli. Bu arada Roj tv’ye de selam ve
sevgilerimi iletiyor, çalışmalarında başarılar
diliyorum. Ayrıca aydınlarla yazarlarla da
görüşülebilir.
Bana İslam Uygarlık Tarihi ikinci cilt gelmedi.
O temin edilirse iyi olur.
Tüm halkımıza özel sevgi ve selamlarımı
iletiyorum.
İyi günler.
09 Aralık 2009
|