Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


Asla İlkelerimden Taviz Vermem, En Önemli Özelliğim İlkeli Olmamdır
 

     

İşte gördüğünüz gibiyim. Hücre cezası daha uygulanmaya başlamadı, itiraz ettim, itiraz dilekçem de elimde. Birkaç güne kadar belli olur.  Çay önemli değil. Özellikle meyve suyu, oralet,bitkisel çaylar yararlı olacak.

Buraya getirilenlerle tek bir kez görüştüm ama TİKKO’lu olan hariç. Müdür, TİKKO’ lu için onun işlemlerinin hala bitmediğini o nedenle görüştürülmediğini söyledi. Buradaki görevliler, ileride Televizyon vereceklerini belirttiler. Televizyon için de iyi bir marka televizyon getirilirse iyi  olur.

Günlük Gazetesi çıkıyor, verirler mi acaba? Herhangi bir yasaklama kararı var mı  bu gazete hakkında?Onu her görüşün gazetesi olacak şekilde mesela Zaman, Yeni Şafak, her birinden birer tane olacak şekilde verilmesi iyi olurdu. Avukatlarım diğer gelenlerle de görüşebilseydi iyi olurdu.

Evet, doğrudur, heyet geldi görüştüm. Buraya Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif İşleri Müdürü geldi. Bu görüşmeden sonra kapının üstünde aşağıya ve yukarıya yeni bir pencere açtılar. Evet yatak, dolap, masa var. Onun dışında bana iki-üç adım mesafesinde yer kalıyor. Büyük ihtimalle o odadır, orasıdır. Yatak, Masa ve Dolap yeri dışında  enine iki adım boyuna üç adımlık mesafe var. Bütün yer bundan ibarettir. CPT’den bir heyette gelmelidir.

Görüşülen doktorlar ne diyorlar? Genetik alerji olduğumu mu  söylediler. Doğrudur, daha önceki doktor da söylemişti. Doktorlar gündüz yatmamı mı  tasfiye ettiler? Psikologlara da sorulabilir, gündüz yatmam doğru mudur? Onlar da tersini söylüyorlar,gündüz uyumak zararlı diyorlar. Singulair, 10 mg. Ve Gevedite isimli ilaçları önermişler. Müdür ile bu konu görüşülebilir.

Koşullarıma ilişkin DTP adına Ahmet Türk, 98 belediye adına da Osman Baydemir açıklamalarını radyodan dinledim.

Protesto gösterileri kapsamlı mı ?  Her tarafta oldu mu, mesela Kars’ta yapıldı mı?

En yoğun nerede oldu? Tüm il ve ilçelerde oldu mu? Dersimde oldu mu? Bu gösterilerde Diyarbakır’da 23 yaşında üniversite öğrencisi Aydın Erdem adlı gencin polisler tarafından vurulmasına çok üzüldüm. Özellikle annesine ve ailesine taziyelerimi iletiyorum, başsağlığı diliyorum.

Gözaltılar sekiz yüzü buldu diyorlar, doğru mu? Tutuklamalar da 150’ yi buldu diyorlar.

Basında koşullarımın kötüleşmesi ve Kürtlerin buna gösterdiği tepkileri, açılım sürecini sabote etmek olarak yorumlanıyor. Bu konuya değineceğim.

Tamam, artık açlık grevlerine gerek yok, hepsine çok selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Ben daha önce benim için intiharvari, kendine zarar verecek eylemler yapmamalarını söylemiştim değil mi? Şam Edra Cezaevinde oradaki koşullardan dolayı devam eden Açlık Grevinin  41. gününde sonlandırılması iyi olmuş, sakın hayatlarını tehlikeye atmasınlar. Bu arkadaşlara özel selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Suriyedeki halkımıza da çok çok selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Avrupa’daki CPT binasıyla Avrupa Konseyi ek binası, BBC’nin  işgal edildiği söyleniyor. CPT buraya heyet gönderecekse, amaca ulaşılmışsa bu eylemlere gerek yok. Gerek yok. Sanıyorum CPT heyeti gelecek. Avrupa’daki halkımıza selam ve sevgilerimi iletiyorum. Tokat Reşadiye’deki olayı  üstlenen olmuş mu? PKK’nin Karadeniz’e açılma anlamında herhangi bir gücü var mı? Bu konu çok önemli, ben net bilgi istiyorum, üstlenen var mı? Kim yaptı bunu, bu önemli. İki gerilla kaybından da bahsediliyor bu doğru mu? Yine  Beşiri de askeri lojmanlara roketatarlı saldırı oldu söyleniyor.

DTP kapatılması davasını dinledim. Çok önemli değil, dünyanın sonu değil, kapatırlarsa da mücadelelerini sürdürürler, yollarına devam ederler. Diyarbakır’da Hatip Dicle onlar Demokratik Toplum Kongresi çalışmalarını güçlendirmelidirler. DTK her alanda komisyonlar kurup çalışmalarını derinleştirmelidir. Ahmet Türk onlar da destek verebilir. Yine Türkiye’de her kesimden demokratları içine alan demokratik bir yapılanmaya gidilmelidir.

Obama-Erdoğan görüşmesiyle ilgili haberleri dinledim. Model ortaklık, siyasi-askeri, konular, çok önemli değil, bunlar kendi aralarındaki meseleler. Obama  Kürt sorunun kültürel-ekonomik boyutunu da dile getirdi. Bunlar hep söyleniyor, önemli değil. Zaten büyük bir ihtimalle bu projeyi birlikte uyguluyorlar.

Nuray Mert, “Hükümet bu meseleyi sadece uluslararası güçlerle birlikte çözebileceğini düşündüğü için Kürt siyasetini muhatap almadan tek taraflı bu işe başladı.” diyor.Gelinen bu noktada Hükümetin, Kürtleri daha fazla muhatap alması gerekir. Yoksa bu şekilde Kürt intifadasının önü alınamazsa sorun Filistin-İsrail kısırdöngüsüne dönüşür, hepimiz kaybederiz.” Diyor. Çok doğru bir tespit. Nuray Mert’in birkaç yazısını okumuştum, bu konuyla ilgili az yazıyor ama doğru tespitleri var. Yine  hükümetin açılım perspektifi ile Kürtlerin talepleri arasında muazzam bir uçurum olduğunu yazmış.

İşin özü nedir? Evet öz olarak bu açılımın gerekli olduğunu ama yöntemin yanlış olduğunu söylüyor. Doğrudur açılım şarttır fakat yöntem doğru değildir. Bu yöntem konusuna daha sonra değineceğim. Bunlar İngiliz siyasetidir, Amerika yürütüyor. Bu İngilizler müthiş. Dört yüz yıldır dünyayı yönetiyorlar. Türkiye’de de İngilizler bir yandan Kürtleri kışkırtıyorlar diğer yandan da devlete de bastırın diyorlar, ikili oynuyorlar. Bu politika “tavşana kaç tazıya tut” politikasıdır. Bu durumu üç örnekle açıklayacağım. Birincisi; 1925 Şeyh Sait döneminde Binbaşı Noel vasıtasıyla Kürdistan’da Şeyh Saitlerle görüşüp alttan destekliyormuş gibi yaptılar ve Seyit Abdulkadirle de İstanbul’da görüşerek bir yandan Kürtleri kışkırttılar öbür taraftan kendi adamları olan İnönü ve Recep Peker, Fevzi Çakmak vardı, bunlarla Mustafa Kemal’in etrafını sararak etkisizleştirdiler ve Hükümeti ellerine aldılar. Bu süreçte bir yandan Kürtleri kışkırttılar öte yandan da Kerkük ve Musul’u almak karşılığında Hükümeti de bastırma konusunda desteklediler. Çok acılar yaşandı.

İkinci olarak; 1990’lı yılların başında ABD’nin Irak’a ilk müdahalesiyle beraber bunlar bize savaşma konusunda bizi destekleyeceklerini söylüyorlardı. Aynı şekilde Avrupa’daki temsilcilerimiz üzerinden Mesela Dilan vardı, o zaman. Ne yapıyor şimdi? Ayfer de vardı, o ne yapıyor, ilişkileri var mı? Dilan’ın kötü niyetli olduğunu söylemiyorum ama saf kaldı, onu kandırdılar. Bize olumlu mesajlar yolluyorlardı, savaşın sizi destekleyeceğiz diyorlardı. Öbür taraftan da Doğan Güreş’e İngiltere’de bastırma konusunda yeşil ışık yaktılar. O dönem basında yazılmıştı, Doğan Güreş’in kendi beyanatıdır. İngiltere’den geldiği zaman aynen şunu söylüyordu; “İngiltere bize yeşil ışık yaktı”. İşte yine bilinen o büyük acılar yaşandı. Üç bine yakın köy boşaltıldı, binlerce faili meçhul cinayet oldu. Tansu Çiller-Doğan Güreş dönemi. Ergenekon tutanaklarından da geçiyor; birbirlerine “kahpe” diyorlar. Bizi de savaş konusunda kışkırttılar öbür taraftan da devlete kırdırttılar. Tam bir kör döğüşü. Özal bu senaryoyu çözemediği için hayatına mal oldu, biz de o zaman tam çözememiştik, bu nedenle biz de 1997 sonuna kadar savaşı sürdürdük, sonra anladık. Karadayı döneminde Avrupa üzerinden görüşmeler olmuştu. Bu sorunun savaşla çözülemeyeceği, siyasi bir sorun olduğu yönünde görüşleri vardı. Kıvrıkoğlu’nun da böyle düşündüğünü zannediyorum. ’98’e kadar Karadayı, ‘98-2002 arası da Kıvrıkoğlu Genelkurmay başkanıydı. O dönem Ecevit, bir şeyler yapmak istiyordu ama sanırım Bahçeli takoz koydu. Daha sonra bu Ergenekoncular -iddianamede de var– kendi aralarında; biz 2000’deki geri çekilmeyi, gerillanın sınır dışına çekilmesi sürecini iyi değerlendiremedik diyorlar.

Türkiye’deki İttihat ve Terakki zihniyetinin 1925’lerden itibaren Mustafa Kemal’i nasıl etkisizleştirdiklerini anlattım. Daha önce defalarca bu süreci anlattım. CHP’nin nasıl ele geçirildiğini biliyorum. İsmet İnönü ve Recep Peker, Fevzi Çakmak vardı. Ondan sonra İkinci Dünya Savaşı döneminde bir boşluk oldu. 1960’lardan itibaren Gladio yapılanması Alparslan Türkeş onlarla birlikte 27 Mayıs darbesini yaptılar. Ben 27 Mayısçıların hepsi böyledir demiyorum, Madanoğlu gibi dürüst olanlar da vardı. Talat Turhan kitabında bunlardan bahsediyor. Türk Solu üzerinde de etkili oldular; THKO, Dev-Yol, Dev-Sol zamanında nasıl ele geçirildiği biliniyor, farkedemediler bile. Ben Türk Solu için şunu söylüyorum. İlk dönemlerde devlet doğrudan sol grupları içeriden ele geçirmeye çalışırken artık buna da gerek duymuyor, üçüncü elden yönetiliyor. Perinçek’in durumu ortada, daha rezil. Aynı şekilde PKK’yi de ele geçirmeye çalıştılar. Türk Solu’yla birlikte onlarca Kürt Sol grup da vardı ama hepsi tasfiye edildi, bir tek PKK’yi tasfiye etmeyi başaramadılar. 1984’te ilk birlikleri dağa gönderdiğimde henüz JİTEM öncesi oluşumlar aralarına sızdı, yüzlerce değerli kadromuzu kaybettik. Biz de Halil Ataç vardı. Kendisi “hiç kimse Hogir’e laf geçirtemiyor” diyordu. Bu Hogir okur yazarlığı bile olmayan birisiydi. Sızma olma ihtimali de var. Dörtlü Çete, Çürükayalarla geliştirilen tasfiyecilik süreçleri oldu. Selim Çürükkaya ve eşi Aysel’in de durumu vardı. Ben bunu PKK’nin CHP’lileştirilme çabası olarak adlandırıyorum. Bunu başaramayacaklar, PKK’yi CHP’lileştiremezler.

Üçüncü olarak işte son yedi yıldır 2002’de AKP iktidarıyla başlayan süreçtir. Bu süreç 60 yıl öncesinden hazırlanan bir süreçtir. Bu sürecin iki amacı vardır. Birincisi radikal islamı tasfiye etmek, ikincisi ise demokratik özgür Kürt hareketinin özünü tasfiye etmektir. Zaten AKP’nin yedi yıldır da yapmaya çalıştığı budur ve bu işi “iyi” de yapıyor. 2002’den sonra işte o alçak Osman ve Botanlar meselesi biliniyor. Osman, dünyanın en aşağılık insanıdır. Ben çocukken Osman’ın başına vura vura adaleti öğretmeye çalışıyordum. Mehmet bunun şahididir, Mehmet biliyor. Hatta bunlar kendilerini liberal demokrat olarak tanımlamışlardı. Beni tasfiye ederek benim soyadımı da kullanarak tasfiyede başarılı olmak istediler. Benim yerime Osman’ı geçireceklerdi sözde. Şimdi de bunları kullanmaya çalışıyorlar. Ama hiç bir şey yapamazlar. Biliyorum. Bunlar hiç bir şey yapamazlar. Şimdi hiç birinin beş metelik değeri yoktur. Halk içine çıkacak yüzleri yoktur. Daha da kötü olacaklardır. Ben olmasaydım hepsini öldüreceklerdi. Bunların ölümlerini ben durdurdum. Yine bir sürü grup vardı. İşte Serhatların Grubu, Kanilerin grubu bunların hepsi Amerika ve İngiltere’nin oyununa geldiler, kullanıldılar. Bunlar hep kendilerini yaşatma, para-kadın derdindedirler. Bunlar diyorlar ki kadınlarla yan yana geldiğimizde kanımız kaynıyor. Ben bizim kadınlara defalarca söyledim. Hegel de söylüyor; klasik aşk anlayışıyla erkek-kadın ilişkisiyle ancak aile kurulabilir onun ötesine geçemezsin. Hegel büyük bir tarihçi ve felsefecidir. Hegel “beni bir Mişe anladı o da yanlış anladı” diyor. Biliyorsunuz Marks, Hegel’in öğrencisidir. Hegel köle-efendi ilişkisinden yola çıkarak çözümlemeler geliştiriyor. Ben ise kadın köle-kurnaz ve zorba erkek ilişkisinden yola çıkarak çözümlemeler geliştirdim. Ben Hegel’i okumadan iki yüz yıl sonra -biliyorsunuz Hegel bunu 1802’lerde demişti– bu sonuca ulaştım.

Tarihin gidişini iyi anlamadan isterseniz Marks olun, isterse Lenin olun, Mao olun, bir şey değiştiremezsiniz. Erdoğan çok çalışkandır. Fakat demokratik özgür Kürt hareketini tasfiye edemediler, edemeyecekler de. Bu konuda başarılı olamadılar.

Benim hedef haline gelmem önemli değil. İyi anlaşılsın. Ben bu arkadaşların hiçbirinin kişiliğini kastetmiyorum. Önemli olan doğru politika yapmaktır. Kırk yıldır toplumun demokratik inşasıyla uğraşıyoruz ama gerekli eğitim ve örgütlenme yapılamadı. Ben PKK’ye de DTP’ye de KCK’ye de kızmıyorum, beni tam olarak anlamadıkları için eleştiriyorum. Sadece onlar değil bu aydın denilenler de beni anlamıyor. İşte İsmail Beşikçi devletçi çözümde ısrar ediyor. Bu Cengiz Çandar geçenlerde yazısında beni “söz hakkı vermemekle” suçluyor. Yani benimle yaptığı bir ropörtajda onu konuşturmadığımı söylüyor. Tespiti doğrudur. Ben akıllı ve siyasi-felsefi derinliği olanlarla konuşurum böyle olanları dinlerim. Ama ben ne konuştuğunu bilmeyen, bir şey anlamayan kişileri devlet başkanı bile olsa dinlemem. Gidip benim adıma Cengiz Çandar ile de görüşülebilir, benim konuştuklarıma derinlik kazandırıp çok iyi anlatmak lazım. Nuray Mertle de görüşülebilir, Hasan Cemalle de görüşülebilir. Bunları kendilerine de anlatılabilir.

Ceza ve Tevkif işleri Müdürü geldi. Uzun uzun görüştük. Ben ona da anlattım. Siyasi çözüm olmazsa bu sorunun çözülemeyeceğini söyledim. Bana diyor ki; “sen iyi halli olursan biz senin koşullarını düzeltiriz” diyor. Yani bana uslu ol diyorlar, çocuk muamelesi yapıyorlar. Ama beni kandıramazlar. Ben asla ilkelerimden taviz vermem. Benim en önemli özelliğim ilkeli olmamdır. Bunu Müdüre de söyledim, gidin bunu bakana da anlatın, profesörmüş gidin ona da iyi anlatın dedim. Benim duruşumun özü şudur. Ben ilkeliyim ama pratikte esneğim. Benim kişiliğimin en önemli özelliği budur. Yani ilkede katılık, pratikte esneklik. Son derece ilkeliyim ve pratikte esneğim. İşte geçen Hüriyette de yazmıştı; 1996’ya kadar bana karşı on tane komplo denenmiş, bugüne kadar yirmi olmuştur. Biliyorsunuz burada da birçok deneme yapıldı. Fakat ben bütün bunlara rağmen ilkeli duruşumu sürdürüyorum, bu duruşumdan vazgeçmem. Herkes bunu böyle bilmelidir. Burada benim üzerimden de Kürt özgürlük hareketini kendilerince tasfiye etmeye çalıştılar. İşte Ahmet Türk ve Aysel üzerinden onların iyiniyetini kullanmaya çalıştılar ama benim ne kadar ilkeli biri olduğumu hesaba katmadılar. Bunu bana yaptıramazlar. KCK’nin açıklamasında ne vardı, duruşu nedir, nasıl değerlendiriyorlar?

Koşullarımın kötüleştirilmesi, halka çok sert yönelinmesi, askeri operasyonların sürmesi ni tasfiye süreci olarak değerlendiriyorlar. Ve buna karşı direneceklerini buna güçleri olduğunu söylüyorlar. Kararlılar öyle mi?

Nuray Mert, işin özünü kavramış. Ben de söylüyorum; açılıma karşı değilim ama yöntem yanlış. Doğru yöntem belirlenmeli. Siz arabayı atın önüne koyarsanız olmaz. Zaten araba iple ata bağlıdır. Doğrusu atı arabanın önüne bağlamaktır. Ama bu açılımda temel yanlış şudur; arabayı atın önüne koyuyorlar. Peki böyle olur mu? Bu şekilde araba hareket eder mi, etmez. Bu ata da arabaya da zarar verir. Temel sorun yöntem sorunudur. Yasa ve yönetmelikten önce bu gereklidir. Özellikle bu çocuklarla ilgili yasa, 221 etkinlik pişmanlık yasası vb. Değişikliklerle sorunu çözeceklerini sanıyorlar böyle olmaz. Özellikle pişmanlık yasası bir tuzaktır, provokasyondur. Bu kabul edilemez.

Maxmur’da bir gelişme var mı, gelen oldu mu? Bu yöntemle Maxmurdan bir kişi bile gelmez. Bu işin, sorunun siyasi olduğu ve siyasi şekilde çözüleceğinin kabul edilmesi lazım. Bakın 50 bin ölüm var, buna terör diyorlar. Yunan savaşında bile beş bin kişinin öldüğü söyleniyor. Burada elli bin kişinin öldüğü yerde terörden bahsedilmez, orada savaş vardır. Savaşın da tarafları vardır ve sorun taraflar arasında çözülür. Bu müzakere ile olur, diyalogla olur. Buraya gelip sorunun çözümü için benimle görüşebilirler. İşte cezaevleri genel müdürü geldi görüştü, ona bakana da iletmesini söyledim. Ben illa muhatap ben olayım demiyorum, PKK’yi de muhatap alabilirler, olmazsa DTP’yi de alabilirler, o da olmazsa o zaman içinde PKK’lilerin yer alabileceği halktan sorunla ilgili insanlardan oluşturulmuş bir heyetle de görüşmeler yapabilirler.

Doğru yöntem belirlenirse ben de çözüm konusunda üzerime düşeni yaparım. Eğer doğru yöntem belirlenirse, ortam oluşursa ben silahlı güçlerin geri çekilmesini ve uygun yere konumlanmasını sağlarım. Buna hala gücüm var, bana itimat ederler, bana bağlılar. Bu son yaşananlar da halkın da bana bağlı olduğunu gösteriyor. PKK’nin içinde onlarca grup var, dağlardaki grupların hepsi otonomdurlar zaten. Bunları ancak ben kontrol edebilir, ben silahsızlandırabilirim. Bu sorunun kesin çözümü için, nasıl olacak bilmiyorum ama Meclisin bir karar alıp bana yetki vermesi lazım. Bunun için benim önümün açılması lazım. Bunun için arkadaşlarımla görüşebilmem lazım. Bu öyle telefonla avukat görüşmeleriyle de olmaz. Ben yol haritasında bunlardan bahsetmiştim. Ben yeni savunmamda da V.Ciltte bunlara değineceğim. İnfaz Hakimi, “sen buradan savaş kararı, talimat veriyorsun” diyor. Ben burada savaş kararı, talimat verecek durumda değilim, sadece tespitlerde bulunuyorum. Ben burada benimle görüşmeye gelen heyete de söyledim, DTP’ye de söylüyorum, PKK’ye de söylüyorum. Demokratik çözüm ve siyasetin önü açılmalıdır. Buradan Erdoğan’a da sesleniyorum. Eğer doğru yöntem belirlenmezse, demokratik siyaset ve çözümün önü açılmazsa nasıl ki Enver Paşa ittihatçılığı Osmanlıyı parçaladıysa AKP’nin mevcut olan zihniyeti de Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalanmaya götürür, AKP de biter. CHP ve MHP’nin iktidarında ise kan akar. Ben Sayın Erdoğan’ın iyi niyetli olduğunu düşünüyorum hala, inanmak istiyorum. AKP içinde dürüst olanlar var, gerçek anlamda demokratik çözümden yana olanlar var. Bülent Arınç, Ertuğrul Günay’ın dürüst olduklarını düşünüyorum ama bunların ne kadar etkili olduklarını bilmiyorum. AKP içinde tasfiyeci olanlar da çoktur. Ben hala demokratik çözüm için elimden geleni yapabilirim. Ama demokratik çözümün önü açılmazsa Baharda savaş büyür, katılımlar artıyor biliyorum. PKK’nin savaşacak gücü yok diyorlar, PKK’nin savaşacak gücü var, savaş alanında, taktiklerde kendini geliştirdiğini tahmin edebiliyorum. Eğer çözüm yerine savaş derinleştirilirse gerilla sayısı 50 bini de bulur. Ben altını çizerek söylüyorum, bunu tespit olarak söylüyorum, böyle olmasını istiyor değilim. KCK kendi yolunu belirler, savaşa da barışa da kendisi karar verir. Ben buradan hiç bir şeye karışmam, doğru da olmaz. Kimse beni sorumlu tutmasın. Bunu buradan ilan ediyorum.

Avukatlarım benim bu  söylediklerimi derinleştirerek toplantılarda, televizyonda, medyada bol bol işlemeli, Roj tv bunları iyi işlemeli. Bu arada Roj tv’ye de selam ve sevgilerimi iletiyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. Ayrıca aydınlarla yazarlarla da görüşülebilir.

Bana İslam Uygarlık Tarihi ikinci cilt gelmedi. O temin edilirse  iyi olur.

Tüm halkımıza  özel sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

İyi günler.

09 Aralık 2009

 

 

 

 

 

 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com