Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


AKP Kürt Siyasi Hareketini Tasfiye Ederek Kürt Sorununu Çözmek İstiyor

 

    Urfa'da durumlar nasıl? İki aday çıkarır mı? Aslında ben daha önce söylemiştim, yanlış yaptılar, Urfa'da üç aday olabilirdi. Diğer bağımsız adayların durumu nasıl? Siverek nasıl, parti etkili mi orada? Bucakların durumu nasıl? Onların adaylarının şansı nasıl? Diğer bağımsızlar vardı, onlarla görüşüldü mü blok için? Zaten geçmişte de aşiretçi yaklaşımları vardı, bir türlü düzelmediler. İzollar da güçlüler mi, çıkabilirler mi? Urfa merkezde durum nasıl, hareketlilik var mı? Bir türlü anlamadılar, BDP'yi de seçimlerden sonra tekrar ele almak gerekiyor. Aslında Urfa'da yanlışlık yapıldı, üç aday, hatta dört aday çıkartılabilirdi.

Evet, matematiksel hesapla ve iyi bir çalışmayla çıkardı. Ben Urfa için sizleri de düşünüyordum. Ama sanki ilgisiz kalındı. Babanızın hatırası vardı. Urfa'da böyle büyük bir potansiyel var, dört aday çıkarılabilirdi. Suruç-Halfeti hattı, Ceylanpınar-Viranşehir hattı, Hilvan-Siverek-Bozova hattı. Bu şekilde bir düzenleme ve iyi bir çalışmayla dört vekil bile çıkarılabilirdi. Urfa'yı iyi anlamak gerekir. Urfa tek başına bir ülke gibidir.  Urfa üzerinde oyunlar oynanıyor. Yapısı değiştirilmeye çalışılıyor. Urfa üzerinde oynanan oyunları iyi görmek gerekir. Orada buna göre bir siyaset tarzının belirlenmesi gerekir. Urfa'da toprak ve su üzerine politikalar üretiliyor, oyunlar oynanıyor. Biliyorsunuz Urfa'nın verimli toprakları ve suyu boldur. Bu topraklara ve suya sahip çıksınlar.  Toprak, su üzerinden oyunlar oynanıyor. Bu verimli topraklar ve suyundan dolayı birçok kesimin gözü Urfa'nın üzerindedir. Biliyorsunuz Araplar ve İsrailliler gelip Urfa'da toprak satın alıyor, yatırımlar yapıyor. Aynı şekilde Urfa'nın dinsel yapısından dolayı din üzerinden de oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Bütün bunları görmek zorundayız. Aksi takdirde orada demokratik siyaset geliştirilemez. Urfa'nın bu anlamda kendisine ait bir demokratik örgütlenme çalışması olmalıdır.

            Diyarbakır'da durumlar nasıl, bir sıkıntı var mı? Salim Ensarioğlu'nun son dönemlerdeki açıklamalarını fena bulmuyorum, olumlu açıklamaları var. Eğer Diyarbakır'da oylarımız ihtiyaçtan fazlaysa onunla da görüşülüp blok adaylığına dahil edilebilir, desteklenebilir.

Süreç ve 15 Haziran’a ilişkin açıklamalar var. Hepiniz benim dediklerimi tekrar ediyorsunuz. Kandil de benim dediklerimi tekrar ediyor. Kandil benim söylediklerimi tekrarlamak zorunda değil, beni taklit etmek zorunda değil. Benimle uyumlu görünmek zorunda da değiller. Böyle bir görüntü vermeye çalışıyorlar, bağlı olduklarını göstermeye çalışıyorlar, ancak bu doğru bir yaklaşım değil. Bu durum herkes için de geçerlidir. Beni taklit etmenize, benim dediklerimi tekrarlamanıza gerek yok, bunları bırakın. 30 yıldır bu durum hep böyle gidiyor. Bütün yük benim omuzlarıma yükleniyor. Ben buradan herşeyi yüklenemem. Kandil'in koşulları ayrı, legal siyasetin koşulları ayrı, benim koşullarım ayrıdır. Her birimiz farklı farklı koşullarda yaşıyoruz. Kandil ayrı bir kurumdur, BDP ve demokratik siyaset ayrı bir kurumdur, ben ayrı bir kurumum. Her kurum da kendi çözüm politikalarını kendi belirler ve bunları hayata geçirmeye çalışır. Ayrıca her üç kurum kendi kanallarını kendisi yaratabilir. Kandil’in kanalı ayrı, legal siyasetin, benim kanallarım ayrı olabilir. Her kanal üzerinden görüşmeler yapılabilir. Kandil, KCK illegaldir, silahlı bir direniş örgütüdür, gerilla hareketidir. Politikasını da buna göre üretir. Kendi konumunu bu gerçekliğine göre belirler. DTK ayrı bir kurumdur, legal demokratik alanda mücadele ediyorlar. Politikalarını buna göre belirlemeli, diplomasisini bu gerçekliğine göre yürütmelidirler. Ben ise ayrı bir kurumum, koşullarım bellidir. Buradakiler de, heyettekiler de benim ayrı bir kurum olduğumu kabul ediyorlar. Bana buna göre yaklaşıyorlar. Koşullarımız farklıdır, sizler özgürsünüz, ben mahkumum. Sizlerin yapacaklarınız ve benim yapabileceklerim farklıdır. Yine diyorum, benimle uyumlu olmak zorunda değilsiniz derken bunları kastediyorum. Her kurum, Kandil, legal, ben mevcut koşullarımıza göre hareket etmek zorundayız. Yürüteceğimiz çalışmaları buna göre belirlemeliyiz. Yine diyorum, ben bu koşullarda bütün güçleri yüklenemem. Ben pratik koşullara hakim değilim ve pratik önderlik de yapamam. Ayrıca burada ateşkesi de geliştirmiyorum. Yapmaya çalıştığım, kendi tecrübelerim, birikimim doğrultusunda demokratik anayasal çözüme katkıda bulunmaktır. Bütün bu iyi niyetli ve barışçıl çabalarıma rağmen bir Avrupa yetkilisi beni diktatörlükle suçluyor. Her şeyi otoriter bir şekilde elimde tuttuğumdan bahsediyor. Kürtler üzerinde otorite kurmaya çalıştığımdan söz ediyor. Bu koşullarda demokratik çözüm konusunda bu kadar çaba içerisinde olmamıza rağmen diktatörlükle itham edilmem alçaklıktır.

            Bütün enerjimi demokratik anayasal çözüm temelinde harcıyorum,  burada bunun için çalışıyorum. Benim tutulduğum koşullarda bütün gelişmeleri kontrol etmem sözkonusu olamaz. Herkes kendi koşullarına göre hareket etmelidir. Durumlarınızı sorarken de bunu kastettim. Olası gelişmelere karşı ne kadar hazırlıklısınız? Kendi örgütsel durumunuzu, gerçekliğinizi görerek, süreci nasıl göğüsleyeceğinize siz karar vermelisiniz. Ben durumunuzu sorduğumda bana göre cevap veriyorsunuz. Aslında sizler kendi koşullarınıza, kendi örgütsel durumunuza göre cevaplar vermelisiniz. Kendinizi herhangi bir gelişme karşısında nasıl savunacaksınız? Halkı, sizi bekleyen tehlikeleri göğüsleyebilecek misiniz? Bunların hesabını-kitabını siz yapacaksınız, kararlarınızı kendiniz alacaksınız, kendiniz uygulayacaksınız.

            Siyasette boşluk bırakmamak gerekir. Legal kendi koşulları doğrultusunda yapacaklarını kendisi belirlemelidir. Kandil de kendi koşullarına göre hareket edecek, kararını verecek, ben de aynı şekilde burada kendi koşullarıma göre çalışmalarımı yürütüyorum, hareket ediyorum. Buradaki heyet de bunları kabul ederek, yani benim kurum olduğumu kabul ederek benimle görüşüyor. Ben burada mahkumum. Aslında durumum mahkumiyet de sayılamaz. Gladio'nun, Nato Gladiosunun operasyonuyla buraya getirildim. Dolayısıyla benim buradaki statüm hukuk dışıdır, rehine statüsüdür. Biliyorsunuz rehineler bir şeyler karşılığında rehin tutulurlar. Rehin tutulanın gücü, konumu karşılığında istediklerini elde etmek için karşı taraftan bir şeylerin yerine getirilmesi istenir. Yasal alan da, Kandil de benim bu statümün farkında olmalıdırlar. Burada hukuk yok, mahkemeler nasıl yapıldı biliyorsunuz, burada bir tiyatro oynandı. Guantanamo'yu biliyorsunuz, orada tutulanlar da bir nevi rehine gibi tutuluyor. Orada tutulanlardan hukuk dışı yollarla bilgi alınmaya, onlardan yararlanılmaya çalışılıyor. Aslında burası da Amerika’nın Guantanamosundan önce düşünülmüş, hayata geçirilmiş bir yerdir. Ben de burada rehine olarak tutuluyorum. Rehinelerin başına ne gelir? Ya politik gücü-konumu karşılığında istenilenler yerine getirilir ve serbest bırakılır, ya rehin tutanların şartları yerine getirilmez ve rehine öldürülür ya da hiç bir şey yapılmaz, rehine çürütülür. Rehineliğin böyle iki-üç sonucu vardır. Ben burada çürütülmeme izin vermem.

            Aslında Kürt sorununu da beni burada kullanarak kendilerine göre çözmek istediler. Ben bunun erken farkına vardım, izin vermedim. Sizlerin üzerinden oynanan oyunlar da aynısıdır. Sizler ve Ahmet üzerinde de oyunlar oynamaya çalıştılar. AKP, BDP'yi kendine bağlayıp, kuyrukçu konumuna düşürerek tasfiyeyi örmeye çalıştı. Ama bunu başaramadılar. AKP'nin BDP'ye öfkesi de bundan dolayıdır. Bu tasfiye politikalarına derinlikli yaklaşılırsa bunlar boşa çıkarılabilir. Yüzeysel yaklaşımlarla bu politikaları boşa çıkaramazsınız, üstesinden gelemezsiniz. Zaten siyaset tarzınız da fukaracadır. O kadar darbe yenilmesine rağmen hala anlamıyorsunuz ama yavaş yavaş anlaşılacaktır. AKP bu tasfiye politikalarını gerçekleştiremediğinden şimdi bana, BDP'ye saldırmaya başlıyor. Öfkesinin nedeni, karşısında direnen tek gücün Kürtler olmasındandır. Zaten MHP ve CHP'nin içinde bulundukları durum da  AKP'ye karşı direnmeye müsait değil; geçiş sürecindeler, dizayn sürecindeler. Ancak BDP’nin durumu oldukça zayıf, AKP de bunun farkında olarak bir boksör edasıyla yumruklarını sağa-sola savuruyor, sizde gördüğü boşluklara yumruklarını savuruyor, vuruyor. Bu boşlukları siz yaratıyorsunuz, tedbirlerinizi alacaksınız. Boşluk bırakırsanız darbelerin nereden geldiğini bile anlayamazsınız. İşte yaygın tutuklamalar, gözaltılar bunun sonucudur. Alırlar, tabii halkı korumazsanız alırlar, siz de buna göre sahip çıkmalısınız. Bu, siyasilerin sorumluluğudur. Buna yanıt verilemedi. Halkı arkasına alıp, her türlü operasyonlara karşı tutum alabilirlerdi. Önlemini almazsanız bunlar devam edecek. Çeşitli komplolar kurarak, her birinize farklı yönelimler olabilir.  Bunlar karşısında demokratik siyaset tarzınızı güçlendirip Tahrir gibi özgürlük meydanları yaratmalısınız.

Karayılan yaptığı açıklamada çözümsüzlük politikasına karşı Kandil'in seçeneğinin direniş olacağını belirtmiş. Zaten biz de direniyoruz, bizim yaptığımız da direnmek, legalin de yaptığı da direnmek. Bu yeni bir durum değil. Ben burada direniyorum, sizler dışarıda direniyorsunuz, gerilla dağda direniyor, yıllardır yaptığımız şey direnmek. AKP yıllardır benim üzerimden Kürt sorununu kendisine göre çözmeye çalıştı. Ben buna alet olmadım, yine BDP'yi kendi yanına çekerek Kürtleri tasfiye etmeye çalıştı. AKP Kürt siyasal hareketini tasfiye ederek Kürt sorununu kendisine göre çözmek istiyor. Zaten yaptıkları açıklamalarda da bunu, yani tasfiyeyi belirtmekten çekinmiyorlar. Erdoğan çılgın projelerden bahsediyor. Aslında en büyük çılgınlığı siyaseten Kürtlere yaklaşımıdır. Kürtlerin tasfiyesi konusunda çılgınlık yapacağa benziyor. Bu çılgın projelerini  bu kadar rahatlıkla ifade etmesinin nedeni de tekelci kapitalist sistemi arkasına almasından kaynaklıdır. Arkasındaki derin gücün farkında olduğu için bu kadar rahattır. Çılgın projelerle insanlarla adeta dalga geçiyor. AKP sorunları çözmek istiyormuş gibi bir algı yaratıyor. TRT-Şeş ve Kürtçe kurslarla çözeceğini, Kürtlerin de bunu bir çözüm olarak kabul edeceğini zannetti.

            AKP çözüm partisi değildir. Kurulduğu günden beri Kürt hareketini tasfiye etmek istiyor. Kuruluş amaçlarından biri de budur. AKP 2002'den bu yana kendi cuntasını oluşturarak, bu cuntadan aldığı destekle Kürtleri tasfiye etmeye çalışıyor. ABD ile anlaşarak kendi cuntasını oluşturdu. ABD-AKP anlaşması sonucunda geleneksel ulusalcı milliyetçi cunta yerine İslamcı milliyetçi cunta oluşturuldu. AKP böylece hegemonik iktidarını kuruyor. ABD de bu yeni cuntaya destek verdi. Zaten geçmişin ulusalcı-milliyetçi cuntası teşhir olmuştu, açığa çıkmıştı ve yıpranmıştı. Bu cuntayla işlerin yürümeyeceğini anlayan ABD, AKP ile birlikte İslamcı milliyetçi cuntayı oluşturdu. Tabi bunların hepsi ABD'nin bölgesel politikaları dahilindedir. Ortadoğu'daki politikaları üzerine kuruludur. Geleneksel ulusalcı milliyetçi cunta döneminde ABD milliyetçilerle, Türkeşgillerle anlaşma dahilinde cuntayı oluşturup politikalarını yürütürken, şimdi de Fettullahçılarla anlaşarak İslamcı milliyetçi cuntayı oluşturdular. ABD geçmişte milliyetçilerle anlaşmıştı, şimdiyse Fettullahçılarla anlaşma içerisindedir. Biliyorsunuz Türkeşler 1952'de ABD'ye giderek orada eğitim gördü. Ve Türkiye'ye gelip ulusalcı milliyetçi cuntayı oluşturarak başına geçtiler. Geleneksel ulusalcı milliyetçi cunta tarihsel olarak İttihat Terakki milliyetçiliğine dayanır. O dönem İttihat Terakki karşısında Hürriyet ve İtilaf fırkası vardı. AKP de buna benziyor. 2000'lerin başına kadar ABD bu geleneksel cuntayla işlerini yürüttü. 2000'li yılların başında bu geleneksel cunta Ergenekon olarak ifadelendiriliyordu. Artık bunlarla işlerini yürütemeyeceklerini anladıklarında ise AKP ile birlikte yeni cuntayı oluşturdular. Geçmişte Türkeşlerle yapılan anlaşmanın daha etkili ve sonuç alıcı olanı 2004'te AKP ile ABD arasında yapıldı. Sonrasında 2007 Dolmabahçe toplantısıyla da AKP, Genelkurmay ile anlaşmaya gitti. Yeni İslamcı milliyetçi cunta süreci böyle geliştirildi. Bu yeni cunta sürecinde ABD Fettullahçılarla anlaşma halindedir, zaten O da Amerika'da yaşıyor. Zaman gazetesi de bu İslamcı milliyetçi cunta döneminin sözcülüğünü yapıyor. Bu gazete dikkatli takip edilirse bu görülecektir. Dolayısıyla AKP'nin kuruluşunun amacı, Türkiye'nin köklü-temel sorunlarının çözümü değil, ABD ve İngiltere'nin Ortadoğu'daki bölgesel politikalarının hayata geçirilmesidir. AKP, çözümü değil, ABD'nin politikalarını yeni boyutlarla sürdürmek için kurulan bir partidir. ABD geleneksel ulusalcı milliyetçi cuntayla tarihsel bir boşanma yaşadı. Artık bu cuntanın teşhir olduğunu ve bunlarla işlerini yürütemeyeceğini anladığında, bu sonuç ortaya çıktı. 2000'li yılların başındaki ulusalcı milliyetçi cuntanın dört darbe girişimine destek vermemesinin nedeni de budur.

            Yeni İslamcı milliyetçi cunta, ulusalcı milliyetçi cuntadan daha derin, daha tehlikeli ve daha örgütlüdür. Yapılanmaları daha güçlüdür. Bu cuntanın ABD ile anlaşması daha derindir. İşte AKP bu derin İslamcı milliyetçi cuntaya dayanıyor. AKP cuntası vardır diyorum.

            AKP, ABD-İngiltere'nin bölgesel politikalarına hizmet etmesi, onlara uyum sağlaması karşılığında iktidardadır. İşte görüyorsunuz, Libya'ya gidiyor, Kaddafi'den madalya alıyor, dostluk ilişkileri geliştiriyor, geliyor, sonra ortada bırakıyor. Suriye'de Esad'la kardeş oluyor, yoğun görüşmeler yapıyor, sonra Esad'ı yalnız bırakıyor. Afganistan'da ABD'ye yardım ediyor, Pakistan'la yıllara varan işbirliği geliştiriyor. Pakistan'da Zerdari var şimdi biliyorsunuz. Aslında Bin Ladin'in Pakistan'da öldürülmesi de bu bölgesel işbirliğinin, anlaşmanın sonucunda olmuştur. Bin Ladin'in yeri biliniyordu, kendisini kullandılar, işleri bittikten sonra da tasfiye ettiler. Ahmedinecad'ın da yakınlarda buna benzer bir açıklaması oldu: Bin Ladin'in uzun süreden beri ABD'nin kontrolünde olduğunu belirtiyordu. ABD bölgedeki politikalarıyla bölge ülkelerini kendine bağlıyor, politikalarına alet ediyor. Bu politikaları sonucunda İran'ın da hareket sahasını daraltıp kuşatacaklardır.

            AKP Libya, Suriye, Afganistan, Pakistan'daki ABD politikalarına karşı gösterdiği uyum ve yaptığı katkılarla iktidarını sürdürüyor. AKP bölgede elliye yakın İslam ülkesinde ABD politikalarına hizmet ediyor. AKP, ABD'nin elli İslam ülkesindeki vekil örgütüdür. Tüm bu hizmetlerinin karşılığında ABD'den Kürtlerin tasfiyesinin icazetini almış durumdadır. ABD ve AKP Kürtler konusunda anlaşma içerisindedirler. AKP, Avrupa ile de ilişkilerini düzeltti, daha önce sorunları, çelişkileri  vardı. Onlarla da ilişkilerini düzeltti, şu anda bazı eleştiriler alsa da aralarında sorun yok. Bu konuda da rahatlamış durumdalar.

            12 Eylül ve Evren konusuna da değinmek istiyorum: AKP, 12 Eylül ile, Kenan Evren ile hesaplaştığını söylüyor, kamuoyunda böyle bir algı yaratıyor. AKP'nin 12 Eylül'le hesaplaştığı filan yok.  Bunların hepsi tezgahtır, oyundur. Aslında Evren'in ifade vermesi daha önce hazırlanan bir senaryonun sonucudur. AKP, K. Evren'in zorla ifadesini almıyor, Evren kendisi gidip ifade veriyor, kendi isteğiyle ifadesini veriyor.

            Bütün bu gelişmeler iyi görülmeden tasfiye politikalarının önüne geçilemez. Kandil de BDP de bunları iyi görmeli, değerlendirmelidir. Stratejik derinliğe dayalı bir bakış açısına sahip olmalısınız. Yetersiz ve sığsınız. Buradan Kandil'in gerillacılık tarzını da BDP'nin siyaset tarzını da eleştiriyorum. Kandil'in gerillacılığı yetersizdir, BDP'nin siyaset tarzı yetersizdir. Her şeyi benim üzerime yıkmışsınız. Tekrar söylüyorum, benim çabalarım demokratik anayasal çözüme yöneliktir. Burada yaptığım görüşmeleri bu eksende yürütüyorum. Yasal alan da Kandil de kendi koşullarına göre tavırlarını belirleyebilir. Benim söylediğim şeyleri yapmak zorunda değilsiniz. Ben savaşın dediğimde savaşmak zorunda değilsiniz, savaşmayın dediğimde savaşmamak zorunda değilsiniz. Bu tür pratik konularda pratik önderliklerini kendileri yaratmalıdırlar. Ben burada demokratik anayasal çözümü sağlamaya çalışıyorum. AKP'nin buna vereceği cevap önemlidir. AKP demokratik anayasal çözüme gelmezse, çözüm gelişmezse işin doğası gereği çatışma ortamı doğabilir. Bu durumda Kürtler demokratik özerklik temelinde kendi toplumsal inşalarını gerçekleştirebilirler. Buna da güçleri vardır, olduğunu da söylüyorlar. İkili hukuktan bahsedilmiş. Bunları geliştirebilirler. Çözümün gelişmemesi durumunda ortaya çıkacak çatışma bir Türk-Kürt savaşı olmayacaktır; demokratik özerk güçlerin kuvvetleriyle AKP'nin hegemonik iktidar güçlerinin kuvvetleri arasında bir çatışma süreci olacaktır. Bu çatışma Hakkari'den Edirne'ye, Ardahan'dan Muğla'ya, bütün Türkiye'de yaşanır. Ben bunları söylerken burada tehdit etmiyorum işin doğasının doğal bir sonucu olarak sosyolojik bir tespit yapıyorum. Beni bir sosyolog olarak da değerlendirebilirsiniz. Sosyolojik bir tespit yapıyorum.

            Ortaya çıkacak bu savaş AKP'nin, ABD ve Avrupa ile birlikte uyumlu bir şekilde yürüttüğü tekelci kapitalist sistem saldırılarına karşı demokratik özerk güçlerin ortak direnişi olacaktır. Bu azgın tekelci hegemonyaya karşı Kürtlerin, sosyalistlerin, çevrecilerin, feministlerin, değişik çevre ve grupların bir araya gelip geniş katılımlı, ortak bir mücadele alanı yaratmaları gerekiyor. Bu saldırgan tekelciliğin yürüttüğü politikalarla Türkiye yaşanmaz kılınıyor, kültürler, doğa, toprak, su katlediliyor. HES projeleriyle Anadolu sarıp sarmalandı, mahvedildi. Bu saldırgan tekelciliğe karşı Kürtlerin, sosyalistlerin, değişik kültür ve inançların bir araya gelip demokratik ulus esprisiyle örgütlenmeleri gerekiyor. Seçimlerden sonra daha fazla değineceğim bu konuya. Bu bir çatı partisi girişimidir. EMEP'e, Ertuğrul Kürkçü'ye, diğer çevrelere, herkese bu konuda rol düşüyor. Herkes rolünü iyi oynamalıdır. Bizim çatı partisi girişimimiz demokratik ulus anlayışına dayanır. Adı da demokratik ulus çatısı, blok çatısı-partisi olabilir, çok önemli değil. Önemli olan bu bloklaşmanın olmasıdır. Çok tarihi önemde bir çalışmadır. On yıl önce de söylemiştim ama çok anlaşılmadı. O zaman doğru bir şekilde hayata geçirilebilseydi, şimdi % 30'larda oy oranına sahipti. Bu blok oluşumu Türkiye'de, her yerde örgütlenir. Türkiye'nin temel sorunlarına duyarlı bir şekilde çalışmalarını yürütür. Demokratik-siyasal yöntemlerle demokratik anayasal çözümü zorlar.

            Çatı partisi bunları yaparken, DTK da kendi varlığını sürdürür. DTK Kürtler içerisindeki çalışmalarını devam ettirir. Türkiye'deki, diğer parçalardaki Kürtlerin demokratikleşme, ulusal birliği sağlama çalışmalarını yürütür. Zaten ulusal konferans çalışmalarını yürütüyorsunuz. Kürtlerin kendi içindeki sosyal, siyasal, ekonomik, bütün meseleleriyle ilgilenir, projeler üretir. Ayrıca DTK Kürtlerin demokratik özerklik anayasası çalışmasını yürütür. Demokratik özerklik anayasasını oluşturur. Bu demokratik özerklik anayasasının genel anayasaya uyarlanmasını, uygun olmasını sağlar. Yine Kürtler arası birlik çalışmaları önemlidir, bu çalışmalara yer verir. Yine olası çatışmalı durumlarda DTK devlet ile Kürtler arasında arabuluculuk rolünü yerine getirir, etkin çalışmalar yürütür. Bayram Bozyeller de Ş. Elçi de DTK'da aktif düzeyde görev alabilirler, onların temsiliyeti önemlidir, onlara da selamlarımı iletiyorum.

            Önemle belirtiyorum; ben burada tecrübelerim, olanaklarım ölçüsünde uygun gördüğüm, Kürt sorununun demokratik anayasal çözümü için çalışıyorum. Heyetle görüşmelerimi bu amaçla yapıyorum. 15 Haziran öncesi son bir defa heyetle görüşmemiz olacaktı. Şu an itibariyle görüşmedik. Dün ve önceki gün gelmelerini bekliyordum ama gelmediler. Bilmiyorum, belki bu hafta içi veya haftaya gelebilirler. Belki bir daha hiç gelmeyecekler. Bunları bekleyip göreceğiz. Gelirlerse benim daha önceki önerilerime olumlu-olumsuz bir cevap verecekler. Ben daha önce kendilerine 156 sayfalık yol haritası çalışmamın, 2-3 sayfalık çok net, açık bir özetini çıkarıp verdim. Orada pratik önerilerimi sunmuştum. Yine daha önceleri de sorunun demokratik anayasal çözümünün nasıl gelişeceği yönünde yazılı, sözlü açıklamalarım oldu. Son savunmam da verilmemiş herhalde, orada da bu konuları ayrıntılı işlemiştim. Az-çok da sürecin karakteri belli oldu. Benim açımdan AKP'nin kendi hegemonik inşasını sağlamaya çalıştığı nettir. AKP Kürtleri tasfiye etmek istiyor. Kürt tasfiyesi konusunda Türkiye'de değişen bir şey yoktur. AKP öncesi CHP ve MHP öncülüğündeki ulusalcı milliyetçi hegemonya Kürtleri bitirmeye çalıştı. Şimdi de AKP öncülüğündeki İslamcı milliyetçi hegemonya Kürt tasfiyesini geliştirmeye çalışıyor. Bu anlamda değişen hiçbir şey yoktur Türkiye'de. AKP bu tasfiye politikasını uygularken sahte dincilik yapıyor, dincilik maskesini kullanıyor. Aslında AKP'nin dinle de alakası yoktur. CHP'nin ulusalcı maskesi, MHP'nin milliyetçi maskesi, AKP'nin de İslamcı maskesi vardır. Bu üç parti de bu maskelerin arkasına saklanarak kirli politikalarını hayata geçiriyorlar. Biz AKP'nin bu İslamcı maskesini düşürdüğümüz için biraz da öfkeli. İşte görüyorsunuz, son dönemlerde bana, BDP'ye, Kürt hareketine saldırıyor, bizleri karalıyor. Bu saldırının temelinde de duyduğu bu rahatsızlık vardır.

            Yeri gelmişken İslam ile ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. Bizim kimsenin inancıyla bir sorunumuz yoktur. İnançlara oldukça saygılıyız, değer veriyoruz. Değer verdiğimiz için AKP'nin sahte İslamcı anlayışını kabul etmiyoruz ve buna karşı mücadele yürütüyoruz. Biz Medine İslamiyetini önemsiyoruz. Medine İslamiyetinin doğru bir İslam anlayışı olduğunu savunuyoruz. Müslümanlar Medine'ye ilk geldiğinde önceleri camiler yoktu. O dönem Medine'deki Müslümanlar önce hurma ağaçlarının gölgesinde, sonra yaptıkları damların altında, sonrasında da mescitlerde dönemin toplumsal sorunlarını tartışıp, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışmışlardır. Sürekli kendi içlerinde tartışma, sorunlara çözüm bulma, aşiret sorunlarıyla ilgilenme, barış arayışında olmuşlardır. Medine İslamı budur. Medine İslamı toplumsal İslamdır, sosyal İslamdır. Dayanışmacıdır. Biz Medine İslamını kabul ediyoruz ve bunun gerçek İslam olduğunu düşünüyoruz. Ben din akademilerini, dinsel tartışma okullarını bu hususların daha iyi anlaşılması için önermiştim ama bu da anlaşılmadı.

            AKP'nin İslam anlayışı iktidar İslamıdır, Muaviye, Emevi İslamıdır. Biz bu iktidarcı İslam anlayışına karşıyız. İslam Devrimi dönemi itibariyle sosyal bir devrimdir. Toplumda ilerleme sağlamıştır. Biz toplumsal İslamı iktidar İslamına tercih ediyoruz. Yapmaya çalıştığımız bu anlamda İslamın güncelleştirilmesidir. Halkımız böyle görmelidir. Ayrıca Kürtçe ezan gibi şeyler doğru değil. Önemli olan İslamın özüdür. Biz bu özle ilgiliyiz. Kürtçe ezana takılmamalılar ama kendi vaazlarını, tartışmalarını Kürtçe yapabilirler. Bu temelde Hizbullah, Mustazaf-Der, Mazlum-Der gibi tüm İslami çevrelere sesleniyorum: Bizim kendilerinin inancıyla bir problemimiz olamaz, tam tersi onların inancına saygılıyız, değer veriyoruz. Bu sahte İslamcılığa öfkemiz de, gerçek İslama değer verdiğimizdendir. Bu çevreler kendilerini sahte İslamcılara kullandırtmamalıdırlar.

Ben, içlerinde kendi dinine, inancına bağlı, aynı zamanda dürüst insanlar olduğunu biliyorum. Ama bu samimiyetlerinden, dürüstlüklerinden dolayı kullanılanlar oluyor. Zaten, dürüst, samimi olduklarından dolayı kullanılıyorlar. Geçmişte Hizbullah da böyle kullanıldı. Jitem'in bunları nasıl kullandığı biliniyor. Zamanla bu konuda birçok itiraf da yapıldı. Hizbullah'ın içinde de samimi, dürüst insanlar vardı ve bu samimi kesimin tamamı kullanıldı geçmişte ve on bin insan hayatını kaybetti. O yüzden uyanık olmalıdırlar. Gelişebilecek yeni bir çatışma sürecinde geçmişte olduğu gibi bugün de AKP kendilerini kullanmaya çalışabilir. Bu kirli oyunlara alet olmamalıdırlar. Geçmişte olundu ve bu binlerce insanın hayatına mal oldu. Ben bu uyarılarımı da tekrar kendilerini öldürtmesinler diye yapıyorum. Bu çok tehlikeli bir durumdur, bizi anlamalıdırlar. Karşılıklı ölümler durdurulmalıdır. Ben bir tehlikenin varlığına işaret ediyorum. Kendilerine ilişkin bu kaygılarımı samimi bir şekilde paylaşmak istiyorum. Ayrıca bahsettiğim bu çevreler DTK'ya da gidebilirler, kendilerini DTK'da ifade edebilirler, DTK çalışmalarına katkıda bulunabilirler. Bunlar yapılmalıdır. Buradan hepsine çağrı yapıyorum ve tek tek hepsine selamlarımı iletiyorum, benim adıma hepsiyle görüşülebilinir.

            Bu konu böyle. Belirttiğim gibi AKP Kürt siyasi hareketini tasfiye ederek Kürt sorununu çözmek istiyor. Bu amaçla da her türlü operasyonu yapıyor, gözaltına alıyor, tutukluyor, öldürüyor. Geçmişte bu işler Genelkurmay, ordu eliyle yapılıyordu, AKP döneminde ise daha çok polis eliyle yaptırılıyor. Son bir ayda KCK, Kandil elli kayıp verdi. Hakkari'de İmam Aziz'e karşı dokuz köylüyü, dokuz gerillayı katlederek cevap veriyor. Yani bir kişiye karşı yirmi kişiyi öldürerek karşılık veriyor. AKP bu konuda oldukça acımasızdır, gözünü karartmıştır. Demokratik anayasal çözümün gelişmemesi durumunda saldırıları daha da artacaktır. Herkes bu konuda uyanık olmalıdır. Dikkatli olmalısınız. Böylesi topyekün bir yönelimde misliyle cevap verilmelidir; bir saldırıya on misliyle cevap verilmelidir. Kulakların kesildiğinden, gözlerin oyulduğundan, kimyasal silah kullanıldığından bahsediliyor. AKP bunları tek başına yapmıyor. Tekelci kapitalist sisteme hizmeti karşılığında teknik yardım dahil bir çok yardım alıyor. İleride KCK liderlerini de hedef alabilirler. Onlar da bu konuda oldukça dikkatli olmalıdırlar. Karayılan yaptığı açıklamada böyle bir duyum aldıklarını söylemiş. Tabii, ben de o yüzden sinirleniyorum. Kandil'de oldukları yerde tespit edilip teknik imkanları kullanarak imha edilebilirler. Önlemini almalılar. Kendi pratik önderliklerini yaratmalıdırlar. Ben, bana uyumlu görünmek zorunda değilsiniz derken bunu kastediyorum. Öyle kurbanlık koyun konumuna kendilerini düşürmemeliler. Ben geçmişten bu yana, otuz yıldır bu tartışmaları kendileriyle yürüttüm. Çok uğraştık ama bana olan dogmatik yaklaşımlarını kıramadık. Ben de bir insanım. Beni tabulaştırmasınlar, ilişkilerimiz gayet normal olmalıdır. Beni dinlemek zorunda değiller. Bazen beni beğenmediklerini de belirtiyorlar. Olabilir. Cuma, Cemal, Abbas onların hepsi fedakardırlar, benden de fedakar, yiğit ve cesurdurlar. Hatırlıyorum, hiç durmuyorlardı, çok çalışıyorlardı,. Böyle bakıyordum onlara, hiç yerlerinde durmuyorlardı, emek veriyorlardı. Ben onlar kadar yiğit değilim. Yine sizler de safsınız, dürüstsünüz, benden daha temizsiniz ancak tek başına bu özelliklerle ne gerillacılık yapılabilir ne de demokratik siyaset yapılabilir. Stratejik derinliğiniz olacak, ideolojik, örgütlü bir duruşunuz olacak. Bunlar olmadan tek başına fedakarlıkla, dürüstlükle bu sorunların altından kalkamazsınız. Gerilla gerillacılığını doğru düzgün yapacak. Ben bu tarz gerillacılığı yıllardır eleştiriyorum. Gerillaya gitmeye karar verenler kendi bilincini, zihnini ona göre hazırlamalıdır. Bu konularda kendini sağlamlaştırmadan, kararlaşmadan, yeterince hazırlamadan silahı omzuna atmamalıdır. Yoksa iki gün de gerilla koşullarına katlanamaz, kaçar gider ve zarar verir. Böyle şeyler de oluyor sıklıkla. Benim bu konuda Abbas ile ilgili bir anım var, onu anlatayım. Ben Suriye'deyken en adanmış, yiğit gençleri eğitiyordum. Çok inançlı, fedakarca ve yiğitçe duygularla gidiyorlardı. Yüzlercesini  bu duygularla gönderiyordum. Sonra bunların yarısı kısa zamanda patır patır dökülüyor, kaçıyorlardı. O zaman ben bu duruma çok kızıyordum. Abbas'ı da “Abbas Abbas, ben eğitip gönderiyorum siz kaçırtıyorsunuz, tutamıyorsunuz” diye eleştiriyordum. Örgüt yaratmak, o örgütü canlı tutmak derinlikli bir yaklaşım gerektirir. Kendi pratik koşullarına göre hareket etmeli, yaşamlarını ona göre kurmalıdırlar. Ben de burada yaşamımı cezaevi koşullarına göre düzenliyorum. Burada dışarıdaymışım gibi yaşamıyorum. Her gerilla, bölge ve eyalet komutanlığı da kendi somut koşullarının tahliline göre yaşamalı, bölgenin koşularına göre konumlanmalı, karar ve pozisyonlarını buna göre almalıdırlar. Daha önce de söylemiştim; 24 saat gerillacılık yapabilmelidirler. 24 saat gerilla olduğunu unutmayacaksın. Her yönden kendilerini hazır tutmalıdırlar. Sadece fedakarlıkla yürünemez. Yine hatırlıyorum bu konuda Ali Haydar'a ilişkin de bir anım var. Çok fedakar, çok bağlıydı, o kadar gözükaraydı ki, “Bana  bir silah ver, gidip şu karakolu, şurayı, burayı basıp geleyim” diyordu. Bu konuda çok tartışıyorduk. Ama tek başına bireysel yiğitlikle mücadele yürütülemez, büyüyemez. Bunun için sağlam bir ideoloji, sağlam örgütlülükler yaratılmalıdır. İdeolojin, örgütlülüğün olmasa, tek başına yiğitlik, fedakarlık bir şey ifade etmez. Devrimci mücadele ve gerilla mücadelesi böyle yürütülmelidir.

            Bu durum siyaset alanı için de geçerlidir. Öyle tek başına iyilik, dürüstlükle yol alamazsınız. Demokratik siyaset zeminindesiniz. Bu alana göre yoğunlaşmalı, derinleşmeli, örgütünüzü geliştirmelisiniz. KCK ve demokratik siyaset alanı arasındaki ilişki de önemlidir. KCK illegaldir, silahlıdır, gerilla mücadelesi yürütmektedir. Onlar da kendilerini bu temele göre geliştirmeli, büyütmelidirler. KCK demokratik siyaset ilişkisini de bulunduğu konuma göre belirlemelidir. Yasal alan KCK'nin sözcülüğünü yapmak zorunda olmadı gibi, KCK de her yönüyle hakim olmaya, sözünü dinletmeye çalışmamalıdır. Ben de burada tutukluyum, ben de bu gerçekliğime göre hareket ediyorum. Siyaset alanıyla ya da KCK ile ilişkimde bunun farkında olarak hareket ediyorum. Herkes kendi görevini, devrimci mücadelesini layıkıyla yürütmelidir. Aksi takdirde tehlike büyüktür. Bütün kazanımlarınız elinizden alınabilir. Kapsamlı bir yönelim içerisine girebilirler. Bu tehlike sadece bizim için, Türkiye'deki Kürtler için geçerli değildir, Barzani-Talabani için de geçerlidir. Barzani orada sistemini kurmuş, devlet bile değildir, devletçiktir hatta devletçik bile değildir, beylik sistemini kurmuştur. Talabani'yi de buna eklemlemişler. Zaten Kuzey’e, küçük bir yere sıkıştırmışlar. Onları da uyarıyorum: 24 saatte nasıl kurdularsa, 24 saatte bitirirler. Buna engel de olamazlar. Bu yüzden ulusal birlik çerçevesinde çalışmalarını hızlandırmalılar, ilişkilerini geliştirmelidirler.

            ABD'nin PKK imajı bellidir. Bunu 2004'lerde gösterdiler. PKK içinde Osman-Botan alçaklarını kullanarak PKK'yi kendilerine bağlamaya, kendilerine bağlı bir örgüt haline getirmeye çalıştılar. Bu alçaklar da bu oyunlara geldi ve binlerce insan PKK'den bunun sonucunda ayrıldı. Ancak PKK'yi tamamen bitirmeyi, etkisizleştirmeyi başaramadılar. Tekrar bu tür oyunları oynayacaklardır, bu tür girişimleri ileride de olacaktır. PKK'yi kendine çekme, kendi örgütü haline getirme, BDP'yi kuyrukçu yapma, beni de burada rehine koşullarında tutarak kullanma yoluyla kendilerine ait bir çözüme alet etmeye çalıştılar, çalışacaklar. Bu oyunlar karşısında sağlam bir örgütlülük kurulmalıdır. Bu oyunlarla ancak böyle baş edilir.

            Sonuç olarak, PKK'siz, bensiz bir çözüm arayışındadırlar. Biz ise bunlara rağmen demokratik barışçıl çözümü geliştirmeye çalışıyoruz. Geçmişte demokratik barışçıl çözüme şans vermek için gerillayı sınır dışına da çektik. Ancak bu sınır dışına çekilme tam istediğimiz gibi olmadı. O dönem Ecevit dönemiydi. Hatırlıyorum, 2002'de burada benimle görüşen askeri yetkililerden biri bana “Kendinizi kabul ettirmek istiyorsanız daha fazla savaşmalısınız” diyordu. Kendi içinde tutarlı bir düşünceydi, sözlerinde samimiydi. Karşı tarafa diz çöktürmek için daha fazla savaşmalısınız diyorlardı. Zaten onların geri çekilmeden haberi yoktu, bunu duyduklarında da şaşırmışlardı. Biz onlardan habersiz attık bu adımı. Demokratik barışçıl çözüme şans vermek için güçlerimizi sınır dışına çektik. Acı kayıplar da verdik. Ecevit döneminin olmasının da etkisi vardı bu kararı vermemizde. Ecevit bazı gelişmeler kaydetti, barışçıl çözüme hazır görünüyordu. Böyle bir riski alacak gibiydi ancak daha sonraki süreçte MHP-Bahçeli engeline takıldı. Aşamadı bu engeli, sonrasında da biliyorsunuz AKP iktidara geldi ve biz 2004'lere kadar AKP'ye şans verdik. İki-üç yıl da öyle geçmiş oldu. Aslında biz o dönem AKP'yi iyi okuyamadık. AKP'ye yanılgılı yaklaşımlarımız oldu, yanlış tespitler yaptık. Yine de bunlara rağmen 2005'te bu süreci bitirmeye çalıştım. Daha fazla alet olmadım. Ama bu dönemde haberler geldi, bunları dinledim, değerlendirdim. Tabii olabilir, siz haber getirebilirsiniz bana, ben de size bazı çağrılarda bulunabilirim. Bunlar karşılıklı olabilir. O dönemde bu çağrılara karşılık vermeye çalıştık. Böylece açılan bu yeni süreç bugünlere kadar geldi, devam etti, halen o süreci yaşıyoruz. Şimdi önümüzde demokratik anayasal çözüm seçeneği ya da demokratik özerklik temelinde kendi yürüyüşünü gerçekleştirme, kendi kaderini belirleme seçeneği var. Bizim demokratik özerklik talebimiz hukuki bir taleptir. Bunun hukukta yeri vardır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında da bu hususlar düzenlenmiş, Erdoğan zaten bunun böyle olduğunu bilir. Özerklik taleplerinin burada da karşılığı var. Avrupa özerklik şartı bizim taleplerimizle birlikte Türkiye'de yaşam bulur.

            Kürtlerle devlet arasındaki ilişki boşanma hali gibidir. Yaratacağımız yeni birliktelik ise özgür bir evlilik olmalıdır. Bu yönüyle bir nevi kadın sorunu gibidir. Kürtler ve devlet arasındaki ilişki ve mücadele, kadın-erkek arasındaki özgür birliktelik, eşit ilişki mücadelesi gibidir.

            Önümüzdeki günler tarihi günlerdir. Türkiye'de ve bölgede Kürtlerin mücadelesi zaferle sonuçlanırsa,  bu zafer ilk çağdaki toplumsal devrimin devasa, muazzam sonuçlarının bir benzerini yaratacaktır.

            Suriye'de de demokratik birlik temelinde Kürtler mücadelelerini yürütebilirler. Esad'a selam gönderiyorum, babasıyla olan ilişkilerimiz biliniyor. Emperyalist saldırılara karşı on bin kişilik öz savunma gücü oluşturulmalıdır. Bu güç kendilerine, Esad'a  karşı değil, emperyalist saldırılara karşı bir güç olacaktır. Kürtler bu güçlerini yaratırken Esad rejimine karşıtlık temelinde değil, uzlaşma-diyalog temelinde görüşebilirler. Bu temelde selamlarımı gönderiyorum. Daha önce Esad’a mektup göndermiştim.  

Son olarak İran'daki, Irak'taki halkımızı selamlıyorum. Kendi demokratik ulus birliklerini sağlamaları gerektiğini düşünüyorum, yine Avrupa'ya selamlarımı iletiyorum. Avrupa'daki basına, TV çalışanlarına başarılar diliyorum.

Yine seçim çalışması yürüten tüm alanları, halkımızı, blok adaylarını selamlıyorum, mücadelelerinde başarılar diliyorum. Dersim'i selamlıyorum. Dersim'de Kılıçdaroğlu rüzgarını önlemek gerekiyor, buna dikkat edin. Başta Urfa, Ağrı, Dersim olmak üzere tüm halkımızı selamlıyorum. Vedat Türkali'nin söylediklerinden haberim var, kendisine özel sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Herkes kendine dikkat etmeli.

 

İyi günler

 

 

 8 Haziran 2011

 

 

  

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com