|
Durum, bildiğiniz gibi, odam aynı küçük odadır,
şartlarda değişiklik yok. Geçen hafta Salı günü
buraya getirilenlerle görüştük. Onların
avukatlarıyla da görüşebilirsiniz, faydalı olur,
birlikte bir dayanışma içinde gelebilirsiniz.
Onların fazla ziyaretçileri gelmiyor. O TİKKO’cu
arkadaşla da görüştüm. Onun da hiç ziyaretçisi
gelmiyor. Aileden gelen var mı, Mehmet geldi
mi?
Içeriden gazete, dergi vs.yi alabiliyoruz.
İslam Toplumları Tarihi’yle ilgili bir kitap
getirilecekti, 2. Cildi. Tamam, o getirilebilir.
Alaattin Şenel, siyasal’dan hocamdı, onun
İnsanlık Tarihi kitabı vardı, o da
getirilebilir. Başka da uygun bulunan bilimsel
kitaplar getirilebilir. Zaten kitaplar var, bu
aralar kitap okuyamıyorum, vakit kalmıyor.
Toplum ve Kuram Dergisi getirilmişti geçenlerde.
Onlar kimlerdir? Evet, öyle daha çok felsefik ve
araştırma yönü ağır basıyor.
BDP Meclis’te grubunu kurdu. Nuri Yaman Grup
Başkanı, Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak
da grup başkan vekili seçildiler.Gündemde
asker-polis vesayeti tartışması var. İşte
Meclis’te polise ağır silahlar alma yetkisi
veren yasanın alt komisyondan geçmesi nedeniyle
yasallaşması tartışılıyor. Bunun üzerinden
vesayet tartışması yürütülüyor.
Cemil Bayık da siyasal islamın bu kozmik
odalara yerleşmeye çalıştığını söylüyormuş.
Nasıl yerleşmeye çalışıyor, ne demek? Cemil
Bayık, AKP’nin devletin son kalesi olduğunu,
AKP’nin iktidardan düşmesinden sonra sorunun
daha kolay çözüleceğini belirtiyormuş. Nasıl
yani, AKP’nin gitmesiyle bu sorun çözülecek
anlamında mı söylüyor? AKP’nin devletin son
şansı olduğu anlamında mı söylüyor? Ha, yani
devlet AKP’yi Kürt hareketinin tasfiyesinde son
koz olarak mı kullanıyor? Yani AKP giderse sorun
daha rahat çözülür demek istiyor. Doğru
olabilir. Bu Cemil Bayık’ın bireysel açıklaması
mı yoksa KCK adına mı?
Süleyman Demirel Kürt sorunu ve PKK sorunu
yoktur, Kürtler vardır .Nedir bu, ne demek
istiyor? Yine Demirel açılımın müebbet hapislik
İmralı sakinini Türkiye siyasetinin gündemine
oturttuğunu belirtiyormuş. Bu Ergenekoncu bir
tanımlamadır. Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim
Fırtına’nın savcılığa verdiği ifade basına
yansıdı. Savcı Demirel’in darbelerden haberinin
olup olmadığını, iş adamı Mustafa Özkan’ın
aralarında aracılık yapıp yapmadığını soruyor.
İbrahim Fırtına buna cevap vermiyor. Baybaşin
Savcılığa gönderdiği bir ifadede, işadamlarının
listesinin talimatını Demirel’in verdiğini,
Çiller’in uyguladığını belirtiyor. Baybaşin’i
biliyorum, Demirel’le ilişkisi vardır. Baybaşin
bu uyuşturucu çetelerini kontr-gerillanın
eğittiğini söylüyor. Onlar eğitmiştir, doğrudur.
Türkiye Cumhuriyeti tarihini çözümlemek
istiyorsanız, İttihat Terakki, Mustafa Kemal ve
Mustafa Suphi ilişkisinin doğru incelenmesi ve
doğru anlaşılması gerekiyor. Mustafa Suphi’nin
nasıl kimler tarafından katledildiğini,
boğdurulduğunu bilmek, anlamak gerekir. Mustafa
Kemal’in yaptığı söyleniyor ama onun
boğdurulması olayında kimlerin rol aldığının
ortaya çıkması birçok şeyi açıklığa
kavuşturacaktır. Mustafa Kemal çok abartılıyor.
Yaşadığı dönemdeki birçok olay Mustafa Kemal’e
malediliyor.
O dönemde Mustafa Kemal’in etrafı İngilizler
tarfından İttihat Terakki kadrolarıyla müthiş
kuşatılmıştır, İngilizler onun etrafını
çepeçevre sarmışlardır. İngilizler İttihatçı
kadrolar eliyle kendi politikalarını
dayatıyorlardı, Mustafa Kemal ise Moskova ve
Lenin kartını oynamak istiyordu. Ancak
İngilizler bu konuda çok akıllı ve ustadırlar.
Kazım Karabekir ve İnönü üzerinden
politikalarını yürütüyorlardı. Ben şimdiye kadar
İngilizlerin etkinliğini tahmini olarak
söylüyordum ama artık İngilizlerin rolü
kesindir, belgeler bunu ortaya koyuyor, bu
böyledir. Hürriyette de okudum, Cemil Koçak
yazmıştı, kısmen bunu doğruluyor. İngilizler,
Fransız Devrimini etkisizleştirmiştir, Rus
devrimini ve Türkiye Kurtuluş savaşını da
yönlendirmiştir. Bu yönüyle Mustafa Kemal’e
Robespierre’e yapılanın aynısı yapılmıştır.
Fransız Devrimi’nde Kral Robespierre’e
öldürtülmüş, daha sonra daha ılımlı bir gruba da
Robespierre öldürtülmüştür. Mustafa Kemal’in de
etrafı İttihat Terakki kadrolarıyla kuşatıldı,
bunlarla mücadele etti, o dönemde Meclis’te olan
Ali Şükrü adlı bir milletvekili öldürülüyor.
Yine Deli Halit Paşanın ölümü olayı var. Hatta
Maliye Bakanı Cavit’i astırdı fakat 1927’lerden
sonra bunlarla uzlaşmak zorunda kaldı. Bu
uzlaşmadan sonra ittihatçılar Mustafa Kemal’i
Cumhurbaşkanı yaparak etkisizleştirdiler, tüm
iktidarı ele aldılar. Fethi Okyar Mustafa
Kemal’in yakın arkadaşıydı onu da tasfiye
ettiler, yerine İnönü Hükümeti’ni getirdiler.
İngilizler İnönü ve Kazım Karabekir üzerinden
kendi etkinliğini sağladı, politikalarını
uygulamaya geçirdi. Taha Akyol, Kürt
politikaları açısından bu dönemi 1922 öncesi ve
sonrası diye ayırıyor. 1922 öncesinde Kürtlere
verilen sözler var, 1922 sonrası bu sözler inkâr
ediliyor. Kurtuluş savaşında Yunanlılara
Türkiye’yi işgal ettiren İngiltere’dir, daha
sonra denize dökülmelerini sağlatan da yine
İngiltere’dir. İngiltere’nin birinci gündem
maddesi Musul-Kerkük ve petroldür. Yunanlıları
çıkartıp Türkleri etki altına aldıktan sonra
Musul-Kerkük karşılığında Kuzey Kürtlerini de
feda etmiştir. Bu yerler Misak-ı Milli sınırları
içinde olmasına rağmen İngiltere ile yapılan
gizli bir anlaşmayla Türkiye bunlardan vazgeçmek
zorunda kalmıştır. Halen de bu anlaşmanın
içeriği bilinmemektedir.
Aslında Mustafa Kemal Jakobendir.
Cumhuriyetçidir. Fransız Cumhuriyeti’nden
esinleniyor. Mustafa Kemal yaşadığı sürece
İngilizler ve Sovyetler arasında denge
politikaları izledi. İngilizler Anadolu’dan
İonyalıları, Ermenileri ve Anadolu Rumlarını
sürdü. Kürtlere de aynı politikayı uygulamak
istiyorlar. Kürtleri de Kuzey’den sürüp
Güney’deki ulus-devletçiğe hapsetme politikasını
yürütüyorlar. Şeyh Sait olayı aslında bir
provokasyondur. Şeyh Sait’in bundan haberi bile
yoktur. Dicle’de iki asker öldürülüyor, ondan
sonra hazırlıksız bir şekilde ayaklanma
başlıyor. Şeyh Sait ayaklanma yürütebilecek biri
de değildir. İngiliz etkisi 1940’lı 50’li
yıllara kadar devam ediyor hatta bu ilişkiler
çok ileridir. 1941’de birçok Türk savaş
pilotları İngiltere için savaşırken ölüyor.
Bunlar daha sonradan ortaya çıktı. 1950’lerden
sonra ABD ve Yahudi Siyonizmi hakim olmaya
başlıyor. Yurt edinme konusunda Yahudilerin iki
siyonizmi çatışıyor; Anadolu Yahudiliği ile
Filistin Yahudiliği. Anadolu Yahudileri İzmir,
Manisa, Selanik, Edirne’ye kadar varan yerde
yurt edinmek istiyorlar. Yalçın Küçük de bu
konulara değiniyor, bu konuda kitapları varmış
ama ben okuyamadım. Filistin’de yurt edinmek
isteyen Rusya’dan, ABD’den göç edenlerden oluşan
Yahudi Siyonizmi ise, Filistin topraklarını esas
yurtları olarak görüyor. Bunlar baskın çıkıyor
ve İsrail kuruluyor. Anadolu Yahudileri arasında
Sami Kohen’in babası da var. Cumhuriyetin
kuruluşunda çok etkinler halen de ordu, yargı,
üniversitelerde çok etkindirler. AKP de İsrail
ile çalışıyor. Netanyahu radikal milliyetçidir
ama özellikle Olmert ve Barak AKP ile uyum
içindedirler.
Kozmik oda bir görüntüdür. Sanırım bu
anlatılmaya çalışılıyor. Halbuki bunun gerisine,
arka planına bakmak gerekir. AKP tek başına
yapmıyor, Erdoğan-Başbuğ ittifakı var,
arkalarında ABD var. Bugünlerde söylemeye
başladıkları o “yüzyıllık” lafını benden
almışlardır. Önceden beridir diyorum bu
Ergenekon’ün yüz yıllık kökleri vardır. Ta 1906
yılındaki Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetlerine
dayanmaktadır. Hatta öncesinde 1876’da
Abdulaziz’in idamı da benzeri bir şeye dayanır.
O günlerden bu günlere geliyor. M.Akif ve Saidi
Nursi Teşkilat-ı Mahsusa üyeleridir. O dönemde
bunlar bütün islam ülkelerinde ümmetçilik
bağlamında örgütleniyorlar. M.Akif’i biliniyor,
işte o İstiklal Marşı’nın yazarıdır. Ilımlı
İslam da Radikal İslam da Amerika ile
bağlantılıdır.
ABD AKP’ye Ilımlı İslam rolünü vermiş. AKP,
Arapları radikal islam çizgisinden ılımlı islam
çizgisine çekmeye çalışıyor. Bunu Hamas
üzerinden yapmaya çalışıyor. Ama ben Arapları
tanırım, AKP’nin bu çizgisine gelmezler, AKP de
bunu beceremez. Tam bir kördüğüm söz konusudur.
İşin içinden çıkamazlar. El-Kaide’yi de Talibanı
da biliyorsunuz soğuk savaş döneminde Amerika
örgütledi, Obama şimdi bunları geri çekmeye
çalışıyor ama baş edemiyor. Bunlar iktidara
alıştılar, iktidarlarından vazgeçmek
istemiyorlar. Aralarındaki çatışma iktidar
çatışmasıdır. Benazir Butto’ya yapılan saldırı
bu çatışmanın sonucudur. Benazir Butto da Tansu
Çiller gibi Amerikancıydı, Afganistan’da da
Hamit Karzai’yi başa getirdiler.
Obama bu radikal islamın olduğu yerlerde onları
iktidardan düşürüp yerine ılımlı İslam’ı devreye
koymaya çalışırken, radikal islamcılar da kendi
yerlerini korumaya çalışmaktadırlar. Bu yedi CIA
ajanı öldüren kişinin eşi de Türktür. Hatta
Amerika’dan beş CIA görevlisinin bu olayı
soruşturmak için Türkiye’ye geldiğini radyodan
gazetenin haber başlıkları okunurken dinledim.
Buradaki Ergenekon bağlantısı barizdir. Bu Türk
Ergenekonudur. Biliyorsunuz Ankara’daki Amerikan
Elçiliği saldırısını da gerçekleştirenlere
El-Kaide dediler ama Türk Ergenekon’u yaptı.
Bunlar CIA ajanlarını öldürecek kadar gözü
karadırlar. Bu katı Ergenekoncu çizgi halen
güçlüdür. Mustafa Balbay’ın günlüklerinde de
geçiyor. Özkök için biz doksandokuz onlar
birdir, diyor. Ordu içinde de kısmen hala
varlar.
Kürtler konusunda iki imhacı politika var. Biri
katı inkar ve imha çizgisidir. İşte
Ergenekon’un, MHP ve CHP’nin dayattığı budur.
İkincisi ise PKK’siz ve Öcalansız, sırtını Irak,
Amerika ve kısmen Avrupa,Talabani ve Barzani’ye
dayayayan, Kuzey’den bazı sahte Kürt
liderlikleri yaratarak, PKK içinde de bazı
alçaklara dayanarak bunlar üzerinden sonuç
almaya çalışan AKP’nin yumuşak imhacı çözümdür.
AKP’nin son yedi yıllık iktidarında
gerçekleştirmeye çalıştığı budur. Hatta 2006’da
DTP’yi de kullanmak istediler. Ahmet ve Aysel
üzerinden bazı şeyler yapmaya çalıştılar. Beni
de buna dahil etmek istediler ama ben böyle
şeylere alet olmam. Kendimi kullandırtmam. Ben,
daha önce mahkemeye verdiğim, ancak avukatlarıma
verilmeyen savunmamda da belirtmiştim. Ben
ancak demokratik ve barışçıl bir çözüm içinde
yer alabilirim. Kesinlikle tasfiye sürecine beni
katamazlar. Bizi tasfiye etmek çözümü
kolaylaştırmaz. Bizim çözümümüz demokrasidir,
demokratik çözüm ve barıştır. Ben yol
haritasında çözümün nasıl olması gerektiğini
açıkça koydum. Bu çerçevede çözüme varız, başka
türden bir çözüme kimse beni dahil edemez.
Cumhurbaşkanı bir programda demokratik açılım
açısından önemli bir çözüm fırsatının heba
edildiğini ancak henüz geç olmadığını
belirtiyormuş galiba. Çözseymiş o zaman,
kendisinin işi nedir? Elini tutan mı var?
Buradan Abdullah Gül’e, Sayın Cumhurbaşkanı’na
seslenmek istiyorum. Bizim geliştirmek
istediğimiz çözüm, demokratik barışçıl çözümdür.
Bunu engellemeye çalışanlar var. İşte Şubat ayı
yaklaşıyor. PKK engellemek istese bile halkın
tepkisinin önüne geçemez. Bu süreyi iyi
değerlendirmek gerekir. PKK kış sürecinden sonra
büyük bir ihtimalle bahar aylarında eylemlilik
sürecine geçecektir. Kendileri daha iyi bilir.
Ben buradan bir şey söylemek istemiyorum, kendi
kararlarını kendileri verirler. Çok sert ve
şiddetli, kanlı durumlar yaşanabilir. Halklar
arasındaki gerginlikler artırılıyor. Romanların
yerlerinden zorla sürülmesi buna bir örnektir.
Eğer devlete bırakılırsa bunu çok sert bir
şekilde geliştirir. Eger bu süreçte çözüm
geliştirilmezse, barışçıl çözüm dışındaki yollar
güçlenir. Hatta KCK de bunun önüne geçemez. Ben
burada KCK’yi de uyarıyorum, devleti de
uyarıyorum; demokratik çözüm ve barışçıl süreç
geliştirilmezse katı-milliyetçi Ergenekoncu
çizgi Kürt-Türk çatışmasını yaratır, bunlar
acımasızdır, halkları birbirine boğazlatırlar.
Gördünüz işte halkı taradılar, halkın üzerine
ateş açtılar. Eğer halkı savunmasız sokağa
salarsanız, önlemini almazsanız, bunu yine
yapabilirler. Cumhurbaşkanının bunları iyi
görmesi gerekir. Eğer çözümde samimiyseniz,
ciddiyseniz bu süreyi iyi değerlendirmeniz
gerekiyor. Yok biz tasfiyeyi imhayı dayatacağız
diyorsanız PKK kendini çok iyi bir şekilde
koruyabilir, yaşatabilir, bu savaşı uzun süre
yürütebilir. Bunun önüne geçmek için diyalog
yolunu başlatmalısınız. İşte Sönmez Köksal da
söylüyor, diyalogun binbir türlü yolu var; illa
benimle olmayabilir, doğrudan olmayabilir. Yeter
ki ciddiyet olsun. Benim rol almam isteniyorsa
bu koşulların değiştirilmesi gerekiyor. Bu
esaret koşullarında ben bir şey yapamam.
Politika yapabilmem için benim serbest olmam
gerekir, önümün açılması gerekir.
İmhacı-İnkarcı çizgi 5 Kasım 2007’de Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın Bush’la görüşmesiyle sona
erdi. Katı milliyetçi sert Ergenekon kanat,
bunların bir kısmı Silivri’de bir kısmı da
parlamentodadır. MHP ve CHP bunların
parlamentodaki zanlılarıdır. MHP, CHP, Eruygur
bu kanattadır. Bunlar katı fiziki inkâr ve
imhada ısrar ediyorlar. Baykal ve Bahçeli’nin
kişi olarak bir güçleri yoktur, dayandıkları
güçler vardır. Bunların uluslararası
bağlantıları da vardır. Bahçeli Çin’e bir geziye
gitmişti. Biliyorsunuz Levent Ersöz’de
yakalanmadan önce Moskova’dan gelmişti. Tuncer
Kılınç’ın da bir demeci vardı, İran ile ittifaka
ilişkin, İran’a dayanıyorlar. MHP, CHP ikisi de
milliyetçidir. Biri katı milliyetçi diğeri
ulusalcı milliyetçidir. CHP ile solculuk olmaz.
BDP’nin bu boşluğu doldurması gerekir. BDP’nin
ant-i faşist tüm sol kesimleri, radikal
demokratları kapsaması lazım. Demokrat
müslümanlar da yer alabilir. İşte belirttim
Türkiye’nin sorunlara yaklaşımda üç temel çizgi
var; biri katı milliyetçi Ergenekoncu çizgi,
ikincisi AKP, ABD, kısmen Avrupa ve Talabani ile
Barzani’nin içinde olduğu yumuşak tasfiye
çizgisi. Üçüncüsü ise radikal demokratların
çizgisi. BDP Türkiyelileşmeli, Türkiye’nin tüm
sorunlarını ele alan bir perspektifle
çalışmalarını yürütmelidir.
Kongre vesilesiyle Türkiye cephesinden yazarlar
ve aydınlarla görüşmek gerekir. 70’li yıllardan
sonra TKP’den kopan kesimlerle de görüşülebilir.
Bazı aydınların BDP’ye katılmaları önemlidir.
Isimleri neler? Zeynep onlar çalışkandır, yer
almaları önemlidir. Hatta Ufuk Uras kalsaydı iyi
olurdu ama herhalde o başka oluşumla
ilgileniyor. Daha önce de söylemiştim, Feminist
çevreden Aksu Bora vardı, onunla da görüşülsün.
Çevreciler demiştim. Çeşitli kesimlerden
bahsetmiştim. BDP çok renkli olmalı, Türkiye’nin
renkliliğini yansıtmalı. Ben bunun için üç
ilkeden bahsetmiştim; demokratik cumhuriyet,
demokratik vatan, bunun içinde Kürdistan’da var,
inkar edilmiyor. Ve demokratik ulus. CHP ve
MHP’nin katı milliyetçi ulus anlayışına karşı
demokratik ulus. Bu ilkeler etrafında biraraya
gelebilirler. Bunların temsil güçleri yüksek
olmalıdır. Bu temelde güçlü çalışmalılar. Yine
üç ayaktan bahsetmiştim; KCK, DTK ve siyasi
parti .
Beni okumuyorlar mı? Okuyorlar da anlamıyorlar
mı? Meşk diyoruz ya meşk için aşk olmalıdır.
Çalışmalarını aşkla, tutkuyla yapmalılar.
Dirayetli, demokratik, güçlü önderler
çıkarılmalıdır. DTK, demokratik Kürt toplumun
inşası için uğraşır. Hatta Kürt dememize bile
gerek yok, toplum diyebiliriz. Tamamiyle
yasalara uygun çalışmalar yapar; Kürt toplumunun
ihtiyaçlarına uygun çalışmalar yapar. Spordan
tutalım sağlık, sanat, folklör, çevre, kadın,
kültür v.s. tüm alanları demokratik anlayışla
örgütler, çalışmalar yapar. DTK tamamen yasalara
uygun ve sivildir. Çalışmalarını da buna göre
yürütür. Şu iyi bilinmelidir ki KCK silahlıdır,
kendini dağda örgütler, çalışmalarını ona göre
yapar. Başlarda KCK’nin konumuna ilişkin bir
akıl karışıklığı mevcuttu. Bu konuda netlik
sağlanmalıdır. KCK’nin legal yapıların işine
karışmasını uygun bulmuyorum. KCK bunların içine
sızmamalı. KCK ne bu legal çalışmaları ne de
benim adımı kullanarak beni zor durumda
bırakmamalıdır. İşte görüyorsunuz binlerce kişi
tutuklanıyor. Tutuklama sayısı bini aştı değil
mi?
Bu halk ayaklanmaları konusunda da KCK, kendini
gözden geçirmelidir. Halk savunmasız
08 OCAK 2010
|