![]() |
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak
|
Bu haftanın görüşmesi olacak değil mi? Bu haftanın görüşmesi için başvurulmalı. Bu şekilde olmaz, görüşme aralarını açmaya başladılar, başvuru mutlaka yapılmalı. Çok uzatmak istemiyorum, buna dikkat edilmeli. Bu Vakıf konusunda bir şeyler belirteyim. Bu konuda yasal düzenlemeler var, değişmiştir, değişir. Avukatlarım da bu konuda araştırma-inceleme yapıp, hukuki boyutlarıyla çalışmalar yürütebilir. Babaya, aileye ait araziler, hatta sadece aile değil, bu çalışmaya dahil edilebilecek diğer insanların arazileri de içine katılabilir. Burada amaçladığımız insanların mülksüzleştirilmesi değil, toprağın parçalanmasını önleyerek daha verimli ve nitelikli kullanılmasıdır. Mülklerin birleştirilip daha kollektif üretebilecekleri daha iyi verim elde edebilecekleri bir ekonomik sistem yaratmaktır. Köydeki diğer insanlarla da görüşülebilir, hatta mümkünse diğer çevre köyler de buna dahil edilebilir. Hukuki ve ekonomik birlikler yaratmaya çalışıyoruz. Örneğin Ömerli Köyü'nün hukuki ve ekonomik birliği böyle sağlanabilir, Ömerli Köyü'nün komünü olur, komünal birlikler sağlanabilir. Yine Halfeti ilçesinde bunlar yapılabilir. Tarıma dayalı üretim modeli kapsamında bir çalışmadır. Yahudilerde Kibbutz, yine Sovyetlerde benzer yapılar vardı. Avukatları bu konuda sorumlu tutuyorum. Konu üzerinde çalışılmalı ve takipçisi olunmalı. Bu konuyla ilgili olan avukatlar, çalışabilirler, görev alabilirler.Şimdilik bu kadar, fazla uzatmayacağım, daha sonraları tekrar değinirim. Süleyman dayı nasıl, sağlığı nasıl, dinç mi? Oğlu trafik kazasında yaşamını yitirmişti? Ben de kendisiyle görüşmek isterim. Evet doğrudur, oldukça anılarımız var. Gidip onlarla görüşüp bana ilişkin anılarını, hatırladıklarını dinleyip kaydedebilirsiniz. Sadece Süleyman dayı değil, Havva da bu konularda dinlenebilir, onun da anıları var. Havva’nın çocukları kendileri gidip kurumlarda çalışabilirler, bunu çok sorun etmesinler. Yine araştırma yapılıp, köy ve çevrede gerçi birçoğu ölmüştür ama yaşayanlardan benimle ilgili anısı olanlar dinlenip, kameraya çekilebilir, kaydedilebilir, not tutulabilir. Bu konuda geç kalınmamalıdır. Gazeteciler, sinemacılar bu konuda görev alabilirler, bunların hepsi tarihtir, bu konular müthiş bir arşiv konusudur. Tarihimizin daha iyi anlaşılması için bu çalışmalar yapılmalıdır. Bu konularda yeteneği olan, bu konuların uzmanı gazeteciler, sinemacılar gidip, onları dinleyip, kameraya çekebilirler, bu konuda sinema hatta belgesel de yapabilerler. Avukatlarım da bunun takipçisi olabilirler. Ben unutabilirim, ileride tekrar hatırlatamayabilirim ancak bu konuda avukatlarım çalışabilir, sorumlu davranabilirler. Uzatmayacağım ama bu konular önemli, yarın-öbür gün geç kalınabilir. İşte gazeteciler, sinemacılar öyle köşeye çekilerek iş yapacaklarına, bu tür önemli çalışmalar içine girebilirler. Bu çekimler ve çalışmalar aydınlar, yazarlar ve özellikle edebiyatçılar için çok önemlidir. İleride edebiyatlar için bulunmaz bir şeydir. Süleyman dayıya da bu vesileyle başsağlığı diliyorum, oğlunu kaybetmiş kazada. Bu kaza konularında daha dikkatli olmalılar, acı bir kayıptır. Hüseyin Gülerce Kürt sorunun çözümünde benim önemli olduğumu, Kürtlerin benim öncülüğümde tek ses olması gerektiğini, BDP'nin bir Türkiye partisi haline gelmesi gerektiğini, Kürt sorunun çözümü için halklar arası jestlerin yapılması gerektiğini yazmış. Benim öncülüğümün önemine nerden varmış, neye dayanarak çıkarıyor bu sonucu? Tabi biz hiçbir zaman kendilerinin varlığını inkar etmedik, onlardan da bizi inkar etmemelerini bekleriz. Onlara şu mesajım iletilebilir. Hem kendileri hem biz PKK, gerek Türkiye'de gerek Ortadoğu'da önemli aktörleriz. Yalnız kendileri PKK'yi ikna etmeden Kürdistan'da bir şey yapamazlar. PKK de biz de onları ikna etmeden Türkiye'de istediklerimizi kolayca yapamayız, sınırlanabiliriz. Kendileri Türkiye'nin hatta Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde rol alabilirler, önemli bir güçleri var. Ben, kendilerini bir tarikat-cemaat olarak görmüyorum. Hatta tek başına ne bir tarikat ne de bir cemaattir. Biraz sivil toplum örgütü hatta bir siyasi parti işlevine sahip olduğunu düşünüyorum. Rolü önemlidir. Bana göre daha çok Türkiye ve Ortadoğu'da bir sivil toplum örgütüdür. Sivil toplum örgütleri gibi toplumun demokratikleşmesinde, aydınlatılmasında herhangi bir siyasi çıkar beklemeden rol alabilirler. Hatta Ortadoğunun bir siyasi partisi gibiler. Ben böyle görüyorum kendilerini. Türkiye ve Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde kendilerine önemli roller düşüyor, oldukça dinamik güçleri var, biz de dinamik bir gücüz. Bu iki dinamik gücün dayanışma içinde olması birbirine destek vermesi durumunda Türkiye'de birçok temel sorun çözülecektir. Bu dayanışma sadece Türkiye'yi değil Ortadoğu'yu da etkileyecektir. Burada önemli olan bazı temel kavramların tanımını iyi yapmaktır. Örneğin ben, kendilerinin Türklük ve islamiyet konusundaki görüşlerini biliyorum, bu görüşleri değerli ve doğru buluyorum. Onların Türklük ve islamiyet konusundaki görüşlerine katılıyorum. Burada belki uzun uzadıya açamayacağım ancak bu konuda araştırmalarım ve derinleşmem var. Son yazdığım savunmamda da bu konulara oldukça değiniyorum. Türkiye'de statükonun aşılması ve demokratikleşme süreci için kendileriyle ittifak yapmaya hazırız. Bu konularda bir araya gelip tartışabiliriz, fikir birliğine varabiliriz. Bazı konularda farklı düşünebiliriz, bizim de sınırlarımız var, onların da sınırları var. Karşılıklı olarak birbirimizin sınırlarına saygılı olduğumuz sürece dayanışmamız önünde bir engel yoktur. Geçmişte bize karşı devlet bazı cemaatleri kullandı, Hizbullah-PKK çatışması yaratıldı, artık bu tür sorunlar aşılabilir. Türkiye'de hayati meseleleri siyasi partilerin çözeceği yok. AKP'si de CHP'si de MHP'si de sorunlara siyasi çıkarlar-hesaplar üzerinden yaklaşıyorlar. Türkiye'nin sorunları siyasi rant meselesi yapıldıkça çözülemez. Siyasetin bu hesapçılığını da aşmak zorundayız. Türkiyenin temel ortak sorunlarına birlikte ortak çözümler getirebiliriz. Bu konuları derli toplu bir şekilde kendisine iletilebilir. Öcalan, bunları bunları söylüyor denilir. Yazılı bir şekilde de verilebilir. İşte seçimlerde BDP'nin adaylarının önemli olduğunu belirtiyor. BDP'nin Türkiyelileşmesinin gerekliliğinden bahsediyorlar. BDP'yi de böylece, bu şekilde ortaklaşarak Türkiye'nin partisi haline getirebiliriz. Dediğim gibi bu sorunu AKP'nin, MHP'nin, CHP'nin çözeceği yok, hesapları çerçevesinde yaklaşıyorlar. Ne Hükümet ne diğer partiler sorunun çözümüne samimi yaklaşmıyorlar. Biz, Türkiye'deki temel sorunların çözümünü siyasi oligarşinin insafına bırakamayız. Bu konuda daha ilkeli demokratik birliktelikler ve seçenekler ortaya çıkarılmalıdır. Çok iyi görmüş, çok doğrudur. AKP'nin tek derdi iktidar, seçimleri kazanmaktır, başka hesabı da yoktur. Önerdiğim dayanışma bu aşamada mümkün olmasa bile Öcalan böyle diyor, böyle düşünüyor, denilebilir. Onların da bahsettiğiniz şekilde yaklaşımları önemlidir. Önemli olan Türkiye'nin sorunlarını siyasi çıkar-rant hesaplarına kurban etmeden çözmektir. Kendilerini de bu konuda olumlu görüyorum. Yoksa Türkiye'deki statükocu-faşist köhnemiş zihniyetle bu sorunlar çözülemez. İttihatçılarla, ittihatçı anlayışlarla ittifakımız sözkonusu olamaz. Bu zihniyetten hesap sorulmalıdır. Biz değişimden dönüşümden yana güçlerle ittifakı esas alıyoruz. Bu temeldeki ittifakların olması demokratik çözümün gelişmesi, Ortadoğu'daki gerici-statükocu güçlerin geriletilmesi sürecine Yeni Modernite de diyebiliriz. Demokratik özerklik anayasası ne aşamada? Hükümet birçok sorunu seçim sonrasına havale ediyor. Bu AKP'nin hesapçı yaklaşımlarıyla, seçime endeksli tutumlarıyla biz bu sorunu çözemeyiz. Böyle gitmez. BDP mektuplarını gönderebilirler. Ancak bu konuda ellerini çabuk tutmalıdırlar, çok fazla geciktirmemelidirler. İçinden geçtiğimiz süreç hayati bir süreçtir. Ben de kendilerinin bana göndereceği mektuba cevaben bir şeyler kaleme alabilirim. Tabi demokratik özerklik konusu çok önemli bir konu. Bir iki günde tartışılıp tüketilecek bir konu değildir, tüketilmemelidir. Demokratik özerklik, aylarca hatta bir-iki yıl tartışılmalıdır. Her boyutu ayrı ayrı ele alınmalı, tartışılmalıdır. Bu konuda boyutlarına ilişkin ayrıntıya burada girmeyeceğim, daha önce belirtmiştim, savunmalarımda da var. Bu konuda, demokratik özerklik konusunda konferanslar, halk toplantıları vb. değişik çalışmalar sık sık yapılmalıdır. Toplumun her kesimi bu tartışmalara dahil edilmelidir. Aydınlar, akademisyenler, değişik kesimlerden isimler, hatta Asuri, Süryani gibi dini ve kültürel gruplar bu tartışmaların içerisinde olmalıdır. Bu tartışmalar daha önce belirttiğim boyutlar üzerinde yapılabilir, ayrıntıya girmeyeceğim, biliniyor. Demokratik özerklik bir Türkiye projesidir, sadece Kürtlerle sınırlı bir proje değildir. Bu proje Trakya için ne kadar gerekliyse Botan için de o kadar gereklidir. Dersim için ne kadar gerekliyse Antalya için de o kadar gereklidir. Demokratik özerklik anayasası demiştim, demokratik ulus da diyebiliriz ama ikisi de uygun görülmüyor herhalde. Demokratik özerklik konusunda anayasa vurgusu yanlış anlaşılıyor, o yüzden demokratik özerklik anayasası yerine demokratik özerklik statüsü diyorum. Böyle olsun. Demokratik özerklik statüsü daha yerinde bir kavram ve daha iyi karşılıyor sanırım. Burada önemli olan toplumsal statüdür. Biz demokratik özerklik konusunda 1921 Anayasası'nı referans alıyoruz, 1921 anayasasında buna ilişkin düzenlemeler var. Yine biliyorsunuz Meclis'te alınan 10 Mart 1922 tarihli muhtariyet-özerklik kararı-yasası var. Zaten bizim isteğimiz de statümüzün belirlenmesi değil mi, bunun için çabalıyoruz. Yine belirtiyorum demokratik özerklik statüsü aylarca hatta birbuçuk yıl, iki yıl tartışılmalıdır. Bu konu aceleye getirilmemelidir. Zaten bu konuda dünya örnekleri de vardır, çok kapsamlı bir konudur. Bütün bu örnekler incelenmelidir. İrlanda, İspanya, İsviçre ve hatta Belçika örnekleri bile incelenebilir, tartışılabilinir ve bu örneklerden faydalanabilirler. Demokratik özerklik bütün Türkiye'de tartışılmalıdır. Trakya'dan Botan'a Dersim'den Antalya'yaya her yerin projesidir ve her yere gereklidir. Her ilde her bölgede demokratik özerklik geliştirilmelidir. Her yerin kendisine ait bir demokratik özerklik projesi olmalıdır. Örneğin Dersim'de Dersim'e ait bir demokratik özerklik statüsü olur. Dersim de kendine ait komünal birimlerini oluşturur. Şimdi geliyorum Kent Konseyleri konusuna. Burada önemli olan toplumsal barıştır, barışın getirilmesidir. Herhalde kimse de barışın sağlanmasına karşı değildir. Herkesimden insan, MHP'lisinden AKP'lisine, AKP'lisinden CHP'lisine her çevreden insan barış konusunda hemfikirdir ya da buna hayır diyemez kanısındayım. Kent Konseyleri de barışın gerçekleştirilmesi için oluşturulması, işlevselleştirilmesi gereken bir çalışmadır. Burada halkın barış kararı vermesi ve bunu her kesime yayması, barış savunuculuğunu yapması önemlidir. Halkı bu duruma getirebilirsek Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü, siyasi partilerin tekelinden çıkarmış oluruz ve böylece çözüme daha fazla yaklaşırız. Belirttiğim gibi herkes barış istiyorsa, barış isteyen MHP'li de AKP'li de CHP'li de olsa Kent Konseylerine dahil edilmelidir. Burada iki konsey oluşturulur; biri İl Konseyi diğeri Kent Konseyi olur. İl Konseyleri, o il sınırları içerisinde, il merkezinden yerele, mahallelere, ilçelere, köylere kadar o ilin sınırları içerisinde yayılan ve en ücre yerin bile kendisini içinde temsil ettiği konseydir. Örneğin Diyarbakır İl Konseyi, Diyarbakır'ın bütün mahalli birimlerinin, mahallenin, ilçelerin, köylerin içinde olduğu temsil edildiği Diyarbakır ilinin genel olarak içinde olduğu-temsil edildiği bir konsey olur. Bu il konseyleri kentin özgün durumuna bağlı olarak 300-400 kişiden oluşur. Bu bahsettiğim İl Konseyleri içindir. Bir de Kent Konseyleri var. Kent Konseyleri ise Kentin içinde, Kentte, Kent merkezinde barış isteyen bütün kesimlerin kendisini içinde ifade edebileceği, stö”lerin, esnafların vb. birçok kesimi kapsayan 200-300 kişiden oluşan yapılardır. İl Konseyi, ilin sınırları içinde bütün mahalli-yerel birimlerin kendisini temsil ettiği o ilin konseyidir. Kent Konseyi ise kentte, kentin içinde barıştan yana olan bütün kesimlerin kendisini içinde temsil ettiği konseylerdir. Her ilde böyle il ve Kent konseyleri ayrı ayrı oluşturulur, her ilde yapılır. Tabi Kent konseyleri konusu oldukça önemli. Birçok yerde bu konseylerin altyapısı olabilir. Daha önceleri kurulmuş da olabilirler, zaten vardır. Ancak yeterli ve işlevli değil sanırım. Derhal bu konseyler genişletilip, güçlendirilip, işlevli, rol alıcı hale getirilmelidir. Doğu ve Güneydoğu'da, Kürdistan'da bu konseyler kurulmalıdır. Hatta Batı'da da güçlerinin olduğu bazı yerlerde il ve kent konseyleri oluşturulabilir.
Ne yapar bu İl ve Kent Konseyleri? Biraraya gelip tartışırlar. Kararlar alırlar, üç-beş maddelik kararlar olabilir, maddelerin sayısı önemli değil, önemli olan içeriğidir, kendi kararlarıdır. Aldıkları kararları kendileri belirlerler. Tartışma sürecinden sonra aldıkları bu kararları deklere ederler. Örneğin derler ki sorunun çözümü için birinci maddemiz, birinci şartımız, bu sorunun çözümünde PKK'ye, hatta PKK demeyelim KCK diyelim, KCK'ye, devlete düşen öncelikli görevler şunlardır; Eylemsizliğin sürmesi için taraflara düşen görevler şunlardır, denilir. KCK, alınan bu kararlara uyacağını belirtirse, uyarsa, “biz KCK'yi olumluyoruz, onun yanındayız” derler, devlet uyarsa, devleti olumlarlar. Aldıkları kararlara uyanın yanında olurlar. Uymayan tarafı da zorlarlar, teşhir ederler. Aldıkları kararlarda sorunun çözülmesi için atılması gereken öncelikli adımları sıralarlar. Örneğin önce çatışmasızlık ortamının sağlanması için taraflara baskı uygularlar, sonra Meclis'in barış kararı alması, parlamentonun bütün partilerinin üzerinde çalışacakları, mutabık kalacakları bir barış kararının alınmasını isteyebilirler. Parlamento barış kararı alır ve bu konuda hakikatleri araştırmanın, gerçekleri ortaya çıkarmanın peşine düşer. Hakikatleri araştırır, aydınlatmaya çalışır. CHP'de herhalde bu konuda olumlu bir açıklama yapmış. Olabilir, bu komisyon kurulabilir. İşte Turgut Özal olayı gibi, Eşref Bitlis olayı gibi benzer karanlıkta kalmış, aydınlatılması gereken olaylar aydınlatılır. Bu gelişmelerle paralel olarak ben de buradan Parlanmentoya çok daha kapsamlı çalışmalar yapıp katkı sunabilirim. Bütün bu aşamalardan sonra bu aşamalara paralel olarak geri çekilme, silahsızlanma süreci başlayabilir. Zaten biz ilkesel olarak silahsızlanma konusunda olumlu düşünüyoruz, silahsızlanmaya ilkesel olarak karşı değilim. Bu konuda yasal-anayasal güvenceler sağlanırsa silahsızlanma sürecinin önü açılır. Ben silahsızlanma konusunda tek yetkili olurum. Kandil bile bu konuda tek başına tek bir gerillayı bile geri çekemez, tek başına yetkili değildir. Ben Osman Baydemir'i bu yüzden eleştirdim. Ben Kandil'le gelişmeleri tartışırım ve bu doğrultuda adımlar atarız. Belirttiğim gibi bu sorunun demokratik barışçıl çözümü yolunda atılacak adımlar bellidir. Ben zaten daha önce verdiğim Yol Haritamda da bu konuyu işlemiştim. Muhtemelen bu yol haritasını da vereceklerdir, oradan da faydalanılabilir. İşte Kent Konseyleri genel hatlarıyla demokratik çözüm ve barış konusunda tartışıp kararlar alırlar, bu aldıkları kararlar üç-beş madde olabilir, çok önemli değil altı-yedi madde de olabilir, kendileri bu konuda kendileri tartışıp kendileri karar verir. Kürt sorununun çözümü için şartlarını sıralarlar. Aldıkları bu kararlara da “barış ve demokratik çözüm şartı” derler. Aldıkları bu kararlara en çok konuşan Galip Ensarioğlu gibileri, Raif Türk gibileri de katılsınlar, bu kendilerinin kararları olur. Gidin onlarla görüşülmeli, tek tek hepsiyle görüşülmeli. “ Gelin kendi kararınızı kendiniz alın, barış için ne diyorsunuz, kendi kararınızı kendiniz belirleyin. Öcalan bu konuda çok esnektir” denilir. Eğer barış gelişmezse, savaş olması halinde en büyük zararı kendileri görür, onlar bir saat bile hayatta kalamazlar, devlet ilk önce onlara yönelir, sonları Behçet Cantürkler gibi olur. Bunlar demokratik çözüm ve barış şartlarını açıklarken bunların gereklerinin de yapılmasını söyleyecekler, salt açıklamayla kalmayacaklar. Barışın ve demokratik çözümün gelişmesi için şartlarımız bunlar, bunlardır, denilir. Demokratik çözüm ve barış böyle gelişir. O yüzden bu Kent Konseylerinin oluşturulması önemlidir. Geçen hafta daha sert uyarmıştım, bir hafta içinde sonuç alınmalıdır, demiştim, yine uyarıyorum, bu Kent Konseyleri hayatidir, operasyonel bir süreç yaşıyoruz. O yüzden zaman kaybına tahammülümüz yok. Bu şehir konseyleri sadece kürt illerinde değil diğer tüm Türkiye şehirlerinde de kurulabilir. Ege, Akdeniz, Marmara gibi bölgelerde yaşayan Kürtler de bu şehir konseylerini kurabilirler. Kürtlerin artık Karadeniz, Ege gibi bölgelere gitmelerine gerek yok. Türk metropollerinde yaşayan Kürtler dönebilirler. Dönmeyenler de yaşadıkları şehirlerde şehir meclisi gibi yapılanmalara gidebilirler. On gün süre veriyorum. Bu Kent Konseyleri en geç on gün içinde kurulmalıdır. Bu Kent konseyi çalışmalarını DTK yapmalıdır, BDP de destek vermelidir.Bu konuda her iki eş başkanları, Ahmet'i, Selahatin'i, Aysel ve Gültan'ı sorumlu tutuyorum. Eğer başarmazlarsa kötü yüklenirim onlara, dayanamazlar. Kendileriyle görüşülmeli. Bu kent konseylerinin sorunun çözümü için ortaya koydukları beş şartı, şartları BDP de Türkiye'ye, Batı'ya taşımalıdır. Oralarda Kent konseylerinde alınan bu şartları anlatmalı ve Türk kamuoyuna kabul ettirmelidir. Şimdi bütün bunlar olmasa, demokratik çözüm ve barış gelişmezse ne olur? İşte o zaman tehlikeler büyür. Süreç tıkanırsa devrimci halk savaşı devreye girer. Samimi söylüyorum, böylesi bir durumda da işte örneğin Diyarbakır'da halkın içine girilir, çatışmalarda günde bin, ikibin, üçbin kişi ölür, tuzak kurulur yüz kişilik bir askeri grup imha olur, her gün binlerce insan ölür, bunların gerçekleşme olasılığı yüksektir. KCK'nin de bu konuda çalışmaları, altyapısı vardır. O yüzden önümüzdeki Haziran'a kadar bahsettiğim konular üzerinde durulmalı ve sürecin önü açılmalıdır. Daha önce bahsettiğim Hakikatleri Araştırma Komisyonu Mart ayına kadar mutlaka kurulmalıdır. Bu komisyon oluşturulur, içinde parlamento ve parlamento dışı bileşenler olur. Seçim sonucuna endekslenmemelidir bu çalışmalar. Hakikatleri Araştırma Komisyonu çalışmaları seçimden sonra AKP iktidarda olmasa bile yürütülmesi gereken çalışmalardır. Bu konuda AKP'nin iktidar olup olmaması çok önemli değildir. Seçimlerden sonraki siyasi tablodan etkilenmeden yürütülmesi gereken bir çalışmadır. Ben Mart uyarısı yaptığımda da yanlış anlaşılıyor. Burada bir şantaj yok, bir tehdit yok, tek başına savaş çıkacak uyarısı da yok. Benim burada bahsettiğim sorunların çözümü için demokratik seferberliktir. Türkler, Kürtler, aydınlar, inanç grupları herkes demokratik seferberlik içerisinde olmalıdır. Herkesim bu konuda barış için rol almalıdır. Mart'tan sonrası için kesin şunlar şunlar olacak demiyorum, olasılıklardan olabileceklerden ve bunların karşısında yapılması gerekenlerden bahsediyorum. Mart'a kadar belirttiğimiz konularda gelişmeler olmazsa Kürtler de kendi içlerinde değerlendirmelerini yapıp kendi iradi hamlesiyle demokratik seçeneğini belirleyecektir. Mart ayına kadarki gelişmeler olumlu olmazsa KCK af-ı irade beyanında bulunarak yeni süreci geliştirmeye kendisi karar verecektir. Gelişmeler karşısında olabilecek devrimci halk savaşı da Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma savaşı olacaktır. Yeri gelmişken değineyim. Burada yaptığımız görüşmelerde madde madde konular üzerinde müzakere edip protokol imzalamıyoruz, böyle bir durum sözkonusu değil. Daha çok çözümü temellendirmeye çalışıyoruz. Burada zihniyet değişim-dönüşümüdür yapmaya çalıştığımız. Şu anda yaptığımız görüşmeler zihniyet dönüştürmesi çerçevesindedir. Böyle anlaşılmalıdır yaptığımız görüşmeler. Biz burada yaptığımız görüşmelerde makul çözümler üzerinde duruyoruz. Birileri çıtayı çok düşürdüğümüz eleştirilerinde bulunabilirler. Ama önemli olan burada çözümün önünü açmaktır, bunun çabasını veriyoruz. Bu dönemde gerillanın dikkat etmesi gereken hususlar da var. En önemli husus, çatışmasızlık ortamının korunmasıdır. Gerilla, çatışmasızlık pozisyonunu-konumunu iyi sağlamalıdır. Zorunlu ihtiyaçlar dışında, hayati şeyler olmadıkça çatışma riski doğuracak alanlara girmemelidirler. Çatışma riski taşıyan ortamlardan uzak durmalıdır. İşte Hakkari'deki yaşanan çatışmalar gibi olmamalıdır. Biliyorsunuz orada bir imam öldürüldü, sonra 9 gerilla katledildi, 9 köylü katledildi. Çatışmasızlık posizyonuna uyulmazsa bu tür olaylar tekrar yaşanabilir. KCK'nin, gerillanın bu dönemdeki en önemli görevi, yeni özerklik statüsü dönemine uygun olarak demokratik siyasi çalışmalara, bulundukları yerlerde güç vermeleri, bu çalışmalara katılmaları, katkı sunmalarıdır. Gerilla bu dönemde bulundukları yerlerde demokratik siyasi mücadeleye katkı sunabilir. Herkes süreç karşısında rolünü ve görevini oynamalıdır. Bu vesileyle Avrupa'daki görsel ve yazılı medya da rolünü oynamalıdırlar. Demokratik özerklik statüsü çerçevesinde programlar, tartışmalar yürütebilirler. Bu konularda üretim sağlamalıdırlar. Hatırlıyorum '93'ün başlarında Basın-yayın-medya çalışmaları o dönemden itibaren başlatılmıştı. '93'ten bugüne tam 18 yıl geçmiş, 18 yıllık mücadelelerinden, emeklerinden dolayı kendilerini kutluyorum, başarılar diliyorum. Kendi çalışanlarına sahip çıksınlar. Türkiye'deki ve diğer alanlardaki basın çalışanlarına da başarılar diliyorum. Yeni statü çerçevesinde bol bol konular işlenmeli, tartışma platformları oluşturulmalıdır. Yeni döneme göre kendilerini uyarlamalıdırlar. Sanatçılara, Avrupa'daki halkımıza yeni yıl vesilesiyle selamlarımı gönderiyorum. İran, Irak, Suriye'deki halkımıza, çalışanlarımıza selamlarımı gönderiyorum. Kendi demokratik örgütlülüklerini, birliklerini gerçekleştirmelidirler. Irak'ta yapacağımız Kürt Ulusal Kongresi için herkes seferber olmalıdır. Bu Kongre, kendileri için, gelecekleri için hayati önemdedir. Kurtuluşları bu Kongre'de alınan kararlarla olacaktır. Bütün sorunlarını bu kongrede tartışabilirler, geleceğin yaratılmasında pay sahibi olabilirler. Buradan gençlere de selamlarımı gönderiyorum. Evet, selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum gençlere. Sanırım Türkiye'de legal mücadele yürütüyorlar. Merkezleri de Diyarbakır'dadır zanedersem. Gençlere önerim, Diyarbakır'da kendilerine ait ayrı bir merkez kurmalarıdır. Büyük bir binaları olmalıdır. Bu merkez binanın içinde sinema salonu, konferans salonu vb. birçok şey olmalıdır. Burada sanatsal faaliyetler de yapabilirler. Bu merkez, birçok ihtiyaçlarına cevap verecek bir merkez olmalıdır. Bir akademi gibi olmalıdır. Adı da Demokratik Yurtsever Gençlik Siyaset Akademisi olabilir. Burada kültürden sanata, siyasetten edebiyata her çalışma yapılmalıdır. Gençlik örgütlenmesi eskisi gibi dar, öğrenci gençliği çalışmalarıyla sınırlı olmamalıdır. Köylü gençliği, işçi gençliği hatta işsiz olan gençleri içine katıp bütün gençliği birleştirip ortak bir mücadele hattı oluşturulması gerekiyor. Dediğim gibi işsiz gençlerin birliği de sağlanmalıdır. Gençler özellikle bol bol okuyup, tartışıp kendilerini geliştirip yetkinleştirmelidirler. Kadın özgürlüğü konusunda da düşüncelerim biliniyor. Kadınlar da kendi öz örgütlülüklerini daha da güçlendirip demokratik mücadelemize güç-destek sunabilmelidirler. Kadının değişimi dönüşümü toplumun değişimi dönüşümüdür. İşte Jin Jiyan deniliyor. Biz bu süreci başlattığımız bir dönemin içindeyiz. Herkes, bütün kadınlar bu bilinçle çalışmalara, sürece yaklaşmalıdır. Kadınlara da bu vesileyle selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindeki arkadaşlara selamlarımı gönderiyorum. Cezaevlerindeki arkadaşlarımız da yeni statü çerçevesinde kendi eleştiri-özeleştiri mekanizmalarını işleterek süreci yeniden ele alıp kendilerini değiştirip dönüştürmelidirler. Konferans, Kongrelerini yeni süreç doğrultusunda yaparlar. Sürecin ruhuna uygun bireysel yoğunlaşmalar yaşamalıdırlar. Bol bol okuyup-yazmalıdırlar. Özellikle cezaevlerindeki sağlık durumu kötü olan arkadaşlara selamlarımı gönderiyorum, onlara sabır diliyorum. Durumları güçtür ancak mücadele ruhuyla dayanmaya çalışmalıdırlar. Mehmet Aras arkadaş var, yanılmıyorsam Erzurum cezaevinde, gırtlak kanseri olmuş galiba. Eşi ve çocukları, ailesinden beş kişi katledilmiş. Kendisine özel selamlarımı gönderiyorum, sabır diliyorum. Bütün bu mesajlarım eski açıklamalarımdan da yararlanarak yılbaşı mesajı olarak yayınlanmalı. 27 Kasım kutlamaları yapıldı. Fis Köyü ziyaret edildi. Herhalde oldukça kalabalıkmış.Tamam, başka yerlerde de kutlandı herhalde. KCK, 32. Yıl nedeniyle 1 Mart'a kadar bir gelişme olmazsa, adım atılmazsa devrimci halk direniş sürecinin gelişeceğini, ayrıca eleştiri ve önerilerimin basında bölünme, parçalanma biçiminde çarpıtılmasına karşı mücadele yürüteceklerini, bunu boşa çıkartacaklarını, aksine Kürtlerin daha bütünleştiğini belirtiyorlar. Ha, bunlara karşı mücadele edeceklerini söylüyorlar. Mart önemlidir. Buna göre hazırlıklarını yapıyorlardır. Kasım ayın da 23 obüs ve havan topu saldırısı sonucu mu bir gerillanın yaşamını yitirdiği belirtiliyor? Batman olayı hakkındaki soruşturmanın tamamlandığı yansıdı, ondan haberim var. Bu tür olaylar karşısında dikkatli olunmalıdır. Son dönemde işte bu Miroğlu ismi de geçiyor, tehdit edildiği söyleniyor. Bu, özel savaş lobilerinin işidir. KCK, bireyleri tehdit etmez, Orhan Miroğlu'nu öldürmez. Daha çok Türk İntikam Tugayı gibi oluşumlara bu tür bireyleri hedef yapıyorlar. Buna dikkat edilmelidir. Geçmişte de buna benzer birçok olay oldu. Öyle bizde bir bireyi hedef gösterme, tehdit etme olmaz. Tabi öyledir, sivil insanlar hedef gösterilmez. Ahmet Altan onlara da gidilip konuşulmalı, hareketin bu tür bir şey yapmayacağı belirtilmeli. Bize eleştiriler yapılabilir. Biz eleştirilere her zaman açığız, eleştirinin gerekliliğine de inanıyoruz. Bunları gidip kendileriyle paylaşırsınız. Bitlis Tatvan'da yaşanan çatışmada hayatını kaybeden 33 gerillaya ait toplu mezar bulunmuş. Bu konulara gereken önem verilmelidir. Ben buradan Türkiye halkına da seslenmek istiyorum. Bizim halklarla bir sorunumuz olamaz. Bizim sorunumuz, Kürtlere tarihsel haksızlığı yapan statükocu güçlerledir. Bu vesileyle değinmek istediğim önemli bir konu daha var; 1071'den bugüne kadar gelen tarih. Bu belirteceklerim gidilip Hüseyin Gülerce ile de paylaşılmalı. Öcalan Kürtlerin ve Türklerin birliktelik tarihini, 1071'den bugüne kadar gelen tarihi çok iyi incelemiştir, önemli değerlendirmeleri vardır, denilir. Herşeyden önce şunu iyi bilmek gerekiyor, Kürtler de Türkler de şunu bilmelidir ki; Kürt Türksüz Türk de Kürtsüz olmaz. Türkler, Kürtlerin düşmanlığını kazanırsa Anadolu'da barınamazlar, Anadolu'yu kaybederler. Aynı şekilde Kürtler de Türklerin dostluğunu, kardeşliğini sağlayamazlarsa Mezopotamya'da barınamazlar, Mezopotamya'yı kaybederler. Kürtlerle Türklerin arasındaki ilişki bu kadar önemli, hayatidir. 1071'den bugüne kadar gelen Kürt Türk ittifakı olmasaydı, bugünün Türkiyesi de olmazdı. Bu, 900 yıllık bin yıllık ittifak, Kürt-Türk ittifakı, çok tarihi, stratejik bir ittifaktır. Osmanlı'nın temelini atan, Osmanlıyı doğuran bu ittifaktır. Türkiye'nin temelini atan da bu ittifaktır. Bu birliktelik bu ittifak olmasaydı ne Osmanlı olurdu ne de bugünün Türkiyesi olurdu. 1071'den bu yana gelen tarih, aynı zamanda Kürtlerin ve Türklerin birliktelik tarihidir. 1071'deki bu ittifak sağlanmasaydı ne Çaldıran Savaşı ne de Ridaniye savaşı kazanılırdı. Bu ittifak olmasaydı ne Malazgirt zaferi olurdu ne de son kurtuluş savaşı başarıya ulaşırdı. Kürt Türk ittifakının tarihi anlamı bu kadar önemlidir aslında. Cumhuriyetin kuruluşunda Kürtlerin ittifakı sağlanmasaydı bugünün cumhuriyeti de olmazdı. Hatta o dönem işte 10 Mart 1922'deki muhtariyet kararı da biliniyor. Bunları ben söylemiyorum, Mustafa Kemal'in kendisi söylüyor, ben sadece burada bunları tekrarlıyorum, dikkat çekiyorum. Kürtlerin ve Türklerin tarihsel ittifakı 1925'lerden itibaren Kürtler aleyhine bozuldu, bunun mimarı da İngilizlerdir. İşte ben daha önce de belirttim, Kürtlerin soykırım tarihinin başlangıcı 15 Şubat 1925'tir. İşte bizim bugün verdiğimiz mücadele de bu tarihi temelden kopulmasından sonra yaşanan haksızlığa karşıdır. Biliniyor Osmanlı'da Yavuz döneminde de Kürtlerin muhtariyeti, özerk yönetimleri, hükümetleri, yerel yönetimleri vardı. Bugün dile getirdiğimiz demokratik özerkliğin bir tarihi arka planı var, buna dikkat çekiyoruz. Bizim aslında bugün gerçekleştirmek istediğimiz, ikinci bir kurtuluş mücadelesidir. Raydan çıkan Türk-Kürt ilişkilerini raya sokma mücadelesidir. Türk-Kürt ilişkileri 1925'lerden itibaren bugün raydan çıkmıştır. Verdiğimiz mücadelenin tarihi anlamı budur ve büyüktür. Bu konuları gidip aydınlarla, yazarlarla paylaşmak gerek. Sistemli bir şekilde aktarılmalı. Şeyh Sait'in torunu Muhammed Sait Fırat vefatı basına yansıdı. Taziyelerimi iletiyorum, başsağlığı diliyorum. Şeyh Ahmet’te selamlarımı söylüyorum. Bu aileyle ilgilenilmeli. Buraya gelen Mizgin Irgat bu aileden mi? Bu aileden zannetmiştim. Mizgin ne yapıyor, çalışıyor mu? Kadın çalışmalarında görev alabilir. Bir de Cibranlı Halit Bey'in torunu olduğunu söyleyen Melis adında birisi vardı, bana sık sık mektup gönderiyordu. Hangi cezaevinde olduğunu hatırlamıyorum. Mardin ve Diyarbakır cezaevindeki kadınlara ve diğer arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Kadınlara tasfiyem bol bol okusunlar. Demokratik cins bilinci konusunda aydınlansınlar. Yine Adıyaman cezaevinden Gülizar Akın’a selamlarımı iletiyorum. Nasıl, sağlık durumu iyi mi? Bir de Urfa'da bir avukat vardı. Cemo tüysüz o ne yapıyor,bir de Günay vardı, hala Urfa'da mı? Ebru Günay bırakılmadı değil mi? Nasıl, durumları nasıl? Okuyorlar mı? Görüyor musunuz? Bizim Ali Haydar Kaytan'ın annesi yaşıyormuş herhalde. Gidip ziyaret edilmeli, selamlarım iletilmeli kendisine. Yine Dersim'de Aysel Doğan'a selamlarımı iletiyorum. Tekrar belirtiyorum 1 Mart konusu yanlış anlaşılmamalıdır. Ben Mart ayında gelişmeler ışığında çok kapsamlı bir değerlendirme yapacağım. Bu bu şekilde verilmeli. Bu konuda Kandil de Mart'ta değerlendirme yapacağını belirtmişti. Benim Mart'tan kastım budur. Mart ayında önemli değerlendirmelerimiz olacak, süreci tekrar ele alacağız. Nihai karar tarihi Haziran ayıdır. Bunlar bu şekilde anlaşılmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Buradan Çandar'a, Cemal'e, Çalışlar'a, Ahmet Altan'a ve diğer ilgili aydın ve yazarlara selamlarımı söylüyorum. Bu konular tartışılmalı kendileriyle. Yine Hüseyin Gülerce onlara gidilmeli. Benim buradan yaptığım pozitif açıklamalar dikkatli bir şekilde işleyerek, seçerek, bu kesimlerle paylaşılmalı, basına yansıtılmalı. Belirttiğim gibi “Mart ayında kapsamlı değerlendirme yapacağım” şeklinde belirtilmeli, basına da böyle yansıtılmalı. 1 Mart'a ilişkin yaptığımız vurgu, demokratik seferberlik içindir. Herkes bu konuda sorumluluk almalıdır, elini taşın altına koymalıdır. Bu temelde bütün herkese selamlarımı söylüyorum. Çermik de artık demokratik çözüm ve barış konusunda rolünü oynamalıdır. Özel selamlarımı söylüyorum. Çermik'i ihmal etmemek yazım. İzmir ve Ege'deki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. İyi günler. 06 Aralık 2010
|
|||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||