Ana Sayfa

 

www.ygk-info.com

 
 
  4 mart 2009

 AKP Bu Seçimleri Kendisi İçin Varlık Meselesi Olarak Görüyor

 

Avukatlarım benimle görüşmelerini ihtirazi kayıtla yapıyorlar. Sağlık  konusundaki görüşlerimi söyleyeceğim. Prostata ilişkin yeni bir ilaç kullanmaya başladım. İlacın ismi Xatral. Bu ilaç bende gevşemeye neden oluyor. Kontrol yapıldı, sanırım bu nedenle bu ilacı  kullanıyorum. Bu ilacı doktorlara sordurmak lazım. Kaşıntılar devam ediyor. Psikolojik nedene bağlıyorlar. Sorunu tam çözemediler.  Mantarı biliyorum. Ayaklarımda ve kasıklarımda var. Bu farklı bir şey. Şunu merak ediyorum. Bu kaşıntı sürekli yer değiştiriyor. Önce dizlerimdeydi. Sonra kollarımda. Şimdi de sırtımda. Bunun sebebi nedir? Şu an bile sırtımda bir kaşıntı ve dağınık yaralar var. İzler cilt seviyesindedir. Havalar düzeliyor. Sanırım bu sorunlarım da çözülür.

Sağlığımla ilgili şunları söylemek istiyorum: Bunu iyi anlamak gerekiyor ve doğru bir şekilde yansıtılmalı. Ben sağlıklıyım desem de ne değişir ki? Sağlıklı mı olurum? Ben burada her gün kapitalist sistemin baskısı ve saldırısı altındayım. Buna karşın direniyorum ve direnmeye devam edeceğim. Elimden geldiğince uzun yaşamaya çalışacağım. Bu benim halkımın özgürlüğü ve onurunu korumak için bir vecibemdir. Buradaki sistem bu şekilde devam ettiği müddetçe bu sorunlar devam edecek. Benim dışarıda olmam da bir şey değiştirmeyecek. Ben burada kalp krizinden de, depremden de ölsem benim ölümüm normal bir ölüm değil, öldürülmemdir. Bunun felsefik tanımı budur. Devlet de, hükümet de bunu bu şekilde bilmeli. Avukatlarım da  bunu iyi anlamalı. Halkımız da bunu böyle bilmeli.

 Ben bu gelişmelere ilişkin görüşlerimi  belirteceğim. Önümüzdeki bahar ayları önemlidir.  AKP  Kürt milliyetçiliği propagandası yapıyor. AKP, bölgede diğer partilerle birlikte tek adayla seçime girmeye çalışacaktır. Seçimi böyle kazanmaya çalışacaktır. AKP seçimde tüm kozlarını oynayacak. Daha önce de söyleniştim; herkes kendi tedbirini almalıdır.

Erdoğan’ın mitinglerine katılım nasıldı? Diyarbakır’da kaç kişi katıldı. Diyarbakır’daki katılım oranın halkı mıydı? Taşıma miting yapmışlar. Kırsaldakileri getirmişler. Onlar gelir. Tekrardan gitmeye çalışıyor. AKP temiz siyaset yapmıyor, kirli siyaset yapıyor. Bu seçimleri kendisi için varlık meselesi olarak görüyor. Kürtlerden alacağı oyla kendisini dünyaya kanıtlamaya çalışıyor. Halkın desteği arkamdadır mesajı vermeye çalışıyor. Özellikle alacağı Kürt oylarıyla Genelkurmay’a karşı varlığını devam ettirmeye çalışacak. Aksi halde Erdoğan darağacına gidecektir. Öyle fiziki anlamda darağacını kastetmiyorum. Kürt oylarını alarak kendini bu darağacından kurtarmak isteyecektir. AKP Kürt sorununa samimi ve tutarlı yaklaşmıyor. Erdoğan, Özal kadar bile tutarlı siyaset izlemiyor. Kürt sorununda korkak mı yaklaşıyorlar, yoksa güçleri mi yetmiyor, izin mi verilmiyor, bilemiyorum. Kürt sorununun toplumsal bir doğası var. Bu toplumsal doğa görülmeden AKP Dersim’de, başka yerlerde eşya ve para dağıtarak bu sorunu çözemez. Ekonomik yatırımları neden şimdiye kadar yapmadılar? Kurt murt, Kutbettin onlar hikâye! Bunlar Kürt sorunundan anlamıyorlar.

2002’de kurulan Baykal, Bahçeli, Erdoğan ittifakı bozuluyor. Karşılıklı atışmaları bunu gösteriyor. Buradan halkımıza sesleniyorum: Halkımız kendisinden oy isteyen partilere iki şart öne sürmeli; barış ve demokratik uzlaşı için adım atacaklar mı, bunun için ne yapacaklar? Bunu söylemeliler. Barış için ne yaptın, demokratik uzlaşı için ne yaptın diye sormalılar. Halkımız da bunun takipçisi olmalı.

Ahmet Türk’ün Kürtçe konuşma yaptığını biliyorum, bir etki yarattı.

Kadınlarlar 8 Mart’a kadar devam edecekler. Dersim’in durumu ne oldu? Alırlar mı Dersim’i? Bingöl’de durum ne? Diyarbakır’da durum nedir? Yeni anketler var mı bölgeyle ilgili?

Başta da izah ettiğim gibi bu önümüzdeki bahar aylarına ilişkin görüşlerimi söyleyeceğim. Bu halkımıza da iyi yansıtılmalı. Bu süreç 93 Mart’ına benziyor. 93 Mart’ına nasıl benziyor? 93 Mart’ının ne özelliği vardı? Bunu izah edeceğim. 93 Mart’ı barışın gelişeceği dönemdi. Bu dönem de bence öyle. O süreçte bazı gelişmeler oldu. 93 Mart’ında ateşkes ilan ettik. O dönemde devlet içerisinde de barışın gelişmesini isteyenler vardı. Buna karşı olanlar da vardı. Ateşkes ilanıyla birlikte barış sürecinin gelişmesini destekleyenler Özal ve ordu içerisinde bir kesimdi. O dönem ateşkes görüşmelerinde Talabani de bulunuyordu. O da söylüyordu. Devlet içerisinde barışı isteyenler ve buna karşı olanlar var diyordu. Hatta bir görüşmesinde elini göğsüne vurdu, “Apo, Eşref Bitlis benden yanadır” diyordu.

Evet, elini göğsüne vurdu, “Eşref Bitlis benden yanadır” dedi. Nisan ayında biliyorsunuz Özal öldü. Gerçi ben öldürüldü diyorum. Özal’ın ölüm günü benimle görüşeceklerdi. Biz Özal’ın temsilcisini bekliyorduk. Ancak Özal’ın ölüm haberi geldi. Özal istikrarlı bir barış istiyordu, iyi niyetliydi. Bunun için mücadele ediyordu. Ama buna izin vermediler. Bu süreci boşa çıkaranlar kimlerdir, bunun iyi anlaşılması lazım. Mayıs ayında biliyorsunuz 33 asker olayı var. Sanırım 33 asker olayı 24 Mayıs’tı. 26 Mayıs’ta MGK toplantısı olacaktı. Toplantıda genel bir af görüşülecekti. Bu olayla bu görüşme engellendi. 33 askerin öldürüldüğü yere giden ilk kişi Fikri Karadağ’dır. Bu şunu gösteriyor. O dönem hâkim ekip bunlar. Uğur Mumcu 24 Ocak’ta öldürüldü, Eşref Bitlis 17 Ocak’ta öldürüldü, ilginçtir, öldürülen bir çok üst düzey komutanın ölüm tarihleri yakındır. Avni Özgürel bir yazısında bunları değerlendiriyor ve ilginç bir soru soruyor. Bence bu soru önemli. Avni’nin bazı haber kaynakları var. Bazı şeyleri biliyor. Avni bu yazısında diyor ki, Eşref Bitlis’in bineceği uçağa geçenlerde intihar eden ve JİTEM Grup komutanı olan Abdülkerim Kırca da binecekti. Ancak uçağın kalkmasına iki dakika kala Kırca’nın binmesi engellendi. Kırca’yı geri çeken el kimlerindir, bunu soruyor Avni. Bence de bu sorunun cevabı bir çok şeyi açıklayacaktır. Eşref Bitlis’in uçağının nasıl düştüğünü biliyorum. Bu uçağı PKK düşürmedi. Bu uçak düşürüldü. Biliyorsunuz bunlar bazı başka üst düzey askeri yetkilileri de öldürdüler. Bahtiyar Aydın, Rıdvan Özden öldürüldüler. Bunlar Eşref Bitlis gibi düşünenlerdi. Bunlar nasıl düşünüyorlardı? PKK ile mücadelede savaşalım ancak yargısız infaz yapmayalım, yakalayalım, yargıya teslim edelim şeklinde düşünüyorlardı. Diğer taraf ise doğrudan yargısız, bir şekilde infaz edelim ve iktidarı da bu şekilde ele geçirelim diyorlardı. Bu infaz kararı 1985’te alınmış bir infaz kararıydı. Bu karar Almanya, İngiltere ve NATO tarafından destekleniyordu. Kürtlerin infazını esas alan bir karardı. O dönem Talabani sık sık yanıma geliyordu. “Apo savaşı bırak” diyordu. Ben de “Hayır” diyordum. Niye kabul etmiyordum? Talabani’ye de söylüyordum bunu. Bunlar Kürt ismini bile kabul etmiyorlar, mücadeleyi nasıl bırakırım diyordum. Daha sonra fark ettim, Talabani bu kararı biliyordu. İnfazın önüne teslim olarak geçileceğini düşünüyordu. Benden de bu nedenle teslim olmamı istiyordu ama ben teslim olmadım. O dönem Almanya da bana teslim olmayı dayatıyordu. Almanlar gelip gidiyordu. Bana “savaşı bırak” diyorlardı. Ama ben kabul etmedim. Kürtlerin yargısız infaz kararını Almanya üzerinden uygulamaya çalıştılar. Bundan önce İsveç üzerinden yapmak istediler. Almanya’ya biçilen misyon İsveç’e de biçilmeye çalışıldı ama İsveç bunu kabul etmedi. Biliyorsunuz buna Palme yanaşmadı. Hatta onun öldürülmesi bile bununla bağlantılıdır. Buraya gelen ve İsveç adına benimle görüşen kişilere de söyledim.

PKK içerisinde de barışın gelişmesini istemeyenler vardı. 1985’ten sonra PKK içerisinde de Kürtlere dönük yargısız infaz kararını fark edenler oldu. Bunlar Çürükkayalar, Aysel gibileridir. Bunlar koptular, teslim oldular, sahte bir PKK yaratmaya çalıştılar, Almanya’ya sığındılar. Tuncay Güney bir açıklamasında PKK içerisindeki müttefiklerimiz diyordu. Müttefikleri bunlardı. Bunlar bizim de onaylamadığımız eylemleri yaptılar. Bunların eylem anlayışı bize çok zarar verdi. Çürükkaya kardeşler Diyarbakır’da Çermikli bir ailenin kalan tek oğlunu bomba sararak Büyükanıt’a suikast için göndermişlerdi. - Büyükanıt aslında net değildi aradaydı. Ama karargahta netleşti-  Üç kardeşlerdi, ikisi şehit olmuştu, biri kalmıştı. İnsan olan bunu yapmaz demiştim o dönem. Bir ailede iki kişi gitmiş, bari biri kalsın der, vicdanı olan bir insan bunu düşünür.   

Aygan’ın Taraf gazetesindeki bir-iki röportajını okudum. Aygan kimdir? PKK itirafçısıdır. Bu yargısız infazları PKK itirafçılarına yaptırdılar. Aygan Diyarbakır’da 700’e yakın infaz yapıldı diyor. Aygan’ın Barzani ve Necati Özgen’le fotoğrafları çıkmış. Nasıl poz vermişti! Aygan, Barzani, Necati Özgen gibi isimlerle oturup kalkınca, “Bana iktidarın kapısı açıldı” diye düşünmeye başladı. Kendisine bir valiliğin verileceğini düşünüyordu. Çürükkayalar da böyle düşünüyordu. Böyle isimlerle oturup kalkınca “bize iktidarı açacaklar” diyorlardı. Ama yanıldılar. Kullanıldılar. Daha sonra Şemdin de Kürtlere yönelik yargısız infaz planını fark etti ve kaçtı. Yargısız infazdan kurtulmanın tek yolu teslim olmaktı onlara göre. Şemdin’in Yeşil-Mahmut Yıldırım’la da ilişkileri vardı.  

Bunların bana yönelik girişimleri de vardı. Hasan Bindal suikastı biliniyor. Şahin onlar yaptı. Orada hedef bendim aslında, ilginç bir şekilde kurtuldum. Beni infaz edeceklerdi yoksa. Ben o dönem Duran, Cemil onları da çok yoğun eleştiriyordum. Kendinizi korumalısınız diyordum. Ben olmasaydım çoktan infaz edileceklerdi. Kendinizi koruyamazsanız bir halkı nasıl koruyacaksınız diyordum.

93 döneminin boşa çıkmasının ardından maddi, manevi çok acı yaşandı. Binlerce faili meçhul cinayet işlendi. Bütün bunların arkasında yargısız infazı destekleyen bu ekip vardı. Bunlar aynı zamanda Hizbullahı da kullanan ve destekleyenlerdir, biliyorsunuz. Çürükkaya Bingöllü, Hizbullah’ın eylemlerinde Bingöllüler var, Danıştay saldırısını yapan Alparslan Aslan Bingöllü, Hizbullah adına yapılan bütün bombalı eylemler Bingöllülere yaptırılıyor, albaylardan birinin eşi de Bingöllü. Yani Bingöl’le olan ilişkiler derin. Bu ilişkiler bir çevre etrafında toplanmış, bunları iyi anlamak, çözmek gerekiyor. Yurtsever Bingöl halkımız bunları iyi bilmeli ve üzerinde durmalıdır.

Yargısız infazları yapanların bir kısmı şimdi cezaevinde ve yargılanıyorlar. Hepsi demiyorum, hepsinin yargılanması da mümkün değil zaten. Bu dönem aydınlatılmadan ve failleri yargılanmadan kalıcı bir barış sağlanmayacaktır. Onun için sürekli Hakikatleri Araştırma ve Uzlaşma Komisyonu kurulmalı dedim. Namuslu, onurlu aydınlar bu komisyonun kurulması için çalışsınlar. Avrupa’daki dostlarımıza ve aydınlara da aynı şeyi söylüyorum; bunun için mücadele etsinler.

Çalışmalarına devam etsinler. Tüm bu döneme ait olayların bütün bilgileri toplansın. Diyarbakır’a söylüyorum; binlerce evladını kaybetti. Kayıp yakınları bu evlatlarına sahip çıksınlar. Bütün bilgileri, belgeleri toplasınlar. Bu komisyonlar gazetelerde çıkan haberleri bile toplasınlar. Hazırlık yapsınlar, bir arşiv oluştursunlar. Koşullar olgunlaştığında bunları sunarlar. Bu suçların faillerinin bir kısmı yargılanıyor. Bunları yapanların bir kısmı halen yargılanmıyor. Hakikatleri Araştırma ve Uzlaşma Komisyonu oluşturulduğunda herkes bu komisyona bildiklerini anlatmalı. Çiller bu komisyona konuşmalı. Eymür bu komisyona konuşmalı. Demirel ko-nuş-ma-lı, Ağar konuşmalı, Mesut Yılmaz konuşmalı! Bu komisyon beni de dinlemeli.

Ergenekon yargılaması şekilsel de olsa bazı şeylerin önünü açacaktır. Bu nedenle önemsiyorum. İkinci bir iddianame hazırlanıyor diyorlar. Bu bildiklerimi savcıya anlatmak istiyordum. Bu nedenle savcı beni dinlemeli diyordum. Benim MİT ile ilişkim olduğunu iddia ediyorlar. Bunu daha sonra değerlendireceğim.

1985’ten sonra bugünlere kadar devlet içindeki yargısız infaz yanlıları görev başındaydılar. Hatta bu ekibi 1952’lere kadar götürmek mümkün. 1952 Gladio tarzı örgütlenmenin kurulduğu tarihtir. Bu tarihten itibaren varlar ama Kürtlere dönük infaz kararını 1985’ten sonra alıp uyguladılar. Erdoğan, Demirel’den farklı siyaset izliyor. O dönem Demirel, Batman’da yaptığı bir konuşmada rutinin dışına çıkılabilir diyordu. Rutinin dışına çıkmaktan kastı yargısız infazlardı. Çiller de böyle düşünüyordu. Ama Erdoğan rutinin dışına çıkmak olmaz diyor. Veli Küçük ifadesinde “Bize dönük müdahale kararı 5 Kasım’daki görüşmede alındı” diyor. 5 Kasım’da yargısız infazları durdurma kararı alındı. Biliyorsunuz ABD ve AKP, “PKK ortak düşmanımızdır” açıklaması yaptılar. Yargısız infaz ekibinin tasfiyesi başladı böylece. Yargısız infazın yerine AKP’nin söylediği sosyal, ekonomik ve kültürel mücadele dönemi başladı. Bu, şu demek: Ekonomik mücadele, ekonomik infaz; kültürel mücadele kültürel infaz; sosyal mücadele, sosyal infaz; buna genel olarak sivil infaz, daha doğrusu BEYAZ İNFAZ diyebiliriz.

Yine bu TRT Şeş’in açılması, enstitülerin açılması gibi adımlar ABD’de 5 Kasım’da yapılan görüşmede alınan kararlar çerçevesinde açıldı. Bu adımı sembolik olarak iyi bir adım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak içeriği zayıftır. Seçim malzemesi olarak kullanılmasına karşıyız. Bundan sonra Kürtlerle  mücadele bu şekilde yapılacaktır. Evet, bunları seçim malzemesi olarak kullanıyorlar. Önemli olan içeriktir ama içeriğini boşaltıyorlar.

Yapılacak konferansa gelince daha önce belirttiğim 5 ilke çerçevesinde toplanmalı. Ben bu 5 ilkeyi daha önce saymıştım. Kültürel haklar ve ekonomi ilkesi, birlik ilkesi, demokratik ilke. Savaş ve barış ilkesi. Ben bu ilkeleri daha önce saymıştım, biliniyor. Konferans bunların tartışılacağı bir konferans olmalı. Tüm parçalardaki Kürtler katılmalı, Avrupa’dan da Kürtler katılabilir. Silahsızlanma konferansı değil, konferansın adı Demokratik Uzlaşı ve Barış Konferansı olmalı. Silahsızlanma da bu beş ilke etrafında tartışılabilir. Konferans kendi içinde bir uzlaşı heyeti, yani bir icra heyeti de seçmeli, bu heyet Kürtler adına İran’la görüşsün, buradaki Kürtlerin durumunu değerlendirsin. Yine Suriye’de Kürtler yaşıyor, bunların durumlarıyla ilgili Suriye ile görüşsünler. Irak’ta zaten kendileri içinde. Bu heyet Türkiye’ye de gelebilmeli, buradaki Kürtlerin durumunu görüşmeli. Bundan sonra Kürtler adına görüşmeleri bu heyet yapmalı. Tek görüşmeler olmamalı. Barzani de tek görüşmemeli, Talabani tek görüşmemeli. DTP bu heyetin oluşmasında ve işlevlik kazanmasında öncülük etmeli, bunun takipçisi olmalı. Ahmet Türk bu heyetin oluşumunda yer almalı, bu işi yapmalı, sonradan “ben anlamadım” dememeli. Doğru temelde anlamalı ve bunun için çalışmalı. Bu söylediklerimi, konferansa ilişkin görüşlerimi uygun bir şekilde Barzani ve Talabani’ye de kısa bir mektup şeklinde iletilebilir.

İki dönem üst üste görev yapanlar bir sonraki dönem görev almayacaklar şeklindeki kararı değerlendirmek istiyorum. Sanırım dogmatik bir karar oldu. Mehmet de söylüyordu. Bu karar demokratik iradeye müdahale anlamına gelebilir. Onun için bu kararı geri alıyorum. Buradaki kriterim başarıdır. Bir kişi başarılıysa ve arkadaşları da uygun görüyorsa üç dönem, dört dönem, beş dönem de görev yapabilir. Eğer bir dönem bile başarısızsa derhal görevden alınmalıdır. Yani Karayılan başarılıysa ve arkadaşları onaylıyorsa görevde kalabilir. Ben kalsın veya kalmasın demiyorum. Ahmet Türk başarılıysa ve arkadaşları uygun görüyorsa görevde kalabilir. Avrupa için de bu böyle. Oradaki arkadaş başarılıysa ve arkadaşları seçiyorsa görevde kalabilir. Burada önemli olan görevdeki başarıdır.

Bazı gazetelerin buraya getirilişime ilişkin yazı yazmaları önemlidir. Araştırma ve incelemeye değer bir dönem. Bu yönlü araştırma ve incelemeler derinleşmeli. Onlarca kitaba konu olabilecek niteliktedir.

Evet, sarışın, mavi gözlü biri karşıladı. Zaten Kenyalıyı da ABD’ye başkan yaptılar. Evet Suriye’deyken tonlarca C–4 patlayıcı göndermişlerdi. Bana onlarca suikast planı yaptılar ama başaramadılar.

Nereler alınabilir Serhat’ta?  Ağrı’yı zaten alınır Doğubayazıt zaten iyidir. Geliye Zilan’daki halkımıza selamlar. Mahsum Korkmaz ve Mahir Can’ın ailelerine  özel selamlarımı söylüyorum. Yalnızca onlara değil, diğer yakın ailelerine de selamlarımı söylüyorum.  Doğubayazıt Kadın Meclisine de özel selamlar.

8 Mart dolayısıyla kadına ilişkin söyleyeceklerim var. Bunlar bir mesaj halinde yayınlanabilir. Hegel köle-efendi ilişkisinden yola çıkarak ulus-devlete ulaştı. Ben de ikiyüzlü kurnaz erkeğin kadın üzerindeki sömürgesinden yola çıkarak demokratik uygarlığa ulaştım. Avukatlarımdan birisi “Savunmanızın bir kısmı Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’ne benziyor” diyordu. Tinin Fenomenolojisi’ni daha sonra okudum, paralellikler var. Tabii Hegel bunu 200 yıl önce söylemiş, ben de şimdi söylüyorum, ilginç. Hegel ulus-devletin filozofu, ben de demokratik uygarlığın filozofuyum

Bazı mektuplar aldım. İsimlerini vermek istiyorum ama mümkün değilmiş. 23 mektup aldım. Dışarıdan hiç mektup almıyorum. Sadece cezaevlerinden gelen mektupları veriyorlar. Gülizar Akın’ın mektubunu aldım. Bir gruplar galiba, oradan 8 mektup aldım. Poyraz mektup yazmış, mektubundan Nietzsche’den bahsediyor. Nietzsche’nin üstinsan anlayışını değerlendiriyor ama eksik değerlendiriyor, yeterince anlayamamış. Araştırıp derinleşmeye devam etsin. Nietzsche’nin üstinsan anlayışı köle olmayan insandır. Ayrıca modernitenin yurttaşını da kabul etmiyordu. Nietzsche Zerdüşt’ten etkilenerek Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabını yazdı. Zerdüşt’ün üstün insanı özgür ve ahlaklı insandır. Nietzsche de bundan etkilenmişti.

Adıyaman Cezaevi’nden  aldığım bir mektup var. Konfederal sistemi yazmış. Yoğunlaşmaları var. Bu sistemi biraz anlamış, diyor ki, kapitalist sistemde konfederal sistemi geliştirmek ne kadar mümkün? Ayrıca İsrail’deki kibutz’lara ilişkin yoğunlaşmaları var. Bence de bu kibutzlar önemli; tarım kibutzları geliştirilebilir. Orhan Çaçan’ın mektubunu aldım, selamlarımı iletiyorum. Adana Karataş Cezaevi’nden gelen bir mektup var, Ayfer Ayçiçek isminde, ilginç bir mektup. Ayfer gidilip görülerek anlamaya çalışılabilir.

Kant’ın kitabını iki kez getirmişsiniz, dikkat edilebilir. Halkımıza selamlarımı söylüyorum. Kadınlara selamlarımı söylüyorum 8 Mart’larını kutluyorum.

İyi günler.

 

04.03.09

 

…

 Seçim çalışmaları nasıl gidiyor?  Bunların aslında çözümü olabilir. Sürekli seçim dönemlerinde aday belirlemelerinde böylesi şeyler gündeme geliyor, olumlu veya olumsuz bazı şeyler oluyor. Artık bu tür şeylerin zamanı geçmiş, her şey kesinleşmiş. Bundan sonra tüm adaylar ve aday adayları halkla birlikte yoğun bir çalışma içine girmeliler. Bu seçim çok hassas ve kritik bir seçimdir.  Halk için çok önemlidir. Eksikler olabilir ama bunları sürekli gündemde tutmak doğru değildir. Gece-gündüz herkesin gücü oranında katkı sunması gerekir.  

Radyo’da biraz dinledim, Dersim’de AKP’nin durumu nasıl? Dersim’de neler dönüyor? Halkın iradesinin parayla satın alınması doğru değildir. Bunlar doğru değildir. Genel durumlar nasıl seçimlerle ilgili? İkiye katlanabilir mi?

Emek verilmeli. Halka ulaşılmalı.  Ev ev gezilmeli. Çalışılmalı. Gerçekler de halka aktarılmalı. Urfa’nın durumu nasıl? İlçeleri nasıl?  Adaylar kim? Viranşehir’in eski belediye başkanı’na selamlarımı söylüyorum. Kadın aday için birebir çalışıp ona destek olmalı. Kazanması için çalışsınlar. Viranşehir Urfa için stratejik bir yerdir. Önemlidir. Siverek’teki seçim çalışmaları nasıl? Çok çalışılırsa alınır. Hilvan’da durum nasıl? Adayı kim? Acemoğlu ailesini tanıyorum. Başka da dost mücadele arkadaşlarımız var. O  dost ve mücadele arkadaşlarımıza selamlarımı söylüyorum, destek olsunlar, hep birlikte çalışsınlar ve kazansınlar. Halfeti nasıl? Halfeti’yi almak gerekir. Halfeti’de çalışılırsa alınbilir. Göklü nasıl? Birecik nasıldır? Bozova nasıl? Kazanır mıyız Bozovayı? Suruç ve Ceylanpınar’da durum nasıl? Urfa merkezi nasıl? Herkes çok iyi çalışmalıdır. Çalışırlarsa birçok yerde kazanırlar. Belediyelerin çok çalışması, hizmeti bir ekip işidir. Bir bireyin yapabileceği bir iş değildir. Her belediyede bir-iki danışman olmalıdır. İşleri çok iyi takip edecek, halkla ilişkileri çok iyi sağlayacak, güvenilir, sağlam bir-iki danışman olmalıdır. Eski sıkıntılar giderilebilir. Danışmanları halk isteyecek, halkın benimseyebileceği kişiler olmalı. Partiyle de beraber hareket edecek kişiler olmalıdır. Bu işleri de tüm partililer, aydınlar, demokratlar, kurumlar yapacak. Arkadaşlar panel programlarına çıkıyorlar mı? Cuma, Karayılan?  Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Fuat? Bu arkadaşlara ve diğer tüm arkadaşlara selam ve saygılarımı iletiyorum.

15 Şubat etkinlikleri nasıldı, nasıl geçti? Genel oldu mu?  İran’da oldu mu? Suriye’de nasıl geçti? Dört parçada nasıl geçti?  Avrupa’da nasıl geçti? Bunlardan dolayı herkese selamlarımı gönderiyorum. Avrupa’daki yapının durumu nasıl? Orada çalışanlara, emek verenlere selam ve saygılarımı iletiyorum. Comerd’in durumu nasıl? Çok değerli bir insandır. Selamlarımı iletiyorum. Aram’ın durumu nasıl? Kendisine selamlarını söylüyorum. Diğer tüm sanatçıları saygıyla selamlıyorum.

Herkese, bütün dost ve arkadaşlara saygı ve selamlarımı iletiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                               

                     

 

            

                                                                                                          

 


 

 
 

    kurdistan.gaziler@googlemail.com