Avukatlarım benimle
görüşmelerini ihtirazi kayıtla yapıyorlar. Sağlık
konusundaki görüşlerimi söyleyeceğim. Prostata ilişkin
yeni bir ilaç kullanmaya başladım. İlacın ismi Xatral.
Bu ilaç bende gevşemeye neden oluyor. Kontrol yapıldı,
sanırım bu nedenle bu ilacı kullanıyorum. Bu ilacı
doktorlara sordurmak lazım. Kaşıntılar devam ediyor.
Psikolojik nedene bağlıyorlar. Sorunu tam çözemediler.
Mantarı biliyorum. Ayaklarımda ve kasıklarımda var. Bu
farklı bir şey. Şunu merak ediyorum. Bu kaşıntı sürekli
yer değiştiriyor. Önce dizlerimdeydi. Sonra kollarımda.
Şimdi de sırtımda. Bunun sebebi nedir? Şu an bile
sırtımda bir kaşıntı ve dağınık yaralar var. İzler cilt
seviyesindedir. Havalar düzeliyor. Sanırım bu sorunlarım
da çözülür.
Sağlığımla ilgili şunları
söylemek istiyorum: Bunu iyi anlamak gerekiyor ve doğru
bir şekilde yansıtılmalı. Ben sağlıklıyım desem de ne
değişir ki? Sağlıklı mı olurum? Ben burada her gün
kapitalist sistemin baskısı ve saldırısı altındayım.
Buna karşın direniyorum ve direnmeye devam edeceğim.
Elimden geldiğince uzun yaşamaya çalışacağım. Bu benim
halkımın özgürlüğü ve onurunu korumak için bir
vecibemdir. Buradaki sistem bu şekilde devam ettiği
müddetçe bu sorunlar devam edecek. Benim dışarıda olmam
da bir şey değiştirmeyecek. Ben burada kalp krizinden
de, depremden de ölsem benim ölümüm normal bir ölüm
değil, öldürülmemdir. Bunun felsefik tanımı budur.
Devlet de, hükümet de bunu bu şekilde bilmeli.
Avukatlarım da bunu iyi anlamalı. Halkımız da bunu
böyle bilmeli.
Ben bu gelişmelere ilişkin
görüşlerimi belirteceğim. Önümüzdeki bahar ayları
önemlidir. AKP Kürt milliyetçiliği propagandası
yapıyor. AKP, bölgede diğer partilerle birlikte tek
adayla seçime girmeye çalışacaktır. Seçimi böyle
kazanmaya çalışacaktır. AKP seçimde tüm kozlarını
oynayacak. Daha önce de söyleniştim; herkes kendi
tedbirini almalıdır.
Erdoğanın mitinglerine
katılım nasıldı? Diyarbakırda kaç kişi katıldı.
Diyarbakırdaki katılım oranın halkı mıydı? Taşıma
miting yapmışlar. Kırsaldakileri getirmişler. Onlar
gelir. Tekrardan gitmeye çalışıyor. AKP temiz siyaset
yapmıyor, kirli siyaset yapıyor. Bu seçimleri kendisi
için varlık meselesi olarak görüyor. Kürtlerden alacağı
oyla kendisini dünyaya kanıtlamaya çalışıyor. Halkın
desteği arkamdadır mesajı vermeye çalışıyor. Özellikle
alacağı Kürt oylarıyla Genelkurmaya karşı varlığını
devam ettirmeye çalışacak. Aksi halde Erdoğan darağacına
gidecektir. Öyle fiziki anlamda darağacını
kastetmiyorum. Kürt oylarını alarak kendini bu
darağacından kurtarmak isteyecektir. AKP Kürt sorununa
samimi ve tutarlı yaklaşmıyor. Erdoğan, Özal kadar bile
tutarlı siyaset izlemiyor. Kürt sorununda korkak mı
yaklaşıyorlar, yoksa güçleri mi yetmiyor, izin mi
verilmiyor, bilemiyorum. Kürt sorununun toplumsal bir
doğası var. Bu toplumsal doğa görülmeden AKP Dersimde,
başka yerlerde eşya ve para dağıtarak bu sorunu çözemez.
Ekonomik yatırımları neden şimdiye kadar yapmadılar?
Kurt murt, Kutbettin onlar hikâye! Bunlar Kürt
sorunundan anlamıyorlar.
2002de kurulan Baykal,
Bahçeli, Erdoğan ittifakı bozuluyor. Karşılıklı
atışmaları bunu gösteriyor. Buradan halkımıza
sesleniyorum: Halkımız kendisinden oy isteyen partilere
iki şart öne sürmeli; barış ve demokratik uzlaşı için
adım atacaklar mı, bunun için ne yapacaklar? Bunu
söylemeliler. Barış için ne yaptın, demokratik uzlaşı
için ne yaptın diye sormalılar. Halkımız da bunun
takipçisi olmalı.
Ahmet Türkün Kürtçe konuşma
yaptığını biliyorum, bir etki yarattı.
Kadınlarlar 8 Marta kadar
devam edecekler. Dersimin durumu ne oldu? Alırlar mı
Dersimi? Bingölde durum ne? Diyarbakırda durum nedir?
Yeni anketler var mı bölgeyle ilgili?
Başta da izah ettiğim gibi bu
önümüzdeki bahar aylarına ilişkin görüşlerimi
söyleyeceğim. Bu halkımıza da iyi yansıtılmalı. Bu süreç
93 Martına benziyor. 93 Martına nasıl benziyor? 93
Martının ne özelliği vardı? Bunu izah edeceğim. 93
Martı barışın gelişeceği dönemdi. Bu dönem de bence
öyle. O süreçte bazı gelişmeler oldu. 93 Martında
ateşkes ilan ettik. O dönemde devlet içerisinde de
barışın gelişmesini isteyenler vardı. Buna karşı olanlar
da vardı. Ateşkes ilanıyla birlikte barış sürecinin
gelişmesini destekleyenler Özal ve ordu içerisinde bir
kesimdi. O dönem ateşkes görüşmelerinde Talabani de
bulunuyordu. O da söylüyordu. Devlet içerisinde barışı
isteyenler ve buna karşı olanlar var diyordu. Hatta bir
görüşmesinde elini göğsüne vurdu, Apo, Eşref Bitlis
benden yanadır diyordu.
Evet, elini göğsüne vurdu,
Eşref Bitlis benden yanadır dedi. Nisan ayında
biliyorsunuz Özal öldü. Gerçi ben öldürüldü diyorum.
Özalın ölüm günü benimle görüşeceklerdi. Biz Özalın
temsilcisini bekliyorduk. Ancak Özalın ölüm haberi
geldi. Özal istikrarlı bir barış istiyordu, iyi
niyetliydi. Bunun için mücadele ediyordu. Ama buna izin
vermediler. Bu süreci boşa çıkaranlar kimlerdir, bunun
iyi anlaşılması lazım. Mayıs ayında biliyorsunuz 33
asker olayı var. Sanırım 33 asker olayı 24 Mayıstı. 26
Mayısta MGK toplantısı olacaktı. Toplantıda genel bir
af görüşülecekti. Bu olayla bu görüşme engellendi. 33
askerin öldürüldüğü yere giden ilk kişi Fikri
Karadağdır. Bu şunu gösteriyor. O dönem hâkim ekip
bunlar. Uğur Mumcu 24 Ocakta öldürüldü, Eşref Bitlis 17
Ocakta öldürüldü, ilginçtir, öldürülen bir çok üst
düzey komutanın ölüm tarihleri yakındır. Avni Özgürel
bir yazısında bunları değerlendiriyor ve ilginç bir soru
soruyor. Bence bu soru önemli. Avninin bazı haber
kaynakları var. Bazı şeyleri biliyor. Avni bu yazısında
diyor ki, Eşref Bitlisin bineceği uçağa geçenlerde
intihar eden ve JİTEM Grup komutanı olan Abdülkerim
Kırca da binecekti. Ancak uçağın kalkmasına iki dakika
kala Kırcanın binmesi engellendi. Kırcayı geri çeken
el kimlerindir, bunu soruyor Avni. Bence de bu sorunun
cevabı bir çok şeyi açıklayacaktır. Eşref Bitlisin
uçağının nasıl düştüğünü biliyorum. Bu uçağı PKK
düşürmedi. Bu uçak düşürüldü. Biliyorsunuz bunlar bazı
başka üst düzey askeri yetkilileri de öldürdüler.
Bahtiyar Aydın, Rıdvan Özden öldürüldüler. Bunlar Eşref
Bitlis gibi düşünenlerdi. Bunlar nasıl düşünüyorlardı?
PKK ile mücadelede savaşalım ancak yargısız infaz
yapmayalım, yakalayalım, yargıya teslim edelim şeklinde
düşünüyorlardı. Diğer taraf ise doğrudan yargısız, bir
şekilde infaz edelim ve iktidarı da bu şekilde ele
geçirelim diyorlardı. Bu infaz kararı 1985te alınmış
bir infaz kararıydı. Bu karar Almanya, İngiltere ve NATO
tarafından destekleniyordu. Kürtlerin infazını esas alan
bir karardı. O dönem Talabani sık sık yanıma geliyordu.
Apo savaşı bırak diyordu. Ben de Hayır diyordum.
Niye kabul etmiyordum? Talabaniye de söylüyordum bunu.
Bunlar Kürt ismini bile kabul etmiyorlar, mücadeleyi
nasıl bırakırım diyordum. Daha sonra fark ettim,
Talabani bu kararı biliyordu. İnfazın önüne teslim
olarak geçileceğini düşünüyordu. Benden de bu nedenle
teslim olmamı istiyordu ama ben teslim olmadım. O dönem
Almanya da bana teslim olmayı dayatıyordu. Almanlar
gelip gidiyordu. Bana savaşı bırak diyorlardı. Ama ben
kabul etmedim. Kürtlerin yargısız infaz kararını Almanya
üzerinden uygulamaya çalıştılar. Bundan önce İsveç
üzerinden yapmak istediler. Almanyaya biçilen misyon
İsveçe de biçilmeye çalışıldı ama İsveç bunu kabul
etmedi. Biliyorsunuz buna Palme yanaşmadı. Hatta onun
öldürülmesi bile bununla bağlantılıdır. Buraya gelen ve
İsveç adına benimle görüşen kişilere de söyledim.
PKK içerisinde de barışın
gelişmesini istemeyenler vardı. 1985ten sonra PKK
içerisinde de Kürtlere dönük yargısız infaz kararını
fark edenler oldu. Bunlar Çürükkayalar, Aysel
gibileridir. Bunlar koptular, teslim oldular, sahte bir
PKK yaratmaya çalıştılar, Almanyaya sığındılar. Tuncay
Güney bir açıklamasında PKK içerisindeki müttefiklerimiz
diyordu. Müttefikleri bunlardı. Bunlar bizim de
onaylamadığımız eylemleri yaptılar. Bunların eylem
anlayışı bize çok zarar verdi. Çürükkaya kardeşler
Diyarbakırda Çermikli bir ailenin kalan tek oğlunu
bomba sararak Büyükanıta suikast için göndermişlerdi. -
Büyükanıt aslında net değildi aradaydı. Ama karargahta
netleşti- Üç kardeşlerdi, ikisi şehit olmuştu, biri
kalmıştı. İnsan olan bunu yapmaz demiştim o dönem. Bir
ailede iki kişi gitmiş, bari biri kalsın der, vicdanı
olan bir insan bunu düşünür.
Ayganın Taraf gazetesindeki
bir-iki röportajını okudum. Aygan kimdir? PKK
itirafçısıdır. Bu yargısız infazları PKK itirafçılarına
yaptırdılar. Aygan Diyarbakırda 700e yakın infaz
yapıldı diyor. Ayganın Barzani ve Necati Özgenle
fotoğrafları çıkmış. Nasıl poz vermişti! Aygan, Barzani,
Necati Özgen gibi isimlerle oturup kalkınca, Bana
iktidarın kapısı açıldı diye düşünmeye başladı.
Kendisine bir valiliğin verileceğini düşünüyordu.
Çürükkayalar da böyle düşünüyordu. Böyle isimlerle
oturup kalkınca bize iktidarı açacaklar diyorlardı.
Ama yanıldılar. Kullanıldılar. Daha sonra Şemdin de
Kürtlere yönelik yargısız infaz planını fark etti ve
kaçtı. Yargısız infazdan kurtulmanın tek yolu teslim
olmaktı onlara göre. Şemdinin Yeşil-Mahmut Yıldırımla
da ilişkileri vardı.
Bunların bana yönelik
girişimleri de vardı. Hasan Bindal suikastı biliniyor.
Şahin onlar yaptı. Orada hedef bendim aslında, ilginç
bir şekilde kurtuldum. Beni infaz edeceklerdi yoksa. Ben
o dönem Duran, Cemil onları da çok yoğun eleştiriyordum.
Kendinizi korumalısınız diyordum. Ben olmasaydım çoktan
infaz edileceklerdi. Kendinizi koruyamazsanız bir halkı
nasıl koruyacaksınız diyordum.
93 döneminin boşa çıkmasının
ardından maddi, manevi çok acı yaşandı. Binlerce faili
meçhul cinayet işlendi. Bütün bunların arkasında
yargısız infazı destekleyen bu ekip vardı. Bunlar aynı
zamanda Hizbullahı da kullanan ve destekleyenlerdir,
biliyorsunuz. Çürükkaya Bingöllü, Hizbullahın
eylemlerinde Bingöllüler var, Danıştay saldırısını yapan
Alparslan Aslan Bingöllü, Hizbullah adına yapılan bütün
bombalı eylemler Bingöllülere yaptırılıyor, albaylardan
birinin eşi de Bingöllü. Yani Bingölle olan ilişkiler
derin. Bu ilişkiler bir çevre etrafında toplanmış,
bunları iyi anlamak, çözmek gerekiyor. Yurtsever Bingöl
halkımız bunları iyi bilmeli ve üzerinde durmalıdır.
Yargısız infazları yapanların
bir kısmı şimdi cezaevinde ve yargılanıyorlar. Hepsi
demiyorum, hepsinin yargılanması da mümkün değil zaten.
Bu dönem aydınlatılmadan ve failleri yargılanmadan
kalıcı bir barış sağlanmayacaktır. Onun için sürekli
Hakikatleri Araştırma ve Uzlaşma Komisyonu kurulmalı
dedim. Namuslu, onurlu aydınlar bu komisyonun kurulması
için çalışsınlar. Avrupadaki dostlarımıza ve aydınlara
da aynı şeyi söylüyorum; bunun için mücadele etsinler.
Çalışmalarına devam etsinler.
Tüm bu döneme ait olayların bütün bilgileri toplansın.
Diyarbakıra söylüyorum; binlerce evladını kaybetti.
Kayıp yakınları bu evlatlarına sahip çıksınlar. Bütün
bilgileri, belgeleri toplasınlar. Bu komisyonlar
gazetelerde çıkan haberleri bile toplasınlar. Hazırlık
yapsınlar, bir arşiv oluştursunlar. Koşullar
olgunlaştığında bunları sunarlar. Bu suçların
faillerinin bir kısmı yargılanıyor. Bunları yapanların
bir kısmı halen yargılanmıyor. Hakikatleri Araştırma ve
Uzlaşma Komisyonu oluşturulduğunda herkes bu komisyona
bildiklerini anlatmalı. Çiller bu komisyona konuşmalı.
Eymür bu komisyona konuşmalı. Demirel ko-nuş-ma-lı, Ağar
konuşmalı, Mesut Yılmaz konuşmalı! Bu komisyon beni de
dinlemeli.
Ergenekon yargılaması
şekilsel de olsa bazı şeylerin önünü açacaktır. Bu
nedenle önemsiyorum. İkinci bir iddianame hazırlanıyor
diyorlar. Bu bildiklerimi savcıya anlatmak istiyordum.
Bu nedenle savcı beni dinlemeli diyordum. Benim MİT ile
ilişkim olduğunu iddia ediyorlar. Bunu daha sonra
değerlendireceğim.
1985ten sonra bugünlere
kadar devlet içindeki yargısız infaz yanlıları görev
başındaydılar. Hatta bu ekibi 1952lere kadar götürmek
mümkün. 1952 Gladio tarzı örgütlenmenin kurulduğu
tarihtir. Bu tarihten itibaren varlar ama Kürtlere dönük
infaz kararını 1985ten sonra alıp uyguladılar. Erdoğan,
Demirelden farklı siyaset izliyor. O dönem Demirel,
Batmanda yaptığı bir konuşmada rutinin dışına
çıkılabilir diyordu. Rutinin dışına çıkmaktan kastı
yargısız infazlardı. Çiller de böyle düşünüyordu. Ama
Erdoğan rutinin dışına çıkmak olmaz diyor. Veli Küçük
ifadesinde Bize dönük müdahale kararı 5 Kasımdaki
görüşmede alındı diyor. 5 Kasımda yargısız infazları
durdurma kararı alındı. Biliyorsunuz ABD ve AKP, PKK
ortak düşmanımızdır açıklaması yaptılar. Yargısız infaz
ekibinin tasfiyesi başladı böylece. Yargısız infazın
yerine AKPnin söylediği sosyal, ekonomik ve kültürel
mücadele dönemi başladı. Bu, şu demek: Ekonomik
mücadele, ekonomik infaz; kültürel mücadele kültürel
infaz; sosyal mücadele, sosyal infaz; buna genel olarak
sivil infaz, daha doğrusu BEYAZ İNFAZ diyebiliriz.
Yine bu TRT Şeşin açılması,
enstitülerin açılması gibi adımlar ABDde 5 Kasımda
yapılan görüşmede alınan kararlar çerçevesinde açıldı.
Bu adımı sembolik olarak iyi bir adım olarak
değerlendirmek gerekir. Ancak içeriği zayıftır. Seçim
malzemesi olarak kullanılmasına karşıyız. Bundan sonra
Kürtlerle mücadele bu şekilde yapılacaktır. Evet,
bunları seçim malzemesi olarak kullanıyorlar. Önemli
olan içeriktir ama içeriğini boşaltıyorlar.
Yapılacak konferansa gelince
daha önce belirttiğim 5 ilke çerçevesinde toplanmalı.
Ben bu 5 ilkeyi daha önce saymıştım. Kültürel haklar ve
ekonomi ilkesi, birlik ilkesi, demokratik ilke. Savaş ve
barış ilkesi. Ben bu ilkeleri daha önce saymıştım,
biliniyor. Konferans bunların tartışılacağı bir
konferans olmalı. Tüm parçalardaki Kürtler katılmalı,
Avrupadan da Kürtler katılabilir. Silahsızlanma
konferansı değil, konferansın adı Demokratik Uzlaşı ve
Barış Konferansı olmalı. Silahsızlanma da bu beş ilke
etrafında tartışılabilir. Konferans kendi içinde bir
uzlaşı heyeti, yani bir icra heyeti de seçmeli, bu heyet
Kürtler adına İranla görüşsün, buradaki Kürtlerin
durumunu değerlendirsin. Yine Suriyede Kürtler yaşıyor,
bunların durumlarıyla ilgili Suriye ile görüşsünler.
Irakta zaten kendileri içinde. Bu heyet Türkiyeye de
gelebilmeli, buradaki Kürtlerin durumunu görüşmeli.
Bundan sonra Kürtler adına görüşmeleri bu heyet yapmalı.
Tek görüşmeler olmamalı. Barzani de tek görüşmemeli,
Talabani tek görüşmemeli. DTP bu heyetin oluşmasında ve
işlevlik kazanmasında öncülük etmeli, bunun takipçisi
olmalı. Ahmet Türk bu heyetin oluşumunda yer almalı, bu
işi yapmalı, sonradan ben anlamadım dememeli. Doğru
temelde anlamalı ve bunun için çalışmalı. Bu
söylediklerimi, konferansa ilişkin görüşlerimi uygun bir
şekilde Barzani ve Talabaniye de kısa bir mektup
şeklinde iletilebilir.
İki dönem üst üste görev
yapanlar bir sonraki dönem görev almayacaklar şeklindeki
kararı değerlendirmek istiyorum. Sanırım dogmatik bir
karar oldu. Mehmet de söylüyordu. Bu karar demokratik
iradeye müdahale anlamına gelebilir. Onun için bu kararı
geri alıyorum. Buradaki kriterim başarıdır. Bir kişi
başarılıysa ve arkadaşları da uygun görüyorsa üç dönem,
dört dönem, beş dönem de görev yapabilir. Eğer bir dönem
bile başarısızsa derhal görevden alınmalıdır. Yani
Karayılan başarılıysa ve arkadaşları onaylıyorsa görevde
kalabilir. Ben kalsın veya kalmasın demiyorum. Ahmet
Türk başarılıysa ve arkadaşları uygun görüyorsa görevde
kalabilir. Avrupa için de bu böyle. Oradaki arkadaş
başarılıysa ve arkadaşları seçiyorsa görevde kalabilir.
Burada önemli olan görevdeki başarıdır.
Bazı gazetelerin buraya
getirilişime ilişkin yazı yazmaları önemlidir. Araştırma
ve incelemeye değer bir dönem. Bu yönlü araştırma ve
incelemeler derinleşmeli. Onlarca kitaba konu olabilecek
niteliktedir.
Evet, sarışın, mavi gözlü
biri karşıladı. Zaten Kenyalıyı da ABDye başkan
yaptılar. Evet Suriyedeyken tonlarca C4 patlayıcı
göndermişlerdi. Bana onlarca suikast planı yaptılar ama
başaramadılar.
Nereler alınabilir
Serhatta? Ağrıyı zaten alınır Doğubayazıt zaten
iyidir. Geliye Zilandaki halkımıza selamlar. Mahsum
Korkmaz ve Mahir Canın ailelerine özel selamlarımı
söylüyorum. Yalnızca onlara değil, diğer yakın
ailelerine de selamlarımı söylüyorum. Doğubayazıt Kadın
Meclisine de özel selamlar.
8 Mart dolayısıyla kadına
ilişkin söyleyeceklerim var. Bunlar bir mesaj halinde
yayınlanabilir. Hegel köle-efendi ilişkisinden yola
çıkarak ulus-devlete ulaştı. Ben de ikiyüzlü kurnaz
erkeğin kadın üzerindeki sömürgesinden yola çıkarak
demokratik uygarlığa ulaştım. Avukatlarımdan birisi
Savunmanızın bir kısmı Hegelin Tinin Fenomenolojisine
benziyor diyordu. Tinin Fenomenolojisini daha sonra
okudum, paralellikler var. Tabii Hegel bunu 200 yıl önce
söylemiş, ben de şimdi söylüyorum, ilginç. Hegel
ulus-devletin filozofu, ben de demokratik uygarlığın
filozofuyum
Bazı mektuplar aldım.
İsimlerini vermek istiyorum ama mümkün değilmiş. 23
mektup aldım. Dışarıdan hiç mektup almıyorum. Sadece
cezaevlerinden gelen mektupları veriyorlar. Gülizar
Akının mektubunu aldım. Bir gruplar galiba, oradan 8
mektup aldım. Poyraz mektup yazmış, mektubundan
Nietzscheden bahsediyor. Nietzschenin üstinsan
anlayışını değerlendiriyor ama eksik değerlendiriyor,
yeterince anlayamamış. Araştırıp derinleşmeye devam
etsin. Nietzschenin üstinsan anlayışı köle olmayan
insandır. Ayrıca modernitenin yurttaşını da kabul
etmiyordu. Nietzsche Zerdüştten etkilenerek Böyle
Buyurdu Zerdüşt kitabını yazdı. Zerdüştün üstün insanı
özgür ve ahlaklı insandır. Nietzsche de bundan
etkilenmişti.
Adıyaman Cezaevinden
aldığım bir mektup var. Konfederal sistemi yazmış.
Yoğunlaşmaları var. Bu sistemi biraz anlamış, diyor ki,
kapitalist sistemde konfederal sistemi geliştirmek ne
kadar mümkün? Ayrıca İsraildeki kibutzlara ilişkin
yoğunlaşmaları var. Bence de bu kibutzlar önemli; tarım
kibutzları geliştirilebilir. Orhan Çaçanın mektubunu
aldım, selamlarımı iletiyorum. Adana Karataş
Cezaevinden gelen bir mektup var, Ayfer Ayçiçek
isminde, ilginç bir mektup. Ayfer gidilip görülerek
anlamaya çalışılabilir.
Kantın kitabını iki kez
getirmişsiniz, dikkat edilebilir. Halkımıza selamlarımı
söylüyorum. Kadınlara selamlarımı söylüyorum 8
Martlarını kutluyorum.
İyi günler.
04.03.09
Seçim çalışmaları nasıl
gidiyor? Bunların aslında çözümü olabilir. Sürekli
seçim dönemlerinde aday belirlemelerinde böylesi şeyler
gündeme geliyor, olumlu veya olumsuz bazı şeyler oluyor.
Artık bu tür şeylerin zamanı geçmiş, her şey
kesinleşmiş. Bundan sonra tüm adaylar ve aday adayları
halkla birlikte yoğun bir çalışma içine girmeliler. Bu
seçim çok hassas ve kritik bir seçimdir. Halk için çok
önemlidir. Eksikler olabilir ama bunları sürekli
gündemde tutmak doğru değildir. Gece-gündüz herkesin
gücü oranında katkı sunması gerekir.
Radyoda biraz dinledim,
Dersimde AKPnin durumu nasıl? Dersimde neler dönüyor?
Halkın iradesinin parayla satın alınması doğru değildir.
Bunlar doğru değildir. Genel durumlar nasıl seçimlerle
ilgili? İkiye katlanabilir mi?
Emek verilmeli. Halka
ulaşılmalı. Ev ev gezilmeli. Çalışılmalı. Gerçekler de
halka aktarılmalı. Urfanın durumu nasıl? İlçeleri
nasıl? Adaylar kim? Viranşehirin eski belediye
başkanına selamlarımı söylüyorum. Kadın aday için
birebir çalışıp ona destek olmalı. Kazanması için
çalışsınlar. Viranşehir Urfa için stratejik bir yerdir.
Önemlidir. Siverekteki seçim çalışmaları nasıl? Çok
çalışılırsa alınır. Hilvanda durum nasıl? Adayı kim?
Acemoğlu ailesini tanıyorum. Başka da dost mücadele
arkadaşlarımız var. O dost ve mücadele arkadaşlarımıza
selamlarımı söylüyorum, destek olsunlar, hep birlikte
çalışsınlar ve kazansınlar. Halfeti nasıl? Halfetiyi
almak gerekir. Halfetide çalışılırsa alınbilir. Göklü
nasıl? Birecik nasıldır? Bozova nasıl? Kazanır mıyız
Bozovayı? Suruç ve Ceylanpınarda durum nasıl? Urfa
merkezi nasıl? Herkes çok iyi çalışmalıdır. Çalışırlarsa
birçok yerde kazanırlar. Belediyelerin çok çalışması,
hizmeti bir ekip işidir. Bir bireyin yapabileceği bir iş
değildir. Her belediyede bir-iki danışman olmalıdır.
İşleri çok iyi takip edecek, halkla ilişkileri çok iyi
sağlayacak, güvenilir, sağlam bir-iki danışman
olmalıdır. Eski sıkıntılar giderilebilir. Danışmanları
halk isteyecek, halkın benimseyebileceği kişiler olmalı.
Partiyle de beraber hareket edecek kişiler olmalıdır. Bu
işleri de tüm partililer, aydınlar, demokratlar,
kurumlar yapacak. Arkadaşlar panel programlarına
çıkıyorlar mı? Cuma, Karayılan? Duran Kalkan, Mustafa
Karasu, Fuat? Bu arkadaşlara ve diğer tüm arkadaşlara
selam ve saygılarımı iletiyorum.
15 Şubat etkinlikleri
nasıldı, nasıl geçti? Genel oldu mu? İranda oldu mu?
Suriyede nasıl geçti? Dört parçada nasıl geçti?
Avrupada nasıl geçti? Bunlardan dolayı herkese
selamlarımı gönderiyorum. Avrupadaki yapının durumu
nasıl? Orada çalışanlara, emek verenlere selam ve
saygılarımı iletiyorum. Comerdin durumu nasıl? Çok
değerli bir insandır. Selamlarımı iletiyorum. Aramın
durumu nasıl? Kendisine selamlarını söylüyorum. Diğer
tüm sanatçıları saygıyla selamlıyorum.
Herkese, bütün dost ve
arkadaşlara saygı ve selamlarımı iletiyorum.
|