|
Sağlık durumum bildiğiniz, gördüğünüz gibi. Pek
değişiklik yok. Sağlığım bildiğiniz durumlara
bağlı. Sağlıkla ilgili biraz sonra bir şeyler
söyleyeceğim. Bu arada işte gelen bu mektuplar
var. Bismil'den Aydın Yılmaz, Kazım, Halit ve
arkadaşlarının gönderdikleri bir mektup var.
Bunlar cezaevinden değiller. Bunlar mektubu çok
önceleri göndermişler ama yeni verildi. Bunlara
cevap vereceğim. Ayrıca Ilısu barajıyla ilgili
değerlendirmelerim olacak. Yine cezaevinden
gelen mektuplar var. Mektuplardan bazıları
Cibranlı Halit'in cezaevindeki torunlarının.
Diyarbakır cezaevinden Nesrin ……'in mektubu var.
Siirt cezaevinden, İzmit cezaevinden gelen
mektuplar var. Yine Erzurum cezaevinden
İlboğa'dan gelen bir mektup var. Güzel mektuplar
bunlar. Hepsine selamlarımı iletiyorum.
Barzani
seçimlere dış güçlerin müdahale ettiğini
söylüyormuş.Kimmiş dış güçler? Bunu yeni mi
anladı? Daha önce dikkatli olmalarını
belirtmiştim. Yani Kürtler başarısız oldu
deniliyor, öyle mi? Bunu neye bağlıyorlar,
Barzani bunu nasıl açıklıyor? Sorun sadece
sunnilerin seçimlere katılması ve Allavi'yi
desteklemeleriyle birlikte artan sandalye
sayılarının daha çok Kürt bölgesi dışındaki
bölgelere verilmesiyle izah edilemez. O öyle
değil, başarısızlar.
Bu
niye böyle oldu? Ellerine geçen fırsatı derhal
zamanında değerlendireceklerdi,
değerlendirmediler. Fırsatı zamanında
kullanacaksın. Fırsatı zamanında kullanamazsan
kaçırırsan, böyle bu hale gelirsin. Sana
yedirmezler. Sadece Kerkük değil diğer yerlerde
de böyle bir durum olabilir. Böyle giderse
Kerkük'ü rüyalarında ancak görürler. Kerkük'ü de
kaybedecekler. Bu konuya döneceğim.
Anayasa değişiklik paketi tasarısının
meclis'e sunulduğunu biliyorum, dinledim. Daha
önce Anayasa komplosu demiştim. Anayasa
değişikliğinden önce yapacakları iki tane yasal
düzenleme var. Bir seçim barajının düşürülmesi,
iki parti içi demokrasinin sağlanması. Buna
değineceğim.
Vedat Türkali, benim siyasi yönden zirvede
olduğumu ve muhatap alınmam gerektiğini
yazmış.Avni Özgürel, açılım konseptinin AKP'yi
de aşan bir devlet konsepti olduğunu,
meyvelerinin bir yıl içinde alınabileceğini,
anayasa değişikliğinin de çok bir şey
getirmeyeceğini belirtiyormuş. Hüseyin
Gülerce'nin de farklılıklar bir zenginlik olduğu
kabul edilecekse seçim barajının mutlaka
düşürülmesi gerekir. Silahların susması
isteniyorsa bu yapılmalıdır diye yazmış. Biz de
öyle diyoruz. Radyo'dan da dinledim. Anayasa
değişikliğine ilişkin programa telefonlar
yağıyordu. Türk halkının büyük çoğunluğu da
seçim barajının düşürülmesini istiyor.
Almanya Başbakanı Merkel ile BDP
görüşmesinde önemli bir şey konuşulmamış
herhalde.
Brüksel'deki yürüyüş için bu konuda daha
önce söylediklerimden ve savunmamdan
yararlanarak bir mesaj derlenebilir. Amara
yürüyüşü için de aynı şekilde bu konuda daha
önce söylediklerimden yararlanarak buraya da bir
mesaj gönderilebilir.
Kadınların
23-24 Nisan'da Diyarbakır'da düzenleyeceği Kürt
Kadın Konferansına bir mesaj göndereceğim, daha
zaman var. Ama bugünkü konuşmalarım da kadınlara
bir mektup olarak verilebilir.
Demokratik
Anayasa Mitingini düzenleyenler demokratik
Anayasa koalisyonlarını derhal ilan etmeliler.
EDP kuruldu. Çatı Partisi çalışmaları da var.
Benim sloganım "Komplocu Anayasa'ya Hayır
Demokratik Anayasa'ya Evet" tir. Demokratik bir
anayasa için Demokratik Anayasa Konvansiyonu'nu,
Meclisini öneriyorum. Bu Meclis 500 kişiden
oluşmalıdır. Yedi bölgeden, her çevreden, her
kesimden temsil sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde
katılımcı, demokratik bir anayasa oluşturulur.
Bugün söylediklerimden de yararlanarak bu konuda
bir mesaj düzenlenebilir.
Maxmur'dan
200 çocuğun gönderdiği mektupların içeriği
nedir? Onlar için birşey söyleyeceğim. Onlar
Kürtlerin ve Kürdistan'ın çiçekleridir,
teminatıdır. Bunlar bizim özgürlüğümüzün model
birimleridir. Mektup gönderen her bir çocuğa
benim adıma tek tek Kürtçe kartla cevap
verilebilir.
Cengiz
bunu anlamamış, bu kadar basit değil. AKP zaten
bazı güçlerle uzlaşmış, anayasa değişikliğiyle
bunun üstünü örtmeye çalışıyor.
Sermaye
çevrelerinin seçim barajının düşürülmesi
gerektiğini tespit etmeleri iyi. Demokrasi için
bu olmalıdır. Bunlar biliyorlar, araştırıyorlar,
çevrelerinde birçok profesör var, akademisyenler
var, onlarla çalışıyorlar, tespit yapıyorlar,
tespitleri doğrudur, tespitlerine aynen
katılıyorum.
Mandela'ya
mektubum ulaşmış mı? İyi, güzel. Ben aslında
Mandela'ya güvenerek Güney Afrika'ya gitmek
istiyordum. Ancak bildiğiniz gibi CIA ve diğer
komplocu güçler buna engel oldu. Onlara
güvenimizi ve dostluğumuzu anlatacaktım. Daha
önce belirttiklerimden de yararlanarak ek bir
mektupla bu kendisine iletilebilir.
Bölgede ne var? Operasyonlar nasıl? Bu
mayınlar patlıyor, iki-üç kişi ölmüş. Tamam,
olayı biliyorum. Mayın patlamasında yaşamını
yitiren askerlerden birinin babası, "açılım
olsun bu ölümler son bulsun" diyor. Biz de
açılım istiyoruz ama bu vicdansızlar gerekli
olanı yapmıyorlar, çok üzücü.
Bugün yapacağım konuşmayı bu tarihte
şehit düşen Mahir Çayan ve arkadaşlarına
adıyorum, onları anıyorum. Bugünkü konuşmamda
otobiyografim hakkında kısa bir değerlendirmede
bulunmak istiyorum. Buna daha önce de biraz
değinmiştim. Mahirlerin katledilişinin 40.
yılına yaklaşıyoruz. Bu vesileyle bugünkü
değerlendirmeyi Mahirlerin anısına adıyorum.
Özellikle Türkiye devrimci gençliğinin bunu iyi
bilmesi gerekiyor. Benim çıkışım biraz da bu
arkadaşların katliamına cevap olma şeklindedir.
Biliniyor bizim çıkışımız Türkiye devrimci
güçleri arasından bir çıkıştır, 70'lerde biz de
devrimci gençlik hareketinin bir parçasıydık.
Dev-Genç'in sempatizanıydım, DDKO içinde de yer
almıştık. Mahirlerin katledilmesiyle başlayan,
biraz da bu katliamların atmosferinde bir çıkış
yapılmıştır.
Daha önceki görüşmelerde dile getirmiştim. Bizim
mücadeleyi üç döneme ayırıyorum. Bunların her
birisi yaklaşık onar yıl sürmüştür. Birinci
dönem '73'te başlayıp -1973'te özerk grup kararı
vardı- '84'e kadar gelen süreçtir. '84-93 Özal
dönemine kadarki sürece ikinci dönem; '93'te
başlayıp 2002-2003'e kadar devam eden sürece de
üçüncü dönem diyorum. Bu dönemi aslında o
tarihte sonlandıracaktım. Ancak çeşitli
nedenlerle bu güne kadar geldi.
Birinci
dönem '73'te başlayıp '84'e kadar gelen
süreçtir. Birinci dönemin ilk halkası 1973-78
arası Haki Karer ve diğer arkadaşlarla birlikte
olduğumuz dönemdir. Bu dönemde biz soruna milli
mesele olarak bakıyorduk. Bu dönemde ayrı bir
oluşum olarak çıkma düşüncemiz yoktu. Ancak
çekirdek arkadaşlar vardı. Ali Haydar Kaytan,
Cemil Bayık ve Duran Kalkan'ın içinde bulunduğu
bu grupla 1976'lara kadar gelindi. Bunlar daha
Kürdistani bir mücadeleyi ön planda
tutuyorlardı. Nitekim 1976'ya kadar bu
tartışmalar devam etti. Kemal Pir ve Haki
Karerlerin de -ki bu arkadaşlar Türktür- dahil
olduğu 1976'larda giderek Kürt ve Kürdistan
eksenli sosyalist bir çıkışa doğru gidildi.
1978'de de PKK olarak ayrı bir örgütlenmeye
gidildi. Bilinen partileşme süreci yaşandı.
1979'larda yurt dışına çıkma süreci başlatıldı.
1980'lere gelindiğinde bilinen o darbe yaşandı.
Diyarbakır cezaevinde yoğun tutuklamalar ve
inanılmaz işkenceler yaşanıyordu. Diyarbakır'da
yaşanan bu sürece ve daha önce yaşanan
katliamlara cevap olabilmek için silahlı
mücadele için hazırlıklara başlandı. 1980
darbesiyle birlikte Silahlı mücadeleye bir
bakıma Diyarbakır cezaevinin kurtarılışı da
diyebiliriz. Biz aslında silahlı mücadeleyi
1982-1983 yılında başlatacaktık. Bilinen 1984
atılımının aslında iki üç yıl önce yapılmasını
planlanmıştık. 1982'de 1983'te başlatılması
gerekirken, defalarca eleştirisini yaptığım o
cevap olabilme ancak 1984'te
gerçekleştirilebilindi. Hazırlık döneminin uzun
sürmesi nedeniyle biraz da gecikmeli oldu.
İkinci
dönem 1984-93 arasıdır. Yaklaşık on yıllık bir
sürece tekabül eder. Her dönem neredeyse onar
yıllık bir süreci kapsar. Bu dönem biliniyor,
daha önce çok yazıldı, çizildi. Biliniyor bu
dönem silahlı mücadelenin yükseltildiği, yoğun
çatışmaların olduğu dönemdir. Ancak bu süreç
aynı zamanda yoğun bir şekilde Kürt sorunun
çözüm arayışlarımın olduğu bir süreçtir de.
'90'lara kadar ben Ulus-Devlete inanıyordum. Her
ulusun bir devleti olması gerekir diye
düşünüyordum. Stalin de böyle ele alıyordu.
Ancak 1990'larda Reel Sosyalizmin çöküşü ve
Çin'in kapitalizme yönelmesi olayı yaşandı. Bu
deneyimlerden sonra Kürt sorunun demokratik
çözümü için ciddi arayışlar içine girdim ama net
bir çözüm metoduna ulaşamadım. Bu arayışlarım
devam etti. Bu nedenle 90-95 arasını siyasal
bunalım süreci olarak niteliyorum. Oysa ki her
ulusun devleti olması anlayışı aslında
sosyalizme ihanettir. Reel Sosyalizm örneği
devletin sorunları çözemeyeceğinin hatta daha da
ağırlaştıracağı gerçeğini ortaya koymuştur. Peki
devlet ne olmalı? Devlet, uzmanlık ve tecrübenin
biriktiği küçük bir idare aygıtı olmalıdır,
küçültülmelidir. Ben buna devletin
reorganizasyonu diyorum. Devletin yanında
demokrasi olmalıdır. Ben halkı esas alıyorum,
örgütlüyorum, demokratik konfederalizm diyorum.
Demokratik Konfedaral sistemi esas alıyorum.
Bunu Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmamda da
dile getirdim, ondan yararlanılabilir. Ortadoğu
sorunlarının çözümü de bundan geçer, bu sistem
Ortadoğu için ilaç gibidir. Dünya içinde bu
sistemi öneriyorum. Siyasal bunalımı bu sistemle
aştık ve bu temelde tasfiyeci anlayışa
değişim-dönüşümle cevap verdik, değişim-dönüşümü
sağladık.
1993'lere
gelindiğinde '93'ten 2002'ye kadar süren döneme
üçüncü dönem diyorum. Ben bu sürece tasfiye ve
çözüm süreci diyorum. Üçüncü dönem Özal ile
başlıyor. Talabani'nin aracılık ettiği daha
sonra Erbakan, Ecevit ile devam eden bir
süreçti. Sorunun çözüm şansının olduğu bu
dönemde bütün muhataplarımız sırasıyla tasfiye
edildiler. Kim bu sorunu çözmek istediyse
tasfiye edildi. Özal tasfiye edildi öncesinde
suikaste uğradığı da biliniyor. Özal ve partisi
bu sürece iyi hazırlanmamıştı, hazırlıksız
yakalandı. Sonuçta hem kendisi hem partisi
tasfiye edildi. Daha sonra Erbakan'ın çağrısı
olmuştu. Erbakan'ın çağrısına olumlu yanıt
verdim. Çözüm ve diyaloga samimi yaklaştım.
Oldukça şans tanıyan, barışçıl ve yumuşak bir
tutum sergiledim. Ateşkes önerisinde
bulunuyordu. Ben ona da olumlu yanıt verdim.
Çözüm için Erbakan da muhatap olmak istiyordu
onu da tasfiye ettiler. Erbakan da, partisi de
yine bu sürece hazırlıklı değillerdi. 28 Şubat
müdahalesiyle bu süreç sonlandırıldı. Bu
tasfiyeci güçler açısından 28 Şubat süreci
aslında tam olarak tamamlanamadı. Sonuçta
Erbakan ve partisi de tasfiye edilmiş oldu.
'99'dan sonra Ecevit'in de çabaları oldu, bir
şeyler yapmak konusunda samimiydi. Ecevit'in
yaklaşımı küçümsenmemeli. Onun sağlığını
bozdular, felç ettiler, bilinçli yaptılar. Tam
da o süreçte Irak müdahalesi gündeme geldi.
Ecevit müdahaleye karşıydı. Eceviti de tasfiye
ettiler. Üçüncü dönem boyunca tüm muhataplarımız
tasfiye edildi. Dışarıdan bir güç
muhataplarımızı tek tek tasfiye ediyordu.
2002'de
AKP geldiğinde Abdullah Gül'e mektup yazdım, bir
yanıt alamadım. Erdoğan'a da yazdım biliniyor.
160 Sayfalık Açılım başlıklı Yol Haritası'nı
yazdım, verdim. En son yazdığım mektuplar var
hala yanıt alamadım. Mektuplar soruluyor, merak
ediliyor değil mi? Hayır ulaşmadı, onu da ayrı
değerlendireceğim, neden ulaşmadığını da
değerlendireceğim. Bu dönemlere dönecek olursak
birinci dönem 1970-83; ikinci dönem 84-93;
üçüncü dönem 93-2002 ardından uzatma ve
oyalamalarla bu güne gelindi. Aslında ben üçüncü
dönemin 2002-2003'te bittiğini ilan edecektim.
2002'den bu yana olan 7-8 yılı üçüncü dönemin
uzatmaları olarak niteliyorum. 2002'lerde
biliniyor AKP hükümete geldi. O dönem çözüm için
Başbakan Gül'e mektup yazmıştım ancak cevabını
alamadım. Daha sonra Ahmet onlar dolaylı
yollardan devlet yetkilileriyle görüştüklerini,
aldıkları bilgileri bana ilettiler. Biraz
sabretmemizi, Abdullah Gül'ün
Cumhurbaşkanlığı'na hazırlandığını, bu iş bir
bitsin bir şeylerin yapılacağını belirttiler.
2007'den sonra ise bazı adımlar atıldı ancak
bunun da AKP'nin sahte açılımı olduğu ortaya
çıktı. Gelinen noktada Kürt açılımı, Roman
açılımına dönüştü. Kürt açılımı bir
def-darbuka-dümbelek açılımına dönüştü.
Romanları küçümsemiyorum onlara da saygı
duyuyorum ama açılımın geldiği durum bu.
Adına
tasfiye ve çözüm dediğim üçüncü dönem bitti.
Açık net ve kesin bir şekilde üçüncü dönemi
sonlandırıyorum. Üçüncü dönem boyunca sürekli
tasfiye edilmeye çalışıldık, hem biz hem
muhataplarımız tasfiye edilmek istendi. Biz
tasfiyeye karşı değişim dönüşüm hamlesini
yaptık.
Burada
bir parantez açıp Barzani'ye son Irak seçimleri
üzerinden şu değerlendirmede bulunuyorum.
Talabani ve Barzani'ye önemli mesajım olacak.
ABD'ye öyle fazla güvenmesinler. Seçim
sonuçlarıyla Irak'ta da bir tasfiye süreci
başlayabilir, uyarıyorum. Öyle küçük oluşumunu
alır başına yıkarlar, sizi de tanımayacaklar.
Irak'ta milliyetçi Araplar güçlenirse Saddam
rejimini de aşan katliamlar gelişebilir.
Uyarıyorum bir Halepçe değil on Halepçe
gelişebilir. Her şeyi tek tek ellerinizden
alacaklar. Kerkük'ü-merkükü sizin için hayal
haline getirecekler. Kürtler Kerkük'ü
kaybedebilir hatta diğer yerleri, Erbil,
Süleymaniye'yi de kaybedebilirler. Sen zamanında
yapılması gerekeni yapmayacaksın şimdi de seçim
sonuçlarından memnun olmayacaksın öyle olmaz.
Güneyli Kürtlere önerim de daha önce de
belirtmiştim, beş teorik ilke dört pratik
önerimi göz önünde bulundurarak Kuzeydekilerle
birlikte Filistin örneğindeki gibi Ulusal
Meclis, Ortak Yürütme ve Ortak savunmayı yani
savunma güçlerini ortaklaştırmalarını
öneriyorum. Bu yapılırsa bir çok şey
kurtarılabilinir. İran'daki halkımız da Zağros
bölgesinde gerekli savunmalarını
oluşturabilirler. Komplo büyüktür,
bütünlüklüdür. Tüm Kürdistan'ı hedeflemektedir.
Komplonun arkasında ABD var, NATO var. ABD'ye
bel bağlamasınlar, komplonun tamamını görmeleri
gerekiyor. Bunların anlama sorunları mı var,
anlamıyorlar mı? Defalarca belirttim, ricada
bulundum, anlayın artık. Bu görüşlerimi
Talabani'ye de Barzani'ye de ayrı ayrı
mektuplarla, uygun bir dille kesinlikle yazmak
lazım. Benim görüşlerimi lütfen takip etsinler.
Kürt oluşumuna izin vermeyecekler, somut
bilgilerim var. AKP'nin görünen yüzüne de
aldanmasınlar gerçek yüzünü görsünler.
Komployla
amaçlanan geniş kapsamlı bir Türk-Kürt çatışması
yaratmaktı. Komplo sonucu buraya getirildiğimde
Türkiye'nin buraya getirilişimden kısa süre önce
haberi olmuş. Bu konuda Oltan Sungurlu
geçen bir gazetede sanırım Yeni Şafak'ta
olabilir, satır aralarında okudum, şöyle diyor;
"'99'da Öcalan'ı ABD'den teslim almamız, buraya
getirmemiz büyük hata oldu, Türkiye oldu-bittiye
getirildi" diyor. Türkiye'nin beni almaya
hazırlığı da yoktu. Böyle bir planı da yoktu.
Bu ABD'nin NATO'nun planıdır, dışarıdan
güçlerdir, Türkiye'nin içinde de bağlantıları
vardır. NATO-Gladio Avrupa'da çok güçlüdür,
Türkiye'de de uzantısı vardır. İşte JİTEM ve
Ergenekon. Bunlar maaşlarını dahi Gladio'dan
alıyorlar. Ergenekon operasyonları diyorlar, bu
JİTEM'in tasfiyesi değildir. JİTEM Özal'dan beri
iş başındadır, NATO ile bağlantılıdır,
Gladio'dur. Neden üzerine gidilemiyor? Zaten
Özal suikastinin üstüne bile gidemiyorlar, neden
bunu aydınlatamıyorlar? Neden Özal'ın ölümü
aydınlatılamıyor? Özal'ın tasfiyesinin
aydınlatılacağını da zannetmiyorum. Özal'ın
tasfiyesi aydınlatılmayıncaya kadar açılım
maçılım olmaz, yapamazlar, yaptırmazlar. Derin,
kökleşmiş bir yapıdır. Katı faşist bir
zihniyettir. Bundan Anayasa tartışmalarına
geleceğim. Açılım dedikleri şeyi yine söylüyorum
def-dümbelek, çingene işine dönüştürdüler.
Burada Roman'ları bir aşağılama durumu yok,
onlara saygılıyım. Aslında AKP uzlaştı, yoksa
öyle anayasa falan değişikliğine de ihtiyacı
yoktu. İki yasa, iki madde değişikliği
yetiyordu. Birincisi seçim barajının
düşürülmesi, ikincisi parti içi demokrasi. Bu
ikisinin değiştirilmesi çok önemli. Ama AKP bunu
yapmıyor? Niye yapmıyor? Oyu mu yok? Var. 276 oy
bunu değiştirmeye yetiyor. İsteseler bir günde
çıkarabilirler. İki dakikalık iştir, bunu
yapmıyorlar. Çünkü istemiyorlar. Bu yapılsa
parti içi demokrasi gelecek, demokratların önü
açılacak, demokrasinin önü açılacak. Kürtlerin
temsil şansı doğacak. Bu iki madde değişikliği,
büyük değişiklik yaratacak. Öyle anayasa
değişikliği de değil bunlar, buna yasa
değişikliği yeter. AKP yapamıyor mu, yapabilir
ama yapmıyor. Çünkü uzlaştı. Kendi derdine
düştü. Kendini kurtarmaya çalışıyor. Dedim,
komplo derindir, kökü dışarıdadır, içeride
destekçileri vardır, çözüm istemiyorlar. Bu işin
arkasında Amerika var. Veli Küçük şu anda
cezaevindedir ama Ergenekon'un büyük kısmı
dışarıdadır. İşte Dalan Amerika'dadır, Çömez
İngiltere'dedir. Rusya'ya da gidip
gelmektedirler. Amerika her an tekrar bunları
destekleyebilir. Eskisi gibi darbe olur
demiyorum ama bin türlü oyunla iktidarı
alabilirler. İçeridekiler Ergenekon'un küçük bir
kısmıdır. Bu adamlar burayı basıp beni dahi
öldürebilirler, her yirmidört saat içinde bunu
yapabilirler. Veli Küçük'ten Genelkurmay
Başkanları dahi korkmaktadırlar. Madem
Ergenekon'un üzerine gidiyoruz diyorlar o halde
17 bin faili meçhulün de aydınlatılması gerekir.
Eğer bu 17 bin faili meçhulü aydınlatmazsan bu
170 bin olur. Faili meçhulleri aydınlatmıyorsun,
demek ki yalan söylüyorsun, kendini
kandırıyorsun. Sen kimi kandıracaksın Tayip,
Tayip bey!
Bu
anayasa tartışmalarıyla aslında Ankara merkezli
laik-milliyetçi hegemonik kesim -ki bunlar
devlet kapitalizmini temsil ediyorlar- ile kağıt
oyunlarıyla yılda kırk milyar dolarları haybeden
kazanan Kapitalist Finans'ı temsil eden
Konya-Kayseri merkezli muhafazakar islami kesim
faşizmi çatışmasıdır. Biz bunlara taraf
olmayacağız. Aslında demokratikleşme önündeki en
büyük engel AKP ve Erdoğan'dır, CHP ve MHP'nin
etkisi talidir. CHP ve MHP ulusalcı-ırkçı
faşisttir. AKP kapitalist faşisttir. BDP'nin bu
oyuna gelmemesi gerekiyor, referandum olsa da bu
tavrını koruması gerekiyor. Bugün 1918'deki
durum yeniden yaşanıyor gibi. 1916-20 sürecinden
sonra 1921 Anayasası oluştu. Bu anayasanın daha
sonra netleştirilip demokratikleştirilmesi
beklenirken 1924 anayasası ile -bu anayasada
tamamen Kürtlerin inkarı vardır- daha oligarşik
ve bürokratik bir anayasa haline getirildi.
Şimdi de AKP anayasası haline getiriliyor. Ben
buna AKP anayasası diyorum. Şu anda AKP
anayasası ile de Kürtler inkar edilmeye devam
ediliyor. Ben demokratik anayasa diyorum,
komplocu anayasa ile olmaz. Ben gelin 1921
Anayasasını yeniden güncelleyelim diyorum.
AKP
samimi değildir. Samimi olacaksa öncelikle öyle
anayasa değişikliklerinin yapılması da
gerekmiyor. Öncelikle seçim barajının
düşürülmesi ve parti içi demokrasiye ilişkin
yasal düzenlemelerin yapılması yeterlidir ama
bunu yapmıyor. AKP anayasa değişikliği adı
altında sadece kendini kurtarmaya çalışıyor.
Seçim barajı düşürülürse demokratik muhalefetin
önü açılacak, demokrasi gelişecek ve muazzam
gelişmeler olacak. Ancak AKP bu değişikliği
yapmıyor. Erdoğan'ın iradesinin olup olmadığını
bilmiyorum. Ya da iradesi var da dıştan mı
engelleniyor, bilemiyorum, net bir şey diyemem.
Eğer seçim barajı düşürülürse ve de parti içi
demokrasi için yasal düzenleme olursa AKP
demokrasi blokuna dahil edilir, o zaman
desteklenir. BDP tavrını ona göre belirler.
BDP'ye söylüyorum bahsettiğim iki madde; parti
içi demokrasi ve seçim barajı çok önemli,
bunların değişmesi şart. Bu temelde desteklenir.
BDP
bu tarihsel süreci anlamalıdır. Bu nedenle
olup-bitenin anlaşılması için siyaset
akademilerinin mutlaka kurulması gerekir
diyorum. Bugüne kadar anlamadılar, bari bundan
sonra anlasınlar.
Mahirlerin
katliamının kırkıncı yılı yaklaşıyor. Kırk yılı
bir, iki, üçüncü dönem diye adlandırdım. Üçüncü
dönemin sonuna geldik. Ben barış, çözüm
konusunda çok esnek yaklaştım. Zaman zaman
eleştiri de aldım. Bu eleştirilerin
sorumluluğunu da alıyorum. Çözüm için, barış
için '93'ten bugüne ateşkesler ilan ettim.
Elimden gelen ne varsa yaptım. Onlar tasfiyeyi
dayattı ben çözümü dayattım. Üçüncü dönem
boyunca çözüm için çok esnek yaklaştım, çok çaba
sarfettim.
Bundan
sonraki süreç varlıklarını koruma,
özgürlüklerini sağlama ve yaşatma sürecidir. Ben
bu hususu 160 sayfalık demokratik çözüm ve barış
belgesinde de belirtmiştim.
Herkesin
bilmesini istiyorum. Üçüncü dönem bitmiştir.
Kırk yıldır söylüyorum arkadaşlar anlamadılar.
Bari artık anlasınlar. Oyun büyüktür. Komplo
büyüktür. Tüm Kürtleri hedeflemektedir. KCK'nin
PKK'nin bilmesini istiyorum. Burdan bir mektup
göndermiştim. Mektup, ulaşmış.Mektubun cevabının
şimdiye kadar gelmesi gerekiyordu, gelmedi.
Belki mektuplar gelmiş, bana vermiyorlar. Bir
güç engelliyor. Mektuba el koydu bu güç. Bu
çözüm istemeyen tasfiyeci güçtür. Durum ciddi,
bunlar bu kadar güçlüler. İsteseler her an
burayı basıp beni öldürebilirler. Ben buradan
kimseye emir veremem, yönetemem, pratik liderlik
yapamam. Üçüncü dönem bitmiştir. Yeni dönem
Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü
sağlama dönemidir. KCK'ye PKK'ye söylüyorum,
kendi kararlarınızı kendiniz alacaksınız, ne
yapacaksanız siz bilirsiniz. Burayı her an
basabilirler, beni öldürebilirler. 24 saat
içinde de öldürülebilinirim. PKK KCK'yi
savaştırır mı, geliştirir mi bilemem. Bu kendi
bilecekleri iştir, kendi kararlarıdır. Bu üçüncü
dönemden sonra ben karışmayacağım. Burada
kimseye talimat veremem, bu şartlarım yok, bu
ahlaki de değildir. Ancak devlet bana gelip
"senin demokratik çözüm ve barış projeni kabul
ediyoruz" derse müzakere süreci başlanır.
Demokratik çözüm ve barış mektuplarıma henüz
cevaplar yok, bunun bile başlıbaşına bir anlamı
var. Eğer mektuplarımın cevapları bana ulaşırsa
hemen haberdar ederim.
Rusya
ve tarihiyle ilgili bir kitap da var, o da
getirilebilir. İlyada, Homeros, Yunan ve İbrani
tarih ve sanatıyla ilgili kitaplar da
getirilebilir. Bu minval de başka kitaplar da
olabilir. Bu saydığım kitaplar bana getirilen
bir derginin arkasında yazıyordu. Sanırım Say
yayınlarındandı.
Bismil'den
gelen mektuplar vardı. Bunlar cezaevinin değil.
Bunlar o yörede oturan köylüler tarafından
yazılmış. Bunlara cevap olarak şunu söylüyorum.
Bulundukları yerleri terk etmesinler, orada
yaşamlarını sürdürsünler. Ilısu barajı 90 köyü
kapsıyor. Bu köyler halkımızın tarihsel
dokularıdır. Bu köyler boşaltılmamalı. Bu tarih
katliamıdır, kültür katliamıdır. Tarihsel ve
kültürel soykırıma izin vermesinler. Demokratik
eylemliliklerini sonuna kadar kullansınlar. Bunu
Hasankeyf için de söylüyorum.
Hatip
onlar ne yapıyor? Biliyorsunuz cezaevinde. Yine
1500 tutuklu arkadaşımız var. Bu arkadaşlara ve
Hatip'e özel selamlarımı iletiyorum. Daha önce
de söylemiştim, Hatip onlar DTK'dır. DTK'nın KCK
ile bir alakası yoktur. DTK tamamen yasal ve
meşru bir oluşumdur. Bunu iyi anlatsınlar. Hatip
onlar bu yükün altından kalkarlar herhalde.
DTK'nın
tarihsel bir görevi var. BDP kadar önemlidir.
Avrupa ve Maxmur bir KCK birimidir ama DTK
tamamen bunların dışındadır. BDP tasfiye
konusunda çok dikkatli olmalıdır.
Roj
Tv yayınlarına devam ediyor mu? Teknik
aksaklıklar var mı? Roj tv çalışanlarına
selamlarımı iletiyorum. Cezaevindeki arkadaşlara
selamlarımı iletiyorum. Bismil'e ve Diyarbakır'a
özel selamlarımı iletiyorum. Yine Denizli ve
Bursada'ki halkımıza selamlarımı iletiyorum.
Herkese
selamlar.
İyi
günler.
31Mart2010 |