Abdullah Öcalan : Bir Halkı Savunmak

 

 

 

 

 

 

 

 


Yeni Dönem Kürtlerin Varlığını Koruma ve Özgürlüğünü Sağlama Dönemidir
 
 

     
Sağlık durumum bildiğiniz, gördüğünüz gibi. Pek değişiklik yok. Sağlığım bildiğiniz durumlara bağlı. Sağlıkla ilgili biraz sonra bir şeyler söyleyeceğim. Bu arada işte gelen bu mektuplar var. Bismil'den Aydın Yılmaz, Kazım, Halit ve arkadaşlarının gönderdikleri bir mektup var. Bunlar cezaevinden değiller.  Bunlar mektubu çok önceleri göndermişler ama yeni verildi. Bunlara cevap vereceğim. Ayrıca Ilısu barajıyla ilgili değerlendirmelerim olacak. Yine  cezaevinden gelen mektuplar var. Mektuplardan bazıları Cibranlı Halit'in cezaevindeki torunlarının. Diyarbakır cezaevinden Nesrin ……'in mektubu var. Siirt cezaevinden, İzmit cezaevinden gelen mektuplar var. Yine Erzurum cezaevinden İlboğa'dan gelen bir mektup var. Güzel mektuplar bunlar. Hepsine selamlarımı iletiyorum.

   Barzani seçimlere dış güçlerin müdahale ettiğini söylüyormuş.Kimmiş dış güçler? Bunu yeni mi anladı? Daha önce dikkatli olmalarını belirtmiştim. Yani Kürtler başarısız oldu deniliyor, öyle mi? Bunu neye bağlıyorlar, Barzani bunu nasıl açıklıyor? Sorun sadece sunnilerin seçimlere katılması ve Allavi'yi desteklemeleriyle birlikte artan sandalye sayılarının daha çok Kürt bölgesi dışındaki bölgelere verilmesiyle izah edilemez. O öyle değil, başarısızlar.

   Bu niye böyle oldu? Ellerine geçen fırsatı derhal zamanında değerlendireceklerdi, değerlendirmediler. Fırsatı zamanında kullanacaksın. Fırsatı zamanında kullanamazsan kaçırırsan, böyle bu hale gelirsin. Sana yedirmezler. Sadece Kerkük değil diğer yerlerde de böyle bir durum olabilir. Böyle giderse Kerkük'ü rüyalarında ancak görürler. Kerkük'ü de kaybedecekler. Bu konuya döneceğim.

      Anayasa değişiklik paketi tasarısının meclis'e sunulduğunu biliyorum, dinledim. Daha önce Anayasa komplosu demiştim. Anayasa değişikliğinden önce yapacakları iki tane yasal düzenleme var. Bir seçim barajının düşürülmesi, iki parti içi demokrasinin sağlanması. Buna değineceğim.

     Vedat Türkali, benim siyasi yönden zirvede olduğumu ve muhatap alınmam gerektiğini yazmış.Avni Özgürel, açılım konseptinin AKP'yi de aşan bir devlet konsepti olduğunu, meyvelerinin bir yıl içinde alınabileceğini, anayasa değişikliğinin de çok bir şey getirmeyeceğini belirtiyormuş. Hüseyin Gülerce'nin de farklılıklar bir zenginlik olduğu kabul edilecekse seçim barajının mutlaka düşürülmesi gerekir. Silahların susması isteniyorsa bu yapılmalıdır  diye yazmış. Biz de öyle diyoruz. Radyo'dan da dinledim. Anayasa değişikliğine ilişkin programa telefonlar yağıyordu. Türk halkının büyük çoğunluğu da seçim barajının düşürülmesini istiyor.

      Almanya Başbakanı Merkel ile BDP  görüşmesinde önemli bir şey konuşulmamış herhalde.  

      Brüksel'deki yürüyüş için bu konuda daha önce söylediklerimden ve savunmamdan yararlanarak bir mesaj derlenebilir. Amara yürüyüşü için de aynı şekilde bu konuda daha önce söylediklerimden yararlanarak buraya da bir mesaj gönderilebilir.

   Kadınların 23-24 Nisan'da Diyarbakır'da düzenleyeceği  Kürt Kadın Konferansına bir mesaj göndereceğim, daha zaman var. Ama bugünkü konuşmalarım da kadınlara bir mektup olarak verilebilir.

   Demokratik Anayasa Mitingini düzenleyenler demokratik Anayasa koalisyonlarını derhal ilan etmeliler. EDP kuruldu. Çatı Partisi çalışmaları da var. Benim sloganım "Komplocu Anayasa'ya Hayır Demokratik Anayasa'ya Evet" tir. Demokratik bir anayasa için Demokratik Anayasa Konvansiyonu'nu, Meclisini öneriyorum. Bu Meclis 500 kişiden oluşmalıdır. Yedi bölgeden, her çevreden, her kesimden  temsil sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde katılımcı, demokratik bir anayasa oluşturulur. Bugün söylediklerimden de yararlanarak bu konuda bir mesaj düzenlenebilir.

   Maxmur'dan 200 çocuğun gönderdiği  mektupların içeriği nedir? Onlar için birşey söyleyeceğim. Onlar Kürtlerin ve Kürdistan'ın çiçekleridir, teminatıdır. Bunlar bizim özgürlüğümüzün model birimleridir. Mektup gönderen her bir çocuğa benim adıma tek tek Kürtçe kartla cevap verilebilir.

   Cengiz bunu anlamamış, bu kadar basit değil. AKP zaten bazı güçlerle uzlaşmış, anayasa değişikliğiyle bunun üstünü örtmeye çalışıyor.

   Sermaye çevrelerinin seçim barajının düşürülmesi gerektiğini tespit etmeleri iyi. Demokrasi için bu olmalıdır. Bunlar biliyorlar, araştırıyorlar, çevrelerinde birçok profesör var, akademisyenler var, onlarla çalışıyorlar, tespit yapıyorlar, tespitleri doğrudur, tespitlerine aynen katılıyorum.

   Mandela'ya mektubum ulaşmış mı? İyi, güzel. Ben aslında Mandela'ya güvenerek Güney Afrika'ya gitmek istiyordum. Ancak bildiğiniz gibi CIA ve diğer komplocu güçler buna engel oldu. Onlara güvenimizi ve dostluğumuzu anlatacaktım. Daha önce belirttiklerimden de yararlanarak ek bir mektupla bu kendisine iletilebilir.

      Bölgede ne var? Operasyonlar nasıl? Bu mayınlar patlıyor, iki-üç kişi ölmüş. Tamam, olayı biliyorum. Mayın patlamasında yaşamını yitiren askerlerden birinin babası, "açılım olsun bu ölümler son bulsun" diyor. Biz de açılım istiyoruz ama bu vicdansızlar gerekli olanı yapmıyorlar, çok üzücü.

      Bugün yapacağım konuşmayı bu tarihte  şehit düşen Mahir Çayan ve arkadaşlarına adıyorum, onları anıyorum. Bugünkü konuşmamda otobiyografim hakkında kısa bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Buna daha önce de biraz değinmiştim. Mahirlerin katledilişinin 40. yılına yaklaşıyoruz. Bu vesileyle bugünkü değerlendirmeyi Mahirlerin anısına adıyorum. Özellikle Türkiye devrimci gençliğinin bunu iyi bilmesi gerekiyor. Benim çıkışım biraz da bu arkadaşların katliamına cevap olma şeklindedir. Biliniyor bizim çıkışımız Türkiye devrimci güçleri arasından bir çıkıştır, 70'lerde biz de devrimci gençlik hareketinin bir parçasıydık. Dev-Genç'in sempatizanıydım, DDKO içinde de yer almıştık. Mahirlerin katledilmesiyle başlayan, biraz da bu katliamların atmosferinde bir çıkış yapılmıştır.

    Daha önceki görüşmelerde dile getirmiştim. Bizim mücadeleyi üç döneme ayırıyorum. Bunların her birisi yaklaşık onar yıl sürmüştür. Birinci dönem '73'te başlayıp -1973'te özerk grup kararı vardı- '84'e kadar gelen süreçtir. '84-93 Özal dönemine kadarki sürece ikinci dönem; '93'te başlayıp 2002-2003'e kadar devam eden sürece de üçüncü dönem diyorum. Bu dönemi aslında o tarihte sonlandıracaktım. Ancak çeşitli nedenlerle bu güne kadar geldi.

   Birinci dönem '73'te başlayıp '84'e kadar gelen süreçtir. Birinci dönemin ilk halkası 1973-78 arası Haki Karer ve diğer arkadaşlarla birlikte olduğumuz dönemdir. Bu dönemde biz soruna milli mesele olarak bakıyorduk. Bu dönemde ayrı bir oluşum olarak çıkma düşüncemiz yoktu. Ancak çekirdek arkadaşlar vardı. Ali Haydar Kaytan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan'ın içinde bulunduğu bu grupla 1976'lara kadar gelindi. Bunlar daha Kürdistani bir mücadeleyi ön planda tutuyorlardı. Nitekim 1976'ya kadar bu tartışmalar devam etti. Kemal Pir ve Haki Karerlerin de -ki bu arkadaşlar Türktür-  dahil olduğu 1976'larda giderek Kürt ve Kürdistan eksenli sosyalist bir çıkışa doğru gidildi. 1978'de de PKK olarak ayrı bir örgütlenmeye gidildi. Bilinen partileşme süreci yaşandı. 1979'larda yurt dışına çıkma süreci başlatıldı. 1980'lere gelindiğinde bilinen o darbe yaşandı. Diyarbakır cezaevinde yoğun tutuklamalar ve inanılmaz işkenceler yaşanıyordu. Diyarbakır'da yaşanan bu sürece ve daha önce  yaşanan katliamlara cevap olabilmek için silahlı mücadele için hazırlıklara başlandı. 1980 darbesiyle birlikte Silahlı mücadeleye bir bakıma Diyarbakır cezaevinin kurtarılışı da diyebiliriz. Biz aslında silahlı mücadeleyi 1982-1983 yılında başlatacaktık. Bilinen 1984 atılımının aslında iki üç yıl önce yapılmasını planlanmıştık. 1982'de 1983'te başlatılması gerekirken, defalarca eleştirisini yaptığım o cevap olabilme ancak 1984'te gerçekleştirilebilindi. Hazırlık döneminin uzun sürmesi nedeniyle biraz da gecikmeli oldu.

   İkinci dönem 1984-93 arasıdır. Yaklaşık on yıllık bir sürece tekabül eder. Her dönem neredeyse onar yıllık bir süreci kapsar. Bu dönem biliniyor, daha önce çok yazıldı, çizildi. Biliniyor bu dönem silahlı mücadelenin yükseltildiği, yoğun çatışmaların olduğu dönemdir. Ancak bu süreç aynı zamanda yoğun bir şekilde Kürt sorunun çözüm arayışlarımın olduğu bir süreçtir de.  '90'lara kadar ben Ulus-Devlete inanıyordum. Her ulusun bir devleti olması gerekir diye düşünüyordum. Stalin de böyle ele alıyordu. Ancak 1990'larda Reel Sosyalizmin çöküşü ve Çin'in kapitalizme yönelmesi olayı yaşandı. Bu deneyimlerden sonra Kürt sorunun demokratik çözümü için ciddi arayışlar içine girdim ama net bir çözüm metoduna ulaşamadım. Bu arayışlarım devam etti. Bu nedenle 90-95 arasını siyasal bunalım süreci olarak niteliyorum. Oysa ki her ulusun devleti olması anlayışı aslında sosyalizme ihanettir. Reel Sosyalizm örneği devletin sorunları çözemeyeceğinin hatta daha da ağırlaştıracağı gerçeğini ortaya koymuştur. Peki devlet ne olmalı? Devlet, uzmanlık ve tecrübenin biriktiği küçük bir idare aygıtı olmalıdır, küçültülmelidir. Ben buna devletin reorganizasyonu diyorum. Devletin yanında demokrasi olmalıdır. Ben halkı esas alıyorum, örgütlüyorum, demokratik konfederalizm diyorum. Demokratik Konfedaral sistemi esas alıyorum. Bunu Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmamda da dile getirdim, ondan yararlanılabilir. Ortadoğu sorunlarının çözümü de bundan geçer, bu sistem Ortadoğu için ilaç gibidir. Dünya içinde bu sistemi öneriyorum. Siyasal bunalımı bu sistemle aştık ve bu temelde tasfiyeci anlayışa değişim-dönüşümle cevap verdik, değişim-dönüşümü sağladık.

   1993'lere gelindiğinde '93'ten 2002'ye kadar süren döneme üçüncü dönem diyorum. Ben bu sürece tasfiye ve çözüm süreci diyorum. Üçüncü dönem Özal ile başlıyor. Talabani'nin aracılık ettiği daha sonra Erbakan, Ecevit ile devam eden bir süreçti. Sorunun çözüm şansının olduğu bu dönemde bütün muhataplarımız sırasıyla tasfiye edildiler. Kim bu sorunu çözmek istediyse tasfiye edildi. Özal tasfiye edildi öncesinde suikaste uğradığı da biliniyor. Özal ve partisi bu sürece iyi hazırlanmamıştı, hazırlıksız yakalandı. Sonuçta hem kendisi hem partisi tasfiye edildi. Daha sonra Erbakan'ın çağrısı olmuştu. Erbakan'ın çağrısına olumlu yanıt verdim. Çözüm ve diyaloga samimi yaklaştım. Oldukça şans tanıyan, barışçıl ve yumuşak bir tutum sergiledim. Ateşkes önerisinde bulunuyordu. Ben ona da olumlu yanıt verdim. Çözüm için Erbakan da muhatap olmak istiyordu onu da tasfiye ettiler. Erbakan da, partisi de yine bu sürece hazırlıklı değillerdi. 28 Şubat müdahalesiyle bu süreç sonlandırıldı. Bu tasfiyeci güçler açısından 28 Şubat süreci aslında tam olarak tamamlanamadı. Sonuçta Erbakan ve partisi de tasfiye edilmiş oldu. '99'dan sonra Ecevit'in de çabaları oldu, bir şeyler yapmak konusunda samimiydi. Ecevit'in yaklaşımı küçümsenmemeli. Onun sağlığını bozdular, felç ettiler, bilinçli yaptılar. Tam da o süreçte Irak müdahalesi gündeme geldi. Ecevit müdahaleye karşıydı. Eceviti de tasfiye ettiler. Üçüncü dönem boyunca tüm muhataplarımız tasfiye edildi. Dışarıdan bir güç muhataplarımızı tek tek tasfiye ediyordu.

   2002'de AKP geldiğinde Abdullah Gül'e mektup yazdım, bir yanıt alamadım. Erdoğan'a da yazdım biliniyor. 160 Sayfalık Açılım başlıklı Yol Haritası'nı yazdım, verdim. En son yazdığım mektuplar var hala yanıt alamadım. Mektuplar soruluyor, merak ediliyor değil mi? Hayır ulaşmadı, onu da ayrı değerlendireceğim, neden ulaşmadığını da değerlendireceğim. Bu dönemlere dönecek olursak birinci dönem 1970-83; ikinci dönem 84-93; üçüncü dönem 93-2002 ardından uzatma ve oyalamalarla bu güne gelindi. Aslında ben üçüncü dönemin 2002-2003'te bittiğini ilan edecektim. 2002'den bu yana olan 7-8 yılı üçüncü dönemin uzatmaları olarak niteliyorum. 2002'lerde biliniyor AKP hükümete geldi. O dönem çözüm için Başbakan Gül'e mektup yazmıştım ancak cevabını alamadım. Daha sonra Ahmet onlar dolaylı yollardan devlet yetkilileriyle görüştüklerini, aldıkları bilgileri bana ilettiler. Biraz sabretmemizi, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı'na hazırlandığını, bu iş bir bitsin bir şeylerin yapılacağını belirttiler. 2007'den sonra ise bazı adımlar atıldı ancak bunun da AKP'nin sahte açılımı olduğu ortaya çıktı. Gelinen noktada Kürt açılımı, Roman açılımına dönüştü. Kürt açılımı bir def-darbuka-dümbelek açılımına dönüştü. Romanları küçümsemiyorum onlara da saygı duyuyorum ama açılımın geldiği durum bu. 

   Adına tasfiye ve çözüm dediğim üçüncü dönem bitti. Açık net ve kesin bir şekilde üçüncü dönemi sonlandırıyorum. Üçüncü dönem boyunca sürekli tasfiye edilmeye çalışıldık, hem biz hem muhataplarımız tasfiye edilmek istendi. Biz tasfiyeye karşı değişim dönüşüm hamlesini yaptık.

   Burada bir parantez açıp Barzani'ye son Irak seçimleri üzerinden şu değerlendirmede bulunuyorum. Talabani ve Barzani'ye önemli mesajım olacak. ABD'ye öyle fazla güvenmesinler. Seçim sonuçlarıyla Irak'ta da bir tasfiye süreci başlayabilir, uyarıyorum. Öyle küçük oluşumunu alır başına yıkarlar, sizi de tanımayacaklar. Irak'ta milliyetçi Araplar güçlenirse Saddam rejimini de aşan katliamlar gelişebilir. Uyarıyorum bir Halepçe değil on Halepçe gelişebilir. Her şeyi tek tek ellerinizden alacaklar. Kerkük'ü-merkükü sizin için hayal haline getirecekler. Kürtler Kerkük'ü kaybedebilir hatta diğer yerleri, Erbil, Süleymaniye'yi de kaybedebilirler. Sen zamanında yapılması gerekeni yapmayacaksın şimdi de seçim sonuçlarından memnun olmayacaksın öyle olmaz. Güneyli Kürtlere önerim de daha önce de belirtmiştim, beş teorik ilke dört pratik  önerimi göz önünde bulundurarak Kuzeydekilerle birlikte Filistin örneğindeki gibi Ulusal Meclis, Ortak Yürütme ve Ortak savunmayı yani savunma güçlerini ortaklaştırmalarını öneriyorum. Bu yapılırsa bir çok şey kurtarılabilinir.  İran'daki halkımız da Zağros bölgesinde gerekli savunmalarını oluşturabilirler. Komplo büyüktür, bütünlüklüdür. Tüm Kürdistan'ı hedeflemektedir. Komplonun arkasında ABD var, NATO var. ABD'ye bel bağlamasınlar, komplonun tamamını görmeleri gerekiyor. Bunların anlama sorunları mı var,  anlamıyorlar mı? Defalarca belirttim, ricada bulundum, anlayın artık. Bu görüşlerimi Talabani'ye de Barzani'ye de ayrı ayrı mektuplarla, uygun bir dille kesinlikle yazmak lazım. Benim görüşlerimi lütfen takip etsinler. Kürt oluşumuna izin vermeyecekler, somut bilgilerim var. AKP'nin görünen yüzüne de aldanmasınlar gerçek yüzünü görsünler.

   Komployla amaçlanan geniş kapsamlı bir Türk-Kürt çatışması yaratmaktı. Komplo sonucu buraya getirildiğimde Türkiye'nin buraya getirilişimden kısa süre önce haberi olmuş. Bu konuda Oltan Sungurlu geçen bir gazetede sanırım Yeni Şafak'ta olabilir, satır aralarında okudum, şöyle diyor; "'99'da Öcalan'ı ABD'den teslim almamız, buraya getirmemiz büyük hata oldu, Türkiye oldu-bittiye getirildi" diyor.  Türkiye'nin beni almaya hazırlığı da yoktu. Böyle bir planı da  yoktu. Bu ABD'nin NATO'nun planıdır, dışarıdan güçlerdir, Türkiye'nin içinde de bağlantıları vardır. NATO-Gladio Avrupa'da çok güçlüdür, Türkiye'de de uzantısı vardır. İşte JİTEM ve Ergenekon. Bunlar maaşlarını dahi Gladio'dan alıyorlar. Ergenekon operasyonları diyorlar, bu JİTEM'in tasfiyesi değildir. JİTEM Özal'dan beri iş başındadır, NATO ile bağlantılıdır, Gladio'dur. Neden üzerine gidilemiyor? Zaten Özal suikastinin üstüne bile gidemiyorlar, neden bunu aydınlatamıyorlar? Neden Özal'ın ölümü aydınlatılamıyor? Özal'ın tasfiyesinin aydınlatılacağını da zannetmiyorum. Özal'ın tasfiyesi aydınlatılmayıncaya kadar açılım maçılım olmaz, yapamazlar, yaptırmazlar. Derin, kökleşmiş bir yapıdır. Katı faşist bir zihniyettir. Bundan Anayasa tartışmalarına geleceğim. Açılım dedikleri şeyi yine söylüyorum def-dümbelek, çingene işine dönüştürdüler. Burada Roman'ları bir aşağılama durumu yok, onlara saygılıyım. Aslında AKP uzlaştı, yoksa öyle anayasa falan değişikliğine de ihtiyacı yoktu. İki yasa, iki madde değişikliği yetiyordu. Birincisi seçim barajının düşürülmesi, ikincisi parti içi demokrasi. Bu ikisinin değiştirilmesi çok önemli. Ama AKP bunu yapmıyor? Niye yapmıyor? Oyu mu yok? Var. 276 oy bunu değiştirmeye yetiyor. İsteseler bir günde çıkarabilirler. İki dakikalık iştir, bunu yapmıyorlar. Çünkü istemiyorlar. Bu yapılsa parti içi demokrasi gelecek, demokratların önü açılacak, demokrasinin önü açılacak. Kürtlerin temsil şansı doğacak. Bu iki madde değişikliği, büyük değişiklik yaratacak. Öyle anayasa değişikliği de değil bunlar, buna yasa değişikliği yeter. AKP yapamıyor mu, yapabilir ama yapmıyor. Çünkü uzlaştı. Kendi derdine düştü. Kendini kurtarmaya çalışıyor. Dedim, komplo derindir, kökü dışarıdadır, içeride destekçileri vardır, çözüm istemiyorlar. Bu işin arkasında Amerika var. Veli Küçük şu anda cezaevindedir ama Ergenekon'un büyük kısmı dışarıdadır. İşte Dalan Amerika'dadır, Çömez İngiltere'dedir. Rusya'ya da gidip gelmektedirler. Amerika her an tekrar bunları destekleyebilir. Eskisi gibi darbe olur demiyorum ama bin türlü oyunla iktidarı alabilirler. İçeridekiler Ergenekon'un küçük bir kısmıdır. Bu adamlar burayı basıp beni dahi öldürebilirler, her yirmidört saat içinde bunu yapabilirler. Veli Küçük'ten Genelkurmay Başkanları dahi korkmaktadırlar. Madem Ergenekon'un üzerine gidiyoruz diyorlar o halde 17 bin faili meçhulün de aydınlatılması gerekir. Eğer bu 17 bin faili meçhulü aydınlatmazsan bu 170 bin olur. Faili meçhulleri aydınlatmıyorsun, demek ki yalan söylüyorsun, kendini kandırıyorsun.  Sen kimi kandıracaksın Tayip, Tayip bey!

   Bu anayasa tartışmalarıyla aslında Ankara merkezli laik-milliyetçi hegemonik kesim -ki bunlar devlet kapitalizmini temsil ediyorlar- ile kağıt oyunlarıyla yılda kırk milyar dolarları haybeden kazanan Kapitalist Finans'ı temsil eden Konya-Kayseri merkezli muhafazakar islami kesim faşizmi çatışmasıdır. Biz bunlara taraf olmayacağız. Aslında demokratikleşme önündeki en büyük engel AKP ve Erdoğan'dır, CHP ve MHP'nin etkisi talidir. CHP ve MHP ulusalcı-ırkçı faşisttir. AKP kapitalist faşisttir. BDP'nin bu oyuna gelmemesi gerekiyor, referandum olsa da bu tavrını koruması gerekiyor. Bugün 1918'deki durum yeniden yaşanıyor gibi. 1916-20 sürecinden sonra 1921 Anayasası oluştu. Bu anayasanın daha sonra netleştirilip demokratikleştirilmesi beklenirken 1924 anayasası ile -bu anayasada tamamen Kürtlerin inkarı vardır- daha oligarşik ve bürokratik bir anayasa haline getirildi. Şimdi de AKP anayasası haline getiriliyor. Ben buna AKP anayasası diyorum. Şu anda AKP anayasası ile de Kürtler inkar edilmeye devam ediliyor. Ben demokratik anayasa diyorum, komplocu anayasa ile olmaz. Ben gelin 1921 Anayasasını yeniden güncelleyelim diyorum.

   AKP samimi değildir. Samimi olacaksa öncelikle öyle anayasa değişikliklerinin yapılması da gerekmiyor. Öncelikle seçim barajının düşürülmesi ve parti içi demokrasiye ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması yeterlidir ama bunu yapmıyor. AKP anayasa değişikliği adı altında sadece kendini kurtarmaya çalışıyor. Seçim barajı düşürülürse demokratik muhalefetin önü açılacak, demokrasi gelişecek ve muazzam gelişmeler olacak. Ancak AKP bu değişikliği yapmıyor. Erdoğan'ın iradesinin olup olmadığını bilmiyorum. Ya da iradesi var da dıştan mı engelleniyor, bilemiyorum, net bir şey diyemem. Eğer seçim barajı düşürülürse ve de parti içi demokrasi için yasal düzenleme olursa AKP demokrasi blokuna dahil edilir, o zaman desteklenir.  BDP tavrını ona göre belirler. BDP'ye söylüyorum bahsettiğim iki madde;  parti içi demokrasi ve seçim barajı çok önemli, bunların değişmesi şart. Bu temelde desteklenir.

   BDP bu tarihsel süreci anlamalıdır. Bu nedenle olup-bitenin anlaşılması için siyaset akademilerinin mutlaka kurulması gerekir diyorum. Bugüne kadar anlamadılar, bari bundan sonra anlasınlar.

   Mahirlerin katliamının kırkıncı yılı yaklaşıyor. Kırk yılı bir, iki, üçüncü dönem diye adlandırdım. Üçüncü dönemin sonuna geldik. Ben barış, çözüm konusunda çok esnek yaklaştım. Zaman zaman eleştiri de aldım. Bu eleştirilerin sorumluluğunu da alıyorum. Çözüm için, barış için '93'ten bugüne ateşkesler ilan ettim. Elimden gelen ne varsa yaptım. Onlar tasfiyeyi dayattı ben çözümü dayattım. Üçüncü dönem boyunca çözüm için çok esnek yaklaştım, çok çaba sarfettim.

   Bundan sonraki süreç varlıklarını koruma, özgürlüklerini sağlama ve yaşatma sürecidir. Ben bu hususu 160 sayfalık demokratik çözüm ve barış belgesinde de belirtmiştim.

   Herkesin bilmesini istiyorum. Üçüncü dönem bitmiştir. Kırk yıldır söylüyorum arkadaşlar anlamadılar. Bari artık anlasınlar. Oyun büyüktür. Komplo büyüktür. Tüm Kürtleri hedeflemektedir. KCK'nin PKK'nin bilmesini istiyorum. Burdan bir mektup göndermiştim. Mektup, ulaşmış.Mektubun cevabının şimdiye kadar gelmesi gerekiyordu, gelmedi. Belki mektuplar gelmiş, bana vermiyorlar. Bir güç engelliyor. Mektuba el koydu bu güç. Bu çözüm istemeyen tasfiyeci güçtür. Durum ciddi, bunlar bu kadar güçlüler. İsteseler her an burayı basıp beni öldürebilirler. Ben buradan kimseye emir veremem, yönetemem, pratik liderlik yapamam. Üçüncü dönem bitmiştir. Yeni dönem Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama dönemidir. KCK'ye PKK'ye söylüyorum, kendi kararlarınızı kendiniz alacaksınız, ne yapacaksanız siz bilirsiniz. Burayı her an basabilirler, beni öldürebilirler. 24 saat içinde de öldürülebilinirim. PKK KCK'yi savaştırır mı, geliştirir mi bilemem. Bu kendi bilecekleri iştir, kendi kararlarıdır. Bu üçüncü dönemden sonra ben karışmayacağım. Burada kimseye talimat veremem, bu şartlarım yok, bu ahlaki de değildir. Ancak devlet bana gelip "senin demokratik çözüm ve barış projeni kabul ediyoruz" derse müzakere süreci başlanır. Demokratik çözüm ve barış mektuplarıma henüz cevaplar yok, bunun bile başlıbaşına bir anlamı var. Eğer mektuplarımın cevapları bana ulaşırsa  hemen haberdar ederim.

   Rusya ve tarihiyle ilgili bir kitap da var, o da getirilebilir. İlyada, Homeros, Yunan ve İbrani tarih ve sanatıyla ilgili kitaplar da getirilebilir. Bu minval de başka kitaplar da olabilir. Bu saydığım kitaplar bana getirilen bir derginin arkasında yazıyordu. Sanırım Say yayınlarındandı.

   Bismil'den gelen mektuplar vardı. Bunlar cezaevinin değil. Bunlar o yörede oturan köylüler tarafından yazılmış. Bunlara cevap olarak şunu söylüyorum. Bulundukları yerleri terk etmesinler, orada yaşamlarını sürdürsünler. Ilısu barajı 90 köyü kapsıyor. Bu köyler halkımızın tarihsel dokularıdır. Bu köyler boşaltılmamalı. Bu tarih katliamıdır, kültür katliamıdır. Tarihsel ve kültürel soykırıma izin vermesinler. Demokratik eylemliliklerini sonuna kadar kullansınlar. Bunu Hasankeyf için de söylüyorum.

   Hatip onlar ne yapıyor? Biliyorsunuz cezaevinde. Yine 1500 tutuklu arkadaşımız var. Bu arkadaşlara ve Hatip'e özel selamlarımı iletiyorum. Daha önce de söylemiştim, Hatip onlar DTK'dır. DTK'nın KCK ile bir alakası yoktur. DTK tamamen yasal ve meşru bir oluşumdur. Bunu iyi anlatsınlar. Hatip onlar bu yükün altından kalkarlar herhalde.

   DTK'nın tarihsel bir görevi var. BDP kadar önemlidir. Avrupa ve Maxmur bir KCK birimidir ama DTK tamamen bunların dışındadır. BDP tasfiye konusunda çok dikkatli olmalıdır.

   Roj Tv yayınlarına devam ediyor mu? Teknik aksaklıklar var mı? Roj tv çalışanlarına selamlarımı iletiyorum. Cezaevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Bismil'e ve Diyarbakır'a özel selamlarımı iletiyorum. Yine Denizli ve Bursada'ki halkımıza selamlarımı iletiyorum.

   Herkese selamlar.

   İyi günler.

31Mart2010 

 
   
   
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com